Nifak ve Alametleri..
17:13
N İ F A K K O N U S U
Nifakın Tarifi : Masdarı ‘ nefaka’dır. ‘ Nafikâe ’ kelimesinden türemiştir. Lügatte manası bir delikten girip diğerinden çıkmaktır.
Istılah anlamı ise iki kısma ayrılır :
A - İtikadî Nifak : İman konusunda için, dışa muhalif olmasıdır… Bu nifak sahibini küfre düşürür ve iman dairesinden çıkarır…. Nebi s.a.v zamanındaki münafıklar böyle idi. Ayetler onlar aleyhinde inmiştir. Onlar nifakı, bu ümmette daha yokken ilk başlatan insanlar olmuşlardır.
B - Amelî Nifak’a gelince ; bu büyük günahlardan biridir… Bunun sahibi, Rasûlullah s.a.v’in nifak olarak saydığı amelleri işler. Bu tip munafık, diğer munafıktan farklıdır… Şöyle ki ; bu kimse, içinde küfrü gizleyip imanı izhar eden biri değildir. Bu kimse bilakis Müslüman sayılıp, iman zayıflığından dolayı münafıkların sıfatlarından bazılarıyla amel eder. Bunun örneği Abdullah b. Amr ve Ebu Hureyre r.a hadislerinde açıklanmıştır.
“ … Nebi s.a.v şöyle buyurdular : Şu dört şey kimde bulunursa halis münafıktır. Kimde bu hasletlerden biri bulunursa, o onu terk edinceye kadar nifaktan bir haslet üzeredir : Kendisine emanet edildiği zaman ihanet eder, konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz ve – husumet anında gadr eder – yani hasım olduğu zaman aşırıya gider. “
MÜSLİM : 1.C.58.N
İbni Receb r.h bu konuda şöyle der : Nifak, şeriatta iki kısma ayrılır :
1. Büyük Nifak : İtikadî nifaktır ki, insanın Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inandığını açığa vurup, bunun tamamına veya bazısına zıt olanı içinde saklamasıdır. Kur’an bu nifakı işleyenleri kınayıcı ve onları tekfir edici şekilde nazil oldu. Ehlini ise, cehennemin en alt tabakasında olduğunu haber verdi.
2. Küçük Nifak : Ameli nifaktır. Bu da insandan sudur eden bazı şeyleri salih olarak göstermesi, bunun zıddını ise içinde saklamasıdır.
SELEFİN NİFAKTAN KORKUSU
Sahâbîler kendileri hakkında nifaktan korkuyorlardı. Ömer (Radıyallahu Anh), Huzeyfe (Radıyallahu Anh) ye kendisini soruyordu. Ebu Reca el-Utaridî’ye:
-Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın ashabından yetiştiğin kimseler nifaktan korkuyorlar mıydı? diye soruldu.
-Evet. Allah’a hamdolsun. Güzel bir zamana yetiştim. Evet, (korkuları) şiddetliydi, evet şiddetliydi, dedi.
Buhârî Sahih’inde dedi ki:İbni Ebi Müleyke şöyle dedi:
-Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin ashabından otuz kişiye yetiştim, hepsi de kendileri hakkında nifaktan korkuyorlardı.
Hasan-ı Basrî (Rahmetullahi Aleyh) nin şöyle dediği zikredilir:
-Ondan (nifaktan) ancak mü’min korkar ve ancak münafık kendisini ondan güvencede hisseder.
Hasan-ı Basrî (Rahmetullahi Aleyh) den rivayet edildiğine kendisi şöyle yemin etmiştir:
-Ne kadar münafık gelip geçtiyse hepsi kendisini nifaktan güvencede hissetmiştir.
O şöyle derdi:
-Kim nifaktan korkmazsa o münafıktır.
Bir adam Ebu’d-Derda (Radıyallahu Anh) yı namazında nifaktan sığınırken duydu, Ebu’d-Derda (Radıyallahu Anh) selam verince ona dedi ki:
-Allah’ım beni bağışla! (Üç defa tekrar etti) Bundan (nifaktan) emin olma, Allah’a yemin olsun kişi bir saat içinde fitneye uğrar ve bir anda dininden döner.
İmam Ahmed’e:
-Kendisi için nifaktan korkmayan kimse hakkında ne dersin? diye soruldu. Dedi ki:
-Kim kendisi için nifaktan emin oluyormuş? Hasan-ı Basrî, kendisinde amelî nifak vasıfları açığa çıkanı münafık diye isimlendiriyordu.
Öyleyse bize düşen; bizden önceki salih selefimizin kendini nifaktan berî (uzak) ve emin görmediği gibi emin görmemek, onların yaptığı gibi nifaktan Allah’a sığınmak ve nifak olduğu bildirilen hususların kendimizde bulunup bulunmadığını sık sık kontrol etmektir. Şimdi derlenen nifak (münafıklık) alâmetlerini sayalım:
MÜNAFIKLIĞIN ALÂMETLERİ
1. Müslümanları bırakıp müşriklere yardım etmek
Bu günlerde güven içinde yaşamak veya korkutulmamak için Müslümanları terk etmelerinden dolayı özür diliyorlar. Korkutulmaktan maksatları ‘Allah yolunda cihat veya mustazaf Müslümanlara yardım edersek, kafir devletleri bize karşı çıkar, bize ekonomik ambargo uygular’ gibi yeni şekillerle nifakı ortaya koyuyorlar. Zira bu, Müslümanları terk etmektir. Yeryüzünün çeşitli yerlerinde manevi de olsa yardım ve desteğe muhtaç nice Müslümanlar vardır. Zamanımızdaki münafıklar, Müslümanlara karşı kafirlerle beraber tek safta duruyorlar. Maslahatları hakkındaki korkuları hüccet olur mu? Önceki münafıkların ve onlara katılanların _Allah onları çoğaltmasın_ misyonu pek çok yerde Müslümanları yalnız bırakmak ve kafirlere yardım etmektir. Bu terk ediş ve kafirlere yardımın hissi veya manevi olması fark etmez.
2. Müminlere değil de kafirlere dostluk etmek
Kur’an- Kerim’de bir çok ayet mü’minlere dostluk yapmayı, kafirlerden ise uzak durmayı üstüne basarak belirtir. Nifak, bu ayetlere aldırmayan pek çok kimsede ortaya çıkmaktadır. Hüccetleri gördükleri zaman ağızlarından çıkan mazereti, fiillerinden önce kalpleri yalanlar. Onların şöyle dediklerini görürsün: “Böyle yapmak zorundayız çünkü bu siyasetin gereğidir.” Bir diğeri: “Dünyadan el etek çekmemizi mi istiyorsunuz?” der. Müslümanların çoğu kafirlere muhabbet beslerler. Hatta dostluklarının en düşük mertebesi, onların temsilcilerinden özür dileyerek sevgi göstermeleridir. Onlar Allah’ın emirlerine uygun yaşayan ve yasaklarından sakınan bütün Müslümanlara buğz ve düşmanlık eder. Müslümanları mahkum eden pek çok yöneticinin yaptığı gibi onlardan uzak olduklarını açıklarlar. Bu günlerde dostluk ve düşmanlık dengeleri bu dereceye gelinceye kadar değişmiştir. Zannederim ki kafirlere dostluk edip Müslümanlara buğz etmeyen kimseler ancak çok az kimselerdir.
3. İnsanlar tarafından konulmuş kanunlarla hükmetmek
Münafıkların en bariz sıfatlarından birisi de vekillerin veya öncekilerin görüşlerinden yahut geçmiş kanun ve anayasalardan oluşan beşeri görüşlerle hükmetmeleridir. Kitap ve sünneti terk ederek arkalarına atan münafıklar, insanların ellerine tutuşturdukları, fikirlerin çöplüklerinden ibaret olan bu kanunlar ile hükmederler. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın asrında bu şekilde Allah’ın ve Rasûlü’nün hükmünden yüz çevirip insanların görüşleriyle hükmetmek istiyorlardı.
4. Allah, Rasûlü ve müminler ile alay etmek
5. Müminlerin başına gelen musibete sevinmek ve zaferlerinden dolayı üzülmek
6. Kötülüğü emretmek ve iyiliği yasaklamak
Bunların her birini yaparken bazen kendilerini temize çıkarmak için ilerleme, çağ atlama gibi örümcek ağından zayıf gerekçeler öne sürerler. Kadın-erkek eşitliği, ortak ya-şam, toplumsal özgürlük ve buna benzer şeyler, dürüst toplumda yaşamaya güç yetireme-yen münafıkların ve onların taraftarlarının propagandalarıdır. Onların hayatları rezil ve çir-kin toplumlarda olup kalpleri bununla tatmin olur, nefisleri bununla rahat eder. Onların tehlikesi kötülükleri emretmekle durmamıştır, hayır! Aksine iş, iyilikleri yasaklamaları had-dine varmıştır. Bazen dini şiarlar ikâme edilmesi zorlarına gider, şiddet uygularlar, tesettürü engellemeye çalışırlar. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyi yasaklayarak yavaş yavaş milletleri mahveder ve dağıtırlar. Savaşların ve fitnelerin ateşini tutuştururlar. Konferans ve derslere engel olmak, davetçilerin nefeslerini kesmek, dini sonsuzluğa gömmek zorundadırlar. Al-lah’ın emrettiği ve teşvik ettiği her iyiliği değiştirip yok etmek için engel oluştururlar. Öyle ki bunların dine sarılma hakkında yaydıkları yalan ve iftiralardan ötürü Müslümanların ço-ğu ibadetlerde, muamelelerde ve görünüşte şiarları izhar etmekten korkar hale gelirler. İşte bu onların hevesleridir ve hayatları bundan ibarettir. Kötülüğü emreder, iyiliği yasaklarlar.
7. Küfür merkezleri inşa etmek, Allah yolundan alıkoymak ve Müslümanları bölmek
Bu sıfatı bu günlerde kavrayan azdır. Bizler münafıkların, Müslümanlarla ilgili her türlü kötülükleri düşmanlara taşıyabilecekleri veya Müslümanların ülkesine orta yerinde talimat yöneltebilecekleri merkezleri inşa ettiklerini görüyoruz. Bunun en açık örneklerinden biri; Müslüman ülkelerinde kurulan elçiliklerdir. Bunlar düşmanlarla münafıklar arasında ulaşım istasyonudur. Federasyonlar, kurumlar ve devlet heyetleri de böyledir. Hepsi de entrika, tahrip, Müslümanların arasını ayırma ve casusluk merkezleridir. Münafıklar bunları düşmanlarla bağlarını güçlendirmek için yaparlar.
8. Müminlerin namuslarını lekelemek
Münafıklar, bu ümmetin davetçilerden veya salihlerden birini gördükleri zaman yayın harbi ilan etmeye başlarlar. Zira onlar harp ateşini tutuşturmayı bir an bile ertelemezler. Allah’tan korkmazlar ve mümine acımasızca davranırlar. Falan zina eder, filan lutilik yapar, falan şöyle şöyle yapar demek onlara kolaydır. Yeryüzünde rahatça fesat ekebilmek için alimlerin ve salih davetçilerin güvenilirliğini sarsıncaya kadar toplum ortasında yalan ve iftiralarını saçarlar.
9. Düşman hesabına casusluk yapmak
Münafıkların sıfatlarından birisi de, Müslümanların arasında bulunmaları ve birlikte yaşamaları sebebiyle düşmanlar adına casusluk edip onlara Müslümanların haberlerini taşımalarıdır. Münafıklar dışında Müslümanların haberlerini anında nakleden kim bilmiyoruz. Askeri haberleri, sanayi haberlerini, iktisadi, içtimai, siyasi bütün haberleri taşırlar. Dinleri karşılığında dünyayı satın alan münafıklar kafirlere istihbarat görevini yerine getirirler.
10. Yalan haberler yaymak
11. Zelil, korkak ve zayıf olmalarına rağmen, müminlere karşı kuvvet izhar etmek,
12. İkiyüzlülük yapmak
13. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a söz ve fiil ile eziyet vermek
14. Yalan söylemek
15. Hıyanet etmek
16. Ahdi ve vaadi bozmak
17. Cimrilik yapmak
18. Gösteriş (riya) yapmak
19. İbadetlerde tembellik göstermek
20. Cihadı veya bunu arzu etmeyi terk etmek
21. Büyüklenmek (kibirlenmek)
22. Konuşmalarında küfrü izhar etmek veya ona koşuşturmak
23. Hasımlaşmada ahlaksızlık yapmak (haddi aşmak)
24. Kendileri kafir olduğu gibi Müslümanların da kafir olmalarını istemek
25. Günahların peşinden gitmek ve ondan zevk almak
26. Tevbeyi ertelemek
27. Ölümden sonra dirilişten şüphe etmek
28. Allah’ın bağışlayıcılığı ile aldanmak
Nice insanlar vardır ki, nefislerini şehvet ve lezzetlerle tevbeyi erteleyerek fitneye düşürmüş, kalplerinde uzun yaşama ve Allah’ın bağışlayıcılığı ümidi yerleşmiş, hatta o hale gelmiştir ki diriliş günü, hesap ve ceza konusunda şüphe etmişler, dünyaya kazık çakıp dini terk etmişlerdir. Nifak yaparak içleri dışlarına zıt olmuştur. Şüphesiz onlar şu tehlikelerle baş başa olduklarını fark etmiyorlar: Günaha başlamak, ondan lezzet almak, sonra uzun emel, sonra ahiret hakkında şüphe veya bağışlanacağını umma. Bundan sonra da kalplere nifak mührü vurulur. Bundan Allah’a sığınırız.
29. Bazı işlerde kafirlere itaat etmek
İşte bu kafirlere dostluk ile şiddetlenerek tekrar eder. Lakin içteki şekli başkadır: Münafıklarla kafirler arasında ittifak. Münafıkların kafirlerin bazı emirlerine itaat etmeleri üzerine anlaşmaları! Bu bazı işlerde, hatta her işte kafirlere itaat eden pek çok Müslümanın yaptığı şeydir. Bazen şu şekilde haber duyulur: “Taraflar oturumdan bakış açılarında ittifak ederek ayrıldılar.” İttifak eden bu iki taraf; bazen Müslümanlar ile kafirler olur. Anlaştıkları şey ise demokrasinin yaygınlaştırılması ve laiklik ilkesi esasıyla korunması, münafıkların dediği gibi, kadının çalışmak ve sosyal yaşama katılmak için evinden çıkarılmasıdır.
30. Allah’ın yardımına güvenmemek,
31. Allah’ı hükmünde itham etmek,
32. Karşı oldukları halde hakkı dinliyor ve icabet ediyor gibi görünmek,
33. Düşünmezlik etmek ve günahlardan tevbe etmemek,
34. Misak verdikten sonra Allah’ın ahdini bozmak,
35. Allah’ın riayet edilmesini emrettiği sıla-i rahimi (akrabalık bağlarını) terk etmek,
36. Ensar’a buğzetmek,
37. Allah’ın yolundan alıkoymak,
38. Hevalarına (arzularına) tabi olmak,
39. Yapmadığı şeylerle övülmeyi istemek,
40. Müminlere kötülük çemberi kurmak,
41. Dinde şüphe etmek,
42. Cuma namazını üç kere terk etmek,
43. Kendilerinde güzel gidişat ve dinde anlayışın bir araya gelmemesi,
44. Ali b. Ebi Talib (Radıyallahu Anh) e buğz etmek,
45. Ahlaksızca konuşmak,
46. Konuşmada derinleşmek,
47. Müzik dinlemek ve onunla uğraşmak,
48. Ezanı işittikten sonra zaruret olmadan mescitten çıkmak,
49. Kadının mazeretsiz olarak ayrılmayı veya boşanmayı istemesi.
Allahu a’lem, ve’s-salatu ve’s-selamu alâ Rasûlina Muhammed ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-alemîn.
* Bu yazı ‘Polen Yayınları’ndan çıkan ‘Hasan Arumi’nin ‘Münafıklığın 50 Alâmeti’ adlı kitaptan alınmıştır.
Nifakın Tarifi : Masdarı ‘ nefaka’dır. ‘ Nafikâe ’ kelimesinden türemiştir. Lügatte manası bir delikten girip diğerinden çıkmaktır.
Istılah anlamı ise iki kısma ayrılır :
A - İtikadî Nifak : İman konusunda için, dışa muhalif olmasıdır… Bu nifak sahibini küfre düşürür ve iman dairesinden çıkarır…. Nebi s.a.v zamanındaki münafıklar böyle idi. Ayetler onlar aleyhinde inmiştir. Onlar nifakı, bu ümmette daha yokken ilk başlatan insanlar olmuşlardır.
B - Amelî Nifak’a gelince ; bu büyük günahlardan biridir… Bunun sahibi, Rasûlullah s.a.v’in nifak olarak saydığı amelleri işler. Bu tip munafık, diğer munafıktan farklıdır… Şöyle ki ; bu kimse, içinde küfrü gizleyip imanı izhar eden biri değildir. Bu kimse bilakis Müslüman sayılıp, iman zayıflığından dolayı münafıkların sıfatlarından bazılarıyla amel eder. Bunun örneği Abdullah b. Amr ve Ebu Hureyre r.a hadislerinde açıklanmıştır.
“ … Nebi s.a.v şöyle buyurdular : Şu dört şey kimde bulunursa halis münafıktır. Kimde bu hasletlerden biri bulunursa, o onu terk edinceye kadar nifaktan bir haslet üzeredir : Kendisine emanet edildiği zaman ihanet eder, konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz ve – husumet anında gadr eder – yani hasım olduğu zaman aşırıya gider. “
MÜSLİM : 1.C.58.N
İbni Receb r.h bu konuda şöyle der : Nifak, şeriatta iki kısma ayrılır :
1. Büyük Nifak : İtikadî nifaktır ki, insanın Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inandığını açığa vurup, bunun tamamına veya bazısına zıt olanı içinde saklamasıdır. Kur’an bu nifakı işleyenleri kınayıcı ve onları tekfir edici şekilde nazil oldu. Ehlini ise, cehennemin en alt tabakasında olduğunu haber verdi.
2. Küçük Nifak : Ameli nifaktır. Bu da insandan sudur eden bazı şeyleri salih olarak göstermesi, bunun zıddını ise içinde saklamasıdır.
SELEFİN NİFAKTAN KORKUSU
Sahâbîler kendileri hakkında nifaktan korkuyorlardı. Ömer (Radıyallahu Anh), Huzeyfe (Radıyallahu Anh) ye kendisini soruyordu. Ebu Reca el-Utaridî’ye:
-Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın ashabından yetiştiğin kimseler nifaktan korkuyorlar mıydı? diye soruldu.
-Evet. Allah’a hamdolsun. Güzel bir zamana yetiştim. Evet, (korkuları) şiddetliydi, evet şiddetliydi, dedi.
Buhârî Sahih’inde dedi ki:İbni Ebi Müleyke şöyle dedi:
-Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin ashabından otuz kişiye yetiştim, hepsi de kendileri hakkında nifaktan korkuyorlardı.
Hasan-ı Basrî (Rahmetullahi Aleyh) nin şöyle dediği zikredilir:
-Ondan (nifaktan) ancak mü’min korkar ve ancak münafık kendisini ondan güvencede hisseder.
Hasan-ı Basrî (Rahmetullahi Aleyh) den rivayet edildiğine kendisi şöyle yemin etmiştir:
-Ne kadar münafık gelip geçtiyse hepsi kendisini nifaktan güvencede hissetmiştir.
O şöyle derdi:
-Kim nifaktan korkmazsa o münafıktır.
Bir adam Ebu’d-Derda (Radıyallahu Anh) yı namazında nifaktan sığınırken duydu, Ebu’d-Derda (Radıyallahu Anh) selam verince ona dedi ki:
-Allah’ım beni bağışla! (Üç defa tekrar etti) Bundan (nifaktan) emin olma, Allah’a yemin olsun kişi bir saat içinde fitneye uğrar ve bir anda dininden döner.
İmam Ahmed’e:
-Kendisi için nifaktan korkmayan kimse hakkında ne dersin? diye soruldu. Dedi ki:
-Kim kendisi için nifaktan emin oluyormuş? Hasan-ı Basrî, kendisinde amelî nifak vasıfları açığa çıkanı münafık diye isimlendiriyordu.
Öyleyse bize düşen; bizden önceki salih selefimizin kendini nifaktan berî (uzak) ve emin görmediği gibi emin görmemek, onların yaptığı gibi nifaktan Allah’a sığınmak ve nifak olduğu bildirilen hususların kendimizde bulunup bulunmadığını sık sık kontrol etmektir. Şimdi derlenen nifak (münafıklık) alâmetlerini sayalım:
MÜNAFIKLIĞIN ALÂMETLERİ
1. Müslümanları bırakıp müşriklere yardım etmek
Bu günlerde güven içinde yaşamak veya korkutulmamak için Müslümanları terk etmelerinden dolayı özür diliyorlar. Korkutulmaktan maksatları ‘Allah yolunda cihat veya mustazaf Müslümanlara yardım edersek, kafir devletleri bize karşı çıkar, bize ekonomik ambargo uygular’ gibi yeni şekillerle nifakı ortaya koyuyorlar. Zira bu, Müslümanları terk etmektir. Yeryüzünün çeşitli yerlerinde manevi de olsa yardım ve desteğe muhtaç nice Müslümanlar vardır. Zamanımızdaki münafıklar, Müslümanlara karşı kafirlerle beraber tek safta duruyorlar. Maslahatları hakkındaki korkuları hüccet olur mu? Önceki münafıkların ve onlara katılanların _Allah onları çoğaltmasın_ misyonu pek çok yerde Müslümanları yalnız bırakmak ve kafirlere yardım etmektir. Bu terk ediş ve kafirlere yardımın hissi veya manevi olması fark etmez.
2. Müminlere değil de kafirlere dostluk etmek
Kur’an- Kerim’de bir çok ayet mü’minlere dostluk yapmayı, kafirlerden ise uzak durmayı üstüne basarak belirtir. Nifak, bu ayetlere aldırmayan pek çok kimsede ortaya çıkmaktadır. Hüccetleri gördükleri zaman ağızlarından çıkan mazereti, fiillerinden önce kalpleri yalanlar. Onların şöyle dediklerini görürsün: “Böyle yapmak zorundayız çünkü bu siyasetin gereğidir.” Bir diğeri: “Dünyadan el etek çekmemizi mi istiyorsunuz?” der. Müslümanların çoğu kafirlere muhabbet beslerler. Hatta dostluklarının en düşük mertebesi, onların temsilcilerinden özür dileyerek sevgi göstermeleridir. Onlar Allah’ın emirlerine uygun yaşayan ve yasaklarından sakınan bütün Müslümanlara buğz ve düşmanlık eder. Müslümanları mahkum eden pek çok yöneticinin yaptığı gibi onlardan uzak olduklarını açıklarlar. Bu günlerde dostluk ve düşmanlık dengeleri bu dereceye gelinceye kadar değişmiştir. Zannederim ki kafirlere dostluk edip Müslümanlara buğz etmeyen kimseler ancak çok az kimselerdir.
3. İnsanlar tarafından konulmuş kanunlarla hükmetmek
Münafıkların en bariz sıfatlarından birisi de vekillerin veya öncekilerin görüşlerinden yahut geçmiş kanun ve anayasalardan oluşan beşeri görüşlerle hükmetmeleridir. Kitap ve sünneti terk ederek arkalarına atan münafıklar, insanların ellerine tutuşturdukları, fikirlerin çöplüklerinden ibaret olan bu kanunlar ile hükmederler. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın asrında bu şekilde Allah’ın ve Rasûlü’nün hükmünden yüz çevirip insanların görüşleriyle hükmetmek istiyorlardı.
4. Allah, Rasûlü ve müminler ile alay etmek
5. Müminlerin başına gelen musibete sevinmek ve zaferlerinden dolayı üzülmek
6. Kötülüğü emretmek ve iyiliği yasaklamak
Bunların her birini yaparken bazen kendilerini temize çıkarmak için ilerleme, çağ atlama gibi örümcek ağından zayıf gerekçeler öne sürerler. Kadın-erkek eşitliği, ortak ya-şam, toplumsal özgürlük ve buna benzer şeyler, dürüst toplumda yaşamaya güç yetireme-yen münafıkların ve onların taraftarlarının propagandalarıdır. Onların hayatları rezil ve çir-kin toplumlarda olup kalpleri bununla tatmin olur, nefisleri bununla rahat eder. Onların tehlikesi kötülükleri emretmekle durmamıştır, hayır! Aksine iş, iyilikleri yasaklamaları had-dine varmıştır. Bazen dini şiarlar ikâme edilmesi zorlarına gider, şiddet uygularlar, tesettürü engellemeye çalışırlar. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyi yasaklayarak yavaş yavaş milletleri mahveder ve dağıtırlar. Savaşların ve fitnelerin ateşini tutuştururlar. Konferans ve derslere engel olmak, davetçilerin nefeslerini kesmek, dini sonsuzluğa gömmek zorundadırlar. Al-lah’ın emrettiği ve teşvik ettiği her iyiliği değiştirip yok etmek için engel oluştururlar. Öyle ki bunların dine sarılma hakkında yaydıkları yalan ve iftiralardan ötürü Müslümanların ço-ğu ibadetlerde, muamelelerde ve görünüşte şiarları izhar etmekten korkar hale gelirler. İşte bu onların hevesleridir ve hayatları bundan ibarettir. Kötülüğü emreder, iyiliği yasaklarlar.
7. Küfür merkezleri inşa etmek, Allah yolundan alıkoymak ve Müslümanları bölmek
Bu sıfatı bu günlerde kavrayan azdır. Bizler münafıkların, Müslümanlarla ilgili her türlü kötülükleri düşmanlara taşıyabilecekleri veya Müslümanların ülkesine orta yerinde talimat yöneltebilecekleri merkezleri inşa ettiklerini görüyoruz. Bunun en açık örneklerinden biri; Müslüman ülkelerinde kurulan elçiliklerdir. Bunlar düşmanlarla münafıklar arasında ulaşım istasyonudur. Federasyonlar, kurumlar ve devlet heyetleri de böyledir. Hepsi de entrika, tahrip, Müslümanların arasını ayırma ve casusluk merkezleridir. Münafıklar bunları düşmanlarla bağlarını güçlendirmek için yaparlar.
8. Müminlerin namuslarını lekelemek
Münafıklar, bu ümmetin davetçilerden veya salihlerden birini gördükleri zaman yayın harbi ilan etmeye başlarlar. Zira onlar harp ateşini tutuşturmayı bir an bile ertelemezler. Allah’tan korkmazlar ve mümine acımasızca davranırlar. Falan zina eder, filan lutilik yapar, falan şöyle şöyle yapar demek onlara kolaydır. Yeryüzünde rahatça fesat ekebilmek için alimlerin ve salih davetçilerin güvenilirliğini sarsıncaya kadar toplum ortasında yalan ve iftiralarını saçarlar.
9. Düşman hesabına casusluk yapmak
Münafıkların sıfatlarından birisi de, Müslümanların arasında bulunmaları ve birlikte yaşamaları sebebiyle düşmanlar adına casusluk edip onlara Müslümanların haberlerini taşımalarıdır. Münafıklar dışında Müslümanların haberlerini anında nakleden kim bilmiyoruz. Askeri haberleri, sanayi haberlerini, iktisadi, içtimai, siyasi bütün haberleri taşırlar. Dinleri karşılığında dünyayı satın alan münafıklar kafirlere istihbarat görevini yerine getirirler.
