GURABA İSLAM الإسلام الغرباء
ORUÇ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Rasulullah'ın Sünnetine Göre Oruç..

11:11
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salât ve selâm, O’nun emin elçisi Rasûlullah’ın, temiz ehl-i beytinin, güzide ashabının ve kıyamete kadar onların yolunda giden herkesin üzerine olsun.

Bu risâlemizde özetle Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in oruç tutma şekline yer vereceğiz. Orucun farzları, şartları, edebi, duaları, kimlerin oruçla mükellef olduğu, orucu bozan şeylere ve yararlarına değineceğiz inşâallah. Allah Teâlâ’dan dileğimiz odur ki; Müslümanları, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini hayatlarının her alanında yaşamaya muvaffak kılsın. (Âmin)



Orucun Tanımı

Güneşin doğuşundan batışına kadar, Allah Teâlâ’ya ibadet niyetiyle, hiçbir şey yememek, içmemek, cinsî münasebette bulunmamak ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır.



Ramazan Orucu:

İslâm’ın azim şartlarından biridir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“İslâm, beş şey üzerine bina olunmuştur. Bunlar, Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Beyt’i (Kâbe’yi) haccetmektir.” (Muttefekun aleyh)



Ramazan Orucunun Başlangıcı ve Bitimi:

İbadetler, her zaman, her yerde ve herkes için kolaylıkla tesbit edilecek birtakım ölçü ve alâmetlere bağlı kılınmıştır. Ramazan orucu da bunlardan biridir. Kur’an-ı Kerim ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bu ibâdete, Ramazan hilâlinin görülmesiyle başlamayı ve Şevval hilâlinin görülmesiyle bitirmeyi şart koşmuştur:

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’ân indirilen aydır...”(Bakara, 2/185)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de bu âyet-i kerimede geçen Ramazan orucuna erişmeyi hadis-i şeriflerinde açıklamıştır. Bunların bazılarını aktaralım:

* İbn Ömer radıyallahu anhuma, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Hilâli görmedikçe oruca başlamayın ve hilâli görmedikçe de oruç açmayınız. Eğer buluttan dolayı hilali göremezseniz o zaman ayın günlerini otuza tamamlayınız.”(Muttefekun aleyh)

* “Ramazandan önce oruç tutmayınız, hilâlle oruca başlayınız; (Şevval) hilalini görmekle de oruç açınız. Eğer bir bulut, hilâli görmenizi engellerse o zaman onu (Ramazanı) otuz güne tamamlayınız.” (Tirmizî)

* “Bulut olursa, Şaban’ın sayısını otuza tamamlayınız.” (Buhârî)

* “(Ramazan ayının 29. günü) bulutlu olur da (Şevval hilâlini) göremezseniz bu takdirde otuz gün oruç tutunuz” (Buhârî)

* İbn Ömer radıyallahu anhuma, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivâyet eder: “Biz ümmî bir ümmetiz, ne yazar, ne de hesap biliriz. Ay şöyle ve şöyledir.” (Buhârî, Muslim) Yani kimi zaman 29, kimi zaman otuz çeker.

Naklettiğimiz bu hadisler, konuyla ilgili pek çok hadis arasından, sadece örnek teşkil etmek üzere seçilen çok az bir bölümüdür. Bu mealdeki hadisler pek çoktur.

Bu bakımdan âlimlerin büyük bir çoğunluğu, ru’yet ile (yani Ramazan hilâlini görmekle) oruca başlayıp ru’yet ile (yine Şevvâl’in hilâlini görmekle) orucu bitirmek gerektiğini özellikle belirtmişlerdir. Müslümanların bu ibadete de diğer ibadetlere gösterdikleri hassasiyeti göstermeleri, yalnız belirtilen ölçüleri gözönünde bulundurmaları ve bu ölçüler çerçevesinde ibadetlerini yapmaya gayret etmeleri gerekmektedir.



Oruç Kimlere Farzdır?

1- Oruç; akıllı, buluğ çağına gelmiş, bir yerde daimî olarak ikamet eden ve gücü yeten her Müslümana farzdır.

2- Kâfire oruç tutmak farz olmadığı gibi Müslüman olunca da kaza etmesi gerekmez.

3- Buluğ çağına gelmemiş çocukların oruç tutması farz değildir. Ancak sahabîlerin, çocuklarına yaptıkları gibi, alışması için oruç tutmaya teşvik edilirler.

4- a) Deliye oruç tutmak farz değildir. Çünkü o mükellef değildir. Yetişkin de olsa bunun için fidye verip yemek yedirmesi gerekmez.

b) Hayatı kavrama ehliyetine sahip olmayan akıl hastasına da -mükellef olmadığı için- oruç tutmak farz değildir.

c) Yaşlılığından dolayı aklı gidip gelen ihtiyarlara da -mükellef olmadıkları için-oruç farz değildir.

5- a) Geçici bir hastalığı olan kişi, iyileştiğinde orucunu kaza eder.

b) Müzmin (kalıcı) bir hastalık yüzünden oruç tutamayan kişi, çok yaşlı olduğundan dolayı oruç tutamayan bir kişi gibidir.

Oruç tutmakta aciz olanlar, müzmin bir hastalığı olanlar ve ihtiyarlıktan dolayı oruç tutamayanlar, her gün bir fakiri doyururlar.

6- Hâmile ve emzikli kadınlar; hamileliklerinden, çocuğu emzirememekten veya çocuğun sağlığından korkarlarsa oruç tutmazlar. Bu durumları düzeldikten sonra kaza ederler.

7- Hayızlı (âdet gören) kadınlar ve nifas (loğusa) olan kadınlar, bu esnada oruç tutmayıp daha sonra kaza ederler.

8- Suda boğulma ve ateşte yanma tehlikesi olan birini (yani hayatî tehlike taşıyan birini) kurtarmak için, gerekirse oruç bozulur ve hayatları kurtarılır. Bu durumda da oruç kaza edilir.

9- Yolcu, dilerse oruç tutar, dilemezse tutmaz. Bu yolculuk ister umre gibi bir defalık olsun, isterse nakliyecilik gibi devamlı olsun, kendi beldelerinde bulunmadıkça oruç tutmayabilirler. Daha sonra, tutmadıkları gün sayısınca orucu kaza ederler.

Ancak bu ruhsata rağmen yolcuyken/yoldayken oruç tutmak isteyen kişiye, eğer tuttuğu oruç eziyet veriyorsa… Bu oruç onun için -yerine göre- haram, -yerine göre- mekruh olur.



ORUCUN HÜKÜMLERİ



1) Niyet:

Farz olan oruçlarda, şafak sökmeden niyet etmek farzdır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Fecirden önce oruca niyetlenmeyenin orucu yoktur.” (Ebû Dâvûd) buyurmaktadır. Yine “Oruca geceden niyetlenmeyen kimsenin orucu yoktur.” (Nesaî) buyurmaktadır.

Niyetin yeri kalptir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem, ashabı ve dört imam; ne dil ile niyet etmiş ne de dil ile niyet edilmesini istemiştir. Onlardan gelen bu şekilde bir rivayet yoktur.



2) Orucun vakti:

“... Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için sonra geceye kadar orucu tamamlayın...” (Bakara, 2/187)

Fecir iki türlüdür;

Fecr-i Kâzib/Yalancı Fecir: Sabah namazının vakti henüz girmemiştir. Oruç tutacak olan bir kimsenin bu vakitte yemek yemesi haram değildir. Bu fecrin alâmeti; ufukta dimdik duran, kurt kuyruğu şeklindeki uzun bir aydınlıktır.

Fecr-i Sâdık/Gerçek Fecir: Sabah namazı vakti girmiştir. Bundan sonra yemek yenmez. Fecr-i sâdık, ufuk boyunca dağların ve tepelerin üzerindeki yaygın beyazlıktır.

İftar vakti ise; doğu tarafından karanlığın başladığı, batı tarafından da gündüzün sona erip güneşin yuvarlaklığını yitirdiği vakittir. Zira Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Gece buradan yayılmaya başlar, gündüz buradan sona erer ve güneş de batarsa oruçlu iftarı açar.” (Buhârî, Muslim) buyurmuştur.

Bu, güneşin tümüyle batması demektir, aydınlığı kalsa bile hüküm aynıdır.



3) Sahur:

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Bizimle ehl-i kitabın orucu arasındaki fark sahur yemeğidir.”(Muslim)ve “Bereket üç şeydedir. Cemâat, tirid ve sahur” (Taberanî, Mu’cemu’l-Kebir) buyurmuştur.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bereket olarak nitelendirdiği sahuru terketmek sünnete aykırıdır. Çünkü sahur yemek, sünnete uymaktır. İnsanlar için oruçta elbette güçlük vardır. Ancak sahur, -hadiste buyrulduğu gibi- bereketlidir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Haydi bereketli gıdaya!” (Ebû Dâvûd) sözüyle buna işaret etmiştir.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Sahur, bereket yemeğidir, biriniz bir şey bulamayıp bir yudum su içse bile onu terketmeyiniz. Çünkü Allah ve melekleri sahur yemeği yiyenlere dua ve mağfiret eder.”(Ahmed)ve “Mü’minin sahur yemeğinin en bereketlisi ve makbul olanı hurmadır.” (Ebû Dâvûd) buyurmuştur.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti, sahuru fecirden hemen önce yapmaktı.



4) Oruçlu Neleri Terk Edecek:

a) Dedikodu, yalan ve iftira gibi fitne ve fesad yayan sözler terk edilecektir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah azze ve celle’nin, dedikodu, yalan ve iftira gibi sözleri terk etmeyenin, yeme ve içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur.” (Buhârî) buyuruyor.

b) Hayırsızca, terbiyesizce ve ahlaksızca söylenen sözler de terk edilecektir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Oruç, yememek ve içmemek değildir. Ancak oruç, hayırsız ve fâhiş (terbiyesizce ve ahlâksızca söylenen) sözden oruç tutmaktır. Biri sana sövdüğü veya cahilce davrandığı zaman ‘Ben oruçluyum, Ben oruçluyum.’ de.” (İbn Huzeyme) buyurmuştur.



5) Oruçluya Mubah Olanlar:

a) Cünüp olarak sabahlamak: Bu konuda Âişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem cünüp olduğu halde fecir sökerdi. Sonra gusleder ve orucuna devam ederdi.”(Buhârî, Müslim)

b) Misvak Kullanmak: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Eğer ümmetime zorluk vereceğinden korkmasaydım onlara, her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim.” (Buhârî, Müslim) buyurmaktadır.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem misvak kullanmada oruçlu olanla olmayanı ayırmamıştır. Bunda, -oruçlu olsun veya olmasın- genel olarak herkesin abdest alırken misvak kullanabileceğine ve öğle namazından önce veya sonra kullanmasında herhangi bir fark olmadığına dair işaret vardır.

c) Mazmaza (Ağzı üç kere çalkalamak) ve istinşâk yapmak (burnu üç kere suyla temizlemek): Oruçluların sıkça ve mübâlağalı bir şekilde yapmaları yasaklanmıştır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “... istinşak’ı oruçlu olmadığın sürece sertçe yap.” (Ebû Dâvûd) buyurmuştur. Âlimlerin de belirttiği gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan dışında, mazmaza ve istinşakı mübalağalı bir şekilde yapardı.

d) Kucaklaşmak ve öpmek: Aişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, oruçluyken hanımlarını kucaklar ve öperdi. Fakat o, içinizde şehvetine en çok hâkim olanınızdı.” (Buhârî, Müslim) Ancak âlimlerin görüşüne göre bu, yaşlılar için değilse de gençler için mekruhtur. Çünkü Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e bunun sebebi sorulduğunda, “Yaşlı kimse, nefsine hâkim olur.” (Ahmed) buyurmuştur.

e) İğne yaptırmak: Herhangi bir gıda içermedikçe (antibiyotik iğnesi gibi), ilaç niyetiyle iğne vurulmak câizdir, orucu bozmaz. Çünkü bunlar mideye gitmez. Ancak kuvvet iğneleri ve serum, orucu bozar.

f) Kan aldırmak: Az aldırmak (tahlil için) orucu bozmaz. Çok aldırmak (kan bağışı için) oruçluyu etkileyeceği için orucu bozar.

g) Diş çektirmek: Orucu bozmaz.

h) Hacamat: Hacamat hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. Tercih edilen görüşe göre hacamat yaptırmak orucu bozmaz. Nitekim İbn Abbas radıyallahu anhuma, “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, oruçlu olduğu halde hacamat yaptı.” (Buhârî) demiştir.

ı) Diş macunu kullanmak: Gırtlağa gitmemesi şartıyla orucu bozmaz. Ancak âlimlerin görüşüne göre ikindiden sonra yapılmamalıdır. Çünkü oruçlunun, ağız kokusuyla iftar etmesi daha evladır.

k) Yemeklerin tadına bakmak: Yemeğin gırtlağa gitmemesi şartıyla câizdir.

İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Oruçlunun, sirkeyi veya başka bir şeyi tatmakta, gırtlağa gitmemesi şartıyla sakınca yoktur.” (Buhârî)

l) Sürme, damla ve göze damlatılan diğer şeyler: Bunlar orucu bozmaz. Bunların tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. İmam Buhârî, Sahih’inde şöyle der: “Enes, Hasan ve İbrahim, oruçluyken sürme çekilmesinde bir beis görmediler.”



6) İftar:

a) İftarı açmakta acele etmek: İftarı açmakta acele etmek, Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerindendir. Bunda yahudilere ve hıristiyanlara muhalefet etmek vardır. Çünkü onlar iftarlarını yıldızlar parlayıncaya kadar geciktirirlerdi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “İnsanlar, iftar için acele ettikleri sürece hayır içindedirler.” (Muttefekun aleyh) buyurmaktadır.

Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Ümmetim, iftarlarında yıldızların çıkmasını beklemedikçe benim sünnetim üzeredirler.”(İbn Hıbban)

b) Akşam Namazından Önce İftar Etmek: Sünnet olan, akşam namazını kılmadan önce iftar etmektir. Enes radıyallahu anh şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, namaz kılmadan önce yaş hurmayla iftar ederdi. Bu olmazsa kuru hurma ile, o da olmazsa birkaç yudumluk suyla iftar ederdi.” (Ebû Dâvûd)

Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Akşam ezanı okunduğu zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sadece hurmayla veya birkaç yudum suyla orucunu açardı.

Biz de örneğimiz ve önderimiz olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi yapmalıyız. Yani önce bir iki şeyle orucumuzu açmalı, sonra öncelikli olan akşam namazını kılmak için mescide gitmeli, daha sonra da iftarımızı tamamlamalıyız.

c) İftar duâsı: İftar esnasında duâ etmek sünnettir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Oruçlunun iftar ânındaki duası icâbet edilen bir duadır.” (İbn Mace) buyuruyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftardan önce, “Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, Senin rızkın ile orucumu açıyorum.”; iftardan sonra da “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, ecir de hak oldu inşâallah”(Ebû Dâvûd) diye dua ederdi.



