FIKIH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rasulullah'ın Sünnetine Göre Oruç..
11:11
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salât ve selâm, O’nun emin elçisi Rasûlullah’ın, temiz ehl-i beytinin, güzide ashabının ve kıyamete kadar onların yolunda giden herkesin üzerine olsun.
Bu risâlemizde özetle Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in oruç tutma şekline yer vereceğiz. Orucun farzları, şartları, edebi, duaları, kimlerin oruçla mükellef olduğu, orucu bozan şeylere ve yararlarına değineceğiz inşâallah. Allah Teâlâ’dan dileğimiz odur ki; Müslümanları, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini hayatlarının her alanında yaşamaya muvaffak kılsın. (Âmin)
Orucun Tanımı
Güneşin doğuşundan batışına kadar, Allah Teâlâ’ya ibadet niyetiyle, hiçbir şey yememek, içmemek, cinsî münasebette bulunmamak ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır.
Ramazan Orucu:
İslâm’ın azim şartlarından biridir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“İslâm, beş şey üzerine bina olunmuştur. Bunlar, Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Beyt’i (Kâbe’yi) haccetmektir.” (Muttefekun aleyh)
Ramazan Orucunun Başlangıcı ve Bitimi:
İbadetler, her zaman, her yerde ve herkes için kolaylıkla tesbit edilecek birtakım ölçü ve alâmetlere bağlı kılınmıştır. Ramazan orucu da bunlardan biridir. Kur’an-ı Kerim ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bu ibâdete, Ramazan hilâlinin görülmesiyle başlamayı ve Şevval hilâlinin görülmesiyle bitirmeyi şart koşmuştur:
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’ân indirilen aydır...”(Bakara, 2/185)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de bu âyet-i kerimede geçen Ramazan orucuna erişmeyi hadis-i şeriflerinde açıklamıştır. Bunların bazılarını aktaralım:
* İbn Ömer radıyallahu anhuma, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Hilâli görmedikçe oruca başlamayın ve hilâli görmedikçe de oruç açmayınız. Eğer buluttan dolayı hilali göremezseniz o zaman ayın günlerini otuza tamamlayınız.”(Muttefekun aleyh)
* “Ramazandan önce oruç tutmayınız, hilâlle oruca başlayınız; (Şevval) hilalini görmekle de oruç açınız. Eğer bir bulut, hilâli görmenizi engellerse o zaman onu (Ramazanı) otuz güne tamamlayınız.” (Tirmizî)
* “Bulut olursa, Şaban’ın sayısını otuza tamamlayınız.” (Buhârî)
* “(Ramazan ayının 29. günü) bulutlu olur da (Şevval hilâlini) göremezseniz bu takdirde otuz gün oruç tutunuz” (Buhârî)
* İbn Ömer radıyallahu anhuma, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivâyet eder: “Biz ümmî bir ümmetiz, ne yazar, ne de hesap biliriz. Ay şöyle ve şöyledir.” (Buhârî, Muslim) Yani kimi zaman 29, kimi zaman otuz çeker.
Naklettiğimiz bu hadisler, konuyla ilgili pek çok hadis arasından, sadece örnek teşkil etmek üzere seçilen çok az bir bölümüdür. Bu mealdeki hadisler pek çoktur.
Bu bakımdan âlimlerin büyük bir çoğunluğu, ru’yet ile (yani Ramazan hilâlini görmekle) oruca başlayıp ru’yet ile (yine Şevvâl’in hilâlini görmekle) orucu bitirmek gerektiğini özellikle belirtmişlerdir. Müslümanların bu ibadete de diğer ibadetlere gösterdikleri hassasiyeti göstermeleri, yalnız belirtilen ölçüleri gözönünde bulundurmaları ve bu ölçüler çerçevesinde ibadetlerini yapmaya gayret etmeleri gerekmektedir.
Oruç Kimlere Farzdır?
1- Oruç; akıllı, buluğ çağına gelmiş, bir yerde daimî olarak ikamet eden ve gücü yeten her Müslümana farzdır.
2- Kâfire oruç tutmak farz olmadığı gibi Müslüman olunca da kaza etmesi gerekmez.
3- Buluğ çağına gelmemiş çocukların oruç tutması farz değildir. Ancak sahabîlerin, çocuklarına yaptıkları gibi, alışması için oruç tutmaya teşvik edilirler.
4- a) Deliye oruç tutmak farz değildir. Çünkü o mükellef değildir. Yetişkin de olsa bunun için fidye verip yemek yedirmesi gerekmez.
b) Hayatı kavrama ehliyetine sahip olmayan akıl hastasına da -mükellef olmadığı için- oruç tutmak farz değildir.
c) Yaşlılığından dolayı aklı gidip gelen ihtiyarlara da -mükellef olmadıkları için-oruç farz değildir.
5- a) Geçici bir hastalığı olan kişi, iyileştiğinde orucunu kaza eder.
b) Müzmin (kalıcı) bir hastalık yüzünden oruç tutamayan kişi, çok yaşlı olduğundan dolayı oruç tutamayan bir kişi gibidir.
Oruç tutmakta aciz olanlar, müzmin bir hastalığı olanlar ve ihtiyarlıktan dolayı oruç tutamayanlar, her gün bir fakiri doyururlar.
6- Hâmile ve emzikli kadınlar; hamileliklerinden, çocuğu emzirememekten veya çocuğun sağlığından korkarlarsa oruç tutmazlar. Bu durumları düzeldikten sonra kaza ederler.
7- Hayızlı (âdet gören) kadınlar ve nifas (loğusa) olan kadınlar, bu esnada oruç tutmayıp daha sonra kaza ederler.
8- Suda boğulma ve ateşte yanma tehlikesi olan birini (yani hayatî tehlike taşıyan birini) kurtarmak için, gerekirse oruç bozulur ve hayatları kurtarılır. Bu durumda da oruç kaza edilir.
9- Yolcu, dilerse oruç tutar, dilemezse tutmaz. Bu yolculuk ister umre gibi bir defalık olsun, isterse nakliyecilik gibi devamlı olsun, kendi beldelerinde bulunmadıkça oruç tutmayabilirler. Daha sonra, tutmadıkları gün sayısınca orucu kaza ederler.
Ancak bu ruhsata rağmen yolcuyken/yoldayken oruç tutmak isteyen kişiye, eğer tuttuğu oruç eziyet veriyorsa… Bu oruç onun için -yerine göre- haram, -yerine göre- mekruh olur.
ORUCUN HÜKÜMLERİ
1) Niyet:
Farz olan oruçlarda, şafak sökmeden niyet etmek farzdır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Fecirden önce oruca niyetlenmeyenin orucu yoktur.” (Ebû Dâvûd) buyurmaktadır. Yine “Oruca geceden niyetlenmeyen kimsenin orucu yoktur.” (Nesaî) buyurmaktadır.
Niyetin yeri kalptir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem, ashabı ve dört imam; ne dil ile niyet etmiş ne de dil ile niyet edilmesini istemiştir. Onlardan gelen bu şekilde bir rivayet yoktur.
2) Orucun vakti:
“... Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için sonra geceye kadar orucu tamamlayın...” (Bakara, 2/187)
Fecir iki türlüdür;
Fecr-i Kâzib/Yalancı Fecir: Sabah namazının vakti henüz girmemiştir. Oruç tutacak olan bir kimsenin bu vakitte yemek yemesi haram değildir. Bu fecrin alâmeti; ufukta dimdik duran, kurt kuyruğu şeklindeki uzun bir aydınlıktır.
Fecr-i Sâdık/Gerçek Fecir: Sabah namazı vakti girmiştir. Bundan sonra yemek yenmez. Fecr-i sâdık, ufuk boyunca dağların ve tepelerin üzerindeki yaygın beyazlıktır.
İftar vakti ise; doğu tarafından karanlığın başladığı, batı tarafından da gündüzün sona erip güneşin yuvarlaklığını yitirdiği vakittir. Zira Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Gece buradan yayılmaya başlar, gündüz buradan sona erer ve güneş de batarsa oruçlu iftarı açar.” (Buhârî, Muslim) buyurmuştur.
Bu, güneşin tümüyle batması demektir, aydınlığı kalsa bile hüküm aynıdır.
3) Sahur:
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Bizimle ehl-i kitabın orucu arasındaki fark sahur yemeğidir.”(Muslim)ve “Bereket üç şeydedir. Cemâat, tirid ve sahur” (Taberanî, Mu’cemu’l-Kebir) buyurmuştur.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bereket olarak nitelendirdiği sahuru terketmek sünnete aykırıdır. Çünkü sahur yemek, sünnete uymaktır. İnsanlar için oruçta elbette güçlük vardır. Ancak sahur, -hadiste buyrulduğu gibi- bereketlidir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Haydi bereketli gıdaya!” (Ebû Dâvûd) sözüyle buna işaret etmiştir.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Sahur, bereket yemeğidir, biriniz bir şey bulamayıp bir yudum su içse bile onu terketmeyiniz. Çünkü Allah ve melekleri sahur yemeği yiyenlere dua ve mağfiret eder.”(Ahmed)ve “Mü’minin sahur yemeğinin en bereketlisi ve makbul olanı hurmadır.” (Ebû Dâvûd) buyurmuştur.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti, sahuru fecirden hemen önce yapmaktı.
4) Oruçlu Neleri Terk Edecek:
a) Dedikodu, yalan ve iftira gibi fitne ve fesad yayan sözler terk edilecektir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah azze ve celle’nin, dedikodu, yalan ve iftira gibi sözleri terk etmeyenin, yeme ve içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur.” (Buhârî) buyuruyor.
b) Hayırsızca, terbiyesizce ve ahlaksızca söylenen sözler de terk edilecektir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Oruç, yememek ve içmemek değildir. Ancak oruç, hayırsız ve fâhiş (terbiyesizce ve ahlâksızca söylenen) sözden oruç tutmaktır. Biri sana sövdüğü veya cahilce davrandığı zaman ‘Ben oruçluyum, Ben oruçluyum.’ de.” (İbn Huzeyme) buyurmuştur.
5) Oruçluya Mubah Olanlar:
a) Cünüp olarak sabahlamak: Bu konuda Âişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem cünüp olduğu halde fecir sökerdi. Sonra gusleder ve orucuna devam ederdi.”(Buhârî, Müslim)
b) Misvak Kullanmak: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Eğer ümmetime zorluk vereceğinden korkmasaydım onlara, her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim.” (Buhârî, Müslim) buyurmaktadır.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem misvak kullanmada oruçlu olanla olmayanı ayırmamıştır. Bunda, -oruçlu olsun veya olmasın- genel olarak herkesin abdest alırken misvak kullanabileceğine ve öğle namazından önce veya sonra kullanmasında herhangi bir fark olmadığına dair işaret vardır.
c) Mazmaza (Ağzı üç kere çalkalamak) ve istinşâk yapmak (burnu üç kere suyla temizlemek): Oruçluların sıkça ve mübâlağalı bir şekilde yapmaları yasaklanmıştır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “... istinşak’ı oruçlu olmadığın sürece sertçe yap.” (Ebû Dâvûd) buyurmuştur. Âlimlerin de belirttiği gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan dışında, mazmaza ve istinşakı mübalağalı bir şekilde yapardı.
d) Kucaklaşmak ve öpmek: Aişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, oruçluyken hanımlarını kucaklar ve öperdi. Fakat o, içinizde şehvetine en çok hâkim olanınızdı.” (Buhârî, Müslim) Ancak âlimlerin görüşüne göre bu, yaşlılar için değilse de gençler için mekruhtur. Çünkü Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e bunun sebebi sorulduğunda, “Yaşlı kimse, nefsine hâkim olur.” (Ahmed) buyurmuştur.
e) İğne yaptırmak: Herhangi bir gıda içermedikçe (antibiyotik iğnesi gibi), ilaç niyetiyle iğne vurulmak câizdir, orucu bozmaz. Çünkü bunlar mideye gitmez. Ancak kuvvet iğneleri ve serum, orucu bozar.
f) Kan aldırmak: Az aldırmak (tahlil için) orucu bozmaz. Çok aldırmak (kan bağışı için) oruçluyu etkileyeceği için orucu bozar.
g) Diş çektirmek: Orucu bozmaz.
h) Hacamat: Hacamat hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. Tercih edilen görüşe göre hacamat yaptırmak orucu bozmaz. Nitekim İbn Abbas radıyallahu anhuma, “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, oruçlu olduğu halde hacamat yaptı.” (Buhârî) demiştir.
ı) Diş macunu kullanmak: Gırtlağa gitmemesi şartıyla orucu bozmaz. Ancak âlimlerin görüşüne göre ikindiden sonra yapılmamalıdır. Çünkü oruçlunun, ağız kokusuyla iftar etmesi daha evladır.
k) Yemeklerin tadına bakmak: Yemeğin gırtlağa gitmemesi şartıyla câizdir.
İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Oruçlunun, sirkeyi veya başka bir şeyi tatmakta, gırtlağa gitmemesi şartıyla sakınca yoktur.” (Buhârî)
l) Sürme, damla ve göze damlatılan diğer şeyler: Bunlar orucu bozmaz. Bunların tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. İmam Buhârî, Sahih’inde şöyle der: “Enes, Hasan ve İbrahim, oruçluyken sürme çekilmesinde bir beis görmediler.”
6) İftar:
a) İftarı açmakta acele etmek: İftarı açmakta acele etmek, Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerindendir. Bunda yahudilere ve hıristiyanlara muhalefet etmek vardır. Çünkü onlar iftarlarını yıldızlar parlayıncaya kadar geciktirirlerdi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “İnsanlar, iftar için acele ettikleri sürece hayır içindedirler.” (Muttefekun aleyh) buyurmaktadır.
Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Ümmetim, iftarlarında yıldızların çıkmasını beklemedikçe benim sünnetim üzeredirler.”(İbn Hıbban)
b) Akşam Namazından Önce İftar Etmek: Sünnet olan, akşam namazını kılmadan önce iftar etmektir. Enes radıyallahu anh şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, namaz kılmadan önce yaş hurmayla iftar ederdi. Bu olmazsa kuru hurma ile, o da olmazsa birkaç yudumluk suyla iftar ederdi.” (Ebû Dâvûd)
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Akşam ezanı okunduğu zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sadece hurmayla veya birkaç yudum suyla orucunu açardı.
Biz de örneğimiz ve önderimiz olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi yapmalıyız. Yani önce bir iki şeyle orucumuzu açmalı, sonra öncelikli olan akşam namazını kılmak için mescide gitmeli, daha sonra da iftarımızı tamamlamalıyız.
c) İftar duâsı: İftar esnasında duâ etmek sünnettir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Oruçlunun iftar ânındaki duası icâbet edilen bir duadır.” (İbn Mace) buyuruyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftardan önce, “Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, Senin rızkın ile orucumu açıyorum.”; iftardan sonra da “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, ecir de hak oldu inşâallah”(Ebû Dâvûd) diye dua ederdi.
7) Orucu Bozan Şeyler:
a) Kasıtlı (bilerek) yemek ve içmek: Faydalı (ilaç gibi) veya faydasız (sigara gibi) şeyleri, yemek ve içmek orucu bozar. Unutarak, hatayla veya zorlanılarak (ikrah altında) yemek ve içmek orucu bozmaz. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim unutarak yer ve içerse orucunu tamamlasın, şüphesiz ki Allah onu yedirmiş ve içirmiştir.” (Muttefekun aleyh) buyurur.
b) Cima (Cinsel ilişki): Oruçla mükellef bir kimsenin, oruçluyken cimada (cinsel ilişkide) bulunması orucunu bozar. Böyle bir kimsenin orucunu kaza etmesi ve ağır bir keffaret ödemesi gerekir. Bu kefaret de bir köle azad etmektir. Bu yapılamazsa iki hicrî ay üst üste oruç tutulur. Bu da yapılamazsa altmış fakire yemek yedirilmelidir. Keffaretin bu tertibi sünnet ile belirlenmiş ve âlimler bu konuda icma etmişlerdir ki, biri yapılamazsa ancak o zaman sonrakine geçilir! Bu sıralamaya özellikle dikkat edilmelidir. Yani bir insan, imkânı olmasına rağmen köle azad etmeyi atlayıp altmış fakire yemek yediremez. Keffaret olması için önce köle azad edecek, eğer ona imkânı yoksa 60 gün oruç tutacak, ona da imkânı yoksa 60 fakiri doyuracaktır.
c) İsteyerek kusmak: Bir kişi istemeden kusarsa orucu bozulmaz. Ancak isteyerek/zorla kendini kusturursa orucu bozulur. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim elinde olmadan kusarsa orucu bozulmaz. Kim kusmaya kendini zorlayarak kusarsa orucunu kaza etsin.”(Ebû Dâvûd)
d) Beslenme için vurulan iğneler: Bu iğneler, vücuda besin, vitamin ve kan vermek için yapılır. Bu durumda da oruçlunun orucu bozulur. Çünkü yapılan iğnelerle kişi beslenmiş olur. Bu da orucu bozar. Buradaki iğneler ister damardan yapılsın, ister adalelere yapılsın fark etmez.
e) Serum taktırmak: Hastalık sebebiyle veya başka bir sebeble takılan serum vücudu beslediği için orucu bozar.
f) Hayız ve nifas: Oruçlu olan bir kadından, oruç anında normal kan çıkarsa (âdet görürse) orucu bozulur. İster bu orucun başlangıç anında olsun isterse bitiş anında olsun fark etmez. Hatta iftara birkaç dakika kala bile âdet olsa orucu bozulur, o günü kaza etmesi gerekir.
g) Meni çıkması: Uyanıkken, kucaklama, öpme ve benzeri bir etki sonucu meni çıkarsa oruç bozulur. Ancak irade dışı olan ihtilam nedeniyle meni çıkarsa oruç bozulmaz.
h) Kan almak: Herhangi bir sebeple dışarıdan vücuda kan verilmesi insanın orucunun bozulmasına sebeb olur.
8) Kaza:
Kaza orucu kalmış bulunan bir kimsenin en kısa zamanda oruçlarını kaza etmesi müstehabdır. Kaza orucunu peşpeşe tutmak bir zorunluluk değildir.
Âlimler, ölen bir insanın kılmadığı namazlarını bir başka kişinin kaza etmesinin meşru olmadığında ittifak etmişlerdir. Hayattayken oruç tutmaktan aciz olan bir kimsenin yerine de bir başkası oruç tutamaz.
Şer’î bir mazeretten dolayı oruç tutamayan bir kişi, her gün bir fakiri doyurmalıdır. Ancak bir kimse ölür de üzerinde nezrettiği (adadığı) bir orucu bulunursa, o orucu onun yerine velisi tutar.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim ölür de üzerinde bir oruç bulunursa, yerine velisi tutar.” (Muttefekun aleyh) buyurmuştur.
9) Namaz Kılmayanın Oruç Tutması:
Oruç tuttuğu halde namaz kılmayan kişi, İslam’ın tevhidden sonraki en önemli rüknünü, olmazsa olmazını terk etmiş, demektir. Kişi, namazı terkettiği sürece orucunun faydasını göremez. Çünkü namaz kılınmadığında dinin direği yıkılmış olur.
Namazı terkedenin küfründen (kâfir olmasından) ve mürtedliğinden (dinsizliğinden) korkulur. Bu durumda tüm amelleri boşa çıkar. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Onlarla (münafıklarla) aramızdaki ahid namazdır. Kim, namazı terkederse kâfir olmuştur.” (Ahmed) buyurmaktadır. Hadiste geçen "ahid," İslam’a giriş ahdidir ki, İslam’ın şartlarını kabul etmek anlamına gelir.
“Küfür” ifadesiyle bazı âlimler her ne kadar “dinden çıkma kasdedilmemiştir” deseler de durumun tehlikesinin anlaşılması açısından bu da gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak namaz veya diğer ibadetleri, küçümsemek, isteyerek ve bilerek ısrarla terk etmek ittifakla insanı dinden çıkarır.
İslâm toplumunda namaz kılmamanın hükmü hakkında ise ehl-i sünnet arasında üç farklı görüş vardır:
Onların görüşlerinin ortak noktası ise namaz kılmayan bir kişinin İslâm toplumunda yaşama hakkının olmadığıdır.
a) İmam Ebû Hanîfe rahimehullah’ın temsil ettiği görüşe göre, namaz kılmayan dinden çıkmaz ama onun namazı kılmaya başlayana kadar hapsedilmesi gerekir.
b) Diğer mezheb imamlarının bir kısmı ise tembellikten dolayı namaz kılmayanın Müslüman olarak öldürüleceğinde, cenazesinin kılınacağında ve Müslümanların mezarlığına gömülmesinde ve ona dua edilebileceği görüşündedirler.
c) İmam Ahmed rahimehullah ve onun yolunu takib eden âlimler ise tembellikten dolayı namaz kılmayanın kâfir olarak öldürüleceğini, cenaze namazının kılınmayacağını, Müslümanların mezarlığına gömülmeyeceği ve ona dua ve rahmet okunmayacaüını belirtir.
Yani bu mezheb imamlarının görüşlerinin en hafifine göre bile (İmam Ebû Hanîfe’nin görüşü) namaz kılmayan kişi, en azından hapsedilir.
Zira onun Müslüman toplumunda yaşama hakkı yoktur.
10) Kıyamu’l-Leyl (Terâvih Namazı):
Terâvih namazı (Kıyamu’l-leyl), Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in Ramazanda cemaatle kılmak suretiyle bize bıraktığı önemli bir sünnetidir. Ancak farz olmasından korktuğu için, ümmeti güç yetiremez diye sürekli cemaatle kılmamıştır.
Terâvih, vitir dışında sekiz rekâttır. Aişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan ayında da, diğer zamanlarda da gece namazını on bir rekattan fazla kılmadı.” (Muttefekun aleyh)
İmam Mâlik’in, Muvattâ’da sahih olarak rivâyet ettiği gibi, Hz. Ömer radıyallahu anh, bu sünneti, on bir rekât olarak ihya etmek ve cemaatle kılmak için insanları bir araya topladı.
Teravihin vitirle birlikte on bir rekât olması dışında birtakım görüşler var ise de, muhakkik âlimlerin incelemesi sonucu bu görüş ağır basmıştır. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.
Terâvih namazı gece namazı olduğu için mutlak sünnet olan namazlara dâhildir. Bu yüzden 8 rekâttan fazla kılınmasında bir mahzur yoktur. 20 rekât kılınabileceği gibi daha az da kılınabilir daha fazla da kılınabilir. Ancak bu namazı kılanlar rekât sayısını artırdıklarında namazı çabuk kılmak için ta’dil-i erkâna riayet etmekten vazgeçerek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde olmayan bir bid’âti işlememelidirler.
İnsanlar, bu konuda Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini araştırmalı ve başkaları terk etmiş olsa bile onlar sünnete uymalıdırlar. Çünkü hayır ve mutluluk yalnız bunda; bid’atlerden kaçınıp sünneti uygulamadadır.
Günümüzde çoğu Müslümanların kıraat, rükû ve secdelerini acele yaparak kıldıkları namaz eksik bir namazdır. Bu, -kimi zaman- onların namazını bozar ve namazın tüm heybetini alır, götürür. Allah’tan korkmalı ve pişmanlığın fayda etmeyeceği gün gelmeden evvel kendimize, özellikle ibadetlerimiz hususunda çeki düzen vermeliyiz.
11) Fıtır Sadakası (Fitre):
Sadaka-i Fıtır, İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet edilen; “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazanda sadaka-i fıtrı insanlara farz kıldı.” (Muttefekun aleyh) hadisine göre farzdır.
Sadaka-i Fıtır; küçük, büyük, kadın, erkek, hür veya köle her Müslümana farzdır. Miktarı bir sa’dır (Bir sa’, yaklaşık 2,5-3 kg.dır. Ancak ihtiyaten 3 kg. kabul etmek daha evladır). Bu da o belde halkının en çok kullandığı gıda türünden olmalıdır. Mükellefiyet şartı ise, bir günlük yiyeceğinden fazlasına sahip olmaktır. Fazilet, fakirlere daha çok yararlı olanı vermektedir. Bayram namazından önce verilmelidir. Bayram gününden bir iki gün önce vermek de mümkündür. Bayram gününden sonraya bırakılması caiz değildir.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz;
Ramazan ayı, Allah’ın kullarına verdiği gerçekten büyük bir nimettir. Bu bereket, rahmet ve Kur’ân ayını gafletle geçirmek; günahlardan dolayı samimi bir kalp ile Allah’a yönelmemek ve dahası haramlar işlemek kabul edilecek bir durum değildir. Selim bir kalp ile Allah’ın huzuruna çıkanın mutlu olacağı gün gelmeden, bir an evvel pişman olarak Allah’a yönelmeli; bu ayın bereketiyle kalplerimizi Allah sevgisi ve O’na itaatle nurlandırmalıyız. Buna yardımcı olması açısından ağızların tadını kaçıran ölümü, bu nebevî tavsiyeyi her zaman hatırlamalıyız.
“İman edenlerin, Allah’ı anma ve O’ndan inen gerçek için kalblerinin huşûyla yumuşaması zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd, 57/16)
Şeyh Abdullah Yolcu
Müslüman Âlimler Birliği
Yüksek Konsey Üyesi ve
Türkiye Temsilcisi
Guraba Yayınları sahibi
Bu risâlemizde özetle Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in oruç tutma şekline yer vereceğiz. Orucun farzları, şartları, edebi, duaları, kimlerin oruçla mükellef olduğu, orucu bozan şeylere ve yararlarına değineceğiz inşâallah. Allah Teâlâ’dan dileğimiz odur ki; Müslümanları, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini hayatlarının her alanında yaşamaya muvaffak kılsın. (Âmin)
Orucun Tanımı
Güneşin doğuşundan batışına kadar, Allah Teâlâ’ya ibadet niyetiyle, hiçbir şey yememek, içmemek, cinsî münasebette bulunmamak ve orucu bozan diğer şeylerden uzak durmaktır.
