GURABA İSLAM الإسلام الغرباء

Sorulu Cevaplı Fıtrat Konusu..

17:16
F I T R A T K O N U S U



بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ



Soru … 1 : Fıtrat ne demektir ?



Cevap … 1 : Fıtrat F-T-R kökünden türemiş bir kelimedir. Yaratma anlamına gelen bu kelime, yoktan var edişten ziyade, emsalsiz yaratma, bir gaye için bir şeyin ortaya konulması, çıkartılması, var edilmesi anlam-larına gelmektedir.



Diğer bir ifadeyle Fıtrat : Örneksiz ilk yaratılış, yokluktan vücut sahasına Allah’ın iradesi ve kendisine has özellikleri ile birden çıkışı anlamına da gelir…. Bunun için fıtrata “ tabiat ” da denilmiştir.



Dini terim olarak ise fıtrat : “ Allah-u Teâlâ’nın mahlûkatı kendisini tanıtacak, insanı da mahlukata bakarak Allah’ı bilip tanıyacak, iman edip ibadet edecek kabiliyet, hal ve istidat üzere yaratmasıdır.”



İbn-i Manzur. Lisanu’l - Arab : 7 / 55



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 2 : Fıtratı selime’den kasıt nedir ?



Cevap … 2 : Fıtratı selime demek ; bozulmamış, tertemiz aslına uygun yaratılış, demektir.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 3 : Her insan fıtrat üzere doğar’dan kasıt nedir, bunu nasıl anlamamız lazım ?



Cevap … 3 : İnsanın fıtrat üzere doğması demek ; Allah’ın varlığını birliğini anlayacak, tevhidi gerçekleştirebilecek, iman edebilecek, ibadet edebilecek, iyi şeylerden lezzet duyacak ve kötü şeylerden de rahatsız olacak şekilde, bedenen ve ruhen yaratılmış olması demektir.



Nitekim yüce Allah Kur’ân-ı kerimde bu konuda şöyle buyurur :



“ Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din budur. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler. “

Rum : 30



Peygamberimiz s.a.v ise bu Ayeti açıklar mahiyette şöyle buyurur :


“ … Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Ancak anne ve babası onu ya Yahudi yapar, ya Hıristiyan yapar, ya Mecusi yapar [ ya da müşrik yapar ]. Her doğan uzuvları mükemmel olarak doğar. Siz yaratılışta bir eksiklik görüyor musunuz ? .”



Buhari : 10.c.4653.S – Müslim : 8.c.2658.N

Hadisteki “ …. Ya da müşrik yapar … “ ifadesini : Acurri Şeria’da zikreder.



Rivayet edildiğine göre İbn-i Abbas r.a bu hadise dayanarak fıtratı, İslam olarak açıklamış ve “ Her doğan İslam fıtratı üzere doğar ” buyurmuştur.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 4 : İnsan, hiç kimseden öğrenmese bile - fıtratının gereği - Allah’ın varlığını birliğini bilir mi ?



Cevap … 4 : Evet bilir … Çünkü insanoğlu daha bu aleme gelmezden önce Allah’ın varlığını, birliğini, rabblığını, rabbaniyetini taa orada - yani ruhlar aleminde - kabul ve itiraf etmiştir…



Allah’u Azze ve Celle bu konuda şöyle buyurmaktadır :



وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِن بَنِي آدَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ قَالُواْ بَلَى شَهِدْنَا أَن تَقُولُواْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَذَا غَافِلِينَ



“ Rabbin Ademoğlunun sırtlarından zürriyetini çıkarmış ve onları kendi nefisleri üzerine şahit tutarak ; “ ben sizin rabbiniz değil miyim ? “ diye onlara hitabetmişti. Onlar da : evet ; biz buna şahidiz demişlerdi. İşte bu, yarın kıyamet günü, bizim bundan haberimiz yoktu, dememeniz içindir. “



A’raf : 172



Bu Ayet’i celilenin tefsiri ile alakalı bir hadisi şerifte şöyle anlatılmaktadır :



{ … İbn Abbâs'tan, onun da Peygamber s.a.v den rivayetine göre ; Pey-gamber s.a.v şöyle buyurmuştur : Allah Teâlâ daha insanlar Âdem'in sulbünde iken onlardan Nu'mân da - yani Arafat’da - söz almıştır. Onun sulbünden yarattığı her zürriyyeti çıkarmış, önünde yaymış, saçmış, sonra onlarla yüzyüze konuşarak : Ben sizin Rabbiniz değil miyim ? demişti. Onlar da şöyle demişlerdi : Evet, biz buna şahidiz. Allah’ta buyurdu ki : Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz, veya Bizi, bâtıla dalanların yaptıkları yüzünden helak mı edeceksin ? demeyesiniz diye, bunu böyle yaptık. }



AHMED : 1 / 272 – 2451.N – HAKİM : 2 / 325 – İBN EBİ ASIM SÜNNE : 202.N – ALBANİ SAHİHA : 1623.N



İşte bu Ayeti celile ve onu tefsir eden hadisi şerifte de anlatıldığı gibi ; Allah’u Azze ve celle insanlığın babası olan Ademi ve onun zürriyetini taa ruhlar aleminde teker teker çıkarmış ve onları karşısına alarak ; أَلَسْتَ بِرَبِّكُمْ “ … ben sizin rabbiniz değil miyim ? … “ buyurmuş ve onlar da ; evet ! ne demek tabi ki sen bizim rabbimizsin, diye bunu ikrar etmişlerdir…



İşte bu gösteriyor ki, Adem ve onun sülbünden gelecek olan bütün insanlık Allah’ın varlığını, birliğini ve O’nun rablığını ve rabbaniyetini kabullenmiş bir şekilde bu aleme gelirler.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 5 : İnsanın taa ruhlar aleminde Allah’ın rablığını ve rabbani-yetini kabullenmesi ve bu minval üzere dünyaya gelmesi ne anlama gelmektetir, bunu biraz açar mısınız ?



Cevap … 5 : İnsanın ruhlar aleminde Allah’ın rablığını ve rabbaniyetini kabullenmiş bir şekilde bu dünyaya gelmesi demek, her şeyden önce :



1 - O’nun varlığını ve birliğini kabul etmiş bir şekilde bu alame gelmesi demektir.

2 - O’nun halıklığını - yani yaratıcılığını - kabul etmiş bir şekilde bu alame gelmesi demektir.

3 - O’nun razıklığını - yani rezzak olduğunu - kabul etmiş bir şekilde bu alame gelmesi demektir.

4 - O’nun muhyil ve mumit - yani öldüren ve dirilten olduğunu - kabul etmiş bir şekilde bu alame gelmesi demektir.

5 - O’nun - Mudebbiru’l emr olduğunu - Yani, kainattaki bütün mahlukatın ihtiyacını anında tedbir ve tedarik edenin O olduğunu kabul etmiş bir şekilde bu alame gelmesi demektir.



İşte bütün insanlık, daha bu aleme gelmezden evvel, Allah’ın Rabblığı ve rabbaniyeti ile alakalı bu meseleleri taa orada kabul ve itiraf etmiş ve sonra da bu aleme gelmişlerdir….. Yani selim bir fıtratla bu dünya’ya gelmişlerdir.





İşte bizim fıtratı selime dediğimiz olay budur….. Bu olay, bir proğram halinde insanlara taa orada işlenmiştir….





Soru … 6 : Bir insan hiçbir amel yapmadan sadece - fıtratının gereyi - kendisinde var olan bu inancıyla ölse, bunun kendisine bir faydası olur mu, bunun izahını yapar mısınız ? …



Cevap … 6 : İnsana, bu inanç üzere gittiğinde fayda ancak, kendisine ikinci misak ulaşmamışsa olur… Yani ; kendisine niçin yaratıldığını anlatan bir peygamber gelmemişse, bu inancının faydasını görür.



Ama böyle bir kimseye peygaberin mesajı ulaşmış ise, - yani günümüz tabiriyle kendisine Kur’an ve sünnet ulaşmış ise - bu inancı kendisini asla urtarmaz.



Rabbimizin şu Ayeti celilesi bizlere bu anlamda güzel bir mesaj vermektedir.



وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً”………….



“ …….. Biz resul göndermedikçe azab edici değiliz ……… ”

İSRA : 15.AY.



Yani ; Allah’u Teala Resullerini gönderip hüccet ikamesi yapılmadan hiç kimseye azab etmeyeceğini açıkça beyan etmektedir…



Bu neyi gösteriyor ? … Bu ; ikinci misak olayı gerçekleşmemiş ise, insanın fıtratının gereyi bildiği şeyler kendisini kurtarır, ama resul gelmiş ise, bu inancının kendisine yeterli olmayacağı demektir.



Çünkü insanın fıtratının gereği olarak bilmesi ve yapması gereken meseleler başkadır, yaratılışının icabı olarak bilmesi ve yapması gereken meseleler daha başkadır… Daha açık bir ifadeyle ;



İnsanın bu aleme gelmeden önce kendisinin proğramlanmış şekilde bilmesi ve onlara uygun hareket etmesi gereken konular başkadır, Allah’u azze ve celle kendisini niçin yaratmış ise - yani onu bu aleme niçin göndermiş ise - o doğrultuda öğrenip yapması gereken meseleler daha başkadır…..



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 7 : İnsanın bu aleme gönderiliş gayesi nedir ?



Cevap … 7 : İnsanın bu aleme gönderiliş gayesi, Allah’a kulluk etmesi içindir…. Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır :



وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ



“ Ben, Cinleri ve İnsanları sadece bana ibadet etmeleri için yarattım. ”



ZARİYAT : 56.AY.



Soru … 8 : Peki insanın fıtratının gereği bildiği ve uyguladığı şeyler kulluk değil midir ?



Cevap … 8 : Evet kulluktur, ama bu kevni kulluktur - yani fıtri kulluktur - Bizden istenen ve bizi kurtaracak olan ise, şer’i kulluktur.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 9 : Şer’i kulluk ile fıtri kulluğu biraz açar mısınız ?



Cevap … 9 : Fıtri kulluk ; İnsanın Rabbini bilmesidir….. O’nun halıklığını - yani yaratıcılığını - bilmesidir …. O’nun razıklığını - yani rezzak olduğunu - bilmesidir ….. O’nun muhyil ve mumit - yani öldüren ve dirilten olduğunu - bilmesidir…. O’nun - Mudebbiru’l emr olduğunu - Yani, kainattaki bütün mahlukatın ihtiyacını anında tedbir ve tedarik edenin olduğunu kabul ve itiraf etmesidir…



Hatta korkması … sevmesi … yemesi … içmesi … sığınması … düşünmesi … dahi fıtri bir kulluktur.



Şer’i kulluk ise ; Kendisini yaratan Rabbisinin istediği şekilde inanıp amel etmesi demektir… Yani : Rububiyetinde, Uluhiyetinde, İsim ve sıfatlarında Allah’ı birlemesidir.



Diğer bir ifadeyle ; kendisinde bulunan fıtri hasletler doğrultusunda, Allah’a boyun eğip itaat etmesidir.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 10 : İnsanın kendisinde bulunan fıtri hasletler doğrultusunda Allah’a itaat etmesi ve O’nu birlemesi nasıl olmalı, bunu biraz açar mısınız ?



Cevap … 10 : Bunun kısa ve öz anlamı şudur : insanın, kendisinde bulunan fıtri hasletler doğrultusunda Allah’a boyun eğmesi ve O’ndan başkasına da bir pay ayırmamasıdır.



Daha muşahhas ifadelerle şöyle diyebiliriz :



1 - Bir insanın Allah’ı bilmesi fıtri bir haslet – diğer bir ifadeyle – Fıtri bir kulluktur, Ama O’nu birlemesi şer’i kulluktur.



2 - O’nun halıklığını - yani yaratıcılığını - bilmesi fıtri bir kulluktur, Ama O’ndan başka yaratıcı olmadığını kabul ve itiraf etmesi ise şer’i kulluktur.



3 - O’nun razıklığını - yani rezzak olduğunu - bilmesi Fıtri bir kulluk, Ama O’ndan başka rızık verenin olmadığını kabul etmesi ise şer’i kulluktur.



4 - O’nun muhyil ve mumit - yani öldüren ve dirilten olduğunu – bilmesi Fıtri bir kulluk, Ama O’ndan başka öldüren ve diriltenin olmadığını kabul etmesi şer’i bir kulluktur.



5 - O’nun - Mudebbiru’l emr olduğunu - Yani, kainattaki bütün mahlukatın ihtiyacını anında tedbir ve tedarik edenin olduğunu kabul ve itiraf etmesi Fıtri bir kulluk, Ama O’ndan başka bu kainatta mahlukatın ihtiyacını giderecek kimsenin olmadığını birlemesi ise şer’i bir kulluktur.



Diğer taraftan ; bir insanın korkması fıtri bir kulluk, ama bu hasletini Allah yolunda kullanarak O’ndan korkması şer’i bir kulluktur.…



Sevmesi … fıtri bir kulluk, ama Allah’ı ve Allah için olanları sevmesi şer’i bir kulluktur.…



Yemesi … içmesi … fıtri bir kulluk, ama helal yoldan yemesi içmesi şer’i bir kulluktur.…



Sığınması … fıtri bir kulluk, ama sadece Allah’a sığınması şer’i bir kulluktur.…



Düşünmesi … fıtri bir kulluk, ama güzel ve hoş olan şeyler düşünmesi şer’i bir kulluktur.…



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 11 : İnsan ruhlar alemindeki birinci misakı - yani ordaki kabul ve itirafı - neden hatırlamıyor ?



Cevap … 11 : Aslında bu misak ve sözleşme her insan tarafından hatır-lanmaktadır…. Bunun delili ise, biraz önceki anlatmaya çalıştığımız insanda bulunan fıtri hasletlerdir…. Yani, insanın Allah’ın varlığını birliğini bilmesi, bu sözleşmenin hatırlanmasıdır…. Bu kainatı idare eden bir gücün varlığını kabul etmesi, bu sözleşmenin hatırlanmasıdır.



Bu aynen şunun gibidir ; insanın ana rahminde ne yapıp ne ettiğini bilememesi, böyle bir hayat yaşamadığı anlamına gelmez… Ve yine belli bir süreye kadar annesini emmesi ve bunu hatırlayamaması, öyle bir devreyi yaşamadığı anlamına da gelmez…. Dolayısıyla bu yaşadığı devreleri başka vesileler nasıl isbat ediyor ve bunun gerçek olduğunu kendisine anlatıyor ise, aynen de ruhlar alemindeki bu itiraf ve kabülün varlığı ve isbatı fıtri vesilelerle anlaşılıyor ve hatırlanıyor.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 12 : İnsan fıtratını bozarsa, bu konudaki cahilliği mazeret sayılır mı, bunun izahını yapar mısınız ?



Cevap … 12 : Fıtri konulardaki cahillik asla mazeret kabul etmez. Bunun en açık ve net delili Raabimizin şu Ayeti celileleridir :



“ Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılarak : " Ben sizin Rabbiniz değil miyim ? " demişti de onlar : " Evet sen bizim Rabbimizsin, biz buna şahid olduk " demişlerdi. İşte bu, yarın Kıyamet günü : " Biz bundan habersizdik " dememeniz içindir.



Ya da : " Bizden önce atalarımız şirk koşmuştu da, biz de onlardan sonra gelen bir kuşak olarak şirk koştuk ; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin ? " dememeniz için. “

A’RAF : 172 – 173



Bu Ayette geçen ; “ … yarın Kıyamet günü : " Biz bundan habersizdik " dememeniz için …. “ ifadesi, Allah’ın rablığı ve rabbaniyeti husundaki cahilliğin mazeret olmayacağı anlamına gelmektedir.



İnsanın Fıtratını bozmasından dolayı sorumlu oluşunun en önemli nedeni ; bu şekildeki bir arızanın şüpheye, tereddüte ve teşvişe dayalı olduğu içindir…Yani gerçek anlamda kalbinin ve aklının itiraz ettiği bir şey değildir bu insanın fıtratla alakalı problemleri….. Bu arıza, toplumundan gördüğü veya öğrendiği şeyleri konuşarak karşı gelmesinden dolayıdır…



Hatta bazen şahit olunduğu gibi bu tip insanların ağızlarında ; …. sizin şu ilah dediğiniz şeyi gösterinde inanalım ….. Allah’ı getirin de tanışalım …. Veya gidipte geri gelen mi var …. gibi sözler sarfedilmektedir…



Unutmayın ki bu gibi sözler, o insanların yaşamış olduğu toplumda çok çok kullanıldığından dolayı kendillerine sirayet eden sözlerdir…. Değilse bu gibi sözler, şuurlu ve basiretli bir şekilde söylenen sözler değildir….



Öyleyse şu hakikatın asla unutulmaması gerekir ki ; Resul gelmese bile, birinci misakın mes’uliyeti insanın omuzlarında yüklüdür. Yani fıtratını bozduysa, bunun hesabını mutlaka verecektir. Çünkü bu ona taa ruhlar aleminde öğretilmişti. Dolayısıyla, bu konuda öğretilen şeylerin inkar edilmesi makul değildir.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 13 : A’raf suresi 172 – 173. Ayetlerinden anlaşıldığı kadarı ile Allah’u teala şirk konusunda mazeret asla kabul etmiyor. Acaba cahaletin mazeret kabul edildiği nokta sadece ameli konular mı, yoksa tevhidi konularda da cehalet mazeret midir ? ….



Cevap … 13 : Öncelikle şunu unutmamak gerekir ki ; Allah’u Teala kullarına neyi öğretti ise ondan yan çizenleri sorumlu tutar…. Dolayısıyla bu Ayetlerde haber verildiği gibi Allah’u teala’nın öğretiği şey, Onun Rablığı ve rabbaniyeti ile alakalı konulardır.