10. Yalan haberler yaymak
11. Zelil, korkak ve zayıf olmalarına rağmen, müminlere karşı kuvvet izhar etmek,
12. İkiyüzlülük yapmak
13. Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) a söz ve fiil ile eziyet vermek
14. Yalan söylemek
15. Hıyanet etmek
16. Ahdi ve vaadi bozmak
17. Cimrilik yapmak
18. Gösteriş (riya) yapmak
19. İbadetlerde tembellik göstermek
20. Cihadı veya bunu arzu etmeyi terk etmek
21. Büyüklenmek (kibirlenmek)
22. Konuşmalarında küfrü izhar etmek veya ona koşuşturmak
23. Hasımlaşmada ahlaksızlık yapmak (haddi aşmak)
24. Kendileri kafir olduğu gibi Müslümanların da kafir olmalarını istemek
25. Günahların peşinden gitmek ve ondan zevk almak
26. Tevbeyi ertelemek
27. Ölümden sonra dirilişten şüphe etmek
28. Allah’ın bağışlayıcılığı ile aldanmak
Nice insanlar vardır ki, nefislerini şehvet ve lezzetlerle tevbeyi erteleyerek fitneye düşürmüş, kalplerinde uzun yaşama ve Allah’ın bağışlayıcılığı ümidi yerleşmiş, hatta o hale gelmiştir ki diriliş günü, hesap ve ceza konusunda şüphe etmişler, dünyaya kazık çakıp dini terk etmişlerdir. Nifak yaparak içleri dışlarına zıt olmuştur. Şüphesiz onlar şu tehlikelerle baş başa olduklarını fark etmiyorlar: Günaha başlamak, ondan lezzet almak, sonra uzun emel, sonra ahiret hakkında şüphe veya bağışlanacağını umma. Bundan sonra da kalplere nifak mührü vurulur. Bundan Allah’a sığınırız.
29. Bazı işlerde kafirlere itaat etmek
İşte bu kafirlere dostluk ile şiddetlenerek tekrar eder. Lakin içteki şekli başkadır: Münafıklarla kafirler arasında ittifak. Münafıkların kafirlerin bazı emirlerine itaat etmeleri üzerine anlaşmaları! Bu bazı işlerde, hatta her işte kafirlere itaat eden pek çok Müslümanın yaptığı şeydir. Bazen şu şekilde haber duyulur: “Taraflar oturumdan bakış açılarında ittifak ederek ayrıldılar.” İttifak eden bu iki taraf; bazen Müslümanlar ile kafirler olur. Anlaştıkları şey ise demokrasinin yaygınlaştırılması ve laiklik ilkesi esasıyla korunması, münafıkların dediği gibi, kadının çalışmak ve sosyal yaşama katılmak için evinden çıkarılmasıdır.
30. Allah’ın yardımına güvenmemek,
31. Allah’ı hükmünde itham etmek,
32. Karşı oldukları halde hakkı dinliyor ve icabet ediyor gibi görünmek,
33. Düşünmezlik etmek ve günahlardan tevbe etmemek,
34. Misak verdikten sonra Allah’ın ahdini bozmak,
35. Allah’ın riayet edilmesini emrettiği sıla-i rahimi (akrabalık bağlarını) terk etmek,
36. Ensar’a buğzetmek,
37. Allah’ın yolundan alıkoymak,
38. Hevalarına (arzularına) tabi olmak,
39. Yapmadığı şeylerle övülmeyi istemek,
40. Müminlere kötülük çemberi kurmak,
41. Dinde şüphe etmek,
42. Cuma namazını üç kere terk etmek,
43. Kendilerinde güzel gidişat ve dinde anlayışın bir araya gelmemesi,
44. Ali b. Ebi Talib (Radıyallahu Anh) e buğz etmek,
45. Ahlaksızca konuşmak,
46. Konuşmada derinleşmek,
47. Müzik dinlemek ve onunla uğraşmak,
48. Ezanı işittikten sonra zaruret olmadan mescitten çıkmak,
49. Kadının mazeretsiz olarak ayrılmayı veya boşanmayı istemesi.
Allahu a’lem, ve’s-salatu ve’s-selamu alâ Rasûlina Muhammed ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-alemîn.
* Bu yazı ‘Polen Yayınları’ndan çıkan ‘Hasan Arumi’nin ‘Münafıklığın 50 Alâmeti’ adlı kitaptan alınmıştır.
Rafizi ve Şiilerin İnanç Esasları..
17:04
CAFERİ Şİİ VE RAFİZİLERİN İNANÇ ESASLARI
1. ALLAH İNANCI:
-Beda (ilimden önce cahil olma) sahibidir. Buna karşın imamları bütün ilimleri bilir, onlara gizli bir şey kalmaz.
-Zaman, mekan, keyfiyet, hareket, intikal ve cisimlerin sıfatlarından hiçbiriyle sıfatlanamaz. O nuzül etmez, dünyada ve ahirette asla görünmez.
2. KUR’AN İNANCI:
-Mahluktur.
-Sahâbe tarafından ekleme ve artırma yapılmıştır.
-Kur’an’dan ‘Velayet Suresi’ ile ‘Ali ve Muhammed Ailesi’ lafızları çıkarılmıştır.
-Cebrail (Aleyhi's-Selam) in getirdiği Kur’an 17000 (on yedi bin) ayetti, halbuki şu an 6236 ayettir.
-Kur’an’ı Allah’ın indirdiği şekliyle yalnızca Ali (Radıyallahu Anh) ve vasileri (imamlar) cem edebilir (bilebilir).
-Kur’an’ın tertibi Allah ve Rasûlü’nün razı olacağı şekilde değildir.
-Kur’an’da geçen tağut kelimesi ile kastedilen Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) dir.
-Nahl Suresi 90. ayette geçen ‘fahşa’ Ebu Bekir, ‘münker’ Ömer ve ‘bağy’ ise Osman (Radıyallahu Anhum) dır.
3. SAHÂBE İNANCI:
-Sövme, hakaret ve tekdir etme (kafirlikle itham) üzere kuruludur.
-Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den sonra Mikdam bin Esved, Ebu Zerr ve Selman-ı Farisi (Radıyallahu Anhum) haricindeki sahâbe dinden dönmüştür.
-Ebu Bekir ve Ömer ile o ikisini sevenler kafirdir.
-Ebu Bekir ve Ömer ile kızları Aişe ve Hafsa (Radıyallahu Anhum) ya lanet okurlar.
-İmamiye dininin gereklerinden bazıları:
a) Mut’a nikahını helal bilmek,
b) Temettü Haccı yapmak,
c) Ebu Bekir, Ömer ve Osman (Radıyallahu Anhum) dan beri (uzak) olmak,
d) Muaviye, oğlu Yezid ve Ali’ye karşı savaşan herkesten uzak olmaktır.
-Ömer (Radıyallahu Anh) in katledildiği günde düğün yaparlar ve onun katili olan Mecusi Ebu Lu’lu’ya ‘Şucauddin (Dinin Yiğidi/Kahramanı)’ derler.
4. YAHUDİLERLE BENZERLİKLERİ:
-Yahudiler ‘Mesih Deccal ve kılıç inene kadar cihad yoktur.’, Rafiziler ise ‘Mehdi gelip bir münadi de gökten seslenene kadar cihad yoktur’ derler.
-Yahudiler ‘Krallığa ancak Davud’un soyu layıktır.’, Rafiziler de ‘İmamlık ancak Ali’nin evladına layıktır.’ derler.
-Yahudiler namazı yıldızlar görününceye kadar tehir ederler, Rafiziler de akşam namazını aynı vakte geciktirirler.
-Yahudiler insanları ‘Yahudiler ve diğerleri’ diye ikiye ayırır ve kendi dışındakileri putperest olarak görürler. Rafiziler de ‘Velayet’i kabul etmedikleri için kendileri dışındakileri kafir sayarlar.
-Yahudiler Tevrat’ı tahrif ettiler, Rafiziler ise Kur’an’ın tahrif edildiğini iddia ederler.
-Yahudiler de Rafiziler de mestlere meshetmezler.
-Yahudiler Cebrail (Aleyhi's-Selam) e düşmanlık ederler, Rafizilerden Gurrabiyye fırkası ise vahyi Ali (Radıyallahu Anh) yerine Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e getirdiği için onun hata ettiğini söylerler.
5. HIRİSTİYANLARLA BENZERLİKLERİ:
-Hıristiyanlar hanımlara mehir ödemezler, mal gibi faydalanırlar. Rafiziler de mut’a nikahını helal sayarak böyle evlenirler.
6. YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARIN ÜSTÜN YÖNLERİ:
-‘Dininizin en hayırlıları kimdir?’ diye sorulduğunda Yahudiler ‘Musa ve ashâbı’, Hıristiyanlar da ‘İsa’nın havarileri’ diye cevap verirler. Rafizilere de ‘Dininizin en şerlileri kimdir?’ denildiğinde ‘Muhammed’in ashâbı’ derler.
7. İMAMLARI HAKKINDAKİ İNANÇLARI:
-Allah’ın belirlemesiyle belirlenirler.
-İlahi koruma sonucunda masumdurlar (günah işlemezler).
-Yeryüzü, insanlar var oldukça imamsız kalmaz.
-Allah tarafından desteklenirler.
-Kulların amelleri bilgileri dahilindedir.
-Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hariç (melekler dahil) tüm mahlukattan üstün ve şereflidirler.
-Tüm nebilerden daha alimdirler.
-Allah onlarla bilinir ve onlarla Allah’a ibadet edilir.
-Sözleri ve emirleri Allah’tan indirilmiş gibidir.
-Göğün ve yerin ilmi, olmuş ve olacakların ilmi onların yanındadır.
-Varlıkların yaratılmasında vasıta ve sebeptirler.
-Ne zaman öleceklerini bilirler ve istedikleri zaman ölürler.
-Tekvini (yaratılışla ilgili) velayet hakları vardır.
-Dua, ancak onların isimleri ve aracılıkları ile kabul edilir.
-Nuh boğulmaktan, İbrahim ateşten, Musa Firavun’dan ve İsa (Aleyhimu's-Selam) asılmaktan onların hakkı için dua ettiklerinden dolayı kurtulmuşlardır.
-İlah ve Rab olduğuna inanmaksızın (ister diri, ister ölü, ister taş ve ister çamur olsun) Allah’tan başkasından istekte bulunmak şirk değildir.
-Onların helal kıldıkları helal, haram kıldıkları haramdır.
-Onlar Ali (Radıyallahu Anh) nin sulbünden Allah’ın çocuklarıdır.
-12. İmamları olan Kaim, h.255 yılında doğmuştur ve halen (şu an h.1428 yılındayız) yaşamaktadır.
-İmamlara bu şekilde inanmayanlar kafirdir.
8. RİCAT AKİDESİ:
-12. İmamları olan Kaim, ahir zamanda ortay çıkacak, siyasi düşmanlarını boğazlayacak ve diğer fırkaların gasbettiği hakları Şia’ya iade edecektir.
-Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) onun zamanında asılacaktır.
-O, Aişe (Radıyallahu Anha) yi diriltecek ve ona had cezası uygulayacaktır.
-Zimmet ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlarla barış yapacak ve onlardan cizye alacaktır.
9. TAKİYYE ( İNANCINDAN BAŞKASINI SÖYLEME / YAPMA ) İNANCI:
-En faziletli ameldir.
-Yapmayanın imanı yoktur.
-Dinin 9/10 u (onda dokuzu) takiyyedir, yapmayanın dini yoktur.
-Takiyyeyi terk edenin bu günahı ebediyyen mağfiret edilmez (bağışlanmaz).
-Takiyye ile bir münafığın arkasında kılınan namaz, imamlarının arkasında namaz kılmak gibidir.
-Mecbur kalınırsa takiyye olarak her türlü yemin edilebilir.
10. ÇAMUR AKİDESİ:
-Hüseyin bin Ali (Radıyallahu Anhuma) nin kabrinin çamuru her derde şifadır.
-O çamurla çocuklara tahnik (yeni doğan bebeğin ağzına konulması ki, Rasûlullah bunu hurma ile yapardı) yapılır.
-O, bir yere gönderilen herhangi bir şeyle beraber bulundurulursa onun için bir güvencedir.
-O vesile yapılarak Allah’tan istekte bulunulabilir. Buna tevessül etmek diyoruz.
-Şiiler seçkin bir topraktan, Sünniler ise başka bir (kötü) topraktan yaratılmıştır. Bu ikisinin karışımından Şiilerin günahkarları ortaya çıkmıştır. Sünnilerdeki salah ve güvenilirlik ise karışımdaki Şia toprağının etkisi sebebiyledir.
-Kıyamet günü Şia’nın günah ve cezası Sünnilere, Sünnilerin hasenatları ise Şia’ya verilecektir.
11. EHLİ SÜNNET HAKKINDAKİ İNANÇLARI:
-Malları ve kanları mübahtır.
-Şia dışındakiler pis olarak doğar.
-Şeytan parmağını her doğan çocuğun vücuduna sokarak zarar verir, çocuk da bu sebeple ağlar. Doğan Şii ise ondan uzaklaşır ve ona zarar vermez.
-Şia dışındakiler veled-i zinadırlar.
-Yahudi ve Hıristiyanlar aslen kafir, Ehli Sünnet ise mürtedir. (Dinden çıkan manasına gelen mürtedin küfrü, aslen kafir olanınkinden daha şiddetlidir. Bu sebeple tarih boyunca Ehli Sünnet’in aleyhine onlarla yardımlaşmışlardır. Özellikle Tatarların Müslümanları katletmesinde onların tarafında bulunmuşlar ve yardımlarını esirgememişlerdir.)
12. MUT’A İNANCI VE ONUN FAZİLETİ:
-Mut’a (para veya mal vererek geçici süreyle bir kadınla birlikte olma şeklindeki nikah şekli) dindir.
-Onunla amel edenler dinleriyle amel etmiş, inkar edenler ise dinlerini inkar etmiş olurlar.
-Mut’ayı inkar eden kafir olur.
-Mut’a çocuğu, şer’i nikah çocuğundan faziletlidir.
-Allah onlara sarhoş edici içecekleri haram kılmış, onun yerine mut’ayı helal kılmıştır.
-Mut’ayı bir kere yapan Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in, iki kere yapan Hasan (Radıyallahu Anhuma) ın, üç kere yapan Ali (Radıyallahu Anh) nin ve dört kere yapan da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin derecesinde olur.
-Mü’min bir kadınla mut’a yapan Kabe’yi 70 kere ziyaret etmiş gibi olur.
-Mut’anın bir sınırı yoktur, 1000 kere de yapılabilir.
-Aynı zamanda kadına dübüründen (makatından) yanaşmak (birleşmek) caizdir.
13. NECEF VE KERBELA İNANCI, ORALARI ZİYARETİN FAZİLETİ:
-Allah’ın haremi Mekke, Rasûlü’nün haremi Medine, Ali’nin haremi Kufe ve onların haremi ise Kum şehirleridir.
-Kerbela toprağı eklenmeseydi Kabe yaratılmaz ve faziletli kılınmazdı.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrinin ziyaret sevabı, makbul 20 hac ve 20 umreye, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile yapılmış 20 savaşa denktir.
-Bu ziyaret (hacıların Arafat’a çıkma günü olan) Arafe günü yapılırsa sevap, 1000 hac ve 1000 umre ile 1000 savaşa denk olur.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini özürsüz olarak ziyaret etmeyi terk eden cehennem ehlindendir.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini ziyaret, Arşı üzerinde Allah’ı ziyaret gibidir.
-Allah, Arafe günü (Arafat’ta vakfe yapanlara değil de) Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini ziyaret edenlere bakar.
-Allah melekleriyle birlikte, nebiler ve mü’minler de Ali (Radıyallahu Anh) nin kabrini ziyaret ederler.
-Ziyaret esnasında kabre yönelmek gereklidir. Çünkü o, Allah’ın yüzü olduğu için kıbleye yönelmek gibidir.
-İmamların türbelerinde kılınan namaz mescitlerde kılınandan üstündür.
-(Kabe’de değil de) Ali (Radıyallahu Anh) nin kabrinin yanında kılınan namaz, başka yerde kılınandan 100.000 (yüz bin) kat üstündür.
-(Kabe dahil) Kerbela’dan daha kutsal bir yer yoktur.
-Kufe Mescidi’nde kılınan farz namaz hac yerine, nafile namaz ise umre yerine geçer.
14. AŞURA ( MUHARREM’İN ONUNCU ) GÜNÜ İNANCI:
-Muharrem Ayı’nın ilk on günü Allah’a yakınlaştırıcı bir amel olarak siyah elbise giyerler.
-Aşura günü ise yanaklar, göğüsler ve sırtlarını döverler, bazen bunun için zincir ve kılıç kullanırlar.
-Yakalarını parçalayarak ağıtlar yakarlar.
-Aşura günü törenlerinde ayrıca;
a) Ömer ismini verdikleri bir köpeği ortaya getirerek bastonla döverler ve taşlarla öldürürler.
b) Aişe ismini verdikleri bir oğlağı ortaya getirerek tüylerini yolarlar ve öldürünceye kadar döverler.
-Bütün bunlar Allah’ın şiarlarına (gösterge ve değerlerine) tazim (yüceltme) sayılır.
15. BEY’AT ( EMİRE TABİ OLMA ) İNANCI:
-Kaim dışındaki her sancak sahibi emir tağuttur.
-Diğer emir ve hakimlere itaat, takiyye olarak caizdir.
-Üç raşit halife gaspçı, zalim ve mürteddirler.
-O üçüyle beraber olup anlara yardım edenler de tağut ve zalimdirler.
16. RAFİZİLERLE YAKINLAŞMANIN HÜKMÜ:
-Allah’ın Kitabı’na hakaret ederek O’nu başka türlü yorumlayan,
-Kur’an’da eksiltme ve artırma olduğunu iddia eden,
-Fatıma (Radıyallahu Anha) ya Kur’an’dan sonra da ilahi bilgiler nazil olduğunu iddia eden (Fatıma’ya Nebi’den sonra Cebrail tarafından Levh-i Fatıma diye adlandırdıkları bir vahyin getirildiğini iddia etmektedirler),
-İmameti nübüvvet (peygamberlik), hatta ondan daha üstün gören,
-İmamların meleklerden ve nebilerden daha üstün olduğuna inanan,
-İmamlarını Allah’a mahsus olan bazı sıfatlarla sıfatlayan,
-Ali, Hasan, Hüseyin (Radıyallahu Anhum) ve imamlarından istekte bulunup onlara yalvaran,
-Birkaçı dışında sahâbenin kafir olduğuna inanan,
-Takiyye adı altında yalanı ve aldatmayı din kabul edinen,
-Ve daha bir çok sapıklıklarla donanmış olan bu taifeyi;
a) Dost edinmek,
b) Onlarla yakınlaşmak,
c) Yardımlaşmak,
d) Allah’ın ismini ansalar bile kestiklerini yemek,
e) Kardeşlik ve muhabbet çağrılarını kabul etmek caiz değildir.
Çünkü;
-Dr. Nasır el-Kifari onların Müslümanlardan ayrılmış olduklarını haber vermiş,
-İmam Malik onlarla konuşmaktan ve onlardan rivayette bulunmaktan sakındırmış, İslam’dan nasipleri olmadığını söylemiş ve sahâbeye buğz etmeleri sebebiyle onların kafir olduklarına hükmetmiş,
-İmam Kurtubi, İmam Malik’in bu görüşünün isabetli olduğunu belirterek sahâbeyi küçük gören ve onlara dil uzatan kimselerin Allah’ın buyruğunu reddetmiş ve Müslümanların şeriatlarını iptal etmiş olacaklarını söylemiş,
-İmam Şafi, Rafiziler kadar yalancı şahitlikte bulunan kimse görmediğini bildirmiş,
-İmam Ahmed bin Hanbel, Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) e buğz edenlerden uzak durulması gerektiğini, onlara ve Aişe (Radıyallahu Anha) ye söven kimseyi Müslüman olarak kabul etmeyeceğini belirtmiş,
-Kufe Kadısı Şureyk bin Abdullah, Rafiziler dışında herkesten ilim alınabileceğini, onların hadis uydurarak onu din edindiklerini söylemiş,
-Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye, Rafiziliğin aslının zındıklık, ilhad, kasıt ve yalan olduğu, bunun ise münafıklık olduğu görüşüne gitmiş,
-el-Firyabi, Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) e sövenin kafir olduğunu ve cenaze namazının kılınmayacağını belirtmiş,
-İbni Hazm, Rafizilerin Müslüman olmadığını söylemiş,
-Suudi Arabistan’da bulunan ve Abdulaziz bin Abdullah bin Baz başkanlığında, Abdurrezzak Afifi, Abdullah bin Ğudeyyan ve Abdullah bin Kuud’dan oluşan Daimi Fetva Komisyonu ise, onların dinden çıkmış kafirler oldukları fetvasını vermiş,
-Abdullah bin Abdurrahman el-Cibrin ise, onların sıkıntı ve bolluk anlarında Ali ve oğullarına (Radıyallahu Anhum) ve imamlarına seslenip dua ettiklerinden dolayı onların İslam’dan çıkaran ve öldürülmelerini hak eden büyük şirk işleyen müşrik olduklarını, Ali (Radıyallahu Anh) ye ilahi vasıflar verdiklerinden dolayı da mürted olduklarını, kalplerinde olmayanı söylediklerinden dolayı da münafıklık yaptıklarını haber vermiştir.
Allahu a’lem ve’s-salatu ve’s-selamu alâ Rasûlina Muhammed ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-alemîn.
*Bu yazı Abdullah bin Muhammed es-Salih’in yazdığı ‘Yedi İklim Kitabevi’nden çıkan ‘Caferi, Şii ve Rafizilerin (Kendi Ağızlarından) İnanç Esasları’ isimli kitabın özetidir.
1. ALLAH İNANCI:
-Beda (ilimden önce cahil olma) sahibidir. Buna karşın imamları bütün ilimleri bilir, onlara gizli bir şey kalmaz.
-Zaman, mekan, keyfiyet, hareket, intikal ve cisimlerin sıfatlarından hiçbiriyle sıfatlanamaz. O nuzül etmez, dünyada ve ahirette asla görünmez.
2. KUR’AN İNANCI:
-Mahluktur.
-Sahâbe tarafından ekleme ve artırma yapılmıştır.
-Kur’an’dan ‘Velayet Suresi’ ile ‘Ali ve Muhammed Ailesi’ lafızları çıkarılmıştır.
-Cebrail (Aleyhi's-Selam) in getirdiği Kur’an 17000 (on yedi bin) ayetti, halbuki şu an 6236 ayettir.
-Kur’an’ı Allah’ın indirdiği şekliyle yalnızca Ali (Radıyallahu Anh) ve vasileri (imamlar) cem edebilir (bilebilir).
-Kur’an’ın tertibi Allah ve Rasûlü’nün razı olacağı şekilde değildir.
-Kur’an’da geçen tağut kelimesi ile kastedilen Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) dir.
-Nahl Suresi 90. ayette geçen ‘fahşa’ Ebu Bekir, ‘münker’ Ömer ve ‘bağy’ ise Osman (Radıyallahu Anhum) dır.
3. SAHÂBE İNANCI:
-Sövme, hakaret ve tekdir etme (kafirlikle itham) üzere kuruludur.
-Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den sonra Mikdam bin Esved, Ebu Zerr ve Selman-ı Farisi (Radıyallahu Anhum) haricindeki sahâbe dinden dönmüştür.
-Ebu Bekir ve Ömer ile o ikisini sevenler kafirdir.
-Ebu Bekir ve Ömer ile kızları Aişe ve Hafsa (Radıyallahu Anhum) ya lanet okurlar.
-İmamiye dininin gereklerinden bazıları:
a) Mut’a nikahını helal bilmek,
b) Temettü Haccı yapmak,
c) Ebu Bekir, Ömer ve Osman (Radıyallahu Anhum) dan beri (uzak) olmak,
d) Muaviye, oğlu Yezid ve Ali’ye karşı savaşan herkesten uzak olmaktır.
-Ömer (Radıyallahu Anh) in katledildiği günde düğün yaparlar ve onun katili olan Mecusi Ebu Lu’lu’ya ‘Şucauddin (Dinin Yiğidi/Kahramanı)’ derler.
4. YAHUDİLERLE BENZERLİKLERİ:
-Yahudiler ‘Mesih Deccal ve kılıç inene kadar cihad yoktur.’, Rafiziler ise ‘Mehdi gelip bir münadi de gökten seslenene kadar cihad yoktur’ derler.
-Yahudiler ‘Krallığa ancak Davud’un soyu layıktır.’, Rafiziler de ‘İmamlık ancak Ali’nin evladına layıktır.’ derler.
-Yahudiler namazı yıldızlar görününceye kadar tehir ederler, Rafiziler de akşam namazını aynı vakte geciktirirler.
-Yahudiler insanları ‘Yahudiler ve diğerleri’ diye ikiye ayırır ve kendi dışındakileri putperest olarak görürler. Rafiziler de ‘Velayet’i kabul etmedikleri için kendileri dışındakileri kafir sayarlar.
-Yahudiler Tevrat’ı tahrif ettiler, Rafiziler ise Kur’an’ın tahrif edildiğini iddia ederler.
-Yahudiler de Rafiziler de mestlere meshetmezler.
-Yahudiler Cebrail (Aleyhi's-Selam) e düşmanlık ederler, Rafizilerden Gurrabiyye fırkası ise vahyi Ali (Radıyallahu Anh) yerine Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e getirdiği için onun hata ettiğini söylerler.
5. HIRİSTİYANLARLA BENZERLİKLERİ:
-Hıristiyanlar hanımlara mehir ödemezler, mal gibi faydalanırlar. Rafiziler de mut’a nikahını helal sayarak böyle evlenirler.
6. YAHUDİ VE HIRİSTİYANLARIN ÜSTÜN YÖNLERİ:
-‘Dininizin en hayırlıları kimdir?’ diye sorulduğunda Yahudiler ‘Musa ve ashâbı’, Hıristiyanlar da ‘İsa’nın havarileri’ diye cevap verirler. Rafizilere de ‘Dininizin en şerlileri kimdir?’ denildiğinde ‘Muhammed’in ashâbı’ derler.
7. İMAMLARI HAKKINDAKİ İNANÇLARI:
-Allah’ın belirlemesiyle belirlenirler.
-İlahi koruma sonucunda masumdurlar (günah işlemezler).
-Yeryüzü, insanlar var oldukça imamsız kalmaz.
-Allah tarafından desteklenirler.
-Kulların amelleri bilgileri dahilindedir.
-Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hariç (melekler dahil) tüm mahlukattan üstün ve şereflidirler.
-Tüm nebilerden daha alimdirler.
-Allah onlarla bilinir ve onlarla Allah’a ibadet edilir.
-Sözleri ve emirleri Allah’tan indirilmiş gibidir.
-Göğün ve yerin ilmi, olmuş ve olacakların ilmi onların yanındadır.
-Varlıkların yaratılmasında vasıta ve sebeptirler.
-Ne zaman öleceklerini bilirler ve istedikleri zaman ölürler.
-Tekvini (yaratılışla ilgili) velayet hakları vardır.
-Dua, ancak onların isimleri ve aracılıkları ile kabul edilir.
-Nuh boğulmaktan, İbrahim ateşten, Musa Firavun’dan ve İsa (Aleyhimu's-Selam) asılmaktan onların hakkı için dua ettiklerinden dolayı kurtulmuşlardır.
-İlah ve Rab olduğuna inanmaksızın (ister diri, ister ölü, ister taş ve ister çamur olsun) Allah’tan başkasından istekte bulunmak şirk değildir.
-Onların helal kıldıkları helal, haram kıldıkları haramdır.
-Onlar Ali (Radıyallahu Anh) nin sulbünden Allah’ın çocuklarıdır.
-12. İmamları olan Kaim, h.255 yılında doğmuştur ve halen (şu an h.1428 yılındayız) yaşamaktadır.
-İmamlara bu şekilde inanmayanlar kafirdir.
8. RİCAT AKİDESİ:
-12. İmamları olan Kaim, ahir zamanda ortay çıkacak, siyasi düşmanlarını boğazlayacak ve diğer fırkaların gasbettiği hakları Şia’ya iade edecektir.
-Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) onun zamanında asılacaktır.
-O, Aişe (Radıyallahu Anha) yi diriltecek ve ona had cezası uygulayacaktır.
-Zimmet ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlarla barış yapacak ve onlardan cizye alacaktır.