Ramazan Orucu:
İslâm’ın azim şartlarından biridir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“İslâm, beş şey üzerine bina olunmuştur. Bunlar, Allah’tan başka hak ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun Rasûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Beyt’i (Kâbe’yi) haccetmektir.” (Muttefekun aleyh)
Ramazan Orucunun Başlangıcı ve Bitimi:
İbadetler, her zaman, her yerde ve herkes için kolaylıkla tesbit edilecek birtakım ölçü ve alâmetlere bağlı kılınmıştır. Ramazan orucu da bunlardan biridir. Kur’an-ı Kerim ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bu ibâdete, Ramazan hilâlinin görülmesiyle başlamayı ve Şevval hilâlinin görülmesiyle bitirmeyi şart koşmuştur:
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’ân indirilen aydır...”(Bakara, 2/185)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de bu âyet-i kerimede geçen Ramazan orucuna erişmeyi hadis-i şeriflerinde açıklamıştır. Bunların bazılarını aktaralım:
* İbn Ömer radıyallahu anhuma, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Hilâli görmedikçe oruca başlamayın ve hilâli görmedikçe de oruç açmayınız. Eğer buluttan dolayı hilali göremezseniz o zaman ayın günlerini otuza tamamlayınız.”(Muttefekun aleyh)
* “Ramazandan önce oruç tutmayınız, hilâlle oruca başlayınız; (Şevval) hilalini görmekle de oruç açınız. Eğer bir bulut, hilâli görmenizi engellerse o zaman onu (Ramazanı) otuz güne tamamlayınız.” (Tirmizî)
* “Bulut olursa, Şaban’ın sayısını otuza tamamlayınız.” (Buhârî)
* “(Ramazan ayının 29. günü) bulutlu olur da (Şevval hilâlini) göremezseniz bu takdirde otuz gün oruç tutunuz” (Buhârî)
* İbn Ömer radıyallahu anhuma, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivâyet eder: “Biz ümmî bir ümmetiz, ne yazar, ne de hesap biliriz. Ay şöyle ve şöyledir.” (Buhârî, Muslim) Yani kimi zaman 29, kimi zaman otuz çeker.
Naklettiğimiz bu hadisler, konuyla ilgili pek çok hadis arasından, sadece örnek teşkil etmek üzere seçilen çok az bir bölümüdür. Bu mealdeki hadisler pek çoktur.
Bu bakımdan âlimlerin büyük bir çoğunluğu, ru’yet ile (yani Ramazan hilâlini görmekle) oruca başlayıp ru’yet ile (yine Şevvâl’in hilâlini görmekle) orucu bitirmek gerektiğini özellikle belirtmişlerdir. Müslümanların bu ibadete de diğer ibadetlere gösterdikleri hassasiyeti göstermeleri, yalnız belirtilen ölçüleri gözönünde bulundurmaları ve bu ölçüler çerçevesinde ibadetlerini yapmaya gayret etmeleri gerekmektedir.
Oruç Kimlere Farzdır?
1- Oruç; akıllı, buluğ çağına gelmiş, bir yerde daimî olarak ikamet eden ve gücü yeten her Müslümana farzdır.
2- Kâfire oruç tutmak farz olmadığı gibi Müslüman olunca da kaza etmesi gerekmez.
3- Buluğ çağına gelmemiş çocukların oruç tutması farz değildir. Ancak sahabîlerin, çocuklarına yaptıkları gibi, alışması için oruç tutmaya teşvik edilirler.
4- a) Deliye oruç tutmak farz değildir. Çünkü o mükellef değildir. Yetişkin de olsa bunun için fidye verip yemek yedirmesi gerekmez.
b) Hayatı kavrama ehliyetine sahip olmayan akıl hastasına da -mükellef olmadığı için- oruç tutmak farz değildir.
c) Yaşlılığından dolayı aklı gidip gelen ihtiyarlara da -mükellef olmadıkları için-oruç farz değildir.
5- a) Geçici bir hastalığı olan kişi, iyileştiğinde orucunu kaza eder.
b) Müzmin (kalıcı) bir hastalık yüzünden oruç tutamayan kişi, çok yaşlı olduğundan dolayı oruç tutamayan bir kişi gibidir.
Oruç tutmakta aciz olanlar, müzmin bir hastalığı olanlar ve ihtiyarlıktan dolayı oruç tutamayanlar, her gün bir fakiri doyururlar.
6- Hâmile ve emzikli kadınlar; hamileliklerinden, çocuğu emzirememekten veya çocuğun sağlığından korkarlarsa oruç tutmazlar. Bu durumları düzeldikten sonra kaza ederler.
7- Hayızlı (âdet gören) kadınlar ve nifas (loğusa) olan kadınlar, bu esnada oruç tutmayıp daha sonra kaza ederler.
8- Suda boğulma ve ateşte yanma tehlikesi olan birini (yani hayatî tehlike taşıyan birini) kurtarmak için, gerekirse oruç bozulur ve hayatları kurtarılır. Bu durumda da oruç kaza edilir.
9- Yolcu, dilerse oruç tutar, dilemezse tutmaz. Bu yolculuk ister umre gibi bir defalık olsun, isterse nakliyecilik gibi devamlı olsun, kendi beldelerinde bulunmadıkça oruç tutmayabilirler. Daha sonra, tutmadıkları gün sayısınca orucu kaza ederler.
Ancak bu ruhsata rağmen yolcuyken/yoldayken oruç tutmak isteyen kişiye, eğer tuttuğu oruç eziyet veriyorsa… Bu oruç onun için -yerine göre- haram, -yerine göre- mekruh olur.
ORUCUN HÜKÜMLERİ
1) Niyet:
Farz olan oruçlarda, şafak sökmeden niyet etmek farzdır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Fecirden önce oruca niyetlenmeyenin orucu yoktur.” (Ebû Dâvûd) buyurmaktadır. Yine “Oruca geceden niyetlenmeyen kimsenin orucu yoktur.” (Nesaî) buyurmaktadır.
Niyetin yeri kalptir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem, ashabı ve dört imam; ne dil ile niyet etmiş ne de dil ile niyet edilmesini istemiştir. Onlardan gelen bu şekilde bir rivayet yoktur.
2) Orucun vakti:
“... Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için sonra geceye kadar orucu tamamlayın...” (Bakara, 2/187)
Fecir iki türlüdür;
Fecr-i Kâzib/Yalancı Fecir: Sabah namazının vakti henüz girmemiştir. Oruç tutacak olan bir kimsenin bu vakitte yemek yemesi haram değildir. Bu fecrin alâmeti; ufukta dimdik duran, kurt kuyruğu şeklindeki uzun bir aydınlıktır.
Fecr-i Sâdık/Gerçek Fecir: Sabah namazı vakti girmiştir. Bundan sonra yemek yenmez. Fecr-i sâdık, ufuk boyunca dağların ve tepelerin üzerindeki yaygın beyazlıktır.
İftar vakti ise; doğu tarafından karanlığın başladığı, batı tarafından da gündüzün sona erip güneşin yuvarlaklığını yitirdiği vakittir. Zira Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Gece buradan yayılmaya başlar, gündüz buradan sona erer ve güneş de batarsa oruçlu iftarı açar.” (Buhârî, Muslim) buyurmuştur.
Bu, güneşin tümüyle batması demektir, aydınlığı kalsa bile hüküm aynıdır.
3) Sahur:
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Bizimle ehl-i kitabın orucu arasındaki fark sahur yemeğidir.”(Muslim)ve “Bereket üç şeydedir. Cemâat, tirid ve sahur” (Taberanî, Mu’cemu’l-Kebir) buyurmuştur.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bereket olarak nitelendirdiği sahuru terketmek sünnete aykırıdır. Çünkü sahur yemek, sünnete uymaktır. İnsanlar için oruçta elbette güçlük vardır. Ancak sahur, -hadiste buyrulduğu gibi- bereketlidir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Haydi bereketli gıdaya!” (Ebû Dâvûd) sözüyle buna işaret etmiştir.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Sahur, bereket yemeğidir, biriniz bir şey bulamayıp bir yudum su içse bile onu terketmeyiniz. Çünkü Allah ve melekleri sahur yemeği yiyenlere dua ve mağfiret eder.”(Ahmed)ve “Mü’minin sahur yemeğinin en bereketlisi ve makbul olanı hurmadır.” (Ebû Dâvûd) buyurmuştur.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünneti, sahuru fecirden hemen önce yapmaktı.
4) Oruçlu Neleri Terk Edecek:
a) Dedikodu, yalan ve iftira gibi fitne ve fesad yayan sözler terk edilecektir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah azze ve celle’nin, dedikodu, yalan ve iftira gibi sözleri terk etmeyenin, yeme ve içmesini terketmesine ihtiyacı yoktur.” (Buhârî) buyuruyor.
b) Hayırsızca, terbiyesizce ve ahlaksızca söylenen sözler de terk edilecektir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Oruç, yememek ve içmemek değildir. Ancak oruç, hayırsız ve fâhiş (terbiyesizce ve ahlâksızca söylenen) sözden oruç tutmaktır. Biri sana sövdüğü veya cahilce davrandığı zaman ‘Ben oruçluyum, Ben oruçluyum.’ de.” (İbn Huzeyme) buyurmuştur.
5) Oruçluya Mubah Olanlar:
a) Cünüp olarak sabahlamak: Bu konuda Âişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem cünüp olduğu halde fecir sökerdi. Sonra gusleder ve orucuna devam ederdi.”(Buhârî, Müslim)
b) Misvak Kullanmak: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Eğer ümmetime zorluk vereceğinden korkmasaydım onlara, her abdest alışlarında misvak kullanmalarını emrederdim.” (Buhârî, Müslim) buyurmaktadır.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem misvak kullanmada oruçlu olanla olmayanı ayırmamıştır. Bunda, -oruçlu olsun veya olmasın- genel olarak herkesin abdest alırken misvak kullanabileceğine ve öğle namazından önce veya sonra kullanmasında herhangi bir fark olmadığına dair işaret vardır.
c) Mazmaza (Ağzı üç kere çalkalamak) ve istinşâk yapmak (burnu üç kere suyla temizlemek): Oruçluların sıkça ve mübâlağalı bir şekilde yapmaları yasaklanmıştır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “... istinşak’ı oruçlu olmadığın sürece sertçe yap.” (Ebû Dâvûd) buyurmuştur. Âlimlerin de belirttiği gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan dışında, mazmaza ve istinşakı mübalağalı bir şekilde yapardı.
d) Kucaklaşmak ve öpmek: Aişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, oruçluyken hanımlarını kucaklar ve öperdi. Fakat o, içinizde şehvetine en çok hâkim olanınızdı.” (Buhârî, Müslim) Ancak âlimlerin görüşüne göre bu, yaşlılar için değilse de gençler için mekruhtur. Çünkü Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e bunun sebebi sorulduğunda, “Yaşlı kimse, nefsine hâkim olur.” (Ahmed) buyurmuştur.
e) İğne yaptırmak: Herhangi bir gıda içermedikçe (antibiyotik iğnesi gibi), ilaç niyetiyle iğne vurulmak câizdir, orucu bozmaz. Çünkü bunlar mideye gitmez. Ancak kuvvet iğneleri ve serum, orucu bozar.
f) Kan aldırmak: Az aldırmak (tahlil için) orucu bozmaz. Çok aldırmak (kan bağışı için) oruçluyu etkileyeceği için orucu bozar.
g) Diş çektirmek: Orucu bozmaz.
h) Hacamat: Hacamat hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. Tercih edilen görüşe göre hacamat yaptırmak orucu bozmaz. Nitekim İbn Abbas radıyallahu anhuma, “Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, oruçlu olduğu halde hacamat yaptı.” (Buhârî) demiştir.
ı) Diş macunu kullanmak: Gırtlağa gitmemesi şartıyla orucu bozmaz. Ancak âlimlerin görüşüne göre ikindiden sonra yapılmamalıdır. Çünkü oruçlunun, ağız kokusuyla iftar etmesi daha evladır.
k) Yemeklerin tadına bakmak: Yemeğin gırtlağa gitmemesi şartıyla câizdir.
İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Oruçlunun, sirkeyi veya başka bir şeyi tatmakta, gırtlağa gitmemesi şartıyla sakınca yoktur.” (Buhârî)
l) Sürme, damla ve göze damlatılan diğer şeyler: Bunlar orucu bozmaz. Bunların tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. İmam Buhârî, Sahih’inde şöyle der: “Enes, Hasan ve İbrahim, oruçluyken sürme çekilmesinde bir beis görmediler.”
6) İftar:
a) İftarı açmakta acele etmek: İftarı açmakta acele etmek, Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetlerindendir. Bunda yahudilere ve hıristiyanlara muhalefet etmek vardır. Çünkü onlar iftarlarını yıldızlar parlayıncaya kadar geciktirirlerdi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “İnsanlar, iftar için acele ettikleri sürece hayır içindedirler.” (Muttefekun aleyh) buyurmaktadır.
Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Ümmetim, iftarlarında yıldızların çıkmasını beklemedikçe benim sünnetim üzeredirler.”(İbn Hıbban)
b) Akşam Namazından Önce İftar Etmek: Sünnet olan, akşam namazını kılmadan önce iftar etmektir. Enes radıyallahu anh şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, namaz kılmadan önce yaş hurmayla iftar ederdi. Bu olmazsa kuru hurma ile, o da olmazsa birkaç yudumluk suyla iftar ederdi.” (Ebû Dâvûd)
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Akşam ezanı okunduğu zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sadece hurmayla veya birkaç yudum suyla orucunu açardı.
Biz de örneğimiz ve önderimiz olan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi yapmalıyız. Yani önce bir iki şeyle orucumuzu açmalı, sonra öncelikli olan akşam namazını kılmak için mescide gitmeli, daha sonra da iftarımızı tamamlamalıyız.
c) İftar duâsı: İftar esnasında duâ etmek sünnettir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Oruçlunun iftar ânındaki duası icâbet edilen bir duadır.” (İbn Mace) buyuruyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftardan önce, “Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, Senin rızkın ile orucumu açıyorum.”; iftardan sonra da “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, ecir de hak oldu inşâallah”(Ebû Dâvûd) diye dua ederdi.
7) Orucu Bozan Şeyler:
a) Kasıtlı (bilerek) yemek ve içmek: Faydalı (ilaç gibi) veya faydasız (sigara gibi) şeyleri, yemek ve içmek orucu bozar. Unutarak, hatayla veya zorlanılarak (ikrah altında) yemek ve içmek orucu bozmaz. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim unutarak yer ve içerse orucunu tamamlasın, şüphesiz ki Allah onu yedirmiş ve içirmiştir.” (Muttefekun aleyh) buyurur.
b) Cima (Cinsel ilişki): Oruçla mükellef bir kimsenin, oruçluyken cimada (cinsel ilişkide) bulunması orucunu bozar. Böyle bir kimsenin orucunu kaza etmesi ve ağır bir keffaret ödemesi gerekir. Bu kefaret de bir köle azad etmektir. Bu yapılamazsa iki hicrî ay üst üste oruç tutulur. Bu da yapılamazsa altmış fakire yemek yedirilmelidir. Keffaretin bu tertibi sünnet ile belirlenmiş ve âlimler bu konuda icma etmişlerdir ki, biri yapılamazsa ancak o zaman sonrakine geçilir! Bu sıralamaya özellikle dikkat edilmelidir. Yani bir insan, imkânı olmasına rağmen köle azad etmeyi atlayıp altmış fakire yemek yediremez. Keffaret olması için önce köle azad edecek, eğer ona imkânı yoksa 60 gün oruç tutacak, ona da imkânı yoksa 60 fakiri doyuracaktır.
c) İsteyerek kusmak: Bir kişi istemeden kusarsa orucu bozulmaz. Ancak isteyerek/zorla kendini kusturursa orucu bozulur. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Kim elinde olmadan kusarsa orucu bozulmaz. Kim kusmaya kendini zorlayarak kusarsa orucunu kaza etsin.”(Ebû Dâvûd)
d) Beslenme için vurulan iğneler: Bu iğneler, vücuda besin, vitamin ve kan vermek için yapılır. Bu durumda da oruçlunun orucu bozulur. Çünkü yapılan iğnelerle kişi beslenmiş olur. Bu da orucu bozar. Buradaki iğneler ister damardan yapılsın, ister adalelere yapılsın fark etmez.
e) Serum taktırmak: Hastalık sebebiyle veya başka bir sebeble takılan serum vücudu beslediği için orucu bozar.
f) Hayız ve nifas: Oruçlu olan bir kadından, oruç anında normal kan çıkarsa (âdet görürse) orucu bozulur. İster bu orucun başlangıç anında olsun isterse bitiş anında olsun fark etmez. Hatta iftara birkaç dakika kala bile âdet olsa orucu bozulur, o günü kaza etmesi gerekir.
g) Meni çıkması: Uyanıkken, kucaklama, öpme ve benzeri bir etki sonucu meni çıkarsa oruç bozulur. Ancak irade dışı olan ihtilam nedeniyle meni çıkarsa oruç bozulmaz.
h) Kan almak: Herhangi bir sebeple dışarıdan vücuda kan verilmesi insanın orucunun bozulmasına sebeb olur.
8) Kaza:
Kaza orucu kalmış bulunan bir kimsenin en kısa zamanda oruçlarını kaza etmesi müstehabdır. Kaza orucunu peşpeşe tutmak bir zorunluluk değildir.
Âlimler, ölen bir insanın kılmadığı namazlarını bir başka kişinin kaza etmesinin meşru olmadığında ittifak etmişlerdir. Hayattayken oruç tutmaktan aciz olan bir kimsenin yerine de bir başkası oruç tutamaz.
Şer’î bir mazeretten dolayı oruç tutamayan bir kişi, her gün bir fakiri doyurmalıdır. Ancak bir kimse ölür de üzerinde nezrettiği (adadığı) bir orucu bulunursa, o orucu onun yerine velisi tutar.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim ölür de üzerinde bir oruç bulunursa, yerine velisi tutar.” (Muttefekun aleyh) buyurmuştur.
9) Namaz Kılmayanın Oruç Tutması:
Oruç tuttuğu halde namaz kılmayan kişi, İslam’ın tevhidden sonraki en önemli rüknünü, olmazsa olmazını terk etmiş, demektir. Kişi, namazı terkettiği sürece orucunun faydasını göremez. Çünkü namaz kılınmadığında dinin direği yıkılmış olur.
Namazı terkedenin küfründen (kâfir olmasından) ve mürtedliğinden (dinsizliğinden) korkulur. Bu durumda tüm amelleri boşa çıkar. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Onlarla (münafıklarla) aramızdaki ahid namazdır. Kim, namazı terkederse kâfir olmuştur.” (Ahmed) buyurmaktadır. Hadiste geçen "ahid," İslam’a giriş ahdidir ki, İslam’ın şartlarını kabul etmek anlamına gelir.
“Küfür” ifadesiyle bazı âlimler her ne kadar “dinden çıkma kasdedilmemiştir” deseler de durumun tehlikesinin anlaşılması açısından bu da gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak namaz veya diğer ibadetleri, küçümsemek, isteyerek ve bilerek ısrarla terk etmek ittifakla insanı dinden çıkarır.
İslâm toplumunda namaz kılmamanın hükmü hakkında ise ehl-i sünnet arasında üç farklı görüş vardır:
Onların görüşlerinin ortak noktası ise namaz kılmayan bir kişinin İslâm toplumunda yaşama hakkının olmadığıdır.
a) İmam Ebû Hanîfe rahimehullah’ın temsil ettiği görüşe göre, namaz kılmayan dinden çıkmaz ama onun namazı kılmaya başlayana kadar hapsedilmesi gerekir.
b) Diğer mezheb imamlarının bir kısmı ise tembellikten dolayı namaz kılmayanın Müslüman olarak öldürüleceğinde, cenazesinin kılınacağında ve Müslümanların mezarlığına gömülmesinde ve ona dua edilebileceği görüşündedirler.
c) İmam Ahmed rahimehullah ve onun yolunu takib eden âlimler ise tembellikten dolayı namaz kılmayanın kâfir olarak öldürüleceğini, cenaze namazının kılınmayacağını, Müslümanların mezarlığına gömülmeyeceği ve ona dua ve rahmet okunmayacaüını belirtir.
Yani bu mezheb imamlarının görüşlerinin en hafifine göre bile (İmam Ebû Hanîfe’nin görüşü) namaz kılmayan kişi, en azından hapsedilir.
Zira onun Müslüman toplumunda yaşama hakkı yoktur.
10) Kıyamu’l-Leyl (Terâvih Namazı):
Terâvih namazı (Kıyamu’l-leyl), Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in Ramazanda cemaatle kılmak suretiyle bize bıraktığı önemli bir sünnetidir. Ancak farz olmasından korktuğu için, ümmeti güç yetiremez diye sürekli cemaatle kılmamıştır.
Terâvih, vitir dışında sekiz rekâttır. Aişe radıyallahu anha validemiz şöyle diyor: “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan ayında da, diğer zamanlarda da gece namazını on bir rekattan fazla kılmadı.” (Muttefekun aleyh)
İmam Mâlik’in, Muvattâ’da sahih olarak rivâyet ettiği gibi, Hz. Ömer radıyallahu anh, bu sünneti, on bir rekât olarak ihya etmek ve cemaatle kılmak için insanları bir araya topladı.
Teravihin vitirle birlikte on bir rekât olması dışında birtakım görüşler var ise de, muhakkik âlimlerin incelemesi sonucu bu görüş ağır basmıştır. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.
Terâvih namazı gece namazı olduğu için mutlak sünnet olan namazlara dâhildir. Bu yüzden 8 rekâttan fazla kılınmasında bir mahzur yoktur. 20 rekât kılınabileceği gibi daha az da kılınabilir daha fazla da kılınabilir. Ancak bu namazı kılanlar rekât sayısını artırdıklarında namazı çabuk kılmak için ta’dil-i erkâna riayet etmekten vazgeçerek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinde olmayan bir bid’âti işlememelidirler.
İnsanlar, bu konuda Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini araştırmalı ve başkaları terk etmiş olsa bile onlar sünnete uymalıdırlar. Çünkü hayır ve mutluluk yalnız bunda; bid’atlerden kaçınıp sünneti uygulamadadır.
Günümüzde çoğu Müslümanların kıraat, rükû ve secdelerini acele yaparak kıldıkları namaz eksik bir namazdır. Bu, -kimi zaman- onların namazını bozar ve namazın tüm heybetini alır, götürür. Allah’tan korkmalı ve pişmanlığın fayda etmeyeceği gün gelmeden evvel kendimize, özellikle ibadetlerimiz hususunda çeki düzen vermeliyiz.
11) Fıtır Sadakası (Fitre):
Sadaka-i Fıtır, İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet edilen; “Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazanda sadaka-i fıtrı insanlara farz kıldı.” (Muttefekun aleyh) hadisine göre farzdır.
Sadaka-i Fıtır; küçük, büyük, kadın, erkek, hür veya köle her Müslümana farzdır. Miktarı bir sa’dır (Bir sa’, yaklaşık 2,5-3 kg.dır. Ancak ihtiyaten 3 kg. kabul etmek daha evladır). Bu da o belde halkının en çok kullandığı gıda türünden olmalıdır. Mükellefiyet şartı ise, bir günlük yiyeceğinden fazlasına sahip olmaktır. Fazilet, fakirlere daha çok yararlı olanı vermektedir. Bayram namazından önce verilmelidir. Bayram gününden bir iki gün önce vermek de mümkündür. Bayram gününden sonraya bırakılması caiz değildir.
Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz;
Ramazan ayı, Allah’ın kullarına verdiği gerçekten büyük bir nimettir. Bu bereket, rahmet ve Kur’ân ayını gafletle geçirmek; günahlardan dolayı samimi bir kalp ile Allah’a yönelmemek ve dahası haramlar işlemek kabul edilecek bir durum değildir. Selim bir kalp ile Allah’ın huzuruna çıkanın mutlu olacağı gün gelmeden, bir an evvel pişman olarak Allah’a yönelmeli; bu ayın bereketiyle kalplerimizi Allah sevgisi ve O’na itaatle nurlandırmalıyız. Buna yardımcı olması açısından ağızların tadını kaçıran ölümü, bu nebevî tavsiyeyi her zaman hatırlamalıyız.
“İman edenlerin, Allah’ı anma ve O’ndan inen gerçek için kalblerinin huşûyla yumuşaması zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” (Hadîd, 57/16)
Şeyh Abdullah Yolcu
Müslüman Âlimler Birliği
Yüksek Konsey Üyesi ve
Türkiye Temsilcisi
Guraba Yayınları sahibi
Selef-i Salihin ve Ramazan..
10:57
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salât ve selâm, O’nun emin elçisi olan Rasûlullah’ın, temiz ehl-i beytinin, güzide ashabının ve kıyamete kadar onların yolunda giden herkesin üzerine olsun.
Değerli Müslüman Kardeşlerim!
Bütün günahlardan kurtulmayı sağlayabilecek olan bu mübarek Ramazan ayı dolayısıyla tüm samimiyetimle ve kalbimin ta derinliklerinden gelen bir duyguyla sunduğum bu Ramazan hediyesinin tüm kardeşlerimize hayırlı bir öğüt olmasını dilerim. Ramazanın da tüm Müslümanlara ve İslâm âlemine hayırlara vesile olmasını dilerim.
Yüce Allah, hepimizi rızasına nail eyleyip sizleri de, bizleri de cennetinde buluştursun. (Âmin)
MÜBAREK RAMAZAN’I NASIL KARŞILAMALIYIZ?