Bu ise ; Allah’ın varlığını bilmesi … O’nun bu kainatı idare eden olduğunu bilmesi … yaratıcılığını bilmesi … O’nun rızıkları veren olduğunu bilmesi …. O’nun öldüren ve dirilten olduğunu bilmesi… O’nun kainattaki bütün mahlukatın ihtiyacını anında tedbir ve tedarik edenin olduğunu bilmesidir…



Yani bu Ayet’lerde mazereti kabul edilmeyecek şirk, rablık konusun-daki şirktir….. Haricilerin dediği gibi buradaki şirk, uluhiyet ve isim ve sıfatlarla alakalı şirkide içine almaz….. Aslında Allah’u Teala’nın :



وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً”………….



“ …….. Biz resul göndermedikçe azab edici değiliz ……… ”

İSRA : 15.AY.



Ayeti celilesi bu konuya açık ve net bir şekilde cevap vermektedir. Çünkü Resulün getirdiği yığınla tevhidi konular var….. Allah’u Teala ise bu Ayetinde Resullerini gönderip o tevhidi konuların hüccet ikamesini yaptırmadan hiç kimseye azab etmeyeceğini anlatmaktadır…



Hulasa, A’raf suresi 172 ve 173. Ayetlerinde bahsi edilen tevhid, Rabbi kabul etme Şirk ise, onu reddetmektir.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 14 : Eğer Allah’ın varlığı ve birliği inancı insan fıtratına yerleştirilmiş ise, peki Allah’ı inkar edenlerin bu halini nasıl değerlendireceğiz ?



Cevap … 14 : Öncelikle şunu bilmeniz gerekir ki ; bunların inkarları, şüphe, tereddüt ve teşvişe dayalı bir inkardır… Yani kalbi ve aklı, onun lisanından sudur eden bu tip sözler ile asla ittifak halinde değildir… Dolayısiyle Allah’ı inkar eden, O’nun vucudiyetini kabul etmeyen kimi görürseniz görün, muhakkak ki o kimsenin bu inkarı muğalata iledir.



Hatta buna misal verilirken, muğalata ile Allah’ı inkar edenlerin başında Fravn gibi bir mel’unden bahsedilir.



Musa ve Harun bu mel’une gidip Allah’ın emirlerini tebliğ etmeye başladık-larında Fravn der ki :

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ

“ Fravn dedi ki : senin alemlerin rabbi dediğin de kim ? “

Şuara : 23



Halbuki biraz önceki anlatılanlara göre bu sözü söylememesi gerekirdi Fravn’un… Çünkü ruhlar aleminde Allah’u azze ve cellenin ; ben sizin rabbiniz değil miyim, dediğinde, Fravn da ; evet sen bizim rabbimizsin, diyenlerin arasında idi.



Peki bu sözü nasıl diyebildi Fravn… Veya bu sözü söylerken gerçekten Alemlerin rabbini bilmiyor muydu bu kimse ? …



İşte kalplerin özünü bilen Rabbimiz Allah’u azze ve celle, Fravnun bu sözünde yalancı olduğunu ve kalbi ile dili arasında bir ittifakın olmadığını bizlere haber veriyor…. Akabinde Musa ona cevap veriyor ve diyor ki :



قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنزَلَ هَـؤُلاء “………….



“ Sen çok iyi biliyorsun bu - emirleri - kimin indirdiğini … “

İsra : 102



İşte Rabbimizin bu ifadelerinden anlaşılıyor ki, Fravnun bu sözü, sadece muğalatadan ibaretti… Yani gerçeyi yansıtan ifadeler değildi onun Musa’ya karşı konuştuğu şeyler…. Hatta kızıl denizde boğulmaya başladığında - yani hayatının sonunun geldiğini idrak edince - doğruları itiraf etmeye başlamıştı….



Rabbimiz Fravnun son halini şöyle haber veriyor bizlere :



………..”حَتَّى إِذَا أَدْرَكَهُ الْغَرَقُ قَالَ آمَنتُ أَنَّهُ لا إِلِـهَ إِلاَّ الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو

بَنُو إِسْرَائِيلَ وَأَنَاْ مِنَ الْمُسْلِمِينَ “



“ ……. Nihayet Fravn boğulacağını idrak edince şöyle demişti : İsrail oğullarının iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim. Ben de Müslümanlardanım. “

Yunus : 90



İşte Fravnun fıtratı gereği bu ifadeleri kullanması açıkça gösteriyor ki, onun Musa ve Haruna karşı kullandığı inkara dayalı sözleri, sadece muğalatadan ibarettir.



Öyleyse tekrar etmekte fayda vardır ; Allah’ı inkar eden veya O’nun rububi-yetine dil uzatan kişinin sözü, lisanından başka bir yere tecavuz etmemek-tedir... Ve bunu söylerken de şuur üzere değildir o insan… Aynen mecnunun veya aklını zayi eden bir kimsenin konuşmalarına benzer bu kimsenin konuşmaları.



Veyahut da, yaşamış olduğu mıntıkadaki toplumunun şuursuzca kullandığı ifadeleri kullanan veya onları tekrar eden bir kimseden başkası değildir bu insan…. Daha doğrusu bu insan ; şeytanın mikrofonunu elinde tuttuğu operlodan başka bir kimse değildir….



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 15 : Allah’ı dilleriyle inkar edenlere karşı nasıl cevap vermemiz gerekir, bunu biraz izah eder misiniz ?



Cevap … 15 : Bunlara en güzel cevap, kendi teorileriyle verilir.



Bilindiği gibi dilleriyle Allah’ı inkar edenlerin kullanmış oldukları en büyük silahları ; tesadüf teorisidir - veya diğer bir ifadeyle - tesadüf nazariyesidir…



Yani, bu alemin varlığını tesadüfe bağlamalarıdır…. Rastgele, kendi kendine varoldu demeleridir.



Bu kimselerle, aklını ve kalbini devreye sokarak bir sohbet oluşturacak olsanız, inanın onların inkarlarının sadece dillerinde olduğunu sizlerde açıkça göreceksinizdir….. Hatta kendileri tarafından ortaya attıkları teorilerini yine kendilerinin çürüttüğüne şahit olacaksınızdır.



Örneğin ; bunların aklını ve kalbini devreye sokupta, bu alemde varolan herhangi bir şey hakkında ; onun rastgele veya desadüfen olduğunu söyleseniz, sizi en azından delilikle itham edecektir.



Yani deseniz ki ; bu masa veya bu dolap tesadüfen, rastgele ormanda ağaç iken kesildi, biçildi, pulanyaya verildi ve neticede kendi kendine bu hale geldi, deseniz…. İnanın bunu kabul etmeyip size gülmeye başlayacaktır.



Halbuki kabullenmeyip de güldüğü bu teori, kendi teorisidir… Çünkü bu alem tesadüfen oldu diyor bu kimse…. Dolayısiyle kendi teorilerini yine kendileri çürütmektedir bu zavallılar….



Bu alemde sadece bir zerre sayılan herhangi bir şeyin tesadüfen olduğunu kabullenemeyenler, milyarda bir dahi olsa tesadüfe yer vermeyen bu kainattaki olayların meydana gelmesini tesadüfe bağlamaktadırlar….. Veya bu nizamlı ve intizamlı kainatın rastgele meydana geldiğini söylemektedirler.



Halbuki sizin verdiğiniz misali kabullenmezken o an fıtratı devredeydi bu insanın…. Yani bir masanın rastgele olamayacağını dile getirirken, o an sizinle sohbet eden onun fıtratıydı, dili değil…



Tabi bu sefer soruyoruz bizler ; peki nasıl oluyor bu masa veya bu dolap kendiliğinden bu hale gelemiyor da, sizin rastgele meydana gelmiştir dediğiniz bu kainat kendi kendine bu hale geliyor ? … Yani kendi ortaya attığınız bu nazariyeye göre bu iki durumun da aynı olması gerekmiyor mu ? …



Hulasa, aklını ve kalbini devreye sokmanız nedeniyle kendi teorilerini yine kendileri çürütmektedirler bu zavallılar… Yani dillerinin söylediğini o an akılları inkar ediyor…… Artık, - sohbeti eğer devam ettirirseniz - hayatını şeytana kiraya vermiş bu kimselerden bundan sonra sudur edecek sözler, inadi küfürden başka bir şey olmayacaktır.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 16 : Öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkar etmek, fıtri bir arıza mıdır ?... bu tip insanlara nasıl cevap verilmesi gerekir ?



Cevap … 16 : Öldükten sonra dirilmeyi inkar etmek, fıtri bir arızadır… Dolayısıyle bu tip arızalara cevap da, bu kimselerin fıtratlarını devreye sokarak verilir.



Şeytan ve avaneleri, insanların fıtratlarını o kadar etkilemişler ve o kadar tahrif etmişlerki, kimileri, kendi yoktan varoluşlarını ve bu aleme nereden ve nasıl geldiklerini hiç düşünmeden, öldükten sonraki dirilmeyi dahi inkara kalkışmışlardır… Yani, rabbimizin kerim kitabında haber verdiği gibi :



“ …. Bu kemikler çürüdükten sonra, toz toprak haline geldikten sonra bunları kim yaratacak, kim diriltecek. “

İsra : 49



diyecek kadar insanlar basitleşmişlerdir.



Ne yazık ki bu sözler tarihte söylendiği gibi zamanımızda da söylenmektedir. Halbuki bu sözleri de söylememeleri gerekirdi bu insanların. Çünkü bu ifadeler fıtratlarına ters ifadelerdir… Ama unutmayalımki bu ifadeler, şuursuzca kullanılan ifadelerdir…… Ve yine bu ifadeler, çevreden etkilenerek kullanılan ifadelerdir.



Bu konuda da dilleri ile kalpleri arasında bir ittifak asla söz konusu değildir bu insanların…. Bunun isbatı için fıtratlarını kontrol etmeniz veya bu kimse-lerin kalplerini bu konuda devreye sokmanız yeterli olacaktır.



Allah’u Azze ve celle, çevresinden etkilenerek bu yönlü sözler sarfedenlerin fıtratlarını devreye sokmak için şu ifadeleri kullanır :



“ ….. Bunu ilk defa kim yarattı ise, yine o yaratacaktır ….. ”



İsra : 51



“ …. Bu O’na daha kolaydır ……. “ Rum : 27



Burada gördüğünüz gibi yüce yaratıcı ; “ bunları Allah yaratacaktır “ diye bir ifade kullanmıyor….. Neden ? ….. Çünkü problem fıtri olduğu için onlara fıtratlarına yönelik bir cevap veriyor… “ … Bunu ilk defa kim yarattı ise, yine o yaratacaktır…” buyuruyor…. Çünkü bu sorunun cevabı onların fıtratlarında zaten var. Onun için, Allah’u Teala onların fıtratlarını devreye sokarak bunu anlamalarını istiyor.



Halbuki inkar edilmesi gereken birinci yaratılış olması gerekirdi bu insanlara göre…. Çünkü insanın ilk yaradılışı yoktandır… Allah c.c ol demiş ve insan oluvermiştir.



Ama bunlar birinci yaratılışı unutup ikincisini inkar ediyorlar… Halbuki bu makul bir şey değildir… Yani bunların önce kendi varlıklarını inkar etmeleri gerekir.



Hulasa değerli müslüman, Allah’u Azze ve celle burada kalplerini ve akıllarını devreye sokamayan bu biçare zavallılara, fıtratlarına yönelik cevaplar vererek onların bu hakikatı hatırlamalarını istemiştir…. Yani ; ey insan iyi düşün ! … seni önce yoktan vareden kim ? …. Sen nereden geldin ? … bunu iyi düşün çünkü senin sorunun cevabı bunun içerisinde gizlidir.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 17 : İnsanın, fıtratının icabı muhafaza ettiği meselelerde kendi-sinden istifade edeceği yerler var mıdır, bunu deliller çerçevesinde izah eder misiniz ? ..



Cevap … 17 : Elbette ki vardır… Ama bu, kendisine resul gelmeyen ve hüccet ikamesi yapışmayan kimseler içindir…



İşte bundan dolayıdır ki Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır :



وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً”………….



“ … Biz resul göndermedikçe azab edici değiliz … ”

İsra : 36



Yani bir kimseye peygamber gelmemişse, diğer bir ifadeyle ; onun haberi kendisine ulaşmamış ise, Resulün getirmiş olduğu meselelerden kıyamet günü hesaba çekilmez o kimse… Ama fıtratını muhafaza etmiş ise, bunun faydasını görecektir…. Bir hadisi şerifte şöyle buyrulur :



{ … Huzeyfe b .Yeman r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu diyor : Elbisenin nakışı eskiyip silindiği gibi İslam’da eskiyecek ve silinecektir. Hatta oruç nedir, Namaz nedir, Hacc nedir, Sadaka nedir bilinmeyecektir. Bir gece Allah’ın kitabı giderilir. Kur’an’dan yeryüzünde hiç bir ayet kalmaz. İnsanlardan bir kaç gurup kalır. Onlarda yaşlı erkek ve yaşlı kadınlardır. Bunlar : ” Babalarımızı sadece bu “ LA İLAHE İLLALLAH ” kelimesi üzere bulduk biz de onu söylüyoruz derler.



Huzeyfe bin Yeman bu hadisi rivayet edince,orada bulunan Sila kendisine : o yaşlılar Namaz nedir, Oruç nedir, Hac ve Sadaka nedir ? bilmezken “ LA İLAHE İLLALLAH ” kelimesi onlara bir yarar sağlamaz, dedi. Huzeyfe, sıla’nın bu sözünü cevapsız bıraktı. Sila bu sözü Huzeyfe’ye karşı üç defa tekrarladı. Her defasında Huzeyfe onun sözünü karşılıksız bıraktı,ona bakmadı. Nihayet üçüncü defadan sonra Huzeyfe,Sıla’ya dönerek üç defa : Ya Sıla, Tevhid kelimesi onları ateşten kurtarır, dedi. }


İBN MACE : 10.4049.N - HAKİM : 4/473



Hadisin bünyesinde de anlatıldığı gibi, bu insanlar İslam’dan sadece “ LA İLAHE İLLALLAH ” sözüne kavuşmuş, ondan başka hiçbir şey duymamış insanlardır…. Dolayısıyle, bu tür insanların sadece Allah’ın ilahlığını kabul etmeleri, kendilerini kurtarmıştır.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 18 : Aklın fıtrattaki görevi ile şeriattaki görevi nedir, bunu biraz izah eder misiniz ?



Cevap … 18 : İnsan aklının fıtrattaki görevi ile şeriattaki görevi farklıdır.



Aklın fıtrattaki görevi : İdrak etmek ve düşünmektir…… Bunun içindir ki, - biraz önce de ifade ettiğimiz şekliyle - İslam, fıtri problemleri olanların akıllarını devreye sokmaya çalışmıştır. Çünkü fıtratı anlamak veya fıtrata yönelik problemleri çözmek aklın işidir.



Bundan dolayıdır ki ; Kur’ana ve Sünnete az da olsa fukufiyeti olanlar şunu açıkça göreceklerdir ki, Allah’u azze ve celle bizim aklımızı sürekli kendi azametini izhar eden şeylere yöneltmeye çağırmıştır.



Yani ; “ … Yerin ve göğün yaratılışına bir bakın demiştir … “ “ … Devenin yaratılışına bir nazar edin demiştir … “ “ … Gece ve gündüzün ard arda nasıl geldiğine bir bakın demiştir … “ “ … Semaların ve göğün yaratılışı mı daha azametli yoksa sizin yaradılışınız mı ? … diye bir düşünün demiştir … “



İşte Allah’u azze ve celle bu tip yönlendirmelerle sürekli bizim aklımızı devreye sokarak, kendisinin kudretini, kuvvetini ve azametini idrak etmemizi istemiştir… Ama bu konuda inkarcılara bakacak olursanız, sizi ifsat etmek için aklınızı ve kalbinizi devre dışı bırakmaya çalışırlar…. Neden ? … Çünkü aklını ve kalbini devre dışı bırakanlar hakikatleri yakalayamayacaklardır.



Halbuki Allah’u azze ve celle, “ … Biz bu Ayet’leri akıl sahiplerine indirdik … “ “ … Biz bu Ayet’leri akledesiniz, tefekkür edesiniz ve tedebbür edesiniz diye indirdik … “ buyurmaktadır.



Aklın şeriattaki görevi ise : Teslimiyet göstermesidir… Bundan dolayıdır ki, Allah’u azze ve celle’nin hüccet ikamesi ettirmiş olduğu meseleler, Allah’ın isim ve sıfatları ve uluhiyeti ile alakalı meselelerdir… Çünkü bunlar, aklın bileceği ve bulacağı şeyler değildir…



Dolayisiyla bizler fıtratın icabı meselelerde aklımızı kullanmak mecburiyetindeyiz…. Ama resulün getirdiği isim ve sıfatlar veya uluhiyetle alakalı konunarda ise, aklımızı tabi kılma zorundayız…. Çünkü bu gibi konularda, akıl hakem değil mahkumdur.



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 19 : Kur’an ve sünneten okuduğumuz ve anladığımız kadarı ile Resul dönemindeki Mekkeliler, Allah’ın varlığını ve birliğini kabul edip itiraf eden insanlardı…. Ama yine Kur’an ve sünnete bu insanların kafir ve müşrik oldukları anlatılıyor..... Acaba bu kimselerin kafir ve müşrik-liğine sebep olan şeyler neler idi ? …



Benim bu soruyu sormamdaki kasıt da, toplumumuzda İslami hiç bir görevi yerine getirmeyipte sadece Allah’ın varlığını birliğini bilip itiraf eden bir kimsenin Müslüman olarak kabul edilmesindendir.