9. TAKİYYE ( İNANCINDAN BAŞKASINI SÖYLEME / YAPMA ) İNANCI:
-En faziletli ameldir.
-Yapmayanın imanı yoktur.
-Dinin 9/10 u (onda dokuzu) takiyyedir, yapmayanın dini yoktur.
-Takiyyeyi terk edenin bu günahı ebediyyen mağfiret edilmez (bağışlanmaz).
-Takiyye ile bir münafığın arkasında kılınan namaz, imamlarının arkasında namaz kılmak gibidir.
-Mecbur kalınırsa takiyye olarak her türlü yemin edilebilir.
10. ÇAMUR AKİDESİ:
-Hüseyin bin Ali (Radıyallahu Anhuma) nin kabrinin çamuru her derde şifadır.
-O çamurla çocuklara tahnik (yeni doğan bebeğin ağzına konulması ki, Rasûlullah bunu hurma ile yapardı) yapılır.
-O, bir yere gönderilen herhangi bir şeyle beraber bulundurulursa onun için bir güvencedir.
-O vesile yapılarak Allah’tan istekte bulunulabilir. Buna tevessül etmek diyoruz.
-Şiiler seçkin bir topraktan, Sünniler ise başka bir (kötü) topraktan yaratılmıştır. Bu ikisinin karışımından Şiilerin günahkarları ortaya çıkmıştır. Sünnilerdeki salah ve güvenilirlik ise karışımdaki Şia toprağının etkisi sebebiyledir.
-Kıyamet günü Şia’nın günah ve cezası Sünnilere, Sünnilerin hasenatları ise Şia’ya verilecektir.
11. EHLİ SÜNNET HAKKINDAKİ İNANÇLARI:
-Malları ve kanları mübahtır.
-Şia dışındakiler pis olarak doğar.
-Şeytan parmağını her doğan çocuğun vücuduna sokarak zarar verir, çocuk da bu sebeple ağlar. Doğan Şii ise ondan uzaklaşır ve ona zarar vermez.
-Şia dışındakiler veled-i zinadırlar.
-Yahudi ve Hıristiyanlar aslen kafir, Ehli Sünnet ise mürtedir. (Dinden çıkan manasına gelen mürtedin küfrü, aslen kafir olanınkinden daha şiddetlidir. Bu sebeple tarih boyunca Ehli Sünnet’in aleyhine onlarla yardımlaşmışlardır. Özellikle Tatarların Müslümanları katletmesinde onların tarafında bulunmuşlar ve yardımlarını esirgememişlerdir.)
12. MUT’A İNANCI VE ONUN FAZİLETİ:
-Mut’a (para veya mal vererek geçici süreyle bir kadınla birlikte olma şeklindeki nikah şekli) dindir.
-Onunla amel edenler dinleriyle amel etmiş, inkar edenler ise dinlerini inkar etmiş olurlar.
-Mut’ayı inkar eden kafir olur.
-Mut’a çocuğu, şer’i nikah çocuğundan faziletlidir.
-Allah onlara sarhoş edici içecekleri haram kılmış, onun yerine mut’ayı helal kılmıştır.
-Mut’ayı bir kere yapan Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in, iki kere yapan Hasan (Radıyallahu Anhuma) ın, üç kere yapan Ali (Radıyallahu Anh) nin ve dört kere yapan da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nin derecesinde olur.
-Mü’min bir kadınla mut’a yapan Kabe’yi 70 kere ziyaret etmiş gibi olur.
-Mut’anın bir sınırı yoktur, 1000 kere de yapılabilir.
-Aynı zamanda kadına dübüründen (makatından) yanaşmak (birleşmek) caizdir.
13. NECEF VE KERBELA İNANCI, ORALARI ZİYARETİN FAZİLETİ:
-Allah’ın haremi Mekke, Rasûlü’nün haremi Medine, Ali’nin haremi Kufe ve onların haremi ise Kum şehirleridir.
-Kerbela toprağı eklenmeseydi Kabe yaratılmaz ve faziletli kılınmazdı.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrinin ziyaret sevabı, makbul 20 hac ve 20 umreye, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile yapılmış 20 savaşa denktir.
-Bu ziyaret (hacıların Arafat’a çıkma günü olan) Arafe günü yapılırsa sevap, 1000 hac ve 1000 umre ile 1000 savaşa denk olur.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini özürsüz olarak ziyaret etmeyi terk eden cehennem ehlindendir.
-Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini ziyaret, Arşı üzerinde Allah’ı ziyaret gibidir.
-Allah, Arafe günü (Arafat’ta vakfe yapanlara değil de) Hüseyin (Radıyallahu Anhuma) in kabrini ziyaret edenlere bakar.
-Allah melekleriyle birlikte, nebiler ve mü’minler de Ali (Radıyallahu Anh) nin kabrini ziyaret ederler.
-Ziyaret esnasında kabre yönelmek gereklidir. Çünkü o, Allah’ın yüzü olduğu için kıbleye yönelmek gibidir.
-İmamların türbelerinde kılınan namaz mescitlerde kılınandan üstündür.
-(Kabe’de değil de) Ali (Radıyallahu Anh) nin kabrinin yanında kılınan namaz, başka yerde kılınandan 100.000 (yüz bin) kat üstündür.
-(Kabe dahil) Kerbela’dan daha kutsal bir yer yoktur.
-Kufe Mescidi’nde kılınan farz namaz hac yerine, nafile namaz ise umre yerine geçer.
14. AŞURA ( MUHARREM’İN ONUNCU ) GÜNÜ İNANCI:
-Muharrem Ayı’nın ilk on günü Allah’a yakınlaştırıcı bir amel olarak siyah elbise giyerler.
-Aşura günü ise yanaklar, göğüsler ve sırtlarını döverler, bazen bunun için zincir ve kılıç kullanırlar.
-Yakalarını parçalayarak ağıtlar yakarlar.
-Aşura günü törenlerinde ayrıca;
a) Ömer ismini verdikleri bir köpeği ortaya getirerek bastonla döverler ve taşlarla öldürürler.
b) Aişe ismini verdikleri bir oğlağı ortaya getirerek tüylerini yolarlar ve öldürünceye kadar döverler.
-Bütün bunlar Allah’ın şiarlarına (gösterge ve değerlerine) tazim (yüceltme) sayılır.
15. BEY’AT ( EMİRE TABİ OLMA ) İNANCI:
-Kaim dışındaki her sancak sahibi emir tağuttur.
-Diğer emir ve hakimlere itaat, takiyye olarak caizdir.
-Üç raşit halife gaspçı, zalim ve mürteddirler.
-O üçüyle beraber olup anlara yardım edenler de tağut ve zalimdirler.
16. RAFİZİLERLE YAKINLAŞMANIN HÜKMÜ:
-Allah’ın Kitabı’na hakaret ederek O’nu başka türlü yorumlayan,
-Kur’an’da eksiltme ve artırma olduğunu iddia eden,
-Fatıma (Radıyallahu Anha) ya Kur’an’dan sonra da ilahi bilgiler nazil olduğunu iddia eden (Fatıma’ya Nebi’den sonra Cebrail tarafından Levh-i Fatıma diye adlandırdıkları bir vahyin getirildiğini iddia etmektedirler),
-İmameti nübüvvet (peygamberlik), hatta ondan daha üstün gören,
-İmamların meleklerden ve nebilerden daha üstün olduğuna inanan,
-İmamlarını Allah’a mahsus olan bazı sıfatlarla sıfatlayan,
-Ali, Hasan, Hüseyin (Radıyallahu Anhum) ve imamlarından istekte bulunup onlara yalvaran,
-Birkaçı dışında sahâbenin kafir olduğuna inanan,
-Takiyye adı altında yalanı ve aldatmayı din kabul edinen,
-Ve daha bir çok sapıklıklarla donanmış olan bu taifeyi;
a) Dost edinmek,
b) Onlarla yakınlaşmak,
c) Yardımlaşmak,
d) Allah’ın ismini ansalar bile kestiklerini yemek,
e) Kardeşlik ve muhabbet çağrılarını kabul etmek caiz değildir.
Çünkü;
-Dr. Nasır el-Kifari onların Müslümanlardan ayrılmış olduklarını haber vermiş,
-İmam Malik onlarla konuşmaktan ve onlardan rivayette bulunmaktan sakındırmış, İslam’dan nasipleri olmadığını söylemiş ve sahâbeye buğz etmeleri sebebiyle onların kafir olduklarına hükmetmiş,
-İmam Kurtubi, İmam Malik’in bu görüşünün isabetli olduğunu belirterek sahâbeyi küçük gören ve onlara dil uzatan kimselerin Allah’ın buyruğunu reddetmiş ve Müslümanların şeriatlarını iptal etmiş olacaklarını söylemiş,
-İmam Şafi, Rafiziler kadar yalancı şahitlikte bulunan kimse görmediğini bildirmiş,
-İmam Ahmed bin Hanbel, Ebu Bekir ve Ömer (Radıyallahu Anhuma) e buğz edenlerden uzak durulması gerektiğini, onlara ve Aişe (Radıyallahu Anha) ye söven kimseyi Müslüman olarak kabul etmeyeceğini belirtmiş,
-Kufe Kadısı Şureyk bin Abdullah, Rafiziler dışında herkesten ilim alınabileceğini, onların hadis uydurarak onu din edindiklerini söylemiş,
-Şeyhu’l-İslam İbni Teymiyye, Rafiziliğin aslının zındıklık, ilhad, kasıt ve yalan olduğu, bunun ise münafıklık olduğu görüşüne gitmiş,
-el-Firyabi, Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) e sövenin kafir olduğunu ve cenaze namazının kılınmayacağını belirtmiş,
-İbni Hazm, Rafizilerin Müslüman olmadığını söylemiş,
-Suudi Arabistan’da bulunan ve Abdulaziz bin Abdullah bin Baz başkanlığında, Abdurrezzak Afifi, Abdullah bin Ğudeyyan ve Abdullah bin Kuud’dan oluşan Daimi Fetva Komisyonu ise, onların dinden çıkmış kafirler oldukları fetvasını vermiş,
-Abdullah bin Abdurrahman el-Cibrin ise, onların sıkıntı ve bolluk anlarında Ali ve oğullarına (Radıyallahu Anhum) ve imamlarına seslenip dua ettiklerinden dolayı onların İslam’dan çıkaran ve öldürülmelerini hak eden büyük şirk işleyen müşrik olduklarını, Ali (Radıyallahu Anh) ye ilahi vasıflar verdiklerinden dolayı da mürted olduklarını, kalplerinde olmayanı söylediklerinden dolayı da münafıklık yaptıklarını haber vermiştir.
Allahu a’lem ve’s-salatu ve’s-selamu alâ Rasûlina Muhammed ve’l-hamdu lillahi Rabbi’l-alemîn.
*Bu yazı Abdullah bin Muhammed es-Salih’in yazdığı ‘Yedi İklim Kitabevi’nden çıkan ‘Caferi, Şii ve Rafizilerin (Kendi Ağızlarından) İnanç Esasları’ isimli kitabın özetidir.
Sadaka Konusu..
17:02
NAFİLE SADAKALAR
SADAKA VERMENİN FAZİLETİ VE ONA TEŞVİK
{ … Ebu Hureyre r.a den Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim helal kazancından bir hurma değerinde bir sadaka verirse - ki Allah helal maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez - Allah bu sadakayı sağ eliyle kabul eder. Sonra onu dağ gibi olana kadar - sizin birinizin sütten kesilmiş tayını büyüttüğü gibi - sadaka sahibi için büyütür. }
Buhari (1410-Ter: 1337) Müslim (1014/63) Nesei (5157) Tirmizi (661) İbni Mace (1842) İbni Huzeyme (2425) İbni Hibban (3316) Bezzar (931-el-Keşf) Beğavi (1632) Ahmed (2/538)
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Aziz ve Celil olan Allah : Ey kulum, sen infak et ki, ben de sana infak edeyim, buyurdu. Rasulullah devamla şöyle buyurdu : Allah’ın eli doludur. Harcamak onu eksiltmez, o gece ve gündüz aralıksız devam eder. Allah’ın göğü ve yeri yarattığı günden beri, infak ettiği nimetlerini düşündünüz mü ? Şüphesiz ki onun elindeki nimetlerden hiçbir şey eksilmemiştir. Onun Arşı - su üzerindedir. Adalet terazisi onun elindedir. Terazinin kefesi bazen aşağı iner bazen de yukarı kalkar. - Bu sebeple bazı kullarına yetecek kadarı bazı kullarına da fazla rızık verir.- }
Buhar) (4684-Ter:4459) Müslim (993/37) Tirmizi (3045) İbni Mace (197) Ahmed (2/242)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Benim Uhud dağı kadar altınım olsa - üzerimdeki bir borç için sakladığını hariç - üçüncü gece gelirken ondan benim yanımda bir dinarın bulunması beni sevindirmez. }
Müslim (991/31) Buhari : 2389-6445-7228 - İbni Mace (4231) İbni Hibban (32 Ahmed (2/467)
{ … Ebu Musa r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zamanda bir kimse altınının sadakasını vermek için dolaşacak da elinden sadakasını alacak bir fakir bulamayacak. 0 zamanda erkeklerin azlı-ğından ve kadınların çokluğundan kırk kadının bir erkeğin arkasından gitmekte olduğu ve onun himayesine sığındığı görülecektir. }
Buhari (1414-Ter: 1340) Müslim (1012/59) Ebu Yağla (7299) Albani ( 5345-S. Cami)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Kulların sabaha erdiği her gün içerisinde iki melek iner. Bu iki melekten biri : Ey Allah’ım, infak edene sen bir bedelini ver der. Diğeri de : Ey Allah’ım, infak etmeyene sen malına telef ver der. }
Bahari (1442-Ter:1364-1365) Müslim (1010) İbni Hibban (815-et-Mevarid) Hakim (2/445) Ahmed (2/305-306) Albani (920-es-Sahiha)
{ … Adiy b. el-Hatim r.a şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v’in yanında bulunduğum sırada ona bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Sonra ona başka bir adam geldi ve yol kesilmesinden şikayet etti. Nebi s.a.v : Ya Adiy, sen Hira şehrini gördün mü ?, dedi. Ben : Ben onu görmedim, fakat orası hakkında bana haber verildi dedim. Nebi : Eğer hayatın uzun olursa sen, hevdeci içinde yolculuk eden kadının Hira şehrinden hareket edip Allah‘tan başka kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf edeceğini göreceksin. Ben buna hayret ederek kendi kedime : Beldelerde fitne ve fesat çıkarmış olan Tay kabilesinin eşkıyaları nerede ki acaba ? dedim. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki, - Kisra‘nın hazineleri fethedilecektir,buyur- du. Ben : Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri mi ? dedim. Nebi : Evet Kisra b. Hürmüz‘ün hazineleri. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki - bir kimse elinin dolusu altını veya gümüşü sadaka olarak çıkaracak da bunu kendisinden kabul edecek bir kimse arayacak, fakat onu kendisinden kabul edecek hiç kimseyi bulamayacak. Yemin ederim ki, biriniz Allah‘a kavuşacağı gün, Allah ile kendisi arasında konuşmayı tercüme edecek bir tercüman olmaz halde Allah‘a kavuşacak. Allah ona : Ben sana Rasul göndermedim mi ? diye soracak. 0 kul da : Evet gönderdin diyecek. Allah : Ben sana mal vermedim mi, bu şekilde sana ihsanda bulunmadım mı ? Diyecek. Kul : Evet diyecek. Derken kul sağına bakar cehen nemden başka bir şey göremez. Soluna bakar yine cehennemden başka bir şey göremez.
Adiy şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v den işittim şöyle buyuru- yordu : 0 halde hepiniz yarım hurma tanesi ile veya onu da bulamazsa güzel bir sözle de olsun kendinizi cehennemden koruyun.
Adiy şöyle dedi : Ben Hira şehrinden hevdeci içinde yolculuğa çıkıp, Allah’tan gayri hiç kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf eden kadını gördüm. Ben Kisra b. Hürmüz’ün hazinelerini fetheden ordunun içinde bulundum. Yemin olsun eğer sizlerin hayatı uzun olursa, Nebi Ebul Kasım’ın söylediği elinin dolusu altını sadaka olarak çıkaracak kimseleri de siz göreceksiniz. }
Buhari : 3595 – Ter : 3371 - Tabarani : 6610 - Evsat - Beyhaki : 10131 - Beğavi : 4571- Mesabih
HER MÜSLÜMANIN SADAKA VERMESİ VACİPTİR
{ … Ebu Musa el-Eşari o den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır, buyurdu. }
Buhari (1445-Tet: 1368) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İçerisinde güneşin doğduğu her günde insan bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. İki kişi arasında adalet yapMak bir sadakadır. Binitine binmek isteyen veya eşyasını ona yüklemek isteyen kimseye yardım edip binitine bindirmek, yahut eşyasını kaldırıp yüklemek bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken sahibinin attığı her adım sadakadır. Yoldan geçenlere eziyet veren şeyleri oradan gidermek bir sadakadır. }
Buhari (2989-Ter:279 (2707) Müslim (1009/56) İbni Hibban (3381) Beybaki 84/187.188) Beğavi (1645) Ahmed (2/316)
{ … Ebu Zerr r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden her birinizin bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır. Her tahlil bir sadakadır. Her tekbir bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülüğü yasaklamak bir sadakadır. Bir kimsenin kuşluk vakti kılacağı iki rekat namaz onlar - dan bazısına - kifayet eder. }
Müslim (720/84)
HER MARUF SADAKADIR
{ … Cabir b. Abdullah r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her maruf - yani iyi ve hayırlı şeyler - bir sadakadır. }
Buhari (6021-Ter:6011) Müslim (1005/52) Tirmizi (1970) Tayalisi (1713) İbni Hibban (3379) Beğavi (1646) Ahmed (3/344)
SADAKANIN EN FAZİLETLİSİ
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir adam Nebi s.a.v’e geldi ve : Ya Rasulallah, ecir ve sevap yönünden hangi sadaka daha büyüktür ? dedi. Rasulullah s.a.v : Senin sıhhatli, Çok cimri olduğun, fakirlikten korktuğun ve zenginliği ümit ettiğin halde infak ettiğin sadakadır. Can boğaza ulaşıp. bu malım falan içindir ; bu malım filan içindir diyeceğin ve bunlarda mirasçıların olacağı için sadakanı geri bırakma,buyurdu. }
Buhari : 1419 – Ter : 1345 - Müslim (1032192) Ebu Davud (2865) Neseı (2541) İbni Mace (2706) İbni Huzeyme (2454) İbni Hibban (3312) Abdurrezzak (16740) Tayalisi (980) Beyhaki (4/189) Beğavi (1671) Ahmed (2/25)
ZEVCENİN VEYA HİZMETKARIN SADAKASI
{ … Aişe r.anha dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kadın evinin viyeceğinden ifsat etmeden infak ettiği vakit, onun için infakı sebebiyle bir sevap vardır, bu malı kazanması sebebiyle kocası için de bir sevap vardır, malı bekleyen için bekleme sebebiyle bir sevap vardır. Bunlardan bazısının ecri diğerlerinin ecrinden hiçbir şeyi noksanlaştırmaz. }
Buhari (1425-Ter:1352) Müslim (1024/80) Ebu Davud (1685) Nesei (5/65) Tirmizi (672) Abdurrezzak (7275) İbni Hibban (3358) Beyhaki (41192) Beğavi (1692) Ahmed (6/44)
{ … Esma b. Ebu Bekir r.anha şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç malım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et, malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }
Buhari (2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)
SADAKANIN İMKAN NİSBETİNDE OLMASI
{ … Ebu Musa el-Eşari r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır,buyurdu. }
Buhari (1445-Ter; 1368(6022) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)
{ … Esma b. Ebu Bekir şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç rnalım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }
Buhari : 2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)
HARAM MALDAN SADAKA KABUL OLMAZ
{ … İbni Ömer r.a dedi ki : “..... Ben Rasulullah s.a.v’i işittim : Abdestsiz hiçbir namaz’dan ve hiyanetle elde edilmiş hiçbir maldan da sadaka kabul olun-maz….. buyuruyordu. }
Müslim (224) Ebu Avane (1/234) Tirmizi (1) İbni Mace (272) İbni Ebi Şeybe (1/14/1) Tayalisi (1874’l Ahmed (4969) Albani (120-el-İrva)
ANNE, BABA, EVLAT, AKRABA VE YAKINLARA SADAKA VERMEK
{ … Tarık el-Muharibi anlatıyor : Medine’ye geldik, baktıkki Resulullah s.a.v ayağa kalkmış mimberde cemaate hitabediyor. Şöyle diyordu : En üstün el verenin elidir. Geçimini sağlamak için anneden, babadan, kız ve erkek kardeşlerden başla ve daha sonra yakınlık derecesine göre takip et. }
Nesei : 5.c.2522.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadakanın en hayırlısı, vereni güç durumda bırakmayacak olanıdır. Veren el alan el’den daha hayırlıdır. Vermeye, geçimini sağlamakla mükellef olduğun kimselerden başla. }
Nesei : 5.c.2524.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadaka verin. Bunun üzerine bir adam :
- Ya Rasulallah benim bir dinarım var, deyince Resulullah s.a.v :
- Onu kendin için harca, buyurdu. Adam :
- bir tane daha var, deyince Resululah s.a.v :
- Onu da hanımın için harca, buyurdu. Adam :
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Çocuğun için harca, buyurdu. Adam tekrar :
- Bir tane daha var deyince, Resulullah s.a.v :
- Onu da hizmetçin için harca, buyurdu. Adam .
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Sen daha iyi bilirsin, buyurdu. }
Nesei : 5.c.2525.n
{ … Enes b. Malik r.a Şöyle dedi : Ebu Taiha Medine’de hurmalık mal yönünden Ensar’ın en zengini idi. Mallarının kendine en değerlisi de Beyruha (bostanı) idi. Beyruha mescidin hemen karşısındaydı, Rasulullah s.a.v Beyruha’ya girer onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes dedi ki: { Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. } [ İmran : 92 ] ayeti inince Ebu Talha kalkıp, doğru Rasulullah’a geldi ve : Ya Rasulallah, Allah-u teala : “ Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız...” buyuruyor. Bana malımın en değerli olanı Beyruha’dır. Beyruha Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında bir iyilik ve azık olmasını ümit ediyorum. Allah’ın sana gösterdiği cihete onu sarfet dedi. Enes dedi ki : Rasulullah s.a.v bunun üzerine : Ne hoş ! İşte bu kazançlı bir maldır, işte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işittim. Ben bu bostanı akrabalarına infak etmeni uygun görüyorum,buyurdu: Ebu Talha : Ya Rasulallah ben de senin istediğin gibi yaparım dedi. Sonra Ebu Talha Beyruha’yı akrabaları ve amca oğulları arasında taksim etti. }
Buhari (1462-Ter: 1388) Müslim (998/42) Malik (2/595) Darimi (2/390) Tirmizi (2997) İbni Huzeyme (2455) İbni Hibban (3340) Beyhaki (6/164-275) Beğavi (1683) Ahmed (3/131-256)
SADAKA SEVABININ ÖLÜYE ULAŞACAĞI
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Sa’d b. Ub anasından uzak bir yerde bulunduğu sırada annesi vefat etti. Bunun üzerine Sa’d : Ya Rasulallah, ben annemden uzakta iken annem vefat etti. Ben onun adına bir şey sadaka versem, bu sadaka ona fayda verir mi ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet ,buyurdu. Sa’d : Ben seni şahit yapıyorum, be- nim Mıhraf isimli bostanım annem için sadakadır. }
Buhan (2756-Ter:2603) Malik (2/760) Ebu Davud (2882) Nesei (6/252) Tirmizi (669) İbni Huzeyme (2500) İbni Hibban (3354)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir kimse Nebi s.a.v’e : Babam öldü bir mal bıraktı ve vasiyet de etmedi. Benim onun adına tasadduk etmem onun günahlarına kefaret olur mu ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet olur , buyurdu. }
Müslim (1630/11)
SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ
{ … Ebu Said el-Hudri r.a şöyle dedi : Ensar’dan bazı kimseler, Rasulullah’tan sadaka istediler Rasulullah da onlara verdi. Sonra bunlar yine istediler. Rasulullah yine verdi. Nihayet yanında mal tükendi. Akabinde şöyle buyurdu : Sadaka malından yanımda bulunan şeyleri sizlerden asla esirgemem. Herkim dilencilikten sakınmak isterse, Allah o kimseyi iffetli kılar. Herkim halktan müstağni olursa, Allah onu zengin yapar. Herkim sabretmek isterse, Allah ona sabır verir, hiç kimseye sabırdan daha hayırlı, sabırdan daha geniş nimet verilmemiştir. }
Buhari (1469-Ter: Müslim (1053/124) Malik (21997) Nesei (5/95) Tirmizi (2024) Darimi (1/378) Beybaki (4/195) Beğavi (1613) Abdurrezzak (20014) Ahmed (3/93)
MAL BİRİKTİRMEK AMACIYLA SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim mal çoğaltmak için insanların mallarını dilenirse, şüphesiz o, ateş parçası istemektedir. Bundan sonra ister az istesin isterse çok istesin. }
Müslim (1041/105)
İFFETLİ İNSANLAR İSTEMEZ
Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar, Allah yolunda mahsur kalmış fakirlere mahsustur. Onlar yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Bilmeyen, istemeye utandıklarından dolayı onları zengin zanneder. Onları simalaran dan tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allah bilir. }
BAKARA : 273.AY
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Miskin, sadaka istemek için insanları dolaşan, bir iki lokma, bir iki hurmanın geri çevirdiği dilenci kişiler değildir. Fakat gerçek miskin, kendini geçindirecek bir imkan bulamayan ve kendinin sadaka verilmek için sıkıntıda olduğu bilinmeyen, kendi de kalkıp insanlardan sadaka istemeyen iffetli kimselerdir. }
Buhari (1479-Ter; 1408) Müslim (1039/101) Malik (2/923) Nesei (2571) İbni Hibban (3352) Beğavi (1602)
DERLEYEN
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
SADAKA VERMENİN FAZİLETİ VE ONA TEŞVİK
{ … Ebu Hureyre r.a den Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim helal kazancından bir hurma değerinde bir sadaka verirse - ki Allah helal maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez - Allah bu sadakayı sağ eliyle kabul eder. Sonra onu dağ gibi olana kadar - sizin birinizin sütten kesilmiş tayını büyüttüğü gibi - sadaka sahibi için büyütür. }
Buhari (1410-Ter: 1337) Müslim (1014/63) Nesei (5157) Tirmizi (661) İbni Mace (1842) İbni Huzeyme (2425) İbni Hibban (3316) Bezzar (931-el-Keşf) Beğavi (1632) Ahmed (2/538)
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Aziz ve Celil olan Allah : Ey kulum, sen infak et ki, ben de sana infak edeyim, buyurdu. Rasulullah devamla şöyle buyurdu : Allah’ın eli doludur. Harcamak onu eksiltmez, o gece ve gündüz aralıksız devam eder. Allah’ın göğü ve yeri yarattığı günden beri, infak ettiği nimetlerini düşündünüz mü ? Şüphesiz ki onun elindeki nimetlerden hiçbir şey eksilmemiştir. Onun Arşı - su üzerindedir. Adalet terazisi onun elindedir. Terazinin kefesi bazen aşağı iner bazen de yukarı kalkar. - Bu sebeple bazı kullarına yetecek kadarı bazı kullarına da fazla rızık verir.- }
Buhar) (4684-Ter:4459) Müslim (993/37) Tirmizi (3045) İbni Mace (197) Ahmed (2/242)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Benim Uhud dağı kadar altınım olsa - üzerimdeki bir borç için sakladığını hariç - üçüncü gece gelirken ondan benim yanımda bir dinarın bulunması beni sevindirmez. }
Müslim (991/31) Buhari : 2389-6445-7228 - İbni Mace (4231) İbni Hibban (32 Ahmed (2/467)
{ … Ebu Musa r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zamanda bir kimse altınının sadakasını vermek için dolaşacak da elinden sadakasını alacak bir fakir bulamayacak. 0 zamanda erkeklerin azlı-ğından ve kadınların çokluğundan kırk kadının bir erkeğin arkasından gitmekte olduğu ve onun himayesine sığındığı görülecektir. }
Buhari (1414-Ter: 1340) Müslim (1012/59) Ebu Yağla (7299) Albani ( 5345-S. Cami)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Kulların sabaha erdiği her gün içerisinde iki melek iner. Bu iki melekten biri : Ey Allah’ım, infak edene sen bir bedelini ver der. Diğeri de : Ey Allah’ım, infak etmeyene sen malına telef ver der. }
Bahari (1442-Ter:1364-1365) Müslim (1010) İbni Hibban (815-et-Mevarid) Hakim (2/445) Ahmed (2/305-306) Albani (920-es-Sahiha)
{ … Adiy b. el-Hatim r.a şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v’in yanında bulunduğum sırada ona bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Sonra ona başka bir adam geldi ve yol kesilmesinden şikayet etti. Nebi s.a.v : Ya Adiy, sen Hira şehrini gördün mü ?, dedi. Ben : Ben onu görmedim, fakat orası hakkında bana haber verildi dedim. Nebi : Eğer hayatın uzun olursa sen, hevdeci içinde yolculuk eden kadının Hira şehrinden hareket edip Allah‘tan başka kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf edeceğini göreceksin. Ben buna hayret ederek kendi kedime : Beldelerde fitne ve fesat çıkarmış olan Tay kabilesinin eşkıyaları nerede ki acaba ? dedim. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki, - Kisra‘nın hazineleri fethedilecektir,buyur- du. Ben : Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri mi ? dedim. Nebi : Evet Kisra b. Hürmüz‘ün hazineleri. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki - bir kimse elinin dolusu altını veya gümüşü sadaka olarak çıkaracak da bunu kendisinden kabul edecek bir kimse arayacak, fakat onu kendisinden kabul edecek hiç kimseyi bulamayacak. Yemin ederim ki, biriniz Allah‘a kavuşacağı gün, Allah ile kendisi arasında konuşmayı tercüme edecek bir tercüman olmaz halde Allah‘a kavuşacak. Allah ona : Ben sana Rasul göndermedim mi ? diye soracak. 0 kul da : Evet gönderdin diyecek. Allah : Ben sana mal vermedim mi, bu şekilde sana ihsanda bulunmadım mı ? Diyecek. Kul : Evet diyecek. Derken kul sağına bakar cehen nemden başka bir şey göremez. Soluna bakar yine cehennemden başka bir şey göremez.