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olmak üzere kendisinde Kur’ân indirilen aydır...” (Bakara, 2/185)
Allah Teâlâ, Ramazan ayına, -Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bildirdiği gibi- diğer aylardan farklı pek çok özellik ve üstünlük vermiştir ki, bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Oruç tutanın ağız kokusu, Allah nezdinde, misk kokusundan daha hoştur.
2. Melekler, oruçlular için iftar vaktine dek mağfiret diler.
3. Allah azze ve celle, (Bir hadis-i kudsi’de belirtildiği gibi) her gün cennetini süsler ve şöyle buyurur: “Salih kullarımın üzerlerindeki sıkıntı ve eziyet veren şeyleri atarak sana gelmelerine fazla bir zaman kalmadı.” (Ahmed)
4. Bu ayda azgın şeytanlar zincire vurulur.
5. Cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kilitlenir.
6. Yine bu ayda, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi vardır. Bu gecenin hayrından mahrum kalan kimse, hayırdan mahrum kalmış demektir.
7. Ramazanın son gününde oruçluların tüm günahları affedilir.
8. Allah Teâlâ, Ramazanın her gecesinde, bir grup insanı cehennem ateşinden azad eder.
Ey Ramazana erişme mutluluğuna kavuşan değerli kardeşim!
Böylesine özellik ve faziletlere sahip olan bir ayı nasıl karşılayalım, diye hiç düşündünüz mü?
Salih bir kul, bu ayı; nasuh bir tevbe, büyük bir sadakat, tam bir kararlılık ve vakitlerini salih amellerle mamur ederek karşılar. Yüce Allah’tan, kendisine en güzel şekilde ibadet edebilmemiz için bize yardım etmesini niyaz ederiz. (Âmin)
Gelin Ramazanı en güzel şekilde değerlendirmek için ne gibi salih amellerde bulunmalıyız, sorusunun cevabını birlikte arayalım…
RAMAZANDA, ÖZELLİKLE YAPILMASI GEREKEN SALİH AMELLER
1- Oruç
Önderimiz ve örneğimizRasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan orucunun değerini bakın ne güzel vurguluyor:
* “Âdemoğlunun bütün amelleri kendisinindir. Bir iyilik on katı ile yedi yüz katına kadar mükâfat görecektir. Aziz ve celil olan Allah da ‘Oruç müstesnâ, o Benimdir ve onun mükâfatını verecek olan Benim. O; arzularını, yemesini ve içmesini Benim için terk etti.’ buyurur. Oruçlunun iki sevinci vardır; biri iftar ettiğinde, diğeri Rabbine kavuşacağı gündedir. Andolsun oruç tutanın (orucundan dolayı) ağız kokusunun değişmesi, Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur.” (Muttefekun aleyh)
* “Kim Ramazanı, (farziyetine) inanarak ve ecrini Allah’tan umarak oruçla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Muttefekun aleyh)
Şüphesiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu müjdesi sadece aç ve susuz kalanlarla sınırlı değildir. Bu müjdenin tam olması için ayrıca şu sözlerine de dikkat etmeliyiz.
* “Her kim yalan söz söylemeyi ve o doğrultuda amel etmeyi terk etmeyecek olursa, onun yeme ve içmeden uzak durmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî)
* “Oruç bir kalkandır. Sizden herhangi bir kimse oruçlu olduğu günde çirkin söz söylemesin, kötü iş işlemesin, cahillik etmesin. Herhangi bir kimse kendisine sövecek olursa ‘Ben oruçluyum.’ desin.” (Muttefekun aleyh)
İşte bu yüzden oruç tutan bir kimsenin; kulağıyla, gözüyle, diliyle, yani bütün azalarıyla oruç tutması gerekir. Oruç tuttuğu gün ile oruçlu olmadığı gün birbirine benzememelidir, oruçlu olduğu günlerde daha olumluya doğru bir değişiklik gözlenmelidir.
2- Kıyam (Geceyi İhya Etmek)
“Rahman’ın kulları yeryüzünde ağır ve vakur yürürler. Cahiller onlara sataştıkları zaman onlar, ‘Selametle’ der geçerler. Onlar gecelerini Rablerine secdeyle, kıyamla (namaz kılmakla) geçirirler.” (Furkan, 25/63-64)
“Kim Ramazanı, (farziyetine) inanarak ve ecrini Allah’tan umarak oruçla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Muttefekun aleyh)
Geceleri ihya etmek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem ve ashabının tatbik ettikleri bir sünnetti. Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle der: “Gece namazı kılmayı bırakma. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu bırakmaz; hastalanır veya yorgun düşerse oturarak namazını kılardı.” (Ebû Dâvûd)
Hz. Ömer radıyallahu anh da geceleri arzuladığı kadar namaz kılar, gece yarısı olunca da aile bireylerini namaza kaldırırdı. Onlara, “Namaza, namaza” dedikten sonra “…Ve aile halkına da namazı emret, sen de ona sebatla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz, seni rızıklandıran Biziz. Güzel akibet muttakîlerindir.” (Tâhâ, 20/132) ayetini okurdu.
Saib İbn Zeyd radıyallahu anh şöyle anlatıyor: Bizim imamımız gece namazında her rekâtta iki yüze yakın ayet okurdu. O kadar yorulurduk ki yaşlılarımız ancak ağaçlara yaslanarak ayakta durabilirdi. Namazımız da sabaha doğru ancak tamamlanırdı.
3- İnfak
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanların en cömerdiydi. Diğer zamanlara göre Ramazanda daha çok infak etmeye çalışırdı. Hatta o kadar çok ve o kadar hızla infak ederdi ki, eline geçen şeyi hızla elinden çıkardığından (yani infak ettiğinden) dolayı “fırtına gibi infak ettiği” söylenirdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bizlere de bunu öğütlerdi:
“Sadakanın en faziletlisi Ramazanda verilenidir.”(Tirmizî)
Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle der: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sadaka vermemizi emretti. Bu sırada benim de bir miktar malım vardı. Kendi kendime, ‘Eğer, Ebû Bekir’i geçmem mümkünse onu işte bugün geçeceğim.’ dedim ve malımın yarısını getirdim. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Aile halkına ne bıraktın?” diye sordu. Ben de ‘Bunun kadar’ dedim. Ebu Bekir radıyallahu anh ise yanındakilerin hepsini getirdi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ona, “Ailene ne bıraktın?” diye sorunca, Ebu Bekir radıyallahu anh, ‘Onlara Allah ve Rasûlünü (sevgisini) bıraktım.’ dedi. Ben de ‘Hiçbir hususta ebediyen seni geçemeyeceğim.’dedim.” (Ebû Dâvûd, Tirmizî)
Görüldüğü gibi Ramazan ayında verilen sadakanın bir üstünlüğü, bir özelliği vardır. O halde bu konuda elimizi açık tutmalı, durumumuza göre sadaka vermeye, infakta bulunmaya gayret etmeliyiz.
Ramazanda sadaka vermenin de birçok çeşidi vardır ki, en önemli ikisi şunlardır:
a) Yemek Yedirmek:
“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği; yoksula, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz size Allah rızası için yemek yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, sert ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azabına uğramaktan) korkarız.’ (derler). İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.” (İnsan, 76/8-12)
Selef-i salihîn, yemek yedirmeye (birçok ibadete göre) öncelik tanır, bunun için çok büyük gayret gösterirdi. Aç bir kimseyi doyurmak ile salih arkadaşlarını doyurmak arasında bir fark yoktu. Yemek yedirilecek kimsenin fakir olması gerektiğini düşünmezlerdi.
Seleften birisi şöyle diyor: “Arkadaşlarımdan on kişiyi dâvet edip onlara canlarının çektiği bir yemeği yedirmek, benim için on tane köleyi azad etmekten daha sevimlidir.”
Seleften pek çok kimse, oruçlu olduğu halde iftarını açacağı yemeği başkasına yedirir, onu kendine tercih ederdi. Onlar, kendileri oruçlu olduğu halde kardeşlerini yedirir, bununla da yetinmeyip onlara hizmet eder ve onların rahat etmeleri için de gayret gösterirlerdi.
Yemek yedirme ibadeti, birtakım ibadetlerin de kaynağıdır: Şöyle ki, kendilerine yemek yedirilen Müslüman kardeşler sevinir, aralarındaki muhabbet beslenir. Bu da cennete girmeye sebeb olur: “İman etmedikçe cennete asla giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de asla iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
Ayrıca yemek yedirmek sebebiyle salihlerle bir araya gelinmiş olur. Onlarla birlikte yenilen yemek neticesinde ibadetler için güç/kuvvet kazanılır. Onlara bu hususta yardımcı olunduğu için de ecir umulur.
Yine salihlerle bir araya gelmek kişinin Allah’a itaat etmesine katkı sağlar. Zira itaat eden insanlarla birlikte olmak onun da itaatini artırır.
b) İftar Vermek:
“Oruçluyu iftar ettiren, onun kadar sevap alır, oruçlunun ecrinden de bir şey eksilmez.” (Nesaî)
“Kim bir oruçluyu iftar ettirir yahut bir gaziyi donatırsa ona da onların ecrinin aynısı vardır.” (Ahmed)
4- Daha Çok Kur’ân Okumaya Gayret Etmek:
Bizim için güzel bir örnek olduklarından dolayı selef-i sâlihînin Ramazanındaki iki hususa değineceğiz:
a) Çokça Kur’ân-ı Kerim okurlardı.
Âlimlerin bildirdiği gibi Ramazan ayı, Kur’an ayıdır. Bu yüzden Müslümanın bu ayda, diğer zamanlara göre daha çok Kur’an-ı Kerim okuması, okuyamıyorsa dinlemeye gayret etmesi gerekir.
Selef-i salihîn, Allah’ın Kitabını okumaya veya dinlemeye çok fazla itina gösterirdi.
Cebrâil aleyhisselâm, Ramazan ayında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Kur’ân-ı Kerim’i karşılıklı okurdu.
Selef-i salihînden kimi Kur’ân-ı Kerim’i üç gecede bir Ramazan kıyamında (teravihte) hatmederdi. Bazıları yedi günde bir, bazıları da on günde bir hatmederdi. Onlar namazda da, namazın dışında da Kur’ân-ı Kerim’i sürekli okurlardı.
İmam Şâfiî rahimehullah, Ramazan ayında Kur’an’ı altmış kere hatmederdi ve bunları namazın dışında yapardı.
İmam Şihâbuddin ez-Zührî rahimehullah da Ramazan ayında hadis okumaktan ve ilim ehliyle sohbet etmekten kaçınır, daha fazla Kur’ân-ı Kerim okumaya çalışırdı.
İmam Süfyan es-Sevrî rahimehullah ise, Ramazan ayı girince nafile ibadet yapmak yerine daha fazla Kur’ân-ı Kerim okurdu.
İmam İbn Receb el-Hanbelî rahimehullah şöyle der: “Kur’ân-ı Kerim’in üç günden daha az bir sürede hatmedilmesine dair olan yasaklamalar, bunun sürekli olarak yapılmasıyla ilgilidir. “Ramazan ayında, özellikle Kadir gecesinin arandığı gecelerde veya Mekke gibi faziletli mekânlarda, bu zamanın ve mekânın faziletini ganimet bilerek Kur’ân-ı Kerim’i çokça okumak müstehabdır ve bu nehiyden müstesnadır.”
b) Kur’ân-ı Kerim’i okumaları veya dinlemeleri Allah Teâlâ’dan korkmalarına ve ürpermelerine sebeb olur, bu yüzden de ağlarlardı.
Selef-i salihînin âdeti, üzerinde düşünmeden, kavramadan, şiir okur gibi Kur’an-ı Kerim’i hızlıca okumak değildi. Onlar Allah azze ve celle’nin kelamından etkilenir ve bundan dolayı kalpleri ürperirdi.
Buhârî’de Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anhumâ’nın şöyle dediği nakledilir:
“Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bana, “Kur’ân oku.” dedi. Ben, “Kur’ân sana indirilmişken onu yine sana mı okuyayım!?” dedim. O, “Onu başkasından dinlemeyi severim.” dedi. Ona Nisâ sûresini,“Her ümmetten birer şahit getirip bunlara karşı da seni şahit getireceğimiz zaman halleri nice olur?” (Nisâ, 4/41) buyruğuna varıncaya kadar okudum. Bu sefer, “Bu kadarı yeter” dedi. Ona dönüp baktığımda gözlerinden yaşlar boşalıyordu.”
Beyhâkî de Sünen’inde Ebû Hureyre radıyallahu anh’ın şöyle dediğini nakletmektedir: Allah Teâlâ’nın, “Şimdi siz bu söze (Kur’ân’a) mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!” (Necm, 53/59-60) buyruğu nazil olduğunda Suffe ehli, gözyaşları yanaklarından akıncaya kadar ağladı. Onların ağladıklarını farkeden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onlarla birlikte ağladı. Onun ağlaması üzerine bizler de ağladık. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah korkusundan ağlayan kimse cehenneme girmez.” buyurdu.
İbn Ömer radıyallahu anhuma da Mutaffifîn sûresini, “Öyle bir gün ki, o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divana duracaklar.” (Mutaffifîn, 83/6) buyruğuna varıncaya kadar okudu. Sonra yere yıkılıncaya kadar ağladı.
Muzâhim b. Züfer şöyle der: Süfyan es-Sevri, bize akşam namazını kıldırdı. “Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.” buyruğuna varınca kıraati kesilinceye kadar ağladı. Daha sonra Fatiha suresini yeni baştan okudu.
5- Güneşin Doğmasına Dek Mescidde Kalmak:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kılınca güneş doğuncaya kadar namaz kıldığı yerde otururdu. (Müslim)
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
“Kim sabah namazını cemaatle birlikte kılar sonra da güneş doğuncaya kadar oturup Allah’ı zikreder daha sonra da iki rekât namaz kılarsa bu onun için tam ve eksiksiz olarak bir hac ve umre ecri gibi olur.”(Tirmizî)
Ey sevgili kardeşim, her gün umre ve hac sevabı almak istemez misin?!
Acaba bu ibadet vasıtasıyla her gün hac ve umre sevabı kazanmak mümkünse ya Ramazan günlerinde yapılırsa ecri ne olur? Bu yüzden geceyi namaz kılmakla geçirmek sûretiyle pek büyük mükâfatlar kazanmak için Allah’ın yardımını dilemeli, bu hususta salihlere uymalıyız. Allah rızası için nefislerimizle cihad etmeli ve cennet makamlarının zirvelerine ulaşabilmek için büyük gayretler göstermeliyiz ki, himmetimiz yüksek olsun.
6- İtikâf:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, her Ramazan ayının son on günü itikâfa girerdi. Vefat ettiği yılın Ramazanında ise yirmi gün itikâfa girdi.”(Buhârî)
İtikâf; Kur’an okumak, namaz kılmak, zikir, dua gibi pek çok itaati bir arada bulunduran ibadetlerden biridir. İtikâfı denemeyen bir kimse bunun zor ve sıkıntılı olduğunu düşünebilir. Ancak bu, Allah’ın kendisine kolaylaştırdığı kimseler için pek kolaydır. Her kim salih bir niyet ve samimi bir kararlılıkla kuşanırsa, Allah da ona yardım eder. İtikâf, özellikle Kadir gecesini bulmak maksadıyla Ramazan ayının son on gününde yapılan şer’î bir halvettir. İtikâfta bulunan kimse, kendini, Allah’a itaate ve Allah’ı zikretmeye hasretmiş, O’nu zikretmekten uzaklaştıracak her şeyle ilişkisini kopararak bütün kalbiyle ve bedeniyle Rabbine ve kendisini Rabbine yakınlaştıracak şeylere yönelmiş olur. Böyle bir kimsenin Allah Teâlâ ve O’nun kendisinden razı olması dışında hiçbir maksadı kalmaz.
7- Ramazanda Umre Yapmak:
“Ramazan ayında yapılan bir umre, bir hacca denktir.”(Muttefekun aleyh)
“(Ramazan umresi) Benimle yapılan bir hac gibidir.” (Fethu’l-Bârî)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir hac yapabilene ne mutlu!
8- Kadir Gecesini Araştırmak:
“Biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren oldu mu? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadir, 97/1-3)
“Kadir gecesini, (faziletine) inanarak ve ecrini de umarak namazla geçiren bir kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.”(Muttefekun aleyh)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kadir gecesini araştırır ve ashabına da bu geceyi araştırmalarını emrederdi. Ramazanın son on gününün gecelerinde, aile fertlerini, Kadir gecesine erişmeleri umuduyla ibadet için uyandırırdı.
Ömrünü bir hiç uğrunda harcayan kul!
Peygamberimiz ve selef-i salihîn, bu büyük gecenin hayrına ulaşabilmek amacıyla yıkanır, temizlenir ve ibadetlerini de büyük bir ihtimamla yapardı.
Sen de böyle yaparak, şimdiye kadar kaçırdıklarını Kadir gecesinde telâfi etmeye bakmalısın! Elbet bugünün de hesabı verilecek! Kadir gecesinde yapılan bir amel, başka zamanlardaki bin ayda yapılan amelden daha hayırlıdır. Bu hayırdan mahrum kalan, gerçekten çok şeyden mahrum kalmış biri olur.
Ramazanın son on gününde yer alan Kadir gecesinin, özellikle tek gecelerde bulunma ihtimali daha kuvvetlidir.
Ubey b. Ka’b şöyle derdi: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in belirttiği işaretlere göre güneş, Kadir gecesinin sabahında gözü rahatsız eden parıltısı olmaksızın doğar.
Hz. Aişe radıyallahu anha’nın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle dediği nakledilmektedir:
“Ya Rasûlallah! Kadir gecesine rastlarsam ne diyeyim?”Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de (اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي)“‘Allah’ım! Şüphesiz ki Sen çok affedensin, affetmeyi seversin, beni de affet.’ de!”(Buhari) buyurdu.
9- Çokça Zikir, Duâve İstiğfârda Bulunmak:
Ramazanın tüm gün ve geceleri faziletlidir. Bu günleri ganimet bilerek çokça zikir ve dua etmek, özellikle de duaların kabul edildiği anlarda buna dikkat etmek gerekir. Bunlar da şunlardır:
a- Oruç açma vakti: Bu vakitte yapılan dua geri çevrilmez. Bu da iftar saatidir.
b- Gecenin son üçte biri: Sahih hadislerden öğrendiğimize göre Rabbimizin, izzet ve celâlinin layık olduğunca dünya semasına inip de “Bir dilekte bulunan kimse var mı ona vereyim, mağfiret isteyen var mı onu mağfiret edeyim.” dediği vakit, gecenin son üçte biridir.
c- Seher vaktinde istiğfar: “Seher vakitlerinde de istiğfâr ederlerdi.” (Zâriyat, 56/18)
d- Cuma günü duası: Cuma da duanın kabul edildiği vakit kollanmalı, cuma gününün son vakti; özellikle ikindi ezanı sonrası duayla değerlendirilmelidir.
Bu cennet bahçelerinde salih amellerin gölgesinde yaptığımız bu gezintiden sonra çok önemli bir noktaya değinelim ey aziz kardeşim!
Bu önemli nokta nedir bilir misiniz? İhlastır. Nice oruçlu, oruç tutmasına rağmen açlık ve susuzluktan başka bir şey kazanamaz. Nice namaz kılan kişi vardır ki, uykusuzluk ve yorgunluktan başka bir şey elde edemez. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim imanla ve ecrini yalnız Allah’tan umarak Ramazanı oruçlu geçirirse geçmiş günahları affolunur.” hadisindeki “imanla ve ecrini yalnız Allah’tan umarak” sözüyle bu önemli noktaya işaret etmiştir.
Selef-i salihîn, kabul edilmeyeceği korkusuyla amellerini gizli yapmaya özel gayret gösterirdi!
Muhammed b. Vâsî rahmetullahi aleyh şöyle der: “Öyle kimselere yetiştim ki, onlardan birinin başı, hanımı ile birlikte aynı yastıkta olduğu halde yanağının altındaki yastık gözyaşlarıyla ıslanırdı da hanımı bunun farkına varmazdı. Yine öyle kimselere de yetiştim ki, safta namazdayken -her birinin- gözyaşları yanaklarına akardı da yanıbaşındaki bile bunun farkına varmazdı.”
Süfyân es-Sevrî rahmetullahi aleyh, “Öğrendiğime göre kul, gizlice bir amelde bulunur. Fakat şeytan onun peşini bırakmaz, nihayet onu yenik düşürür ve bu amel, alenî yapılmış gibi yazılır. Sonra şeytan onun peşini yine bırakmaz, o da sonunda bu ameliyle övünmeyi arzu eder. Bu sefer ameli, alenen yapılmış olmaktan da silinerek riyakârca yapılmış olarak kaydedilir.” demiştir.
İmam Ebu Eyyub es-Sahtiyanî, gece namazına kalkarken yanıbaşında yatan hanımına fark ettirmeden kalkmak için hırsız gibi davranırdı. Sabah namazı vakti girince de sanki yeni kalkıyormuş gibi ehl-i beytini namaza kaldırırdı.
İbn Ebî Udey şöyle anlatıyor: Davud İbni Ebî Hind (âlim ve âbid bir zattı), kırk sene nafile oruç tuttu da ehl-i beyti bile farkına varmadı. Ayakkabı yapan bir insandı. Sabah işe giderken yanına aldığı yemeğini yolda tasadduk ederdi. Eve döndükten sonra da akşam yemeği yiyormuş gibi iftar ederdi.
10- Ramazanda Boş Şeylerle Meşgul Olmak
Vakti boşa geçirmek ve Allah’a itâat dışında şeylerle ziyan etmek... İşte gaflet, ilahi rahmetten ve ilahi lütuflardan yüz çevirmek diye buna denir.
“Kim de Beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O, ‘Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!’ der. Buyurur ki: ‘İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!’ Böylece, israfa sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı cezalandırırız. Rabbinin azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.” (Tâhâ, 20/124-127)
Ey Ramazanın hayrını ve bereketini yaşayan Müslüman kardeşim!
Gaflet içinde yaşayan Müslüman evlatlarının da bu hayrı ve bereketi alması için gayret etmeliyiz. Dosdoğru yola gelip hidayet bulmaları için onları davet etmeli ve gıyabında onlara dua etmeliyiz. Ümit ederiz ki, Allah dualarımızı kabul eder ve ebedî zilletten kurtuluruz. (Âmin)
Şeyh Abdullah Yolcu
Müslüman Âlimler Birliği
Yüksek Konsey Üyesi ve
Türkiye Temsilcisi
Guraba Yayınları sahibi
Değerli Müslüman Kardeşlerim!
Bütün günahlardan kurtulmayı sağlayabilecek olan bu mübarek Ramazan ayı dolayısıyla tüm samimiyetimle ve kalbimin ta derinliklerinden gelen bir duyguyla sunduğum bu Ramazan hediyesinin tüm kardeşlerimize hayırlı bir öğüt olmasını dilerim. Ramazanın da tüm Müslümanlara ve İslâm âlemine hayırlara vesile olmasını dilerim.
Yüce Allah, hepimizi rızasına nail eyleyip sizleri de, bizleri de cennetinde buluştursun. (Âmin)
MÜBAREK RAMAZAN’I NASIL KARŞILAMALIYIZ?
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olmak üzere kendisinde Kur’ân indirilen aydır...” (Bakara, 2/185)
Allah Teâlâ, Ramazan ayına, -Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bildirdiği gibi- diğer aylardan farklı pek çok özellik ve üstünlük vermiştir ki, bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Oruç tutanın ağız kokusu, Allah nezdinde, misk kokusundan daha hoştur.
2. Melekler, oruçlular için iftar vaktine dek mağfiret diler.
3. Allah azze ve celle, (Bir hadis-i kudsi’de belirtildiği gibi) her gün cennetini süsler ve şöyle buyurur: “Salih kullarımın üzerlerindeki sıkıntı ve eziyet veren şeyleri atarak sana gelmelerine fazla bir zaman kalmadı.” (Ahmed)
4. Bu ayda azgın şeytanlar zincire vurulur.
5. Cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kilitlenir.
6. Yine bu ayda, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi vardır. Bu gecenin hayrından mahrum kalan kimse, hayırdan mahrum kalmış demektir.
7. Ramazanın son gününde oruçluların tüm günahları affedilir.
8. Allah Teâlâ, Ramazanın her gecesinde, bir grup insanı cehennem ateşinden azad eder.
Ey Ramazana erişme mutluluğuna kavuşan değerli kardeşim!
Böylesine özellik ve faziletlere sahip olan bir ayı nasıl karşılayalım, diye hiç düşündünüz mü?
Salih bir kul, bu ayı; nasuh bir tevbe, büyük bir sadakat, tam bir kararlılık ve vakitlerini salih amellerle mamur ederek karşılar. Yüce Allah’tan, kendisine en güzel şekilde ibadet edebilmemiz için bize yardım etmesini niyaz ederiz. (Âmin)
Gelin Ramazanı en güzel şekilde değerlendirmek için ne gibi salih amellerde bulunmalıyız, sorusunun cevabını birlikte arayalım…
RAMAZANDA, ÖZELLİKLE YAPILMASI GEREKEN SALİH AMELLER
1- Oruç
Önderimiz ve örneğimizRasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ramazan orucunun değerini bakın ne güzel vurguluyor:
* “Âdemoğlunun bütün amelleri kendisinindir. Bir iyilik on katı ile yedi yüz katına kadar mükâfat görecektir. Aziz ve celil olan Allah da ‘Oruç müstesnâ, o Benimdir ve onun mükâfatını verecek olan Benim. O; arzularını, yemesini ve içmesini Benim için terk etti.’ buyurur. Oruçlunun iki sevinci vardır; biri iftar ettiğinde, diğeri Rabbine kavuşacağı gündedir. Andolsun oruç tutanın (orucundan dolayı) ağız kokusunun değişmesi, Allah nezdinde misk kokusundan daha hoştur.” (Muttefekun aleyh)
* “Kim Ramazanı, (farziyetine) inanarak ve ecrini Allah’tan umarak oruçla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Muttefekun aleyh)
Şüphesiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu müjdesi sadece aç ve susuz kalanlarla sınırlı değildir. Bu müjdenin tam olması için ayrıca şu sözlerine de dikkat etmeliyiz.