7) Orucu Bozan Şeyler:

a) Kasıtlı (bilerek) yemek ve içmek: Faydalı (ilaç gibi) veya faydasız (sigara gibi) şeyleri, yemek ve içmek orucu bozar. Unutarak, hatayla veya zorlanılarak (ikrah altında) yemek ve içmek orucu bozmaz. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim unutarak yer ve içerse orucunu tamamlasın, şüphesiz ki Allah onu yedirmiş ve içirmiştir.” (Muttefekun aleyh) buyurur.

b) Cima (Cinsel ilişki): Oruçla mükellef bir kimsenin, oruçluyken cimada (cinsel ilişkide) bulunması orucunu bozar. Böyle bir kimsenin orucunu kaza etmesi ve ağır bir keffaret ödemesi gerekir. Bu kefaret de bir köle azad etmektir. Bu yapılamazsa iki hicrî ay üst üste oruç tutulur. Bu da yapılamazsa altmış fakire yemek yedirilmelidir. Keffaretin bu tertibi sünnet ile belirlenmiş ve âlimler bu konuda icma etmişlerdir ki, biri yapılamazsa ancak o zaman sonrakine geçilir! Bu sıralamaya özellikle dikkat edilmelidir. Yani bir insan, imkânı olmasına rağmen köle azad etmeyi atlayıp altmış fakire yemek yediremez. Keffaret olması için önce köle azad edecek, eğer ona imkânı yoksa 60 gün oruç tutacak, ona da imkânı yoksa 60 fakiri doyuracaktır.

c) İsteyerek kusmak: Bir kişi istemeden kusarsa orucu bozulmaz. Ancak isteyerek/zorla kendini kusturursa orucu bozulur. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim elinde olmadan kusarsa orucu bozulmaz. Kim kusmaya kendini zorlayarak kusarsa orucunu kaza etsin.”(Ebû Dâvûd)

d) Beslenme için vurulan iğneler: Bu iğneler, vücuda besin, vitamin ve kan vermek için yapılır. Bu durumda da oruçlunun orucu bozulur. Çünkü yapılan iğnelerle kişi beslenmiş olur. Bu da orucu bozar. Buradaki iğneler ister damardan yapılsın, ister adalelere yapılsın fark etmez.

e) Serum taktırmak: Hastalık sebebiyle veya başka bir sebeble takılan serum vücudu beslediği için orucu bozar.

f) Hayız ve nifas: Oruçlu olan bir kadından, oruç anında normal kan çıkarsa (âdet görürse) orucu bozulur. İster bu orucun başlangıç anında olsun isterse bitiş anında olsun fark etmez. Hatta iftara birkaç dakika kala bile âdet olsa orucu bozulur, o günü kaza etmesi gerekir.

g) Meni çıkması: Uyanıkken, kucaklama, öpme ve benzeri bir etki sonucu meni çıkarsa oruç bozulur. Ancak irade dışı olan ihtilam nedeniyle meni çıkarsa oruç bozulmaz.

h) Kan almak: Herhangi bir sebeple dışarıdan vücuda kan verilmesi insanın orucunun bozulmasına sebeb olur.



8) Kaza:

Kaza orucu kalmış bulunan bir kimsenin en kısa zamanda oruçlarını kaza etmesi müstehabdır. Kaza orucunu peşpeşe tutmak bir zorunluluk değildir.

Âlimler, ölen bir insanın kılmadığı namazlarını bir başka kişinin kaza etmesinin meşru olmadığında ittifak etmişlerdir. Hayattayken oruç tutmaktan aciz olan bir kimsenin yerine de bir başkası oruç tutamaz.

Şer’î bir mazeretten dolayı oruç tutamayan bir kişi, her gün bir fakiri doyurmalıdır. Ancak bir kimse ölür de üzerinde nezrettiği (adadığı) bir orucu bulunursa, o orucu onun yerine velisi tutar.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim ölür de üzerinde bir oruç bulunursa, yerine velisi tutar.” (Muttefekun aleyh) buyurmuştur.



9) Namaz Kılmayanın Oruç Tutması:

Oruç tuttuğu halde namaz kılmayan kişi, İslam’ın tevhidden sonraki en önemli rüknünü, olmazsa olmazını terk etmiş, demektir. Kişi, namazı terkettiği sürece orucunun faydasını göremez. Çünkü namaz kılınmadığında dinin direği yıkılmış olur.

Namazı terkedenin küfründen (kâfir olmasından) ve mürtedliğinden (dinsizliğinden) korkulur. Bu durumda tüm amelleri boşa çıkar. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Onlarla (münafıklarla) aramızdaki ahid namazdır. Kim, namazı terkederse kâfir olmuştur.” (Ahmed) buyurmaktadır. Hadiste geçen "ahid," İslam’a giriş ahdidir ki, İslam’ın şartlarını kabul etmek anlamına gelir.

“Küfür” ifadesiyle bazı âlimler her ne kadar “dinden çıkma kasdedilmemiştir” deseler de durumun tehlikesinin anlaşılması açısından bu da gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak namaz veya diğer ibadetleri, küçümsemek, isteyerek ve bilerek ısrarla terk etmek ittifakla insanı dinden çıkarır.

İslâm toplumunda namaz kılmamanın hükmü hakkında ise ehl-i sünnet arasında üç farklı görüş vardır:

Onların görüşlerinin ortak noktası ise namaz kılmayan bir kişinin İslâm toplumunda yaşama hakkının olmadığıdır.

a) İmam Ebû Hanîfe rahimehullah’ın temsil ettiği görüşe göre, namaz kılmayan dinden çıkmaz ama onun namazı kılmaya başlayana kadar hapsedilmesi gerekir.

b) Diğer mezheb imamlarının bir kısmı ise tembellikten dolayı namaz kılmayanın Müslüman olarak öldürüleceğinde, cenazesinin kılınacağında ve Müslümanların mezarlığına gömülmesinde ve ona dua edilebileceği görüşündedirler.

c) İmam Ahmed rahimehullah ve onun yolunu takib eden âlimler ise tembellikten dolayı namaz kılmayanın kâfir olarak öldürüleceğini, cenaze namazının kılınmayacağını, Müslümanların mezarlığına gömülmeyeceği ve ona dua ve rahmet okunmayacaüını belirtir.

Yani bu mezheb imamlarının görüşlerinin en hafifine göre bile (İmam Ebû Hanîfe’nin görüşü) namaz kılmayan kişi, en azından hapsedilir.

Zira onun Müslüman toplumunda yaşama hakkı yoktur.



10) Kıyamu’l-Leyl (Terâvih Namazı):

Terâvih namazı (Kıyamu’l-leyl), Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in Ramazanda cemaatle kılmak suretiyle bize bıraktığı önemli bir sünnetidir. Ancak farz olmasından korktuğu için, ümmeti güç yetiremez diye sürekli cemaatle kılmamıştır.

Terâvih, vitir dışında sekiz rekâttır. Aişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan ayında da, diğer zamanlarda da gece namazını on bir rekattan fazla kılmadı.” (Muttefekun aleyh)

İmam Mâlik’in, Muvattâ’da sahih olarak rivâyet ettiği gibi, Hz. Ömer radıyallahu anh, bu sünneti, on bir rekât olarak ihya etmek ve cemaatle kılmak için insanları bir araya topladı.

Teravihin vitirle birlikte on bir rekât olması dışında birtakım görüşler var ise de, muhakkik âlimlerin incelemesi sonucu bu görüş ağır basmıştır. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

Terâvih namazı gece namazı olduğu için mutlak sünnet olan namazlara dâhildir. Bu yüzden 8 rekâttan fazla kılınmasında bir mahzur yoktur. 20 rekât kılınabileceği gibi daha az da kılınabilir daha fazla da kılınabilir. Ancak bu namazı kılanlar rekât sayısını artırdıklarında namazı çabuk kılmak için ta’dil-i erkâna riayet etmekten vazgeçerek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde olmayan bir bid’âti işlememelidirler.

İnsanlar, bu konuda Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini araştırmalı ve başkaları terk etmiş olsa bile onlar sünnete uymalıdırlar. Çünkü hayır ve mutluluk yalnız bunda; bid’atlerden kaçınıp sünneti uygulamadadır.

Günümüzde çoğu Müslümanların kıraat, rükû ve secdelerini acele yaparak kıldıkları namaz eksik bir namazdır. Bu, -kimi zaman- onların namazını bozar ve namazın tüm heybetini alır, götürür. Allah’tan korkmalı ve pişmanlığın fayda etmeyeceği gün gelmeden evvel kendimize, özellikle ibadetlerimiz hususunda çeki düzen vermeliyiz.



11) Fıtır Sadakası (Fitre):

Sadaka-i Fıtır, İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet edilen; “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazanda sadaka-i fıtrı insanlara farz kıldı.” (Muttefekun aleyh) hadisine göre farzdır.

Sadaka-i Fıtır; küçük, büyük, kadın, erkek, hür veya köle her Müslümana farzdır. Miktarı bir sa’dır (Bir sa’, yaklaşık 2,5-3 kg.dır. Ancak ihtiyaten 3 kg. kabul etmek daha evladır). Bu da o belde halkının en çok kullandığı gıda türünden olmalıdır. Mükellefiyet şartı ise, bir günlük yiyeceğinden fazlasına sahip olmaktır. Fazilet, fakirlere daha çok yararlı olanı vermektedir. Bayram namazından önce verilmelidir. Bayram gününden bir iki gün önce vermek de mümkündür. Bayram gününden sonraya bırakılması caiz değildir.



Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz;

Ramazan ayı, Allah’ın kullarına verdiği gerçekten büyük bir nimettir. Bu bereket, rahmet ve Kur’ân ayını gafletle geçirmek; günahlardan dolayı samimi bir kalp ile Allah’a yönelmemek ve dahası haramlar işlemek kabul edilecek bir durum değildir. Selim bir kalp ile Allah’ın huzuruna çıkanın mutlu olacağı gün gelmeden, bir an evvel pişman olarak Allah’a yönelmeli; bu ayın bereketiyle kalplerimizi Allah sevgisi ve O’na itaatle nurlandırmalıyız. Buna yardımcı olması açısından ağızların tadını kaçıran ölümü, bu nebevî tavsiyeyi her zaman hatırlamalıyız.

“İman edenlerin, Allah’ı anma ve O’ndan inen gerçek için kalblerinin huşûyla yumuşaması zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd, 57/16)




Şeyh Abdullah Yolcu

Müslüman Âlimler Birliği

Yüksek Konsey Üyesi ve

Türkiye Temsilcisi
Guraba Yayınları sahibi
Read On 2 yorum

Selef-i Salihin ve Ramazan..

10:57
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salât ve selâm, O’nun emin elçisi olan Rasûlullah’ın, temiz ehl-i beytinin, güzide ashabının ve kıyamete kadar onların yolunda giden herkesin üzerine olsun.

Değerli Müslüman Kardeşlerim!

Bütün günahlardan kurtulmayı sağlayabilecek olan bu mübarek Ramazan ayı dolayısıyla tüm samimiyetimle ve kalbimin ta derinliklerinden gelen bir duyguyla sunduğum bu Ramazan hediyesinin tüm kardeşlerimize hayırlı bir öğüt olmasını dilerim. Ramazanın da tüm Müslümanlara ve İslâm âlemine hayırlara vesile olmasını dilerim.

Yüce Allah, hepimizi rızasına nail eyleyip sizleri de, bizleri de cennetinde buluştursun. (Âmin)



MÜBAREK RAMAZAN’I NASIL KARŞILAMALIYIZ?

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olmak üzere kendisinde Kur’ân indirilen aydır...” (Bakara, 2/185)

Allah Teâlâ, Ramazan ayına, -Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bildirdiği gibi- diğer aylardan farklı pek çok özellik ve üstünlük vermiştir ki, bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

1. Oruç tutanın ağız kokusu, Allah nezdinde, misk kokusundan daha hoştur.

2. Melekler, oruçlular için iftar vaktine dek mağfiret diler.

3. Allah azze ve celle, (Bir hadis-i kudsi’de belirtildiği gibi) her gün cennetini süsler ve şöyle buyurur: “Salih kullarımın üzerlerindeki sıkıntı ve eziyet veren şeyleri atarak sana gelmelerine fazla bir zaman kalmadı.” (Ahmed)

4. Bu ayda azgın şeytanlar zincire vurulur.

5. Cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kilitlenir.

6. Yine bu ayda, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi vardır. Bu gecenin hayrından mahrum kalan kimse, hayırdan mahrum kalmış demektir.

7. Ramazanın son gününde oruçluların tüm günahları affedilir.

8. Allah Teâlâ, Ramazanın her gecesinde, bir grup insanı cehennem ateşinden azad eder.



Ey Ramazana erişme mutluluğuna kavuşan değerli kardeşim!

Böylesine özellik ve faziletlere sahip olan bir ayı nasıl karşılayalım, diye hiç düşündünüz mü?

Salih bir kul, bu ayı; nasuh bir tevbe, büyük bir sadakat, tam bir kararlılık ve vakitlerini salih amellerle mamur ederek karşılar. Yüce Allah’tan, kendisine en güzel şekilde ibadet edebilmemiz için bize yardım etmesini niyaz ederiz. (Âmin)

Gelin Ramazanı en güzel şekilde değerlendirmek için ne gibi salih amellerde bulunmalıyız, sorusunun cevabını birlikte arayalım…



RAMAZANDA, ÖZELLİKLE YAPILMASI GEREKEN SALİH AMELLER



1- Oruç

Önderimiz ve örneğimizRasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan orucunun değerini bakın ne güzel vurguluyor:

* “Âdemoğlunun bütün amelleri kendisinindir. Bir iyilik on katı ile yedi yüz katına kadar mükâfat görecektir. Aziz ve celil olan Allah da ‘Oruç müstesnâ, o Benimdir ve onun mükâfatını verecek olan Benim. O; arzularını, yemesini ve içmesini Benim için terk etti.’ buyurur. Oruçlunun iki sevinci vardır; biri iftar ettiğinde, diğeri Rabbine kavuşacağı gündedir. Andolsun oruç tutanın (orucundan dolayı) ağız kokusunun değişmesi, Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur.” (Muttefekun aleyh)

* “Kim Ramazanı, (farziyetine) inanarak ve ecrini Allah’tan umarak oruçla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Muttefekun aleyh)

Şüphesiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu müjdesi sadece aç ve susuz kalanlarla sınırlı değildir. Bu müjdenin tam olması için ayrıca şu sözlerine de dikkat etmeliyiz.

* “Her kim yalan söz söylemeyi ve o doğrultuda amel etmeyi terk etmeyecek olursa, onun yeme ve içmeden uzak durmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî)

* “Oruç bir kalkandır. Sizden herhangi bir kimse oruçlu olduğu günde çirkin söz söylemesin, kötü iş işlemesin, cahillik etmesin. Herhangi bir kimse kendisine sövecek olursa ‘Ben oruçluyum.’ desin.” (Muttefekun aleyh)

İşte bu yüzden oruç tutan bir kimsenin; kulağıyla, gözüyle, diliyle, yani bütün azalarıyla oruç tutması gerekir. Oruç tuttuğu gün ile oruçlu olmadığı gün birbirine benzememelidir, oruçlu olduğu günlerde daha olumluya doğru bir değişiklik gözlenmelidir.



2- Kıyam (Geceyi İhya Etmek)

“Rahman’ın kulları yeryüzünde ağır ve vakur yürürler. Cahiller onlara sataştıkları zaman onlar, ‘Selametle’ der geçerler. Onlar gecelerini Rablerine secdeyle, kıyamla (namaz kılmakla) geçirirler.” (Furkan, 25/63-64)

“Kim Ramazanı, (farziyetine) inanarak ve ecrini Allah’tan umarak oruçla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Muttefekun aleyh)

Geceleri ihya etmek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem ve ashabının tatbik ettikleri bir sünnetti. Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle der: “Gece namazı kılmayı bırakma. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu bırakmaz; hastalanır veya yorgun düşerse oturarak namazını kılardı.” (Ebû Dâvûd)

Hz. Ömer radıyallahu anh da geceleri arzuladığı kadar namaz kılar, gece yarısı olunca da aile bireylerini namaza kaldırırdı. Onlara, “Namaza, namaza” dedikten sonra “…Ve aile halkına da namazı emret, sen de ona sebatla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz, seni rızıklandıran Biziz. Güzel akibet muttakîlerindir.” (Tâhâ, 20/132) ayetini okurdu.