Adiy şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v den işittim şöyle buyuru- yordu : 0 halde hepiniz yarım hurma tanesi ile veya onu da bulamazsa güzel bir sözle de olsun kendinizi cehennemden koruyun.
Adiy şöyle dedi : Ben Hira şehrinden hevdeci içinde yolculuğa çıkıp, Allah’tan gayri hiç kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf eden kadını gördüm. Ben Kisra b. Hürmüz’ün hazinelerini fetheden ordunun içinde bulundum. Yemin olsun eğer sizlerin hayatı uzun olursa, Nebi Ebul Kasım’ın söylediği elinin dolusu altını sadaka olarak çıkaracak kimseleri de siz göreceksiniz. }
Buhari : 3595 – Ter : 3371 - Tabarani : 6610 - Evsat - Beyhaki : 10131 - Beğavi : 4571- Mesabih
HER MÜSLÜMANIN SADAKA VERMESİ VACİPTİR
{ … Ebu Musa el-Eşari o den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır, buyurdu. }
Buhari (1445-Tet: 1368) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İçerisinde güneşin doğduğu her günde insan bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. İki kişi arasında adalet yapMak bir sadakadır. Binitine binmek isteyen veya eşyasını ona yüklemek isteyen kimseye yardım edip binitine bindirmek, yahut eşyasını kaldırıp yüklemek bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken sahibinin attığı her adım sadakadır. Yoldan geçenlere eziyet veren şeyleri oradan gidermek bir sadakadır. }
Buhari (2989-Ter:279 (2707) Müslim (1009/56) İbni Hibban (3381) Beybaki 84/187.188) Beğavi (1645) Ahmed (2/316)
{ … Ebu Zerr r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden her birinizin bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır. Her tahlil bir sadakadır. Her tekbir bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülüğü yasaklamak bir sadakadır. Bir kimsenin kuşluk vakti kılacağı iki rekat namaz onlar - dan bazısına - kifayet eder. }
Müslim (720/84)
HER MARUF SADAKADIR
{ … Cabir b. Abdullah r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her maruf - yani iyi ve hayırlı şeyler - bir sadakadır. }
Buhari (6021-Ter:6011) Müslim (1005/52) Tirmizi (1970) Tayalisi (1713) İbni Hibban (3379) Beğavi (1646) Ahmed (3/344)
SADAKANIN EN FAZİLETLİSİ
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir adam Nebi s.a.v’e geldi ve : Ya Rasulallah, ecir ve sevap yönünden hangi sadaka daha büyüktür ? dedi. Rasulullah s.a.v : Senin sıhhatli, Çok cimri olduğun, fakirlikten korktuğun ve zenginliği ümit ettiğin halde infak ettiğin sadakadır. Can boğaza ulaşıp. bu malım falan içindir ; bu malım filan içindir diyeceğin ve bunlarda mirasçıların olacağı için sadakanı geri bırakma,buyurdu. }
Buhari : 1419 – Ter : 1345 - Müslim (1032192) Ebu Davud (2865) Neseı (2541) İbni Mace (2706) İbni Huzeyme (2454) İbni Hibban (3312) Abdurrezzak (16740) Tayalisi (980) Beyhaki (4/189) Beğavi (1671) Ahmed (2/25)
ZEVCENİN VEYA HİZMETKARIN SADAKASI
{ … Aişe r.anha dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kadın evinin viyeceğinden ifsat etmeden infak ettiği vakit, onun için infakı sebebiyle bir sevap vardır, bu malı kazanması sebebiyle kocası için de bir sevap vardır, malı bekleyen için bekleme sebebiyle bir sevap vardır. Bunlardan bazısının ecri diğerlerinin ecrinden hiçbir şeyi noksanlaştırmaz. }
Buhari (1425-Ter:1352) Müslim (1024/80) Ebu Davud (1685) Nesei (5/65) Tirmizi (672) Abdurrezzak (7275) İbni Hibban (3358) Beyhaki (41192) Beğavi (1692) Ahmed (6/44)
{ … Esma b. Ebu Bekir r.anha şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç malım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et, malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }
Buhari (2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)
SADAKANIN İMKAN NİSBETİNDE OLMASI
{ … Ebu Musa el-Eşari r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır,buyurdu. }
Buhari (1445-Ter; 1368(6022) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)
{ … Esma b. Ebu Bekir şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç rnalım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }
Buhari : 2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)
HARAM MALDAN SADAKA KABUL OLMAZ
{ … İbni Ömer r.a dedi ki : “..... Ben Rasulullah s.a.v’i işittim : Abdestsiz hiçbir namaz’dan ve hiyanetle elde edilmiş hiçbir maldan da sadaka kabul olun-maz….. buyuruyordu. }
Müslim (224) Ebu Avane (1/234) Tirmizi (1) İbni Mace (272) İbni Ebi Şeybe (1/14/1) Tayalisi (1874’l Ahmed (4969) Albani (120-el-İrva)
ANNE, BABA, EVLAT, AKRABA VE YAKINLARA SADAKA VERMEK
{ … Tarık el-Muharibi anlatıyor : Medine’ye geldik, baktıkki Resulullah s.a.v ayağa kalkmış mimberde cemaate hitabediyor. Şöyle diyordu : En üstün el verenin elidir. Geçimini sağlamak için anneden, babadan, kız ve erkek kardeşlerden başla ve daha sonra yakınlık derecesine göre takip et. }
Nesei : 5.c.2522.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadakanın en hayırlısı, vereni güç durumda bırakmayacak olanıdır. Veren el alan el’den daha hayırlıdır. Vermeye, geçimini sağlamakla mükellef olduğun kimselerden başla. }
Nesei : 5.c.2524.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadaka verin. Bunun üzerine bir adam :
- Ya Rasulallah benim bir dinarım var, deyince Resulullah s.a.v :
- Onu kendin için harca, buyurdu. Adam :
- bir tane daha var, deyince Resululah s.a.v :
- Onu da hanımın için harca, buyurdu. Adam :
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Çocuğun için harca, buyurdu. Adam tekrar :
- Bir tane daha var deyince, Resulullah s.a.v :
- Onu da hizmetçin için harca, buyurdu. Adam .
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Sen daha iyi bilirsin, buyurdu. }
Nesei : 5.c.2525.n
{ … Enes b. Malik r.a Şöyle dedi : Ebu Taiha Medine’de hurmalık mal yönünden Ensar’ın en zengini idi. Mallarının kendine en değerlisi de Beyruha (bostanı) idi. Beyruha mescidin hemen karşısındaydı, Rasulullah s.a.v Beyruha’ya girer onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes dedi ki: { Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. } [ İmran : 92 ] ayeti inince Ebu Talha kalkıp, doğru Rasulullah’a geldi ve : Ya Rasulallah, Allah-u teala : “ Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız...” buyuruyor. Bana malımın en değerli olanı Beyruha’dır. Beyruha Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında bir iyilik ve azık olmasını ümit ediyorum. Allah’ın sana gösterdiği cihete onu sarfet dedi. Enes dedi ki : Rasulullah s.a.v bunun üzerine : Ne hoş ! İşte bu kazançlı bir maldır, işte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işittim. Ben bu bostanı akrabalarına infak etmeni uygun görüyorum,buyurdu: Ebu Talha : Ya Rasulallah ben de senin istediğin gibi yaparım dedi. Sonra Ebu Talha Beyruha’yı akrabaları ve amca oğulları arasında taksim etti. }
Buhari (1462-Ter: 1388) Müslim (998/42) Malik (2/595) Darimi (2/390) Tirmizi (2997) İbni Huzeyme (2455) İbni Hibban (3340) Beyhaki (6/164-275) Beğavi (1683) Ahmed (3/131-256)
SADAKA SEVABININ ÖLÜYE ULAŞACAĞI
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Sa’d b. Ub anasından uzak bir yerde bulunduğu sırada annesi vefat etti. Bunun üzerine Sa’d : Ya Rasulallah, ben annemden uzakta iken annem vefat etti. Ben onun adına bir şey sadaka versem, bu sadaka ona fayda verir mi ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet ,buyurdu. Sa’d : Ben seni şahit yapıyorum, be- nim Mıhraf isimli bostanım annem için sadakadır. }
Buhan (2756-Ter:2603) Malik (2/760) Ebu Davud (2882) Nesei (6/252) Tirmizi (669) İbni Huzeyme (2500) İbni Hibban (3354)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir kimse Nebi s.a.v’e : Babam öldü bir mal bıraktı ve vasiyet de etmedi. Benim onun adına tasadduk etmem onun günahlarına kefaret olur mu ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet olur , buyurdu. }
Müslim (1630/11)
SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ
{ … Ebu Said el-Hudri r.a şöyle dedi : Ensar’dan bazı kimseler, Rasulullah’tan sadaka istediler Rasulullah da onlara verdi. Sonra bunlar yine istediler. Rasulullah yine verdi. Nihayet yanında mal tükendi. Akabinde şöyle buyurdu : Sadaka malından yanımda bulunan şeyleri sizlerden asla esirgemem. Herkim dilencilikten sakınmak isterse, Allah o kimseyi iffetli kılar. Herkim halktan müstağni olursa, Allah onu zengin yapar. Herkim sabretmek isterse, Allah ona sabır verir, hiç kimseye sabırdan daha hayırlı, sabırdan daha geniş nimet verilmemiştir. }
Buhari (1469-Ter: Müslim (1053/124) Malik (21997) Nesei (5/95) Tirmizi (2024) Darimi (1/378) Beybaki (4/195) Beğavi (1613) Abdurrezzak (20014) Ahmed (3/93)
MAL BİRİKTİRMEK AMACIYLA SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim mal çoğaltmak için insanların mallarını dilenirse, şüphesiz o, ateş parçası istemektedir. Bundan sonra ister az istesin isterse çok istesin. }
Müslim (1041/105)
İFFETLİ İNSANLAR İSTEMEZ
Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar, Allah yolunda mahsur kalmış fakirlere mahsustur. Onlar yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Bilmeyen, istemeye utandıklarından dolayı onları zengin zanneder. Onları simalaran dan tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allah bilir. }
BAKARA : 273.AY
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Miskin, sadaka istemek için insanları dolaşan, bir iki lokma, bir iki hurmanın geri çevirdiği dilenci kişiler değildir. Fakat gerçek miskin, kendini geçindirecek bir imkan bulamayan ve kendinin sadaka verilmek için sıkıntıda olduğu bilinmeyen, kendi de kalkıp insanlardan sadaka istemeyen iffetli kimselerdir. }
Buhari (1479-Ter; 1408) Müslim (1039/101) Malik (2/923) Nesei (2571) İbni Hibban (3352) Beğavi (1602)
DERLEYEN
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Zekat Konusu..
16:58
Z E K A T L A A L A K A L I K O N U L A R
بسم الله الرحمن الرحيم
ZEKATIN FARZİYETİ
{ … Ömer r.a şöyle dedi : Bir gün biz Rasulullah’ın yanında bulunuyor iken birden yanımıza elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah, üzerinde yolculuk eseri olmayan ve bizden kendisini kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Nihayet Nebi s.a.v’in yanına oturdu. İki dizini onun dizine dayadı, iki elini dizlerinin üzerine koydu ve : Ya Muhammed, bana İslam’dan haber ver dedi. Rasulullah s.a.v : İslam, Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah‘in Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Beyti hac etmendir, buyurdu. 0 adam : Doğru söyledin dedi. Ömer dedi ki : Biz buna hayret ettik, hem soruyor hem de Rasulullah’ı tasdik ediyordu…..... }
Müslim (8/1) Ebu Davud (4695) Nesei (8/97) Tirmizi (2610) İbni Mace (63) İbni Mende (1) Tayalisi (20) Ahmed (1/52)
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İslam beş esas üzere kurulmuştur : Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed‘in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak ve hac etmektir. }
Müslim (16/22) Buhari (8-Ter: Nesei (8/108) Tirmizi (2609) İbni Huzeyme (308) İbni Hibban (158-1446) İbni Mende (40-el-İman) Humeydi (703) Tabarani (13203-M.Kebir) Ebu Nuaym (3/62-el-Hilye) Beyhaki (1/358) Beğavi (6) Ahmed (2/143) Albani (781-el-İrva)
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammedu’r Rasulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah‘ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver. Onlar bu beş vakit namaz kılma – hususunda - da sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını ve bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur – yani duasına icabet eder - }
Buhari (1496-Ter1423 Müslim (19/29) Ebu Davud (1584) Nesej (2434) Tirmizi (625) Darinıi (1/379) İbni Mace (1783) İbni Hibban (156-el- Mevarid) İbni Mende (116-el-iman) Tabarani (12408-M. Kebir) Ahmed (1/233) Dare kutni (2/136) Beyhaki (4/96-101) Beğavi (1557)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları ktifre dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir onlara karşı ordu gön dermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlar La İlahe İllallah deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse İslam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerektirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu - savaş isteği - Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }
Buhari (1399-Ter:1325) Müslim (20/32) Ebu Davud (1556) Nesei (2442) Tirmizi (2607) İbni Hibban (216) İbni Mende 215-el-İman) Abdurrezzak (18718) Beyhaki 4/104) Ahmed (2/528)
ZEKATINI VERMEYENLERİN GÜNAHI
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Altın ve gümüşün zekat hakkını ödemeyen kimseler, kıyamet günü olduğunda o altın ve gümüşleri kendileri için ateşten levhalar haline getirilir ve cehennem ateşinde iyice kızdırılır. Sonra bu kızgın levhalarla onların böğrü, alnı ve sırtı dağlanır. Levhalar soğudukça azap için kızdırma tekrar iade olunur. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir. Denildi ki : Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen develerin durumu nedir ? Rasulullah s.a.v : Develerinden zekat hakkını ödemeyen her deve sahibi de ,kıyamet gününde geniş ve düz bir araziye yatırılır. Develer en semiz oldukları halde,onlardan bir tek yavru dahi eksilmeksizin hepsi ayaklarıyla onu çiğner ve ağızlarıyla da ısırırlar. Develerin sonuncusu ona uğrayıp geçince, baş tarafı o kimseye tekrar uğratılır. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir,buyurdu. Ya Rasu-lallah ! Zekatı verilmeyen sığır ve davarların durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah s.a.v : Sığır ve davarlardan zekat hakkını ödemeyen her sığır ve davar sahibi de geniş ve düz bir araziye yatırılır. Bu hayvanlardan da hiçbiri kaybolmaksızın içlerinde iki boynuzu kıvrık, boynuzsuz ve boynuzu kırılmış olanın hepsi, o kimseye toslayacak ve ayaklarıyla o kimseyi çiğneyeceklerdir. Bu sürünün de baş tarafı onun üzerinden geçtiğinde sonu tekrar geri döndürülür. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kim seye ya cennete ya da cehen-neme giden yol gösterilir,buyurdu.Ya Rasulellah ! Zekatı verilmeyen atların durumu nedir denildiğinde, Rasulullah : Atlar üç kısımdır : At bazı kimseler için günah, bazı kimseler için bir Perde, bazı kimseler için de sırf hayırdır. At’ın kendisi için günah olan kimseye gelince o, atını gösteriş övünüp böbürlenmek ve müslümanlara savaş için besler. İşte bu at o kimse için büyük günahtır.At’ın kendi ihtiyacı için bir perde olana gelince, o kimse atını, Allah yolunda bağlar, sonra da gerek hayvanların sırtındaki Allah‘ın hakkını – yani cihat için binmek veya bindirmek – yahut da Allah’ın hakkı olan sadakayı unutmaz. İşte bu at o kimse için bir perdedir. At’ın kendisi için hayır olana gelince, o kimse de atını müslümanların lehine Allah yolunda - cihat maksadıyla - bağlamıştır. Atı bol otlu geniş bir çayırlıkta beslenirse, atın bu bol otlu çayırlıktan yediği bitkilerin sayısınca sahibi için bir çok haseneler yazılır. Atın gübre ve bevli için de ona haseneler yazılır. Atın yuları kopsa şahlanarak bir veya iki yüksek tepeye raks ederek neşeyle koşsa, yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve gübreleri sayısınca sahibine Allah haseneler yazar. Hayvan bir nehre uğrayıp ondan su içse, sahibi sulamak istememiş olsa bile - Allah o kimse için atının içtiği su sayısınca hase-neler yazar,buyurdu. Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen eşeklerin durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah : Eşekler hakkında bana bir şey indirilmedi. Ancak bana her hükmü içeren, emsalsiz :
{ Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek. Her kim zerre miktarı bir şer işlerse onu görecektir } ZİLZAL : 7-8 . ayeti indirildi,buyurdu. }
Müslim (987/24) Ebu Davud (1658) Nesei (5/12) İbni Huzeyme (2252) İbni Hibban (3253) Beyhaki (4/119) Beğavi (1562) Abdurrezzak (6858) Ahmed (2/262-276-3 83)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim Allah kendisine mal verir de o malın zekatını vermezse, kıyamet gününde zekatı verilmeyen o mal, sahibi için çok zehirli bir yılan şekline dönüşür. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini iki tara-fından yakalar. Sonra ona : Ben senin - çok sevdiğin - malınım, ben senin hazinenim der. Ebu Hureyre dedi ki : Bundan sonra Rasulullah s.a.v :
{ Allah’ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Bilakis o kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızı haber alandır. } Ali İmran :180. ayetini okudu. }
Buhari : 1403-Ter:1329 - Nesei : 2481 - Beyhaki : 7/4 - Beğavi : 1560
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Deve sahibi devesinin zekat hakkını ödemediği zaman, kıyamet günü o deve en kuvvetli ve besili haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu ayaklarıyla çiğner. Koyun sahibi de koyunlarının zekatını vermediği zaman, kıyamet günü o koyunlar en kuvvetli ve besili halde sahibinin üzerine gelir,onu ayaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla ona toslarlar. Nebi s.a.v devamla : Bu hayvanların haklarından biri de , sütlerinin sağılması ve fakirlere ondan içirilmesidir. Hiç biriniz kıyamet günü zekatını ödemediği davarı omzunda meler bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. Ve yine sizden hiç kimse, zekatını vermediği devesi omuzunda böğürür bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. }
Buhari : 1402.Ter:1328 - Nesei : 2447
ZEKATINI VERMEYENLERLE SAVAŞILIR
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları küfte dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir de onlara karşı ordu göndermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlarla La İlahe İllallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse islam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerek-tirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi bir oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım, dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu iş, Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }
Buhari : 1399-Ter : 1325-1326 - Müslim : 20/32 : Ebu Davud : 1556
Z E K A T I N N İ S A BI
DEVELERİN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin. Devenin yirmi dört tanesi ve daha aşağısında, koyundan her beş devede bir koyundur. Deve sayısı yirmi beşe erişince, otuz altıya kadar bir Bintu mahad, Otuz altıya erişince, kırk beşe kadar bir Bintu lebun,Kırk altıya erişince, altmışa kadar bir Hıkka, Altmış bire erişince, yetmiş beşe kadar bir Cezea,Yetmiş altıya erişince, doksana kadar iki Bintu lebun, Doksan bire erişince, yüz yirmiye kadar iki Hıka, zekat vermek vacibdir. Deve sayısı yüz yirmiden daha fazla olursa, her kırk devede bir Bintu lebun ve her elli devede bir Hıkka zekat vardır. Yanında dört deveden gayri bulunmayan kimseye gelince, o miktardaki deveye zekat yoktur. Ancak deve sahibi kendi vermek isterse bu müstesnadır. Deve adedi beşe ulaştığında ondan bir koyun zekat vermek vaciptir. ………………………. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yap-tığında - Allah’ın, Rasullüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : Kimin zekat bedeli Bintu mehad’a ulaşır ve mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında Bintu lebun olursa, o kabul edilir. Zekat amili, mal sahibine - yaş farkı olarak - yirmi dirhem veya iki koyun verir. Mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında İbnu Lebun bulunursa, o kabul edilir. Mal sahibine - yaş farkı olarak - bir şey verilmez. }
BaharI : 1448-Ter:1373
İbnu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış erkek deve. Bintu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış dişi deve. İbnu Lebun : iki yaşını doldur-muş ve üç yaşına basmış erkek deve. Bintu Lebun : iki yaşını doldurmuş ve üç yaşına basmış dişi deve.Hıkk : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış erkek deve. Hıka : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış dişi deve. Cez’a : dert yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış erkek deve. Cezea : dört yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış dişi deve.
KOYUNLARIN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..Yay-lakta kalan koyunun zekatında, koyun sayısı kırk olunca, yüz yirmiye kadar bir koyundur. Yüz yirmiden fazlada iki yüze kadar iki koyundur. Koyun sayısı iki yüzden fazla olursa, üç yüze kadar üç koyundur. Koyun sayısı üç yüzden fazla olursa, her yüz koyunda bir zekat vardır. Bir kimsenin yayılır koyunu, kırktan bir koyun noksan olursa, bu noksan koyunda zekat yoktur. Ancak sahibi diler verirse bu müs-tesnadır……………. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
GÜMÜŞÜN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..iki yüz dirhem gümüşün onda birinin dörtte biri - yani kırkta bir - miktarında zekat vacibdir Gümüş miktarı yüz doksan dirhem olursa bunda da zekat yoktur. Ancak gümüş sahibi diler verirse bu müstesnadır. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
{ … Ebu Said el-Hudri r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Beş ukiyyeden az miktar gümüşte zekat yoktur. En aşağı üç yaşındaki beş deveden aşağısında zekat yoktur. Beş vesk ,niktarının aşağısındaki hububatta da zekat yoktur. }
Buhari (1405-Ter:1331) Müslim (979/1) Malik (1/244)) Ebu Davud (1558) Nesei (2473) Tirmizi (626) Darimi (1/384) İbni Mace (1793) İbni Huzeyme (2294) İbni Hibban (3282) İbn Carud Abdurrezzak (7258) Ahmed (3/6)
Bir ukiyye : kırk dirhemdir. Beş ukiyye ise iki yüz dirhem eder. Vesk : Bir vesk Rasulullah’in Sa’ı ile 60 sa’ miktarıdır. Bir sa’ : 1040 dirhem ayarındaki bir ölçektir. Beş vesk ise net 1000 gram etmektedir.
SIĞIRLARIN ZEKATI
.{ … Muaz b. Cebel r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v onu yemene gönderdiği vakit sığırdan her otuz sığıra zekat farizası olarak iki yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını ; her kırk sığıra üç yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını…… emretti. }
Ebu Davud (1576) Nesei (2449-2450) Tirmizi (623) Darimi (1/382) İbni Mace (1803) İbni Huzeyme (2268) İbni Hibban (794-el-Mevarid) İbn Carud (343) Dare kutni (2/94) Hakim (1/398) Beyhaki (4/98) Beğavi (107ı) Abdurrezzak (6841)
YER MAHSÜLLERİNİN ZEKATI
{ … İbni Ömer r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Semanın ve pınarların veya sulanmaksızın kendi damarlarıyla topraktan su emip yetişmiş olan mahsuller için uşr - yani onda bir - zekat, kuyu ve dolapla sulananlarda ise yirmide bir zekat vardır..... }
Buhari (1483-Ter: 1412) Müslim (980/7) Ebu Davud (1596) Nesei (2487-2488) Tirmizi (640) İbni Mace (1817) İbni Huzeyme (2308) İbni Hibban (3285) İbnu Carud (348) Tabarani (2/1 14-M. Sağir) Dare kutni (2/130) Beyhaki (1/130) Beğavi (1580)
BAL’IN ZEKATI
{ … Ebu Seyyare el-Mukti r.a şöyle dedi : Ben Rasulullah s.a.v : Ya Rasulellah, benim arılarım var dedim. Rasulullah : Onlardan - çıkan balın - onda birini zekat olarak öde,buyurdu. Ben : Ya Rasulallah, arıları benim için himaye ettir dedim. Rasulullah s.a.v onları benim için himaye ettirdi. }
İbni Mace : 1823-1824 – İbn Carud : 350 - Ebu Davud : 1600 - Nesei : 2498 - İbni Huzeyme : 2325 - Ebu Ubeyd : 1489 - Albani : 810 el-İrva
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Bal da her on zikka da bir zıkka zekat vardır. }
Tirmizi : 629
Zikka : içine sıvı maddeler konan deriden yapılma bir kaptır.
MADENLERİN ZEKATI
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Hayvanın zarar ve ziyanı hederdir, kuyunun zararı hederdir, madenin zararı hederdir – yani tazminat lazım gelmez - Rikazda beşte bir oranında vergi vardır. }
Buhari (1499-Ter:1429) Müslim (1710/45) Malik (1/249 Ebu Davud (3085) Nesei : 2494 Tirmizi (1377) Darimi (1/393) İbni Mace : 2509 – İbn Carud (372) İbni Hibban (6005) Dare kutni (3/151) Tayalisi (2305) Beyhaki (4/155) Ahmed (2/239) Albani (812-İrva
Rikaz : gömülü olan herhangi bir maden, hazine vesaire gibi şeylerdir.