* “Her kim yalan söz söylemeyi ve o doğrultuda amel etmeyi terk etmeyecek olursa, onun yeme ve içmeden uzak durmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (Buhârî)
* “Oruç bir kalkandır. Sizden herhangi bir kimse oruçlu olduğu günde çirkin söz söylemesin, kötü iş işlemesin, cahillik etmesin. Herhangi bir kimse kendisine sövecek olursa ‘Ben oruçluyum.’ desin.” (Muttefekun aleyh)
İşte bu yüzden oruç tutan bir kimsenin; kulağıyla, gözüyle, diliyle, yani bütün azalarıyla oruç tutması gerekir. Oruç tuttuğu gün ile oruçlu olmadığı gün birbirine benzememelidir, oruçlu olduğu günlerde daha olumluya doğru bir değişiklik gözlenmelidir.
2- Kıyam (Geceyi İhya Etmek)
“Rahman’ın kulları yeryüzünde ağır ve vakur yürürler. Cahiller onlara sataştıkları zaman onlar, ‘Selametle’ der geçerler. Onlar gecelerini Rablerine secdeyle, kıyamla (namaz kılmakla) geçirirler.” (Furkan, 25/63-64)
“Kim Ramazanı, (farziyetine) inanarak ve ecrini Allah’tan umarak oruçla geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Muttefekun aleyh)
Geceleri ihya etmek, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selem ve ashabının tatbik ettikleri bir sünnetti. Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle der: “Gece namazı kılmayı bırakma. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu bırakmaz; hastalanır veya yorgun düşerse oturarak namazını kılardı.” (Ebû Dâvûd)
Hz. Ömer radıyallahu anh da geceleri arzuladığı kadar namaz kılar, gece yarısı olunca da aile bireylerini namaza kaldırırdı. Onlara, “Namaza, namaza” dedikten sonra “…Ve aile halkına da namazı emret, sen de ona sebatla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz, seni rızıklandıran Biziz. Güzel akibet muttakîlerindir.” (Tâhâ, 20/132) ayetini okurdu.
Saib İbn Zeyd radıyallahu anh şöyle anlatıyor: Bizim imamımız gece namazında her rekâtta iki yüze yakın ayet okurdu. O kadar yorulurduk ki yaşlılarımız ancak ağaçlara yaslanarak ayakta durabilirdi. Namazımız da sabaha doğru ancak tamamlanırdı.
3- İnfak
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, insanların en cömerdiydi. Diğer zamanlara göre Ramazanda daha çok infak etmeye çalışırdı. Hatta o kadar çok ve o kadar hızla infak ederdi ki, eline geçen şeyi hızla elinden çıkardığından (yani infak ettiğinden) dolayı “fırtına gibi infak ettiği” söylenirdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, bizlere de bunu öğütlerdi:
“Sadakanın en faziletlisi Ramazanda verilenidir.”(Tirmizî)
Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle der: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sadaka vermemizi emretti. Bu sırada benim de bir miktar malım vardı. Kendi kendime, ‘Eğer, Ebû Bekir’i geçmem mümkünse onu işte bugün geçeceğim.’ dedim ve malımın yarısını getirdim. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, “Aile halkına ne bıraktın?” diye sordu. Ben de ‘Bunun kadar’ dedim. Ebu Bekir radıyallahu anh ise yanındakilerin hepsini getirdi. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ona, “Ailene ne bıraktın?” diye sorunca, Ebu Bekir radıyallahu anh, ‘Onlara Allah ve Rasûlünü (sevgisini) bıraktım.’ dedi. Ben de ‘Hiçbir hususta ebediyen seni geçemeyeceğim.’dedim.” (Ebû Dâvûd, Tirmizî)
Görüldüğü gibi Ramazan ayında verilen sadakanın bir üstünlüğü, bir özelliği vardır. O halde bu konuda elimizi açık tutmalı, durumumuza göre sadaka vermeye, infakta bulunmaya gayret etmeliyiz.
Ramazanda sadaka vermenin de birçok çeşidi vardır ki, en önemli ikisi şunlardır:
a) Yemek Yedirmek:
“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği; yoksula, yetime ve esire yedirirler. ‘Biz size Allah rızası için yemek yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, sert ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azabına uğramaktan) korkarız.’ (derler). İşte bu yüzden Allah onları o günün fenalığından esirger; (yüzlerine) parlaklık, (gönüllerine) sevinç verir. Sabretmelerine karşılık onlara cenneti ve (cennetteki) ipekleri lütfeder.” (İnsan, 76/8-12)
Selef-i salihîn, yemek yedirmeye (birçok ibadete göre) öncelik tanır, bunun için çok büyük gayret gösterirdi. Aç bir kimseyi doyurmak ile salih arkadaşlarını doyurmak arasında bir fark yoktu. Yemek yedirilecek kimsenin fakir olması gerektiğini düşünmezlerdi.
Seleften birisi şöyle diyor: “Arkadaşlarımdan on kişiyi dâvet edip onlara canlarının çektiği bir yemeği yedirmek, benim için on tane köleyi azad etmekten daha sevimlidir.”
Seleften pek çok kimse, oruçlu olduğu halde iftarını açacağı yemeği başkasına yedirir, onu kendine tercih ederdi. Onlar, kendileri oruçlu olduğu halde kardeşlerini yedirir, bununla da yetinmeyip onlara hizmet eder ve onların rahat etmeleri için de gayret gösterirlerdi.
Yemek yedirme ibadeti, birtakım ibadetlerin de kaynağıdır: Şöyle ki, kendilerine yemek yedirilen Müslüman kardeşler sevinir, aralarındaki muhabbet beslenir. Bu da cennete girmeye sebeb olur: “İman etmedikçe cennete asla giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de asla iman etmiş olamazsınız.” (Müslim)
Ayrıca yemek yedirmek sebebiyle salihlerle bir araya gelinmiş olur. Onlarla birlikte yenilen yemek neticesinde ibadetler için güç/kuvvet kazanılır. Onlara bu hususta yardımcı olunduğu için de ecir umulur.
Yine salihlerle bir araya gelmek kişinin Allah’a itaat etmesine katkı sağlar. Zira itaat eden insanlarla birlikte olmak onun da itaatini artırır.
b) İftar Vermek:
“Oruçluyu iftar ettiren, onun kadar sevap alır, oruçlunun ecrinden de bir şey eksilmez.” (Nesaî)
“Kim bir oruçluyu iftar ettirir yahut bir gaziyi donatırsa ona da onların ecrinin aynısı vardır.” (Ahmed)
4- Daha Çok Kur’ân Okumaya Gayret Etmek:
Bizim için güzel bir örnek olduklarından dolayı selef-i sâlihînin Ramazanındaki iki hususa değineceğiz:
a) Çokça Kur’ân-ı Kerim okurlardı.
Âlimlerin bildirdiği gibi Ramazan ayı, Kur’an ayıdır. Bu yüzden Müslümanın bu ayda, diğer zamanlara göre daha çok Kur’an-ı Kerim okuması, okuyamıyorsa dinlemeye gayret etmesi gerekir.
Selef-i salihîn, Allah’ın Kitabını okumaya veya dinlemeye çok fazla itina gösterirdi.
Cebrâil aleyhisselâm, Ramazan ayında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile Kur’ân-ı Kerim’i karşılıklı okurdu.
Selef-i salihînden kimi Kur’ân-ı Kerim’i üç gecede bir Ramazan kıyamında (teravihte) hatmederdi. Bazıları yedi günde bir, bazıları da on günde bir hatmederdi. Onlar namazda da, namazın dışında da Kur’ân-ı Kerim’i sürekli okurlardı.
İmam Şâfiî rahimehullah, Ramazan ayında Kur’an’ı altmış kere hatmederdi ve bunları namazın dışında yapardı.
İmam Şihâbuddin ez-Zührî rahimehullah da Ramazan ayında hadis okumaktan ve ilim ehliyle sohbet etmekten kaçınır, daha fazla Kur’ân-ı Kerim okumaya çalışırdı.
İmam Süfyan es-Sevrî rahimehullah ise, Ramazan ayı girince nafile ibadet yapmak yerine daha fazla Kur’ân-ı Kerim okurdu.
İmam İbn Receb el-Hanbelî rahimehullah şöyle der: “Kur’ân-ı Kerim’in üç günden daha az bir sürede hatmedilmesine dair olan yasaklamalar, bunun sürekli olarak yapılmasıyla ilgilidir. “Ramazan ayında, özellikle Kadir gecesinin arandığı gecelerde veya Mekke gibi faziletli mekânlarda, bu zamanın ve mekânın faziletini ganimet bilerek Kur’ân-ı Kerim’i çokça okumak müstehabdır ve bu nehiyden müstesnadır.”
b) Kur’ân-ı Kerim’i okumaları veya dinlemeleri Allah Teâlâ’dan korkmalarına ve ürpermelerine sebeb olur, bu yüzden de ağlarlardı.
Selef-i salihînin âdeti, üzerinde düşünmeden, kavramadan, şiir okur gibi Kur’an-ı Kerim’i hızlıca okumak değildi. Onlar Allah azze ve celle’nin kelamından etkilenir ve bundan dolayı kalpleri ürperirdi.
Buhârî’de Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anhumâ’nın şöyle dediği nakledilir:
“Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bana, “Kur’ân oku.” dedi. Ben, “Kur’ân sana indirilmişken onu yine sana mı okuyayım!?” dedim. O, “Onu başkasından dinlemeyi severim.” dedi. Ona Nisâ sûresini,“Her ümmetten birer şahit getirip bunlara karşı da seni şahit getireceğimiz zaman halleri nice olur?” (Nisâ, 4/41) buyruğuna varıncaya kadar okudum. Bu sefer, “Bu kadarı yeter” dedi. Ona dönüp baktığımda gözlerinden yaşlar boşalıyordu.”
Beyhâkî de Sünen’inde Ebû Hureyre radıyallahu anh’ın şöyle dediğini nakletmektedir: Allah Teâlâ’nın, “Şimdi siz bu söze (Kur’ân’a) mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!” (Necm, 53/59-60) buyruğu nazil olduğunda Suffe ehli, gözyaşları yanaklarından akıncaya kadar ağladı. Onların ağladıklarını farkeden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de onlarla birlikte ağladı. Onun ağlaması üzerine bizler de ağladık. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Allah korkusundan ağlayan kimse cehenneme girmez.” buyurdu.
İbn Ömer radıyallahu anhuma da Mutaffifîn sûresini, “Öyle bir gün ki, o günde âlemlerin Rabbinin huzurunda divana duracaklar.” (Mutaffifîn, 83/6) buyruğuna varıncaya kadar okudu. Sonra yere yıkılıncaya kadar ağladı.
Muzâhim b. Züfer şöyle der: Süfyan es-Sevri, bize akşam namazını kıldırdı. “Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.” buyruğuna varınca kıraati kesilinceye kadar ağladı. Daha sonra Fatiha suresini yeni baştan okudu.
5- Güneşin Doğmasına Dek Mescidde Kalmak:
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazını kılınca güneş doğuncaya kadar namaz kıldığı yerde otururdu. (Müslim)
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
“Kim sabah namazını cemaatle birlikte kılar sonra da güneş doğuncaya kadar oturup Allah’ı zikreder daha sonra da iki rekât namaz kılarsa bu onun için tam ve eksiksiz olarak bir hac ve umre ecri gibi olur.”(Tirmizî)
Ey sevgili kardeşim, her gün umre ve hac sevabı almak istemez misin?!
Acaba bu ibadet vasıtasıyla her gün hac ve umre sevabı kazanmak mümkünse ya Ramazan günlerinde yapılırsa ecri ne olur? Bu yüzden geceyi namaz kılmakla geçirmek sûretiyle pek büyük mükâfatlar kazanmak için Allah’ın yardımını dilemeli, bu hususta salihlere uymalıyız. Allah rızası için nefislerimizle cihad etmeli ve cennet makamlarının zirvelerine ulaşabilmek için büyük gayretler göstermeliyiz ki, himmetimiz yüksek olsun.
6- İtikâf:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, her Ramazan ayının son on günü itikâfa girerdi. Vefat ettiği yılın Ramazanında ise yirmi gün itikâfa girdi.”(Buhârî)
İtikâf; Kur’an okumak, namaz kılmak, zikir, dua gibi pek çok itaati bir arada bulunduran ibadetlerden biridir. İtikâfı denemeyen bir kimse bunun zor ve sıkıntılı olduğunu düşünebilir. Ancak bu, Allah’ın kendisine kolaylaştırdığı kimseler için pek kolaydır. Her kim salih bir niyet ve samimi bir kararlılıkla kuşanırsa, Allah da ona yardım eder. İtikâf, özellikle Kadir gecesini bulmak maksadıyla Ramazan ayının son on gününde yapılan şer’î bir halvettir. İtikâfta bulunan kimse, kendini, Allah’a itaate ve Allah’ı zikretmeye hasretmiş, O’nu zikretmekten uzaklaştıracak her şeyle ilişkisini kopararak bütün kalbiyle ve bedeniyle Rabbine ve kendisini Rabbine yakınlaştıracak şeylere yönelmiş olur. Böyle bir kimsenin Allah Teâlâ ve O’nun kendisinden razı olması dışında hiçbir maksadı kalmaz.
7- Ramazanda Umre Yapmak:
“Ramazan ayında yapılan bir umre, bir hacca denktir.”(Muttefekun aleyh)
“(Ramazan umresi) Benimle yapılan bir hac gibidir.” (Fethu’l-Bârî)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bir hac yapabilene ne mutlu!
8- Kadir Gecesini Araştırmak:
“Biz onu (Kur’ân’ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sana bildiren oldu mu? Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadir, 97/1-3)
“Kadir gecesini, (faziletine) inanarak ve ecrini de umarak namazla geçiren bir kimsenin geçmiş günahları bağışlanır.”(Muttefekun aleyh)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kadir gecesini araştırır ve ashabına da bu geceyi araştırmalarını emrederdi. Ramazanın son on gününün gecelerinde, aile fertlerini, Kadir gecesine erişmeleri umuduyla ibadet için uyandırırdı.
Ömrünü bir hiç uğrunda harcayan kul!
Peygamberimiz ve selef-i salihîn, bu büyük gecenin hayrına ulaşabilmek amacıyla yıkanır, temizlenir ve ibadetlerini de büyük bir ihtimamla yapardı.
Sen de böyle yaparak, şimdiye kadar kaçırdıklarını Kadir gecesinde telâfi etmeye bakmalısın! Elbet bugünün de hesabı verilecek! Kadir gecesinde yapılan bir amel, başka zamanlardaki bin ayda yapılan amelden daha hayırlıdır. Bu hayırdan mahrum kalan, gerçekten çok şeyden mahrum kalmış biri olur.
Ramazanın son on gününde yer alan Kadir gecesinin, özellikle tek gecelerde bulunma ihtimali daha kuvvetlidir.
Ubey b. Ka’b şöyle derdi: Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in belirttiği işaretlere göre güneş, Kadir gecesinin sabahında gözü rahatsız eden parıltısı olmaksızın doğar.
Hz. Aişe radıyallahu anha’nın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle dediği nakledilmektedir:
“Ya Rasûlallah! Kadir gecesine rastlarsam ne diyeyim?”Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de (اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي)“‘Allah’ım! Şüphesiz ki Sen çok affedensin, affetmeyi seversin, beni de affet.’ de!”(Buhari) buyurdu.
9- Çokça Zikir, Duâve İstiğfârda Bulunmak:
Ramazanın tüm gün ve geceleri faziletlidir. Bu günleri ganimet bilerek çokça zikir ve dua etmek, özellikle de duaların kabul edildiği anlarda buna dikkat etmek gerekir. Bunlar da şunlardır:
a- Oruç açma vakti: Bu vakitte yapılan dua geri çevrilmez. Bu da iftar saatidir.
b- Gecenin son üçte biri: Sahih hadislerden öğrendiğimize göre Rabbimizin, izzet ve celâlinin layık olduğunca dünya semasına inip de “Bir dilekte bulunan kimse var mı ona vereyim, mağfiret isteyen var mı onu mağfiret edeyim.” dediği vakit, gecenin son üçte biridir.
c- Seher vaktinde istiğfar: “Seher vakitlerinde de istiğfâr ederlerdi.” (Zâriyat, 56/18)
d- Cuma günü duası: Cuma da duanın kabul edildiği vakit kollanmalı, cuma gününün son vakti; özellikle ikindi ezanı sonrası duayla değerlendirilmelidir.
Bu cennet bahçelerinde salih amellerin gölgesinde yaptığımız bu gezintiden sonra çok önemli bir noktaya değinelim ey aziz kardeşim!
Bu önemli nokta nedir bilir misiniz? İhlastır. Nice oruçlu, oruç tutmasına rağmen açlık ve susuzluktan başka bir şey kazanamaz. Nice namaz kılan kişi vardır ki, uykusuzluk ve yorgunluktan başka bir şey elde edemez. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Kim imanla ve ecrini yalnız Allah’tan umarak Ramazanı oruçlu geçirirse geçmiş günahları affolunur.” hadisindeki “imanla ve ecrini yalnız Allah’tan umarak” sözüyle bu önemli noktaya işaret etmiştir.
Selef-i salihîn, kabul edilmeyeceği korkusuyla amellerini gizli yapmaya özel gayret gösterirdi!
Muhammed b. Vâsî rahmetullahi aleyh şöyle der: “Öyle kimselere yetiştim ki, onlardan birinin başı, hanımı ile birlikte aynı yastıkta olduğu halde yanağının altındaki yastık gözyaşlarıyla ıslanırdı da hanımı bunun farkına varmazdı. Yine öyle kimselere de yetiştim ki, safta namazdayken -her birinin- gözyaşları yanaklarına akardı da yanıbaşındaki bile bunun farkına varmazdı.”
Süfyân es-Sevrî rahmetullahi aleyh, “Öğrendiğime göre kul, gizlice bir amelde bulunur. Fakat şeytan onun peşini bırakmaz, nihayet onu yenik düşürür ve bu amel, alenî yapılmış gibi yazılır. Sonra şeytan onun peşini yine bırakmaz, o da sonunda bu ameliyle övünmeyi arzu eder. Bu sefer ameli, alenen yapılmış olmaktan da silinerek riyakârca yapılmış olarak kaydedilir.” demiştir.
İmam Ebu Eyyub es-Sahtiyanî, gece namazına kalkarken yanıbaşında yatan hanımına fark ettirmeden kalkmak için hırsız gibi davranırdı. Sabah namazı vakti girince de sanki yeni kalkıyormuş gibi ehl-i beytini namaza kaldırırdı.
İbn Ebî Udey şöyle anlatıyor: Davud İbni Ebî Hind (âlim ve âbid bir zattı), kırk sene nafile oruç tuttu da ehl-i beyti bile farkına varmadı. Ayakkabı yapan bir insandı. Sabah işe giderken yanına aldığı yemeğini yolda tasadduk ederdi. Eve döndükten sonra da akşam yemeği yiyormuş gibi iftar ederdi.
10- Ramazanda Boş Şeylerle Meşgul Olmak
Vakti boşa geçirmek ve Allah’a itâat dışında şeylerle ziyan etmek... İşte gaflet, ilahi rahmetten ve ilahi lütuflardan yüz çevirmek diye buna denir.
“Kim de Beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun için dar bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O, ‘Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!’ der. Buyurur ki: ‘İşte böyle. Çünkü sana ayetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!’ Böylece, israfa sapanı ve Rabbinin ayetlerine inanmayanı cezalandırırız. Rabbinin azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.” (Tâhâ, 20/124-127)
Ey Ramazanın hayrını ve bereketini yaşayan Müslüman kardeşim!
Gaflet içinde yaşayan Müslüman evlatlarının da bu hayrı ve bereketi alması için gayret etmeliyiz. Dosdoğru yola gelip hidayet bulmaları için onları davet etmeli ve gıyabında onlara dua etmeliyiz. Ümit ederiz ki, Allah dualarımızı kabul eder ve ebedî zilletten kurtuluruz. (Âmin)
Şeyh Abdullah Yolcu
Müslüman Âlimler Birliği
Yüksek Konsey Üyesi ve
Türkiye Temsilcisi
Guraba Yayınları sahibi
Sakal Dinen Gereklidir..
20:46
SAKAL DÎNEN GEREKLİDİR...
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salât ve selâm, peygamberlerin sonuncusu Rasûlullah’ın, ailesinin, ashabının ve kıyamete kadar onları dost edinen herkesin üzerine olsun.
Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr, 7)
Ve yine şöyle buyurdu:
“Kim Allah’a ve Rasûlune karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”(Nisa, 14)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurdu:
“Şeytan artık bu topraklar üzerinde kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir. Fakat bunun dışında sizin önemsemediğiniz bazı şeylerde ona itaatiniz onu memnun eder. Bundan kaçının. Muhakkak ki ben size iki şey bıraktım ki bunlara sarıldığınız sürece sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin Sünnetidir.” (Hakim)
Değerli Müslüman Kardeşim!
Bu ayet ve hadisler bize şunu ifade ediyor. Müslüman; gerek akaid gerek farzlar gerekse dua ve zikirde, kısaca bütün işlerinde Allah’ın Kitabı ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Sünnetine sarılmadıkça gerçek bir müslüman olamaz. Bunun zahiren ve batınen, tam bir teslimiyet, gönül hoşnutluğu ve ihlas üzere olması gerekir. Allah ve Rasûlüne çağrıldığında bir müslümanın “İşittik ve itaat ettik.” (Nur, 51) demesi onun en belirgin şiarıdır. Şöyle ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sözlerini yeryüzündeki tüm insanların sözlerine tercih eder. Büyük küçük ayrımı yapmadan İslam’ın tüm emirlerine sarılmaya çalışır. Zira İslam parçalanamaz bir bütündür. Hak, bölünme kabul etmez. İslam’da orta bir çözüm yoktur. Bazılarınca küçük görünen birtakım emirler şeriatin nazarında büyüktür.
“Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki, Allah katında çok büyük (bir suç)tur.”(Nur, 15)
Bilindiği gibi, bugün birçok müslüman sakal kesme hastalığına müptela durumdadırlar. Kültür işgalinin etkisiyle müslümanlar başta sakal tıraşı olmak üzere birçok gayr-i İslamî adet ve davranışları benimsemişlerdir. İslam ümmetinin aydınlık tarihinde böyle bir şey görülmemiştir. Müslümanların hidayet önderi imamlarından sakalını kesen tek bir kişi dahi yoktur. Bu sapık âdet bize, ülkemizi işgal eden kâfirlerden veya aramızdan kâfirlerin ülkelerine gidip salih geçmişlerinin yolundan yüz çevirerek kendilerini tamamen onlara benzeten, müminlerin yolundan başka yollar seçen kimseler vasıtasıyla girmiştir.
Allah Teâlâ’nın müslüman kardeşlerimizi faydalandırması ümidiyle burada sakalın İslam’daki yerini açıklamaya çalışacağız.
Sakalın tanımı:
Sakal: Yanaklar ve çene arasında çıkan kılların ismidir.
Bıyık dışında, çene, iki çene kemiği altı, iki yanak ve boynun iki yanında biten tüm yüz kıllarına sakal denir.
Sakal bırakmanın hükmü: Sakal bırakmak, akıl baliğ müslüman tüm erkeklere farzdır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sakal bırakılmasını emretmiş, kesilmesini yasaklamıştır.
Sakal bırakılması hakkındaki hadisler:
* Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu:
“Bıyıkları kısaltın, sakalları bırakın.” (Müslim)
*Yine şöyle buyurdu.
“Bıyıklarınızı iyice kısaltıp sakallarınızı salın.” (Buhari, Müslim)
* Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu:
“Mecûsilere muhâlefet edin, sakallarınızı uzatın, bıyıklarınızı kesin.” (Müslim)
* Yine şöyle buyurdu:
“Müşriklere muhalefet edin, sakallarınızı çoğaltın, bıyıklarınızı azaltın.”(Buhari, Müslim)
* Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu:
“On şey fıtrattandır: Bıyığın kesilmesi, sakalın uzatılması, misvak, istinşak (Burna su çekmek), mazmaza (ağza su vermek), tırnakları kesmek, parmak aralarını hilallemek, koltuk altı ve etek tıraşı olmak, istinca yapmak.”(Müslim)
Fakih sahabî İbn Ömer radıyallâhu anhumâ anlatıyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“Bıyıkları kısaltın, sakalları olduğu gibi bırakın.” (Müslim)
Hadis metinlerinde sakalla ilgili geçen “Salın,” “Bırakın,” “Uzatın” ve “Çoğaltın” gibi tüm kelimeler sakalın kısaltılmaksızın kendi hali üzerine bırakılması anlamına gelir.
* Kisra’nın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gönderdiği iki elçi de sakallarını kesmiş, bıyıklarını ise uzatmışlardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, huzuruna gelen bu adamlardan yüz çevirerek onlara bakmak istemedi ve “Yazıklar olsun, size bunu kim emretti?”diye çıkıştı. Onlar da “Bize bunu Rabbimiz (yani Kisra) emretti.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: “Fakat Rabbim bana sakalımı uzatmamı ve bıyığımı kısaltmamı emretti.” (İmam Taberi)
Allahu Ekber! Vah o sakalını kesen müslümana! İşin vahametine bir baksın; acaba Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun yüzüne bakmak istemezse ne hissedecek? Hatta mübarek yüzünü, “Yazıklar olsun! Sana bunu kim emretti?!”diyerek ondan çevirirse ne cevap verecek?