Cevap … 19 : Şunu asla unutmamak gerekir ki ; Bu toplumda Allah’ın varlığına, birliğine ve rububiyetine yönelik insanlardan her ne sudur ederse etsin, bu onları asla kurtarmaya yetmez…. Çünkü O’nun varlığı birliği ve rububiyeti zaten onların fıtratları tarafından bilinen bir şeydir… Bu onlara öğretilmiştir… bunu inkar etmeleri mümkün değildirdir.



Dolayısıyla bu cahil toplumun dediği ve zannetiği gibi, Allah’ın varlığını ve birliğini bilmek, O’na iman etmek demek değildir…. Ve bu şekildeki itirafları da onları asla kurtarmaz..



Bunun içindir ki bizler tevhidi meselelerden bahsederken Mekkeli müşriklerin Allah’ın varlığını birliğini, Onun öldüren ve dirilten olduğunu, kainatı idare eden olduğunu, Rezzak olduğunu itiraf ettiklerini, ama bunun kendilerini ebedi cehennemden kurtarmaya kafi gelmediğini sık sık dile getirmişizdir.



Çünkü bu şekildeki bir inanç zaten Mekkelilerin fıtratlarında var olan bir şeydi… Onların problemleri ise uluhiyette idi….. Rabbimiz kerim kitabında Mekkeli müşriklerden şöyle bahsetmektedir :



وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلْ أَفَرَأَيْتُم مَّا تَدْ عُونَ مِن دُونِ اللَّهِ إِنْ أَرَادَنِيَ اللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ أَوْ أَرَادَنِي بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ



{ Onlara, “ Gökleri ve yeri kim yarattı ? ” diye sorsan, muhakkak ki Allah diyeceklerdir. o zaman De ki : O halde bana söylermisiniz, Allah bana zarar vermek istese, sizin Allah’tan başka yalvardıklarınız, O’nun zararını benden giderebilirler mi ? Yahut Allah bana bir rahmet murad etse, onlar O’nun rahmetinin önüne geçebilirler mi ? Ve yine de ki : Allah bana yeter. Tevekkül edenler, yalnız O’na tevekkül etsinler. }

ZÜMER :38.AY.



قُل لِّمَنِ الْأَرْضُ وَمَن فِيهَا إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ قُلْ مَن بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ



{ O müşriklere De ki : Yeryüzü ve onda bulunanlar kimindir ? Diyeceklerdir ki : Allah’ın. De ki : O halde hiç düşünmüyor musunuz ? Yine De ki : Yedi kat göğün Rabbi ve O büyük Arş’ın Rabbi kimdir ? Onlar yine diyeceklerdir ki : Allah’tır. De ki : O halde hiç korkmuyor musunuz ? Keza de ki : Eğer biliyorsanız, söyleyin bakalım her şeyin hükümranlığı elinde olan, her şeyi himaye eden, fakat kendisi himayeye muhtaç olmayan kimdir ?. Diyeceklerdir ki: Allah. Deki : Ohalde nasıl aldanıyor-sunuz ?}

MÜ’MİNUN : 84.85.86.87.88.89.AY.



{ O müşriklere De ki : Gökten ve yerden sizi rızıklandıran kimdir ? Yahut kulak ve gözlerinize sahip olan kimdir ? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor ? Bütün işleri bir düzen içerisinde kim idare ediyor ? . Onlar diyeceklerdir ki : Allah. De ki : O halde neden korunmuyorsunuz ? }



YUNUS : 31.AY.



Öyleyse asla unutmamak gerekir ki ; fıtratın gereyi olan bu inanç eğer Mekkelileri kurtarmaya yetmedi ise, bu toplumu da kurtarmaya yetmeyecektir.



Neden ? … Çünkü ana hatlarıyla da olsa ikinci misak bunların üzerinde tahakkuk etmiştir….. Yani resul gelmiştir…. Dolayısiyla resul geldikten sonra birinci misakın mesuliyetini kişinin ikmal etmesi kendisini kurtarmaz.



Bunun içindir ki, gerek geçmiş kavimleri ve gerekse Mekkelileri ele aldığımız zaman görülüyor ki ; bu kimselerin kafir ve müşrik olmalarına sebep, Allah’ın uluhiyetini ihlal etmeleridir…. Değilse o insanlar – bazı cahillerin zannettiği gibi – Allah’ı inkar eden kimseler değillerdi…. Ki zaten biraz önceki zikredilen deliller, onların Allah’ı bildiklerini ve O’nun rububiyetini kabul ettiklerini isbat etmektedir… Yani o kimselerin Rububiyetle alakalı bir prob-lemleri yoktu.



Öğleyse şunu tekrar etmekte fayda vardır ; Allah’ın varlığını ve birliğini bilmek, O’na iman etmek demek değildir…. Dolayısıyla sadece bu şekildeki bir itiraf da insanı asla kurtarmaz..



((((((((((((((((( ....... )))))))))))))))))



Soru … 20 : İnancın, ibadetin ve ahlakın fıtratla bir alakası var mıdır ?



Cevap … 20 : İnanç fıtri bir haslettir… Bununla beraber ibadet ve ahlak ta fıtridir.



Bunun içindir ki Dünyanın neresine giderseniz gidin, her toplumda, her millette bir inanç göreceksinizdir… Bu ne demektir .. ? … Bu ; insan fıtratında inanmak diye bir haslet vardır, demektir… Yani fıtratının gereği insan mutlaka inanmak zorundadır, bunu harcamak mecburiyetindedir.



Bu aynen ördek yavrusunun misali yüzme işine benzer…. Ördek, fıtratında bulunan yüzme hasleti gereği temiz su bulamasa dahi gider çamurlu suda yüzer…. İnsanlarda öyle işte. Temiz bir inanca sahip olmasalar bile, mutlaka yine batıl da olsa bir inanca sahiptirler.



Ya Şamanizm inancına sahiptirler …Ya Hinduizm inancına sahiptirler … Ya Budizm inancına sahiptirler …Ya Ateizm inancına sahiptirler …Ya da bir çok paganizm inancı gibi batıl inançlara sahiptirler…



İbadet de fıtridir : İnsan, fıtratının gereği mutlaka bir şeylere boyun eğip ibadet etmek zorundadır… Yani bunu harcamak mecburiyetindedir….. Bunun içindir ki kiminle karşılaşırsanız karşılaşın, onların her birini ibadet eden olarak bulacaksınızdır….



Onun içindir ki bu anlamda çok güzel bir ifade kullanılmıştır. Tek ilaha kulluk etmekten sarfı nazar edenler, bir çok ilahlara kulluk etmek mecbu-riyetinde kalmışlardır.



Bu ne demektir ? …. Bu ; İnsanda bulunan kulluk etme hasleti gereği, mutlaka biryerlere itaat edeceklerdir demektir…. Bu kulluk ise artık ya Allah’a ya da başka şeylere olacaktır, ama mutlaka olacaktır…



Ahlakında fıtratla yakından alakası vardır : Örneğin Fıtratı bozulmamış olan birisi yaptığı bir hata veya işlediği bir günahtan dolayı utanır ve yüzü kızarır…. Buna “ haya ” denir.



“ … Peygamberimiz s.a.v’e kötülük nedir ? diye soruldu. O : Kötülük, vijda-nını tırmalayan ve seni huzursuz eden şeydir……. buyurdu. “



MÜSLİM : 8.C.2553 / 15. N



“ … Peygamberimiz s.a.v yine şöyle buyurur : Hayır, nefsinin güzel gördüğü, kalbin rahatladığı ve yüreğinin tatmin ve mutlu olduğu şeydir. Şer ise, nefsin çirkin gördüğü, kalbin nefret ettiği, gönlünün tereddüt ettiği ve seni rahatsız eden şeydir.”

AHMED MÜSNED : 4 / 194



“ … Resulullah s.a.v yine şöyle buyurur : Kalbini tırmalayan şeyi yapma. “



CAMİU’S SAĞİR : 3 / 3376.N



“ … Resulullah s.a.v yine bu anlamda : Sana şüphe veren şeyi bırak, vermeyenini al, buyurur. “

TİRMİZİ : 4 / 2637.N



Bu deliller neyi gösteriyor ? … Bunlar ; bozulmamış insan fıtratının tertemiz olduğunu gösteriyor….. Allah’u Teala bir Ayeti celilesinde insana takvasını da fucurunu da öğrettiğini beyan etmektedir. O şöyle buyurur :



فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا

“ Ona takvasını ve fucurunu öğretene “

ŞEMS : 8.AY.



Hulasa temiz fıtrat, kötü şeylerden rahatsız olduğu gibi, güzel şeylerden de huzur ve mutluluk duyar.



İnsan yalan söylemekten rahatsız olur… Çalmaktan, aldatmaktan, çirkin sözler kullanmaktan rahatsız olur.



Ama dürüst olmaktan, güzel konuşmaktan, insanlara ve hayvanlara yaptığı her iyilikten de huzur ve mutluluk duyar.



Yaşamış olduğumuz şu hayatta belki sizlerde duymuş veya şahit olmuşunuzdur… Bakıyorsunuzki insan birilerini öldürmüş ve belli bir zaman kanundan kaçmış…. Veya birilerinden bir şeyler çalmış bunu saklamış… Ama neticede vijdanından kaçamayan bu kimseler, ya gelip teslim olmuşlardır, ya da çaldıkları o malı sahibine vermişlerdir… Neden ? … Çünkü bu insanlar fıtratlarının gereği vijdanen rahat edemediler.




TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Read On 0 yorum

Nifak ve Alametleri..

17:13
N İ F A K K O N U S U


Nifakın Tarifi : Masdarı ‘ nefaka’dır. ‘ Nafikâe ’ kelimesinden türemiştir. Lügatte manası bir delikten girip diğerinden çıkmaktır.



Istılah anlamı ise iki kısma ayrılır :



A - İtikadî Nifak : İman konusunda için, dışa muhalif olmasıdır… Bu nifak sahibini küfre düşürür ve iman dairesinden çıkarır…. Nebi s.a.v zamanındaki münafıklar böyle idi. Ayetler onlar aleyhinde inmiştir. Onlar nifakı, bu ümmette daha yokken ilk başlatan insanlar olmuşlardır.



B - Amelî Nifak’a gelince ; bu büyük günahlardan biridir… Bunun sahibi, Rasûlullah s.a.v’in nifak olarak saydığı amelleri işler. Bu tip munafık, diğer munafıktan farklıdır… Şöyle ki ; bu kimse, içinde küfrü gizleyip imanı izhar eden biri değildir. Bu kimse bilakis Müslüman sayılıp, iman zayıflığından dolayı münafıkların sıfatlarından bazılarıyla amel eder. Bunun örneği Abdullah b. Amr ve Ebu Hureyre r.a hadislerinde açıklanmıştır.



“ … Nebi s.a.v şöyle buyurdular : Şu dört şey kimde bulunursa halis münafıktır. Kimde bu hasletlerden biri bulunursa, o onu terk edinceye kadar nifaktan bir haslet üzeredir : Kendisine emanet edildiği zaman ihanet eder, konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz ve – husumet anında gadr eder – yani hasım olduğu zaman aşırıya gider. “

MÜSLİM : 1.C.58.N



İbni Receb r.h bu konuda şöyle der : Nifak, şeriatta iki kısma ayrılır :



1. Büyük Nifak : İtikadî nifaktır ki, insanın Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inandığını açığa vurup, bunun tamamına veya bazısına zıt olanı içinde saklamasıdır. Kur’an bu nifakı işleyenleri kınayıcı ve onları tekfir edici şekilde nazil oldu. Ehlini ise, cehennemin en alt tabakasında olduğunu haber verdi.



2. Küçük Nifak : Ameli nifaktır. Bu da insandan sudur eden bazı şeyleri salih olarak göstermesi, bunun zıddını ise içinde saklamasıdır.



SELEFİN NİFAKTAN KORKUSU


Sahâbîler kendileri hakkında nifaktan korkuyorlardı. Ömer (Radıyallahu Anh), Huzeyfe (Radıyallahu Anh) ye kendisini soruyordu. Ebu Reca el-Utaridî’ye:

-Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın ashabından yetiştiğin kimseler nifaktan korkuyorlar mıydı? diye soruldu.

-Evet. Allah’a hamdolsun. Güzel bir zamana yetiştim. Evet, (korkuları) şiddetliydi, evet şiddetliydi, dedi.

Buhârî Sahih’inde dedi ki:İbni Ebi Müleyke şöyle dedi:

-Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin ashabından otuz kişiye yetiştim, hepsi de kendileri hakkında nifaktan korkuyorlardı.

Hasan-ı Basrî (Rahmetullahi Aleyh) nin şöyle dediği zikredilir:

-Ondan (nifaktan) ancak mü’min korkar ve ancak münafık kendisini ondan güvencede hisseder.

Hasan-ı Basrî (Rahmetullahi Aleyh) den rivayet edildiğine kendisi şöyle yemin etmiştir:

-Ne kadar münafık gelip geçtiyse hepsi kendisini nifaktan güvencede hissetmiştir.

O şöyle derdi:

-Kim nifaktan korkmazsa o münafıktır.

Bir adam Ebu’d-Derda (Radıyallahu Anh) yı namazında nifaktan sığınırken duydu, Ebu’d-Derda (Radıyallahu Anh) selam verince ona dedi ki:

-Allah’ım beni bağışla! (Üç defa tekrar etti) Bundan (nifaktan) emin olma, Allah’a yemin olsun kişi bir saat içinde fitneye uğrar ve bir anda dininden döner.

İmam Ahmed’e:

-Kendisi için nifaktan korkmayan kimse hakkında ne dersin? diye soruldu. Dedi ki:

-Kim kendisi için nifaktan emin oluyormuş? Hasan-ı Basrî, kendisinde amelî nifak vasıfları açığa çıkanı münafık diye isimlendiriyordu.

Öyleyse bize düşen; bizden önceki salih selefimizin kendini nifaktan berî (uzak) ve emin görmediği gibi emin görmemek, onların yaptığı gibi nifaktan Allah’a sığınmak ve nifak olduğu bildirilen hususların kendimizde bulunup bulunmadığını sık sık kontrol etmektir. Şimdi derlenen nifak (münafıklık) alâmetlerini sayalım:



MÜNAFIKLIĞIN ALÂMETLERİ


1. Müslümanları bırakıp müşriklere yardım etmek



Bu günlerde güven içinde yaşamak veya korkutulmamak için Müslümanları terk etmelerinden dolayı özür diliyorlar. Korkutulmaktan maksatları ‘Allah yolunda cihat veya mustazaf Müslümanlara yardım edersek, kafir devletleri bize karşı çıkar, bize ekonomik ambargo uygular’ gibi yeni şekillerle nifakı ortaya koyuyorlar. Zira bu, Müslümanları terk etmektir. Yeryüzünün çeşitli yerlerinde manevi de olsa yardım ve desteğe muhtaç nice Müslümanlar vardır. Zamanımızdaki münafıklar, Müslümanlara karşı kafirlerle beraber tek safta duruyorlar. Maslahatları hakkındaki korkuları hüccet olur mu? Önceki münafıkların ve onlara katılanların _Allah onları çoğaltmasın_ misyonu pek çok yerde Müslümanları yalnız bırakmak ve kafirlere yardım etmektir. Bu terk ediş ve kafirlere yardımın hissi veya manevi olması fark etmez.



2. Müminlere değil de kafirlere dostluk etmek



Kur’an- Kerim’de bir çok ayet mü’minlere dostluk yapmayı, kafirlerden ise uzak durmayı üstüne basarak belirtir. Nifak, bu ayetlere aldırmayan pek çok kimsede ortaya çıkmaktadır. Hüccetleri gördükleri zaman ağızlarından çıkan mazereti, fiillerinden önce kalpleri yalanlar. Onların şöyle dediklerini görürsün: “Böyle yapmak zorundayız çünkü bu siyasetin gereğidir.” Bir diğeri: “Dünyadan el etek çekmemizi mi istiyorsunuz?” der. Müslümanların çoğu kafirlere muhabbet beslerler. Hatta dostluklarının en düşük mertebesi, onların temsilcilerinden özür dileyerek sevgi göstermeleridir. Onlar Allah’ın emirlerine uygun yaşayan ve yasaklarından sakınan bütün Müslümanlara buğz ve düşmanlık eder. Müslümanları mahkum eden pek çok yöneticinin yaptığı gibi onlardan uzak olduklarını açıklarlar. Bu günlerde dostluk ve düşmanlık dengeleri bu dereceye gelinceye kadar değişmiştir. Zannederim ki kafirlere dostluk edip Müslümanlara buğz etmeyen kimseler ancak çok az kimselerdir.



3. İnsanlar tarafından konulmuş kanunlarla hükmetmek



Münafıkların en bariz sıfatlarından birisi de vekillerin veya öncekilerin görüşlerinden yahut geçmiş kanun ve anayasalardan oluşan beşeri görüşlerle hükmetmeleridir. Kitap ve sünneti terk ederek arkalarına atan münafıklar, insanların ellerine tutuşturdukları, fikirlerin çöplüklerinden ibaret olan bu kanunlar ile hükmederler. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın asrında bu şekilde Allah’ın ve Rasûlü’nün hükmünden yüz çevirip insanların görüşleriyle hükmetmek istiyorlardı.