KENDİSİNDEN İSTİFADE EDİLEN MALLARIN ZEKATI
{ … İbni Ömer r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim bir mal - elde eder ve on - dan istifade ederse, onun üzerinden bir sene geçmedikçe o mala zekat yoktur. }
Tirmizi : 631.Ter : 626 - Malik : 1/246/1 - Beyhaki : 4/104 - Beğavi : 1576 - Albani : 3/254-el-İrva)
ZEKAT OLARAK VERİLMEYECEK MALLAR
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. – Onda – “ …...Zekat verirken malın yaşlısı, kusurlusu, damızlık döl hayvanı çıkarılmaz. Ancak zekat amilinin bunları kabul etmesi müstesnadır. }
Buhari : 1455. Ter: 1382
Yani , Zekat için verilen hayvan yaşlı ve kusurlu olur, zekat toplayan memur da onu zekat farizası olarak kabul ederse bu müstesnadır. Hakeza zekat farizası olarak eda edilen damızlık hayvan olur zekat mükellefi de onu gönülden gelerek veriyor ise, yine bu da müstesnadır, yani kabul edilir.
ZEKAT MALI TOPLU İSE AYRILMAZ AYRIK İSE TOPLANMAZ
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “ …...Zekat verme endişesiyle, ayn ayrı bulunan zekat malları bir araya toplanmaz. Toplu bulunanların arası da ayrılmaz….}
Buhari : 1450-Ter : 1375
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “…..İki karışık sürüden oluşan sürünün zekatında, bu karışık sürünün sahipleri kendi aralarında adaletli bir seviyede muracaat ederler. }
Buhari : 1451-Ter : 1376
{ … Suveyd b. Gafele r.a şöyle dedi : Ben - zekat amili olarak - gittiğimde - yahut Rasulullah’ın zekat amili ile giden haber verdi - Rasulullah’ın - yazdığı zekat - ahdi şöyle idi : Sütlü hayvanları alma, ayrık olanları birleştirme, toplu olanların arasını da ayırma…… }
Ebu Davud : 1579 - Nesei : 2456 - İbni Mace : 1801
AÇIKLAMA : Zekat vermekten kaçıyormuş zannına kapılıp ayrı olan ve zekat nisabına erişmeyen mallar birleştirilerek zekat verilmez. Ortaklık sebebiyle birleştirilmiş, zekat nisabına baliğ olan mallar da zekat vermek endişesiyle ayrılmaz. Birleştirilmiş mallar eğer zekat nisabına eriyorsa ondan zekat verilir. Ortaklar zekat için ödenen malları aralarında eşit şekilde paylaşırlar. Mesela iki ortağın beş devesi olsa, ona zekat olarak bir koyun verirler. Zekat olarak verilen koyun ortaklardan kimin malından verildi ise, diğeri ona koyunun yarı bedelini para olarak öder. İki ortağın kırk koyunu olsa, bunda da zekat olarak bir koyun vardır. Bu koyun kimin malından zekat olarak verildi ise, diğeri ortağına koyunun yarı bedelini para olarak öder. Dolayısıyla ortaklardan her biri verilen zekata iştirak etmiş olur. Bölünebilen mallarda durum, daha kolaydır.
ZEKAT AMİLLERİNİ MEMNUN ETME
{ … Cerir b. Abdullah r.a şöyle dedi : Bedevilerden bazı kimseler Rasulullah s.a.v’e gelip : Zekat amilleri bize geliyor ve bizlere zulmediyor dediler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v : Zekat amillerini - zekatlarınızı güzellikte ödeyerek - razı ediniz, buyurdu. }
Müslim (989/29) Ebu Davud (1589) Nesei (2459) Beğavi (1 253-el-Mevarid) Ahmed (19228) Albani (901 -S. Cami)
ZEKAT VERENLERE ZEKAT AMİLLERİNİN DUA ETMESİ
{ … Abdullah b. Ebı Evfa r.a şöyle dedi : Herhangi bir kavim Nebi s.a.v’e zekatlarını getirdiği zaman, Nebi s.a.v onlara şöyle dua ederdi : Allahumme Salli Ala FuIan. Babam Ebu Evfa zekatını getirdiğinde, Nebi s.a.v ona : Allahumme Salli Ala Ebi Evfa. diye dua etti.}
Buhari (1497-Ter. 1424) Müslim (1078/) Ebu Davud (1590) Nesei (2458 - İbni Mace : 1796
ZEKAT AMİLLERİNİN ZEKAT VERENLERE ZULMETMEMESİ
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammeden resulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver.Onlar bu beş vakit namaz kılma hususunda sana itaat ederlerse Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını, bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur. }
Buhari : 1496 – ter : 1423 - Müslim : 19/29 - Ebu Davud : 1084 - Nesei : 2434 - Tirmizi : 625 - Darimi : 1/379-384 - İbni Mace : 1783 : İbni Hibban : 156 - İbni Mende : 214-el-iman - Tabarani : 12207-12408-M.Kebir : Dare kutni : 2/136 - Beyhaki : 7/12 - Beğavi : 1557 - Ahmed : 1/233
TAHSİL EDENE KADAR BORÇ PARA ÜZERİNDE ZEKAT YOKTUR
{ … Aişe r.anha dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Borç parada onu alana kadar zekat vermek yoktur. }
İbni Ebi Şeybe : 3/54 - Albani : 784 – İrva
KÖLE’YE VE BİNEĞE ZEKAT YOKTUR
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Müslüman kimseye atı ve kölesi için zekat yoktur. }
Buhari : 1463-Ter 1390 - Müslim (982/8 - Malik 1/277 - Ebu Davud : 1595 - Nesei (2469) Tirmizi (628) Darimi (1/384) İbni Mace (1812) İbni Huzeyme (2285) İbni Hibban (3273) İbn Carud (355) Abdurrezzak (6878) Tayalisi (2527) Humeydi (1073) Ebu Nuaym (8/356) Dare kutni (2/27) Beyhaki (4/117) Beğavi (1073) Ahmed (2/242)
VAKTİ GELMEDEN ZEKAT VERMENİN CAİZLİĞİ
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Ömer’i zekat toplamak için gönderdi. İbnu Cemil, Halit b. Velid ve Rasulullah’ın amcası Abbas’ın zekatlarını vermediği kendisine söylendi. Rasulullah s.a.v : İbnu Cemil zekattan nasıl imtina edilebilir ki ? O fakir iken Allah kendisini zengin etmişti. Halid’e gelince siz ona haksızlık ediyorsunuz. Halid zırhını ve bütün silahlarını Allah yolunda hap-setmiştir. Abbas b. Abdulmuttalib‘e gelince onun zekatı - daha önce verilmiş olup - bir misli ile beraber benim üzerimdedir, buyurdu ...... }
Müslim : 983/11 - Buhari : 1468-Ter : 1397 : Nesei : 2463-2464
{ … Ali b. Ebi Talib r.a şöyle dedi : Abbas b. Abdulmuttalib, Rasulullah s.a.v’e zekatını henüz vakti gelmeden acele edip ödeme hususunda talepte bulundu. Rasulullah s.a.v de ona bu hususta ruhsat verdi. }
İbn Carud : 360 - Ebu Davud (1624) Tirmizi (679) Darimi (1/385) İbni Mace (1795) Hakim (3/332) Beyhaki (4/111) Albani (857- el-İrva)
ZEKATIN VERİLECEĞİ YERLER
Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar – yani zekatlar - Allah’tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekat amillerine, kalpleri İslam’a ısındırılacak olan-lara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara,Allah yolunda cihat edenlere ve yolculara mahsustur. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. } TEVBE : 60
ZENGİNLERE ZEKAT VERİLMEZ
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Zekat almak, zengin ve uzuvlarında noksan olmayan kimselere helal değildir.}
İbn Carud (363) Buhari (3/329-T.Kebir) Ebu Davud (1634) Nesci (2592) Tirmizi (652) Darimi (1/386) İbni Mace (1893) İbni Ebi Şeybe (3/97/1) Abdurrezzak (71 55) Tayalisi (2271) Dare kutni (2/119) Hakim (1/407) Beyhaki (7/13> Beğavi (1599 - Albani (877 – İrva
EHLİ BEYT ZEKAT AMİLLİĞİ YAPMAZ
{ … Abdulmuttalib b. Rab b. el-Haris rivayet edip şöyle dedi : Rabia b. el-Haris ve Abbas b. Abdulmuttalib toplanıp : - Beni ve Fadl’ı kast ederek - Vallahi şu iki oğlanı Rasulullah’a göndersek, bunlar Onunla konuşsalar, o da bunları zekat üzerine amil tayin etse. Zekat amili kimselerinin yaptıklarını yapsalar, onların aldığı ücreti bunlar da alsalar, şeklinde konuştular. Abdulmuttalib dedi ki : Onlar bu şekilde konu-şurlarken, Ali b. Ebi Talib geldi ve önlerinde durdu. Bu meseleyi ona da söylediler. Bunun üzerine Ali b. Ebi Talib : bunu yapmayın. Vallahi Rasulullah bunu yapmaz dedi. Rabia b. el-Haris itiraz edip : Vallahi sen bunu bize hasedinden yapıyorsun. Sen Rasulullah’ın damatlığına eriştin de biz seni asla haset etmedik dedi. Ali : Peki iki oğlanı gönderin dedi. İkisi çıkıp gittiler, Ali de yan üstü uzandı. Abdulmuttalib dedi ki : Rasulullah s.a.v öğle namazını kıldırınca ondan önce hücresine gidip hücrenin yanında durduk. Nihayet Rasulullah geldi ve kulaklarımızı tuttuktan sonra : İçinizde sakIadığınız şeyleri çıkarın,buyurdu. Sonra hücreye girdi, biz de yanına vardık. Kendisi o gün Zeyneb b. Cahş’ın yanındaydı. Biz her ikimiz de sözü diğerimize havale edip söze başlamasını bekledik. Sonra birimiz şöyle konuştu : Ya Rasulallah ! Sen insanların en iyisisin ve insanlara pek çok iyilikler ulaştırırsın. Bizler buluğ çağına varmış haldeyiz. Biz sana şu zekatlardan bazısına bizleri zekat memuru tayin etmen için geldik. Eğer memur tayin edersen, onların eda ettiği görevi biz de eda ederiz, onların isabet ettiği gelire biz de isabet ederiz dedi. Rasulullah uzun müddet, hatta biz tekrar konuşmak isteyinceye kadar sukut etti. Tam bu sırada Zeyneb, perdenin arkasından bizlere : Rasulullah ile konuşmayın diye işaret etmeye başladı. Bundan sonra Rasulullah s.a.v : Şüphesiz bu zekat amilliği Muhammed’in ailesine yaraşmaz. Sadaka insanların kirleridir. Mahmiyyeyi - Ki bu şahıs ganimetlerden alınan beşte bir gelirin sorumlusu idi - ve Haris b. Abdulmuttalib oğlu Nevfeli bana çağırın,dedi. Bunlar yanına geldiklerinde. Rasulullah Mahmiy-yeye, - Fadl b. Abbas’ı göstererek - : Kızını bu gence nikah et,buyurdu. Mahmiyye kızını FadI’a nikahladı. Sonra Rasulullah Nevfel b. el-Haris’e : Kızını bu gence nikahla,buyurdu. 0 da kızını bana nikahladı. Müteakiben Rasulullah s.a.v Mahmiy-yeye : Bu gençler için kızlara humus malından şu kadar, şu kadar mihir ver, buyurdu. }
Müslim (1072/167 - Ebu Davud (2985) Nesei (2608) Ebu Ubeyd (841) Beyhaki (7/31) Ahmed (17521) Albani (879-el-İrva)
EHLİ BEYTİN ZEKAT ALMASI YASAKTIR
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Ali’nin oğlu Hasan zekat hurmasından bir hurma alıp ağzına koydu. Bunun üzerine Nebi s.a.v : Kıh kıh onu at, dedi. Sonra da : Sen bizim zekat malından yemediğimizi bilmiyor musun ? , buyurdu. }
Müslim (1069/161) Buhari (1491-Ter:1419) Darimi (1/386) Tayalisi (2482) İbni Hibban (3294) Beğavi (1605) Ahmed (2/444)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’e yiyecek bir şey getirildiğinde, bu hediye midir, yoksa sadaka mıdır diye sorardı. Eğer sadakadır denirse, asha-bına yiyin der kendisi yemezdi. Eğer hediyedir denirse elini ona vurur ashabı ile beraber ondan kendisi de yerdi. }
Buhari (2576-Ter:2373) Müslim (1077/175) İbni Hibban 16382> Beyhaki (7/33) Beğavi (1608) Ahmed (2/492)
{ … Enes b. Malik r.a şöyle dedi : Berire r.a kendisine sadaka olarak verilmiş olan bir et parçasını Rasulullah’a hediye etti. Rasulullah : Bu et Berire’ye bir sadakadır, bize ise bir hediyedir, buyurdu. }
Müslim : 1074/170 - Buhari : 1495-Ter : 1422 - Ebu Davud : 1655 - Nesei : 3454 - İbni Hibban : 5115 - Tayalisi : 1417
DERLEYEN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
بسم الله الرحمن الرحيم
ZEKATIN FARZİYETİ
{ … Ömer r.a şöyle dedi : Bir gün biz Rasulullah’ın yanında bulunuyor iken birden yanımıza elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah, üzerinde yolculuk eseri olmayan ve bizden kendisini kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Nihayet Nebi s.a.v’in yanına oturdu. İki dizini onun dizine dayadı, iki elini dizlerinin üzerine koydu ve : Ya Muhammed, bana İslam’dan haber ver dedi. Rasulullah s.a.v : İslam, Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah‘in Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Beyti hac etmendir, buyurdu. 0 adam : Doğru söyledin dedi. Ömer dedi ki : Biz buna hayret ettik, hem soruyor hem de Rasulullah’ı tasdik ediyordu…..... }
Müslim (8/1) Ebu Davud (4695) Nesei (8/97) Tirmizi (2610) İbni Mace (63) İbni Mende (1) Tayalisi (20) Ahmed (1/52)
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İslam beş esas üzere kurulmuştur : Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed‘in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak ve hac etmektir. }
Müslim (16/22) Buhari (8-Ter: Nesei (8/108) Tirmizi (2609) İbni Huzeyme (308) İbni Hibban (158-1446) İbni Mende (40-el-İman) Humeydi (703) Tabarani (13203-M.Kebir) Ebu Nuaym (3/62-el-Hilye) Beyhaki (1/358) Beğavi (6) Ahmed (2/143) Albani (781-el-İrva)
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammedu’r Rasulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah‘ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver. Onlar bu beş vakit namaz kılma – hususunda - da sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını ve bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur – yani duasına icabet eder - }
Buhari (1496-Ter1423 Müslim (19/29) Ebu Davud (1584) Nesej (2434) Tirmizi (625) Darinıi (1/379) İbni Mace (1783) İbni Hibban (156-el- Mevarid) İbni Mende (116-el-iman) Tabarani (12408-M. Kebir) Ahmed (1/233) Dare kutni (2/136) Beyhaki (4/96-101) Beğavi (1557)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları ktifre dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir onlara karşı ordu gön dermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlar La İlahe İllallah deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse İslam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerektirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu - savaş isteği - Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }
Buhari (1399-Ter:1325) Müslim (20/32) Ebu Davud (1556) Nesei (2442) Tirmizi (2607) İbni Hibban (216) İbni Mende 215-el-İman) Abdurrezzak (18718) Beyhaki 4/104) Ahmed (2/528)
ZEKATINI VERMEYENLERİN GÜNAHI
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Altın ve gümüşün zekat hakkını ödemeyen kimseler, kıyamet günü olduğunda o altın ve gümüşleri kendileri için ateşten levhalar haline getirilir ve cehennem ateşinde iyice kızdırılır. Sonra bu kızgın levhalarla onların böğrü, alnı ve sırtı dağlanır. Levhalar soğudukça azap için kızdırma tekrar iade olunur. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir. Denildi ki : Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen develerin durumu nedir ? Rasulullah s.a.v : Develerinden zekat hakkını ödemeyen her deve sahibi de ,kıyamet gününde geniş ve düz bir araziye yatırılır. Develer en semiz oldukları halde,onlardan bir tek yavru dahi eksilmeksizin hepsi ayaklarıyla onu çiğner ve ağızlarıyla da ısırırlar. Develerin sonuncusu ona uğrayıp geçince, baş tarafı o kimseye tekrar uğratılır. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir,buyurdu. Ya Rasu-lallah ! Zekatı verilmeyen sığır ve davarların durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah s.a.v : Sığır ve davarlardan zekat hakkını ödemeyen her sığır ve davar sahibi de geniş ve düz bir araziye yatırılır. Bu hayvanlardan da hiçbiri kaybolmaksızın içlerinde iki boynuzu kıvrık, boynuzsuz ve boynuzu kırılmış olanın hepsi, o kimseye toslayacak ve ayaklarıyla o kimseyi çiğneyeceklerdir. Bu sürünün de baş tarafı onun üzerinden geçtiğinde sonu tekrar geri döndürülür. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kim seye ya cennete ya da cehen-neme giden yol gösterilir,buyurdu.Ya Rasulellah ! Zekatı verilmeyen atların durumu nedir denildiğinde, Rasulullah : Atlar üç kısımdır : At bazı kimseler için günah, bazı kimseler için bir Perde, bazı kimseler için de sırf hayırdır. At’ın kendisi için günah olan kimseye gelince o, atını gösteriş övünüp böbürlenmek ve müslümanlara savaş için besler. İşte bu at o kimse için büyük günahtır.At’ın kendi ihtiyacı için bir perde olana gelince, o kimse atını, Allah yolunda bağlar, sonra da gerek hayvanların sırtındaki Allah‘ın hakkını – yani cihat için binmek veya bindirmek – yahut da Allah’ın hakkı olan sadakayı unutmaz. İşte bu at o kimse için bir perdedir. At’ın kendisi için hayır olana gelince, o kimse de atını müslümanların lehine Allah yolunda - cihat maksadıyla - bağlamıştır. Atı bol otlu geniş bir çayırlıkta beslenirse, atın bu bol otlu çayırlıktan yediği bitkilerin sayısınca sahibi için bir çok haseneler yazılır. Atın gübre ve bevli için de ona haseneler yazılır. Atın yuları kopsa şahlanarak bir veya iki yüksek tepeye raks ederek neşeyle koşsa, yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve gübreleri sayısınca sahibine Allah haseneler yazar. Hayvan bir nehre uğrayıp ondan su içse, sahibi sulamak istememiş olsa bile - Allah o kimse için atının içtiği su sayısınca hase-neler yazar,buyurdu. Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen eşeklerin durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah : Eşekler hakkında bana bir şey indirilmedi. Ancak bana her hükmü içeren, emsalsiz :
{ Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek. Her kim zerre miktarı bir şer işlerse onu görecektir } ZİLZAL : 7-8 . ayeti indirildi,buyurdu. }
Müslim (987/24) Ebu Davud (1658) Nesei (5/12) İbni Huzeyme (2252) İbni Hibban (3253) Beyhaki (4/119) Beğavi (1562) Abdurrezzak (6858) Ahmed (2/262-276-3 83)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim Allah kendisine mal verir de o malın zekatını vermezse, kıyamet gününde zekatı verilmeyen o mal, sahibi için çok zehirli bir yılan şekline dönüşür. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini iki tara-fından yakalar. Sonra ona : Ben senin - çok sevdiğin - malınım, ben senin hazinenim der. Ebu Hureyre dedi ki : Bundan sonra Rasulullah s.a.v :
{ Allah’ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Bilakis o kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızı haber alandır. } Ali İmran :180. ayetini okudu. }
Buhari : 1403-Ter:1329 - Nesei : 2481 - Beyhaki : 7/4 - Beğavi : 1560
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Deve sahibi devesinin zekat hakkını ödemediği zaman, kıyamet günü o deve en kuvvetli ve besili haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu ayaklarıyla çiğner. Koyun sahibi de koyunlarının zekatını vermediği zaman, kıyamet günü o koyunlar en kuvvetli ve besili halde sahibinin üzerine gelir,onu ayaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla ona toslarlar. Nebi s.a.v devamla : Bu hayvanların haklarından biri de , sütlerinin sağılması ve fakirlere ondan içirilmesidir. Hiç biriniz kıyamet günü zekatını ödemediği davarı omzunda meler bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. Ve yine sizden hiç kimse, zekatını vermediği devesi omuzunda böğürür bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. }
Buhari : 1402.Ter:1328 - Nesei : 2447
ZEKATINI VERMEYENLERLE SAVAŞILIR
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları küfte dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir de onlara karşı ordu göndermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlarla La İlahe İllallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse islam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerek-tirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi bir oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım, dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu iş, Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }
Buhari : 1399-Ter : 1325-1326 - Müslim : 20/32 : Ebu Davud : 1556
Z E K A T I N N İ S A BI
DEVELERİN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin. Devenin yirmi dört tanesi ve daha aşağısında, koyundan her beş devede bir koyundur. Deve sayısı yirmi beşe erişince, otuz altıya kadar bir Bintu mahad, Otuz altıya erişince, kırk beşe kadar bir Bintu lebun,Kırk altıya erişince, altmışa kadar bir Hıkka, Altmış bire erişince, yetmiş beşe kadar bir Cezea,Yetmiş altıya erişince, doksana kadar iki Bintu lebun, Doksan bire erişince, yüz yirmiye kadar iki Hıka, zekat vermek vacibdir. Deve sayısı yüz yirmiden daha fazla olursa, her kırk devede bir Bintu lebun ve her elli devede bir Hıkka zekat vardır. Yanında dört deveden gayri bulunmayan kimseye gelince, o miktardaki deveye zekat yoktur. Ancak deve sahibi kendi vermek isterse bu müstesnadır. Deve adedi beşe ulaştığında ondan bir koyun zekat vermek vaciptir. ………………………. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yap-tığında - Allah’ın, Rasullüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : Kimin zekat bedeli Bintu mehad’a ulaşır ve mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında Bintu lebun olursa, o kabul edilir. Zekat amili, mal sahibine - yaş farkı olarak - yirmi dirhem veya iki koyun verir. Mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında İbnu Lebun bulunursa, o kabul edilir. Mal sahibine - yaş farkı olarak - bir şey verilmez. }
BaharI : 1448-Ter:1373
İbnu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış erkek deve. Bintu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış dişi deve. İbnu Lebun : iki yaşını doldur-muş ve üç yaşına basmış erkek deve. Bintu Lebun : iki yaşını doldurmuş ve üç yaşına basmış dişi deve.Hıkk : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış erkek deve. Hıka : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış dişi deve. Cez’a : dert yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış erkek deve. Cezea : dört yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış dişi deve.
KOYUNLARIN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..Yay-lakta kalan koyunun zekatında, koyun sayısı kırk olunca, yüz yirmiye kadar bir koyundur. Yüz yirmiden fazlada iki yüze kadar iki koyundur. Koyun sayısı iki yüzden fazla olursa, üç yüze kadar üç koyundur. Koyun sayısı üç yüzden fazla olursa, her yüz koyunda bir zekat vardır. Bir kimsenin yayılır koyunu, kırktan bir koyun noksan olursa, bu noksan koyunda zekat yoktur. Ancak sahibi diler verirse bu müs-tesnadır……………. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
GÜMÜŞÜN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..iki yüz dirhem gümüşün onda birinin dörtte biri - yani kırkta bir - miktarında zekat vacibdir Gümüş miktarı yüz doksan dirhem olursa bunda da zekat yoktur. Ancak gümüş sahibi diler verirse bu müstesnadır. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
{ … Ebu Said el-Hudri r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Beş ukiyyeden az miktar gümüşte zekat yoktur. En aşağı üç yaşındaki beş deveden aşağısında zekat yoktur. Beş vesk ,niktarının aşağısındaki hububatta da zekat yoktur. }
Buhari (1405-Ter:1331) Müslim (979/1) Malik (1/244)) Ebu Davud (1558) Nesei (2473) Tirmizi (626) Darimi (1/384) İbni Mace (1793) İbni Huzeyme (2294) İbni Hibban (3282) İbn Carud Abdurrezzak (7258) Ahmed (3/6)
Bir ukiyye : kırk dirhemdir. Beş ukiyye ise iki yüz dirhem eder. Vesk : Bir vesk Rasulullah’in Sa’ı ile 60 sa’ miktarıdır. Bir sa’ : 1040 dirhem ayarındaki bir ölçektir. Beş vesk ise net 1000 gram etmektedir.
SIĞIRLARIN ZEKATI
.{ … Muaz b. Cebel r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v onu yemene gönderdiği vakit sığırdan her otuz sığıra zekat farizası olarak iki yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını ; her kırk sığıra üç yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını…… emretti. }
Ebu Davud (1576) Nesei (2449-2450) Tirmizi (623) Darimi (1/382) İbni Mace (1803) İbni Huzeyme (2268) İbni Hibban (794-el-Mevarid) İbn Carud (343) Dare kutni (2/94) Hakim (1/398) Beyhaki (4/98) Beğavi (107ı) Abdurrezzak (6841)
YER MAHSÜLLERİNİN ZEKATI
{ … İbni Ömer r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Semanın ve pınarların veya sulanmaksızın kendi damarlarıyla topraktan su emip yetişmiş olan mahsuller için uşr - yani onda bir - zekat, kuyu ve dolapla sulananlarda ise yirmide bir zekat vardır..... }
Buhari (1483-Ter: 1412) Müslim (980/7) Ebu Davud (1596) Nesei (2487-2488) Tirmizi (640) İbni Mace (1817) İbni Huzeyme (2308) İbni Hibban (3285) İbnu Carud (348) Tabarani (2/1 14-M. Sağir) Dare kutni (2/130) Beyhaki (1/130) Beğavi (1580)
BAL’IN ZEKATI
{ … Ebu Seyyare el-Mukti r.a şöyle dedi : Ben Rasulullah s.a.v : Ya Rasulellah, benim arılarım var dedim. Rasulullah : Onlardan - çıkan balın - onda birini zekat olarak öde,buyurdu. Ben : Ya Rasulallah, arıları benim için himaye ettir dedim. Rasulullah s.a.v onları benim için himaye ettirdi. }
İbni Mace : 1823-1824 – İbn Carud : 350 - Ebu Davud : 1600 - Nesei : 2498 - İbni Huzeyme : 2325 - Ebu Ubeyd : 1489 - Albani : 810 el-İrva
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Bal da her on zikka da bir zıkka zekat vardır. }
Tirmizi : 629
Zikka : içine sıvı maddeler konan deriden yapılma bir kaptır.
MADENLERİN ZEKATI
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Hayvanın zarar ve ziyanı hederdir, kuyunun zararı hederdir, madenin zararı hederdir – yani tazminat lazım gelmez - Rikazda beşte bir oranında vergi vardır. }
Buhari (1499-Ter:1429) Müslim (1710/45) Malik (1/249 Ebu Davud (3085) Nesei : 2494 Tirmizi (1377) Darimi (1/393) İbni Mace : 2509 – İbn Carud (372) İbni Hibban (6005) Dare kutni (3/151) Tayalisi (2305) Beyhaki (4/155) Ahmed (2/239) Albani (812-İrva
Rikaz : gömülü olan herhangi bir maden, hazine vesaire gibi şeylerdir.
KENDİSİNDEN İSTİFADE EDİLEN MALLARIN ZEKATI
{ … İbni Ömer r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim bir mal - elde eder ve on - dan istifade ederse, onun üzerinden bir sene geçmedikçe o mala zekat yoktur. }
Tirmizi : 631.Ter : 626 - Malik : 1/246/1 - Beyhaki : 4/104 - Beğavi : 1576 - Albani : 3/254-el-İrva)
ZEKAT OLARAK VERİLMEYECEK MALLAR
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. – Onda – “ …...Zekat verirken malın yaşlısı, kusurlusu, damızlık döl hayvanı çıkarılmaz. Ancak zekat amilinin bunları kabul etmesi müstesnadır. }
Buhari : 1455. Ter: 1382
Yani , Zekat için verilen hayvan yaşlı ve kusurlu olur, zekat toplayan memur da onu zekat farizası olarak kabul ederse bu müstesnadır. Hakeza zekat farizası olarak eda edilen damızlık hayvan olur zekat mükellefi de onu gönülden gelerek veriyor ise, yine bu da müstesnadır, yani kabul edilir.