Saib İbn Zeyd radıyallahu anh şöyle anlatıyor: Bizim imamımız gece namazında her rekâtta iki yüze yakın ayet okurdu. O kadar yorulurduk ki yaşlılarımız ancak ağaçlara yaslanarak ayakta durabilirdi. Namazımız da sabaha doğru ancak tamamlanırdı.



3- İnfak

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanların en cömerdiydi. Diğer zamanlara göre Ramazanda daha çok infak etmeye çalışırdı. Hatta o kadar çok ve o kadar hızla infak ederdi ki, eline geçen şeyi hızla elinden çıkardığından (yani infak ettiğinden) dolayı “fırtına gibi infak ettiği” söylenirdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bizlere de bunu öğütlerdi:

“Sadakanın en faziletlisi Ramazanda verilenidir.”(Tirmizî)

Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle der: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sadaka vermemizi emretti. Bu sırada benim de bir miktar malım vardı. Kendi kendime, ‘Eğer, Ebû Bekir’i geçmem mümkünse onu işte bugün geçeceğim.’ dedim ve malımın yarısını getirdim. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Aile halkına ne bıraktın?” diye sordu. Ben de ‘Bunun kadar’ dedim. Ebu Bekir radıyallahu anh ise yanındakilerin hepsini getirdi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ona, “Ailene ne bıraktın?” diye sorunca, Ebu Bekir radıyallahu anh, ‘Onlara Allah ve Rasûlünü (sevgisini) bıraktım.’ dedi. Ben de ‘Hiçbir hususta ebediyen seni geçemeyeceğim.’dedim.” (Ebû Dâvûd, Tirmizî)

Görüldüğü gibi Ramazan ayında verilen sadakanın bir üstünlüğü, bir özelliği vardır. O halde bu konuda elimizi açık tutmalı, durumumuza göre sadaka vermeye, infakta bulunmaya gayret etmeliyiz.

Ramazanda sadaka vermenin de birçok çeşidi vardır ki, en önemli ikisi şunlardır:

a) Yemek Yedirmek:

“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği; yoksula, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz size Allah rızası için yemek yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, sert ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azabına uğramaktan) korkarız.’ (derler). İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.” (İnsan, 76/8-12)

Selef-i salihîn, yemek yedirmeye (birçok ibadete göre) öncelik tanır, bunun için çok büyük gayret gösterirdi. Aç bir kimseyi doyurmak ile salih arkadaşlarını doyurmak arasında bir fark yoktu. Yemek yedirilecek kimsenin fakir olması gerektiğini düşünmezlerdi.

Seleften birisi şöyle diyor: “Arkadaşlarımdan on kişiyi dâvet edip onlara canlarının çektiği bir yemeği yedirmek, benim için on tane köleyi azad etmekten daha sevimlidir.”

Seleften pek çok kimse, oruçlu olduğu halde iftarını açacağı yemeği başkasına yedirir, onu kendine tercih ederdi. Onlar, kendileri oruçlu olduğu halde kardeşlerini yedirir, bununla da yetinmeyip onlara hizmet eder ve onların rahat etmeleri için de gayret gösterirlerdi.

Yemek yedirme ibadeti, birtakım ibadetlerin de kaynağıdır: Şöyle ki, kendilerine yemek yedirilen Müslüman kardeşler sevinir, aralarındaki muhabbet beslenir. Bu da cennete girmeye sebeb olur: “İman etmedikçe cennete asla giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de asla iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)

Ayrıca yemek yedirmek sebebiyle salihlerle bir araya gelinmiş olur. Onlarla birlikte yenilen yemek neticesinde ibadetler için güç/kuvvet kazanılır. Onlara bu hususta yardımcı olunduğu için de ecir umulur.

Yine salihlerle bir araya gelmek kişinin Allah’a itaat etmesine katkı sağlar. Zira itaat eden insanlarla birlikte olmak onun da itaatini artırır.

b) İftar Vermek:

“Oruçluyu iftar ettiren, onun kadar sevap alır, oruçlunun ecrinden de bir şey eksilmez.” (Nesaî)

“Kim bir oruçluyu iftar ettirir yahut bir gaziyi donatırsa ona da onların ecrinin aynısı vardır.” (Ahmed)



4- Daha Çok Kur’ân Okumaya Gayret Etmek:

Bizim için güzel bir örnek olduklarından dolayı selef-i sâlihînin Ramazanındaki iki hususa değineceğiz:

a) Çokça Kur’ân-ı Kerim okurlardı.

Âlimlerin bildirdiği gibi Ramazan ayı, Kur’an ayıdır. Bu yüzden Müslümanın bu ayda, diğer zamanlara göre daha çok Kur’an-ı Kerim okuması, okuyamıyorsa dinlemeye gayret etmesi gerekir.

Selef-i salihîn, Allah’ın Kitabını okumaya veya dinlemeye çok fazla itina gösterirdi.

Cebrâil aleyhisselâm, Ramazan ayında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Kur’ân-ı Kerim’i karşılıklı okurdu.

Selef-i salihînden kimi Kur’ân-ı Kerim’i üç gecede bir Ramazan kıyamında (teravihte) hatmederdi. Bazıları yedi günde bir, bazıları da on günde bir hatmederdi. Onlar namazda da, namazın dışında da Kur’ân-ı Kerim’i sürekli okurlardı.

İmam Şâfiî rahimehullah, Ramazan ayında Kur’an’ı altmış kere hatmederdi ve bunları namazın dışında yapardı.

İmam Şihâbuddin ez-Zührî rahimehullah da Ramazan ayında hadis okumaktan ve ilim ehliyle sohbet etmekten kaçınır, daha fazla Kur’ân-ı Kerim okumaya çalışırdı.

İmam Süfyan es-Sevrî rahimehullah ise, Ramazan ayı girince nafile ibadet yapmak yerine daha fazla Kur’ân-ı Kerim okurdu.

İmam İbn Receb el-Hanbelî rahimehullah şöyle der: “Kur’ân-ı Kerim’in üç günden daha az bir sürede hatmedilmesine dair olan yasaklamalar, bunun sürekli olarak yapılmasıyla ilgilidir. “Ramazan ayında, özellikle Kadir gecesinin arandığı gecelerde veya Mekke gibi faziletli mekânlarda, bu zamanın ve mekânın faziletini ganimet bilerek Kur’ân-ı Kerim’i çokça okumak müstehabdır ve bu nehiyden müstesnadır.”

b) Kur’ân-ı Kerim’i okumaları veya dinlemeleri Allah Teâlâ’dan korkmalarına ve ürpermelerine sebeb olur, bu yüzden de ağlarlardı.

Selef-i salihînin âdeti, üzerinde düşünmeden, kavramadan, şiir okur gibi Kur’an-ı Kerim’i hızlıca okumak değildi. Onlar Allah azze ve celle’nin kelamından etkilenir ve bundan dolayı kalpleri ürperirdi.

Buhârî’de Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anhumâ’nın şöyle dediği nakledilir:

“Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bana, “Kur’ân oku.” dedi. Ben, “Kur’ân sana indirilmişken onu yine sana mı okuyayım!?” dedim. O, “Onu başkasından dinlemeyi severim.” dedi. Ona Nisâ sûresini,“Her ümmetten birer şahit getirip bunlara karşı da seni şahit getireceğimiz zaman halleri nice olur?” (Nisâ, 4/41) buyruğuna varıncaya kadar okudum. Bu sefer, “Bu kadarı yeter” dedi. Ona dönüp baktığımda gözlerinden yaşlar boşalıyordu.”

Beyhâkî de Sünen’inde Ebû Hureyre radıyallahu anh’ın şöyle dediğini nakletmektedir: Allah Teâlâ’nın, “Şimdi siz bu söze (Kur’ân’a) mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!” (Necm, 53/59-60) buyruğu nazil olduğunda Suffe ehli, gözyaşları yanaklarından akıncaya kadar ağladı. Onların ağladıklarını farkeden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onlarla birlikte ağladı. Onun ağlaması üzerine bizler de ağladık. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah korkusundan ağlayan kimse cehenneme girmez.” buyurdu.

İbn Ömer radıyallahu anhuma da Mutaffifîn sûresini, “Öyle bir gün ki, o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divana duracaklar.” (Mutaffifîn, 83/6) buyruğuna varıncaya kadar okudu. Sonra yere yıkılıncaya kadar ağladı.

Muzâhim b. Züfer şöyle der: Süfyan es-Sevri, bize akşam namazını kıldırdı. “Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.” buyruğuna varınca kıraati kesilinceye kadar ağladı. Daha sonra Fatiha suresini yeni baştan okudu.



5- Güneşin Doğmasına Dek Mescidde Kalmak:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kılınca güneş doğuncaya kadar namaz kıldığı yerde otururdu. (Müslim)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Kim sabah namazını cemaatle birlikte kılar sonra da güneş doğuncaya kadar oturup Allah’ı zikreder daha sonra da iki rekât namaz kılarsa bu onun için tam ve eksiksiz olarak bir hac ve umre ecri gibi olur.”(Tirmizî)

Ey sevgili kardeşim, her gün umre ve hac sevabı almak istemez misin?!

Acaba bu ibadet vasıtasıyla her gün hac ve umre sevabı kazanmak mümkünse ya Ramazan günlerinde yapılırsa ecri ne olur? Bu yüzden geceyi namaz kılmakla geçirmek sûretiyle pek büyük mükâfatlar kazanmak için Allah’ın yardımını dilemeli, bu hususta salihlere uymalıyız. Allah rızası için nefislerimizle cihad etmeli ve cennet makamlarının zirvelerine ulaşabilmek için büyük gayretler göstermeliyiz ki, himmetimiz yüksek olsun.



6- İtikâf:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, her Ramazan ayının son on günü itikâfa girerdi. Vefat ettiği yılın Ramazanında ise yirmi gün itikâfa girdi.”(Buhârî)

İtikâf; Kur’an okumak, namaz kılmak, zikir, dua gibi pek çok itaati bir arada bulunduran ibadetlerden biridir. İtikâfı denemeyen bir kimse bunun zor ve sıkıntılı olduğunu düşünebilir. Ancak bu, Allah’ın kendisine kolaylaştırdığı kimseler için pek kolaydır. Her kim salih bir niyet ve samimi bir kararlılıkla kuşanırsa, Allah da ona yardım eder. İtikâf, özellikle Kadir gecesini bulmak maksadıyla Ramazan ayının son on gününde yapılan şer’î bir halvettir. İtikâfta bulunan kimse, kendini, Allah’a itaate ve Allah’ı zikretmeye hasretmiş, O’nu zikretmekten uzaklaştıracak her şeyle ilişkisini kopararak bütün kalbiyle ve bedeniyle Rabbine ve kendisini Rabbine yakınlaştıracak şeylere yönelmiş olur. Böyle bir kimsenin Allah Teâlâ ve O’nun kendisinden razı olması dışında hiçbir maksadı kalmaz.



7- Ramazanda Umre Yapmak:

“Ramazan ayında yapılan bir umre, bir hacca denktir.”(Muttefekun aleyh)

“(Ramazan umresi) Benimle yapılan bir hac gibidir.” (Fethu’l-Bârî)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir hac yapabilene ne mutlu!



8- Kadir Gecesini Araştırmak:

“Biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren oldu mu? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadir, 97/1-3)

“Kadir gecesini, (faziletine) inanarak ve ecrini de umarak namazla geçiren bir kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.”(Muttefekun aleyh)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kadir gecesini araştırır ve ashabına da bu geceyi araştırmalarını emrederdi. Ramazanın son on gününün gecelerinde, aile fertlerini, Kadir gecesine erişmeleri umuduyla ibadet için uyandırırdı.

Ömrünü bir hiç uğrunda harcayan kul!

Peygamberimiz ve selef-i salihîn, bu büyük gecenin hayrına ulaşabilmek amacıyla yıkanır, temizlenir ve ibadetlerini de büyük bir ihtimamla yapardı.

Sen de böyle yaparak, şimdiye kadar kaçırdıklarını Kadir gecesinde telâfi etmeye bakmalısın! Elbet bugünün de hesabı verilecek! Kadir gecesinde yapılan bir amel, başka zamanlardaki bin ayda yapılan amelden daha hayırlıdır. Bu hayırdan mahrum kalan, gerçekten çok şeyden mahrum kalmış biri olur.

Ramazanın son on gününde yer alan Kadir gecesinin, özellikle tek gecelerde bulunma ihtimali daha kuvvetlidir.

Ubey b. Ka’b şöyle derdi: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in belirttiği işaretlere göre güneş, Kadir gecesinin sabahında gözü rahatsız eden parıltısı olmaksızın doğar.

Hz. Aişe radıyallahu anha’nın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle dediği nakledilmektedir:

“Ya Rasûlallah! Kadir gecesine rastlarsam ne diyeyim?”Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de (اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي)“‘Allah’ım! Şüphesiz ki Sen çok affedensin, affetmeyi seversin, beni de affet.’ de!”(Buhari) buyurdu.



9- Çokça Zikir, Duâve İstiğfârda Bulunmak:

Ramazanın tüm gün ve geceleri faziletlidir. Bu günleri ganimet bilerek çokça zikir ve dua etmek, özellikle de duaların kabul edildiği anlarda buna dikkat etmek gerekir. Bunlar da şunlardır:

a- Oruç açma vakti: Bu vakitte yapılan dua geri çevrilmez. Bu da iftar saatidir.

b- Gecenin son üçte biri: Sahih hadislerden öğrendiğimize göre Rabbimizin, izzet ve celâlinin layık olduğunca dünya semasına inip de “Bir dilekte bulunan kimse var mı ona vereyim, mağfiret isteyen var mı onu mağfiret edeyim.” dediği vakit, gecenin son üçte biridir.

c- Seher vaktinde istiğfar: “Seher vakitlerinde de istiğfâr ederlerdi.” (Zâriyat, 56/18)

d- Cuma günü duası: Cuma da duanın kabul edildiği vakit kollanmalı, cuma gününün son vakti; özellikle ikindi ezanı sonrası duayla değerlendirilmelidir.

Bu cennet bahçelerinde salih amellerin gölgesinde yaptığımız bu gezintiden sonra çok önemli bir noktaya değinelim ey aziz kardeşim!

Bu önemli nokta nedir bilir misiniz? İhlastır. Nice oruçlu, oruç tutmasına rağmen açlık ve susuzluktan başka bir şey kazanamaz. Nice namaz kılan kişi vardır ki, uykusuzluk ve yorgunluktan başka bir şey elde edemez. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim imanla ve ecrini yalnız Allah’tan umarak Ramazanı oruçlu geçirirse geçmiş günahları affolunur.” hadisindeki “imanla ve ecrini yalnız Allah’tan umarak” sözüyle bu önemli noktaya işaret etmiştir.

Selef-i salihîn, kabul edilmeyeceği korkusuyla amellerini gizli yapmaya özel gayret gösterirdi!

Muhammed b. Vâsî rahmetullahi aleyh şöyle der: “Öyle kimselere yetiştim ki, onlardan birinin başı, hanımı ile birlikte aynı yastıkta olduğu halde yanağının altındaki yastık gözyaşlarıyla ıslanırdı da hanımı bunun farkına varmazdı. Yine öyle kimselere de yetiştim ki, safta namazdayken -her birinin- gözyaşları yanaklarına akardı da yanıbaşındaki bile bunun farkına varmazdı.”