4. Allah, Rasûlü ve müminler ile alay etmek



5. Müminlerin başına gelen musibete sevinmek ve zaferlerinden dolayı üzülmek



6. Kötülüğü emretmek ve iyiliği yasaklamak



Bunların her birini yaparken bazen kendilerini temize çıkarmak için ilerleme, çağ atlama gibi örümcek ağından zayıf gerekçeler öne sürerler. Kadın-erkek eşitliği, ortak ya-şam, toplumsal özgürlük ve buna benzer şeyler, dürüst toplumda yaşamaya güç yetireme-yen münafıkların ve onların taraftarlarının propagandalarıdır. Onların hayatları rezil ve çir-kin toplumlarda olup kalpleri bununla tatmin olur, nefisleri bununla rahat eder. Onların tehlikesi kötülükleri emretmekle durmamıştır, hayır! Aksine iş, iyilikleri yasaklamaları had-dine varmıştır. Bazen dini şiarlar ikâme edilmesi zorlarına gider, şiddet uygularlar, tesettürü engellemeye çalışırlar. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyi yasaklayarak yavaş yavaş milletleri mahveder ve dağıtırlar. Savaşların ve fitnelerin ateşini tutuştururlar. Konferans ve derslere engel olmak, davetçilerin nefeslerini kesmek, dini sonsuzluğa gömmek zorundadırlar. Al-lah’ın emrettiği ve teşvik ettiği her iyiliği değiştirip yok etmek için engel oluştururlar. Öyle ki bunların dine sarılma hakkında yaydıkları yalan ve iftiralardan ötürü Müslümanların ço-ğu ibadetlerde, muamelelerde ve görünüşte şiarları izhar etmekten korkar hale gelirler. İşte bu onların hevesleridir ve hayatları bundan ibarettir. Kötülüğü emreder, iyiliği yasaklarlar.



7. Küfür merkezleri inşa etmek, Allah yolundan alıkoymak ve Müslümanları bölmek



Bu sıfatı bu günlerde kavrayan azdır. Bizler münafıkların, Müslümanlarla ilgili her türlü kötülükleri düşmanlara taşıyabilecekleri veya Müslümanların ülkesine orta yerinde talimat yöneltebilecekleri merkezleri inşa ettiklerini görüyoruz. Bunun en açık örneklerinden biri; Müslüman ülkelerinde kurulan elçiliklerdir. Bunlar düşmanlarla münafıklar arasında ulaşım istasyonudur. Federasyonlar, kurumlar ve devlet heyetleri de böyledir. Hepsi de entrika, tahrip, Müslümanların arasını ayırma ve casusluk merkezleridir. Münafıklar bunları düşmanlarla bağlarını güçlendirmek için yaparlar.



8. Müminlerin namuslarını lekelemek



Münafıklar, bu ümmetin davetçilerden veya salihlerden birini gördükleri zaman yayın harbi ilan etmeye başlarlar. Zira onlar harp ateşini tutuşturmayı bir an bile ertelemezler. Allah’tan korkmazlar ve mümine acımasızca davranırlar. Falan zina eder, filan lutilik yapar, falan şöyle şöyle yapar demek onlara kolaydır. Yeryüzünde rahatça fesat ekebilmek için alimlerin ve salih davetçilerin güvenilirliğini sarsıncaya kadar toplum ortasında yalan ve iftiralarını saçarlar.



9. Düşman hesabına casusluk yapmak



Münafıkların sıfatlarından birisi de, Müslümanların arasında bulunmaları ve birlikte yaşamaları sebebiyle düşmanlar adına casusluk edip onlara Müslümanların haberlerini taşımalarıdır. Münafıklar dışında Müslümanların haberlerini anında nakleden kim bilmiyoruz. Askeri haberleri, sanayi haberlerini, iktisadi, içtimai, siyasi bütün haberleri taşırlar. Dinleri karşılığında dünyayı satın alan münafıklar kafirlere istihbarat görevini yerine getirirler.



10. Yalan haberler yaymak

11. Zelil, korkak ve zayıf olmalarına rağmen, müminlere karşı kuvvet izhar etmek,

12. İkiyüzlülük yapmak

13. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a söz ve fiil ile eziyet vermek

14. Yalan söylemek

15. Hıyanet etmek

16. Ahdi ve vaadi bozmak

17. Cimrilik yapmak

18. Gösteriş (riya) yapmak

19. İbadetlerde tembellik göstermek

20. Cihadı veya bunu arzu etmeyi terk etmek

21. Büyüklenmek (kibirlenmek)

22. Konuşmalarında küfrü izhar etmek veya ona koşuşturmak

23. Hasımlaşmada ahlaksızlık yapmak (haddi aşmak)

24. Kendileri kafir olduğu gibi Müslümanların da kafir olmalarını istemek

25. Günahların peşinden gitmek ve ondan zevk almak

26. Tevbeyi ertelemek

27. Ölümden sonra dirilişten şüphe etmek

28. Allah’ın bağışlayıcılığı ile aldanmak

Nice insanlar vardır ki, nefislerini şehvet ve lezzetlerle tevbeyi erteleyerek fitneye düşürmüş, kalplerinde uzun yaşama ve Allah’ın bağışlayıcılığı ümidi yerleşmiş, hatta o hale gelmiştir ki diriliş günü, hesap ve ceza konusunda şüphe etmişler, dünyaya kazık çakıp dini terk etmişlerdir. Nifak yaparak içleri dışlarına zıt olmuştur. Şüphesiz onlar şu tehlikelerle baş başa olduklarını fark etmiyorlar: Günaha başlamak, ondan lezzet almak, sonra uzun emel, sonra ahiret hakkında şüphe veya bağışlanacağını umma. Bundan sonra da kalplere nifak mührü vurulur. Bundan Allah’a sığınırız.



29. Bazı işlerde kafirlere itaat etmek



İşte bu kafirlere dostluk ile şiddetlenerek tekrar eder. Lakin içteki şekli başkadır: Münafıklarla kafirler arasında ittifak. Münafıkların kafirlerin bazı emirlerine itaat etmeleri üzerine anlaşmaları! Bu bazı işlerde, hatta her işte kafirlere itaat eden pek çok Müslümanın yaptığı şeydir. Bazen şu şekilde haber duyulur: “Taraflar oturumdan bakış açılarında ittifak ederek ayrıldılar.” İttifak eden bu iki taraf; bazen Müslümanlar ile kafirler olur. Anlaştıkları şey ise demokrasinin yaygınlaştırılması ve laiklik ilkesi esasıyla korunması, münafıkların dediği gibi, kadının çalışmak ve sosyal yaşama katılmak için evinden çıkarılmasıdır.



30. Allah’ın yardımına güvenmemek,

31. Allah’ı hükmünde itham etmek,

32. Karşı oldukları halde hakkı dinliyor ve icabet ediyor gibi görünmek,

33. Düşünmezlik etmek ve günahlardan tevbe etmemek,

34. Misak verdikten sonra Allah’ın ahdini bozmak,

35. Allah’ın riayet edilmesini emrettiği sıla-i rahimi (akrabalık bağlarını) terk etmek,

36. Ensar’a buğzetmek,

37. Allah’ın yolundan alıkoymak,

38. Hevalarına (arzularına) tabi olmak,

39. Yapmadığı şeylerle övülmeyi istemek,

40. Müminlere kötülük çemberi kurmak,

41. Dinde şüphe etmek,

42. Cuma namazını üç kere terk etmek,

43. Kendilerinde güzel gidişat ve dinde anlayışın bir araya gelmemesi,

44. Ali b. Ebi Talib (Radıyallahu Anh) e buğz etmek,

45. Ahlaksızca konuşmak,

46. Konuşmada derinleşmek,

47. Müzik dinlemek ve onunla uğraşmak,

48. Ezanı işittikten sonra zaruret olmadan mescitten çıkmak,

49. Kadının mazeretsiz olarak ayrılmayı veya boşanmayı istemesi.



Allahu a’lem, ve’s-salatu ve’s-selamu alâ Rasûlina Muhammed ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-alemîn.

* Bu yazı ‘Polen Yayınları’ndan çıkan ‘Hasan Arumi’nin ‘Münafıklığın 50 Alâmeti’ adlı kitaptan alınmıştır.
Read On 0 yorum

Rafizi ve Şiilerin İnanç Esasları..

17:04
CAFERİ Şİİ VE RAFİZİLERİN İNANÇ ESASLARI
1. ALLAH İNANCI:
-Beda (ilimden önce cahil olma) sahibidir. Buna karşın imamları bütün ilimleri bilir, onlara gizli bir şey kalmaz.
-Zaman, mekan, keyfiyet, hareket, intikal ve cisimlerin sıfatlarından hiçbiriyle sıfatlanamaz. O nuzül etmez, dünyada ve ahirette asla görünmez.
2. KUR’AN İNANCI:
-Mahluktur.
-Sahâbe tarafından ekleme ve artırma yapılmıştır.
-Kur’an’dan ‘Velayet Suresi’ ile ‘Ali ve Muhammed Ailesi’ lafızları çıkarılmıştır.
-Cebrail (Aleyhi's-Selam) in getirdiği Kur’an 17000 (on yedi bin) ayetti, halbuki şu an 6236 ayettir.
-Kur’an’ı Allah’ın indirdiği şekliyle yalnızca Ali (Radıyallahu Anh) ve vasileri (imamlar) cem edebilir (bilebilir).
-Kur’an’ın tertibi Allah ve Rasûlü’nün razı olacağı şekilde değildir.
-Kur’an’da geçen tağut kelimesi ile kastedilen Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) dir.
-Nahl Suresi 90. ayette geçen ‘fahşa’ Ebu Bekir, ‘münker’ Ömer ve ‘bağy’ ise Osman (Radıyallahu Anhum) dır.
3. SAHÂBE İNANCI:
-Sövme, hakaret ve tekdir etme (kafirlikle itham) üzere kuruludur.
-Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den sonra Mikdam bin Esved, Ebu Zerr ve Selman-ı Farisi (Radıyallahu Anhum) haricindeki sahâbe dinden dönmüştür.
-Ebu Bekir ve Ömer ile o ikisini sevenler kafirdir.
-Ebu Bekir ve Ömer ile kızları Aişe ve Hafsa (Radıyallahu Anhum) ya lanet okurlar.
-İmamiye dininin gereklerinden bazıları:
a) Mut’a nikahını helal bilmek,
b) Temettü Haccı yapmak,
c) Ebu Bekir, Ömer ve Osman (Radıyallahu Anhum) dan beri (uzak) olmak,
d) Muaviye, oğlu Yezid ve Ali’ye karşı savaşan herkesten uzak olmaktır.
-Ömer (Radıyallahu Anh) in katledildiği günde düğün yaparlar ve onun katili olan Mecusi Ebu Lu’lu’ya ‘Şucauddin (Dinin Yiğidi/Kahramanı)’ derler.
4. YAHUDİLERLE BENZERLİKLERİ:
-Yahudiler ‘Mesih Deccal ve kılıç inene kadar cihad yoktur.’, Rafiziler ise ‘Mehdi gelip bir münadi de gökten seslenene kadar cihad yoktur’ derler.
-Yahudiler ‘Krallığa ancak Davud’un soyu layıktır.’, Rafiziler de ‘İmamlık ancak Ali’nin evladına layıktır.’ derler.
-Yahudiler namazı yıldızlar görününceye kadar tehir ederler, Rafiziler de akşam namazını aynı vakte geciktirirler.
-Yahudiler insanları ‘Yahudiler ve diğerleri’ diye ikiye ayırır ve kendi dışındakileri putperest olarak görürler. Rafiziler de ‘Velayet’i kabul etmedikleri için kendileri dışındakileri kafir sayarlar.
-Yahudiler Tevrat’ı tahrif ettiler, Rafiziler ise Kur’an’ın tahrif edildiğini iddia ederler.
-Yahudiler de Rafiziler de mestlere meshetmezler.
-Yahudiler Cebrail (Aleyhi's-Selam) e düşmanlık ederler, Rafizilerden Gurrabiyye fırkası ise vahyi Ali (Radıyallahu Anh) yerine Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e getirdiği için onun hata ettiğini söylerler.
5. HIRİSTİYANLARLA BENZERLİKLERİ:
-Hıristiyanlar hanımlara mehir ödemezler, mal gibi faydalanırlar. Rafiziler de mut’a nikahını helal sayarak böyle evlenirler.
6. YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARIN ÜSTÜN YÖNLERİ:
-‘Dininizin en hayırlıları kimdir?’ diye sorulduğunda Yahudiler ‘Musa ve ashâbı’, Hıristiyanlar da ‘İsa’nın havarileri’ diye cevap verirler. Rafizilere de ‘Dininizin en şerlileri kimdir?’ denildiğinde ‘Muhammed’in ashâbı’ derler.
7. İMAMLARI HAKKINDAKİ İNANÇLARI:
-Allah’ın belirlemesiyle belirlenirler.
-İlahi koruma sonucunda masumdurlar (günah işlemezler).
-Yeryüzü, insanlar var oldukça imamsız kalmaz.
-Allah tarafından desteklenirler.
-Kulların amelleri bilgileri dahilindedir.
-Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hariç (melekler dahil) tüm mahlukattan üstün ve şereflidirler.
-Tüm nebilerden daha alimdirler.
-Allah onlarla bilinir ve onlarla Allah’a ibadet edilir.
-Sözleri ve emirleri Allah’tan indirilmiş gibidir.
-Göğün ve yerin ilmi, olmuş ve olacakların ilmi onların yanındadır.
-Varlıkların yaratılmasında vasıta ve sebeptirler.
-Ne zaman öleceklerini bilirler ve istedikleri zaman ölürler.
-Tekvini (yaratılışla ilgili) velayet hakları vardır.
-Dua, ancak onların isimleri ve aracılıkları ile kabul edilir.
-Nuh boğulmaktan, İbrahim ateşten, Musa Firavun’dan ve İsa (Aleyhimu's-Selam) asılmaktan onların hakkı için dua ettiklerinden dolayı kurtulmuşlardır.
-İlah ve Rab olduğuna inanmaksızın (ister diri, ister ölü, ister taş ve ister çamur olsun) Allah’tan başkasından istekte bulunmak şirk değildir.
-Onların helal kıldıkları helal, haram kıldıkları haramdır.
-Onlar Ali (Radıyallahu Anh) nin sulbünden Allah’ın çocuklarıdır.
-12. İmamları olan Kaim, h.255 yılında doğmuştur ve halen (şu an h.1428 yılındayız) yaşamaktadır.
-İmamlara bu şekilde inanmayanlar kafirdir.
8. RİCAT AKİDESİ:
-12. İmamları olan Kaim, ahir zamanda ortay çıkacak, siyasi düşmanlarını boğazlayacak ve diğer fırkaların gasbettiği hakları Şia’ya iade edecektir.
-Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) onun zamanında asılacaktır.
-O, Aişe (Radıyallahu Anha) yi diriltecek ve ona had cezası uygulayacaktır.
-Zimmet ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlarla barış yapacak ve onlardan cizye alacaktır.
9. TAKİYYE ( İNANCINDAN BAŞKASINI SÖYLEME / YAPMA ) İNANCI:
-En faziletli ameldir.
-Yapmayanın imanı yoktur.
-Dinin 9/10 u (onda dokuzu) takiyyedir, yapmayanın dini yoktur.
-Takiyyeyi terk edenin bu günahı ebediyyen mağfiret edilmez (bağışlanmaz).
-Takiyye ile bir münafığın arkasında kılınan namaz, imamlarının arkasında namaz kılmak gibidir.
-Mecbur kalınırsa takiyye olarak her türlü yemin edilebilir.
10. ÇAMUR AKİDESİ:
-Hüseyin bin Ali (Radıyallahu Anhuma) nin kabrinin çamuru her derde şifadır.
-O çamurla çocuklara tahnik (yeni doğan bebeğin ağzına konulması ki, Rasûlullah bunu hurma ile yapardı) yapılır.
-O, bir yere gönderilen herhangi bir şeyle beraber bulundurulursa onun için bir güvencedir.
-O vesile yapılarak Allah’tan istekte bulunulabilir. Buna tevessül etmek diyoruz.
-Şiiler seçkin bir topraktan, Sünniler ise başka bir (kötü) topraktan yaratılmıştır. Bu ikisinin karışımından Şiilerin günahkarları ortaya çıkmıştır. Sünnilerdeki salah ve güvenilirlik ise karışımdaki Şia toprağının etkisi sebebiyledir.
-Kıyamet günü Şia’nın günah ve cezası Sünnilere, Sünnilerin hasenatları ise Şia’ya verilecektir.
11. EHLİ SÜNNET HAKKINDAKİ İNANÇLARI:
-Malları ve kanları mübahtır.
-Şia dışındakiler pis olarak doğar.
-Şeytan parmağını her doğan çocuğun vücuduna sokarak zarar verir, çocuk da bu sebeple ağlar. Doğan Şii ise ondan uzaklaşır ve ona zarar vermez.
-Şia dışındakiler veled-i zinadırlar.
-Yahudi ve Hıristiyanlar aslen kafir, Ehli Sünnet ise mürtedir. (Dinden çıkan manasına gelen mürtedin küfrü, aslen kafir olanınkinden daha şiddetlidir. Bu sebeple tarih boyunca Ehli Sünnet’in aleyhine onlarla yardımlaşmışlardır. Özellikle Tatarların Müslümanları katletmesinde onların tarafında bulunmuşlar ve yardımlarını esirgememişlerdir.)
12. MUT’A İNANCI VE ONUN FAZİLETİ:
-Mut’a (para veya mal vererek geçici süreyle bir kadınla birlikte olma şeklindeki nikah şekli) dindir.
-Onunla amel edenler dinleriyle amel etmiş, inkar edenler ise dinlerini inkar etmiş olurlar.
-Mut’ayı inkar eden kafir olur.
-Mut’a çocuğu, şer’i nikah çocuğundan faziletlidir.
-Allah onlara sarhoş edici içecekleri haram kılmış, onun yerine mut’ayı helal kılmıştır.
-Mut’ayı bir kere yapan Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in, iki kere yapan Hasan (Radıyallahu Anhuma) ın, üç kere yapan Ali (Radıyallahu Anh) nin ve dört kere yapan da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin derecesinde olur.
-Mü’min bir kadınla mut’a yapan Kabe’yi 70 kere ziyaret etmiş gibi olur.
-Mut’anın bir sınırı yoktur, 1000 kere de yapılabilir.
-Aynı zamanda kadına dübüründen (makatından) yanaşmak (birleşmek) caizdir.
13. NECEF VE KERBELA İNANCI, ORALARI ZİYARETİN FAZİLETİ:
-Allah’ın haremi Mekke, Rasûlü’nün haremi Medine, Ali’nin haremi Kufe ve onların haremi ise Kum şehirleridir.
-Kerbela toprağı eklenmeseydi Kabe yaratılmaz ve faziletli kılınmazdı.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrinin ziyaret sevabı, makbul 20 hac ve 20 umreye, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile yapılmış 20 savaşa denktir.
-Bu ziyaret (hacıların Arafat’a çıkma günü olan) Arafe günü yapılırsa sevap, 1000 hac ve 1000 umre ile 1000 savaşa denk olur.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini özürsüz olarak ziyaret etmeyi terk eden cehennem ehlindendir.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini ziyaret, Arşı üzerinde Allah’ı ziyaret gibidir.
-Allah, Arafe günü (Arafat’ta vakfe yapanlara değil de) Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini ziyaret edenlere bakar.
-Allah melekleriyle birlikte, nebiler ve mü’minler de Ali (Radıyallahu Anh) nin kabrini ziyaret ederler.
-Ziyaret esnasında kabre yönelmek gereklidir. Çünkü o, Allah’ın yüzü olduğu için kıbleye yönelmek gibidir.
-İmamların türbelerinde kılınan namaz mescitlerde kılınandan üstündür.
-(Kabe’de değil de) Ali (Radıyallahu Anh) nin kabrinin yanında kılınan namaz, başka yerde kılınandan 100.000 (yüz bin) kat üstündür.
-(Kabe dahil) Kerbela’dan daha kutsal bir yer yoktur.
-Kufe Mescidi’nde kılınan farz namaz hac yerine, nafile namaz ise umre yerine geçer.
14. AŞURA ( MUHARREM’İN ONUNCU ) GÜNÜ İNANCI:
-Muharrem Ayı’nın ilk on günü Allah’a yakınlaştırıcı bir amel olarak siyah elbise giyerler.
-Aşura günü ise yanaklar, göğüsler ve sırtlarını döverler, bazen bunun için zincir ve kılıç kullanırlar.
-Yakalarını parçalayarak ağıtlar yakarlar.
-Aşura günü törenlerinde ayrıca;
a) Ömer ismini verdikleri bir köpeği ortaya getirerek bastonla döverler ve taşlarla öldürürler.
b) Aişe ismini verdikleri bir oğlağı ortaya getirerek tüylerini yolarlar ve öldürünceye kadar döverler.
-Bütün bunlar Allah’ın şiarlarına (gösterge ve değerlerine) tazim (yüceltme) sayılır.
15. BEY’AT ( EMİRE TABİ OLMA ) İNANCI:
-Kaim dışındaki her sancak sahibi emir tağuttur.
-Diğer emir ve hakimlere itaat, takiyye olarak caizdir.
-Üç raşit halife gaspçı, zalim ve mürteddirler.
-O üçüyle beraber olup anlara yardım edenler de tağut ve zalimdirler.
16. RAFİZİLERLE YAKINLAŞMANIN HÜKMÜ:
-Allah’ın Kitabı’na hakaret ederek O’nu başka türlü yorumlayan,
-Kur’an’da eksiltme ve artırma olduğunu iddia eden,
-Fatıma (Radıyallahu Anha) ya Kur’an’dan sonra da ilahi bilgiler nazil olduğunu iddia eden (Fatıma’ya Nebi’den sonra Cebrail tarafından Levh-i Fatıma diye adlandırdıkları bir vahyin getirildiğini iddia etmektedirler),
-İmameti nübüvvet (peygamberlik), hatta ondan daha üstün gören,
-İmamların meleklerden ve nebilerden daha üstün olduğuna inanan,
-İmamlarını Allah’a mahsus olan bazı sıfatlarla sıfatlayan,
-Ali, Hasan, Hüseyin (Radıyallahu Anhum) ve imamlarından istekte bulunup onlara yalvaran,
-Birkaçı dışında sahâbenin kafir olduğuna inanan,
-Takiyye adı altında yalanı ve aldatmayı din kabul edinen,
-Ve daha bir çok sapıklıklarla donanmış olan bu taifeyi;
a) Dost edinmek,
b) Onlarla yakınlaşmak,
c) Yardımlaşmak,
d) Allah’ın ismini ansalar bile kestiklerini yemek,
e) Kardeşlik ve muhabbet çağrılarını kabul etmek caiz değildir.
Çünkü;
-Dr. Nasır el-Kifari onların Müslümanlardan ayrılmış olduklarını haber vermiş,
-İmam Malik onlarla konuşmaktan ve onlardan rivayette bulunmaktan sakındırmış, İslam’dan nasipleri olmadığını söylemiş ve sahâbeye buğz etmeleri sebebiyle onların kafir olduklarına hükmetmiş,
-İmam Kurtubi, İmam Malik’in bu görüşünün isabetli olduğunu belirterek sahâbeyi küçük gören ve onlara dil uzatan kimselerin Allah’ın buyruğunu reddetmiş ve Müslümanların şeriatlarını iptal etmiş olacaklarını söylemiş,
-İmam Şafi, Rafiziler kadar yalancı şahitlikte bulunan kimse görmediğini bildirmiş,
-İmam Ahmed bin Hanbel, Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) e buğz edenlerden uzak durulması gerektiğini, onlara ve Aişe (Radıyallahu Anha) ye söven kimseyi Müslüman olarak kabul etmeyeceğini belirtmiş,
-Kufe Kadısı Şureyk bin Abdullah, Rafiziler dışında herkesten ilim alınabileceğini, onların hadis uydurarak onu din edindiklerini söylemiş,
-Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye, Rafiziliğin aslının zındıklık, ilhad, kasıt ve yalan olduğu, bunun ise münafıklık olduğu görüşüne gitmiş,
-el-Firyabi, Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) e sövenin kafir olduğunu ve cenaze namazının kılınmayacağını belirtmiş,
-İbni Hazm, Rafizilerin Müslüman olmadığını söylemiş,
-Suudi Arabistan’da bulunan ve Abdulaziz bin Abdullah bin Baz başkanlığında, Abdurrezzak Afifi, Abdullah bin Ğudeyyan ve Abdullah bin Kuud’dan oluşan Daimi Fetva Komisyonu ise, onların dinden çıkmış kafirler oldukları fetvasını vermiş,
-Abdullah bin Abdurrahman el-Cibrin ise, onların sıkıntı ve bolluk anlarında Ali ve oğullarına (Radıyallahu Anhum) ve imamlarına seslenip dua ettiklerinden dolayı onların İslam’dan çıkaran ve öldürülmelerini hak eden büyük şirk işleyen müşrik olduklarını, Ali (Radıyallahu Anh) ye ilahi vasıflar verdiklerinden dolayı da mürted olduklarını, kalplerinde olmayanı söylediklerinden dolayı da münafıklık yaptıklarını haber vermiştir.