ZEKAT MALI TOPLU İSE AYRILMAZ AYRIK İSE TOPLANMAZ
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “ …...Zekat verme endişesiyle, ayn ayrı bulunan zekat malları bir araya toplanmaz. Toplu bulunanların arası da ayrılmaz….}
Buhari : 1450-Ter : 1375
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “…..İki karışık sürüden oluşan sürünün zekatında, bu karışık sürünün sahipleri kendi aralarında adaletli bir seviyede muracaat ederler. }
Buhari : 1451-Ter : 1376
{ … Suveyd b. Gafele r.a şöyle dedi : Ben - zekat amili olarak - gittiğimde - yahut Rasulullah’ın zekat amili ile giden haber verdi - Rasulullah’ın - yazdığı zekat - ahdi şöyle idi : Sütlü hayvanları alma, ayrık olanları birleştirme, toplu olanların arasını da ayırma…… }
Ebu Davud : 1579 - Nesei : 2456 - İbni Mace : 1801
AÇIKLAMA : Zekat vermekten kaçıyormuş zannına kapılıp ayrı olan ve zekat nisabına erişmeyen mallar birleştirilerek zekat verilmez. Ortaklık sebebiyle birleştirilmiş, zekat nisabına baliğ olan mallar da zekat vermek endişesiyle ayrılmaz. Birleştirilmiş mallar eğer zekat nisabına eriyorsa ondan zekat verilir. Ortaklar zekat için ödenen malları aralarında eşit şekilde paylaşırlar. Mesela iki ortağın beş devesi olsa, ona zekat olarak bir koyun verirler. Zekat olarak verilen koyun ortaklardan kimin malından verildi ise, diğeri ona koyunun yarı bedelini para olarak öder. İki ortağın kırk koyunu olsa, bunda da zekat olarak bir koyun vardır. Bu koyun kimin malından zekat olarak verildi ise, diğeri ortağına koyunun yarı bedelini para olarak öder. Dolayısıyla ortaklardan her biri verilen zekata iştirak etmiş olur. Bölünebilen mallarda durum, daha kolaydır.
ZEKAT AMİLLERİNİ MEMNUN ETME
{ … Cerir b. Abdullah r.a şöyle dedi : Bedevilerden bazı kimseler Rasulullah s.a.v’e gelip : Zekat amilleri bize geliyor ve bizlere zulmediyor dediler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v : Zekat amillerini - zekatlarınızı güzellikte ödeyerek - razı ediniz, buyurdu. }
Müslim (989/29) Ebu Davud (1589) Nesei (2459) Beğavi (1 253-el-Mevarid) Ahmed (19228) Albani (901 -S. Cami)
ZEKAT VERENLERE ZEKAT AMİLLERİNİN DUA ETMESİ
{ … Abdullah b. Ebı Evfa r.a şöyle dedi : Herhangi bir kavim Nebi s.a.v’e zekatlarını getirdiği zaman, Nebi s.a.v onlara şöyle dua ederdi : Allahumme Salli Ala FuIan. Babam Ebu Evfa zekatını getirdiğinde, Nebi s.a.v ona : Allahumme Salli Ala Ebi Evfa. diye dua etti.}
Buhari (1497-Ter. 1424) Müslim (1078/) Ebu Davud (1590) Nesei (2458 - İbni Mace : 1796
ZEKAT AMİLLERİNİN ZEKAT VERENLERE ZULMETMEMESİ
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammeden resulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver.Onlar bu beş vakit namaz kılma hususunda sana itaat ederlerse Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını, bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur. }
Buhari : 1496 – ter : 1423 - Müslim : 19/29 - Ebu Davud : 1084 - Nesei : 2434 - Tirmizi : 625 - Darimi : 1/379-384 - İbni Mace : 1783 : İbni Hibban : 156 - İbni Mende : 214-el-iman - Tabarani : 12207-12408-M.Kebir : Dare kutni : 2/136 - Beyhaki : 7/12 - Beğavi : 1557 - Ahmed : 1/233
TAHSİL EDENE KADAR BORÇ PARA ÜZERİNDE ZEKAT YOKTUR
{ … Aişe r.anha dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Borç parada onu alana kadar zekat vermek yoktur. }
İbni Ebi Şeybe : 3/54 - Albani : 784 – İrva
KÖLE’YE VE BİNEĞE ZEKAT YOKTUR
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Müslüman kimseye atı ve kölesi için zekat yoktur. }
Buhari : 1463-Ter 1390 - Müslim (982/8 - Malik 1/277 - Ebu Davud : 1595 - Nesei (2469) Tirmizi (628) Darimi (1/384) İbni Mace (1812) İbni Huzeyme (2285) İbni Hibban (3273) İbn Carud (355) Abdurrezzak (6878) Tayalisi (2527) Humeydi (1073) Ebu Nuaym (8/356) Dare kutni (2/27) Beyhaki (4/117) Beğavi (1073) Ahmed (2/242)
VAKTİ GELMEDEN ZEKAT VERMENİN CAİZLİĞİ
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Ömer’i zekat toplamak için gönderdi. İbnu Cemil, Halit b. Velid ve Rasulullah’ın amcası Abbas’ın zekatlarını vermediği kendisine söylendi. Rasulullah s.a.v : İbnu Cemil zekattan nasıl imtina edilebilir ki ? O fakir iken Allah kendisini zengin etmişti. Halid’e gelince siz ona haksızlık ediyorsunuz. Halid zırhını ve bütün silahlarını Allah yolunda hap-setmiştir. Abbas b. Abdulmuttalib‘e gelince onun zekatı - daha önce verilmiş olup - bir misli ile beraber benim üzerimdedir, buyurdu ...... }
Müslim : 983/11 - Buhari : 1468-Ter : 1397 : Nesei : 2463-2464
{ … Ali b. Ebi Talib r.a şöyle dedi : Abbas b. Abdulmuttalib, Rasulullah s.a.v’e zekatını henüz vakti gelmeden acele edip ödeme hususunda talepte bulundu. Rasulullah s.a.v de ona bu hususta ruhsat verdi. }
İbn Carud : 360 - Ebu Davud (1624) Tirmizi (679) Darimi (1/385) İbni Mace (1795) Hakim (3/332) Beyhaki (4/111) Albani (857- el-İrva)
ZEKATIN VERİLECEĞİ YERLER
Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar – yani zekatlar - Allah’tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekat amillerine, kalpleri İslam’a ısındırılacak olan-lara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara,Allah yolunda cihat edenlere ve yolculara mahsustur. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. } TEVBE : 60
ZENGİNLERE ZEKAT VERİLMEZ
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Zekat almak, zengin ve uzuvlarında noksan olmayan kimselere helal değildir.}
İbn Carud (363) Buhari (3/329-T.Kebir) Ebu Davud (1634) Nesci (2592) Tirmizi (652) Darimi (1/386) İbni Mace (1893) İbni Ebi Şeybe (3/97/1) Abdurrezzak (71 55) Tayalisi (2271) Dare kutni (2/119) Hakim (1/407) Beyhaki (7/13> Beğavi (1599 - Albani (877 – İrva
EHLİ BEYT ZEKAT AMİLLİĞİ YAPMAZ
{ … Abdulmuttalib b. Rab b. el-Haris rivayet edip şöyle dedi : Rabia b. el-Haris ve Abbas b. Abdulmuttalib toplanıp : - Beni ve Fadl’ı kast ederek - Vallahi şu iki oğlanı Rasulullah’a göndersek, bunlar Onunla konuşsalar, o da bunları zekat üzerine amil tayin etse. Zekat amili kimselerinin yaptıklarını yapsalar, onların aldığı ücreti bunlar da alsalar, şeklinde konuştular. Abdulmuttalib dedi ki : Onlar bu şekilde konu-şurlarken, Ali b. Ebi Talib geldi ve önlerinde durdu. Bu meseleyi ona da söylediler. Bunun üzerine Ali b. Ebi Talib : bunu yapmayın. Vallahi Rasulullah bunu yapmaz dedi. Rabia b. el-Haris itiraz edip : Vallahi sen bunu bize hasedinden yapıyorsun. Sen Rasulullah’ın damatlığına eriştin de biz seni asla haset etmedik dedi. Ali : Peki iki oğlanı gönderin dedi. İkisi çıkıp gittiler, Ali de yan üstü uzandı. Abdulmuttalib dedi ki : Rasulullah s.a.v öğle namazını kıldırınca ondan önce hücresine gidip hücrenin yanında durduk. Nihayet Rasulullah geldi ve kulaklarımızı tuttuktan sonra : İçinizde sakIadığınız şeyleri çıkarın,buyurdu. Sonra hücreye girdi, biz de yanına vardık. Kendisi o gün Zeyneb b. Cahş’ın yanındaydı. Biz her ikimiz de sözü diğerimize havale edip söze başlamasını bekledik. Sonra birimiz şöyle konuştu : Ya Rasulallah ! Sen insanların en iyisisin ve insanlara pek çok iyilikler ulaştırırsın. Bizler buluğ çağına varmış haldeyiz. Biz sana şu zekatlardan bazısına bizleri zekat memuru tayin etmen için geldik. Eğer memur tayin edersen, onların eda ettiği görevi biz de eda ederiz, onların isabet ettiği gelire biz de isabet ederiz dedi. Rasulullah uzun müddet, hatta biz tekrar konuşmak isteyinceye kadar sukut etti. Tam bu sırada Zeyneb, perdenin arkasından bizlere : Rasulullah ile konuşmayın diye işaret etmeye başladı. Bundan sonra Rasulullah s.a.v : Şüphesiz bu zekat amilliği Muhammed’in ailesine yaraşmaz. Sadaka insanların kirleridir. Mahmiyyeyi - Ki bu şahıs ganimetlerden alınan beşte bir gelirin sorumlusu idi - ve Haris b. Abdulmuttalib oğlu Nevfeli bana çağırın,dedi. Bunlar yanına geldiklerinde. Rasulullah Mahmiy-yeye, - Fadl b. Abbas’ı göstererek - : Kızını bu gence nikah et,buyurdu. Mahmiyye kızını FadI’a nikahladı. Sonra Rasulullah Nevfel b. el-Haris’e : Kızını bu gence nikahla,buyurdu. 0 da kızını bana nikahladı. Müteakiben Rasulullah s.a.v Mahmiy-yeye : Bu gençler için kızlara humus malından şu kadar, şu kadar mihir ver, buyurdu. }
Müslim (1072/167 - Ebu Davud (2985) Nesei (2608) Ebu Ubeyd (841) Beyhaki (7/31) Ahmed (17521) Albani (879-el-İrva)
EHLİ BEYTİN ZEKAT ALMASI YASAKTIR
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Ali’nin oğlu Hasan zekat hurmasından bir hurma alıp ağzına koydu. Bunun üzerine Nebi s.a.v : Kıh kıh onu at, dedi. Sonra da : Sen bizim zekat malından yemediğimizi bilmiyor musun ? , buyurdu. }
Müslim (1069/161) Buhari (1491-Ter:1419) Darimi (1/386) Tayalisi (2482) İbni Hibban (3294) Beğavi (1605) Ahmed (2/444)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’e yiyecek bir şey getirildiğinde, bu hediye midir, yoksa sadaka mıdır diye sorardı. Eğer sadakadır denirse, asha-bına yiyin der kendisi yemezdi. Eğer hediyedir denirse elini ona vurur ashabı ile beraber ondan kendisi de yerdi. }
Buhari (2576-Ter:2373) Müslim (1077/175) İbni Hibban 16382> Beyhaki (7/33) Beğavi (1608) Ahmed (2/492)
{ … Enes b. Malik r.a şöyle dedi : Berire r.a kendisine sadaka olarak verilmiş olan bir et parçasını Rasulullah’a hediye etti. Rasulullah : Bu et Berire’ye bir sadakadır, bize ise bir hediyedir, buyurdu. }
Müslim : 1074/170 - Buhari : 1495-Ter : 1422 - Ebu Davud : 1655 - Nesei : 3454 - İbni Hibban : 5115 - Tayalisi : 1417
DERLEYEN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
Nafile Oruç..
16:53
NAFİLE ORUÇ BABLARI
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
NAFİLE ORUCA TEŞVİK
“ … Ebu Said el Hudri r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’den şöyle buyurdu : Herkim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa Allah onun yüzünü yetmiş harif - yıl - ateşten uzaldaştırır.”
Buhari : 2840-Ter: 2680 - Müslim : 1153 Nesei : 2248 - Tirmizi : 1623 - İbni Mace : 1717 -İbni Huzeyme : 2113 - Darimi : 2/203 - Ebu Yağla : 1257) Beyhaki : 4/296-9/173) Beğavi (1811) Tayalisi (2187) Ahmed : 3/83- 26-45) Albani : 6332-S. Cami
RAMAZAN AYININ HARİCİNDE HİÇBİR AY’DA TAM OLARAK ORUÇ
TUTULMAZ
“ … Aişe r.anha şöyle dedi : Resulullah s.a.v oruç tutardı. Hatta biz hiç iftar etmeyecek derdik. - Bazen de - çok iftar ederdi. Hatta biz hiç oruç tutmayacak derdik. Ben Resulullah s.a.v’in ramazandan gayri bir ayın orucunu tam olarak tuttuğunu görmedim. Şaban ayındaki kadar da içerisinde çok oruçlu olduğu bir ayı görmedim.”
Buhari : 1969-Ter : 1835) Müslim (1157/175) Malik (1/309) Ebu Davud (2434) Nesei (2350) Tirmizi (768) İbni Hibban (3648-el-İhsan - Beyhaki (4/292 - 94) Beğavi : 1776-eş-Şerh) Ahmed (6/107-189)
“ … İbni abbas r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v ramazandan gayri hiçbir ayda tamamen oruç tutmadı. - Bazen - çok oruç tutardı. Hatta bir kimse : Hayır, vallahi Resulullah hiç iftar etmeyecek derdi. - Bazen de - çok iftar ederdi. Hatta bir kimse : Hayır, vallahi Resulullah hiç oruç tutmayacak derdi.”
Buhari : 197 Müslim : 1157/178)
AŞURE GÜNÜ ORUC TUTMAK
“ … Er-Rübeyyi b. Muavviz r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v aşure gününün sabahında Ensar köylerine : Her kim iftar ederek sabahladı ise günün kalan kısmında oruç tutsun. Herkim de oruçlu olarak sabahladı ise orucuna devam etsin, diye haber gönderdi. Binti Muavviz şöyle dedi : Biz bundan sonra aşure orucunu tutardık....”
Buhari : 1960-Ter:1827 - Müslim : 1136/136-137 - Ahmed (6/359-360)
“ … el-Hakem b. A’rec şöyle dedi : İbni abbas ridasını yastık yapmış zemzemin yanında ona yaslanmış bir halde iken yanına yardım ve : Bana aşure orucunu haber ver dedim. İbni Abbas : Muharrem ayının hilalini gördüğünde saymaya başla ve dokuzuncu gün oruçlu ol, dedi. Ben : Resulullah s.a.v aşure orucunu böyle mi tutardı, dedim. İbni Abbas : Evet dedi. ”
Müslim : 1133/132 - Beyhaki : 4/287
“ … Aişe r.anha şöyle dedi : Cahiliye de Kureyş aşure günü oruç tutardı. Resulullah s.a.v de aşure orucunu tutardı. Medine’ye geldiğinde de aşure orucunu tuttu ve ashabına onu emretti. Ramazan orucu farz kılınınca aşure günü oruç tutmayı terk etti. Bundan sonra dileyen onu tuttu, dileyen de tutmadı.”
Buhari : 2002-Ter: 1859 - Müslim (1125/113) Malik (1/299) Ebu Davud (2442) Tirmizi (753 Beyhaki (4/288) Abdurrezzak ( 7844-7845 ) Ahmed (6/162)
HER AY’DAN ÜÇ ORUÇ TUTMAK
“ … Ebu Katade r.a şöyle dedi : “...Resulullah Saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Her aydan üç gün oruç ve bir de ramazandan ramazana oruç tutmak, işte bu zamanın tamamını oruçlu geçirmek gibidir.”
Müslim : 1162/196 - Ebu Davud (2425-2426) Nesei (2386) İbni Hibban (3639-3642-el-İhsan) İbni Huzeyme (2117) Beyhaki (4/286-293) Begavi (1 789-eş-Şerh) Ahmed (5/297-208-311) Albani (952-el-İrva)
“ … Milhan el-Kaysi r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v Eyyamu’l-Beydayın on üçü, on dördü, on beşi günlerinde oruç tutmamızı bize emrederdi. Milhan şöyle dedi : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem : Bu günlerdeki oruç sene orucu gibidir, derdi.”
Ebu Davud : 2449) Nesei (2431) İbni Hibban (946-el-Mevarid) Beyhaki (8442) Ahmed (5/27-28) Albani (4/94- es-Sahiha)
ŞEVVAL AYINDA ORUÇ TUTMAK
“ … Ebu Eyyub el-Ensari r.a’dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim ramazan orucunu tutar sonra ona şevval ayından altı gün - oruç tutarak - eklerse bu sene orucu tutmuş gibidir.”
Müslim (1164/204) Ebu Davud (2433) Tirmizi (759) İbni Mace (1716) Darimi (2/12) İbni Ebi Şeybe (2/509/1) - İbni Hibban (3634-el-İhsan) İbni Huzeyme (2114) Bezzar (1 062-el-Keşfi Beyhaki (4/000) Beğavi(1 78-eş-Şerh) - Tayalisi (594) Abdurrezzak (7918) Ahmed (5/41 7-419) Albani (950-el-İrva)
MUHARREM AYINDA ORUÇ TUTMAK
“ … Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Ramazan orucundan sonra orucun en faziletlisi, Allah’ın ayı olan Muharrem ayı orucudur.”
Müslim (1153/202) Ebu davud (2429) Nesei (1612) Tirmizi (438-740) İbni Mace (1742) Darimi (2/21) İbni Hibban (3636-el-İhsan) İbni Huzeyme (2076) İbni Abdul Berr (6488-el-Isiizkar) Beyhaki (4/291) Beğavi(1 788-eş-Şerh) Ebu Yağla (6395) Ahmed (2/303-329) Albani (951-el-İrva)
ŞABAN AYINDA ORUÇ TUTMAK
“ … Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor : " Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, " Bu ay hiç yemiyecek '' derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, " Bu ay hiç tutmayacak '' derdik. Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda, şâban ayında tuttuğundan daha fazla oruç tuttuğunu da görmedim. “
Buhari : 1969) Müslim(1156) Muvatta(1/309) Ebu Dâvud(2431,2434) Tirmizi(736) Nesâi(4/199)
PAZARTESİ VE PERŞENBE GÜNLERİ ORUÇ TUTMAK
“ … Nebi s.a.v’in bazı zevcelerinden şöyle rivayet edildi : Nebi s.a.v zilhicce ayının dokuzunda, aşure gününde, her aydan üç gün ve ayın ilk pazartesi ile per-şembe günlerinde oruç tutardı.”
Ebu Davud : 2437.N
“ … Usame b. Zeyd r.a nun azatlısı şöyle tahdis etti. Usame’ye ait bir malı istemek için Usame ile birlikte Vadi’l-Kura’ya gittik. Usame pazartesi ve perşembe günleri oruç tutuyordu. Azatlısı Usame’ye : Sen yaşlı bir adamsın, neden pazartesi ve perşembe günlerinde oruç tutuyorsun ? dedi. Usame şöyle dedi : Resulullah s.a.v pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı. Resulullah’a bu günleri niçin oruçlu geçirdiği sorulduğunda Resulullah : Kulların amelleri - Allah’a - pazartesi ve perşembe arz olunur, buyurdu.”
Ebu Davud (2436) Nesei (2357- 2360 - Darimi (2/19-20) Beyhaki (4/293) İbni Ebi Şeybe (2/458/8) Tayalisi (632) Ahmed (5/200-204-208) Albani (948-el-İrva) - Tirmizi (745) İbni Hibban (3643-el-İhsan) İbni Huzeyme (2116)
AREFE GÜNÜNDE ORUÇ TUTMAK
“ … Ebu Katade r.a dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah’ın Arafe günü tutulan orucu, ondan önceki seneye ve ondan sonraki seneye kefaret etmesini umarım. ”
İbni Mace : 1730) Müslim : 1162/197) Ebu Davud : 2425-2426 - Beyhaki : 4/286-293-300) Ahmed (5/297) Albani (952-el-İrva)
NAFİLE ORUÇ İÇİN GÜNDÜZDEN NİYET ETME VE İSTENİRSE ORUCU
BOZMA BABI
“ … Ümmü Hani r.anha dan : Resulullah s.a.v onun yanına girdiğini ve içecek - bir şey - istediğini söyledi. Sonra Ümmü Hani şöyle dedi : Resulullah s.a.v ondan içti ve bana verdi. Ben de içtim ve : Ya Resulallah, ben oruçlu idim dedim. Resulullah s.a.v : Tatavvu - yani nafile - orucu tutan kimse kendi nefsinin emini - veya emin - dir. Dilerse oruç tutar, dilerse iftar eder’ buyurdu.”
Tirmizi : 735-Ter: 728 – Dare kutni : 2/175 - Hakim : 1599 - Beyhaki : 8349 - Albani : 4/135-136-el-İrva) – 3854 - S. Cami
“ … Müminlerin annesi Aişe r.anha şöyle dedi : Resulullah s.a.v bana bir gün :
- Ya Aişe, yanınızda.yiyecek bir şey var mı ? buyurdu. Ben :
- Hayır ya Resulallah, yanımızda yiyecek bir şey yok dedim. Resulullah :
- O halde ben orucum, dedi ve dışarı çıktı. Müteakiben bize bir şey hediye edildi veya ziyaretçiler bir şey getirdi. Resulullah s.a.v geri döndü. Ben :
-Ya Resulallah, bize bir hediye geldi veya ziyaretçiler bir şey getirdi. Ondan sana bir parça sakladım dedim. Resulullah s.a.v :
- O nedir ? buyurdu. Ben :
- Hays yemeğidir, dedim. Resulullah s.a.v :
- Onu getir, dedi. Ben onu getirdim, Resulullah s.a.v ondan yedi sonra : Ben oruçlu olarak sabahlamıştım, buyurdu.”
Müslim : 1154/169) Ebu Davud (2455) Nesei (2329) Tirmizi (733) Dare kutni (2/176/21) Beyhaki (4/275)Beğavi (1645-eş-Şerh) İbni Huzeyme (2141-2142) Ebu Yağla (3628-4563) Abdurrezzak (7793) Ahmed (6/49-207) Albani (965-el-İrva)
KIŞIN TUTULAN ORUÇ KOLAY ELDE EDİLEN GANİMET GİBİDİR
“ … Amir b. Mesud r.a den Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Kış orucu, soğuk ganimettir. - yani kolay elde edilen ganimettir -”
Tirmizi : 801-Ter : 794 - İbni Ebi Şeybe : 2/511/1 - Beyhaki : 4/335 - Ahmed (4/335) Albani : 1922- es - Sahiha
Y A S A K L A N A N O R U Ç G Ü N L E R İ
RAMAZANI KARŞILAMA ORUCU YOKTUR
“ … Ebu Hureyre r.a den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden hiç kimse bir gün veya iki gün önce oruç tutarak ramazanın önüne geçmesin. Ancak devamlı oruç tutan kimse olursa bu kimse tutsun. ”
Buhari (1914-Ter: 1783) Müslim (1082/21) Ebu Davud (2335) Nesei (4/149) Tirmizi (685) Darimi (2/4 - İbnu Carud (378) İbni Mace (1650) İbni Ebi Şeybe (2/439/2) İbni Hibban (3586-el-İhsan) Beyhaki (4/207-208) Beğavi (1 718-eş-Şerh) Tayalisi (2361) Abdurrezzak (7315) Ahmed (2/438-497) Albani (2398-es-Sahiha)
HER GÜN ORUÇ TUTMAKTAN NEHY
“ … Abdullah b. Amr r.a dedi ki : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana : Ya Abdullah, senin gündüz oruç tutup geceleri namaz kıldığın bana haber verilmedi mi ? sanıyorsun, buyurdu. Ben :
- Evet, ya Resulallah, öyledir dedim. Resulullah :
- Öyle yapma, bazı günler oruç tut bazı günler oruç tutma. Gecenin bir kısmanda namaz kıl bir kısmında yat uyu. Çünkü, muhakkak senin üzerinde bedeninin bir hakkı vardır ; gözlerinin senin üzerinde bir hakkı vardır ; eşinin senin üzerinde bir hakkı vardır ; ziyaretçilerinin de senin üzerinde bir hakkı vardır. - Her aydan üç gün oruç tutmak sana yeterlidir. Çünkü her bir oruç karşılığına sana on misli ecir verilecektir. İşte bu bütün senenin orucudur, buyurdu. Abdullah şöyle dedi : Ben kendi aleyhime ibadette şiddet yaptıkça bana şiddetlendirildi. Ben :
- Ya Resulallah ! Ben ibadet için kendimde kuvvet buluyorum dedim.Resulullah s.a.v :
- O halde Allah’ın nebisi Davud a.s gibi oruç tut, buyurdu. Ben :
- Allah’ın nebisi Davud’un orucu nasıldır ? dedim. Resulullah :
- Senenin yarısıdır, buyurdu. Abdullah yaşlanıp kendinde eski kuvvet kalmayınca: Ah keşke Nebi s.a.v’nin verdiği ruhsatı kabul etseydim, der dururdu.”
Buhari : 1975-Ter : 1840 – 1131 - Müslim : 1159/181 - Ebu Davud : 1389 - Nesei : 2390-2392 - Ahmed : 2/194-200 - Albani : 2015-el-İrva
BAYRAM GÜNLERİNDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHY
“ … Ömer b. el-Hattab r.a şöyle dedi : Bu iki bayram günlerinde Resulullah s.a.v oruç tutmayı nehyetti. İlki orucunuzu açtığınız ramazan bayramı gününüz, diğeri ise kurbanımzdan yediğiniz kurban bayramı gününüzdür.”
Buhari : 1990-Ter:1 773 - Müslim (1137/138) Malik (1/178/5) Humeydi (8) İbni Ebi Şeybe (2/514/1) Ebu Davud : 2461) Tirmizi (771) İbnu Carud (401) İbni Mace (1722) Beyhaki (4/29 7) Beğavi (1 795-eş-Şerh) Ebu Yağla : 150-232-238) Ahmed (1/24-34-40) Albani (4/127)
TEŞRİK GÜNLERİNDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHY
“ … Nubeyşetu’l-Huzeli r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Teşrik günleri yemek ve içmek günleridir - o günlerde oruç tutulmaz - ”
Müslim : 1141/1 44 - Ebu Davud : 2813 - Beyhaki : 4/297 - Albani İrva : 963
“ … Aişe ve İbni Ömer r.a dan şöyle dediler : Resulullah s.a.v teşrik günlerinde oruç tutmaya ruhsat vermedi. Ancak Kabe’ye götürecek hediye kurbanı bulamayan hacılar için üç gün oruca ruhsat verdi. ”
Buhari : 1997-1998, Ter:1857 – Dare kutni : 2/186 - Beyhaki : 4/298) Albani (964-el-İrva)
ÖZEL OLARAK CUMA GÜNÜ ORUÇ TUTMAKTAN NEHY
“ … Ebu Hureyre r.a den. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Sizden hiç kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak Cuma’dan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutarsa bu müstesnadır.”