Süfyân es-Sevrî rahmetullahi aleyh, “Öğrendiğime göre kul, gizlice bir amelde bulunur. Fakat şeytan onun peşini bırakmaz, nihayet onu yenik düşürür ve bu amel, alenî yapılmış gibi yazılır. Sonra şeytan onun peşini yine bırakmaz, o da sonunda bu ameliyle övünmeyi arzu eder. Bu sefer ameli, alenen yapılmış olmaktan da silinerek riyakârca yapılmış olarak kaydedilir.” demiştir.

İmam Ebu Eyyub es-Sahtiyanî, gece namazına kalkarken yanıbaşında yatan hanımına fark ettirmeden kalkmak için hırsız gibi davranırdı. Sabah namazı vakti girince de sanki yeni kalkıyormuş gibi ehl-i beytini namaza kaldırırdı.

İbn Ebî Udey şöyle anlatıyor: Davud İbni Ebî Hind (âlim ve âbid bir zattı), kırk sene nafile oruç tuttu da ehl-i beyti bile farkına varmadı. Ayakkabı yapan bir insandı. Sabah işe giderken yanına aldığı yemeğini yolda tasadduk ederdi. Eve döndükten sonra da akşam yemeği yiyormuş gibi iftar ederdi.



10- Ramazanda Boş Şeylerle Meşgul Olmak

Vakti boşa geçirmek ve Allah’a itâat dışında şeylerle ziyan etmek... İşte gaflet, ilahi rahmetten ve ilahi lütuflardan yüz çevirmek diye buna denir.

“Kim de Beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O, ‘Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!’ der. Buyurur ki: ‘İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!’ Böylece, israfa sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı cezalandırırız. Rabbinin azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.” (Tâhâ, 20/124-127)



Ey Ramazanın hayrını ve bereketini yaşayan Müslüman kardeşim!

Gaflet içinde yaşayan Müslüman evlatlarının da bu hayrı ve bereketi alması için gayret etmeliyiz. Dosdoğru yola gelip hidayet bulmaları için onları davet etmeli ve gıyabında onlara dua etmeliyiz. Ümit ederiz ki, Allah dualarımızı kabul eder ve ebedî zilletten kurtuluruz. (Âmin)



Şeyh Abdullah Yolcu

Müslüman Âlimler Birliği

Yüksek Konsey Üyesi ve

Türkiye Temsilcisi

Guraba Yayınları sahibi
Read On 0 yorum

Nafile Oruç..

16:53
NAFİLE ORUÇ BABLARI

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

NAFİLE ORUCA TEŞVİK

“ … Ebu Said el Hudri r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’den şöyle buyurdu : Herkim Allah yolunda bir gün oruç tutarsa Allah onun yüzünü yetmiş harif - yıl - ateşten uzaldaştırır.”

Buhari : 2840-Ter: 2680 - Müslim : 1153 Nesei : 2248 - Tirmizi : 1623 - İbni Mace : 1717 -İbni Huzeyme : 2113 - Darimi : 2/203 - Ebu Yağla : 1257) Beyhaki : 4/296-9/173) Beğavi (1811) Tayalisi (2187) Ahmed : 3/83- 26-45) Albani : 6332-S. Cami


RAMAZAN AYININ HARİCİNDE HİÇBİR AY’DA TAM OLARAK ORUÇ

TUTULMAZ

“ … Aişe r.anha şöyle dedi : Resulullah s.a.v oruç tutardı. Hatta biz hiç iftar etmeyecek derdik. - Bazen de - çok iftar ederdi. Hatta biz hiç oruç tutmayacak derdik. Ben Resulullah s.a.v’in ramazandan gayri bir ayın orucunu tam olarak tuttuğunu görmedim. Şaban ayındaki kadar da içerisinde çok oruçlu olduğu bir ayı görmedim.”

Buhari : 1969-Ter : 1835) Müslim (1157/175) Malik (1/309) Ebu Davud (2434) Nesei (2350) Tirmizi (768) İbni Hibban (3648-el-İhsan - Beyhaki (4/292 - 94) Beğavi : 1776-eş-Şerh) Ahmed (6/107-189)

“ … İbni abbas r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v ramazandan gayri hiçbir ayda tamamen oruç tutmadı. - Bazen - çok oruç tutardı. Hatta bir kimse : Hayır, vallahi Resulullah hiç iftar etmeyecek derdi. - Bazen de - çok iftar ederdi. Hatta bir kimse : Hayır, vallahi Resulullah hiç oruç tutmayacak derdi.”

Buhari : 197 Müslim : 1157/178)

AŞURE GÜNÜ ORUC TUTMAK

“ … Er-Rübeyyi b. Muavviz r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v aşure gününün sabahında Ensar köylerine : Her kim iftar ederek sabahladı ise günün kalan kısmında oruç tutsun. Herkim de oruçlu olarak sabahladı ise orucuna devam etsin, diye haber gönderdi. Binti Muavviz şöyle dedi : Biz bundan sonra aşure orucunu tutardık....”

Buhari : 1960-Ter:1827 - Müslim : 1136/136-137 - Ahmed (6/359-360)

“ … el-Hakem b. A’rec şöyle dedi : İbni abbas ridasını yastık yapmış zemzemin yanında ona yaslanmış bir halde iken yanına yardım ve : Bana aşure orucunu haber ver dedim. İbni Abbas : Muharrem ayının hilalini gördüğünde saymaya başla ve dokuzuncu gün oruçlu ol, dedi. Ben : Resulullah s.a.v aşure orucunu böyle mi tutardı, dedim. İbni Abbas : Evet dedi. ”

Müslim : 1133/132 - Beyhaki : 4/287

“ … Aişe r.anha şöyle dedi : Cahiliye de Kureyş aşure günü oruç tutardı. Resulullah s.a.v de aşure orucunu tutardı. Medine’ye geldiğinde de aşure orucunu tuttu ve ashabına onu emretti. Ramazan orucu farz kılınınca aşure günü oruç tutmayı terk etti. Bundan sonra dileyen onu tuttu, dileyen de tutmadı.”

Buhari : 2002-Ter: 1859 - Müslim (1125/113) Malik (1/299) Ebu Davud (2442) Tirmizi (753 Beyhaki (4/288) Abdurrezzak ( 7844-7845 ) Ahmed (6/162)

HER AY’DAN ÜÇ ORUÇ TUTMAK



“ … Ebu Katade r.a şöyle dedi : “...Resulullah Saliallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Her aydan üç gün oruç ve bir de ramazandan ramazana oruç tutmak, işte bu zamanın tamamını oruçlu geçirmek gibidir.”

Müslim : 1162/196 - Ebu Davud (2425-2426) Nesei (2386) İbni Hibban (3639-3642-el-İhsan) İbni Huzeyme (2117) Beyhaki (4/286-293) Begavi (1 789-eş-Şerh) Ahmed (5/297-208-311) Albani (952-el-İrva)


“ … Milhan el-Kaysi r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v Eyyamu’l-Beydayın on üçü, on dördü, on beşi günlerinde oruç tutmamızı bize emrederdi. Milhan şöyle dedi : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem : Bu günlerdeki oruç sene orucu gibidir, derdi.”

Ebu Davud : 2449) Nesei (2431) İbni Hibban (946-el-Mevarid) Beyhaki (8442) Ahmed (5/27-28) Albani (4/94- es-Sahiha)

ŞEVVAL AYINDA ORUÇ TUTMAK

“ … Ebu Eyyub el-Ensari r.a’dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim ramazan orucunu tutar sonra ona şevval ayından altı gün - oruç tutarak - eklerse bu sene orucu tutmuş gibidir.”

Müslim (1164/204) Ebu Davud (2433) Tirmizi (759) İbni Mace (1716) Darimi (2/12) İbni Ebi Şeybe (2/509/1) - İbni Hibban (3634-el-İhsan) İbni Huzeyme (2114) Bezzar (1 062-el-Keşfi Beyhaki (4/000) Beğavi(1 78-eş-Şerh) - Tayalisi (594) Abdurrezzak (7918) Ahmed (5/41 7-419) Albani (950-el-İrva)


MUHARREM AYINDA ORUÇ TUTMAK

“ … Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Ramazan orucundan sonra orucun en faziletlisi, Allah’ın ayı olan Muharrem ayı orucudur.”

Müslim (1153/202) Ebu davud (2429) Nesei (1612) Tirmizi (438-740) İbni Mace (1742) Darimi (2/21) İbni Hibban (3636-el-İhsan) İbni Huzeyme (2076) İbni Abdul Berr (6488-el-Isiizkar) Beyhaki (4/291) Beğavi(1 788-eş-Şerh) Ebu Yağla (6395) Ahmed (2/303-329) Albani (951-el-İrva)


ŞABAN AYINDA ORUÇ TUTMAK

“ … Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor : " Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, " Bu ay hiç yemiyecek '' derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, " Bu ay hiç tutmayacak '' derdik. Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda, şâban ayında tuttuğundan daha fazla oruç tuttuğunu da görmedim. “

Buhari : 1969) Müslim(1156) Muvatta(1/309) Ebu Dâvud(2431,2434) Tirmizi(736) Nesâi(4/199)

PAZARTESİ VE PERŞENBE GÜNLERİ ORUÇ TUTMAK

“ … Nebi s.a.v’in bazı zevcelerinden şöyle rivayet edildi : Nebi s.a.v zilhicce ayının dokuzunda, aşure gününde, her aydan üç gün ve ayın ilk pazartesi ile per-şembe günlerinde oruç tutardı.”
Ebu Davud : 2437.N

“ … Usame b. Zeyd r.a nun azatlısı şöyle tahdis etti. Usame’ye ait bir malı istemek için Usame ile birlikte Vadi’l-Kura’ya gittik. Usame pazartesi ve perşembe günleri oruç tutuyordu. Azatlısı Usame’ye : Sen yaşlı bir adamsın, neden pazartesi ve perşembe günlerinde oruç tutuyorsun ? dedi. Usame şöyle dedi : Resulullah s.a.v pazartesi ve perşembe günleri oruç tutardı. Resulullah’a bu günleri niçin oruçlu geçirdiği sorulduğunda Resulullah : Kulların amelleri - Allah’a - pazartesi ve perşembe arz olunur, buyurdu.”

Ebu Davud (2436) Nesei (2357- 2360 - Darimi (2/19-20) Beyhaki (4/293) İbni Ebi Şeybe (2/458/8) Tayalisi (632) Ahmed (5/200-204-208) Albani (948-el-İrva) - Tirmizi (745) İbni Hibban (3643-el-İhsan) İbni Huzeyme (2116)


AREFE GÜNÜNDE ORUÇ TUTMAK

“ … Ebu Katade r.a dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah’ın Arafe günü tutulan orucu, ondan önceki seneye ve ondan sonraki seneye kefaret etmesini umarım. ”

İbni Mace : 1730) Müslim : 1162/197) Ebu Davud : 2425-2426 - Beyhaki : 4/286-293-300) Ahmed (5/297) Albani (952-el-İrva)

NAFİLE ORUÇ İÇİN GÜNDÜZDEN NİYET ETME VE İSTENİRSE ORUCU

BOZMA BABI

“ … Ümmü Hani r.anha dan : Resulullah s.a.v onun yanına girdiğini ve içecek - bir şey - istediğini söyledi. Sonra Ümmü Hani şöyle dedi : Resulullah s.a.v ondan içti ve bana verdi. Ben de içtim ve : Ya Resulallah, ben oruçlu idim dedim. Resulullah s.a.v : Tatavvu - yani nafile - orucu tutan kimse kendi nefsinin emini - veya emin - dir. Dilerse oruç tutar, dilerse iftar eder’ buyurdu.”

Tirmizi : 735-Ter: 728 – Dare kutni : 2/175 - Hakim : 1599 - Beyhaki : 8349 - Albani : 4/135-136-el-İrva) – 3854 - S. Cami

“ … Müminlerin annesi Aişe r.anha şöyle dedi : Resulullah s.a.v bana bir gün :
- Ya Aişe, yanınızda.yiyecek bir şey var mı ? buyurdu. Ben :
- Hayır ya Resulallah, yanımızda yiyecek bir şey yok dedim. Resulullah :
- O halde ben orucum, dedi ve dışarı çıktı. Müteakiben bize bir şey hediye edildi veya ziyaretçiler bir şey getirdi. Resulullah s.a.v geri döndü. Ben :
-Ya Resulallah, bize bir hediye geldi veya ziyaretçiler bir şey getirdi. Ondan sana bir parça sakladım dedim. Resulullah s.a.v :
- O nedir ? buyurdu. Ben :
- Hays yemeğidir, dedim. Resulullah s.a.v :
- Onu getir, dedi. Ben onu getirdim, Resulullah s.a.v ondan yedi sonra : Ben oruçlu olarak sabahlamıştım, buyurdu.”

Müslim : 1154/169) Ebu Davud (2455) Nesei (2329) Tirmizi (733) Dare kutni (2/176/21) Beyhaki (4/275)Beğavi (1645-eş-Şerh) İbni Huzeyme (2141-2142) Ebu Yağla (3628-4563) Abdurrezzak (7793) Ahmed (6/49-207) Albani (965-el-İrva)


KIŞIN TUTULAN ORUÇ KOLAY ELDE EDİLEN GANİMET GİBİDİR

“ … Amir b. Mesud r.a den Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : Kış orucu, soğuk ganimettir. - yani kolay elde edilen ganimettir -”

Tirmizi : 801-Ter : 794 - İbni Ebi Şeybe : 2/511/1 - Beyhaki : 4/335 - Ahmed (4/335) Albani : 1922- es - Sahiha

Y A S A K L A N A N O R U Ç G Ü N L E R İ

RAMAZANI KARŞILAMA ORUCU YOKTUR

“ … Ebu Hureyre r.a den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden hiç kimse bir gün veya iki gün önce oruç tutarak ramazanın önüne geçmesin. Ancak devamlı oruç tutan kimse olursa bu kimse tutsun. ”

Buhari (1914-Ter: 1783) Müslim (1082/21) Ebu Davud (2335) Nesei (4/149) Tirmizi (685) Darimi (2/4 - İbnu Carud (378) İbni Mace (1650) İbni Ebi Şeybe (2/439/2) İbni Hibban (3586-el-İhsan) Beyhaki (4/207-208) Beğavi (1 718-eş-Şerh) Tayalisi (2361) Abdurrezzak (7315) Ahmed (2/438-497) Albani (2398-es-Sahiha)

HER GÜN ORUÇ TUTMAKTAN NEHY

“ … Abdullah b. Amr r.a dedi ki : Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana : Ya Abdullah, senin gündüz oruç tutup geceleri namaz kıldığın bana haber verilmedi mi ? sanıyorsun, buyurdu. Ben :
- Evet, ya Resulallah, öyledir dedim. Resulullah :
- Öyle yapma, bazı günler oruç tut bazı günler oruç tutma. Gecenin bir kısmanda namaz kıl bir kısmında yat uyu. Çünkü, muhakkak senin üzerinde bedeninin bir hakkı vardır ; gözlerinin senin üzerinde bir hakkı vardır ; eşinin senin üzerinde bir hakkı vardır ; ziyaretçilerinin de senin üzerinde bir hakkı vardır. - Her aydan üç gün oruç tutmak sana yeterlidir. Çünkü her bir oruç karşılığına sana on misli ecir verilecektir. İşte bu bütün senenin orucudur, buyurdu. Abdullah şöyle dedi : Ben kendi aleyhime ibadette şiddet yaptıkça bana şiddetlendirildi. Ben :
- Ya Resulallah ! Ben ibadet için kendimde kuvvet buluyorum dedim.Resulullah s.a.v :
- O halde Allah’ın nebisi Davud a.s gibi oruç tut, buyurdu. Ben :
- Allah’ın nebisi Davud’un orucu nasıldır ? dedim. Resulullah :
- Senenin yarısıdır, buyurdu. Abdullah yaşlanıp kendinde eski kuvvet kalmayınca: Ah keşke Nebi s.a.v’nin verdiği ruhsatı kabul etseydim, der dururdu.”