Allahu a’lem ve’s-salatu ve’s-selamu alâ Rasûlina Muhammed ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-alemîn.

*Bu yazı Abdullah bin Muhammed es-Salih’in yazdığı ‘Yedi İklim Kitabevi’nden çıkan ‘Caferi, Şii ve Rafizilerin (Kendi Ağızlarından) İnanç Esasları’ isimli kitabın özetidir.
Read On 1 yorum

Sadaka Konusu..

17:02
NAFİLE SADAKALAR

SADAKA VERMENİN FAZİLETİ VE ONA TEŞVİK

{ … Ebu Hureyre r.a den Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim helal kazancından bir hurma değerinde bir sadaka verirse - ki Allah helal maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez - Allah bu sadakayı sağ eliyle kabul eder. Sonra onu dağ gibi olana kadar - sizin birinizin sütten kesilmiş tayını büyüttüğü gibi - sadaka sahibi için büyütür. }


Buhari (1410-Ter: 1337) Müslim (1014/63) Nesei (5157) Tirmizi (661) İbni Mace (1842) İbni Huzeyme (2425) İbni Hibban (3316) Bezzar (931-el-Keşf) Beğavi (1632) Ahmed (2/538)


{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Aziz ve Celil olan Allah : Ey kulum, sen infak et ki, ben de sana infak edeyim, buyurdu. Rasulullah devamla şöyle buyurdu : Allah’ın eli doludur. Harcamak onu eksiltmez, o gece ve gündüz aralıksız devam eder. Allah’ın göğü ve yeri yarattığı günden beri, infak ettiği nimetlerini düşündünüz mü ? Şüphesiz ki onun elindeki nimetlerden hiçbir şey eksilmemiştir. Onun Arşı - su üzerindedir. Adalet terazisi onun elindedir. Terazinin kefesi bazen aşağı iner bazen de yukarı kalkar. - Bu sebeple bazı kullarına yetecek kadarı bazı kullarına da fazla rızık verir.- }


Buhar) (4684-Ter:4459) Müslim (993/37) Tirmizi (3045) İbni Mace (197) Ahmed (2/242)



{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Benim Uhud dağı kadar altınım olsa - üzerimdeki bir borç için sakladığını hariç - üçüncü gece gelirken ondan benim yanımda bir dinarın bulunması beni sevindirmez. }


Müslim (991/31) Buhari : 2389-6445-7228 - İbni Mace (4231) İbni Hibban (32 Ahmed (2/467)



{ … Ebu Musa r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zamanda bir kimse altınının sadakasını vermek için dolaşacak da elinden sadakasını alacak bir fakir bulamayacak. 0 zamanda erkeklerin azlı-ğından ve kadınların çokluğundan kırk kadının bir erkeğin arkasından gitmekte olduğu ve onun himayesine sığındığı görülecektir. }


Buhari (1414-Ter: 1340) Müslim (1012/59) Ebu Yağla (7299) Albani ( 5345-S. Cami)



{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Kulların sabaha erdiği her gün içerisinde iki melek iner. Bu iki melekten biri : Ey Allah’ım, infak edene sen bir bedelini ver der. Diğeri de : Ey Allah’ım, infak etmeyene sen malına telef ver der. }


Bahari (1442-Ter:1364-1365) Müslim (1010) İbni Hibban (815-et-Mevarid) Hakim (2/445) Ahmed (2/305-306) Albani (920-es-Sahiha)
{ … Adiy b. el-Hatim r.a şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v’in yanında bulunduğum sırada ona bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Sonra ona başka bir adam geldi ve yol kesilmesinden şikayet etti. Nebi s.a.v : Ya Adiy, sen Hira şehrini gördün mü ?, dedi. Ben : Ben onu görmedim, fakat orası hakkında bana haber verildi dedim. Nebi : Eğer hayatın uzun olursa sen, hevdeci içinde yolculuk eden kadının Hira şehrinden hareket edip Allah‘tan başka kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf edeceğini göreceksin. Ben buna hayret ederek kendi kedime : Beldelerde fitne ve fesat çıkarmış olan Tay kabilesinin eşkıyaları nerede ki acaba ? dedim. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki, - Kisra‘nın hazineleri fethedilecektir,buyur- du. Ben : Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri mi ? dedim. Nebi : Evet Kisra b. Hürmüz‘ün hazineleri. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki - bir kimse elinin dolusu altını veya gümüşü sadaka olarak çıkaracak da bunu kendisinden kabul edecek bir kimse arayacak, fakat onu kendisinden kabul edecek hiç kimseyi bulamayacak. Yemin ederim ki, biriniz Allah‘a kavuşacağı gün, Allah ile kendisi arasında konuşmayı tercüme edecek bir tercüman olmaz halde Allah‘a kavuşacak. Allah ona : Ben sana Rasul göndermedim mi ? diye soracak. 0 kul da : Evet gönderdin diyecek. Allah : Ben sana mal vermedim mi, bu şekilde sana ihsanda bulunmadım mı ? Diyecek. Kul : Evet diyecek. Derken kul sağına bakar cehen nemden başka bir şey göremez. Soluna bakar yine cehennemden başka bir şey göremez.
Adiy şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v den işittim şöyle buyuru- yordu : 0 halde hepiniz yarım hurma tanesi ile veya onu da bulamazsa güzel bir sözle de olsun kendinizi cehennemden koruyun.
Adiy şöyle dedi : Ben Hira şehrinden hevdeci içinde yolculuğa çıkıp, Allah’tan gayri hiç kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf eden kadını gördüm. Ben Kisra b. Hürmüz’ün hazinelerini fetheden ordunun içinde bulundum. Yemin olsun eğer sizlerin hayatı uzun olursa, Nebi Ebul Kasım’ın söylediği elinin dolusu altını sadaka olarak çıkaracak kimseleri de siz göreceksiniz. }


Buhari : 3595 – Ter : 3371 - Tabarani : 6610 - Evsat - Beyhaki : 10131 - Beğavi : 4571- Mesabih


HER MÜSLÜMANIN SADAKA VERMESİ VACİPTİR


{ … Ebu Musa el-Eşari o den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır, buyurdu. }


Buhari (1445-Tet: 1368) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)



{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İçerisinde güneşin doğduğu her günde insan bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. İki kişi arasında adalet yapMak bir sadakadır. Binitine binmek isteyen veya eşyasını ona yüklemek isteyen kimseye yardım edip binitine bindirmek, yahut eşyasını kaldırıp yüklemek bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken sahibinin attığı her adım sadakadır. Yoldan geçenlere eziyet veren şeyleri oradan gidermek bir sadakadır. }


Buhari (2989-Ter:279 (2707) Müslim (1009/56) İbni Hibban (3381) Beybaki 84/187.188) Beğavi (1645) Ahmed (2/316)



{ … Ebu Zerr r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden her birinizin bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır. Her tahlil bir sadakadır. Her tekbir bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülüğü yasaklamak bir sadakadır. Bir kimsenin kuşluk vakti kılacağı iki rekat namaz onlar - dan bazısına - kifayet eder. }

Müslim (720/84)


HER MARUF SADAKADIR

{ … Cabir b. Abdullah r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her maruf - yani iyi ve hayırlı şeyler - bir sadakadır. }


Buhari (6021-Ter:6011) Müslim (1005/52) Tirmizi (1970) Tayalisi (1713) İbni Hibban (3379) Beğavi (1646) Ahmed (3/344)


SADAKANIN EN FAZİLETLİSİ

{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir adam Nebi s.a.v’e geldi ve : Ya Rasulallah, ecir ve sevap yönünden hangi sadaka daha büyüktür ? dedi. Rasulullah s.a.v : Senin sıhhatli, Çok cimri olduğun, fakirlikten korktuğun ve zenginliği ümit ettiğin halde infak ettiğin sadakadır. Can boğaza ulaşıp. bu malım falan içindir ; bu malım filan içindir diyeceğin ve bunlarda mirasçıların olacağı için sadakanı geri bırakma,buyurdu. }


Buhari : 1419 – Ter : 1345 - Müslim (1032192) Ebu Davud (2865) Neseı (2541) İbni Mace (2706) İbni Huzeyme (2454) İbni Hibban (3312) Abdurrezzak (16740) Tayalisi (980) Beyhaki (4/189) Beğavi (1671) Ahmed (2/25)


ZEVCENİN VEYA HİZMETKARIN SADAKASI


{ … Aişe r.anha dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kadın evinin viyeceğinden ifsat etmeden infak ettiği vakit, onun için infakı sebebiyle bir sevap vardır, bu malı kazanması sebebiyle kocası için de bir sevap vardır, malı bekleyen için bekleme sebebiyle bir sevap vardır. Bunlardan bazısının ecri diğerlerinin ecrinden hiçbir şeyi noksanlaştırmaz. }


Buhari (1425-Ter:1352) Müslim (1024/80) Ebu Davud (1685) Nesei (5/65) Tirmizi (672) Abdurrezzak (7275) İbni Hibban (3358) Beyhaki (41192) Beğavi (1692) Ahmed (6/44)



{ … Esma b. Ebu Bekir r.anha şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç malım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et, malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }


Buhari (2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)


SADAKANIN İMKAN NİSBETİNDE OLMASI

{ … Ebu Musa el-Eşari r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır,buyurdu. }


Buhari (1445-Ter; 1368(6022) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)



{ … Esma b. Ebu Bekir şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç rnalım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }


Buhari : 2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)


HARAM MALDAN SADAKA KABUL OLMAZ

{ … İbni Ömer r.a dedi ki : “..... Ben Rasulullah s.a.v’i işittim : Abdestsiz hiçbir namaz’dan ve hiyanetle elde edilmiş hiçbir maldan da sadaka kabul olun-maz….. buyuruyordu. }


Müslim (224) Ebu Avane (1/234) Tirmizi (1) İbni Mace (272) İbni Ebi Şeybe (1/14/1) Tayalisi (1874’l Ahmed (4969) Albani (120-el-İrva)


ANNE, BABA, EVLAT, AKRABA VE YAKINLARA SADAKA VERMEK

{ … Tarık el-Muharibi anlatıyor : Medine’ye geldik, baktıkki Resulullah s.a.v ayağa kalkmış mimberde cemaate hitabediyor. Şöyle diyordu : En üstün el verenin elidir. Geçimini sağlamak için anneden, babadan, kız ve erkek kardeşlerden başla ve daha sonra yakınlık derecesine göre takip et. }