Buhari : 4.c.1850.s - Müslim : 3.c.1144/147.n - Ebu Davud : 2420.n - Tirmizi (743) İbni Mace (1723) İbni Ebi Şeybe : 2/459/1) İbni Hibban (3614-el-İhsan) İbni Huzeyme (2158) Beyhaki (4/302 – Tayalisi : 2595) Abdurrezzak (7805) Ahmed (2/495) Albani (959-el-İrva - 7730-S. Cami)
“ … Ebu Eyyub el Ensari r.a den. O da Resulullah s.a.v’in zevcesi Cüveyriye r.anha dan. Der ki : Bir Cuma günü Cüveyriye oruçlu iken Peygamber s.a.v onun yanına girdi de şöyle buyurdu :
- Dün kü gün oruç tuttun mu ? . Cüveyriey :
- Hayır tutmadım, dedi. Resulullah s.a.v :
- Peki yarın tutmak istiyor musun ? dedi. Cüveyriye :
- Hayır, tutmayacağım, deyince Resulullah s.a.v :
- Öyleyse orocunu boz, buyurdu. “
Buhari : 4.c.1851.s – Ebu Davud : 3.c.2422.n
“ … Muhammed b. Abbad şöyle dedi : Ben Cabir r.a ya Nebi s.a.v Cuma günü oruç tutmayı nehyetti mi ? diye sordum. Cabir : Evet, nehyetti, dedi.”
Buhari : 4.c.1850.s - Müslim : 1143/146 - İbni Mace : 1724 - Ahmed : 13157-14359) Albani : 6963- S. Cami
CUMARTESİ GÜNÜ ORUÇ TUTULMAZ HADİSİ VE İZAHI
“ … Yezid es-Samma r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Üzerinize farz olan orucun dışında - özel olarak - Cumartesi günü oruç tutmayın. Biriniz şayet - yiyecek - bir şey bulamaz sadece üzüm çubuğu veya ağaç dalı bulursa onu çiğnesin - ve o gün sakın oruç tutmasın - .”
Ebu Davud (2421) Tirmizi (744) Darimi (2/19) İbni Mace (1726) İbni Hibban (3615-el-İhsan) İbni Huzeyme (2164) Beyhaki (4/302) Beğavi (1806-eş-Şerh) Hakim (1/435) Ahmed (6/368) Albani (960-el-irva)
Ebu Davud : Bu hadis mensuhtur der. 3.c.2422.n
“ … Kureyb r.a der ki : Ashabtan bir cemaat beni Ümmü Seleme r.anha’nın yanına göndererek, Resulullah’ın en çok hangi günlerde oruç tuttuğunu sordurdular. Ümmü Seleme de ; Cumartesi ve Pazar günleri diye cevap verdi ve sonra da dedi ki : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Cumartesi ve Pazar günleri müşriklerin bayram günleridir. Onun için ben onlara muhalefet etmek isterim. “
İbni Hibban : 5.c.3638.n – Beyhaki : 6.c.8582.n - Buluğu’i Meram : 2.c.467.s
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
NAFİLE ORUCA TEŞVİK
“ … Ebu Said el Hudri r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’den şöyle buyurdu : Herkim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa Allah onun yüzünü yetmiş harif - yıl - ateşten uzaldaştırır.”
Buhari : 2840-Ter: 2680 - Müslim : 1153 Nesei : 2248 - Tirmizi : 1623 - İbni Mace : 1717 -İbni Huzeyme : 2113 - Darimi : 2/203 - Ebu Yağla : 1257) Beyhaki : 4/296-9/173) Beğavi (1811) Tayalisi (2187) Ahmed : 3/83- 26-45) Albani : 6332-S. Cami
RAMAZAN AYININ HARİCİNDE HİÇBİR AY’DA TAM OLARAK ORUÇ
TUTULMAZ
“ … Aişe r.anha şöyle dedi : Resulullah s.a.v oruç tutardı. Hatta biz hiç iftar etmeyecek derdik. - Bazen de - çok iftar ederdi. Hatta biz hiç oruç tutmayacak derdik. Ben Resulullah s.a.v’in ramazandan gayri bir ayın orucunu tam olarak tuttuğunu görmedim. Şaban ayındaki kadar da içerisinde çok oruçlu olduğu bir ayı görmedim.”
Buhari : 1969-Ter : 1835) Müslim (1157/175) Malik (1/309) Ebu Davud (2434) Nesei (2350) Tirmizi (768) İbni Hibban (3648-el-İhsan - Beyhaki (4/292 - 94) Beğavi : 1776-eş-Şerh) Ahmed (6/107-189)
“ … İbni abbas r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v ramazandan gayri hiçbir ayda tamamen oruç tutmadı. - Bazen - çok oruç tutardı. Hatta bir kimse : Hayır, vallahi Resulullah hiç iftar etmeyecek derdi. - Bazen de - çok iftar ederdi. Hatta bir kimse : Hayır, vallahi Resulullah hiç oruç tutmayacak derdi.”
Buhari : 197 Müslim : 1157/178)
AŞURE GÜNÜ ORUC TUTMAK
“ … Er-Rübeyyi b. Muavviz r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v aşure gününün sabahında Ensar köylerine : Her kim iftar ederek sabahladı ise günün kalan kısmında oruç tutsun. Herkim de oruçlu olarak sabahladı ise orucuna devam etsin, diye haber gönderdi. Binti Muavviz şöyle dedi : Biz bundan sonra aşure orucunu tutardık....”
Buhari : 1960-Ter:1827 - Müslim : 1136/136-137 - Ahmed (6/359-360)
“ … el-Hakem b. A’rec şöyle dedi : İbni abbas ridasını yastık yapmış zemzemin yanında ona yaslanmış bir halde iken yanına yardım ve : Bana aşure orucunu haber ver dedim. İbni Abbas : Muharrem ayının hilalini gördüğünde saymaya başla ve dokuzuncu gün oruçlu ol, dedi. Ben : Resulullah s.a.v aşure orucunu böyle mi tutardı, dedim. İbni Abbas : Evet dedi. ”
Müslim : 1133/132 - Beyhaki : 4/287
“ … Aişe r.anha şöyle dedi : Cahiliye de Kureyş aşure günü oruç tutardı. Resulullah s.a.v de aşure orucunu tutardı. Medine’ye geldiğinde de aşure orucunu tuttu ve ashabına onu emretti. Ramazan orucu farz kılınınca aşure günü oruç tutmayı terk etti. Bundan sonra dileyen onu tuttu, dileyen de tutmadı.”
Buhari : 2002-Ter: 1859 - Müslim (1125/113) Malik (1/299) Ebu Davud (2442) Tirmizi (753 Beyhaki (4/288) Abdurrezzak ( 7844-7845 ) Ahmed (6/162)
HER AY’DAN ÜÇ ORUÇ TUTMAK
“ … Ebu Katade r.a şöyle dedi : “...Resulullah Saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Her aydan üç gün oruç ve bir de ramazandan ramazana oruç tutmak, işte bu zamanın tamamını oruçlu geçirmek gibidir.”
Müslim : 1162/196 - Ebu Davud (2425-2426) Nesei (2386) İbni Hibban (3639-3642-el-İhsan) İbni Huzeyme (2117) Beyhaki (4/286-293) Begavi (1 789-eş-Şerh) Ahmed (5/297-208-311) Albani (952-el-İrva)
“ … Milhan el-Kaysi r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v Eyyamu’l-Beydayın on üçü, on dördü, on beşi günlerinde oruç tutmamızı bize emrederdi. Milhan şöyle dedi : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem : Bu günlerdeki oruç sene orucu gibidir, derdi.”
Ebu Davud : 2449) Nesei (2431) İbni Hibban (946-el-Mevarid) Beyhaki (8442) Ahmed (5/27-28) Albani (4/94- es-Sahiha)
ŞEVVAL AYINDA ORUÇ TUTMAK
“ … Ebu Eyyub el-Ensari r.a’dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim ramazan orucunu tutar sonra ona şevval ayından altı gün - oruç tutarak - eklerse bu sene orucu tutmuş gibidir.”
Müslim (1164/204) Ebu Davud (2433) Tirmizi (759) İbni Mace (1716) Darimi (2/12) İbni Ebi Şeybe (2/509/1) - İbni Hibban (3634-el-İhsan) İbni Huzeyme (2114) Bezzar (1 062-el-Keşfi Beyhaki (4/000) Beğavi(1 78-eş-Şerh) - Tayalisi (594) Abdurrezzak (7918) Ahmed (5/41 7-419) Albani (950-el-İrva)
MUHARREM AYINDA ORUÇ TUTMAK
“ … Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Ramazan orucundan sonra orucun en faziletlisi, Allah’ın ayı olan Muharrem ayı orucudur.”
Müslim (1153/202) Ebu davud (2429) Nesei (1612) Tirmizi (438-740) İbni Mace (1742) Darimi (2/21) İbni Hibban (3636-el-İhsan) İbni Huzeyme (2076) İbni Abdul Berr (6488-el-Isiizkar) Beyhaki (4/291) Beğavi(1 788-eş-Şerh) Ebu Yağla (6395) Ahmed (2/303-329) Albani (951-el-İrva)
ŞABAN AYINDA ORUÇ TUTMAK
“ … Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor : " Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, " Bu ay hiç yemiyecek '' derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, " Bu ay hiç tutmayacak '' derdik. Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda, şâban ayında tuttuğundan daha fazla oruç tuttuğunu da görmedim. “
Buhari : 1969) Müslim(1156) Muvatta(1/309) Ebu Dâvud(2431,2434) Tirmizi(736) Nesâi(4/199)
PAZARTESİ VE PERŞENBE GÜNLERİ ORUÇ TUTMAK
“ … Nebi s.a.v’in bazı zevcelerinden şöyle rivayet edildi : Nebi s.a.v zilhicce ayının dokuzunda, aşure gününde, her aydan üç gün ve ayın ilk pazartesi ile per-şembe günlerinde oruç tutardı.”
Ebu Davud : 2437.N
“ … Usame b. Zeyd r.a nun azatlısı şöyle tahdis etti. Usame’ye ait bir malı istemek için Usame ile birlikte Vadi’l-Kura’ya gittik. Usame pazartesi ve perşembe günleri oruç tutuyordu. Azatlısı Usame’ye : Sen yaşlı bir adamsın, neden pazartesi ve perşembe günlerinde oruç tutuyorsun ? dedi. Usame şöyle dedi : Resulullah s.a.v pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı. Resulullah’a bu günleri niçin oruçlu geçirdiği sorulduğunda Resulullah : Kulların amelleri - Allah’a - pazartesi ve perşembe arz olunur, buyurdu.”
Ebu Davud (2436) Nesei (2357- 2360 - Darimi (2/19-20) Beyhaki (4/293) İbni Ebi Şeybe (2/458/8) Tayalisi (632) Ahmed (5/200-204-208) Albani (948-el-İrva) - Tirmizi (745) İbni Hibban (3643-el-İhsan) İbni Huzeyme (2116)
AREFE GÜNÜNDE ORUÇ TUTMAK
“ … Ebu Katade r.a dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah’ın Arafe günü tutulan orucu, ondan önceki seneye ve ondan sonraki seneye kefaret etmesini umarım. ”
İbni Mace : 1730) Müslim : 1162/197) Ebu Davud : 2425-2426 - Beyhaki : 4/286-293-300) Ahmed (5/297) Albani (952-el-İrva)
NAFİLE ORUÇ İÇİN GÜNDÜZDEN NİYET ETME VE İSTENİRSE ORUCU
BOZMA BABI
“ … Ümmü Hani r.anha dan : Resulullah s.a.v onun yanına girdiğini ve içecek - bir şey - istediğini söyledi. Sonra Ümmü Hani şöyle dedi : Resulullah s.a.v ondan içti ve bana verdi. Ben de içtim ve : Ya Resulallah, ben oruçlu idim dedim. Resulullah s.a.v : Tatavvu - yani nafile - orucu tutan kimse kendi nefsinin emini - veya emin - dir. Dilerse oruç tutar, dilerse iftar eder’ buyurdu.”
Tirmizi : 735-Ter: 728 – Dare kutni : 2/175 - Hakim : 1599 - Beyhaki : 8349 - Albani : 4/135-136-el-İrva) – 3854 - S. Cami
“ … Müminlerin annesi Aişe r.anha şöyle dedi : Resulullah s.a.v bana bir gün :
- Ya Aişe, yanınızda.yiyecek bir şey var mı ? buyurdu. Ben :
- Hayır ya Resulallah, yanımızda yiyecek bir şey yok dedim. Resulullah :
- O halde ben orucum, dedi ve dışarı çıktı. Müteakiben bize bir şey hediye edildi veya ziyaretçiler bir şey getirdi. Resulullah s.a.v geri döndü. Ben :
-Ya Resulallah, bize bir hediye geldi veya ziyaretçiler bir şey getirdi. Ondan sana bir parça sakladım dedim. Resulullah s.a.v :
- O nedir ? buyurdu. Ben :
- Hays yemeğidir, dedim. Resulullah s.a.v :
- Onu getir, dedi. Ben onu getirdim, Resulullah s.a.v ondan yedi sonra : Ben oruçlu olarak sabahlamıştım, buyurdu.”
Müslim : 1154/169) Ebu Davud (2455) Nesei (2329) Tirmizi (733) Dare kutni (2/176/21) Beyhaki (4/275)Beğavi (1645-eş-Şerh) İbni Huzeyme (2141-2142) Ebu Yağla (3628-4563) Abdurrezzak (7793) Ahmed (6/49-207) Albani (965-el-İrva)
KIŞIN TUTULAN ORUÇ KOLAY ELDE EDİLEN GANİMET GİBİDİR
“ … Amir b. Mesud r.a den Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Kış orucu, soğuk ganimettir. - yani kolay elde edilen ganimettir -”
Tirmizi : 801-Ter : 794 - İbni Ebi Şeybe : 2/511/1 - Beyhaki : 4/335 - Ahmed (4/335) Albani : 1922- es - Sahiha
Y A S A K L A N A N O R U Ç G Ü N L E R İ
RAMAZANI KARŞILAMA ORUCU YOKTUR
“ … Ebu Hureyre r.a den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden hiç kimse bir gün veya iki gün önce oruç tutarak ramazanın önüne geçmesin. Ancak devamlı oruç tutan kimse olursa bu kimse tutsun. ”
Buhari (1914-Ter: 1783) Müslim (1082/21) Ebu Davud (2335) Nesei (4/149) Tirmizi (685) Darimi (2/4 - İbnu Carud (378) İbni Mace (1650) İbni Ebi Şeybe (2/439/2) İbni Hibban (3586-el-İhsan) Beyhaki (4/207-208) Beğavi (1 718-eş-Şerh) Tayalisi (2361) Abdurrezzak (7315) Ahmed (2/438-497) Albani (2398-es-Sahiha)
HER GÜN ORUÇ TUTMAKTAN NEHY
“ … Abdullah b. Amr r.a dedi ki : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana : Ya Abdullah, senin gündüz oruç tutup geceleri namaz kıldığın bana haber verilmedi mi ? sanıyorsun, buyurdu. Ben :
- Evet, ya Resulallah, öyledir dedim. Resulullah :
- Öyle yapma, bazı günler oruç tut bazı günler oruç tutma. Gecenin bir kısmanda namaz kıl bir kısmında yat uyu. Çünkü, muhakkak senin üzerinde bedeninin bir hakkı vardır ; gözlerinin senin üzerinde bir hakkı vardır ; eşinin senin üzerinde bir hakkı vardır ; ziyaretçilerinin de senin üzerinde bir hakkı vardır. - Her aydan üç gün oruç tutmak sana yeterlidir. Çünkü her bir oruç karşılığına sana on misli ecir verilecektir. İşte bu bütün senenin orucudur, buyurdu. Abdullah şöyle dedi : Ben kendi aleyhime ibadette şiddet yaptıkça bana şiddetlendirildi. Ben :
- Ya Resulallah ! Ben ibadet için kendimde kuvvet buluyorum dedim.Resulullah s.a.v :
- O halde Allah’ın nebisi Davud a.s gibi oruç tut, buyurdu. Ben :
- Allah’ın nebisi Davud’un orucu nasıldır ? dedim. Resulullah :
- Senenin yarısıdır, buyurdu. Abdullah yaşlanıp kendinde eski kuvvet kalmayınca: Ah keşke Nebi s.a.v’nin verdiği ruhsatı kabul etseydim, der dururdu.”
Buhari : 1975-Ter : 1840 – 1131 - Müslim : 1159/181 - Ebu Davud : 1389 - Nesei : 2390-2392 - Ahmed : 2/194-200 - Albani : 2015-el-İrva
BAYRAM GÜNLERİNDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHY
“ … Ömer b. el-Hattab r.a şöyle dedi : Bu iki bayram günlerinde Resulullah s.a.v oruç tutmayı nehyetti. İlki orucunuzu açtığınız ramazan bayramı gününüz, diğeri ise kurbanımzdan yediğiniz kurban bayramı gününüzdür.”
Buhari : 1990-Ter:1 773 - Müslim (1137/138) Malik (1/178/5) Humeydi (8) İbni Ebi Şeybe (2/514/1) Ebu Davud : 2461) Tirmizi (771) İbnu Carud (401) İbni Mace (1722) Beyhaki (4/29 7) Beğavi (1 795-eş-Şerh) Ebu Yağla : 150-232-238) Ahmed (1/24-34-40) Albani (4/127)
TEŞRİK GÜNLERİNDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHY
“ … Nubeyşetu’l-Huzeli r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Teşrik günleri yemek ve içmek günleridir - o günlerde oruç tutulmaz - ”
Müslim : 1141/1 44 - Ebu Davud : 2813 - Beyhaki : 4/297 - Albani İrva : 963
“ … Aişe ve İbni Ömer r.a dan şöyle dediler : Resulullah s.a.v teşrik günlerinde oruç tutmaya ruhsat vermedi. Ancak Kabe’ye götürecek hediye kurbanı bulamayan hacılar için üç gün oruca ruhsat verdi. ”
Buhari : 1997-1998, Ter:1857 – Dare kutni : 2/186 - Beyhaki : 4/298) Albani (964-el-İrva)
ÖZEL OLARAK CUMA GÜNÜ ORUÇ TUTMAKTAN NEHY
“ … Ebu Hureyre r.a den. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Sizden hiç kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak Cuma’dan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutarsa bu müstesnadır.”
Buhari : 4.c.1850.s - Müslim : 3.c.1144/147.n - Ebu Davud : 2420.n - Tirmizi (743) İbni Mace (1723) İbni Ebi Şeybe : 2/459/1) İbni Hibban (3614-el-İhsan) İbni Huzeyme (2158) Beyhaki (4/302 – Tayalisi : 2595) Abdurrezzak (7805) Ahmed (2/495) Albani (959-el-İrva - 7730-S. Cami)
“ … Ebu Eyyub el Ensari r.a den. O da Resulullah s.a.v’in zevcesi Cüveyriye r.anha dan. Der ki : Bir Cuma günü Cüveyriye oruçlu iken Peygamber s.a.v onun yanına girdi de şöyle buyurdu :
- Dün kü gün oruç tuttun mu ? . Cüveyriey :
- Hayır tutmadım, dedi. Resulullah s.a.v :
- Peki yarın tutmak istiyor musun ? dedi. Cüveyriye :
- Hayır, tutmayacağım, deyince Resulullah s.a.v :
- Öyleyse orocunu boz, buyurdu. “
Buhari : 4.c.1851.s – Ebu Davud : 3.c.2422.n
“ … Muhammed b. Abbad şöyle dedi : Ben Cabir r.a ya Nebi s.a.v Cuma günü oruç tutmayı nehyetti mi ? diye sordum. Cabir : Evet, nehyetti, dedi.”
Buhari : 4.c.1850.s - Müslim : 1143/146 - İbni Mace : 1724 - Ahmed : 13157-14359) Albani : 6963- S. Cami
CUMARTESİ GÜNÜ ORUÇ TUTULMAZ HADİSİ VE İZAHI
“ … Yezid es-Samma r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Üzerinize farz olan orucun dışında - özel olarak - Cumartesi günü oruç tutmayın. Biriniz şayet - yiyecek - bir şey bulamaz sadece üzüm çubuğu veya ağaç dalı bulursa onu çiğnesin - ve o gün sakın oruç tutmasın - .”
Ebu Davud (2421) Tirmizi (744) Darimi (2/19) İbni Mace (1726) İbni Hibban (3615-el-İhsan) İbni Huzeyme (2164) Beyhaki (4/302) Beğavi (1806-eş-Şerh) Hakim (1/435) Ahmed (6/368) Albani (960-el-irva)
Ebu Davud : Bu hadis mensuhtur der. 3.c.2422.n
“ … Kureyb r.a der ki : Ashabtan bir cemaat beni Ümmü Seleme r.anha’nın yanına göndererek, Resulullah’ın en çok hangi günlerde oruç tuttuğunu sordurdular. Ümmü Seleme de ; Cumartesi ve Pazar günleri diye cevap verdi ve sonra da dedi ki : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Cumartesi ve Pazar günleri müşriklerin bayram günleridir. Onun için ben onlara muhalefet etmek isterim. “
İbni Hibban : 5.c.3638.n – Beyhaki : 6.c.8582.n - Buluğu’i Meram : 2.c.467.s
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Rasule İtaat..
13:45
İNANAN BİR KİMSENİN PEYGAMBERİNE KARŞI ÜMMET
KİMLİĞİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Şüphesiz ki inanan bir kimsenin Allah’a karşı kulluk kimliğinin sayfa-larında yazılı olan hususlardan bir tanesi de, kendilerine gönderilen peygamberleri ile alakalı ümmet kimliğidir.
Kişinin Peygamberine karşı sağlıklı bir ümmet kimliği nasıl olmalıdır denildiği zaman da, bunun her şeyden önce, onun risaletini kabul edip ve getirdiği her şeye - gücü nisbetinde - ittiba etmesi demektir. Başka bir ifadeyle ; itikadını, amelini ve ahlaki değerlerini onun risaletinden alıp, onlar doğrultusunda hayat yaşayan kimse demektir.
Çünkü onun için örnek ve önder olarak gönderilen Peygamber bir söz-lerinde şöyle buyurmaktadır :
"..... عن عبدالله بن عمرو قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : لا يؤمن أحدكم حتى يكون هواه تبعا لما جئت به
{ ....... Abdullah İbn Amr b. El- As r.a’dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : “ Heva ve arzusu benim getirdiğime tabi olmadıkça,sizden hiç biri-niz iman etmiş olamazsınız “ }
İBNİ EBİ ASIM ES-SÜNNE : 1.C.15.N
İşte çağrısına icabet edildiği zaman kurtuluşa ereceğimiz Muham-med s.a.v’e karşı müslümanın ümmet kimliğinin ana hattıyla böyle olmalıdır. Yani,davetine icabet edip onun yürüdüğü yolda yürümektir.
Allah’u Azze ve Celle, kendisine kulak verip çağrısına icabet edenleri Cennet’le müjdelemiş, davetinden yan çizip uzaklaşanları ise Cehennem’le korkutmuştur.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
( Muhammed sizin adamlarınızdan birinin babası değil, fakat Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.)
AHZAB.40.AY.
وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا
“ Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. “ NUR.54.AY.
Allah’u Azze ve Celle,inandığını söyleyenlerin peygamberlerine karşı ümmet kimliklerinin istenildiği manada gerçekleşmesi için,ona mutlaka her konuda itaat etmeleri gerektiğini zikretmiştir… Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
ALLAH C.C RESULÜ’NE İTAATİ EMRETMEKTEDİR
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
( Andolsunki Allah ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve Ahiret gününü umar olanlar ve Allah’ı çok zikreden kimseler için pek güzel bir örnek vardır.)
AHZAB.21.AY.
وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَاب
( ……. Resul size neyi verdiyse , onu alın ; sizi neden nehyetti ise, ondan da sakının .Allah’tan korkun, şüphesiz Allah’ın azabı çok çetindir. )
HAŞR.7.AY.
( Allah’ın davetçisine icabet edin ve ona iman edin ki Allah, sizin için günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi o acı azaptan korusun.
AHKAF.31.AY.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ “وَآمِنُوا بِرَسُ ولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِ و َيَجْعَل لَّكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيم
( Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp korkun ve O'nun elçisine iman edin, ki size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. )
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُون
( Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin.Bilin ki muhakkak Allah,kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız. )
ENFAL : 24.AY.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنتُمْ تَسْمَعُو
( Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin. )
ENFAL :20.AY.
( De ki : " Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, artık onun sorumluluğu kendisine yüklenen - tebliğ vazifesidir -, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. - Yani ona itaat etmenizdir - Eğer ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir."
NUR : 54.AY.
( Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. )
AHZAB.36.AY.
Allah u Azze ve Celle bu ve bununla eş manalı daha bir çok Ayet’i kerimelerde Resulüne imanı , itaatı ve onun getirdiklerine ittiba etmeyi açıkça emretmektedir.
Ayrıyeten,Resulünün davetine uyanların ancak doğru yolu bulacak-larını ve ona uyanların ancak kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir.
Çünkü inanan bir kimse için yolunun, inancının ve amelinin örnek alınacağı tek şahsiyet Allah’ın resulüdür. Bunun böyle oluşunun sebebi, şüphesiz ki onun vahye dayalı bir yol izlediğinden dolayıdır.
Yani,Allah resulü s.a.v’in dinle alakalı bütün inanç ve amelleri, Allah’tan kendisine vahyedilen şeyler olduğundan dolayıdır.
Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmaktadır :
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَ إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
( O, heva ve arzusundan konuşmaz. Onun söyledikleri, yalnızca ken-disine ilka edilen bir vahiy’dir. )
NECM.3-4.AY.
إِنْ أَتَّبِع إِلَّا مَا يُوحَى إِلَي
( Ben, ancak bana vahyolunana uyarım ………)
AHKAF.9.AY.
Dolayısiyle,Resule itaat etmenin Allah’a itaat etmek olduğu gayet açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
RESULE İTAAT ALLAH’A İTAATTİR
Rabbimiz Resulüne itaati kendine itaat olarak kabul etmiştir. O, kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَاللّهَ
( Her kim Resule itaat ederse,o aslında Allah’a itaat etmiş olur…… )
NİSA.80.AY.
Yine bir Ayet’i celilesinde buyurduğu gibi :
إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ
( Gerçek olan şudur ki, sana beyat edenler, aslında Allah’a beyat etmişlerdir…….)
FETH .10.AY.
Allah Resulü s.a.v ise bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :
( ….. Ebu Hureyre r.a dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir. Bana karşı gelip isyan eden de, Allah’a isyan etmiştir ……)BUHARİ : 15. 6986.S - MÜSLİM : 6 . 1829. N
Hulasa, Resule itaat Allah’a itaattir. Dolayısiyle şuurlu ve basiretli bir müslümanın peygamberine karşı ümmet kimliğinde, bu itikadın yerleşmesi gerekir…. Bununla beraber kul, Resule itaat etmenin Allah’ı sev-menin açık bir isbatı olduğunu da çok iyi idrak etmesi gerekir.
ALLAH’I SEVMENİN İSBATI RESULE İTAATTİR
Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
( Deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki,Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafur dur,Rahim’dir. )
ALİ İMRAN.31.AY.
Bu ayet’in mesajına göre,Allah’ı sevmenin isbatı,O’nun resulüne itaat etmektir. Başka bir ifadeyle : Allah’ı sevdiğini iddia ettiği halde, O nun resulünün yolunda olmayan, ona ittiba etmeyen, onun metoduna ve menhecine uymayan her kişi, bu sözünde yalancıdır. Yani Allah’ı sevme sözünde yalan söylemektedir.
Çünkü seven sevgisini, sevdiğine itaatiyle ortaya koyup isbat etmesi gerekir. Dolayısiyle, bu ve emsali delillerden hareketle Kur’an ve sünnet teki zikri geçen sevgi ifadeleri itaat manasında anlaşılması gerekir.
Müslümanın Peygamberine layık ümmet olma kimliğinde yazılı olan önemli şeylerden bir tanesi de ; İhtilafa düştüğü her meselede onun hakemliğine başvurma mecburiyetindedir.
Diğer bir ifadeyle ; Resulullah s.a.v’i örnek ve önder edinmenin gerek-lerinden birisi de, ihtilaf anında onun hakemliğine baş vurup, onun koy-duğu hükümlere itiraz etmeden tam bir teslimiyet göstermektir…. Bakınız Rabbimiz kerim kitabında ne buyurmaktadır :
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُر ِيدُو نَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيداً
( Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. "NİSA.60.AY.