Buhari : 1975-Ter : 1840 – 1131 - Müslim : 1159/181 - Ebu Davud : 1389 - Nesei : 2390-2392 - Ahmed : 2/194-200 - Albani : 2015-el-İrva

BAYRAM GÜNLERİNDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHY

“ … Ömer b. el-Hattab r.a şöyle dedi : Bu iki bayram günlerinde Resulullah s.a.v oruç tutmayı nehyetti. İlki orucunuzu açtığınız ramazan bayramı gününüz, diğeri ise kurbanımzdan yediğiniz kurban bayramı gününüzdür.”

Buhari : 1990-Ter:1 773 - Müslim (1137/138) Malik (1/178/5) Humeydi (8) İbni Ebi Şeybe (2/514/1) Ebu Davud : 2461) Tirmizi (771) İbnu Carud (401) İbni Mace (1722) Beyhaki (4/29 7) Beğavi (1 795-eş-Şerh) Ebu Yağla : 150-232-238) Ahmed (1/24-34-40) Albani (4/127)

TEŞRİK GÜNLERİNDE ORUÇ TUTMAKTAN NEHY

“ … Nubeyşetu’l-Huzeli r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Teşrik günleri yemek ve içmek günleridir - o günlerde oruç tutulmaz - ”

Müslim : 1141/1 44 - Ebu Davud : 2813 - Beyhaki : 4/297 - Albani İrva : 963

“ … Aişe ve İbni Ömer r.a dan şöyle dediler : Resulullah s.a.v teşrik günlerinde oruç tutmaya ruhsat vermedi. Ancak Kabe’ye götürecek hediye kurbanı bulamayan hacılar için üç gün oruca ruhsat verdi. ”

Buhari : 1997-1998, Ter:1857 – Dare kutni : 2/186 - Beyhaki : 4/298) Albani (964-el-İrva)

ÖZEL OLARAK CUMA GÜNÜ ORUÇ TUTMAKTAN NEHY

“ … Ebu Hureyre r.a den. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Sizden hiç kimse Cuma günü oruç tutmasın. Ancak Cuma’dan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutarsa bu müstesnadır.”

Buhari : 4.c.1850.s - Müslim : 3.c.1144/147.n - Ebu Davud : 2420.n - Tirmizi (743) İbni Mace (1723) İbni Ebi Şeybe : 2/459/1) İbni Hibban (3614-el-İhsan) İbni Huzeyme (2158) Beyhaki (4/302 – Tayalisi : 2595) Abdurrezzak (7805) Ahmed (2/495) Albani (959-el-İrva - 7730-S. Cami)

“ … Ebu Eyyub el Ensari r.a den. O da Resulullah s.a.v’in zevcesi Cüveyriye r.anha dan. Der ki : Bir Cuma günü Cüveyriye oruçlu iken Peygamber s.a.v onun yanına girdi de şöyle buyurdu :
- Dün kü gün oruç tuttun mu ? . Cüveyriey :
- Hayır tutmadım, dedi. Resulullah s.a.v :
- Peki yarın tutmak istiyor musun ? dedi. Cüveyriye :
- Hayır, tutmayacağım, deyince Resulullah s.a.v :
- Öyleyse orocunu boz, buyurdu. “

Buhari : 4.c.1851.s – Ebu Davud : 3.c.2422.n

“ … Muhammed b. Abbad şöyle dedi : Ben Cabir r.a ya Nebi s.a.v Cuma günü oruç tutmayı nehyetti mi ? diye sordum. Cabir : Evet, nehyetti, dedi.”

Buhari : 4.c.1850.s - Müslim : 1143/146 - İbni Mace : 1724 - Ahmed : 13157-14359) Albani : 6963- S. Cami

CUMARTESİ GÜNÜ ORUÇ TUTULMAZ HADİSİ VE İZAHI

“ … Yezid es-Samma r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Üzerinize farz olan orucun dışında - özel olarak - Cumartesi günü oruç tutmayın. Biriniz şayet - yiyecek - bir şey bulamaz sadece üzüm çubuğu veya ağaç dalı bulursa onu çiğnesin - ve o gün sakın oruç tutmasın - .”

Ebu Davud (2421) Tirmizi (744) Darimi (2/19) İbni Mace (1726) İbni Hibban (3615-el-İhsan) İbni Huzeyme (2164) Beyhaki (4/302) Beğavi (1806-eş-Şerh) Hakim (1/435) Ahmed (6/368) Albani (960-el-irva)

Ebu Davud : Bu hadis mensuhtur der. 3.c.2422.n

“ … Kureyb r.a der ki : Ashabtan bir cemaat beni Ümmü Seleme r.anha’nın yanına göndererek, Resulullah’ın en çok hangi günlerde oruç tuttuğunu sordurdular. Ümmü Seleme de ; Cumartesi ve Pazar günleri diye cevap verdi ve sonra da dedi ki : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Cumartesi ve Pazar günleri müşriklerin bayram günleridir. Onun için ben onlara muhalefet etmek isterim. “

İbni Hibban : 5.c.3638.n – Beyhaki : 6.c.8582.n - Buluğu’i Meram : 2.c.467.s

TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Read On 0 yorum

Aşure Orucunun Fazileti..

12:36
Âşura Orucunun Fazileti
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'adır. Salât ve selâm, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, âlinin ve ashabının hepsinin üzerine olsun.
Hiç şüphe yok ki Allah Teâlâ'nın kulları üzerindeki nimetlerinden birisi de, onlara mükâfatlarını vermek ve onları lütfundan fazlalaştırmak için günler ve aylar boyu hayır ve bereket mevsimlerini birbiri ardınca peşpeşe onlara bahşetmesidir. Mübârek hac mevsimi biter birmez, onu kıymetli ay olan Allah'ın Muharrem ayı takip etmiştir.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللَّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأَفْضَلُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلاَةُ اللَّيْلِ } [ روا مسلم ]
"Ramazan'dan sonra en fazîletli oruç, Allah'ın Muharrem ayı orucudur.Farz namazlardan sonra en fazîletli namaz ise, gece namazıdır."[1]
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Muharrem ayını, Allah'ın ayı olarak adlandırması, bu ayın şeref ve fazîletine delâlet eder.Çünkü Allah Teâlâ, yarattığı kimi varlıklara özellikler verir, kimisini de kimisinden üstün tutar.
Hasan Basrî -Allah ona rahmet etsin- Muharrem ayı hakkında şöyle der:
"Allah Teâlâ seneyi, mukaddes bir ayla açmış, yine mukaddes bir ayla sona erdirmiştir. Allah katında 12 ay içerisinde kudsiyeti Ramazan ayından daha büyük başka bir ay yoktur."
Âşûrâ orucunun fazîleti hakkında ise Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
{سُئِلَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَاشُورَاءَ، فَقَالَ: يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةََ } [ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âşûrâ günü orucu hakkında sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Geçmiş yılın (küçük) günahlarına keffâret olur." [2]
{ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم - قَدِمَ الْمَدِينَةَ فَوَجَدَ الْيَهُودَ صِيَامًا يَوْمَ عَاشُورَاءَ، فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم -: مَا هَذَا الْيَوْمُ الَّذِي تَصُومُونَهُ؟ فَقَالُوا: هَذَا يَوْمٌ عَظِيمٌ، أَنْجَى اللَّهُ فِيهِ مُوسَى وَقَوْمَهُ وَغَرَّقَ فِرْعَوْنَ وَقَوْمَهُ، فَصَامَهُ مُوسَى شُكْرًا فَنَحْنُ نَصُومُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم -: فَنَحْنُ أَحَقُّ وَأَوْلَى بِمُوسَى مِنْكُمْ، فَصَامَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم - وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ } [ متفق عليه ]
"Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye hicret ettiği zaman yahûdileri Âşûrâ günü oruç tutarlarken gördü. Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: Bugün tuttuğunuz oruç nedir? diye sordu. Onlar: Bugün Allah'ın, Musa ve kavmini Firavun'dan kurtardığı,Firavun ve kavmini (denizde) boğduğu büyük bir gündür.Musa, Allah'a bir şükrün ifâdesi olarak bugün oruç tuttuğu için, biz de oruç tutuyoruz, dediler.Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Biz Musa'ya, sizden daha hak sahibi ve layıkız. Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- bugün oruç tuttu ve bugünde oruç tutmayı emretti."[3]
Rivâyetin devamında şöyle buyurmuştur:
{ لَئِنْ بَقِيتُ إِلَى قَابِلٍ لَأَصُومَنَّ التَّاسِعَ }[ رواه مسلم ]
"Şayet gelecek yıla kavuşursam, onuncu gün ile birlikte dokuzuncu günü de oruç tutacağım." [4]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:
{خَالِفُوا الْيَهُود,صُومُوا يَوْمًا قَبْله,أَوْ يَوْمًا بَعْده} [ رواه أحمد ]
"Yahûdilere aykırı hareket edin.Âşûrâ günü ile birlikte bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." [5]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:
{ صُومُوا يَوْمَ عَاشُورَاءَ،وَخَالِفُوا فِيهِ الْيَهُودَ،صُومُوا قَبْلَهُ يَوْمًا أَوْ بَعْدَهُ يَوْمًا } [ رواه أحمد وابن خزيمة ]
"Âşûra günü oruç tutun ve o günde yahûdilere aykırı hareket edin.O günden bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." [6]
Bu sebeple müslümanın aşağıdaki birçok faydaları elde edebilmesi için 9, 10 ve ve 11. günler olmak üzere üç gün oruç tutması gerekir:
1. Üç gün oruç tutmakla kendisine tam bir aylık oruç sevabı yazılır. Çünkü her iyilik, on katıyla mükafatlandırılır.
Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- her aydan üç gün oruç tutar ve ashâbına da tutmalarını emrederdi.
2. Bu aydaki oruç, Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruçtur.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللَّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأَفْضَلُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلاَةُ اللَّيْلِ } [ روا مسلم ]
"Ramazan ayından sonra en fazîletli oruç, Allah'ın Muharrem ayı orucudur.Farz namazlardan sonra en fazîletli namaz ise, gece namazıdır."[7]
3. Muharrem ayının 10. günü ile birlikte 9. ve 11. günlerini tutmakla yahûdilere aykırı hareket edilmiş olur.
4. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- örnek alınmış olur.
Nitekim Abdullah b. Abbastan-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu gün oruç tutmuş ve ashâbına da o günde tutmalarını emretmiştir. [8]
5. Bu oruç, büyük günahlardan kaçınmak şartıyla bir yıl boyunca işlenen küçük günahlara keffâret olur.
Haddi zâtında orucun sevap ve mükâfatı, sınırsızdır.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ يُضَاعَفُ لَهُ، الْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا إِلَى سَبْعِ مِائَةِ ضِعْفٍ. قَالَ اللَّهُ سُبْحَانَهُ: إِلاَّ الصَّوْمَ فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ } [ متفق عليه ]
"Adem oğlunun her ameli için kendisine kat kat sevap verilir. Her iyilik, on katından yedi yüz katına kadar mükafatlandırır.Allah Teâlâ buyurdu ki: Oruç bunun dışındadır. Zirâ oruç benim içindir ve onun mükafatını da ben veririm." [9]
Bu da orucun sabırdan olmasından dolayıdır.,
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"(Âhirette) sadece sabredenlere, mükâfatları (tarafımızdan) hesapsız olarak verilecektir."[10]
Kışın tutulan oruç; gündüzü kısa ve soğuk ve sevabı yorulmadan kolayca elde edilen ganimettir.Aynı şekilde yazın tutulan oruç, amellerin en fazîletlisidir.
[1]Müslim
[2] Müslim
[3] Buhârî ve Müslim
[4] Müslim
[5] Ahmed
[6] Ahmed ve İbn-i Huzeyme rivâyet etmiştir.Hadisin senedinde İbn-i Ebî Leylâ vardır ki bu şahsın ezberi zayıftır.Ayrıca hadisi Abdurrezzak da rivâyet etmiştir.Beyhakî da İbn-i Abbas'tan mevkûf olarak şu lafızla rivâyet etmiştir:"Dokuz ve onuncu günleri oruç tutun ve yahûdilere aykırı hareket edin." Hadisin senedi sahîhtir. Abdulkâdir el-Arnaût'un tahkik ettiği İbn-i Kayyim'in 'Zâdu'l-Meâd' adlı eserine (c:2, s: 69) bakınız.
[7] Müslim
[8] Buhârî ve Müslim
[9] Buhârî ve Müslim
[10]Zümer Sûresi: 10

Ebu Muaz - darussunne
Read On 0 yorum

Muharrem Ayında Oruç..

12:34
Muharrem ayının çoğunda ve aşure günü oruç;Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’den; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç Alah’ın Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra namazların en faziletlisi gece namazıdır.”[1]
Aişe (radiyallahu anhâ) anlatıyor: "Ramazan (farz olmazdan) önce Aşura orucu tutuluyordu. Ramazanın farziyeti indikten sonra onu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı."[2]
İbnu Abbâs (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine'ye gelince, yahudileri Aşura günü oruç tutar gördü. Onlara: "Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?" diye sordu. "Bu, sâlih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Beni İsrâil'i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu '' dediler. Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ben Musa'ya sizden daha layığım" buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını emretti.[3]
Diğer bir hadiste; “Aşure gününde oruç tutunuz, bir gün öncesinde veya bir gün sonrasında da oruç tutarak yahudilere muhalefet ediniz.”[4]
Buyrulmuştur. Aşure gününde yapılan bidatler; sürme çekmek, musafaha yapmak, aşure yemeği pişirmek, sevinç gösterisi, gusül, kına yakmak, hüzün günü olarak değerlendirmek, o günü açlık ve susuzluk günü yapmak, ağıt yakmak, zincirlerle dövünmek bütün bunlar aşure günü yapılan çirkin fiillerdir. Ne peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den, ne sahabeden, ne de tabiinden bu konuda gelen bir şey yoktur. “Kim aşure gününde ev halkına bolluk gösterirse Allah bütün sene ona bolluk verir” sözü ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına uydurulmuş bir yalandır.[5]
Ankara’da sapık bir takım Rıfai tarikatı mensupları aşure gününe kadar on gün boyunca akşamları toplanır, Kerbelayı yad ederler, siyah elbiseler giyerler, su içmezler, matem ilan ederler. Bu sapıklıkları çıkaranlar, şeytanın adımlarını takip ederken, iyi bir iş yaptıklarını zannederler. Sapmaktan ve saptırılmaktan Allah’a sığınırız.“Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık. De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.”(Kehf 102-104)
[1] Müslim(1162)
[2] Buhari(2002) Müslim(1152) Muvatta, 33, Ebu Dâvud(2442, 2443) Tirmizi(753)
[3] Buhari(2004) Müslim(1130) Ebu Dâvud(2444)
[4] Tahavi ve Beyhaki Sahih senetle; İbni Huzeyme(2095)
[5] bkz. Mecmuul Fetava(25/299)
Ebu Muaz - darussunne
Read On 0 yorum

Oruç Kitabı - Abdurrahman Sa'di

22:20
وتوضيح الفقه فى الدين

ŞERHU

MENHECİ SALİKİN VE TAVZİHU’L FIKHİ Fİ’D DİN

كتاب الصيام

KİTABU’S SİYAM

ORUÇ BÖLÜMÜ

Allame

Abdurrahman Sadi (r.h.)