Nesei : 5.c.2522.n


{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadakanın en hayırlısı, vereni güç durumda bırakmayacak olanıdır. Veren el alan el’den daha hayırlıdır. Vermeye, geçimini sağlamakla mükellef olduğun kimselerden başla. }

Nesei : 5.c.2524.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadaka verin. Bunun üzerine bir adam :
- Ya Rasulallah benim bir dinarım var, deyince Resulullah s.a.v :
- Onu kendin için harca, buyurdu. Adam :
- bir tane daha var, deyince Resululah s.a.v :
- Onu da hanımın için harca, buyurdu. Adam :
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Çocuğun için harca, buyurdu. Adam tekrar :
- Bir tane daha var deyince, Resulullah s.a.v :
- Onu da hizmetçin için harca, buyurdu. Adam .
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Sen daha iyi bilirsin, buyurdu. }
Nesei : 5.c.2525.n

{ … Enes b. Malik r.a Şöyle dedi : Ebu Taiha Medine’de hurmalık mal yönünden Ensar’ın en zengini idi. Mallarının kendine en değerlisi de Beyruha (bostanı) idi. Beyruha mescidin hemen karşısındaydı, Rasulullah s.a.v Beyruha’ya girer onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes dedi ki: { Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. } [ İmran : 92 ] ayeti inince Ebu Talha kalkıp, doğru Rasulullah’a geldi ve : Ya Rasulallah, Allah-u teala : “ Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız...” buyuruyor. Bana malımın en değerli olanı Beyruha’dır. Beyruha Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında bir iyilik ve azık olmasını ümit ediyorum. Allah’ın sana gösterdiği cihete onu sarfet dedi. Enes dedi ki : Rasulullah s.a.v bunun üzerine : Ne hoş ! İşte bu kazançlı bir maldır, işte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işittim. Ben bu bostanı akrabalarına infak etmeni uygun görüyorum,buyurdu: Ebu Talha : Ya Rasulallah ben de senin istediğin gibi yaparım dedi. Sonra Ebu Talha Beyruha’yı akrabaları ve amca oğulları arasında taksim etti. }

Buhari (1462-Ter: 1388) Müslim (998/42) Malik (2/595) Darimi (2/390) Tirmizi (2997) İbni Huzeyme (2455) İbni Hibban (3340) Beyhaki (6/164-275) Beğavi (1683) Ahmed (3/131-256)

SADAKA SEVABININ ÖLÜYE ULAŞACAĞI

{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Sa’d b. Ub anasından uzak bir yerde bulunduğu sırada annesi vefat etti. Bunun üzerine Sa’d : Ya Rasulallah, ben annemden uzakta iken annem vefat etti. Ben onun adına bir şey sadaka versem, bu sadaka ona fayda verir mi ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet ,buyurdu. Sa’d : Ben seni şahit yapıyorum, be- nim Mıhraf isimli bostanım annem için sadakadır. }

Buhan (2756-Ter:2603) Malik (2/760) Ebu Davud (2882) Nesei (6/252) Tirmizi (669) İbni Huzeyme (2500) İbni Hibban (3354)


{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir kimse Nebi s.a.v’e : Babam öldü bir mal bıraktı ve vasiyet de etmedi. Benim onun adına tasadduk etmem onun günahlarına kefaret olur mu ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet olur , buyurdu. }

Müslim (1630/11)

SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ

{ … Ebu Said el-Hudri r.a şöyle dedi : Ensar’dan bazı kimseler, Rasulullah’tan sadaka istediler Rasulullah da onlara verdi. Sonra bunlar yine istediler. Rasulullah yine verdi. Nihayet yanında mal tükendi. Akabinde şöyle buyurdu : Sadaka malından yanımda bulunan şeyleri sizlerden asla esirgemem. Herkim dilencilikten sakınmak isterse, Allah o kimseyi iffetli kılar. Herkim halktan müstağni olursa, Allah onu zengin yapar. Herkim sabretmek isterse, Allah ona sabır verir, hiç kimseye sabırdan daha hayırlı, sabırdan daha geniş nimet verilmemiştir. }


Buhari (1469-Ter: Müslim (1053/124) Malik (21997) Nesei (5/95) Tirmizi (2024) Darimi (1/378) Beybaki (4/195) Beğavi (1613) Abdurrezzak (20014) Ahmed (3/93)

MAL BİRİKTİRMEK AMACIYLA SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ

{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim mal çoğaltmak için insanların mallarını dilenirse, şüphesiz o, ateş parçası istemektedir. Bundan sonra ister az istesin isterse çok istesin. }

Müslim (1041/105)


İFFETLİ İNSANLAR İSTEMEZ

Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar, Allah yolunda mahsur kalmış fakirlere mahsustur. Onlar yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Bilmeyen, istemeye utandıklarından dolayı onları zengin zanneder. Onları simalaran dan tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allah bilir. }


BAKARA : 273.AY


{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Miskin, sadaka istemek için insanları dolaşan, bir iki lokma, bir iki hurmanın geri çevirdiği dilenci kişiler değildir. Fakat gerçek miskin, kendini geçindirecek bir imkan bulamayan ve kendinin sadaka verilmek için sıkıntıda olduğu bilinmeyen, kendi de kalkıp insanlardan sadaka istemeyen iffetli kimselerdir. }


Buhari (1479-Ter; 1408) Müslim (1039/101) Malik (2/923) Nesei (2571) İbni Hibban (3352) Beğavi (1602)
DERLEYEN
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Read On 0 yorum

Zekat Konusu..

16:58
Z E K A T L A A L A K A L I K O N U L A R

بسم الله الرحمن الرحيم

ZEKATIN FARZİYETİ

{ … Ömer r.a şöyle dedi : Bir gün biz Rasulullah’ın yanında bulunuyor iken birden yanımıza elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah, üzerinde yolculuk eseri olmayan ve bizden kendisini kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Nihayet Nebi s.a.v’in yanına oturdu. İki dizini onun dizine dayadı, iki elini dizlerinin üzerine koydu ve : Ya Muhammed, bana İslam’dan haber ver dedi. Rasulullah s.a.v : İslam, Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah‘in Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Beyti hac etmendir, buyurdu. 0 adam : Doğru söyledin dedi. Ömer dedi ki : Biz buna hayret ettik, hem soruyor hem de Rasulullah’ı tasdik ediyordu…..... }


Müslim (8/1) Ebu Davud (4695) Nesei (8/97) Tirmizi (2610) İbni Mace (63) İbni Mende (1) Tayalisi (20) Ahmed (1/52)



{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İslam beş esas üzere kurulmuştur : Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed‘in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak ve hac etmektir. }


Müslim (16/22) Buhari (8-Ter: Nesei (8/108) Tirmizi (2609) İbni Huzeyme (308) İbni Hibban (158-1446) İbni Mende (40-el-İman) Humeydi (703) Tabarani (13203-M.Kebir) Ebu Nuaym (3/62-el-Hilye) Beyhaki (1/358) Beğavi (6) Ahmed (2/143) Albani (781-el-İrva)



{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammedu’r Rasulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah‘ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver. Onlar bu beş vakit namaz kılma – hususunda - da sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını ve bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur – yani duasına icabet eder - }


Buhari (1496-Ter1423 Müslim (19/29) Ebu Davud (1584) Nesej (2434) Tirmizi (625) Darinıi (1/379) İbni Mace (1783) İbni Hibban (156-el- Mevarid) İbni Mende (116-el-iman) Tabarani (12408-M. Kebir) Ahmed (1/233) Dare kutni (2/136) Beyhaki (4/96-101) Beğavi (1557)



{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları ktifre dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir onlara karşı ordu gön dermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlar La İlahe İllallah deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse İslam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerektirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu - savaş isteği - Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }


Buhari (1399-Ter:1325) Müslim (20/32) Ebu Davud (1556) Nesei (2442) Tirmizi (2607) İbni Hibban (216) İbni Mende 215-el-İman) Abdurrezzak (18718) Beyhaki 4/104) Ahmed (2/528)


ZEKATINI VERMEYENLERİN GÜNAHI


{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Altın ve gümüşün zekat hakkını ödemeyen kimseler, kıyamet günü olduğunda o altın ve gümüşleri kendileri için ateşten levhalar haline getirilir ve cehennem ateşinde iyice kızdırılır. Sonra bu kızgın levhalarla onların böğrü, alnı ve sırtı dağlanır. Levhalar soğudukça azap için kızdırma tekrar iade olunur. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir. Denildi ki : Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen develerin durumu nedir ? Rasulullah s.a.v : Develerinden zekat hakkını ödemeyen her deve sahibi de ,kıyamet gününde geniş ve düz bir araziye yatırılır. Develer en semiz oldukları halde,onlardan bir tek yavru dahi eksilmeksizin hepsi ayaklarıyla onu çiğner ve ağızlarıyla da ısırırlar. Develerin sonuncusu ona uğrayıp geçince, baş tarafı o kimseye tekrar uğratılır. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir,buyurdu. Ya Rasu-lallah ! Zekatı verilmeyen sığır ve davarların durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah s.a.v : Sığır ve davarlardan zekat hakkını ödemeyen her sığır ve davar sahibi de geniş ve düz bir araziye yatırılır. Bu hayvanlardan da hiçbiri kaybolmaksızın içlerinde iki boynuzu kıvrık, boynuzsuz ve boynuzu kırılmış olanın hepsi, o kimseye toslayacak ve ayaklarıyla o kimseyi çiğneyeceklerdir. Bu sürünün de baş tarafı onun üzerinden geçtiğinde sonu tekrar geri döndürülür. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kim seye ya cennete ya da cehen-neme giden yol gösterilir,buyurdu.Ya Rasulellah ! Zekatı verilmeyen atların durumu nedir denildiğinde, Rasulullah : Atlar üç kısımdır : At bazı kimseler için günah, bazı kimseler için bir Perde, bazı kimseler için de sırf hayırdır. At’ın kendisi için günah olan kimseye gelince o, atını gösteriş övünüp böbürlenmek ve müslümanlara savaş için besler. İşte bu at o kimse için büyük günahtır.At’ın kendi ihtiyacı için bir perde olana gelince, o kimse atını, Allah yolunda bağlar, sonra da gerek hayvanların sırtındaki Allah‘ın hakkını – yani cihat için binmek veya bindirmek – yahut da Allah’ın hakkı olan sadakayı unutmaz. İşte bu at o kimse için bir perdedir. At’ın kendisi için hayır olana gelince, o kimse de atını müslümanların lehine Allah yolunda - cihat maksadıyla - bağlamıştır. Atı bol otlu geniş bir çayırlıkta beslenirse, atın bu bol otlu çayırlıktan yediği bitkilerin sayısınca sahibi için bir çok haseneler yazılır. Atın gübre ve bevli için de ona haseneler yazılır. Atın yuları kopsa şahlanarak bir veya iki yüksek tepeye raks ederek neşeyle koşsa, yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve gübreleri sayısınca sahibine Allah haseneler yazar. Hayvan bir nehre uğrayıp ondan su içse, sahibi sulamak istememiş olsa bile - Allah o kimse için atının içtiği su sayısınca hase-neler yazar,buyurdu. Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen eşeklerin durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah : Eşekler hakkında bana bir şey indirilmedi. Ancak bana her hükmü içeren, emsalsiz :

{ Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek. Her kim zerre miktarı bir şer işlerse onu görecektir } ZİLZAL : 7-8 . ayeti indirildi,buyurdu. }


Müslim (987/24) Ebu Davud (1658) Nesei (5/12) İbni Huzeyme (2252) İbni Hibban (3253) Beyhaki (4/119) Beğavi (1562) Abdurrezzak (6858) Ahmed (2/262-276-3 83)



{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim Allah kendisine mal verir de o malın zekatını vermezse, kıyamet gününde zekatı verilmeyen o mal, sahibi için çok zehirli bir yılan şekline dönüşür. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini iki tara-fından yakalar. Sonra ona : Ben senin - çok sevdiğin - malınım, ben senin hazinenim der. Ebu Hureyre dedi ki : Bundan sonra Rasulullah s.a.v :

{ Allah’ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Bilakis o kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızı haber alandır. } Ali İmran :180. ayetini okudu. }


Buhari : 1403-Ter:1329 - Nesei : 2481 - Beyhaki : 7/4 - Beğavi : 1560


{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Deve sahibi devesinin zekat hakkını ödemediği zaman, kıyamet günü o deve en kuvvetli ve besili haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu ayaklarıyla çiğner. Koyun sahibi de koyunlarının zekatını vermediği zaman, kıyamet günü o koyunlar en kuvvetli ve besili halde sahibinin üzerine gelir,onu ayaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla ona toslarlar. Nebi s.a.v devamla : Bu hayvanların haklarından biri de , sütlerinin sağılması ve fakirlere ondan içirilmesidir. Hiç biriniz kıyamet günü zekatını ödemediği davarı omzunda meler bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. Ve yine sizden hiç kimse, zekatını vermediği devesi omuzunda böğürür bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. }


Buhari : 1402.Ter:1328 - Nesei : 2447



ZEKATINI VERMEYENLERLE SAVAŞILIR

{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları küfte dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir de onlara karşı ordu göndermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlarla La İlahe İllallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse islam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerek-tirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi bir oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım, dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu iş, Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }


Buhari : 1399-Ter : 1325-1326 - Müslim : 20/32 : Ebu Davud : 1556



Z E K A T I N N İ S A BI

DEVELERİN ZEKATI

{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin. Devenin yirmi dört tanesi ve daha aşağısında, koyundan her beş devede bir koyundur. Deve sayısı yirmi beşe erişince, otuz altıya kadar bir Bintu mahad, Otuz altıya erişince, kırk beşe kadar bir Bintu lebun,Kırk altıya erişince, altmışa kadar bir Hıkka, Altmış bire erişince, yetmiş beşe kadar bir Cezea,Yetmiş altıya erişince, doksana kadar iki Bintu lebun, Doksan bire erişince, yüz yirmiye kadar iki Hıka, zekat vermek vacibdir. Deve sayısı yüz yirmiden daha fazla olursa, her kırk devede bir Bintu lebun ve her elli devede bir Hıkka zekat vardır. Yanında dört deveden gayri bulunmayan kimseye gelince, o miktardaki deveye zekat yoktur. Ancak deve sahibi kendi vermek isterse bu müstesnadır. Deve adedi beşe ulaştığında ondan bir koyun zekat vermek vaciptir. ………………………. }


Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)


{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yap-tığında - Allah’ın, Rasullüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : Kimin zekat bedeli Bintu mehad’a ulaşır ve mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında Bintu lebun olursa, o kabul edilir. Zekat amili, mal sahibine - yaş farkı olarak - yirmi dirhem veya iki koyun verir. Mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında İbnu Lebun bulunursa, o kabul edilir. Mal sahibine - yaş farkı olarak - bir şey verilmez. }


BaharI : 1448-Ter:1373



İbnu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış erkek deve. Bintu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış dişi deve. İbnu Lebun : iki yaşını doldur-muş ve üç yaşına basmış erkek deve. Bintu Lebun : iki yaşını doldurmuş ve üç yaşına basmış dişi deve.Hıkk : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış erkek deve. Hıka : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış dişi deve. Cez’a : dert yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış erkek deve. Cezea : dört yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış dişi deve.

KOYUNLARIN ZEKATI

{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..Yay-lakta kalan koyunun zekatında, koyun sayısı kırk olunca, yüz yirmiye kadar bir koyundur. Yüz yirmiden fazlada iki yüze kadar iki koyundur. Koyun sayısı iki yüzden fazla olursa, üç yüze kadar üç koyundur. Koyun sayısı üç yüzden fazla olursa, her yüz koyunda bir zekat vardır. Bir kimsenin yayılır koyunu, kırktan bir koyun noksan olursa, bu noksan koyunda zekat yoktur. Ancak sahibi diler verirse bu müs-tesnadır……………. }


Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)


GÜMÜŞÜN ZEKATI

{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..iki yüz dirhem gümüşün onda birinin dörtte biri - yani kırkta bir - miktarında zekat vacibdir Gümüş miktarı yüz doksan dirhem olursa bunda da zekat yoktur. Ancak gümüş sahibi diler verirse bu müstesnadır. }


Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)


{ … Ebu Said el-Hudri r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Beş ukiyyeden az miktar gümüşte zekat yoktur. En aşağı üç yaşındaki beş deveden aşağısında zekat yoktur. Beş vesk ,niktarının aşağısındaki hububatta da zekat yoktur. }


Buhari (1405-Ter:1331) Müslim (979/1) Malik (1/244)) Ebu Davud (1558) Nesei (2473) Tirmizi (626) Darimi (1/384) İbni Mace (1793) İbni Huzeyme (2294) İbni Hibban (3282) İbn Carud Abdurrezzak (7258) Ahmed (3/6)


Bir ukiyye : kırk dirhemdir. Beş ukiyye ise iki yüz dirhem eder. Vesk : Bir vesk Rasulullah’in Sa’ı ile 60 sa’ miktarıdır. Bir sa’ : 1040 dirhem ayarındaki bir ölçektir. Beş vesk ise net 1000 gram etmektedir.