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabına emrettiği her şeyi öncelikle kendisi yerine getirirdi. O, uzun ve gür sakallıydı.
Sakalı Kesmenin Haram Olduğuna Dair Deliller:
1- Allah’ın yarattığını değiştirmektir: Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Allah’ın yaratışında değişme yoktur.” (Rum, 30) Yani Allah’ın yaratışını ve sizi yarattığı şekli değiştirmeyin. Allah Teâlâ, İblis’in şöyle dediğini naklediyor:
“Şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”(Nisa, 199)
Bu nas açıkça, şer’î bir izin olmaksızın, Allah’ın yarattığını değiştirmenin şeytanın emrine itaat olduğunu göstermektedir. Sakal kesmenin, şeytanın sevdiği ve emrettiği bir “yaratılışı bozma işi” olduğunda hiç kuşku yoktur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu:
“Güzelleşmek için dövme yapan ve yaptıran, yüzden kıl alan (kaşlarını incelttiren), seyrekleştirmek için dişlerinin arasını yontturmak suretiyle Allah’ın yaratmış olduğu şekli değiştirenlere Allah lanet etmiştir.” (Buhari, Müslim)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün bu davranışları Allah’ın yaratmış olduğu şekli bozmak olarak kabul etmiştir. Sakal tıraşının da güzellik için işlenilen bir yaratılışı bozma eylemi olduğunda şüphe yoktur. Bu davranış da aynı amacı taşıdığı için yaratılışı bozmaya yönelik diğer davranışlar gibi hadiste belirtilen lanete dahildir. Sakal tıraşı, Allah’ın yarattığına itiraz anlamına gelir. Zira Allah Teâlâ insanı en güzel ve en mükemmel surette yaratmıştır. Allah azze ve celleşöyle buyuruyor:
“Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı.”(Tegabun, 3)
“Biz, hakikaten âdemoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık.” (İsra, 70)
“Biz, insanı en güzel biçimde yarattık.”(Tin, 4)
“Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır.” (Neml, 88)
Şüphesiz sakalın kesilmesi bu büyük nimete karşı yapılan bir nankörlüktür.
2- Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine muhalefettir: Yukarıda geçen hadislerde görüldüğü gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem açıkça sakalın uzatılmasını emretmiş ve kesilmesini yasaklamıştır. Emir ise emredilen şeyin yapılmasını gerektirir. Emre uyan sevap alırken uymayan cezalandırılır. Usul-i fıkıhta emir, -aksine bir delil olmadığı sürece- farziyet ifade eder. Burada ise bütün deliller bu emrin farziyet ifade ettiğini desteklemektedir. Buradan da sakalı kesmenin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in açık ve kesin emrine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
“Her kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”(Ahzab, 36)
“Artık kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse, bilsin ki ona, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.” (Cin, 23)
3- Kafirlere benzemektir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem birçok sahih hadisinde “Mecusilere muhalefet edin...” “Müşriklere muhalefet edin...” ve “Ehl-i kitaba muhalefet edin...” buyurmuştur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sakalı kesmenin müşriklerin âdeti olduğunu, müslümanların onlara muhalefet etmeleri ve benzememeleri gerektiğini bildirmiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyuruyor: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o, onlardandır.” (Ebu Davud)
Sakalı kesmek, günümüzde birçok kâfir milletin alameti olmuştur. Bu, onlara ait çirkin bir âdet olup bize de onlardan geçmiştir. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyuruyor:
“Bizden başkasının âdetiyle amel eden bizden değildir.”(Taberani)
4- Kadınlara benzemektir:Şüphesiz erkekleri kadınlardan ayıran sakalın kesilmesi onların kadınlara benzemesine sebebdir. Zira sakal, erkeğin alameti farikası olup erkekle kadın arasındaki en büyük farktır. Kadınlara benzemeye çalışanlar erkekler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in diliyle lanetlenmişlerdir.
“Erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlar lanetlenmişlerdir.”(Buharî)
Eğer sakalı kesmek, kadınlara benzemek değilse, kadınlara benzemek ya nasıl olur?!
Sakalın erkeklere kazandırdığı birçok özellik vardır: O; erkeğin süsü, vakarı ve heybetidir. Ayrıca kadın ile erkeği birbirinden ayıran en büyük farklardan biri de sakaldır.
5- Fıtrata aykırıdır: Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Rasûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30)
Fıtrat: Allah’ın insanları yarattığı saf ve temiz hâl, yani Rasûlullah’ın ve bütün peygamberlerin getirdiği sünnettir! İnsanlar fıtrata eğilim duyarlar, ona aykırı şeylerden kaçınma isteği üzerine yaratılmışlardır. İnsanın, fıtrattan gelen bu hasletleri terk ettiği takdirde, insanlığından bir eser kalmaz. Sakal, tüm peygamberlerin aleyhimüs salati vesselam seçtikleri ve tüm şeriatlerin üzerinde ittifak ettikleri ezelî bir sünnet ve fıtrattan gelen bir haslettir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hulefa-i Raşidîn, Sahabe, Tabiînin tamamı, dört imam ve müctehid imamların hepsi fıtratın ve sünnetin gereği olarak uzun sakallı idiler.
6- Sakal tıraşı; israf, vakit kaybı ve günahı açığa vurmaktır: Sakalı kesmek için jilet, tıraş sabunu v.b. gibi şeylere masraf yapılmaktadır ki bu, Allah’ın bize emanet olarak verdiği malı uygun olmayan işlerde harcamaktır. Yüce Allah, kıyamet gününde bunun hesabını soracaktır. Bu iş için harcanan paranın fazla bir şey olmadığı söylenemez. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl, 9)
Aynı şekilde müslümanın vakti de çok kıymetlidir. Böylesi haram işler için zayi edilmemesi gerekir. Sakalı kesmek; açıkça günah işlemek ve bunu herkese göstermek olup bu da çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyuruyor:
“Bütün ümmetim affolunur, ancak günahlarını açıktan işleyenler hariç.” (Buhari)
İmamların sakal kesme konusundaki sözleri:
Bütün fakihler, sakal tıraşının haram olduğunu belirtmişlerdir. İbn Hazm rahimehullah, Meratibu’l-İcmaa’da şöyle diyor: “Sakal kesmenin, caiz olmayan bir tür musle olduğunda ittifak edilmiştir.” (Musle: Şekli değiştiren küçük düşürücü, alay ettirici ve onur kırıcı bir davranıştır)
Zira yüz, Allah’ın yaratıcılık kudretinin ileri derecede ifadesini bulduğu, duyuların ve güzelliğin merkezidir. Dolayısıyla yüze saygı duyulması ve onun, Allah’ın yarattığı şekilde muhafaza edilmesi gerekir; çirkinleştirilmesi veya aşağılanması değil!
Abdullah b. Yezid el-Ensarî radiyallahu anhşöyle diyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yağmacılığı ve müsle yapmayı yasakladı.” (Buharî)
* Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah, el-İhtiyaratu’l-İlmiyye’de şöyle der: “Sahih hadislerde belirtildiği üzere sakalı kesmek haramdır. Hiç kimse mübah görmemiştir.”
* Hanefi âlimlerinden allame İbn Abidin rahimehullah, Reddü’l-Muhtar’da şöyle der: “Erkeğin, sakalını kesmesi haramdır.”
* İmam-ı Şafi rahimehullah da el-Ümm’de sakalı kesmenin haram olduğunu belirtmiştir.
* Malikî âlimlerinden el-Adevi rahimehullah da, İmam Malik’den, sakal kesmenin mecusilerin işlerinden olduğunu nakletmiştir. İmam İbn Abdilber de et-Temhid’de sakal kesmenin haram olduğunu ve bunu ancak kadınlara benzeyen -kadınsı- erkeklerin yaptığını belirtmiştir.
Çağımızda, önder imamların yolundan giden birçok büyük âlim de sakalı kesmenin haram olduğu görüşünde birleşmişlerdir.
Sakal kısaltılabilir mi?
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in muteber âlimleri bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Elbette bu ihtilafın ayrıntılarının yeri burası değildir. Fakat sözlü ve fiilî hadisler ışığında en tercihe layık görüş, sakala dokunmamak, olduğu gibi bırakmaktır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şemailinden biri de budur:
“Sakalı çok idi.” (Müslim)
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem uzun sakallıydı.” (Ahmed)
Enes b. Malik radıyallahu anh, onu anlatırken “Sakalı şuradan şuraya kadar doldurmuştu.” dedi ve ellerini boynunun iki yarısında dolaştırdı. (Tarihu İbn Asakir)
Sahabe radiyallahu anhum, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in öğle ve ikindi namazlarında Kur’an okuduğunu “sakalının kıpırdamasından” anlıyordu. (Buharî)
Ancak bu görüşe sahip olan âlimler sakalın; hadislerde belirtilen muhtevasına, yapısına ve gürlüğüne dokunulmaması şartıyla fahiş taraflarının, dengesizliklerinin (bir tarafının uzun, bir tarafının kısa olması gibi) düzeltilerek giderilebileceğine cevaz vermişlerdir.
Ayrıca diğer âlimler de farklı görüşleri tercih etmiş olup sakalı bir tutam (bir kabza) kesmenin caiz olduğunu kabul etmişlerdir. Onlar; Hz. Ömer, oğlu Abdullah ve diğer bazı sahabîlerin radiyallahu anhum fiillerine binaen sakalın bir tutamdan fazlasının kesilebileceğini söylemişlerdir.
Şunu iyi bilmeliyiz ki sakalın bir tutamdan fazlasının kısaltılması meselesi ictihadî bir konudur. Bu konuda nasihatin ötesinde “Sakalını şu ölçüde kısalttı.” diye kimseye baskı yapılamaz ve bundan dolayı da vela ve bera (dostluk-düşmanlık) uygulanamaz.
Ancak sakalını bir tutamdan fazla kesenlerin, çok kısaltanların, fahiş derecede alanların ve gürlüğünü kaybettirenlerin muteber âlimlerden gelen geçerli hiçbir delili yoktur. Onlar; çağa ve modaya uyarak, heva ve hevese kapılarak ve şeytanın vesvesesine aldanarak nefse hoş geldiği için bu hatayı işliyorlar. Biz onları, Allah’tan korkmaya davet ediyor ve cennetle müjdeleyip cehennem ateşinden sakındıran Elçisinin sünnetine uymaya çağırıyoruz.
Ey Allah ve Rasûlünü Seven Değerli Kardeşim!
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sevdiklerini iddia edip de onun görüntüsünü ve ona benzemeyi sevmeyenlere ne demeli!?
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin.”(Âl-i İmrân, 31)
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Tamamı idrak edilemeyenin tamamı terk edilemez; az olan, hiç olmayandan daha hayırlıdır. Sakalını kısaltan, bu davranışında hatalı olmakla beraber, sakalını tamamen kesenden daha hayırlıdır.
Allah ve Rasûlünü seven akıllı müslüman kardeşim!
“Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine icabet edin.” (el-Ahkaf, 31)
Allah’ın rahmet olarak gönderdiği Peygamberine muhalefet etmekten kaçın!
“Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”(Buhari, Müslim)
Sakalını kestiğin zaman kafirlere benzemiş olursun ki bu durumda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözüne muhatap olursun:
“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o, onlardandır.”(Ebu Davud)
Ayrıca şu hadisi idrak etmekte de bir fayda olduğunu düşünüyoruz:
Eş’as b. Süleym şöyle dedi: Halamdan duydum. Amcasının şöyle dediğini anlattı: “Medine’de yürürken arkamdan birisi, “İzarını yukarı kaldır, böylesi daha takvâya yakındır.” dedi. Dönüp baktığımda bir de ne göreyim! O, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem! “Ya Rasûlallah, bu uzun bir hırka.” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ben senin için iyi bir örnek değil miyim?” buyurdu. İzarına baktım; diziyle ayakları arasında, bacaklarının yarısındaydı.” (Şemailu Tirmizî)
Ey sakalını kesen müslüman!
Sen bu konuda mazeretler sıralarken, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, sana; “Ben senin için iyi bir örnek değil miyim?” dediği zaman ne yapacaksın!?
Daima ahireti düşünmek ve fitneler diyarı olan fani dünya hayatına aldanmamak gerekir. Çünkü dünya hayatı gerçekten kısayken ahiret hayatı ise ebedîdir.
Sözlerimizi bitirirken; Peygamberimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına salât ve selâm ederiz.
Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır. Salât ve selâm, peygamberlerin sonuncusu Rasûlullah’ın, ailesinin, ashabının ve kıyamete kadar onları dost edinen herkesin üzerine olsun.
Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr, 7)
Ve yine şöyle buyurdu:
“Kim Allah’a ve Rasûlune karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”(Nisa, 14)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurdu:
“Şeytan artık bu topraklar üzerinde kendisine tapılmasından ümidini kesmiştir. Fakat bunun dışında sizin önemsemediğiniz bazı şeylerde ona itaatiniz onu memnun eder. Bundan kaçının. Muhakkak ki ben size iki şey bıraktım ki bunlara sarıldığınız sürece sapıklığa düşmezsiniz. Bunlar Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin Sünnetidir.” (Hakim)
Değerli Müslüman Kardeşim!
Bu ayet ve hadisler bize şunu ifade ediyor. Müslüman; gerek akaid gerek farzlar gerekse dua ve zikirde, kısaca bütün işlerinde Allah’ın Kitabı ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Sünnetine sarılmadıkça gerçek bir müslüman olamaz. Bunun zahiren ve batınen, tam bir teslimiyet, gönül hoşnutluğu ve ihlas üzere olması gerekir. Allah ve Rasûlüne çağrıldığında bir müslümanın “İşittik ve itaat ettik.” (Nur, 51) demesi onun en belirgin şiarıdır. Şöyle ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in sözlerini yeryüzündeki tüm insanların sözlerine tercih eder. Büyük küçük ayrımı yapmadan İslam’ın tüm emirlerine sarılmaya çalışır. Zira İslam parçalanamaz bir bütündür. Hak, bölünme kabul etmez. İslam’da orta bir çözüm yoktur. Bazılarınca küçük görünen birtakım emirler şeriatin nazarında büyüktür.
“Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki, Allah katında çok büyük (bir suç)tur.”(Nur, 15)
Bilindiği gibi, bugün birçok müslüman sakal kesme hastalığına müptela durumdadırlar. Kültür işgalinin etkisiyle müslümanlar başta sakal tıraşı olmak üzere birçok gayr-i İslamî adet ve davranışları benimsemişlerdir. İslam ümmetinin aydınlık tarihinde böyle bir şey görülmemiştir. Müslümanların hidayet önderi imamlarından sakalını kesen tek bir kişi dahi yoktur. Bu sapık âdet bize, ülkemizi işgal eden kâfirlerden veya aramızdan kâfirlerin ülkelerine gidip salih geçmişlerinin yolundan yüz çevirerek kendilerini tamamen onlara benzeten, müminlerin yolundan başka yollar seçen kimseler vasıtasıyla girmiştir.
Allah Teâlâ’nın müslüman kardeşlerimizi faydalandırması ümidiyle burada sakalın İslam’daki yerini açıklamaya çalışacağız.
Sakalın tanımı:
Sakal: Yanaklar ve çene arasında çıkan kılların ismidir.
Bıyık dışında, çene, iki çene kemiği altı, iki yanak ve boynun iki yanında biten tüm yüz kıllarına sakal denir.
Sakal bırakmanın hükmü: Sakal bırakmak, akıl baliğ müslüman tüm erkeklere farzdır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sakal bırakılmasını emretmiş, kesilmesini yasaklamıştır.
Sakal bırakılması hakkındaki hadisler:
* Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu:
“Bıyıkları kısaltın, sakalları bırakın.” (Müslim)
*Yine şöyle buyurdu.
“Bıyıklarınızı iyice kısaltıp sakallarınızı salın.” (Buhari, Müslim)
* Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu:
“Mecûsilere muhâlefet edin, sakallarınızı uzatın, bıyıklarınızı kesin.” (Müslim)
* Yine şöyle buyurdu:
“Müşriklere muhalefet edin, sakallarınızı çoğaltın, bıyıklarınızı azaltın.”(Buhari, Müslim)
* Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu:
“On şey fıtrattandır: Bıyığın kesilmesi, sakalın uzatılması, misvak, istinşak (Burna su çekmek), mazmaza (ağza su vermek), tırnakları kesmek, parmak aralarını hilallemek, koltuk altı ve etek tıraşı olmak, istinca yapmak.”(Müslim)
Fakih sahabî İbn Ömer radıyallâhu anhumâ anlatıyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“Bıyıkları kısaltın, sakalları olduğu gibi bırakın.” (Müslim)
Hadis metinlerinde sakalla ilgili geçen “Salın,” “Bırakın,” “Uzatın” ve “Çoğaltın” gibi tüm kelimeler sakalın kısaltılmaksızın kendi hali üzerine bırakılması anlamına gelir.
* Kisra’nın Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gönderdiği iki elçi de sakallarını kesmiş, bıyıklarını ise uzatmışlardı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, huzuruna gelen bu adamlardan yüz çevirerek onlara bakmak istemedi ve “Yazıklar olsun, size bunu kim emretti?”diye çıkıştı. Onlar da “Bize bunu Rabbimiz (yani Kisra) emretti.” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu: “Fakat Rabbim bana sakalımı uzatmamı ve bıyığımı kısaltmamı emretti.” (İmam Taberi)
Allahu Ekber! Vah o sakalını kesen müslümana! İşin vahametine bir baksın; acaba Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onun yüzüne bakmak istemezse ne hissedecek? Hatta mübarek yüzünü, “Yazıklar olsun! Sana bunu kim emretti?!”diyerek ondan çevirirse ne cevap verecek?
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ashabına emrettiği her şeyi öncelikle kendisi yerine getirirdi. O, uzun ve gür sakallıydı.
Sakalı Kesmenin Haram Olduğuna Dair Deliller:
1- Allah’ın yarattığını değiştirmektir: Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Allah’ın yaratışında değişme yoktur.” (Rum, 30) Yani Allah’ın yaratışını ve sizi yarattığı şekli değiştirmeyin. Allah Teâlâ, İblis’in şöyle dediğini naklediyor:
“Şüphesiz onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.”(Nisa, 199)
Bu nas açıkça, şer’î bir izin olmaksızın, Allah’ın yarattığını değiştirmenin şeytanın emrine itaat olduğunu göstermektedir. Sakal kesmenin, şeytanın sevdiği ve emrettiği bir “yaratılışı bozma işi” olduğunda hiç kuşku yoktur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyurdu:
“Güzelleşmek için dövme yapan ve yaptıran, yüzden kıl alan (kaşlarını incelttiren), seyrekleştirmek için dişlerinin arasını yontturmak suretiyle Allah’ın yaratmış olduğu şekli değiştirenlere Allah lanet etmiştir.” (Buhari, Müslim)
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bütün bu davranışları Allah’ın yaratmış olduğu şekli bozmak olarak kabul etmiştir. Sakal tıraşının da güzellik için işlenilen bir yaratılışı bozma eylemi olduğunda şüphe yoktur. Bu davranış da aynı amacı taşıdığı için yaratılışı bozmaya yönelik diğer davranışlar gibi hadiste belirtilen lanete dahildir. Sakal tıraşı, Allah’ın yarattığına itiraz anlamına gelir. Zira Allah Teâlâ insanı en güzel ve en mükemmel surette yaratmıştır. Allah azze ve celleşöyle buyuruyor:
“Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı.”(Tegabun, 3)
“Biz, hakikaten âdemoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık.” (İsra, 70)
“Biz, insanı en güzel biçimde yarattık.”(Tin, 4)
“Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır.” (Neml, 88)
Şüphesiz sakalın kesilmesi bu büyük nimete karşı yapılan bir nankörlüktür.
2- Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in emrine muhalefettir: Yukarıda geçen hadislerde görüldüğü gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem açıkça sakalın uzatılmasını emretmiş ve kesilmesini yasaklamıştır. Emir ise emredilen şeyin yapılmasını gerektirir. Emre uyan sevap alırken uymayan cezalandırılır. Usul-i fıkıhta emir, -aksine bir delil olmadığı sürece- farziyet ifade eder. Burada ise bütün deliller bu emrin farziyet ifade ettiğini desteklemektedir. Buradan da sakalı kesmenin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in açık ve kesin emrine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:
“Her kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”(Ahzab, 36)
“Artık kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse, bilsin ki ona, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.” (Cin, 23)
3- Kafirlere benzemektir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem birçok sahih hadisinde “Mecusilere muhalefet edin...” “Müşriklere muhalefet edin...” ve “Ehl-i kitaba muhalefet edin...” buyurmuştur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sakalı kesmenin müşriklerin âdeti olduğunu, müslümanların onlara muhalefet etmeleri ve benzememeleri gerektiğini bildirmiştir.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyuruyor: “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o, onlardandır.” (Ebu Davud)
Sakalı kesmek, günümüzde birçok kâfir milletin alameti olmuştur. Bu, onlara ait çirkin bir âdet olup bize de onlardan geçmiştir. Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyuruyor:
“Bizden başkasının âdetiyle amel eden bizden değildir.”(Taberani)
4- Kadınlara benzemektir:Şüphesiz erkekleri kadınlardan ayıran sakalın kesilmesi onların kadınlara benzemesine sebebdir. Zira sakal, erkeğin alameti farikası olup erkekle kadın arasındaki en büyük farktır. Kadınlara benzemeye çalışanlar erkekler, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in diliyle lanetlenmişlerdir.
“Erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlar lanetlenmişlerdir.”(Buharî)
Eğer sakalı kesmek, kadınlara benzemek değilse, kadınlara benzemek ya nasıl olur?!
Sakalın erkeklere kazandırdığı birçok özellik vardır: O; erkeğin süsü, vakarı ve heybetidir. Ayrıca kadın ile erkeği birbirinden ayıran en büyük farklardan biri de sakaldır.
5- Fıtrata aykırıdır: Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
“(Rasûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30)
Fıtrat: Allah’ın insanları yarattığı saf ve temiz hâl, yani Rasûlullah’ın ve bütün peygamberlerin getirdiği sünnettir! İnsanlar fıtrata eğilim duyarlar, ona aykırı şeylerden kaçınma isteği üzerine yaratılmışlardır. İnsanın, fıtrattan gelen bu hasletleri terk ettiği takdirde, insanlığından bir eser kalmaz. Sakal, tüm peygamberlerin aleyhimüs salati vesselam seçtikleri ve tüm şeriatlerin üzerinde ittifak ettikleri ezelî bir sünnet ve fıtrattan gelen bir haslettir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Hulefa-i Raşidîn, Sahabe, Tabiînin tamamı, dört imam ve müctehid imamların hepsi fıtratın ve sünnetin gereği olarak uzun sakallı idiler.
6- Sakal tıraşı; israf, vakit kaybı ve günahı açığa vurmaktır: Sakalı kesmek için jilet, tıraş sabunu v.b. gibi şeylere masraf yapılmaktadır ki bu, Allah’ın bize emanet olarak verdiği malı uygun olmayan işlerde harcamaktır. Yüce Allah, kıyamet gününde bunun hesabını soracaktır. Bu iş için harcanan paranın fazla bir şey olmadığı söylenemez. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.” (Zilzâl, 9)
Aynı şekilde müslümanın vakti de çok kıymetlidir. Böylesi haram işler için zayi edilmemesi gerekir. Sakalı kesmek; açıkça günah işlemek ve bunu herkese göstermek olup bu da çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemşöyle buyuruyor:
“Bütün ümmetim affolunur, ancak günahlarını açıktan işleyenler hariç.” (Buhari)
İmamların sakal kesme konusundaki sözleri:
Bütün fakihler, sakal tıraşının haram olduğunu belirtmişlerdir. İbn Hazm rahimehullah, Meratibu’l-İcmaa’da şöyle diyor: “Sakal kesmenin, caiz olmayan bir tür musle olduğunda ittifak edilmiştir.” (Musle: Şekli değiştiren küçük düşürücü, alay ettirici ve onur kırıcı bir davranıştır)
Zira yüz, Allah’ın yaratıcılık kudretinin ileri derecede ifadesini bulduğu, duyuların ve güzelliğin merkezidir. Dolayısıyla yüze saygı duyulması ve onun, Allah’ın yarattığı şekilde muhafaza edilmesi gerekir; çirkinleştirilmesi veya aşağılanması değil!
Abdullah b. Yezid el-Ensarî radiyallahu anhşöyle diyor: “Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yağmacılığı ve müsle yapmayı yasakladı.” (Buharî)
* Şeyhulislam İbn Teymiyye rahimehullah, el-İhtiyaratu’l-İlmiyye’de şöyle der: “Sahih hadislerde belirtildiği üzere sakalı kesmek haramdır. Hiç kimse mübah görmemiştir.”
* Hanefi âlimlerinden allame İbn Abidin rahimehullah, Reddü’l-Muhtar’da şöyle der: “Erkeğin, sakalını kesmesi haramdır.”
* İmam-ı Şafi rahimehullah da el-Ümm’de sakalı kesmenin haram olduğunu belirtmiştir.
* Malikî âlimlerinden el-Adevi rahimehullah da, İmam Malik’den, sakal kesmenin mecusilerin işlerinden olduğunu nakletmiştir. İmam İbn Abdilber de et-Temhid’de sakal kesmenin haram olduğunu ve bunu ancak kadınlara benzeyen -kadınsı- erkeklerin yaptığını belirtmiştir.
Çağımızda, önder imamların yolundan giden birçok büyük âlim de sakalı kesmenin haram olduğu görüşünde birleşmişlerdir.
Sakal kısaltılabilir mi?