Terceme ve Şerh

Ubeydullah Arslan

İslamabad İslam Üniversitesi Mezunu



كتاب الصيام

KİTABU’S SİYAM/ORUÇ BÖLÜMÜ


الأصل فيه قوله تعالى: "يأيها الذين أمنوا كتب عليكم الصيام كما كتب على الذين من قبلكم لعلكم تتقون" [البقرة 183].

Orucun temel vacip olduğuna dair (delilimiz) Allah’ın şu ayetidir

“ Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız. (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.”

(Bakara-183-184)



Oruç lüğatta, tutmak anlamındadır. Ebu Ubeyde der ki ; Kendini yemekten, kelamdan, yürümekten tutan/alıkoyan herkes saimdir/oruç tutandır. Araplar der ki, “ el-Haylu sa’met/At (yürüyemeyip)durdu. Allah ayetinde; “ Ben Rahman’a oruç tutmaya adak adadım.” buyurmuştur, oruç bu ayette, konuşmamaya adak ettim anlamındadır. (Bkz, Ahmed Huteybe-el-Camiû’l Ahkami’s Siyami ve’l Ameli Şehri Ramazani)

Oruç İstilahta, “Bir müslümanın, sahur vaktinden/fecr Sadıktan itibaren, güneş batıncaya kadar kendisini yemekten, şehvetten uzak tutarak, niyet ederek eda ettiği ibadettir. ” (Bkz, Ahmed Huteybe-el-Camiû’l Ahkami’s Siyami ve’l Ameli Şehri Ramazani)



Orucun Hükmüne gelince,

Oruç, kuranın, sünnetin, selefin icmasıyla vaciptir, kendisine orucun vacipliği ulaşmış bir kimsenin bilerek inkarı küfürdür, sahibini kafir eder. Ramazan orucu, Rasulullah üzerine, hicretin 2.senesinde farz kılınmış, bu sebeple de Peygamberimiz hayatı boyu toplam 9 ramazan ayı geçirmiştir. Aşağıda size ramazan orucunun delilleri verilmiştir.

1.Delil : “Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız. (Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara-183-184)

2.Delil : Rasulullah (s.a.v.) buyurur ki, “ Ramazan hilalinini gördüğünüz zaman oruç tutunuz, onu gördüğünüz zaman da iftar ediniz.” (Buhari-Müslim)

ويجب صيام رمضان على كل مسلم بالغ قادر على الصوم.

Ramazan orucu buluğa ermiş, akıllı, güç yetiren her müslümana vaciptir.

Müellif, ramazan orucunu tutacak kimsenin şartlarını beyan ederek devam etmektedir. Bu temel şartlar şunlardır.

1-İslam; Yani müslüman olma şartı gereklidir, oruç müslümana farzdır, kafire farz değildir. Kafir müslüman olursa geçen oruçlarını kaza etmesi gerekmez. Kişi kafirse orucu da kabul edilmez. Bir kimse müslüman iken söylediği sözden ve amelden dolayı mürted olsa/dinden çıksa sonra da müslüman olsa, buna kaza gerekmez. Bunu İmam Ebu hanife, Malik, Ahmed söylemiş, imam Şafi ise kaza gerekir demiştir. Allah ayetinde “O inkâr edenlere de ki: "Eğer vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanacaktır. Ama yine dönecek olurlarsa, önceki (toplumlara uygulanan) sünnet, muhakkak (onların başından da) geçmiş olacaktır.” (Enfal-38) Rasulullah sahih hadiste “ islam kendinden öncekileri siler” buyurmuştur.



2-Buluğa ermek, Yani buluğa ermiş genç müslümana farzdır, çocuklara farz hükmünde değildir, zira onlara oruç meşakkat getirir, lakin onları terbiye etmek ramazanın bereketi tattırmak amaçlı zaman zaman oruç tutturmak selefin ahlakıdır. İlim ehli arasında buluğa ermek konusu ihtilaflıdır, asıl olan bu hususta erkekse ihtilam görme kızsa hayız halnde buluğa ermenin gerçekleştiğidir. Bu sözlerine de Rasulullah’ın sahih hadisini delil almışlardır. “ şu üç kişiden kalem kalkmıştır, uyanıncaya kadar uyuyandan, ihtilam oluncaya kadar çocuktan, akıl gelinceye kadar deliden” (Buhari-Müslim) Ata, İbn Sirin, Hasen el-Basri, Zühri, Katede, Şafi ise güç yetirme halinde kişi oruçla emrolunur demiştir.



3-Akıl, yani akıl sahibi kişiye farzdır, delilere farz hükmünde değildir. Rasulullah hadislerinde,“ şu üç kişiden kalem kalkmıştır, uyanıncaya kadar uyuyandan, ihtilam oluncaya kadar çocuktan, akıl gelinceye kadar deliden” buyurmuştur.(Buhari-Müslim)

4-Kudret, Yani sıhhati yerinde olup hasta olmayanlara farzdır, güç yetiremeyen hastalar ise, fidye verirler.



برؤية هلاله او إكمال شعبان ثلاثين يوماً.

قال صلى الله عليه وسلم: "إذا رأيتموه فصوموا، وإذا رأيتموه فأفطروا، فإن غمّ عليكم فاقدروا له" متفق عليه

وفى لفظ: "فاقدروا له ثلاثين" وفى لفظ "فأكملوا عدة شعبان ثلاثين" رواه البخارى

Ramazan Orucuna, hilali görerek başlamak veyahut (bulutlu günde hilal gözükmezse) otuz güne tamamlamak vaciptir. Peygamber (a.s.) Ramazandan bahisle: "Hilali görmedikçe oruç tutmayınız. Ve yine hilali görmedikçe iftar etmeyiniz (bayram yapmayınız). Eğer hilal size karşı bulutla örtülürse, hilal için takdir (yani hesap) yapınız" buyurmuştur.(Buhari-Müslim) bir başka lafızla “Eğer hilal size karşı bulutla örtülürse, hilal için takdir (yani hesap) yapınız" buyurmuştur.(Müslim) bir başka lafızda “ Şabanı otuza tamamlayın” (Buhari)



Ramazan Orucuna, hilali görerek başlamak veyahut (bulutlu günde hilal gözükmezse) otuz güne tamamlamak vaciptir.

Müellif, ramazan orucuna hilali görerek başlamak gerektiğini, havanın bulutlu olup hilalin gözükmemesi durumunda şabanı otuz güne tamamlamak gerektiğini beyan etmektedir, Ayrıca, bulutlu veya örtülü günde 30.günde oruç tutulamaz çünkü peygamber, “ Şabanı otuza tamamlayın” (Buhari) buyurmuştur. İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatır: Peygamber (a.s.) Ramazandan bahisle: "Hilali görmedikçe oruç tutmayınız. Ve yine hilali görmedikçe iftar etmeyiniz (bayram yapmayınız). Eğer hilal size karşı bulutla örtülürse, hilal için takdir (yani hesap) yapınız" buyurmuştur.(Müslim) Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre: Allah Resulü (a.s.): "Ramazan hilalini gördüğünüzde oruç tutunuz. Şevval hilalini gördüğünüzde ise iftar edin (bayram yapın). Hava bulutlu olursa otuz gün oruç tutunuz" buyurmuştur.(Müslim)



Değerli müslümanlar, Rasulullah’ın hilali görerek oruca başlayınız emri gereğince, hilali aramak ve onu görerek oruca başlamak vaciptir, takvim hesapları yaparak ramazan ayına girmek, bidattir, dinde sonradan icat edilen bir ameldir, sünnete muhaliftir, bu amelden uzak durmak ve hilali aramak vaciptir. Müslümanların birliğini, beraberliğini, müşterek hareket etme yolunu açan bu meselede, ayrı baş çekmek, siyasi çıkar sağlamak, hizipler arasında öne çıkmak gibi davranışalr sünnete muhaliftir ve dinde hoş değildir.



Müslümanların, kıblesi birdir, kıbleden gelecek sese kulak vermek gerekir, bu hususta ilim ehlinin hassasiyetini göz önünde bulundurarak hilal arama heyetine itimad etmek gerekir. Bu yüzden her müslüman kendisini kabe’ye çevirmeli, hicazdan gelecek alimelrin sesine kulak vermeli, tek bir vucud ve bir kalple oruca başlamaları gerekir.



ويصام برؤيته عدل لهلاله، ولا يقبل فى بقية الشهور إلا عدلان،

Adil bir müslümanın hilali görmesiyle oruç tutulur, diğer aylarda ise iki adil müslümanın dışındakilerinin şehadeti makbul edilmez.



Adil bir müslümanın hilali görmesiyle oruç tutulur,

Adil, güvenilir müslüman bir kişinin hilali görmesine itibar ederek ramazana başlamak caizdir. “Bir Arap Nebi (s.a.v.)’e gelip, ‘Ben hilali gördüm’ dedi. Nebi (S.A.V) de ona şöyle dedi: “Allah’tan başka ilahın olmadığına ve Muhammedin de Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik eder misin?” O da ‘Evet’ deyince Nebi (S.A.V) oruca başlamayı ilan ettirdi.” (Nesai) Bu hadis, ramazan hilalini gören adil bir müslümanın verdiği haber doğrultusunda oruca başlanabilir.



diğer aylarda ise iki adil müslümanın dışındakilerinin şehadeti makbul edilmez.

Diğer aylarda, şevval, zilhicce, Muharrem v.s. aylarda görülen hilalde, iki adil müslümanın şehadetine gerek vardır.Ramazan hailine bir adil müslüman gereklidir, diğer aylar için ise iki adil müslümanın şehadeti gereklidir. Diyelim ki, Muharremin 9 ve 10. günlerini oruçlu geçirmek niyeti taşıyan müslümanların muharrem hilalini ararken 2 adil şahide ihtiyaçları vardır, iki adil şahit gelip demeden muharrem hilalini görmüş olmazlar. Ramazan dışındaki diğer aylarda, Adalet vasfı arandığı gibi 2 adil şartı da aranmaktadır.



ويجب تبييت النية لصيام الفرض.
Farz oruca geceden niyet etmek vaciptir.

Müellif, ramazan ayında oruca, geceden niyet etmenin gerektiğini beyan ederek devam etmektedir. Gece müslümanın sahura kalması niyet hükmündedir, çünkü kişi o saatte yarın ki oruçu tutmak amacıyla azmetmiş, karar kılmış, öylece de kalmıştır. Bu durumda geceden sahur için kalkmak niyetin subutiyetine işaret eder, niyet ederken de dille niyet etmek bidattir. Niyetin yeri kalptir. Müslümanın ramazanın başında bir niyetle tümünü tutmasına dair ilim ehlinde ihtilaf vardır, sahih ve tercih edilen müslümanın her gece niyet etmesidir. Hafsa (r..a.) rivayet eder, Rasulullah (s.a.v.) buyurur ki, “Geceden oruca niyet etmeyenin orucu yoktur.” (Ebu Davud-Tirmizi-Nesai- Albani sahihtir) Hadis, her geceyi içine alan bir lafızdır.


وأما النفل : فيجوز بنية من النهار.

Nafileye gelince, gündüzden niyet etmek caizdir.

Müellif, ramazan orucunun aksine nafile orucun gündüzden niyet edilerek tutulacağını beyan etmektedir, eğer Müslüman iki şartı yerine getirirse,nafile oruçlara gündüzden niyet edebilir, birinci şart, gündüzün ilk vaktinde hiçbir şey yememiş olmak, gündüzden çokça zaman geçmemiş olmaması gerekir. Rasulullah’ın gündüzden nafile oruç tutmaya niyet ettiği sabittir ve sahihtir. Aişe (r.a.) rivayet eder, Peygamber yanımıza geldi, “ yanınızda yemek için bir şey var mı” buyurdu, Aişe “ hayır yoktur “ dedik, peygamber o zan “ O zaman Ben oruçluyum” buyurdu.(Müslim) Peygamber gündüzden nafile oruca niyet eti ve tutmaya başladı. Ayrıca Peygamberimizin Müslim’in sahihinde, nafile oruca geceden niyet ettiği, gündüzde orucu yediği sabittir. Bu durum nafile oruçlara ait hükümdür.



والمريض الذى يتضرر بالصوم والمسافر لهما الفطر والصيام.

Oruçla zarar gören hasta ve yolcu dilerse oruç tutar dilerse iftar eder.

Eğer bir hasta güç yetireceğine inanarak oruç tutmak isterse, orucunu tutabilir, isterse de orucunu açabilir, ruhsat olan ise, kişinin hasta olduğunda orucunu tutmamasıdır. Yine kişi seferde ise dilerse tutar dilerse de tutmaz, fakat seferde meşakkat söz konusu olunca evla olan tutmamaktır.



Allah ayetinde buyurur ki, “Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara–185)



Hamza bin Amr el-Eslemi Peygambere sordu “Yolculuk esnasında oruç tutacak mıyım ?” Peygamber şöyle buyurdu, “ İster tut iftar et/orucunu boz” (Buhari-Müslim)



Ebu Musa rivayet eder, seferde etrafında izdiham olmuş bir adam hakkında peygamber onu gördü, “bu ne” buyurdu, sahabiler diler ki, “ Oruçludur” Peygamber buyurdu ki, “seferde oruç tutmak birr/takva-iyilik değildir.” (Buhari-Müslim) bir başka rivayette “ Allah’ın size ruhsat olarak verdiğini ruhsat edinin” (Müslim)



Ebu Derda rivayet eder, “ Şiddetli sıcak bir günde seferde idik, hatta havanın şiddetli sıcağından ellerimizi başımızın üzerine koymuştuk, (O gün) bizden Rasulullah ve Abdullah ibn Revaha’dan başka oruçlu yoktu” (Buhari-Müslim) hadis seferde oruç tutanlar ve tutmayanların olduğunu beyan etmektedir.


والحائض والنفساء يحرم عليهما الصيام، وعليهما القضاء.

Hayızlı ve nefse kadının oruç tutması haramdır ve kazası üzerlerine vaciptir.

Müellif, hayızlı ve nefse/loğusa kadının oruç tutamayacağını beyan etmektedir, Sünnetten gelen deliller ışığında hayızlı ve nefse/loğusa kadın oruç tutamaz. ( Fetava el-merati Useymin- Cami Ahkamun Nisa-Useymin) Aişe annemiz rivayet eder “ Bize hayız isabet ederdi, oruçlarımızın kazasını tutmakla emir olunur, kılamadığımız namazlarımızı da kaza etmekle emrolunmazdık ” ( Müslim-Ebu Davud ) Hayızlı kadın ve nefse kadın sıhhatimi iyi görüyorum deyip oruç tutmuş olsa da ibadeti makbul değildir. Zira Şâri bu durumda oruç ibadetini kabul etmemiştir. Nasıl ki abdestsiz namaz olmazsa, hayızlının ve nefsenin de ramazan orucu makbul olmaz.



والحامل والمرضع، إذا خافتا على ولديهما أفطرتا وقضيتا عن كل يوم مسكيناً،

Hamile ve emziren kadın, çocuğuna zarar geleceğinden korkarsa bu durumda oruç tutmazlar, kaza ederler, her gün içinde miskine fidye verirler.