SIĞIRLARIN ZEKATI

.{ … Muaz b. Cebel r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v onu yemene gönderdiği vakit sığırdan her otuz sığıra zekat farizası olarak iki yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını ; her kırk sığıra üç yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını…… emretti. }


Ebu Davud (1576) Nesei (2449-2450) Tirmizi (623) Darimi (1/382) İbni Mace (1803) İbni Huzeyme (2268) İbni Hibban (794-el-Mevarid) İbn Carud (343) Dare kutni (2/94) Hakim (1/398) Beyhaki (4/98) Beğavi (107ı) Abdurrezzak (6841)


YER MAHSÜLLERİNİN ZEKATI

{ … İbni Ömer r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Semanın ve pınarların veya sulanmaksızın kendi damarlarıyla topraktan su emip yetişmiş olan mahsuller için uşr - yani onda bir - zekat, kuyu ve dolapla sulananlarda ise yirmide bir zekat vardır..... }

Buhari (1483-Ter: 1412) Müslim (980/7) Ebu Davud (1596) Nesei (2487-2488) Tirmizi (640) İbni Mace (1817) İbni Huzeyme (2308) İbni Hibban (3285) İbnu Carud (348) Tabarani (2/1 14-M. Sağir) Dare kutni (2/130) Beyhaki (1/130) Beğavi (1580)


BAL’IN ZEKATI

{ … Ebu Seyyare el-Mukti r.a şöyle dedi : Ben Rasulullah s.a.v : Ya Rasulellah, benim arılarım var dedim. Rasulullah : Onlardan - çıkan balın - onda birini zekat olarak öde,buyurdu. Ben : Ya Rasulallah, arıları benim için himaye ettir dedim. Rasulullah s.a.v onları benim için himaye ettirdi. }


İbni Mace : 1823-1824 – İbn Carud : 350 - Ebu Davud : 1600 - Nesei : 2498 - İbni Huzeyme : 2325 - Ebu Ubeyd : 1489 - Albani : 810 el-İrva



{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Bal da her on zikka da bir zıkka zekat vardır. }

Tirmizi : 629


Zikka : içine sıvı maddeler konan deriden yapılma bir kaptır.


MADENLERİN ZEKATI

{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Hayvanın zarar ve ziyanı hederdir, kuyunun zararı hederdir, madenin zararı hederdir – yani tazminat lazım gelmez - Rikazda beşte bir oranında vergi vardır. }


Buhari (1499-Ter:1429) Müslim (1710/45) Malik (1/249 Ebu Davud (3085) Nesei : 2494 Tirmizi (1377) Darimi (1/393) İbni Mace : 2509 – İbn Carud (372) İbni Hibban (6005) Dare kutni (3/151) Tayalisi (2305) Beyhaki (4/155) Ahmed (2/239) Albani (812-İrva



Rikaz : gömülü olan herhangi bir maden, hazine vesaire gibi şeylerdir.

KENDİSİNDEN İSTİFADE EDİLEN MALLARIN ZEKATI


{ … İbni Ömer r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim bir mal - elde eder ve on - dan istifade ederse, onun üzerinden bir sene geçmedikçe o mala zekat yoktur. }


Tirmizi : 631.Ter : 626 - Malik : 1/246/1 - Beyhaki : 4/104 - Beğavi : 1576 - Albani : 3/254-el-İrva)


ZEKAT OLARAK VERİLMEYECEK MALLAR


{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. – Onda – “ …...Zekat verirken malın yaşlısı, kusurlusu, damızlık döl hayvanı çıkarılmaz. Ancak zekat amilinin bunları kabul etmesi müstesnadır. }


Buhari : 1455. Ter: 1382


Yani , Zekat için verilen hayvan yaşlı ve kusurlu olur, zekat toplayan memur da onu zekat farizası olarak kabul ederse bu müstesnadır. Hakeza zekat farizası olarak eda edilen damızlık hayvan olur zekat mükellefi de onu gönülden gelerek veriyor ise, yine bu da müstesnadır, yani kabul edilir.

ZEKAT MALI TOPLU İSE AYRILMAZ AYRIK İSE TOPLANMAZ

{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “ …...Zekat verme endişesiyle, ayn ayrı bulunan zekat malları bir araya toplanmaz. Toplu bulunanların arası da ayrılmaz….}


Buhari : 1450-Ter : 1375



{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “…..İki karışık sürüden oluşan sürünün zekatında, bu karışık sürünün sahipleri kendi aralarında adaletli bir seviyede muracaat ederler. }



Buhari : 1451-Ter : 1376



{ … Suveyd b. Gafele r.a şöyle dedi : Ben - zekat amili olarak - gittiğimde - yahut Rasulullah’ın zekat amili ile giden haber verdi - Rasulullah’ın - yazdığı zekat - ahdi şöyle idi : Sütlü hayvanları alma, ayrık olanları birleştirme, toplu olanların arasını da ayırma…… }



Ebu Davud : 1579 - Nesei : 2456 - İbni Mace : 1801


AÇIKLAMA : Zekat vermekten kaçıyormuş zannına kapılıp ayrı olan ve zekat nisabına erişmeyen mallar birleştirilerek zekat verilmez. Ortaklık sebebiyle birleştirilmiş, zekat nisabına baliğ olan mallar da zekat vermek endişesiyle ayrılmaz. Birleştirilmiş mallar eğer zekat nisabına eriyorsa ondan zekat verilir. Ortaklar zekat için ödenen malları aralarında eşit şekilde paylaşırlar. Mesela iki ortağın beş devesi olsa, ona zekat olarak bir koyun verirler. Zekat olarak verilen koyun ortaklardan kimin malından verildi ise, diğeri ona koyunun yarı bedelini para olarak öder. İki ortağın kırk koyunu olsa, bunda da zekat olarak bir koyun vardır. Bu koyun kimin malından zekat olarak verildi ise, diğeri ortağına koyunun yarı bedelini para olarak öder. Dolayısıyla ortaklardan her biri verilen zekata iştirak etmiş olur. Bölünebilen mallarda durum, daha kolaydır.

ZEKAT AMİLLERİNİ MEMNUN ETME

{ … Cerir b. Abdullah r.a şöyle dedi : Bedevilerden bazı kimseler Rasulullah s.a.v’e gelip : Zekat amilleri bize geliyor ve bizlere zulmediyor dediler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v : Zekat amillerini - zekatlarınızı güzellikte ödeyerek - razı ediniz, buyurdu. }


Müslim (989/29) Ebu Davud (1589) Nesei (2459) Beğavi (1 253-el-Mevarid) Ahmed (19228) Albani (901 -S. Cami)


ZEKAT VERENLERE ZEKAT AMİLLERİNİN DUA ETMESİ

{ … Abdullah b. Ebı Evfa r.a şöyle dedi : Herhangi bir kavim Nebi s.a.v’e zekatlarını getirdiği zaman, Nebi s.a.v onlara şöyle dua ederdi : Allahumme Salli Ala FuIan. Babam Ebu Evfa zekatını getirdiğinde, Nebi s.a.v ona : Allahumme Salli Ala Ebi Evfa. diye dua etti.}


Buhari (1497-Ter. 1424) Müslim (1078/) Ebu Davud (1590) Nesei (2458 - İbni Mace : 1796



ZEKAT AMİLLERİNİN ZEKAT VERENLERE ZULMETMEMESİ

{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammeden resulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver.Onlar bu beş vakit namaz kılma hususunda sana itaat ederlerse Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını, bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur. }


Buhari : 1496 – ter : 1423 - Müslim : 19/29 - Ebu Davud : 1084 - Nesei : 2434 - Tirmizi : 625 - Darimi : 1/379-384 - İbni Mace : 1783 : İbni Hibban : 156 - İbni Mende : 214-el-iman - Tabarani : 12207-12408-M.Kebir : Dare kutni : 2/136 - Beyhaki : 7/12 - Beğavi : 1557 - Ahmed : 1/233



TAHSİL EDENE KADAR BORÇ PARA ÜZERİNDE ZEKAT YOKTUR

{ … Aişe r.anha dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Borç parada onu alana kadar zekat vermek yoktur. }



İbni Ebi Şeybe : 3/54 - Albani : 784 – İrva


KÖLE’YE VE BİNEĞE ZEKAT YOKTUR

{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Müslüman kimseye atı ve kölesi için zekat yoktur. }


Buhari : 1463-Ter 1390 - Müslim (982/8 - Malik 1/277 - Ebu Davud : 1595 - Nesei (2469) Tirmizi (628) Darimi (1/384) İbni Mace (1812) İbni Huzeyme (2285) İbni Hibban (3273) İbn Carud (355) Abdurrezzak (6878) Tayalisi (2527) Humeydi (1073) Ebu Nuaym (8/356) Dare kutni (2/27) Beyhaki (4/117) Beğavi (1073) Ahmed (2/242)



VAKTİ GELMEDEN ZEKAT VERMENİN CAİZLİĞİ

{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Ömer’i zekat toplamak için gönderdi. İbnu Cemil, Halit b. Velid ve Rasulullah’ın amcası Abbas’ın zekatlarını vermediği kendisine söylendi. Rasulullah s.a.v : İbnu Cemil zekattan nasıl imtina edilebilir ki ? O fakir iken Allah kendisini zengin etmişti. Halid’e gelince siz ona haksızlık ediyorsunuz. Halid zırhını ve bütün silahlarını Allah yolunda hap-setmiştir. Abbas b. Abdulmuttalib‘e gelince onun zekatı - daha önce verilmiş olup - bir misli ile beraber benim üzerimdedir, buyurdu ...... }


Müslim : 983/11 - Buhari : 1468-Ter : 1397 : Nesei : 2463-2464



{ … Ali b. Ebi Talib r.a şöyle dedi : Abbas b. Abdulmuttalib, Rasulullah s.a.v’e zekatını henüz vakti gelmeden acele edip ödeme hususunda talepte bulundu. Rasulullah s.a.v de ona bu hususta ruhsat verdi. }


İbn Carud : 360 - Ebu Davud (1624) Tirmizi (679) Darimi (1/385) İbni Mace (1795) Hakim (3/332) Beyhaki (4/111) Albani (857- el-İrva)


ZEKATIN VERİLECEĞİ YERLER

Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar – yani zekatlar - Allah’tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekat amillerine, kalpleri İslam’a ısındırılacak olan-lara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara,Allah yolunda cihat edenlere ve yolculara mahsustur. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. } TEVBE : 60


ZENGİNLERE ZEKAT VERİLMEZ

{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Zekat almak, zengin ve uzuvlarında noksan olmayan kimselere helal değildir.}



İbn Carud (363) Buhari (3/329-T.Kebir) Ebu Davud (1634) Nesci (2592) Tirmizi (652) Darimi (1/386) İbni Mace (1893) İbni Ebi Şeybe (3/97/1) Abdurrezzak (71 55) Tayalisi (2271) Dare kutni (2/119) Hakim (1/407) Beyhaki (7/13> Beğavi (1599 - Albani (877 – İrva


EHLİ BEYT ZEKAT AMİLLİĞİ YAPMAZ

{ … Abdulmuttalib b. Rab b. el-Haris rivayet edip şöyle dedi : Rabia b. el-Haris ve Abbas b. Abdulmuttalib toplanıp : - Beni ve Fadl’ı kast ederek - Vallahi şu iki oğlanı Rasulullah’a göndersek, bunlar Onunla konuşsalar, o da bunları zekat üzerine amil tayin etse. Zekat amili kimselerinin yaptıklarını yapsalar, onların aldığı ücreti bunlar da alsalar, şeklinde konuştular. Abdulmuttalib dedi ki : Onlar bu şekilde konu-şurlarken, Ali b. Ebi Talib geldi ve önlerinde durdu. Bu meseleyi ona da söylediler. Bunun üzerine Ali b. Ebi Talib : bunu yapmayın. Vallahi Rasulullah bunu yapmaz dedi. Rabia b. el-Haris itiraz edip : Vallahi sen bunu bize hasedinden yapıyorsun. Sen Rasulullah’ın damatlığına eriştin de biz seni asla haset etmedik dedi. Ali : Peki iki oğlanı gönderin dedi. İkisi çıkıp gittiler, Ali de yan üstü uzandı. Abdulmuttalib dedi ki : Rasulullah s.a.v öğle namazını kıldırınca ondan önce hücresine gidip hücrenin yanında durduk. Nihayet Rasulullah geldi ve kulaklarımızı tuttuktan sonra : İçinizde sakIadığınız şeyleri çıkarın,buyurdu. Sonra hücreye girdi, biz de yanına vardık. Kendisi o gün Zeyneb b. Cahş’ın yanındaydı. Biz her ikimiz de sözü diğerimize havale edip söze başlamasını bekledik. Sonra birimiz şöyle konuştu : Ya Rasulallah ! Sen insanların en iyisisin ve insanlara pek çok iyilikler ulaştırırsın. Bizler buluğ çağına varmış haldeyiz. Biz sana şu zekatlardan bazısına bizleri zekat memuru tayin etmen için geldik. Eğer memur tayin edersen, onların eda ettiği görevi biz de eda ederiz, onların isabet ettiği gelire biz de isabet ederiz dedi. Rasulullah uzun müddet, hatta biz tekrar konuşmak isteyinceye kadar sukut etti. Tam bu sırada Zeyneb, perdenin arkasından bizlere : Rasulullah ile konuşmayın diye işaret etmeye başladı. Bundan sonra Rasulullah s.a.v : Şüphesiz bu zekat amilliği Muhammed’in ailesine yaraşmaz. Sadaka insanların kirleridir. Mahmiyyeyi - Ki bu şahıs ganimetlerden alınan beşte bir gelirin sorumlusu idi - ve Haris b. Abdulmuttalib oğlu Nevfeli bana çağırın,dedi. Bunlar yanına geldiklerinde. Rasulullah Mahmiy-yeye, - Fadl b. Abbas’ı göstererek - : Kızını bu gence nikah et,buyurdu. Mahmiyye kızını FadI’a nikahladı. Sonra Rasulullah Nevfel b. el-Haris’e : Kızını bu gence nikahla,buyurdu. 0 da kızını bana nikahladı. Müteakiben Rasulullah s.a.v Mahmiy-yeye : Bu gençler için kızlara humus malından şu kadar, şu kadar mihir ver, buyurdu. }


Müslim (1072/167 - Ebu Davud (2985) Nesei (2608) Ebu Ubeyd (841) Beyhaki (7/31) Ahmed (17521) Albani (879-el-İrva)


EHLİ BEYTİN ZEKAT ALMASI YASAKTIR

{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Ali’nin oğlu Hasan zekat hurmasından bir hurma alıp ağzına koydu. Bunun üzerine Nebi s.a.v : Kıh kıh onu at, dedi. Sonra da : Sen bizim zekat malından yemediğimizi bilmiyor musun ? , buyurdu. }


Müslim (1069/161) Buhari (1491-Ter:1419) Darimi (1/386) Tayalisi (2482) İbni Hibban (3294) Beğavi (1605) Ahmed (2/444)


{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’e yiyecek bir şey getirildiğinde, bu hediye midir, yoksa sadaka mıdır diye sorardı. Eğer sadakadır denirse, asha-bına yiyin der kendisi yemezdi. Eğer hediyedir denirse elini ona vurur ashabı ile beraber ondan kendisi de yerdi. }


Buhari (2576-Ter:2373) Müslim (1077/175) İbni Hibban 16382> Beyhaki (7/33) Beğavi (1608) Ahmed (2/492)



{ … Enes b. Malik r.a şöyle dedi : Berire r.a kendisine sadaka olarak verilmiş olan bir et parçasını Rasulullah’a hediye etti. Rasulullah : Bu et Berire’ye bir sadakadır, bize ise bir hediyedir, buyurdu. }


Müslim : 1074/170 - Buhari : 1495-Ter : 1422 - Ebu Davud : 1655 - Nesei : 3454 - İbni Hibban : 5115 - Tayalisi : 1417
DERLEYEN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
Read On 0 yorum

Nafile Oruç..

16:53
NAFİLE ORUÇ BABLARI

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

NAFİLE ORUCA TEŞVİK

“ … Ebu Said el Hudri r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’den şöyle buyurdu : Herkim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa Allah onun yüzünü yetmiş harif - yıl - ateşten uzaldaştırır.”

Buhari : 2840-Ter: 2680 - Müslim : 1153 Nesei : 2248 - Tirmizi : 1623 - İbni Mace : 1717 -İbni Huzeyme : 2113 - Darimi : 2/203 - Ebu Yağla : 1257) Beyhaki : 4/296-9/173) Beğavi (1811) Tayalisi (2187) Ahmed : 3/83- 26-45) Albani : 6332-S. Cami


RAMAZAN AYININ HARİCİNDE HİÇBİR AY’DA TAM OLARAK ORUÇ

TUTULMAZ

“ … Aişe r.anha şöyle dedi : Resulullah s.a.v oruç tutardı. Hatta biz hiç iftar etmeyecek derdik. - Bazen de - çok iftar ederdi. Hatta biz hiç oruç tutmayacak derdik. Ben Resulullah s.a.v’in ramazandan gayri bir ayın orucunu tam olarak tuttuğunu görmedim. Şaban ayındaki kadar da içerisinde çok oruçlu olduğu bir ayı görmedim.”

Buhari : 1969-Ter : 1835) Müslim (1157/175) Malik (1/309) Ebu Davud (2434) Nesei (2350) Tirmizi (768) İbni Hibban (3648-el-İhsan - Beyhaki (4/292 - 94) Beğavi : 1776-eş-Şerh) Ahmed (6/107-189)

“ … İbni abbas r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v ramazandan gayri hiçbir ayda tamamen oruç tutmadı. - Bazen - çok oruç tutardı. Hatta bir kimse : Hayır, vallahi Resulullah hiç iftar etmeyecek derdi. - Bazen de - çok iftar ederdi. Hatta bir kimse : Hayır, vallahi Resulullah hiç oruç tutmayacak derdi.”