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in muteber âlimleri bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Elbette bu ihtilafın ayrıntılarının yeri burası değildir. Fakat sözlü ve fiilî hadisler ışığında en tercihe layık görüş, sakala dokunmamak, olduğu gibi bırakmaktır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şemailinden biri de budur:
“Sakalı çok idi.” (Müslim)
“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem uzun sakallıydı.” (Ahmed)
Enes b. Malik radıyallahu anh, onu anlatırken “Sakalı şuradan şuraya kadar doldurmuştu.” dedi ve ellerini boynunun iki yarısında dolaştırdı. (Tarihu İbn Asakir)
Sahabe radiyallahu anhum, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in öğle ve ikindi namazlarında Kur’an okuduğunu “sakalının kıpırdamasından” anlıyordu. (Buharî)
Ancak bu görüşe sahip olan âlimler sakalın; hadislerde belirtilen muhtevasına, yapısına ve gürlüğüne dokunulmaması şartıyla fahiş taraflarının, dengesizliklerinin (bir tarafının uzun, bir tarafının kısa olması gibi) düzeltilerek giderilebileceğine cevaz vermişlerdir.
Ayrıca diğer âlimler de farklı görüşleri tercih etmiş olup sakalı bir tutam (bir kabza) kesmenin caiz olduğunu kabul etmişlerdir. Onlar; Hz. Ömer, oğlu Abdullah ve diğer bazı sahabîlerin radiyallahu anhum fiillerine binaen sakalın bir tutamdan fazlasının kesilebileceğini söylemişlerdir.
Şunu iyi bilmeliyiz ki sakalın bir tutamdan fazlasının kısaltılması meselesi ictihadî bir konudur. Bu konuda nasihatin ötesinde “Sakalını şu ölçüde kısalttı.” diye kimseye baskı yapılamaz ve bundan dolayı da vela ve bera (dostluk-düşmanlık) uygulanamaz.
Ancak sakalını bir tutamdan fazla kesenlerin, çok kısaltanların, fahiş derecede alanların ve gürlüğünü kaybettirenlerin muteber âlimlerden gelen geçerli hiçbir delili yoktur. Onlar; çağa ve modaya uyarak, heva ve hevese kapılarak ve şeytanın vesvesesine aldanarak nefse hoş geldiği için bu hatayı işliyorlar. Biz onları, Allah’tan korkmaya davet ediyor ve cennetle müjdeleyip cehennem ateşinden sakındıran Elçisinin sünnetine uymaya çağırıyoruz.
Ey Allah ve Rasûlünü Seven Değerli Kardeşim!
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sevdiklerini iddia edip de onun görüntüsünü ve ona benzemeyi sevmeyenlere ne demeli!?
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin.”(Âl-i İmrân, 31)
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz:
Tamamı idrak edilemeyenin tamamı terk edilemez; az olan, hiç olmayandan daha hayırlıdır. Sakalını kısaltan, bu davranışında hatalı olmakla beraber, sakalını tamamen kesenden daha hayırlıdır.
Allah ve Rasûlünü seven akıllı müslüman kardeşim!
“Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine icabet edin.” (el-Ahkaf, 31)
Allah’ın rahmet olarak gönderdiği Peygamberine muhalefet etmekten kaçın!
“Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”(Buhari, Müslim)
Sakalını kestiğin zaman kafirlere benzemiş olursun ki bu durumda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözüne muhatap olursun:
“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o, onlardandır.”(Ebu Davud)
Ayrıca şu hadisi idrak etmekte de bir fayda olduğunu düşünüyoruz:
Eş’as b. Süleym şöyle dedi: Halamdan duydum. Amcasının şöyle dediğini anlattı: “Medine’de yürürken arkamdan birisi, “İzarını yukarı kaldır, böylesi daha takvâya yakındır.” dedi. Dönüp baktığımda bir de ne göreyim! O, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem! “Ya Rasûlallah, bu uzun bir hırka.” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Ben senin için iyi bir örnek değil miyim?” buyurdu. İzarına baktım; diziyle ayakları arasında, bacaklarının yarısındaydı.” (Şemailu Tirmizî)
Ey sakalını kesen müslüman!
Sen bu konuda mazeretler sıralarken, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, sana; “Ben senin için iyi bir örnek değil miyim?” dediği zaman ne yapacaksın!?
Daima ahireti düşünmek ve fitneler diyarı olan fani dünya hayatına aldanmamak gerekir. Çünkü dünya hayatı gerçekten kısayken ahiret hayatı ise ebedîdir.
Sözlerimizi bitirirken; Peygamberimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına salât ve selâm ederiz.
Sadaka Konusu..
17:02
NAFİLE SADAKALAR
SADAKA VERMENİN FAZİLETİ VE ONA TEŞVİK
{ … Ebu Hureyre r.a den Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim helal kazancından bir hurma değerinde bir sadaka verirse - ki Allah helal maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez - Allah bu sadakayı sağ eliyle kabul eder. Sonra onu dağ gibi olana kadar - sizin birinizin sütten kesilmiş tayını büyüttüğü gibi - sadaka sahibi için büyütür. }
Buhari (1410-Ter: 1337) Müslim (1014/63) Nesei (5157) Tirmizi (661) İbni Mace (1842) İbni Huzeyme (2425) İbni Hibban (3316) Bezzar (931-el-Keşf) Beğavi (1632) Ahmed (2/538)
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Aziz ve Celil olan Allah : Ey kulum, sen infak et ki, ben de sana infak edeyim, buyurdu. Rasulullah devamla şöyle buyurdu : Allah’ın eli doludur. Harcamak onu eksiltmez, o gece ve gündüz aralıksız devam eder. Allah’ın göğü ve yeri yarattığı günden beri, infak ettiği nimetlerini düşündünüz mü ? Şüphesiz ki onun elindeki nimetlerden hiçbir şey eksilmemiştir. Onun Arşı - su üzerindedir. Adalet terazisi onun elindedir. Terazinin kefesi bazen aşağı iner bazen de yukarı kalkar. - Bu sebeple bazı kullarına yetecek kadarı bazı kullarına da fazla rızık verir.- }
Buhar) (4684-Ter:4459) Müslim (993/37) Tirmizi (3045) İbni Mace (197) Ahmed (2/242)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Benim Uhud dağı kadar altınım olsa - üzerimdeki bir borç için sakladığını hariç - üçüncü gece gelirken ondan benim yanımda bir dinarın bulunması beni sevindirmez. }
Müslim (991/31) Buhari : 2389-6445-7228 - İbni Mace (4231) İbni Hibban (32 Ahmed (2/467)
{ … Ebu Musa r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zamanda bir kimse altınının sadakasını vermek için dolaşacak da elinden sadakasını alacak bir fakir bulamayacak. 0 zamanda erkeklerin azlı-ğından ve kadınların çokluğundan kırk kadının bir erkeğin arkasından gitmekte olduğu ve onun himayesine sığındığı görülecektir. }
Buhari (1414-Ter: 1340) Müslim (1012/59) Ebu Yağla (7299) Albani ( 5345-S. Cami)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Kulların sabaha erdiği her gün içerisinde iki melek iner. Bu iki melekten biri : Ey Allah’ım, infak edene sen bir bedelini ver der. Diğeri de : Ey Allah’ım, infak etmeyene sen malına telef ver der. }
Bahari (1442-Ter:1364-1365) Müslim (1010) İbni Hibban (815-et-Mevarid) Hakim (2/445) Ahmed (2/305-306) Albani (920-es-Sahiha)
{ … Adiy b. el-Hatim r.a şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v’in yanında bulunduğum sırada ona bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Sonra ona başka bir adam geldi ve yol kesilmesinden şikayet etti. Nebi s.a.v : Ya Adiy, sen Hira şehrini gördün mü ?, dedi. Ben : Ben onu görmedim, fakat orası hakkında bana haber verildi dedim. Nebi : Eğer hayatın uzun olursa sen, hevdeci içinde yolculuk eden kadının Hira şehrinden hareket edip Allah‘tan başka kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf edeceğini göreceksin. Ben buna hayret ederek kendi kedime : Beldelerde fitne ve fesat çıkarmış olan Tay kabilesinin eşkıyaları nerede ki acaba ? dedim. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki, - Kisra‘nın hazineleri fethedilecektir,buyur- du. Ben : Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri mi ? dedim. Nebi : Evet Kisra b. Hürmüz‘ün hazineleri. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki - bir kimse elinin dolusu altını veya gümüşü sadaka olarak çıkaracak da bunu kendisinden kabul edecek bir kimse arayacak, fakat onu kendisinden kabul edecek hiç kimseyi bulamayacak. Yemin ederim ki, biriniz Allah‘a kavuşacağı gün, Allah ile kendisi arasında konuşmayı tercüme edecek bir tercüman olmaz halde Allah‘a kavuşacak. Allah ona : Ben sana Rasul göndermedim mi ? diye soracak. 0 kul da : Evet gönderdin diyecek. Allah : Ben sana mal vermedim mi, bu şekilde sana ihsanda bulunmadım mı ? Diyecek. Kul : Evet diyecek. Derken kul sağına bakar cehen nemden başka bir şey göremez. Soluna bakar yine cehennemden başka bir şey göremez.
Adiy şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v den işittim şöyle buyuru- yordu : 0 halde hepiniz yarım hurma tanesi ile veya onu da bulamazsa güzel bir sözle de olsun kendinizi cehennemden koruyun.
Adiy şöyle dedi : Ben Hira şehrinden hevdeci içinde yolculuğa çıkıp, Allah’tan gayri hiç kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf eden kadını gördüm. Ben Kisra b. Hürmüz’ün hazinelerini fetheden ordunun içinde bulundum. Yemin olsun eğer sizlerin hayatı uzun olursa, Nebi Ebul Kasım’ın söylediği elinin dolusu altını sadaka olarak çıkaracak kimseleri de siz göreceksiniz. }
Buhari : 3595 – Ter : 3371 - Tabarani : 6610 - Evsat - Beyhaki : 10131 - Beğavi : 4571- Mesabih
HER MÜSLÜMANIN SADAKA VERMESİ VACİPTİR
{ … Ebu Musa el-Eşari o den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır, buyurdu. }
Buhari (1445-Tet: 1368) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İçerisinde güneşin doğduğu her günde insan bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. İki kişi arasında adalet yapMak bir sadakadır. Binitine binmek isteyen veya eşyasını ona yüklemek isteyen kimseye yardım edip binitine bindirmek, yahut eşyasını kaldırıp yüklemek bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken sahibinin attığı her adım sadakadır. Yoldan geçenlere eziyet veren şeyleri oradan gidermek bir sadakadır. }
Buhari (2989-Ter:279 (2707) Müslim (1009/56) İbni Hibban (3381) Beybaki 84/187.188) Beğavi (1645) Ahmed (2/316)
{ … Ebu Zerr r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden her birinizin bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır. Her tahlil bir sadakadır. Her tekbir bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülüğü yasaklamak bir sadakadır. Bir kimsenin kuşluk vakti kılacağı iki rekat namaz onlar - dan bazısına - kifayet eder. }
Müslim (720/84)
HER MARUF SADAKADIR
{ … Cabir b. Abdullah r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her maruf - yani iyi ve hayırlı şeyler - bir sadakadır. }
Buhari (6021-Ter:6011) Müslim (1005/52) Tirmizi (1970) Tayalisi (1713) İbni Hibban (3379) Beğavi (1646) Ahmed (3/344)
SADAKANIN EN FAZİLETLİSİ
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir adam Nebi s.a.v’e geldi ve : Ya Rasulallah, ecir ve sevap yönünden hangi sadaka daha büyüktür ? dedi. Rasulullah s.a.v : Senin sıhhatli, Çok cimri olduğun, fakirlikten korktuğun ve zenginliği ümit ettiğin halde infak ettiğin sadakadır. Can boğaza ulaşıp. bu malım falan içindir ; bu malım filan içindir diyeceğin ve bunlarda mirasçıların olacağı için sadakanı geri bırakma,buyurdu. }
Buhari : 1419 – Ter : 1345 - Müslim (1032192) Ebu Davud (2865) Neseı (2541) İbni Mace (2706) İbni Huzeyme (2454) İbni Hibban (3312) Abdurrezzak (16740) Tayalisi (980) Beyhaki (4/189) Beğavi (1671) Ahmed (2/25)
ZEVCENİN VEYA HİZMETKARIN SADAKASI
{ … Aişe r.anha dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kadın evinin viyeceğinden ifsat etmeden infak ettiği vakit, onun için infakı sebebiyle bir sevap vardır, bu malı kazanması sebebiyle kocası için de bir sevap vardır, malı bekleyen için bekleme sebebiyle bir sevap vardır. Bunlardan bazısının ecri diğerlerinin ecrinden hiçbir şeyi noksanlaştırmaz. }
Buhari (1425-Ter:1352) Müslim (1024/80) Ebu Davud (1685) Nesei (5/65) Tirmizi (672) Abdurrezzak (7275) İbni Hibban (3358) Beyhaki (41192) Beğavi (1692) Ahmed (6/44)
{ … Esma b. Ebu Bekir r.anha şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç malım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et, malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }
Buhari (2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)
SADAKANIN İMKAN NİSBETİNDE OLMASI
{ … Ebu Musa el-Eşari r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır,buyurdu. }
Buhari (1445-Ter; 1368(6022) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)
{ … Esma b. Ebu Bekir şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç rnalım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }
Buhari : 2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)
HARAM MALDAN SADAKA KABUL OLMAZ
{ … İbni Ömer r.a dedi ki : “..... Ben Rasulullah s.a.v’i işittim : Abdestsiz hiçbir namaz’dan ve hiyanetle elde edilmiş hiçbir maldan da sadaka kabul olun-maz….. buyuruyordu. }
Müslim (224) Ebu Avane (1/234) Tirmizi (1) İbni Mace (272) İbni Ebi Şeybe (1/14/1) Tayalisi (1874’l Ahmed (4969) Albani (120-el-İrva)
ANNE, BABA, EVLAT, AKRABA VE YAKINLARA SADAKA VERMEK
{ … Tarık el-Muharibi anlatıyor : Medine’ye geldik, baktıkki Resulullah s.a.v ayağa kalkmış mimberde cemaate hitabediyor. Şöyle diyordu : En üstün el verenin elidir. Geçimini sağlamak için anneden, babadan, kız ve erkek kardeşlerden başla ve daha sonra yakınlık derecesine göre takip et. }
Nesei : 5.c.2522.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadakanın en hayırlısı, vereni güç durumda bırakmayacak olanıdır. Veren el alan el’den daha hayırlıdır. Vermeye, geçimini sağlamakla mükellef olduğun kimselerden başla. }
Nesei : 5.c.2524.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadaka verin. Bunun üzerine bir adam :
- Ya Rasulallah benim bir dinarım var, deyince Resulullah s.a.v :
- Onu kendin için harca, buyurdu. Adam :
- bir tane daha var, deyince Resululah s.a.v :
- Onu da hanımın için harca, buyurdu. Adam :
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Çocuğun için harca, buyurdu. Adam tekrar :
- Bir tane daha var deyince, Resulullah s.a.v :
- Onu da hizmetçin için harca, buyurdu. Adam .
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Sen daha iyi bilirsin, buyurdu. }
Nesei : 5.c.2525.n
{ … Enes b. Malik r.a Şöyle dedi : Ebu Taiha Medine’de hurmalık mal yönünden Ensar’ın en zengini idi. Mallarının kendine en değerlisi de Beyruha (bostanı) idi. Beyruha mescidin hemen karşısındaydı, Rasulullah s.a.v Beyruha’ya girer onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes dedi ki: { Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. } [ İmran : 92 ] ayeti inince Ebu Talha kalkıp, doğru Rasulullah’a geldi ve : Ya Rasulallah, Allah-u teala : “ Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız...” buyuruyor. Bana malımın en değerli olanı Beyruha’dır. Beyruha Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında bir iyilik ve azık olmasını ümit ediyorum. Allah’ın sana gösterdiği cihete onu sarfet dedi. Enes dedi ki : Rasulullah s.a.v bunun üzerine : Ne hoş ! İşte bu kazançlı bir maldır, işte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işittim. Ben bu bostanı akrabalarına infak etmeni uygun görüyorum,buyurdu: Ebu Talha : Ya Rasulallah ben de senin istediğin gibi yaparım dedi. Sonra Ebu Talha Beyruha’yı akrabaları ve amca oğulları arasında taksim etti. }
Buhari (1462-Ter: 1388) Müslim (998/42) Malik (2/595) Darimi (2/390) Tirmizi (2997) İbni Huzeyme (2455) İbni Hibban (3340) Beyhaki (6/164-275) Beğavi (1683) Ahmed (3/131-256)
SADAKA SEVABININ ÖLÜYE ULAŞACAĞI
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Sa’d b. Ub anasından uzak bir yerde bulunduğu sırada annesi vefat etti. Bunun üzerine Sa’d : Ya Rasulallah, ben annemden uzakta iken annem vefat etti. Ben onun adına bir şey sadaka versem, bu sadaka ona fayda verir mi ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet ,buyurdu. Sa’d : Ben seni şahit yapıyorum, be- nim Mıhraf isimli bostanım annem için sadakadır. }
Buhan (2756-Ter:2603) Malik (2/760) Ebu Davud (2882) Nesei (6/252) Tirmizi (669) İbni Huzeyme (2500) İbni Hibban (3354)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir kimse Nebi s.a.v’e : Babam öldü bir mal bıraktı ve vasiyet de etmedi. Benim onun adına tasadduk etmem onun günahlarına kefaret olur mu ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet olur , buyurdu. }
Müslim (1630/11)
SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ
{ … Ebu Said el-Hudri r.a şöyle dedi : Ensar’dan bazı kimseler, Rasulullah’tan sadaka istediler Rasulullah da onlara verdi. Sonra bunlar yine istediler. Rasulullah yine verdi. Nihayet yanında mal tükendi. Akabinde şöyle buyurdu : Sadaka malından yanımda bulunan şeyleri sizlerden asla esirgemem. Herkim dilencilikten sakınmak isterse, Allah o kimseyi iffetli kılar. Herkim halktan müstağni olursa, Allah onu zengin yapar. Herkim sabretmek isterse, Allah ona sabır verir, hiç kimseye sabırdan daha hayırlı, sabırdan daha geniş nimet verilmemiştir. }
Buhari (1469-Ter: Müslim (1053/124) Malik (21997) Nesei (5/95) Tirmizi (2024) Darimi (1/378) Beybaki (4/195) Beğavi (1613) Abdurrezzak (20014) Ahmed (3/93)
MAL BİRİKTİRMEK AMACIYLA SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim mal çoğaltmak için insanların mallarını dilenirse, şüphesiz o, ateş parçası istemektedir. Bundan sonra ister az istesin isterse çok istesin. }
Müslim (1041/105)
İFFETLİ İNSANLAR İSTEMEZ
Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar, Allah yolunda mahsur kalmış fakirlere mahsustur. Onlar yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Bilmeyen, istemeye utandıklarından dolayı onları zengin zanneder. Onları simalaran dan tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allah bilir. }
BAKARA : 273.AY
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Miskin, sadaka istemek için insanları dolaşan, bir iki lokma, bir iki hurmanın geri çevirdiği dilenci kişiler değildir. Fakat gerçek miskin, kendini geçindirecek bir imkan bulamayan ve kendinin sadaka verilmek için sıkıntıda olduğu bilinmeyen, kendi de kalkıp insanlardan sadaka istemeyen iffetli kimselerdir. }
Buhari (1479-Ter; 1408) Müslim (1039/101) Malik (2/923) Nesei (2571) İbni Hibban (3352) Beğavi (1602)
DERLEYEN
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
SADAKA VERMENİN FAZİLETİ VE ONA TEŞVİK
{ … Ebu Hureyre r.a den Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim helal kazancından bir hurma değerinde bir sadaka verirse - ki Allah helal maldan verilen sadakadan başka hiçbir sadakayı kabul etmez - Allah bu sadakayı sağ eliyle kabul eder. Sonra onu dağ gibi olana kadar - sizin birinizin sütten kesilmiş tayını büyüttüğü gibi - sadaka sahibi için büyütür. }
Buhari (1410-Ter: 1337) Müslim (1014/63) Nesei (5157) Tirmizi (661) İbni Mace (1842) İbni Huzeyme (2425) İbni Hibban (3316) Bezzar (931-el-Keşf) Beğavi (1632) Ahmed (2/538)
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Aziz ve Celil olan Allah : Ey kulum, sen infak et ki, ben de sana infak edeyim, buyurdu. Rasulullah devamla şöyle buyurdu : Allah’ın eli doludur. Harcamak onu eksiltmez, o gece ve gündüz aralıksız devam eder. Allah’ın göğü ve yeri yarattığı günden beri, infak ettiği nimetlerini düşündünüz mü ? Şüphesiz ki onun elindeki nimetlerden hiçbir şey eksilmemiştir. Onun Arşı - su üzerindedir. Adalet terazisi onun elindedir. Terazinin kefesi bazen aşağı iner bazen de yukarı kalkar. - Bu sebeple bazı kullarına yetecek kadarı bazı kullarına da fazla rızık verir.- }
Buhar) (4684-Ter:4459) Müslim (993/37) Tirmizi (3045) İbni Mace (197) Ahmed (2/242)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Benim Uhud dağı kadar altınım olsa - üzerimdeki bir borç için sakladığını hariç - üçüncü gece gelirken ondan benim yanımda bir dinarın bulunması beni sevindirmez. }
Müslim (991/31) Buhari : 2389-6445-7228 - İbni Mace (4231) İbni Hibban (32 Ahmed (2/467)
{ … Ebu Musa r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zamanda bir kimse altınının sadakasını vermek için dolaşacak da elinden sadakasını alacak bir fakir bulamayacak. 0 zamanda erkeklerin azlı-ğından ve kadınların çokluğundan kırk kadının bir erkeğin arkasından gitmekte olduğu ve onun himayesine sığındığı görülecektir. }
Buhari (1414-Ter: 1340) Müslim (1012/59) Ebu Yağla (7299) Albani ( 5345-S. Cami)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Kulların sabaha erdiği her gün içerisinde iki melek iner. Bu iki melekten biri : Ey Allah’ım, infak edene sen bir bedelini ver der. Diğeri de : Ey Allah’ım, infak etmeyene sen malına telef ver der. }
Bahari (1442-Ter:1364-1365) Müslim (1010) İbni Hibban (815-et-Mevarid) Hakim (2/445) Ahmed (2/305-306) Albani (920-es-Sahiha)
{ … Adiy b. el-Hatim r.a şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v’in yanında bulunduğum sırada ona bir adam geldi ve fakirlikten şikayet etti. Sonra ona başka bir adam geldi ve yol kesilmesinden şikayet etti. Nebi s.a.v : Ya Adiy, sen Hira şehrini gördün mü ?, dedi. Ben : Ben onu görmedim, fakat orası hakkında bana haber verildi dedim. Nebi : Eğer hayatın uzun olursa sen, hevdeci içinde yolculuk eden kadının Hira şehrinden hareket edip Allah‘tan başka kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf edeceğini göreceksin. Ben buna hayret ederek kendi kedime : Beldelerde fitne ve fesat çıkarmış olan Tay kabilesinin eşkıyaları nerede ki acaba ? dedim. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki, - Kisra‘nın hazineleri fethedilecektir,buyur- du. Ben : Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri mi ? dedim. Nebi : Evet Kisra b. Hürmüz‘ün hazineleri. Eğer hayatın uzun olursa - göreceksin ki - bir kimse elinin dolusu altını veya gümüşü sadaka olarak çıkaracak da bunu kendisinden kabul edecek bir kimse arayacak, fakat onu kendisinden kabul edecek hiç kimseyi bulamayacak. Yemin ederim ki, biriniz Allah‘a kavuşacağı gün, Allah ile kendisi arasında konuşmayı tercüme edecek bir tercüman olmaz halde Allah‘a kavuşacak. Allah ona : Ben sana Rasul göndermedim mi ? diye soracak. 0 kul da : Evet gönderdin diyecek. Allah : Ben sana mal vermedim mi, bu şekilde sana ihsanda bulunmadım mı ? Diyecek. Kul : Evet diyecek. Derken kul sağına bakar cehen nemden başka bir şey göremez. Soluna bakar yine cehennemden başka bir şey göremez.
Adiy şöyle dedi : Ben Nebi s.a.v den işittim şöyle buyuru- yordu : 0 halde hepiniz yarım hurma tanesi ile veya onu da bulamazsa güzel bir sözle de olsun kendinizi cehennemden koruyun.