Hamile kadın oruç tuttuğunda, çocuğuna veya kendine zarar gelmesinden korku duyursa, orucunu bozduğunda üzerine kaza mı gerekir, yoksulu doyurmak mı gerekir ? Bu hususta 2 görüş bulunmaktadır.

1.Görüş, Ahmed bin Hanbel, İmam Malik, Şafi ve bu mezhebe bağlı alimlerle, Müellif’in onayladığı görüştür ki, şudur, “hamile ve nefse kadınlar, ramazan ayında tutacakları oruçların çocuklarına zarar vereceğinden korkarlarsa kaza ederler, her tutmadıkları oruçtan dolayı da yoksulu doyururlar. Bu görüşün alimleri, bu durumda annenin oruç tutmayacağına fakat daha sonra, kaza etmeleri gerektiğine ve tutmadıkları oruçlardan dolayı da yoksulu doyurmak zorunda olduklarına hükmetmişlerdir.


2.Görüş, Bu görüşü İbn Kayyım eserinde beyan etmiştir dinleyelim, “ İbn Abbas ve diğer sahabiler hamile ve emziren kadının çocuğuna zarar gelme korkusu taşırsa oruçlarını bozmalarına ve her güne bedel olarak bir yoksulu doyurmaya fetva vermişlerdir.” (Zadul Mead-2/29) Bu görüşü, İbn Ömer, İbn Abbas, sahabeden bazıları, İbn İshak, Said ibn Cubeyr, İkrime, Atâ, Kasım bin Muhammed doğrulamıştır. Sahabenin ve tabiinin önde gelenleri ise kaza etmelerine değil sadece yoksulu doyurmalarına hükmetmiştir. Bu konuda sahih senedle gelen İbn Abbas ve İbn Ömer’in şu sözünü, delil almışlar, “ Hamile kadınla emziren kadın yoksulu doyururlar, kaza etmezler” (Darekutni-sahihtir) Ayrıca bir başka delilde Ebu Davud’un sunenin’de İbn Abbas’ın şu sözüdür, “ Hamile kadın ve emziren kadın, eğer korkarlarsa her gün için bir yoksulu doyururlar” İbn Ömer der ki, “Eğer hamile kadın kendi canına zarar geleceğinden korkarsa, oruç tutmaz, her gün bir yoksulu doyurur, (tutmadığı oruçu da)kaza etmez. (El-İstizkar-Abdulber)



O halde yukarıdaki açıklamalar sonunda hamile ve emziren kadın ister canına zara gelmesinden ister çocuğuna zarar gelmesinden korkarsa, orucunu tutmaz ve her gün için bir yoksulu doyurur, kazada etmez. Kadının vereceği bir yoksulu doyuracak yemek (Arpa-Buğday-Hurma) ise bu durumda, hububatta Nebevi ölçekle 2.176 gr.dır. Kimi alimler ise bunu 3 kğ veya 3 kğ küsur olarak da tespit etmiştir. Enes ibn Malik’in yemek yapıp yoksulu toplayıp doyurması gibi.



Eğer anne çocuğunu emzirecek bir kadın ve şartlar bulursa bu durumda orucunu tutması gerekir. Eğer kadın hamile iken kendi konumuna zarar geleceğinden korkarsa bu durumda oruç tutmaz, kaza eder ve yoksula fidye verir. Bu söylenenlere şerî delil olarak Ahmed’in musnedinde ve diğer sünen eserlerinde gelen şu hadistir, “ Şüphesiz Allah yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırmıştır. Emzikli hamileden ise orucu kaldırmıştır.” (Lütfen Bkz, İbhacu’ Müminin bişerhi Menheci’s Selikin-Abdullah Cibrin-Allame Abdurrahman Sadi-el-Feteva es-Sadiye-227)



والعاجز عن الصوم لكبر او مرض لا يرجى برؤه، ويطعم عن كل يوم مسكيناً.

Yaşlı ve hastalığının iyileşmesi mümkün olmayan hasta, acizlikten dolayı her gün bir miskini doyurmalıdır.

Allah ramazan orucunu müslümanlara farz kılmıştır, kimi müslümanlar güç sahibi olup oruç tutmaları üzerlerine farzdır, kimileri de güç yetiremeyip kolaylığı almakla memurlardır. Bu yüzden, Yaşlanmış oruç tutmaya güç yetiremeyenle, hastalığının iyileşmesi mümkün olmayan hastaların üzerine oruç vacip değildir, çünkü onlar acizdir, acizden vaciplik düşer, dinde onlara ruhsat sunulmuştur, bu kimseler her gün bir yoksulu doyurmak amacıyla yemek vermelidir. Allah ayetinde buyurur ki, “Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara-184) İbn Abbas der ki, “ Yaşlı erkek ve kadın ikisi oruç tutamazlar, bunlar her gün karşılığında bir miskini doyururlar” (Buhari-Babu Tefsir) Salih el-Fevzan bin el-Fevzan Mulahhas el-Fıkh adlı eserinde der ki, “Yaşlı ve hastalığı iyileşmesi mümkün olmayan kimsenin durumu da aynı hükmü içerir. Bu yemeği 30 gün her gün ayrı ayrı vermekle olduğu gibi, bir günde 30 kişiyi toplamakla da olur. Bu hususta yaşı çokça ilerlemiş Enes İbn Malik’in ameli delildir, Enes Ramazanda tutmadığı oruçlardan dolayı bir günde 30 yoksulu toplayıp onlara yemek yedirmiştir. Dilerse kişi bunu ayın başında veya sonunda eda edebilir.



ومن أفطر فعليه القضاء فقط،

Kim orucunu (şerî özürden dolayı) bozarsa üzerine bir kaza gerekir.

Bir kimse şerî bir özürden dolayı sefer, hastalık, acizlik, ani hayati tehlike dolayısıyla orucunu açarsa bu durumda bu oruç yerine 1 gün kaza etmesi vaciptir, eğer bilerek orucunu tutmazsa, yerse ve içerse bu kimse hakkında ihtilaf edilmiştir. Cumhuru ulema bu konuda, bilerek yiyen, içenin hali, cima eden şahıs gibidir görüşündedir. Delil olarakta Ebu Davud’un süneninde yer alan, cima eden şahsın konumunu gösterirler. O hadiste bilerek cima eden kimseye Rasulullah “ onun yerine bir gün oruç tut” buyurmuştur. Diğer ilim ehli ise Bu kimse bilerek oruç yemesinde dolayı tevbe etmelidir, zira muaakked vakitte eda edilmesi gereken ibadeti eda etmediğinden vakti çıkmıştır, dolayısıyla bu kimsenin oruç ibadetini kaza etmesi gerekmemektedir, tevbe gerekir demiştir. Şeyhulislam, İbn Hazm, (İbn Hazm Ebu Bekir-Ömer-Ali-İbn Mesud-Ebu Hureyre’nin bu görüşte olduğunu nakleder) günümüzde ki hadis âlimleri de bu görüştedir. Kişi ancak bilerek cima ederse bu durumda kaza eder ve kefaret öder denmiştir, sahih olan budur. Kişi eğer ramazan ayında gündüz bilerek cima ederse buna kaza ve kefaret gerekir, bunun dışında kalan bilerek yemek ve içmek kazayı da kefareti de gerektirmez.



إذا كان فطره بأكل أو بشرب او قئ عمد او حجامة او إمناء مباشرة.

Eğer oruç bozması yemekten, içmekten, bilerek kusmaktan, hacamat etmekten, kadına dokunarak meni gelmesinden dolayı ise üzerine bir gün kaza gerekir.

Müellife göre, yemek içmek, bilerek kusmak, hacamat etmek, kadına dokunmakdan dolayı gelen meniden dolayı, 1 gün kaza gerekir, tabi bu meseleler tafsilidir, onların üzerinde duralım, bir üst metinde bilerek oruç bozanın konumu kazayı ve kefareti gerektirmiyor demiş bu görüşü tercih etmiştik.



Bilerek yemek ve içmek meselesine gelince, Cumhura göre bilerek yemek ve içmek kazayı ve kefareti gerektirirken, Sahabe ve Tabiinin önde gelenlerine, İbn Hazm ve şeyhulislam ibn teymiyye’ye göre kaza ve kefaret gerektirmemekte, tevbeyi gerekli kılmaktaydı.



Bilerek kusmak meselesine gelince, eğer kişi bilerek kusmak isterse bu durum orucunu bozar ve kaza eder, keza rahatsızlıktan dolayı olursa oruç bozulur, kaza etmez. Ebu Hureyre rivayet eder, Rasulullah hadiste buyurur ki,“ Kim isteyerek kusarsa kaza eder, kimde istemeden kusarsa kaza gerekmez.“ (Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace)



Hacamat meselesine gelince, hacamat kan aldırmaktır, bu ise müellife göre orucu bozar, cumhura göre ise bozmaz. Rasulullah (s.a.v.)buyuruyor ki, “Kan alan ve aldıranın orucu bozulur“ (Tirmizi ve sünen kaynakları) Kimi Alimlere göre, bu hadis Buhari-Ebu Davud-Tirmizi’nin rivayet ettiği Peygamber hacamat yaptırdı ve oruçlu idi hadisiyle mensuhtur, fakat Ahmed bin Hanbel, Şeyhulislam ibn teymiyye, ibn kayyım ve müellife göre mensuh olmadığı için, kan aldıran ve alanın orucu bozulur. Tercih edilen ise cumhurun görüşüdür.



kadına dokunarak meni gelmesi haline gelince, eğer bu kişi isteyerek kendinden meni gelmesini sağlarsa, bu halde orucu bozulur, eğer istemeden dokunmaktan, öpmekten, dolayı meni gelirse, yine oruç bozulur. Zira meni şehvetle gelir, oruçlu yemesine, içmesine, şehvetine hakim olmalıdır, Bu cumhurun görüşüdür. Eğer kişi hanımını öperse ve meni gelmezse bu durum orucu bozan hal değildir. Kişi hanımın öpse ve kendinden mezi gelse, bu durumda sahih olan görüşe göre orucu bozmaz, abdestti bozar, imam şafi, imam ebu hanife ve şeyhulislam ibn teymiyye bu görüştedir. Mezi durumunu orucu bozduğuna dair delil yoktur, meniye göre kıyası ise batıldır, zira nassla sabit olan bir meseleye, delile dayanmayan bir görüşe kıyas etmek meşru değildir.





إلا من أفطر بجماع، فإنه يقضى ويعتق رقبة فإن لم يجد فيصوم شهرين متتابعين، فإن لم يستطع فيطعم ستين مسكيناً.

Ancak cima eden mustesnadır, o, kaza eder, köle azat eder, eğer bulamazsa iki ay ard arda oruç tutar, eğer güç yetiremezse altmış yoksulu doyurur.

Müellif, ramazan ayında bilerek cima edip orucunu bozan kimsenin üzerine düşen emri beyan etmektedir, bu durumda bu kimse cima etmesi sebebiyle bu orucun yerine, 1 gün kaza eder, daha sonra keffareti eda eder, keffaret ise, ilkin köle azat etmektir, buna gücü yetmezse 2 ay üst üste aralıksız oruç tutmaktır, buna da gücü yetmezse 60 yoksulu doyurmaktır. Bu vacip olandır. Bu hüküm, Rasulullah’ın sünnetiyle sabittir. Cumhuru ulema, Gündüzün oruçlu iken, erkek cima etmek isterse, kadın da razı ise, ikisin de hem kaza edeceğine hem kefareti eda edeceğine hükmetmiştir. Ahmed bin Hanbel ve şeyhulislam kadın istemediği halde cimaya zorlanmışsa orucu bozulduğundan kaza eder, keffareti eda etmez demiştir. Ayrıca kişi eşiyle oynaşırken kendisinden meni gelse bu cima hükmünde sayılmaz ve kefarette gerektirmez. Ayrıca seferde oruçlu iken, eşiyle cima eden erkeğe kaza gerekir, kefaret gerekmez. Cumhura göre, Eğer erkek, her ramazan gününde cima ederek oruç bozmuşsa bu durumda her gün için kaza ve kefaret gerekir. Eğer bir günde birden fazla cima etmişse bu durumda da bir kaza ve bir kaferet gerekir.



1.Delil : Ebu Hureyre rivayet eder, Biz Peygamnerin huzurunda iken bir adam gelip “Ey Allah’ın Rasülü helak oldum dedi, Peygamber ne oldu sana diye sordu, Adam, Ben oruçlu olduğum halde hanımına yaklaştım dedi, Rasulullah (s.a.v.) azat edebileceğin bir köle bulabilirmisin dedi, Adam, Hayır dedi, ardı ardına 2 ay oruç tutarmısın dedi, Adam, hayır dedi, Peki Altmış yoksula yemek yedirebilirmisin diye sordu, Adam yine hayır dedi, Peygamber bir süre durdu, Biz bu halde otururken bir zebbil hurma getirildi, Peygamber, O soru soran kişi nerede diye sordu, Adam benim dedi, Peygamber “bunu al, ve sadaka olarak dağıt buyurdu, Adam, Ey Allah’ın Rasülü benden daha fakir olanlara mı ? Allah’a yemin ederim ki, Menine’nin iki kara taşı arasında benim aile halkımdan daha fakir hiçbir aile yoktur, dedi Peygamber, azı dişleri görünenceye kadar güldü, sonra da Haydi bunu ailene yedir dedi. (Buhari-Müslim-Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace) Hadiste, keffaretin nasıl verilmesi gerektiği ayrıntılı bir şekilde beyn edilmektedir.



Peki hiçbir kefareti eda edecek gücü yoksa bu kefaret düşer mi ? Ahmed bin Hanbel ve ona bağlı alimlere göre düşerken, cumhura göre düşmez, zira Allah’ın hakkı düşmez, kul üzerinde zimmetli kalır denmiştir. Bu hususta kabul edilen ise, Ahmed bin Hanbel ve ona bağlı alimlerin görüşüdür.Zira Allah kularına gücünün üzerinde yük yüklememiştir, dinde kolaylık vardır, islam şeriatı musamahakarlığı emreder.



Peki kazası olan br müslüman ne zmana kadar bu kazasını eda etmelidir ?

Kaza orucu olan Müslüman bir sonra ki ramazan gelmeden önce kazasını eda etmelidir, aksi halde ise, kaza ile beraber her gün için bir fidye gereklidir. (Abdullah el-Cibrin-Şerhu Menhec-366)


قال النبى صلى الله عليه وسلم: " من نسى وهو صائم، فأكل او شرب فيتم صومه، فإنما أطعمه الله وسقاه" متفق عليه

Peygamber (s.a.v.) buyurur ki, Kim oruçlu iken unutarak yer ve içerse orucuna devam etsin, Zira onu Allah yedirmiş ve içirmiştir. (Buhari-Müslim)

Müellif, bilerek değil de unutma-yanılma-gaflete düşme sebebiyle oruç yenirse, orucunun bozulmadığını, orucun devam ettiğini, bu durumda yedirenin ve içirenin Allah olduğunu beyan etmektedir. Bu sözüne Rasulullah’ın yukarıdaki hadisini delil olarak sunmaktadır. Bu husus ilim ehli arasında icma ile sabittir. Eğer bir müslüman unutarak oruç yerse, onu gördüğümüzde uyarmamız vaciptir, zira münkerden sakındırmak iyiliği emretmek dinden bir emirdir.