فَإِن تَنَازَ عْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً
( ……….. Eğer bir mevzuda ihtilafa düşerseniz;Allah’a ve Ahiret gününe iman etmiş iseniz onu,Allah’a ve Resulüne havale edin.Bu daha iyi ve sonuç iti-bariyle de daha güzeldir. )
NİSA.59.AY.
فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجاً مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيما
( Hayır ! Rabbine andolsun ki, onlar aralarındaki çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar )
NİSA.65.AY.
إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
( Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. "NUR.51.AY.
İşte Rabbimizin zikredilen bu Ayet’i kerimeleri delalet ediyor ki ; inan- dığını söyleyen insanların, gerek dinin usulüne dair meselelerde ve gerekse dinin furuuna dair ihtilafa düştükleri meselelerde Kur’an’a ve Sünnet’e muracaat etme mecburiyetindedirler.
Allah’u Taala “ Eğer Allah’a ve Ahiret gününe iman etmiş iseniz böyle yapın “ buyurarak,meselenin önemine işaret edip ve bu şekildeki hareketin, Allah’a ve Ahiret gününe imanın iktizasından olduğunu beyan etmiştir.
Ve yine Rabbimiz,kendi mukaddes zatına yeminle ifade ediyor ki; bütün işlerde Resulünü hakem tayin etmedikçe hiçbir fert iman etmiş olamaz. Çünkü, onun vahye dayalı olarak verdiği hükümler, gizli ve açık,içten ve dıştan her zaman bağlanılması vacip olan hak ve gerçeklerdir.Bundan dolayıdır ki Allah’u Azze ve Celle zikri geçen Ayet’te :
( … Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinden bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen o hükme teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar. ) buyurmaktadır.
Ve yine dikkat ettiyseniz,muhakeme için Allah’ın kitabına ve Resulünün sünnetine davet olunanların sözlerinin ; işittik ve itaat ettik demeleri ve bu şekilde davrananların ise, kurtuluşa eren mü’minler olduğu beyan edilmektedir.
Yani, mü’minler haklarında verilen hükmün karşısında ; bir mudafa, bir munakaşa ve bir karşı koyma göstermeksizin …” biz bu hükmü işittik ve buna teslim oluyoruz “ demelerinin gerektiği anlatılmaktadır…. İşte basiretli bir Muhammed ümmeti olmak bunu gerektirmektedir.
Değerli Müslümanlar ! inanan bir kimsenin unutmaması gereken hususlardan bir taneside,ümmeti olduğunu söylediği resulün getirdik-lerine muhalefet ettiğinde, başına bir takım bela ve musibetlerin gele-bileceğine inanmasıdır.
Çünkü bilinen bir gerçektir ki,hayırlı şeylerle meşkuliyet insanın güzel şeylerle karşılaşmasına vesile olduğu gibi,kötü ve çirkin şeylerle meşkul olmakta insanın bir takım fitne ve musibetlerle karşılaşmasına vesile olur.
Başka bir ifadeyle ; Allah’a ve Resulüne itaat etmek,güzelliklerin celbine vesile olduğu gibi, muhalefet edip isyan etmekte, musibet ve belaların celbine vesile olur.
Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında, özellikle resulüne muhalefet ile alakalı bir Ayet’i celilesinde şöyle buyurmaktadır :
فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
( ……… O’nun emrine muhalefet edenler,kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar. )
NUR.63.AY.
( … Ebu Hureyre r.a dan ; dedi ki : Resulullah s.a.v’i şöyle buyururken dinledim : Size neyi yasakladıysam ondan uzak durunuz,size neyi emretti isem ondan da gücünüzün yettiğini yapınız. Şüphe yok ki sizden öncekileri helak eden şey, çok çok soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleridir. )
BUHARİ . 15.C.7151.S
( … İbn Ömer r.a dan ; Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Ben kıya-metin önünde kılıçla gönderildim.Benim rızkım mızrağımın gölge-sinde kılındı. Zillet ve cizye ödemek, emrime muhalefet edenlerin üzerine kılındı…….)
BUHARİ .6 .C.2733.S
( … Abdullah İbn Ömer r.a dan; Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Her işin bir canlı dönemi vardır.Her canlılığında bir sukunet dönemi vardır. Benim sünnetimde sükun bulan hidayete ermiştir, süne-timden başka şeyde sükun bulan kişi de helak olmuştur. )
CAMİU’S-SAĞİR.2.C.1352.N
Bu ve emsali delillerin ortaya koyduğu mesajdan da anlaşıldığı gibi, Allah resulü s.a.v in emrine, yoluna , menhecine muhalefet eden bir kimsenin mutlaka başına bir takım musibet ve belaların gelmesi kaçı-nılmazdır…. Müslümanın bu hususta uyanık olacağı gibi, resulullah s.a.v’e karşı sergileyeceği her muhalefetin de, cürmünün büyüklüğüne göre amellerini iptal edeceği hususudur. Yani Müslüman bu hususta da uyanık olması gerekir.
ALLAH RESULÜNE MUHALEFET ETMEK, AMELLERİ İPTAL EDER
Çünkü İslam’ın bilinen kurallarından bir diğeri de ; İyilikler nasıl ki kötülükleri siliyor ise,kötülükler de iyilikleri siler,kuralıdır.
Başka bir ifadeyle ; Allah’a ve resulüne itaat etmek günahların affına sebeb olduğu gibi, muhalefet edip isyan etmekte amellerin iptaline sebep olur.
Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا َعْمَالَكُمْ
( Ey İman edenler! Allah’a itaat edin,Resulüne itaat edin ve amel-lerinizi iptal etmeyin. )
MUHAMMED.33.AY.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
( Ey iman edenler,seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükselt-meyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin ; yoksa siz farkında olmadan, amelleriniz boşa gider. )
HUCURAT : 2.AY.
Bu Ayet’i celilede de anlatıldığı gibi ; Allah resulü s.a.v bir şeye hük-mettiği zaman, artık hiçbir müslümanın ona muhalefet etmesi, görüşünü ve kanaatini onun hükmüne tercih etmesi, veyahutta bir başkasının görü-şünü ve içtihadını - çeşitli tevillerle de olsa - ona tercih etmesi asla mümkün değildir…..Müslüman olmak demek ; kendi düşünce,davranış ve seçme özgürlüğünü Allah ve resulüne teslim etmek demektir.
Çünkü hiçbir akıllı insan,iki zıt davranışı birleştirmeye kalkışmaz. Yani : “…Müslüman olmak veya müslümansa Müslüman kalmak isteyen kimse, mutlaka Allah ve resulünün Kur’an ve sünnetteki emir ve yasaklarına boyun eğmek zorundadır. Boyun eğmeğe tenezzül etmeyen kimse ise, müslüman olmadığını açıkça kabul etmelidir. Çünkü İslamiyet teslimiyet demektir…”
Bir başka ifadeyle; “…..Ben müslümanım deyipte,teslimiyetini Allah’a ve resulüne değilde, başka şeylere gösteren kimse, bu sözü ile yalan söylediğini kabul etmesi gerekir… “ Çünkü isim ile müsemma arasında bir uyum yoktur.Yani,müslümanım diyor ama islama teslimiyeti yoktur.
Ve netice olarak değerli kardeşlerim ! şunu kesinlikle unutmayalım ki ; Allah resulü s.a.v in yolunda yürümeyenler,onun metod ve menhecini kendilerine metod ve menhec edinmeyenler, - diğer bir ifadeyle - Allah’ın dinini onun anladığı ve yaşadığı gibi anlayıp yaşamayanlar, kıyamet gününde büyük bir pişmanlık içerisinde olacaklardır.
Rabbimiz kerim kitabında, resulünün yolunda gitmeyenlerin nasıl rezil ve rüsvay olacaklarını şöyle haber vermektedir :
يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا رَبَّنَا آتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا
“ Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki : " Eyvahlar olsun bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve keşke Resûl'e itaat etseydik."
Ve yine dediler ki : " Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular."
" Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet ile onlara lanet et. )
AHZAB : 66.67.68.AY.
Ve yine Furkan suresinde de anlatıldığı gibi, Allah resulü s.a.v in takip etmiş olduğu metodunu ve menhecini kendilerine metod ve menhec edinmeyenler bu pişmanlıklarını şöyle dile getirmektedirler :
ً وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا
( O gün - Allah’a ve resulüne itaat etmeğerek kendisine - zulmeden kimse ellerini ısırarak şöyle der : ” Ahhh keşke peygamberle beraber bir yol edinmiş olsaydım . Yazıklar olsun bana, ne olurdu falanı filanı kendime dost edinmeseydim . Çünkü o, bana gelen – Kur’an ve Sünnet – zikrinden beni saptırdı. Zaten şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakandır . )
FURKAN : 27.28.29.AY.
İşte değerli kardeşlerim ! basiretli bir müslümanın Muhammed Mus-tafa’ya karşı olgun bir ümmet olma keyfiyetini İslam böyle anlatmaktadır.
Dolayısiyle,kim bu hususta rabbisini razı etmek istiyorsa, - ki bunların hepsi de Allah’a kulluk kimliği dahilinde olan şeylerdir - Resu-lullah’ın getirmiş olduğu şeylere ittiba etmesi,onları kabulde herhangi bir sıkıntı duymaması,ihtilafa düştüğü dini konularda onun sünnetine muracaat etmesi, muhalefet ettiği zaman bir takım musibet ve belaların kendisine isabet etmesinden korkması ve hasseten de isyan ettiği her hususun, cürmüne göre amellerini iptal etmesinden korkması gerekir.
Öyleyse Rabbimizden niyazımız ;
HENÜZ HAYAT SERMAYESİ ELİMİZDE İKEN , BİZLERİ RESULÜNÜN YOLUNA, METODUNA VE MENHECİNE HAKKIYLA İTTİBA EDEN KULLA-RINDAN OLMAMIZI NASİP EYLESİN
AMİN ….
VELHAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
KİMLİĞİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Şüphesiz ki inanan bir kimsenin Allah’a karşı kulluk kimliğinin sayfa-larında yazılı olan hususlardan bir tanesi de, kendilerine gönderilen peygamberleri ile alakalı ümmet kimliğidir.
Kişinin Peygamberine karşı sağlıklı bir ümmet kimliği nasıl olmalıdır denildiği zaman da, bunun her şeyden önce, onun risaletini kabul edip ve getirdiği her şeye - gücü nisbetinde - ittiba etmesi demektir. Başka bir ifadeyle ; itikadını, amelini ve ahlaki değerlerini onun risaletinden alıp, onlar doğrultusunda hayat yaşayan kimse demektir.
Çünkü onun için örnek ve önder olarak gönderilen Peygamber bir söz-lerinde şöyle buyurmaktadır :
"..... عن عبدالله بن عمرو قال : قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : لا يؤمن أحدكم حتى يكون هواه تبعا لما جئت به
{ ....... Abdullah İbn Amr b. El- As r.a’dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : “ Heva ve arzusu benim getirdiğime tabi olmadıkça,sizden hiç biri-niz iman etmiş olamazsınız “ }
İBNİ EBİ ASIM ES-SÜNNE : 1.C.15.N
İşte çağrısına icabet edildiği zaman kurtuluşa ereceğimiz Muham-med s.a.v’e karşı müslümanın ümmet kimliğinin ana hattıyla böyle olmalıdır. Yani,davetine icabet edip onun yürüdüğü yolda yürümektir.
Allah’u Azze ve Celle, kendisine kulak verip çağrısına icabet edenleri Cennet’le müjdelemiş, davetinden yan çizip uzaklaşanları ise Cehennem’le korkutmuştur.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيماً
( Muhammed sizin adamlarınızdan birinin babası değil, fakat Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.)
AHZAB.40.AY.
وَإِن تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا
“ Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. “ NUR.54.AY.
Allah’u Azze ve Celle,inandığını söyleyenlerin peygamberlerine karşı ümmet kimliklerinin istenildiği manada gerçekleşmesi için,ona mutlaka her konuda itaat etmeleri gerektiğini zikretmiştir… Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
ALLAH C.C RESULÜ’NE İTAATİ EMRETMEKTEDİR
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
( Andolsunki Allah ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve Ahiret gününü umar olanlar ve Allah’ı çok zikreden kimseler için pek güzel bir örnek vardır.)
AHZAB.21.AY.
وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَاب
( ……. Resul size neyi verdiyse , onu alın ; sizi neden nehyetti ise, ondan da sakının .Allah’tan korkun, şüphesiz Allah’ın azabı çok çetindir. )
HAŞR.7.AY.
( Allah’ın davetçisine icabet edin ve ona iman edin ki Allah, sizin için günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi o acı azaptan korusun.
AHKAF.31.AY.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ “وَآمِنُوا بِرَسُ ولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِن رَّحْمَتِهِ و َيَجْعَل لَّكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيم
( Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp korkun ve O'nun elçisine iman edin, ki size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. )
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُون
( Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü'ne icabet edin.Bilin ki muhakkak Allah,kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız. )
ENFAL : 24.AY.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ أَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنتُمْ تَسْمَعُو
( Ey iman edenler, Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Siz de işitiyorken, ondan yüz çevirmeyin. )
ENFAL :20.AY.
( De ki : " Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, artık onun sorumluluğu kendisine yüklenen - tebliğ vazifesidir -, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. - Yani ona itaat etmenizdir - Eğer ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir."
NUR : 54.AY.
( Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır. )
AHZAB.36.AY.
Allah u Azze ve Celle bu ve bununla eş manalı daha bir çok Ayet’i kerimelerde Resulüne imanı , itaatı ve onun getirdiklerine ittiba etmeyi açıkça emretmektedir.
Ayrıyeten,Resulünün davetine uyanların ancak doğru yolu bulacak-larını ve ona uyanların ancak kurtuluşa ereceklerini bildirmiştir.
Çünkü inanan bir kimse için yolunun, inancının ve amelinin örnek alınacağı tek şahsiyet Allah’ın resulüdür. Bunun böyle oluşunun sebebi, şüphesiz ki onun vahye dayalı bir yol izlediğinden dolayıdır.
Yani,Allah resulü s.a.v’in dinle alakalı bütün inanç ve amelleri, Allah’tan kendisine vahyedilen şeyler olduğundan dolayıdır.
Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmaktadır :
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَ إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
( O, heva ve arzusundan konuşmaz. Onun söyledikleri, yalnızca ken-disine ilka edilen bir vahiy’dir. )
NECM.3-4.AY.
إِنْ أَتَّبِع إِلَّا مَا يُوحَى إِلَي
( Ben, ancak bana vahyolunana uyarım ………)
AHKAF.9.AY.
Dolayısiyle,Resule itaat etmenin Allah’a itaat etmek olduğu gayet açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
RESULE İTAAT ALLAH’A İTAATTİR
Rabbimiz Resulüne itaati kendine itaat olarak kabul etmiştir. O, kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
مَّنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَاللّهَ
( Her kim Resule itaat ederse,o aslında Allah’a itaat etmiş olur…… )
NİSA.80.AY.
Yine bir Ayet’i celilesinde buyurduğu gibi :
إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ
( Gerçek olan şudur ki, sana beyat edenler, aslında Allah’a beyat etmişlerdir…….)
FETH .10.AY.
Allah Resulü s.a.v ise bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :
( ….. Ebu Hureyre r.a dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Bana itaat eden Allah’a itaat etmiştir. Bana karşı gelip isyan eden de, Allah’a isyan etmiştir ……)BUHARİ : 15. 6986.S - MÜSLİM : 6 . 1829. N
Hulasa, Resule itaat Allah’a itaattir. Dolayısiyle şuurlu ve basiretli bir müslümanın peygamberine karşı ümmet kimliğinde, bu itikadın yerleşmesi gerekir…. Bununla beraber kul, Resule itaat etmenin Allah’ı sev-menin açık bir isbatı olduğunu da çok iyi idrak etmesi gerekir.
ALLAH’I SEVMENİN İSBATI RESULE İTAATTİR
Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
( Deki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki,Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafur dur,Rahim’dir. )
ALİ İMRAN.31.AY.
Bu ayet’in mesajına göre,Allah’ı sevmenin isbatı,O’nun resulüne itaat etmektir. Başka bir ifadeyle : Allah’ı sevdiğini iddia ettiği halde, O nun resulünün yolunda olmayan, ona ittiba etmeyen, onun metoduna ve menhecine uymayan her kişi, bu sözünde yalancıdır. Yani Allah’ı sevme sözünde yalan söylemektedir.
Çünkü seven sevgisini, sevdiğine itaatiyle ortaya koyup isbat etmesi gerekir. Dolayısiyle, bu ve emsali delillerden hareketle Kur’an ve sünnet teki zikri geçen sevgi ifadeleri itaat manasında anlaşılması gerekir.
Müslümanın Peygamberine layık ümmet olma kimliğinde yazılı olan önemli şeylerden bir tanesi de ; İhtilafa düştüğü her meselede onun hakemliğine başvurma mecburiyetindedir.
Diğer bir ifadeyle ; Resulullah s.a.v’i örnek ve önder edinmenin gerek-lerinden birisi de, ihtilaf anında onun hakemliğine baş vurup, onun koy-duğu hükümlere itiraz etmeden tam bir teslimiyet göstermektir…. Bakınız Rabbimiz kerim kitabında ne buyurmaktadır :
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آمَنُواْ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُر ِيدُو نَ أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيداً
( Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. "NİSA.60.AY.
فَإِن تَنَازَ عْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللّهِ وَالرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً
( ……….. Eğer bir mevzuda ihtilafa düşerseniz;Allah’a ve Ahiret gününe iman etmiş iseniz onu,Allah’a ve Resulüne havale edin.Bu daha iyi ve sonuç iti-bariyle de daha güzeldir. )
NİSA.59.AY.
فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجاً مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيما
( Hayır ! Rabbine andolsun ki, onlar aralarındaki çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar )
NİSA.65.AY.
إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
( Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. "NUR.51.AY.
İşte Rabbimizin zikredilen bu Ayet’i kerimeleri delalet ediyor ki ; inan- dığını söyleyen insanların, gerek dinin usulüne dair meselelerde ve gerekse dinin furuuna dair ihtilafa düştükleri meselelerde Kur’an’a ve Sünnet’e muracaat etme mecburiyetindedirler.
Allah’u Taala “ Eğer Allah’a ve Ahiret gününe iman etmiş iseniz böyle yapın “ buyurarak,meselenin önemine işaret edip ve bu şekildeki hareketin, Allah’a ve Ahiret gününe imanın iktizasından olduğunu beyan etmiştir.
Ve yine Rabbimiz,kendi mukaddes zatına yeminle ifade ediyor ki; bütün işlerde Resulünü hakem tayin etmedikçe hiçbir fert iman etmiş olamaz. Çünkü, onun vahye dayalı olarak verdiği hükümler, gizli ve açık,içten ve dıştan her zaman bağlanılması vacip olan hak ve gerçeklerdir.Bundan dolayıdır ki Allah’u Azze ve Celle zikri geçen Ayet’te :
( … Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinden bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen o hükme teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar. ) buyurmaktadır.
Ve yine dikkat ettiyseniz,muhakeme için Allah’ın kitabına ve Resulünün sünnetine davet olunanların sözlerinin ; işittik ve itaat ettik demeleri ve bu şekilde davrananların ise, kurtuluşa eren mü’minler olduğu beyan edilmektedir.
Yani, mü’minler haklarında verilen hükmün karşısında ; bir mudafa, bir munakaşa ve bir karşı koyma göstermeksizin …” biz bu hükmü işittik ve buna teslim oluyoruz “ demelerinin gerektiği anlatılmaktadır…. İşte basiretli bir Muhammed ümmeti olmak bunu gerektirmektedir.
Değerli Müslümanlar ! inanan bir kimsenin unutmaması gereken hususlardan bir taneside,ümmeti olduğunu söylediği resulün getirdik-lerine muhalefet ettiğinde, başına bir takım bela ve musibetlerin gele-bileceğine inanmasıdır.
Çünkü bilinen bir gerçektir ki,hayırlı şeylerle meşkuliyet insanın güzel şeylerle karşılaşmasına vesile olduğu gibi,kötü ve çirkin şeylerle meşkul olmakta insanın bir takım fitne ve musibetlerle karşılaşmasına vesile olur.
Başka bir ifadeyle ; Allah’a ve Resulüne itaat etmek,güzelliklerin celbine vesile olduğu gibi, muhalefet edip isyan etmekte, musibet ve belaların celbine vesile olur.
Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında, özellikle resulüne muhalefet ile alakalı bir Ayet’i celilesinde şöyle buyurmaktadır :
فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
( ……… O’nun emrine muhalefet edenler,kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya onlara acı bir azabın çarpmasından sakınsınlar. )
NUR.63.AY.
( … Ebu Hureyre r.a dan ; dedi ki : Resulullah s.a.v’i şöyle buyururken dinledim : Size neyi yasakladıysam ondan uzak durunuz,size neyi emretti isem ondan da gücünüzün yettiğini yapınız. Şüphe yok ki sizden öncekileri helak eden şey, çok çok soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleridir. )
BUHARİ . 15.C.7151.S
( … İbn Ömer r.a dan ; Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Ben kıya-metin önünde kılıçla gönderildim.Benim rızkım mızrağımın gölge-sinde kılındı. Zillet ve cizye ödemek, emrime muhalefet edenlerin üzerine kılındı…….)
BUHARİ .6 .C.2733.S
( … Abdullah İbn Ömer r.a dan; Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Her işin bir canlı dönemi vardır.Her canlılığında bir sukunet dönemi vardır. Benim sünnetimde sükun bulan hidayete ermiştir, süne-timden başka şeyde sükun bulan kişi de helak olmuştur. )
CAMİU’S-SAĞİR.2.C.1352.N
Bu ve emsali delillerin ortaya koyduğu mesajdan da anlaşıldığı gibi, Allah resulü s.a.v in emrine, yoluna , menhecine muhalefet eden bir kimsenin mutlaka başına bir takım musibet ve belaların gelmesi kaçı-nılmazdır…. Müslümanın bu hususta uyanık olacağı gibi, resulullah s.a.v’e karşı sergileyeceği her muhalefetin de, cürmünün büyüklüğüne göre amellerini iptal edeceği hususudur. Yani Müslüman bu hususta da uyanık olması gerekir.
ALLAH RESULÜNE MUHALEFET ETMEK, AMELLERİ İPTAL EDER
Çünkü İslam’ın bilinen kurallarından bir diğeri de ; İyilikler nasıl ki kötülükleri siliyor ise,kötülükler de iyilikleri siler,kuralıdır.
Başka bir ifadeyle ; Allah’a ve resulüne itaat etmek günahların affına sebeb olduğu gibi, muhalefet edip isyan etmekte amellerin iptaline sebep olur.
Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا َعْمَالَكُمْ
( Ey İman edenler! Allah’a itaat edin,Resulüne itaat edin ve amel-lerinizi iptal etmeyin. )
MUHAMMED.33.AY.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَرْفَعُوا أَصْوَاتَكُمْ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ وَلَا تَجْهَرُوا لَهُ بِالْقَوْلِ كَجَهْرِ بَعْضِكُمْ لِبَعْضٍ أَن تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ وَأَنتُمْ لَا تَشْعُرُونَ
( Ey iman edenler,seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükselt-meyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin ; yoksa siz farkında olmadan, amelleriniz boşa gider. )
HUCURAT : 2.AY.
Bu Ayet’i celilede de anlatıldığı gibi ; Allah resulü s.a.v bir şeye hük-mettiği zaman, artık hiçbir müslümanın ona muhalefet etmesi, görüşünü ve kanaatini onun hükmüne tercih etmesi, veyahutta bir başkasının görü-şünü ve içtihadını - çeşitli tevillerle de olsa - ona tercih etmesi asla mümkün değildir…..Müslüman olmak demek ; kendi düşünce,davranış ve seçme özgürlüğünü Allah ve resulüne teslim etmek demektir.
Çünkü hiçbir akıllı insan,iki zıt davranışı birleştirmeye kalkışmaz. Yani : “…Müslüman olmak veya müslümansa Müslüman kalmak isteyen kimse, mutlaka Allah ve resulünün Kur’an ve sünnetteki emir ve yasaklarına boyun eğmek zorundadır. Boyun eğmeğe tenezzül etmeyen kimse ise, müslüman olmadığını açıkça kabul etmelidir. Çünkü İslamiyet teslimiyet demektir…”
Bir başka ifadeyle; “…..Ben müslümanım deyipte,teslimiyetini Allah’a ve resulüne değilde, başka şeylere gösteren kimse, bu sözü ile yalan söylediğini kabul etmesi gerekir… “ Çünkü isim ile müsemma arasında bir uyum yoktur.Yani,müslümanım diyor ama islama teslimiyeti yoktur.
Ve netice olarak değerli kardeşlerim ! şunu kesinlikle unutmayalım ki ; Allah resulü s.a.v in yolunda yürümeyenler,onun metod ve menhecini kendilerine metod ve menhec edinmeyenler, - diğer bir ifadeyle - Allah’ın dinini onun anladığı ve yaşadığı gibi anlayıp yaşamayanlar, kıyamet gününde büyük bir pişmanlık içerisinde olacaklardır.
Rabbimiz kerim kitabında, resulünün yolunda gitmeyenlerin nasıl rezil ve rüsvay olacaklarını şöyle haber vermektedir :
يَوْمَ تُقَلَّبُ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ يَقُولُونَ يَا لَيْتَنَا أَطَعْنَا اللَّهَ وَأَطَعْنَا الرَّسُولَا وَقَالُوا رَبَّنَا إِنَّا أَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَاءنَا فَأَضَلُّونَا السَّبِيلَا رَبَّنَا آتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَبِيرًا
“ Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki : " Eyvahlar olsun bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve keşke Resûl'e itaat etseydik."
Ve yine dediler ki : " Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular."
" Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet ile onlara lanet et. )
AHZAB : 66.67.68.AY.
Ve yine Furkan suresinde de anlatıldığı gibi, Allah resulü s.a.v in takip etmiş olduğu metodunu ve menhecini kendilerine metod ve menhec edinmeyenler bu pişmanlıklarını şöyle dile getirmektedirler :
ً وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا
( O gün - Allah’a ve resulüne itaat etmeğerek kendisine - zulmeden kimse ellerini ısırarak şöyle der : ” Ahhh keşke peygamberle beraber bir yol edinmiş olsaydım . Yazıklar olsun bana, ne olurdu falanı filanı kendime dost edinmeseydim . Çünkü o, bana gelen – Kur’an ve Sünnet – zikrinden beni saptırdı. Zaten şeytan insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakandır . )
FURKAN : 27.28.29.AY.
İşte değerli kardeşlerim ! basiretli bir müslümanın Muhammed Mus-tafa’ya karşı olgun bir ümmet olma keyfiyetini İslam böyle anlatmaktadır.
Dolayısiyle,kim bu hususta rabbisini razı etmek istiyorsa, - ki bunların hepsi de Allah’a kulluk kimliği dahilinde olan şeylerdir - Resu-lullah’ın getirmiş olduğu şeylere ittiba etmesi,onları kabulde herhangi bir sıkıntı duymaması,ihtilafa düştüğü dini konularda onun sünnetine muracaat etmesi, muhalefet ettiği zaman bir takım musibet ve belaların kendisine isabet etmesinden korkması ve hasseten de isyan ettiği her hususun, cürmüne göre amellerini iptal etmesinden korkması gerekir.
Öyleyse Rabbimizden niyazımız ;
HENÜZ HAYAT SERMAYESİ ELİMİZDE İKEN , BİZLERİ RESULÜNÜN YOLUNA, METODUNA VE MENHECİNE HAKKIYLA İTTİBA EDEN KULLA-RINDAN OLMAMIZI NASİP EYLESİN
AMİN ….
VELHAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