Adiy şöyle dedi : Ben Hira şehrinden hevdeci içinde yolculuğa çıkıp, Allah’tan gayri hiç kimseden korkmadan gelip Kabe’yi tavaf eden kadını gördüm. Ben Kisra b. Hürmüz’ün hazinelerini fetheden ordunun içinde bulundum. Yemin olsun eğer sizlerin hayatı uzun olursa, Nebi Ebul Kasım’ın söylediği elinin dolusu altını sadaka olarak çıkaracak kimseleri de siz göreceksiniz. }
Buhari : 3595 – Ter : 3371 - Tabarani : 6610 - Evsat - Beyhaki : 10131 - Beğavi : 4571- Mesabih
HER MÜSLÜMANIN SADAKA VERMESİ VACİPTİR
{ … Ebu Musa el-Eşari o den Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır, buyurdu. }
Buhari (1445-Tet: 1368) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İçerisinde güneşin doğduğu her günde insan bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. İki kişi arasında adalet yapMak bir sadakadır. Binitine binmek isteyen veya eşyasını ona yüklemek isteyen kimseye yardım edip binitine bindirmek, yahut eşyasını kaldırıp yüklemek bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken sahibinin attığı her adım sadakadır. Yoldan geçenlere eziyet veren şeyleri oradan gidermek bir sadakadır. }
Buhari (2989-Ter:279 (2707) Müslim (1009/56) İbni Hibban (3381) Beybaki 84/187.188) Beğavi (1645) Ahmed (2/316)
{ … Ebu Zerr r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Sizden her birinizin bedeninden her bir eklem için sadaka vardır. Her tesbih bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır. Her tahlil bir sadakadır. Her tekbir bir sadakadır. İyiliği emretmek bir sadakadır. Kötülüğü yasaklamak bir sadakadır. Bir kimsenin kuşluk vakti kılacağı iki rekat namaz onlar - dan bazısına - kifayet eder. }
Müslim (720/84)
HER MARUF SADAKADIR
{ … Cabir b. Abdullah r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her maruf - yani iyi ve hayırlı şeyler - bir sadakadır. }
Buhari (6021-Ter:6011) Müslim (1005/52) Tirmizi (1970) Tayalisi (1713) İbni Hibban (3379) Beğavi (1646) Ahmed (3/344)
SADAKANIN EN FAZİLETLİSİ
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir adam Nebi s.a.v’e geldi ve : Ya Rasulallah, ecir ve sevap yönünden hangi sadaka daha büyüktür ? dedi. Rasulullah s.a.v : Senin sıhhatli, Çok cimri olduğun, fakirlikten korktuğun ve zenginliği ümit ettiğin halde infak ettiğin sadakadır. Can boğaza ulaşıp. bu malım falan içindir ; bu malım filan içindir diyeceğin ve bunlarda mirasçıların olacağı için sadakanı geri bırakma,buyurdu. }
Buhari : 1419 – Ter : 1345 - Müslim (1032192) Ebu Davud (2865) Neseı (2541) İbni Mace (2706) İbni Huzeyme (2454) İbni Hibban (3312) Abdurrezzak (16740) Tayalisi (980) Beyhaki (4/189) Beğavi (1671) Ahmed (2/25)
ZEVCENİN VEYA HİZMETKARIN SADAKASI
{ … Aişe r.anha dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kadın evinin viyeceğinden ifsat etmeden infak ettiği vakit, onun için infakı sebebiyle bir sevap vardır, bu malı kazanması sebebiyle kocası için de bir sevap vardır, malı bekleyen için bekleme sebebiyle bir sevap vardır. Bunlardan bazısının ecri diğerlerinin ecrinden hiçbir şeyi noksanlaştırmaz. }
Buhari (1425-Ter:1352) Müslim (1024/80) Ebu Davud (1685) Nesei (5/65) Tirmizi (672) Abdurrezzak (7275) İbni Hibban (3358) Beyhaki (41192) Beğavi (1692) Ahmed (6/44)
{ … Esma b. Ebu Bekir r.anha şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç malım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et, malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }
Buhari (2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)
SADAKANIN İMKAN NİSBETİNDE OLMASI
{ … Ebu Musa el-Eşari r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Her müslüman üzerine sadaka vermek vacibdir. Sahabeler : Ey Allah’ın Nebisi, sadaka verecek bir şey bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Eliyle çalışır hem kendine fayda verir hem de tasadduk eder,buyurdu. Çalışmaya da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Şiddetli ihtiyaç sahibine, bunalmış mazluma yardım eder,buyurdu. Sahabeler : Buna da güç bulamaz ise ne yapar ? dediler. Nebi s.a.v : Maruf işlesin, münker işlemesin. Bu da o kimse için bir sadakadır,buyurdu. }
Buhari (1445-Ter; 1368(6022) Müslim (1008/55) Nesei (2537) Beğavi (1643)
{ … Esma b. Ebu Bekir şöyle dedi : Ben : Ya Rasulallah, benim hiç rnalım yoktur, ancak malım kocam Zübeyr b. Avvamın bana getirdiği mallardır. Ben bu mallardan tasadduk edeyim mi ? diye sordum. Rasulullah s.a.v : Tasadduk et malı kap içinde saklama, sonra o sana da saklanır,buyurdu. }
Buhari : 2590-Ter:2386) Müslim (1029/88) Nesei (5/74) Abdurrezzak (16614) İbni Hibban (3357) Beğavi (1654) Ahmed (6/354)
HARAM MALDAN SADAKA KABUL OLMAZ
{ … İbni Ömer r.a dedi ki : “..... Ben Rasulullah s.a.v’i işittim : Abdestsiz hiçbir namaz’dan ve hiyanetle elde edilmiş hiçbir maldan da sadaka kabul olun-maz….. buyuruyordu. }
Müslim (224) Ebu Avane (1/234) Tirmizi (1) İbni Mace (272) İbni Ebi Şeybe (1/14/1) Tayalisi (1874’l Ahmed (4969) Albani (120-el-İrva)
ANNE, BABA, EVLAT, AKRABA VE YAKINLARA SADAKA VERMEK
{ … Tarık el-Muharibi anlatıyor : Medine’ye geldik, baktıkki Resulullah s.a.v ayağa kalkmış mimberde cemaate hitabediyor. Şöyle diyordu : En üstün el verenin elidir. Geçimini sağlamak için anneden, babadan, kız ve erkek kardeşlerden başla ve daha sonra yakınlık derecesine göre takip et. }
Nesei : 5.c.2522.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadakanın en hayırlısı, vereni güç durumda bırakmayacak olanıdır. Veren el alan el’den daha hayırlıdır. Vermeye, geçimini sağlamakla mükellef olduğun kimselerden başla. }
Nesei : 5.c.2524.n
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Sadaka verin. Bunun üzerine bir adam :
- Ya Rasulallah benim bir dinarım var, deyince Resulullah s.a.v :
- Onu kendin için harca, buyurdu. Adam :
- bir tane daha var, deyince Resululah s.a.v :
- Onu da hanımın için harca, buyurdu. Adam :
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Çocuğun için harca, buyurdu. Adam tekrar :
- Bir tane daha var deyince, Resulullah s.a.v :
- Onu da hizmetçin için harca, buyurdu. Adam .
- Bir tane daha var, deyince Resulullah s.a.v :
- Sen daha iyi bilirsin, buyurdu. }
Nesei : 5.c.2525.n
{ … Enes b. Malik r.a Şöyle dedi : Ebu Taiha Medine’de hurmalık mal yönünden Ensar’ın en zengini idi. Mallarının kendine en değerlisi de Beyruha (bostanı) idi. Beyruha mescidin hemen karşısındaydı, Rasulullah s.a.v Beyruha’ya girer onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes dedi ki: { Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir. } [ İmran : 92 ] ayeti inince Ebu Talha kalkıp, doğru Rasulullah’a geldi ve : Ya Rasulallah, Allah-u teala : “ Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe ermiş olamazsınız...” buyuruyor. Bana malımın en değerli olanı Beyruha’dır. Beyruha Allah için sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve onun Allah katında bir iyilik ve azık olmasını ümit ediyorum. Allah’ın sana gösterdiği cihete onu sarfet dedi. Enes dedi ki : Rasulullah s.a.v bunun üzerine : Ne hoş ! İşte bu kazançlı bir maldır, işte bu kazançlı bir maldır. Ben senin söylediğin sözü işittim. Ben bu bostanı akrabalarına infak etmeni uygun görüyorum,buyurdu: Ebu Talha : Ya Rasulallah ben de senin istediğin gibi yaparım dedi. Sonra Ebu Talha Beyruha’yı akrabaları ve amca oğulları arasında taksim etti. }
Buhari (1462-Ter: 1388) Müslim (998/42) Malik (2/595) Darimi (2/390) Tirmizi (2997) İbni Huzeyme (2455) İbni Hibban (3340) Beyhaki (6/164-275) Beğavi (1683) Ahmed (3/131-256)
SADAKA SEVABININ ÖLÜYE ULAŞACAĞI
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Sa’d b. Ub anasından uzak bir yerde bulunduğu sırada annesi vefat etti. Bunun üzerine Sa’d : Ya Rasulallah, ben annemden uzakta iken annem vefat etti. Ben onun adına bir şey sadaka versem, bu sadaka ona fayda verir mi ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet ,buyurdu. Sa’d : Ben seni şahit yapıyorum, be- nim Mıhraf isimli bostanım annem için sadakadır. }
Buhan (2756-Ter:2603) Malik (2/760) Ebu Davud (2882) Nesei (6/252) Tirmizi (669) İbni Huzeyme (2500) İbni Hibban (3354)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Bir kimse Nebi s.a.v’e : Babam öldü bir mal bıraktı ve vasiyet de etmedi. Benim onun adına tasadduk etmem onun günahlarına kefaret olur mu ? dedi. Rasulullah s.a.v : Evet olur , buyurdu. }
Müslim (1630/11)
SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ
{ … Ebu Said el-Hudri r.a şöyle dedi : Ensar’dan bazı kimseler, Rasulullah’tan sadaka istediler Rasulullah da onlara verdi. Sonra bunlar yine istediler. Rasulullah yine verdi. Nihayet yanında mal tükendi. Akabinde şöyle buyurdu : Sadaka malından yanımda bulunan şeyleri sizlerden asla esirgemem. Herkim dilencilikten sakınmak isterse, Allah o kimseyi iffetli kılar. Herkim halktan müstağni olursa, Allah onu zengin yapar. Herkim sabretmek isterse, Allah ona sabır verir, hiç kimseye sabırdan daha hayırlı, sabırdan daha geniş nimet verilmemiştir. }
Buhari (1469-Ter: Müslim (1053/124) Malik (21997) Nesei (5/95) Tirmizi (2024) Darimi (1/378) Beybaki (4/195) Beğavi (1613) Abdurrezzak (20014) Ahmed (3/93)
MAL BİRİKTİRMEK AMACIYLA SADAKA İSTEMENİN ÇİRKİNLİĞİ
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Herkim mal çoğaltmak için insanların mallarını dilenirse, şüphesiz o, ateş parçası istemektedir. Bundan sonra ister az istesin isterse çok istesin. }
Müslim (1041/105)
İFFETLİ İNSANLAR İSTEMEZ
Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar, Allah yolunda mahsur kalmış fakirlere mahsustur. Onlar yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Bilmeyen, istemeye utandıklarından dolayı onları zengin zanneder. Onları simalaran dan tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allah bilir. }
BAKARA : 273.AY
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Miskin, sadaka istemek için insanları dolaşan, bir iki lokma, bir iki hurmanın geri çevirdiği dilenci kişiler değildir. Fakat gerçek miskin, kendini geçindirecek bir imkan bulamayan ve kendinin sadaka verilmek için sıkıntıda olduğu bilinmeyen, kendi de kalkıp insanlardan sadaka istemeyen iffetli kimselerdir. }
Buhari (1479-Ter; 1408) Müslim (1039/101) Malik (2/923) Nesei (2571) İbni Hibban (3352) Beğavi (1602)
DERLEYEN
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Zekat Konusu..
16:58
Z E K A T L A A L A K A L I K O N U L A R
بسم الله الرحمن الرحيم
ZEKATIN FARZİYETİ
{ … Ömer r.a şöyle dedi : Bir gün biz Rasulullah’ın yanında bulunuyor iken birden yanımıza elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah, üzerinde yolculuk eseri olmayan ve bizden kendisini kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Nihayet Nebi s.a.v’in yanına oturdu. İki dizini onun dizine dayadı, iki elini dizlerinin üzerine koydu ve : Ya Muhammed, bana İslam’dan haber ver dedi. Rasulullah s.a.v : İslam, Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah‘in Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Beyti hac etmendir, buyurdu. 0 adam : Doğru söyledin dedi. Ömer dedi ki : Biz buna hayret ettik, hem soruyor hem de Rasulullah’ı tasdik ediyordu…..... }
Müslim (8/1) Ebu Davud (4695) Nesei (8/97) Tirmizi (2610) İbni Mace (63) İbni Mende (1) Tayalisi (20) Ahmed (1/52)
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İslam beş esas üzere kurulmuştur : Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed‘in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak ve hac etmektir. }
Müslim (16/22) Buhari (8-Ter: Nesei (8/108) Tirmizi (2609) İbni Huzeyme (308) İbni Hibban (158-1446) İbni Mende (40-el-İman) Humeydi (703) Tabarani (13203-M.Kebir) Ebu Nuaym (3/62-el-Hilye) Beyhaki (1/358) Beğavi (6) Ahmed (2/143) Albani (781-el-İrva)
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammedu’r Rasulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah‘ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver. Onlar bu beş vakit namaz kılma – hususunda - da sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını ve bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur – yani duasına icabet eder - }
Buhari (1496-Ter1423 Müslim (19/29) Ebu Davud (1584) Nesej (2434) Tirmizi (625) Darinıi (1/379) İbni Mace (1783) İbni Hibban (156-el- Mevarid) İbni Mende (116-el-iman) Tabarani (12408-M. Kebir) Ahmed (1/233) Dare kutni (2/136) Beyhaki (4/96-101) Beğavi (1557)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları ktifre dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir onlara karşı ordu gön dermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlar La İlahe İllallah deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse İslam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerektirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu - savaş isteği - Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }
Buhari (1399-Ter:1325) Müslim (20/32) Ebu Davud (1556) Nesei (2442) Tirmizi (2607) İbni Hibban (216) İbni Mende 215-el-İman) Abdurrezzak (18718) Beyhaki 4/104) Ahmed (2/528)
ZEKATINI VERMEYENLERİN GÜNAHI
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Altın ve gümüşün zekat hakkını ödemeyen kimseler, kıyamet günü olduğunda o altın ve gümüşleri kendileri için ateşten levhalar haline getirilir ve cehennem ateşinde iyice kızdırılır. Sonra bu kızgın levhalarla onların böğrü, alnı ve sırtı dağlanır. Levhalar soğudukça azap için kızdırma tekrar iade olunur. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir. Denildi ki : Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen develerin durumu nedir ? Rasulullah s.a.v : Develerinden zekat hakkını ödemeyen her deve sahibi de ,kıyamet gününde geniş ve düz bir araziye yatırılır. Develer en semiz oldukları halde,onlardan bir tek yavru dahi eksilmeksizin hepsi ayaklarıyla onu çiğner ve ağızlarıyla da ısırırlar. Develerin sonuncusu ona uğrayıp geçince, baş tarafı o kimseye tekrar uğratılır. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir,buyurdu. Ya Rasu-lallah ! Zekatı verilmeyen sığır ve davarların durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah s.a.v : Sığır ve davarlardan zekat hakkını ödemeyen her sığır ve davar sahibi de geniş ve düz bir araziye yatırılır. Bu hayvanlardan da hiçbiri kaybolmaksızın içlerinde iki boynuzu kıvrık, boynuzsuz ve boynuzu kırılmış olanın hepsi, o kimseye toslayacak ve ayaklarıyla o kimseyi çiğneyeceklerdir. Bu sürünün de baş tarafı onun üzerinden geçtiğinde sonu tekrar geri döndürülür. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kim seye ya cennete ya da cehen-neme giden yol gösterilir,buyurdu.Ya Rasulellah ! Zekatı verilmeyen atların durumu nedir denildiğinde, Rasulullah : Atlar üç kısımdır : At bazı kimseler için günah, bazı kimseler için bir Perde, bazı kimseler için de sırf hayırdır. At’ın kendisi için günah olan kimseye gelince o, atını gösteriş övünüp böbürlenmek ve müslümanlara savaş için besler. İşte bu at o kimse için büyük günahtır.At’ın kendi ihtiyacı için bir perde olana gelince, o kimse atını, Allah yolunda bağlar, sonra da gerek hayvanların sırtındaki Allah‘ın hakkını – yani cihat için binmek veya bindirmek – yahut da Allah’ın hakkı olan sadakayı unutmaz. İşte bu at o kimse için bir perdedir. At’ın kendisi için hayır olana gelince, o kimse de atını müslümanların lehine Allah yolunda - cihat maksadıyla - bağlamıştır. Atı bol otlu geniş bir çayırlıkta beslenirse, atın bu bol otlu çayırlıktan yediği bitkilerin sayısınca sahibi için bir çok haseneler yazılır. Atın gübre ve bevli için de ona haseneler yazılır. Atın yuları kopsa şahlanarak bir veya iki yüksek tepeye raks ederek neşeyle koşsa, yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve gübreleri sayısınca sahibine Allah haseneler yazar. Hayvan bir nehre uğrayıp ondan su içse, sahibi sulamak istememiş olsa bile - Allah o kimse için atının içtiği su sayısınca hase-neler yazar,buyurdu. Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen eşeklerin durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah : Eşekler hakkında bana bir şey indirilmedi. Ancak bana her hükmü içeren, emsalsiz :
{ Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek. Her kim zerre miktarı bir şer işlerse onu görecektir } ZİLZAL : 7-8 . ayeti indirildi,buyurdu. }
Müslim (987/24) Ebu Davud (1658) Nesei (5/12) İbni Huzeyme (2252) İbni Hibban (3253) Beyhaki (4/119) Beğavi (1562) Abdurrezzak (6858) Ahmed (2/262-276-3 83)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim Allah kendisine mal verir de o malın zekatını vermezse, kıyamet gününde zekatı verilmeyen o mal, sahibi için çok zehirli bir yılan şekline dönüşür. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini iki tara-fından yakalar. Sonra ona : Ben senin - çok sevdiğin - malınım, ben senin hazinenim der. Ebu Hureyre dedi ki : Bundan sonra Rasulullah s.a.v :
{ Allah’ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Bilakis o kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızı haber alandır. } Ali İmran :180. ayetini okudu. }
Buhari : 1403-Ter:1329 - Nesei : 2481 - Beyhaki : 7/4 - Beğavi : 1560
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Deve sahibi devesinin zekat hakkını ödemediği zaman, kıyamet günü o deve en kuvvetli ve besili haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu ayaklarıyla çiğner. Koyun sahibi de koyunlarının zekatını vermediği zaman, kıyamet günü o koyunlar en kuvvetli ve besili halde sahibinin üzerine gelir,onu ayaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla ona toslarlar. Nebi s.a.v devamla : Bu hayvanların haklarından biri de , sütlerinin sağılması ve fakirlere ondan içirilmesidir. Hiç biriniz kıyamet günü zekatını ödemediği davarı omzunda meler bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. Ve yine sizden hiç kimse, zekatını vermediği devesi omuzunda böğürür bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. }
Buhari : 1402.Ter:1328 - Nesei : 2447
ZEKATINI VERMEYENLERLE SAVAŞILIR
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları küfte dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir de onlara karşı ordu göndermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlarla La İlahe İllallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse islam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerek-tirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi bir oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım, dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu iş, Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }
Buhari : 1399-Ter : 1325-1326 - Müslim : 20/32 : Ebu Davud : 1556
Z E K A T I N N İ S A BI
DEVELERİN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin. Devenin yirmi dört tanesi ve daha aşağısında, koyundan her beş devede bir koyundur. Deve sayısı yirmi beşe erişince, otuz altıya kadar bir Bintu mahad, Otuz altıya erişince, kırk beşe kadar bir Bintu lebun,Kırk altıya erişince, altmışa kadar bir Hıkka, Altmış bire erişince, yetmiş beşe kadar bir Cezea,Yetmiş altıya erişince, doksana kadar iki Bintu lebun, Doksan bire erişince, yüz yirmiye kadar iki Hıka, zekat vermek vacibdir. Deve sayısı yüz yirmiden daha fazla olursa, her kırk devede bir Bintu lebun ve her elli devede bir Hıkka zekat vardır. Yanında dört deveden gayri bulunmayan kimseye gelince, o miktardaki deveye zekat yoktur. Ancak deve sahibi kendi vermek isterse bu müstesnadır. Deve adedi beşe ulaştığında ondan bir koyun zekat vermek vaciptir. ………………………. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yap-tığında - Allah’ın, Rasullüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : Kimin zekat bedeli Bintu mehad’a ulaşır ve mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında Bintu lebun olursa, o kabul edilir. Zekat amili, mal sahibine - yaş farkı olarak - yirmi dirhem veya iki koyun verir. Mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında İbnu Lebun bulunursa, o kabul edilir. Mal sahibine - yaş farkı olarak - bir şey verilmez. }
BaharI : 1448-Ter:1373
İbnu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış erkek deve. Bintu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış dişi deve. İbnu Lebun : iki yaşını doldur-muş ve üç yaşına basmış erkek deve. Bintu Lebun : iki yaşını doldurmuş ve üç yaşına basmış dişi deve.Hıkk : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış erkek deve. Hıka : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış dişi deve. Cez’a : dert yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış erkek deve. Cezea : dört yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış dişi deve.
KOYUNLARIN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..Yay-lakta kalan koyunun zekatında, koyun sayısı kırk olunca, yüz yirmiye kadar bir koyundur. Yüz yirmiden fazlada iki yüze kadar iki koyundur. Koyun sayısı iki yüzden fazla olursa, üç yüze kadar üç koyundur. Koyun sayısı üç yüzden fazla olursa, her yüz koyunda bir zekat vardır. Bir kimsenin yayılır koyunu, kırktan bir koyun noksan olursa, bu noksan koyunda zekat yoktur. Ancak sahibi diler verirse bu müs-tesnadır……………. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
GÜMÜŞÜN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..iki yüz dirhem gümüşün onda birinin dörtte biri - yani kırkta bir - miktarında zekat vacibdir Gümüş miktarı yüz doksan dirhem olursa bunda da zekat yoktur. Ancak gümüş sahibi diler verirse bu müstesnadır. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
{ … Ebu Said el-Hudri r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Beş ukiyyeden az miktar gümüşte zekat yoktur. En aşağı üç yaşındaki beş deveden aşağısında zekat yoktur. Beş vesk ,niktarının aşağısındaki hububatta da zekat yoktur. }
Buhari (1405-Ter:1331) Müslim (979/1) Malik (1/244)) Ebu Davud (1558) Nesei (2473) Tirmizi (626) Darimi (1/384) İbni Mace (1793) İbni Huzeyme (2294) İbni Hibban (3282) İbn Carud Abdurrezzak (7258) Ahmed (3/6)
Bir ukiyye : kırk dirhemdir. Beş ukiyye ise iki yüz dirhem eder. Vesk : Bir vesk Rasulullah’in Sa’ı ile 60 sa’ miktarıdır. Bir sa’ : 1040 dirhem ayarındaki bir ölçektir. Beş vesk ise net 1000 gram etmektedir.
SIĞIRLARIN ZEKATI
.{ … Muaz b. Cebel r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v onu yemene gönderdiği vakit sığırdan her otuz sığıra zekat farizası olarak iki yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını ; her kırk sığıra üç yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını…… emretti. }
Ebu Davud (1576) Nesei (2449-2450) Tirmizi (623) Darimi (1/382) İbni Mace (1803) İbni Huzeyme (2268) İbni Hibban (794-el-Mevarid) İbn Carud (343) Dare kutni (2/94) Hakim (1/398) Beyhaki (4/98) Beğavi (107ı) Abdurrezzak (6841)
YER MAHSÜLLERİNİN ZEKATI
{ … İbni Ömer r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Semanın ve pınarların veya sulanmaksızın kendi damarlarıyla topraktan su emip yetişmiş olan mahsuller için uşr - yani onda bir - zekat, kuyu ve dolapla sulananlarda ise yirmide bir zekat vardır..... }
Buhari (1483-Ter: 1412) Müslim (980/7) Ebu Davud (1596) Nesei (2487-2488) Tirmizi (640) İbni Mace (1817) İbni Huzeyme (2308) İbni Hibban (3285) İbnu Carud (348) Tabarani (2/1 14-M. Sağir) Dare kutni (2/130) Beyhaki (1/130) Beğavi (1580)
BAL’IN ZEKATI
{ … Ebu Seyyare el-Mukti r.a şöyle dedi : Ben Rasulullah s.a.v : Ya Rasulellah, benim arılarım var dedim. Rasulullah : Onlardan - çıkan balın - onda birini zekat olarak öde,buyurdu. Ben : Ya Rasulallah, arıları benim için himaye ettir dedim. Rasulullah s.a.v onları benim için himaye ettirdi. }
İbni Mace : 1823-1824 – İbn Carud : 350 - Ebu Davud : 1600 - Nesei : 2498 - İbni Huzeyme : 2325 - Ebu Ubeyd : 1489 - Albani : 810 el-İrva
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Bal da her on zikka da bir zıkka zekat vardır. }
Tirmizi : 629
Zikka : içine sıvı maddeler konan deriden yapılma bir kaptır.
MADENLERİN ZEKATI
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Hayvanın zarar ve ziyanı hederdir, kuyunun zararı hederdir, madenin zararı hederdir – yani tazminat lazım gelmez - Rikazda beşte bir oranında vergi vardır. }
Buhari (1499-Ter:1429) Müslim (1710/45) Malik (1/249 Ebu Davud (3085) Nesei : 2494 Tirmizi (1377) Darimi (1/393) İbni Mace : 2509 – İbn Carud (372) İbni Hibban (6005) Dare kutni (3/151) Tayalisi (2305) Beyhaki (4/155) Ahmed (2/239) Albani (812-İrva
Rikaz : gömülü olan herhangi bir maden, hazine vesaire gibi şeylerdir.
KENDİSİNDEN İSTİFADE EDİLEN MALLARIN ZEKATI
{ … İbni Ömer r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim bir mal - elde eder ve on - dan istifade ederse, onun üzerinden bir sene geçmedikçe o mala zekat yoktur. }
Tirmizi : 631.Ter : 626 - Malik : 1/246/1 - Beyhaki : 4/104 - Beğavi : 1576 - Albani : 3/254-el-İrva)
ZEKAT OLARAK VERİLMEYECEK MALLAR
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. – Onda – “ …...Zekat verirken malın yaşlısı, kusurlusu, damızlık döl hayvanı çıkarılmaz. Ancak zekat amilinin bunları kabul etmesi müstesnadır. }
Buhari : 1455. Ter: 1382
Yani , Zekat için verilen hayvan yaşlı ve kusurlu olur, zekat toplayan memur da onu zekat farizası olarak kabul ederse bu müstesnadır. Hakeza zekat farizası olarak eda edilen damızlık hayvan olur zekat mükellefi de onu gönülden gelerek veriyor ise, yine bu da müstesnadır, yani kabul edilir.