وقال: "لا يزال الناس بخير ما عجلوا الفطر" متفق عليه

Peygamber (s.a.v.) buyurur ki, Insanlar iftara acele ettikleri müddetçe hayırdadırlar.(Buhari-Müslim)

Müellif, getirmiş olduğu bu hadisle iftarın acele edilmesi gerektiğini, bunun sünnet olduğunu bildirmektedir. Rasulullah ümmetinin iftarda acele ettiklerinde hayırda ve berekette olduklarını bildirmiştir. Bu hadis, visal orucunu/ardı ardına iftar etmeksizin orucun sünnete muhalif olduğunu da ispat eder. Müslüman iftarını top atışlarıyla değil de güneşin batmasıyla ezan sesiyle açması gerekir. Müslüman önce iftarını açar ve sonra namazını kılar. Allah katında en sevimli müslüman iftarda acele edendir.



وقال: "تسحروا فإن فى السحور بركة" متفق عليه

Peygamber (s.a.v.) buyurur ki, Sahur yapınız zira sahurda bereket vardır. .(Buhari-Müslim)

Sahur, müslümanın oruç tutmak amaçlı geceden kalkması ve yemekle ve içmekle gündüze hazırlanmasıdır. Sahura kalkmak sünnet ve berekettir. Rasulullah hadiste bunu beyan etmiştir, sahurda müslüman nasıl bereket bulur denilirse şunları sayabiliriz, ibadeti kuvvetlenir, gündüz için kuvvet depolar, oruç tutmaya sevgi duyar ve böylece usanmaz, bedeni güçlü olur, zayıflık hissetmez. Sahura kalkmayınca, tüm söylenenlerin zıddını yaşabilir.



وقال: "إذا أفطر أحدكم فليفطر على تمر، فإن لم يجد فليفطر على ماء فإنه طهور" رواه الخمسة

Peygamber (s.a.v.) buyurur ki, Sizden biri iftar etmek isterse, hurmayla etsin, eğer hurma bulamazsa su le iftar etsin, şüphesiz ki su temizdir. (Ebu Davud-Tirmizi-Nesai-İbn Mace-Ahmed-Darimi-Humeydi-İbn Ebi Şeybe-sahihtir)

Taze hurmayla oruç açmak sünnettir. Enes rivayet eder, Peygamber orucunu taze hurma ile açardı, bulamazsa kuru hurmayla açardı, bulamazsa bir yudum suyla açardı.” (Ebu Davud-Tirmizi-Albani irva’da hasen görmüştür.) Bu durumda, tuzla, zeytinle, başka şeylerle açmak sünnete muhalefettir. Hurmanın olmadığı yerde ise su hemen hemen bulunduğu için onunla açmak gerekir.



وقال صلى الله عليه وسلم: "من لم يدع قول الزور والعمل به فليس لله حاجة فى أن يدع طعامه وشرابه" رواه البخارى

Peygamber (s.a.v.) buyurur ki, Kim Yalan konuşmayı ve gereğince amel etmeyi terk etmeyecek olursa, Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine haceti yoktur. (Buhari)

Müslüman hayatının her alanında ve ibadetinde ihsaslıdır, Allah’ın razı olduğunu amel eder, dilinde ve amelinde islam karşıtı sözler ve ameller bulundurmaz, oruçlu müslüman, yalandan, dolandırmaktan gıybetten, kötü söz söylemekten, sövmekten, bağırmaktan sakınmalıdır, oruçlu müslüman kendine yakışan tavır içinde olmalıdır, edeb ve ahlak örneği olmalıdır. Bu yüzden Rasulullah hadiste oruçluya yol göstermiştir, “ Kim Yalan konuşmayı ve gereğince amel etmeyi terk etmeyecek olursa, Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine haceti yoktur.” (Buhari) Biri oruçlu müslümana sataşırsa, onu üzmek ve onunla kavga etmek isterse, “ ben oruçluyum demesi gerekir. Rasulullah hadiste “ eğer biri söver ve hakaret ederse oruçlu ben oruçluyum desin” buyurmuştur.(Buhari-Müslim) Oruçlu bu kötü ameli işledikçe ecri azalır, Allah indinde değeri düşer, bu yüzden sakınması vaciptir.



وقال: "من مات وعليه صيام صام عنه وليه" متفق عليه

Peygamber (s.a.v.) buyurur ki, “Kim ölürse ve onun (kaza)orucunu velisi yerine tutar.” (Buhari-Müslim)

Müellif, ramazan ayında şerî bir özürle orucunu tutamayan bir müslümanın ramazandan sonra tutması gereken kaza orucunu ölümü üzerine, velisinin (mirasçılarının) yerine tutabileceğini beyan etmektedir. Rasulullah hadiste bunu bildirmiştir, Peygamber (s.a.v.) buyurur ki, “Kim ölürse ve onun (kaza)orucunu velisi yerine tutar.” (Buhari-Müslim) Eğer bir kimse ramazan ayını bir ay boyunca hastalık sebebiyle tutamamışsa, şevvali de böyle geçirip muharrem ayında vefat etmişse bu durumda oruca güç yetiremediğinden üzerine kaza ve kefaret gerekmez denmiştir, bu durumda velisinin bu şahıs adına kazaları tutma zorunluluğu yoktur.


وسئل عن صوم يوم عرفة؟ فقال: "يكفر السنة الماضية والباقية" وسئل عن صوم عاشوراء فقال : "يكفر السنة الماضية" وسئل عن صوم يوم الاثنين" فقال "ذلك يوم ولدت فيه وبعثت فيه وأنزل علىّ فيه" رواه مسلم

Peygambere, Arafe günü orucu soruldu, “ gelecek ve geçmiş bir yıl günahlarını örter” buyurdu, Aşura orucu hakkında soruldu, “geçmiş bir yılın günahını örter” buyurdu, pazartesi orucu soruldu, “ o günde doğdum, o günde Peygamber olarak gönderildim, o gün üzerime kuran indi.”(Müslim)

Müellif, farz orucu beyan ettikten sonra nafile oruçlara geçmektedir, Arafe günü orucunun faziletini ve kazandırdı ecri beyan ederek hadis deli getirmektedir, hadiste ayrıca, Aşura ve pazartesi oruçlarının da ecrinin büyüklüğü beyan edilmektedir. Rasulullah (s.a.v.) bu hadisinde nafile oruçların önemini çeşitli sebeplere bağlamış ve ümmetini bugünlere davet etmiştir. Rasulullah sahih hadiste, pazartesi ve Perşembe günleri ameller Allah’a sunulur, bende amelimin sunulduğu günde oruçlu olmayı severim.” (Ebu Davud-Nesai-Tirmizi-Albani sahihtir)



وقال: "من صام رمضان ثمّ أتبعه ستاً من شوال كان كصيام الدهر"

Peygamber (s.a.v.) buyurur ki, Kim ramazan orucunu tutar, sonra Şevvalden de 6 gün oruç tutarsa, sanki bir yılı orucu tutmuş olur.” (Müslim)

Müellif Şevval orucunu ve fazileti beyan etmektedir, kim ramazan ayını oruçlu ihlâsla bitir, sonra şevval ayından da altı gün ihlasla ve sünnete uyarak oruç tutarsa bir yılı oruç tutmuş gibi ecre ereceğin beyan etmektedir. Arafe, Aşura, Şevval orucunu eda ederse toplam 4 yıl oruçlu geçirmiş olur.



وقال ابو ذر: "أمرنا رسول الله صلى الله عليه وسلم أن نصوم من الشهر ثلاثة أيام، ثلاث عشرة ,اربع عشرة وخمس عشرة"

Ebu Zer’den dedi ki, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu, Ey Ebu Zer, sen ayın üç gününü oruçlu geçirecek olursan, onüçüncü, ondördüncü ve onbeşinci günlerini oruçlu geçir” (Tirmizi-Nesai)



Müellif, Bu günlerde tutulan oruçlara beyd oruçları ayın 13-14-15.günlerinde tutulan oruçlardır. Rasulullah ashabın önde gelenlerine emretmiş ve ümmetine de bunu bildirmiştir. Rasulullah, ebu Hureyre’ye, Ebu Zer’e, Abdullah ibn Amr’a, İbn Abbas’a, her ayın 3 gününü tutmayı emretmiştir. Bu tutulan orucun tüm seneye bedel olduğu bilinmektedir.



و "نهى عن صيام يومين : يوم الفطر والنحر"

Peygamber buyurur ki, “Peygamber ramazan bayramında ve kurban bayramında oruç tutmayı yasakladı.(Buhari-Müslim)

Ramazan orucunun bitimiyle ramazan bayramı gelmektedir, bu günde ve kurban bayramı gününde oruç tutmak yasaklanmıştır, haramdır, sünnete muhalefettir, zira bu günler bayramdır, ve sevinç günleridir.



وقال: "أيام التشريق أيام أكل وشرب وذكر لله عز وجل" رواه مسلم

Peygamber buyurur ki, “Teşrik günleri, yeme, içme Allah’ı zikretme günleridir.” (Müslim)

Teşrik günleri de Mina’da geçen günlerdir, u günlerde müslümanlar kurban etlerini terler, çerler, hediye ederler, dostlarına ikramda bulunurlar, sevinç içinde olurlar, bu yüzden Rasulullah (s.a.v.) bu günler yeme, içme, Allah’a bu nimetlerden dolayı şükretmek günleri aymıştır.



وقال: "لا يصومن يوم الجمعة إلا أن يصوم يوماً قبله او يماً بعده" متفق عليه

Peygamber buyurur ki, Sizden bir kimse cumadan bir gün evvel ve sonra oruç tutmadıkça cuma günü oruç tutmasın.” (Buhari-Müslim)

Cuma günü, müslümanların haftada bir gün toplanarak sevinç, birlik, dostluk ilan ettikleri günlerdir. Rasulullah bu günde oruç tutmayı bu sebeplerle yasaklamıştır. Geçmişte müslümanlar Cuma için uzaklardan gelirler mescidlerde ibadeti eda ederlerdi, bu ise onlara ağırlıklar verirdi, Peygamber onlara bu sünnetiyle kolaylıklar takdim etmiştir. Eğer müslüman Cuma gününden evvel günde ve sonrasındaki günde oruç tutmuşsa bunun sakıncası yoktur, bu durumda ona ruhsat verilmiştir. Ayrıca eğer bir müslüman bir gün oruçlu bir gün iftar ederek devam ediyorsa ibadetine bu durumda da sakınca görülmemiştir.



وقال: " من صام رمضان ايماناً واحتساباً غفر لهما تقدم من ذنبه، ومن قام رمضان ايماناً واحتساباً غفر له ما تقدم من ذنبه، ومن قام ليلة القدر إيماناً واحتساباً غفر له ما تقدم من ذنبه"

Peygamber buyurur ki, Ramazanın farz olduğuna inanarak ve mükafatını umarak oruç tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari-Müslim)

Yani, ramazan orucu faziletlidir, ecri büyüktür inancıyla ve mükafatını Allah’tan umarak bir ay boyunca salih bir niyetle ve sünnete uygun oruç tutarsa bu durumda bu müslümanın, sağair denilen küçük günahları bağışlanır. Rasulullah ümmetini sağlam bir imanla ve salih bir niyetle ecrini Allah’tan istemek şartıyla bu ibadete davet etmiştir.



و "كان يعتكف العشر الاواخر من رمضان حتى توفاه الله، واعتكف من بعده أزواجه

Aişe der ki, Allah vefat ettirinceye adar Peygamber ramazanının son 10 gününde itikaf ederdi, kendinden sonra da zevceleri itikaf etti. (Buhari-Müslim)

İtikat etmek, müslümanın senenin bazı zamanlarda mescide girerek kendini ibadete vermesi, itaatini artırması, dünya işlerinden uzak durması halidir, kimi ilim ehli ise itikafı, kat’u alaig ani’l halaig /insanlardan alakaları kesmektir demiştir, daha çok ramazan ayında yapılır, müşrikler bile Cahiliyye’de, bu ameli eda ederlerdi, Rasulullah’ın şevval ayında da itikaf ettiği sabittir. Peygamberimiz Ramazan ayının son on gününde itikafa girer, oruçlu olur, ibadetini artırı, beraberinde zevceleri de girerdi. İtikaf mescidde olur bunun dışında meşru değildir, zira evde olursa en az evden 5 kez namaza doğru çıkmak gerekir ki, bu ibadeti azaltır, cemaate ulaşmaya engel olur.



وقال: "لا تشد الرحال إلا الى ثلاثة مساجد: المسجد الحرام، ومسجدى هذا والمسجد الاقصى" متفق عليه

Peygamber buyurur ki, Üç mescidin dışında ibadet etmek amaçlı seyahat yoktur, mescidi haram, mescidi Medine, mescidi aksa” (Buhari-Müslim)

İbadet amaçlı, gidilecek üç mescid vardır, müslüman mescidi haram, mescidi nebevi, mescidi aksa haricinde ibadet amaçlı yolculuk edemez, zira bu hususta Rasulullah hadis açıktır, Peygamber buyurur ki, Üç mescidin dışında ibadet etmek amaçlı seyahat yoktur, mescidi haram, mescidi Medine, mescidi aksa” (Buhari-Müslim) Bu durumda yeryüzünün neresinde olursa olsun bir mescidin, mekânın, türbenin, kabrin fazileti büyüktür, ibadetler orada daha makbuldür niyetiyle ibadet etmek amaçlı gidilmesi haramdır. Bu durum dışında, ilim talep etmek, bir âlimi ve dostu ziyaret için sefer etmek sakıncalı değildir.



Ülkemizde çeşitli yerlerde türbeler gerekçe gösterilerek, bu türbe önlerinde ibadet etmek daha makbuldür düşüncesiyle ibadetler ve ziyaretler gerçekleştirilmektedir. Bu fiil, şeran caiz değildir, bu tür yerlere gitmek için delil olmadığından gidilmemelidir ve red olunmalıdır. Rasulullah’ın mescidi bu ziyaret kapsamına girer mi? denilirse eğer temel gaye, Peygamberin kabrini ziyaret içinse evet denilir, Şeyhulislam risalesinde, mescidi nebiye ibadet niyetiyle gelinmesi gerektiğini beyan eder. Şüphesiz ki, Rasulullah’ın adı, şanı, şerefi, zatı nezdimizde yücedir, ona olan sevgimiz sünnete olan itaatimizle ölçülmelidir, temel gaye olarak, kabrini ziyaret etmek hususunda niyet taşımamalı, mescidi nebiye giderek orada ibadet etme gayesi taşımalıdır.



Vallahu âlem, Sallallahu vesellem ala Muhammedin ve alihi ve sahbihi ecmain.

http://asri-saadet.com/haber_detay.php?haber_id=2650

Read On 0 yorum

GURABA YAYINEVİ..

GURABA YAYINEVİ..
Selefin fehmi ile ehli sünnetin eşsiz kitaplarını bulabileceğiniz yayınevi..

Bu Blogda Ara

Popüler Yayınlar

Guraba Resim..

Guraba Resim..

Guraba - Ayet

Şüphesiz Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını -onlara cenneti vermek karşılığında- satın almıştır.Onlar Allah yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler.Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da yerine getirmeyi taahhüt ettiği hak bir vaaddir.Allah'dan daha çok ahdini kim yerine getirebilir ki?O halde yapmış olduğunuz bu alış verişe sevinin.En büyük kurtuluş işte budur! (Tevbe/111)

Guraba - Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle anlatır;

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: '' Allah, iki kişiye güler.Bunlardan biri diğerini öldürür ve ikiside cennete girer.Biri, Allah yolunda savaşarak şehit olur sonra Allah katilinin tevbesini kabul eder de müslüman olur ve Allah yolunda çarpışarak o da şehit düşer.''(Buhârî, cihad 2826-Muslim, imare 1890-Nesâî, cihad 3165-İbn Mâce, mukaddime 191-Ahmed, müsned 7282)