Buhari : 197 Müslim : 1157/178)

AŞURE GÜNÜ ORUC TUTMAK

“ … Er-Rübeyyi b. Muavviz r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v aşure gününün sabahında Ensar köylerine : Her kim iftar ederek sabahladı ise günün kalan kısmında oruç tutsun. Herkim de oruçlu olarak sabahladı ise orucuna devam etsin, diye haber gönderdi. Binti Muavviz şöyle dedi : Biz bundan sonra aşure orucunu tutardık....”

Buhari : 1960-Ter:1827 - Müslim : 1136/136-137 - Ahmed (6/359-360)

“ … el-Hakem b. A’rec şöyle dedi : İbni abbas ridasını yastık yapmış zemzemin yanında ona yaslanmış bir halde iken yanına yardım ve : Bana aşure orucunu haber ver dedim. İbni Abbas : Muharrem ayının hilalini gördüğünde saymaya başla ve dokuzuncu gün oruçlu ol, dedi. Ben : Resulullah s.a.v aşure orucunu böyle mi tutardı, dedim. İbni Abbas : Evet dedi. ”

Müslim : 1133/132 - Beyhaki : 4/287

“ … Aişe r.anha şöyle dedi : Cahiliye de Kureyş aşure günü oruç tutardı. Resulullah s.a.v de aşure orucunu tutardı. Medine’ye geldiğinde de aşure orucunu tuttu ve ashabına onu emretti. Ramazan orucu farz kılınınca aşure günü oruç tutmayı terk etti. Bundan sonra dileyen onu tuttu, dileyen de tutmadı.”

Buhari : 2002-Ter: 1859 - Müslim (1125/113) Malik (1/299) Ebu Davud (2442) Tirmizi (753 Beyhaki (4/288) Abdurrezzak ( 7844-7845 ) Ahmed (6/162)

HER AY’DAN ÜÇ ORUÇ TUTMAK



“ … Ebu Katade r.a şöyle dedi : “...Resulullah Saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Her aydan üç gün oruç ve bir de ramazandan ramazana oruç tutmak, işte bu zamanın tamamını oruçlu geçirmek gibidir.”

Müslim : 1162/196 - Ebu Davud (2425-2426) Nesei (2386) İbni Hibban (3639-3642-el-İhsan) İbni Huzeyme (2117) Beyhaki (4/286-293) Begavi (1 789-eş-Şerh) Ahmed (5/297-208-311) Albani (952-el-İrva)


“ … Milhan el-Kaysi r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v Eyyamu’l-Beydayın on üçü, on dördü, on beşi günlerinde oruç tutmamızı bize emrederdi. Milhan şöyle dedi : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem : Bu günlerdeki oruç sene orucu gibidir, derdi.”

Ebu Davud : 2449) Nesei (2431) İbni Hibban (946-el-Mevarid) Beyhaki (8442) Ahmed (5/27-28) Albani (4/94- es-Sahiha)

ŞEVVAL AYINDA ORUÇ TUTMAK

“ … Ebu Eyyub el-Ensari r.a’dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim ramazan orucunu tutar sonra ona şevval ayından altı gün - oruç tutarak - eklerse bu sene orucu tutmuş gibidir.”

Müslim (1164/204) Ebu Davud (2433) Tirmizi (759) İbni Mace (1716) Darimi (2/12) İbni Ebi Şeybe (2/509/1) - İbni Hibban (3634-el-İhsan) İbni Huzeyme (2114) Bezzar (1 062-el-Keşfi Beyhaki (4/000) Beğavi(1 78-eş-Şerh) - Tayalisi (594) Abdurrezzak (7918) Ahmed (5/41 7-419) Albani (950-el-İrva)


MUHARREM AYINDA ORUÇ TUTMAK

“ … Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Ramazan orucundan sonra orucun en faziletlisi, Allah’ın ayı olan Muharrem ayı orucudur.”

Müslim (1153/202) Ebu davud (2429) Nesei (1612) Tirmizi (438-740) İbni Mace (1742) Darimi (2/21) İbni Hibban (3636-el-İhsan) İbni Huzeyme (2076) İbni Abdul Berr (6488-el-Isiizkar) Beyhaki (4/291) Beğavi(1 788-eş-Şerh) Ebu Yağla (6395) Ahmed (2/303-329) Albani (951-el-İrva)


ŞABAN AYINDA ORUÇ TUTMAK

“ … Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor : " Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, " Bu ay hiç yemiyecek '' derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, " Bu ay hiç tutmayacak '' derdik. Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda, şâban ayında tuttuğundan daha fazla oruç tuttuğunu da görmedim. “

Buhari : 1969) Müslim(1156) Muvatta(1/309) Ebu Dâvud(2431,2434) Tirmizi(736) Nesâi(4/199)

PAZARTESİ VE PERŞENBE GÜNLERİ ORUÇ TUTMAK

“ … Nebi s.a.v’in bazı zevcelerinden şöyle rivayet edildi : Nebi s.a.v zilhicce ayının dokuzunda, aşure gününde, her aydan üç gün ve ayın ilk pazartesi ile per-şembe günlerinde oruç tutardı.”
Ebu Davud : 2437.N

“ … Usame b. Zeyd r.a nun azatlısı şöyle tahdis etti. Usame’ye ait bir malı istemek için Usame ile birlikte Vadi’l-Kura’ya gittik. Usame pazartesi ve perşembe günleri oruç tutuyordu. Azatlısı Usame’ye : Sen yaşlı bir adamsın, neden pazartesi ve perşembe günlerinde oruç tutuyorsun ? dedi. Usame şöyle dedi : Resulullah s.a.v pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı. Resulullah’a bu günleri niçin oruçlu geçirdiği sorulduğunda Resulullah : Kulların amelleri - Allah’a - pazartesi ve perşembe arz olunur, buyurdu.”

Ebu Davud (2436) Nesei (2357- 2360 - Darimi (2/19-20) Beyhaki (4/293) İbni Ebi Şeybe (2/458/8) Tayalisi (632) Ahmed (5/200-204-208) Albani (948-el-İrva) - Tirmizi (745) İbni Hibban (3643-el-İhsan) İbni Huzeyme (2116)


AREFE GÜNÜNDE ORUÇ TUTMAK

“ … Ebu Katade r.a dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah’ın Arafe günü tutulan orucu, ondan önceki seneye ve ondan sonraki seneye kefaret etmesini umarım. ”

İbni Mace : 1730) Müslim : 1162/197) Ebu Davud : 2425-2426 - Beyhaki : 4/286-293-300) Ahmed (5/297) Albani (952-el-İrva)

NAFİLE ORUÇ İÇİN GÜNDÜZDEN NİYET ETME VE İSTENİRSE ORUCU

BOZMA BABI

“ … Ümmü Hani r.anha dan : Resulullah s.a.v onun yanına girdiğini ve içecek - bir şey - istediğini söyledi. Sonra Ümmü Hani şöyle dedi : Resulullah s.a.v ondan içti ve bana verdi. Ben de içtim ve : Ya Resulallah, ben oruçlu idim dedim. Resulullah s.a.v : Tatavvu - yani nafile - orucu tutan kimse kendi nefsinin emini - veya emin - dir. Dilerse oruç tutar, dilerse iftar eder’ buyurdu.”

Tirmizi : 735-Ter: 728 – Dare kutni : 2/175 - Hakim : 1599 - Beyhaki : 8349 - Albani : 4/135-136-el-İrva) – 3854 - S. Cami

“ … Müminlerin annesi Aişe r.anha şöyle dedi : Resulullah s.a.v bana bir gün :
- Ya Aişe, yanınızda.yiyecek bir şey var mı ? buyurdu. Ben :
- Hayır ya Resulallah, yanımızda yiyecek bir şey yok dedim. Resulullah :
- O halde ben orucum, dedi ve dışarı çıktı. Müteakiben bize bir şey hediye edildi veya ziyaretçiler bir şey getirdi. Resulullah s.a.v geri döndü. Ben :
-Ya Resulallah, bize bir hediye geldi veya ziyaretçiler bir şey getirdi. Ondan sana bir parça sakladım dedim. Resulullah s.a.v :
- O nedir ? buyurdu. Ben :
- Hays yemeğidir, dedim. Resulullah s.a.v :
- Onu getir, dedi. Ben onu getirdim, Resulullah s.a.v ondan yedi sonra : Ben oruçlu olarak sabahlamıştım, buyurdu.”

Müslim : 1154/169) Ebu Davud (2455) Nesei (2329) Tirmizi (733) Dare kutni (2/176/21) Beyhaki (4/275)Beğavi (1645-eş-Şerh) İbni Huzeyme (2141-2142) Ebu Yağla (3628-4563) Abdurrezzak (7793) Ahmed (6/49-207) Albani (965-el-İrva)


KIŞIN TUTULAN ORUÇ KOLAY ELDE EDİLEN GANİMET GİBİDİR

“ … Amir b. Mesud r.a den Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Kış orucu, soğuk ganimettir. - yani kolay elde edilen ganimettir -”

Tirmizi : 801-Ter : 794 - İbni Ebi Şeybe : 2/511/1 - Beyhaki : 4/335 - Ahmed (4/335) Albani : 1922- es - Sahiha

Y A S A K L A N A N O R U Ç G Ü N L E R İ

RAMAZANI KARŞILAMA ORUCU YOKTUR

“ … Ebu Hureyre r.a den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden hiç kimse bir gün veya iki gün önce oruç tutarak ramazanın önüne geçmesin. Ancak devamlı oruç tutan kimse olursa bu kimse tutsun. ”

Buhari (1914-Ter: 1783) Müslim (1082/21) Ebu Davud (2335) Nesei (4/149) Tirmizi (685) Darimi (2/4 - İbnu Carud (378) İbni Mace (1650) İbni Ebi Şeybe (2/439/2) İbni Hibban (3586-el-İhsan) Beyhaki (4/207-208) Beğavi (1 718-eş-Şerh) Tayalisi (2361) Abdurrezzak (7315) Ahmed (2/438-497) Albani (2398-es-Sahiha)

HER GÜN ORUÇ TUTMAKTAN NEHY

“ … Abdullah b. Amr r.a dedi ki : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana : Ya Abdullah, senin gündüz oruç tutup geceleri namaz kıldığın bana haber verilmedi mi ? sanıyorsun, buyurdu. Ben :
- Evet, ya Resulallah, öyledir dedim. Resulullah :
- Öyle yapma, bazı günler oruç tut bazı günler oruç tutma. Gecenin bir kısmanda namaz kıl bir kısmında yat uyu. Çünkü, muhakkak senin üzerinde bedeninin bir hakkı vardır ; gözlerinin senin üzerinde bir hakkı vardır ; eşinin senin üzerinde bir hakkı vardır ; ziyaretçilerinin de senin üzerinde bir hakkı vardır. - Her aydan üç gün oruç tutmak sana yeterlidir. Çünkü her bir oruç karşılığına sana on misli ecir verilecektir. İşte bu bütün senenin orucudur, buyurdu. Abdullah şöyle dedi : Ben kendi aleyhime ibadette şiddet yaptıkça bana şiddetlendirildi. Ben :
- Ya Resulallah ! Ben ibadet için kendimde kuvvet buluyorum dedim.Resulullah s.a.v :
- O halde Allah’ın nebisi Davud a.s gibi oruç tut, buyurdu. Ben :
- Allah’ın nebisi Davud’un orucu nasıldır ? dedim. Resulullah :
- Senenin yarısıdır, buyurdu. Abdullah yaşlanıp kendinde eski kuvvet kalmayınca: Ah keşke Nebi s.a.v’nin verdiği ruhsatı kabul etseydim, der dururdu.”

Buhari : 1975-Ter : 1840 – 1131 - Müslim : 1159/181 - Ebu Davud : 1389 - Nesei : 2390-2392 - Ahmed : 2/194-200 - Albani : 2015-el-İrva

BAYRAM GÜNLERİNDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHY

“ … Ömer b. el-Hattab r.a şöyle dedi : Bu iki bayram günlerinde Resulullah s.a.v oruç tutmayı nehyetti. İlki orucunuzu açtığınız ramazan bayramı gününüz, diğeri ise kurbanımzdan yediğiniz kurban bayramı gününüzdür.”

Buhari : 1990-Ter:1 773 - Müslim (1137/138) Malik (1/178/5) Humeydi (8) İbni Ebi Şeybe (2/514/1) Ebu Davud : 2461) Tirmizi (771) İbnu Carud (401) İbni Mace (1722) Beyhaki (4/29 7) Beğavi (1 795-eş-Şerh) Ebu Yağla : 150-232-238) Ahmed (1/24-34-40) Albani (4/127)

TEŞRİK GÜNLERİNDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHY

“ … Nubeyşetu’l-Huzeli r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Teşrik günleri yemek ve içmek günleridir - o günlerde oruç tutulmaz - ”

Müslim : 1141/1 44 - Ebu Davud : 2813 - Beyhaki : 4/297 - Albani İrva : 963

“ … Aişe ve İbni Ömer r.a dan şöyle dediler : Resulullah s.a.v teşrik günlerinde oruç tutmaya ruhsat vermedi. Ancak Kabe’ye götürecek hediye kurbanı bulamayan hacılar için üç gün oruca ruhsat verdi. ”

Buhari : 1997-1998, Ter:1857 – Dare kutni : 2/186 - Beyhaki : 4/298) Albani (964-el-İrva)

ÖZEL OLARAK CUMA GÜNÜ ORUÇ TUTMAKTAN NEHY

“ … Ebu Hureyre r.a den. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Sizden hiç kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak Cuma’dan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutarsa bu müstesnadır.”

Buhari : 4.c.1850.s - Müslim : 3.c.1144/147.n - Ebu Davud : 2420.n - Tirmizi (743) İbni Mace (1723) İbni Ebi Şeybe : 2/459/1) İbni Hibban (3614-el-İhsan) İbni Huzeyme (2158) Beyhaki (4/302 – Tayalisi : 2595) Abdurrezzak (7805) Ahmed (2/495) Albani (959-el-İrva - 7730-S. Cami)

“ … Ebu Eyyub el Ensari r.a den. O da Resulullah s.a.v’in zevcesi Cüveyriye r.anha dan. Der ki : Bir Cuma günü Cüveyriye oruçlu iken Peygamber s.a.v onun yanına girdi de şöyle buyurdu :
- Dün kü gün oruç tuttun mu ? . Cüveyriey :
- Hayır tutmadım, dedi. Resulullah s.a.v :
- Peki yarın tutmak istiyor musun ? dedi. Cüveyriye :
- Hayır, tutmayacağım, deyince Resulullah s.a.v :
- Öyleyse orocunu boz, buyurdu. “

Buhari : 4.c.1851.s – Ebu Davud : 3.c.2422.n

“ … Muhammed b. Abbad şöyle dedi : Ben Cabir r.a ya Nebi s.a.v Cuma günü oruç tutmayı nehyetti mi ? diye sordum. Cabir : Evet, nehyetti, dedi.”

Buhari : 4.c.1850.s - Müslim : 1143/146 - İbni Mace : 1724 - Ahmed : 13157-14359) Albani : 6963- S. Cami

CUMARTESİ GÜNÜ ORUÇ TUTULMAZ HADİSİ VE İZAHI

“ … Yezid es-Samma r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Üzerinize farz olan orucun dışında - özel olarak - Cumartesi günü oruç tutmayın. Biriniz şayet - yiyecek - bir şey bulamaz sadece üzüm çubuğu veya ağaç dalı bulursa onu çiğnesin - ve o gün sakın oruç tutmasın - .”

Ebu Davud (2421) Tirmizi (744) Darimi (2/19) İbni Mace (1726) İbni Hibban (3615-el-İhsan) İbni Huzeyme (2164) Beyhaki (4/302) Beğavi (1806-eş-Şerh) Hakim (1/435) Ahmed (6/368) Albani (960-el-irva)

Ebu Davud : Bu hadis mensuhtur der. 3.c.2422.n

“ … Kureyb r.a der ki : Ashabtan bir cemaat beni Ümmü Seleme r.anha’nın yanına göndererek, Resulullah’ın en çok hangi günlerde oruç tuttuğunu sordurdular. Ümmü Seleme de ; Cumartesi ve Pazar günleri diye cevap verdi ve sonra da dedi ki : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Cumartesi ve Pazar günleri müşriklerin bayram günleridir. Onun için ben onlara muhalefet etmek isterim. “

İbni Hibban : 5.c.3638.n – Beyhaki : 6.c.8582.n - Buluğu’i Meram : 2.c.467.s

TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Read On 0 yorum

GURABA YAYINEVİ..

GURABA YAYINEVİ..
Selefin fehmi ile ehli sünnetin eşsiz kitaplarını bulabileceğiniz yayınevi..

Bu Blogda Ara

Popüler Yayınlar

Guraba Resim..

Guraba Resim..

Guraba - Ayet

Şüphesiz Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını -onlara cenneti vermek karşılığında- satın almıştır.Onlar Allah yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler.Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da yerine getirmeyi taahhüt ettiği hak bir vaaddir.Allah'dan daha çok ahdini kim yerine getirebilir ki?O halde yapmış olduğunuz bu alış verişe sevinin.En büyük kurtuluş işte budur! (Tevbe/111)

Guraba - Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle anlatır;

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: '' Allah, iki kişiye güler.Bunlardan biri diğerini öldürür ve ikiside cennete girer.Biri, Allah yolunda savaşarak şehit olur sonra Allah katilinin tevbesini kabul eder de müslüman olur ve Allah yolunda çarpışarak o da şehit düşer.''(Buhârî, cihad 2826-Muslim, imare 1890-Nesâî, cihad 3165-İbn Mâce, mukaddime 191-Ahmed, müsned 7282)