ZEKAT MALI TOPLU İSE AYRILMAZ AYRIK İSE TOPLANMAZ
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “ …...Zekat verme endişesiyle, ayn ayrı bulunan zekat malları bir araya toplanmaz. Toplu bulunanların arası da ayrılmaz….}
Buhari : 1450-Ter : 1375
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “…..İki karışık sürüden oluşan sürünün zekatında, bu karışık sürünün sahipleri kendi aralarında adaletli bir seviyede muracaat ederler. }
Buhari : 1451-Ter : 1376
{ … Suveyd b. Gafele r.a şöyle dedi : Ben - zekat amili olarak - gittiğimde - yahut Rasulullah’ın zekat amili ile giden haber verdi - Rasulullah’ın - yazdığı zekat - ahdi şöyle idi : Sütlü hayvanları alma, ayrık olanları birleştirme, toplu olanların arasını da ayırma…… }
Ebu Davud : 1579 - Nesei : 2456 - İbni Mace : 1801
AÇIKLAMA : Zekat vermekten kaçıyormuş zannına kapılıp ayrı olan ve zekat nisabına erişmeyen mallar birleştirilerek zekat verilmez. Ortaklık sebebiyle birleştirilmiş, zekat nisabına baliğ olan mallar da zekat vermek endişesiyle ayrılmaz. Birleştirilmiş mallar eğer zekat nisabına eriyorsa ondan zekat verilir. Ortaklar zekat için ödenen malları aralarında eşit şekilde paylaşırlar. Mesela iki ortağın beş devesi olsa, ona zekat olarak bir koyun verirler. Zekat olarak verilen koyun ortaklardan kimin malından verildi ise, diğeri ona koyunun yarı bedelini para olarak öder. İki ortağın kırk koyunu olsa, bunda da zekat olarak bir koyun vardır. Bu koyun kimin malından zekat olarak verildi ise, diğeri ortağına koyunun yarı bedelini para olarak öder. Dolayısıyla ortaklardan her biri verilen zekata iştirak etmiş olur. Bölünebilen mallarda durum, daha kolaydır.
ZEKAT AMİLLERİNİ MEMNUN ETME
{ … Cerir b. Abdullah r.a şöyle dedi : Bedevilerden bazı kimseler Rasulullah s.a.v’e gelip : Zekat amilleri bize geliyor ve bizlere zulmediyor dediler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v : Zekat amillerini - zekatlarınızı güzellikte ödeyerek - razı ediniz, buyurdu. }
Müslim (989/29) Ebu Davud (1589) Nesei (2459) Beğavi (1 253-el-Mevarid) Ahmed (19228) Albani (901 -S. Cami)
ZEKAT VERENLERE ZEKAT AMİLLERİNİN DUA ETMESİ
{ … Abdullah b. Ebı Evfa r.a şöyle dedi : Herhangi bir kavim Nebi s.a.v’e zekatlarını getirdiği zaman, Nebi s.a.v onlara şöyle dua ederdi : Allahumme Salli Ala FuIan. Babam Ebu Evfa zekatını getirdiğinde, Nebi s.a.v ona : Allahumme Salli Ala Ebi Evfa. diye dua etti.}
Buhari (1497-Ter. 1424) Müslim (1078/) Ebu Davud (1590) Nesei (2458 - İbni Mace : 1796
ZEKAT AMİLLERİNİN ZEKAT VERENLERE ZULMETMEMESİ
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammeden resulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver.Onlar bu beş vakit namaz kılma hususunda sana itaat ederlerse Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını, bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur. }
Buhari : 1496 – ter : 1423 - Müslim : 19/29 - Ebu Davud : 1084 - Nesei : 2434 - Tirmizi : 625 - Darimi : 1/379-384 - İbni Mace : 1783 : İbni Hibban : 156 - İbni Mende : 214-el-iman - Tabarani : 12207-12408-M.Kebir : Dare kutni : 2/136 - Beyhaki : 7/12 - Beğavi : 1557 - Ahmed : 1/233
TAHSİL EDENE KADAR BORÇ PARA ÜZERİNDE ZEKAT YOKTUR
{ … Aişe r.anha dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Borç parada onu alana kadar zekat vermek yoktur. }
İbni Ebi Şeybe : 3/54 - Albani : 784 – İrva
KÖLE’YE VE BİNEĞE ZEKAT YOKTUR
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Müslüman kimseye atı ve kölesi için zekat yoktur. }
Buhari : 1463-Ter 1390 - Müslim (982/8 - Malik 1/277 - Ebu Davud : 1595 - Nesei (2469) Tirmizi (628) Darimi (1/384) İbni Mace (1812) İbni Huzeyme (2285) İbni Hibban (3273) İbn Carud (355) Abdurrezzak (6878) Tayalisi (2527) Humeydi (1073) Ebu Nuaym (8/356) Dare kutni (2/27) Beyhaki (4/117) Beğavi (1073) Ahmed (2/242)
VAKTİ GELMEDEN ZEKAT VERMENİN CAİZLİĞİ
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Ömer’i zekat toplamak için gönderdi. İbnu Cemil, Halit b. Velid ve Rasulullah’ın amcası Abbas’ın zekatlarını vermediği kendisine söylendi. Rasulullah s.a.v : İbnu Cemil zekattan nasıl imtina edilebilir ki ? O fakir iken Allah kendisini zengin etmişti. Halid’e gelince siz ona haksızlık ediyorsunuz. Halid zırhını ve bütün silahlarını Allah yolunda hap-setmiştir. Abbas b. Abdulmuttalib‘e gelince onun zekatı - daha önce verilmiş olup - bir misli ile beraber benim üzerimdedir, buyurdu ...... }
Müslim : 983/11 - Buhari : 1468-Ter : 1397 : Nesei : 2463-2464
{ … Ali b. Ebi Talib r.a şöyle dedi : Abbas b. Abdulmuttalib, Rasulullah s.a.v’e zekatını henüz vakti gelmeden acele edip ödeme hususunda talepte bulundu. Rasulullah s.a.v de ona bu hususta ruhsat verdi. }
İbn Carud : 360 - Ebu Davud (1624) Tirmizi (679) Darimi (1/385) İbni Mace (1795) Hakim (3/332) Beyhaki (4/111) Albani (857- el-İrva)
ZEKATIN VERİLECEĞİ YERLER
Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar – yani zekatlar - Allah’tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekat amillerine, kalpleri İslam’a ısındırılacak olan-lara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara,Allah yolunda cihat edenlere ve yolculara mahsustur. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. } TEVBE : 60
ZENGİNLERE ZEKAT VERİLMEZ
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Zekat almak, zengin ve uzuvlarında noksan olmayan kimselere helal değildir.}
İbn Carud (363) Buhari (3/329-T.Kebir) Ebu Davud (1634) Nesci (2592) Tirmizi (652) Darimi (1/386) İbni Mace (1893) İbni Ebi Şeybe (3/97/1) Abdurrezzak (71 55) Tayalisi (2271) Dare kutni (2/119) Hakim (1/407) Beyhaki (7/13> Beğavi (1599 - Albani (877 – İrva
EHLİ BEYT ZEKAT AMİLLİĞİ YAPMAZ
{ … Abdulmuttalib b. Rab b. el-Haris rivayet edip şöyle dedi : Rabia b. el-Haris ve Abbas b. Abdulmuttalib toplanıp : - Beni ve Fadl’ı kast ederek - Vallahi şu iki oğlanı Rasulullah’a göndersek, bunlar Onunla konuşsalar, o da bunları zekat üzerine amil tayin etse. Zekat amili kimselerinin yaptıklarını yapsalar, onların aldığı ücreti bunlar da alsalar, şeklinde konuştular. Abdulmuttalib dedi ki : Onlar bu şekilde konu-şurlarken, Ali b. Ebi Talib geldi ve önlerinde durdu. Bu meseleyi ona da söylediler. Bunun üzerine Ali b. Ebi Talib : bunu yapmayın. Vallahi Rasulullah bunu yapmaz dedi. Rabia b. el-Haris itiraz edip : Vallahi sen bunu bize hasedinden yapıyorsun. Sen Rasulullah’ın damatlığına eriştin de biz seni asla haset etmedik dedi. Ali : Peki iki oğlanı gönderin dedi. İkisi çıkıp gittiler, Ali de yan üstü uzandı. Abdulmuttalib dedi ki : Rasulullah s.a.v öğle namazını kıldırınca ondan önce hücresine gidip hücrenin yanında durduk. Nihayet Rasulullah geldi ve kulaklarımızı tuttuktan sonra : İçinizde sakIadığınız şeyleri çıkarın,buyurdu. Sonra hücreye girdi, biz de yanına vardık. Kendisi o gün Zeyneb b. Cahş’ın yanındaydı. Biz her ikimiz de sözü diğerimize havale edip söze başlamasını bekledik. Sonra birimiz şöyle konuştu : Ya Rasulallah ! Sen insanların en iyisisin ve insanlara pek çok iyilikler ulaştırırsın. Bizler buluğ çağına varmış haldeyiz. Biz sana şu zekatlardan bazısına bizleri zekat memuru tayin etmen için geldik. Eğer memur tayin edersen, onların eda ettiği görevi biz de eda ederiz, onların isabet ettiği gelire biz de isabet ederiz dedi. Rasulullah uzun müddet, hatta biz tekrar konuşmak isteyinceye kadar sukut etti. Tam bu sırada Zeyneb, perdenin arkasından bizlere : Rasulullah ile konuşmayın diye işaret etmeye başladı. Bundan sonra Rasulullah s.a.v : Şüphesiz bu zekat amilliği Muhammed’in ailesine yaraşmaz. Sadaka insanların kirleridir. Mahmiyyeyi - Ki bu şahıs ganimetlerden alınan beşte bir gelirin sorumlusu idi - ve Haris b. Abdulmuttalib oğlu Nevfeli bana çağırın,dedi. Bunlar yanına geldiklerinde. Rasulullah Mahmiy-yeye, - Fadl b. Abbas’ı göstererek - : Kızını bu gence nikah et,buyurdu. Mahmiyye kızını FadI’a nikahladı. Sonra Rasulullah Nevfel b. el-Haris’e : Kızını bu gence nikahla,buyurdu. 0 da kızını bana nikahladı. Müteakiben Rasulullah s.a.v Mahmiy-yeye : Bu gençler için kızlara humus malından şu kadar, şu kadar mihir ver, buyurdu. }
Müslim (1072/167 - Ebu Davud (2985) Nesei (2608) Ebu Ubeyd (841) Beyhaki (7/31) Ahmed (17521) Albani (879-el-İrva)
EHLİ BEYTİN ZEKAT ALMASI YASAKTIR
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Ali’nin oğlu Hasan zekat hurmasından bir hurma alıp ağzına koydu. Bunun üzerine Nebi s.a.v : Kıh kıh onu at, dedi. Sonra da : Sen bizim zekat malından yemediğimizi bilmiyor musun ? , buyurdu. }
Müslim (1069/161) Buhari (1491-Ter:1419) Darimi (1/386) Tayalisi (2482) İbni Hibban (3294) Beğavi (1605) Ahmed (2/444)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’e yiyecek bir şey getirildiğinde, bu hediye midir, yoksa sadaka mıdır diye sorardı. Eğer sadakadır denirse, asha-bına yiyin der kendisi yemezdi. Eğer hediyedir denirse elini ona vurur ashabı ile beraber ondan kendisi de yerdi. }
Buhari (2576-Ter:2373) Müslim (1077/175) İbni Hibban 16382> Beyhaki (7/33) Beğavi (1608) Ahmed (2/492)
{ … Enes b. Malik r.a şöyle dedi : Berire r.a kendisine sadaka olarak verilmiş olan bir et parçasını Rasulullah’a hediye etti. Rasulullah : Bu et Berire’ye bir sadakadır, bize ise bir hediyedir, buyurdu. }
Müslim : 1074/170 - Buhari : 1495-Ter : 1422 - Ebu Davud : 1655 - Nesei : 3454 - İbni Hibban : 5115 - Tayalisi : 1417
DERLEYEN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
بسم الله الرحمن الرحيم
ZEKATIN FARZİYETİ
{ … Ömer r.a şöyle dedi : Bir gün biz Rasulullah’ın yanında bulunuyor iken birden yanımıza elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah, üzerinde yolculuk eseri olmayan ve bizden kendisini kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Nihayet Nebi s.a.v’in yanına oturdu. İki dizini onun dizine dayadı, iki elini dizlerinin üzerine koydu ve : Ya Muhammed, bana İslam’dan haber ver dedi. Rasulullah s.a.v : İslam, Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah‘in Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, yoluna gücün yeterse Beyti hac etmendir, buyurdu. 0 adam : Doğru söyledin dedi. Ömer dedi ki : Biz buna hayret ettik, hem soruyor hem de Rasulullah’ı tasdik ediyordu…..... }
Müslim (8/1) Ebu Davud (4695) Nesei (8/97) Tirmizi (2610) İbni Mace (63) İbni Mende (1) Tayalisi (20) Ahmed (1/52)
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : İslam beş esas üzere kurulmuştur : Allah‘tan başka ilah olmadığına ve Muhammed‘in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucunu tutmak ve hac etmektir. }
Müslim (16/22) Buhari (8-Ter: Nesei (8/108) Tirmizi (2609) İbni Huzeyme (308) İbni Hibban (158-1446) İbni Mende (40-el-İman) Humeydi (703) Tabarani (13203-M.Kebir) Ebu Nuaym (3/62-el-Hilye) Beyhaki (1/358) Beğavi (6) Ahmed (2/143) Albani (781-el-İrva)
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammedu’r Rasulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah‘ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver. Onlar bu beş vakit namaz kılma – hususunda - da sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını ve bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur – yani duasına icabet eder - }
Buhari (1496-Ter1423 Müslim (19/29) Ebu Davud (1584) Nesej (2434) Tirmizi (625) Darinıi (1/379) İbni Mace (1783) İbni Hibban (156-el- Mevarid) İbni Mende (116-el-iman) Tabarani (12408-M. Kebir) Ahmed (1/233) Dare kutni (2/136) Beyhaki (4/96-101) Beğavi (1557)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları ktifre dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir onlara karşı ordu gön dermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlar La İlahe İllallah deyinceye kadar onlarla savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse İslam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerektirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu - savaş isteği - Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }
Buhari (1399-Ter:1325) Müslim (20/32) Ebu Davud (1556) Nesei (2442) Tirmizi (2607) İbni Hibban (216) İbni Mende 215-el-İman) Abdurrezzak (18718) Beyhaki 4/104) Ahmed (2/528)
ZEKATINI VERMEYENLERİN GÜNAHI
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Altın ve gümüşün zekat hakkını ödemeyen kimseler, kıyamet günü olduğunda o altın ve gümüşleri kendileri için ateşten levhalar haline getirilir ve cehennem ateşinde iyice kızdırılır. Sonra bu kızgın levhalarla onların böğrü, alnı ve sırtı dağlanır. Levhalar soğudukça azap için kızdırma tekrar iade olunur. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir. Denildi ki : Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen develerin durumu nedir ? Rasulullah s.a.v : Develerinden zekat hakkını ödemeyen her deve sahibi de ,kıyamet gününde geniş ve düz bir araziye yatırılır. Develer en semiz oldukları halde,onlardan bir tek yavru dahi eksilmeksizin hepsi ayaklarıyla onu çiğner ve ağızlarıyla da ısırırlar. Develerin sonuncusu ona uğrayıp geçince, baş tarafı o kimseye tekrar uğratılır. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimseye ya cennete ya da cehenneme giden yol gösterilir,buyurdu. Ya Rasu-lallah ! Zekatı verilmeyen sığır ve davarların durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah s.a.v : Sığır ve davarlardan zekat hakkını ödemeyen her sığır ve davar sahibi de geniş ve düz bir araziye yatırılır. Bu hayvanlardan da hiçbiri kaybolmaksızın içlerinde iki boynuzu kıvrık, boynuzsuz ve boynuzu kırılmış olanın hepsi, o kimseye toslayacak ve ayaklarıyla o kimseyi çiğneyeceklerdir. Bu sürünün de baş tarafı onun üzerinden geçtiğinde sonu tekrar geri döndürülür. Bu azaplandırma, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kim seye ya cennete ya da cehen-neme giden yol gösterilir,buyurdu.Ya Rasulellah ! Zekatı verilmeyen atların durumu nedir denildiğinde, Rasulullah : Atlar üç kısımdır : At bazı kimseler için günah, bazı kimseler için bir Perde, bazı kimseler için de sırf hayırdır. At’ın kendisi için günah olan kimseye gelince o, atını gösteriş övünüp böbürlenmek ve müslümanlara savaş için besler. İşte bu at o kimse için büyük günahtır.At’ın kendi ihtiyacı için bir perde olana gelince, o kimse atını, Allah yolunda bağlar, sonra da gerek hayvanların sırtındaki Allah‘ın hakkını – yani cihat için binmek veya bindirmek – yahut da Allah’ın hakkı olan sadakayı unutmaz. İşte bu at o kimse için bir perdedir. At’ın kendisi için hayır olana gelince, o kimse de atını müslümanların lehine Allah yolunda - cihat maksadıyla - bağlamıştır. Atı bol otlu geniş bir çayırlıkta beslenirse, atın bu bol otlu çayırlıktan yediği bitkilerin sayısınca sahibi için bir çok haseneler yazılır. Atın gübre ve bevli için de ona haseneler yazılır. Atın yuları kopsa şahlanarak bir veya iki yüksek tepeye raks ederek neşeyle koşsa, yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve gübreleri sayısınca sahibine Allah haseneler yazar. Hayvan bir nehre uğrayıp ondan su içse, sahibi sulamak istememiş olsa bile - Allah o kimse için atının içtiği su sayısınca hase-neler yazar,buyurdu. Ya Rasulallah ! Zekatı verilmeyen eşeklerin durumu nedir ? denildiğinde, Rasulullah : Eşekler hakkında bana bir şey indirilmedi. Ancak bana her hükmü içeren, emsalsiz :
{ Her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek. Her kim zerre miktarı bir şer işlerse onu görecektir } ZİLZAL : 7-8 . ayeti indirildi,buyurdu. }
Müslim (987/24) Ebu Davud (1658) Nesei (5/12) İbni Huzeyme (2252) İbni Hibban (3253) Beyhaki (4/119) Beğavi (1562) Abdurrezzak (6858) Ahmed (2/262-276-3 83)
{ … Ebu Hureyre r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim Allah kendisine mal verir de o malın zekatını vermezse, kıyamet gününde zekatı verilmeyen o mal, sahibi için çok zehirli bir yılan şekline dönüşür. Bu yılanın iki gözü üstünde iki nokta vardır. Bu azgın yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna gerdanlık yapılır. Sonra yılan ağzı ile sahibinin çenesini iki tara-fından yakalar. Sonra ona : Ben senin - çok sevdiğin - malınım, ben senin hazinenim der. Ebu Hureyre dedi ki : Bundan sonra Rasulullah s.a.v :
{ Allah’ın kereminden kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Bilakis o kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına dolandırılacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızı haber alandır. } Ali İmran :180. ayetini okudu. }
Buhari : 1403-Ter:1329 - Nesei : 2481 - Beyhaki : 7/4 - Beğavi : 1560
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Deve sahibi devesinin zekat hakkını ödemediği zaman, kıyamet günü o deve en kuvvetli ve besili haliyle sahibinin üzerine gelir ve onu ayaklarıyla çiğner. Koyun sahibi de koyunlarının zekatını vermediği zaman, kıyamet günü o koyunlar en kuvvetli ve besili halde sahibinin üzerine gelir,onu ayaklarıyla çiğner ve boynuzlarıyla ona toslarlar. Nebi s.a.v devamla : Bu hayvanların haklarından biri de , sütlerinin sağılması ve fakirlere ondan içirilmesidir. Hiç biriniz kıyamet günü zekatını ödemediği davarı omzunda meler bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. Ve yine sizden hiç kimse, zekatını vermediği devesi omuzunda böğürür bir halde : Ya Muhammed, bana yardım et diyerek yanıma gelmesin. Çünkü o vakit ben ona, ben senin için bir şey yapmaya malik değilim, ben sana bu günü tebliğ etmiştim derim. }
Buhari : 1402.Ter:1328 - Nesei : 2447
ZEKATINI VERMEYENLERLE SAVAŞILIR
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v vefat ettiği zaman Ebu Bekir halife oldu. Arap kabilelerinden bazıları küfte dönüp irtidat ettiler. Ebu Bekir de onlara karşı ordu göndermeye başladığında Ömer, Ebu Bekir’e şöyle dedi : Sen bu insanlarla nasıl savaşırsın ? Oysa Rasulullah s.a.v : Ben insanlarla La İlahe İllallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim bu sözü söylerse o kimse islam hukukunun dışında benden malını ve canını korumuş olur. - Haddi gerek-tirmeyen günahlarının - hesabı ise Allah‘a aittir,buyurdu. Ebu Bekir : Allah’a yemin ederim ki, ben namaz ile zekat vermenin arasını ayıran kimselerle savaşırım. Çünkü zekat malın üzerindeki bir haktır. Vallahi onlar Rasulullah’a zekat olarak verdikleri dişi bir oğlağı bana vermezlerse, o dişi oğlağı vermeleri için elbette onlarla savaşırım, dedi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi : Vallahi bu iş, Allah’ın Ebu Bekir’in gönlünü açmasından başka bir şey değildi, ben bildim ki bu haktır. }
Buhari : 1399-Ter : 1325-1326 - Müslim : 20/32 : Ebu Davud : 1556
Z E K A T I N N İ S A BI
DEVELERİN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin. Devenin yirmi dört tanesi ve daha aşağısında, koyundan her beş devede bir koyundur. Deve sayısı yirmi beşe erişince, otuz altıya kadar bir Bintu mahad, Otuz altıya erişince, kırk beşe kadar bir Bintu lebun,Kırk altıya erişince, altmışa kadar bir Hıkka, Altmış bire erişince, yetmiş beşe kadar bir Cezea,Yetmiş altıya erişince, doksana kadar iki Bintu lebun, Doksan bire erişince, yüz yirmiye kadar iki Hıka, zekat vermek vacibdir. Deve sayısı yüz yirmiden daha fazla olursa, her kırk devede bir Bintu lebun ve her elli devede bir Hıkka zekat vardır. Yanında dört deveden gayri bulunmayan kimseye gelince, o miktardaki deveye zekat yoktur. Ancak deve sahibi kendi vermek isterse bu müstesnadır. Deve adedi beşe ulaştığında ondan bir koyun zekat vermek vaciptir. ………………………. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yap-tığında - Allah’ın, Rasullüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : Kimin zekat bedeli Bintu mehad’a ulaşır ve mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında Bintu lebun olursa, o kabul edilir. Zekat amili, mal sahibine - yaş farkı olarak - yirmi dirhem veya iki koyun verir. Mal sahibinin yanında Bintu mehad bulunmaz ve onun yanında İbnu Lebun bulunursa, o kabul edilir. Mal sahibine - yaş farkı olarak - bir şey verilmez. }
BaharI : 1448-Ter:1373
İbnu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış erkek deve. Bintu Mehad : bir yaşını doldurmuş ve iki yaşına basmış dişi deve. İbnu Lebun : iki yaşını doldur-muş ve üç yaşına basmış erkek deve. Bintu Lebun : iki yaşını doldurmuş ve üç yaşına basmış dişi deve.Hıkk : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış erkek deve. Hıka : üç yaşını doldurmuş ve dört yaşına basmış dişi deve. Cez’a : dert yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış erkek deve. Cezea : dört yaşını doldurmuş ve beş yaşına basmış dişi deve.
KOYUNLARIN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..Yay-lakta kalan koyunun zekatında, koyun sayısı kırk olunca, yüz yirmiye kadar bir koyundur. Yüz yirmiden fazlada iki yüze kadar iki koyundur. Koyun sayısı iki yüzden fazla olursa, üç yüze kadar üç koyundur. Koyun sayısı üç yüzden fazla olursa, her yüz koyunda bir zekat vardır. Bir kimsenin yayılır koyunu, kırktan bir koyun noksan olursa, bu noksan koyunda zekat yoktur. Ancak sahibi diler verirse bu müs-tesnadır……………. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
GÜMÜŞÜN ZEKATI
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’i Bahreyn’e zekat amili olarak gönderdiği vakit, onun için şu mektubu yazmıştı : Bis millahir rahmanir rahim Bu Allah’ın, Rasulüne emrettiği ve Rasulullah s.a.v’in müslümanlar üzerine takdir ettiği zekat farizasıdır. Her kimden bu mektupta bildirilen miktar da zekat istenirse, o kimse zekatını versin. Bundan fazlası istenirse fazlasını vermesin ……………..iki yüz dirhem gümüşün onda birinin dörtte biri - yani kırkta bir - miktarında zekat vacibdir Gümüş miktarı yüz doksan dirhem olursa bunda da zekat yoktur. Ancak gümüş sahibi diler verirse bu müstesnadır. }
Buhari (1454-Ter: 1380) Ebu Davud (1567) Nesel (2446) İbni Mace (1800) İbn Carud (342) İbni Huzeyme (2261) İbni Hibbarı (3266) Ebu Yağla (1 27) Dare kutni (2/113) Hakim (1/390) Beyhaki (4/85-86) Beğavi (1 570) Ahmed (1/11)
{ … Ebu Said el-Hudri r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Beş ukiyyeden az miktar gümüşte zekat yoktur. En aşağı üç yaşındaki beş deveden aşağısında zekat yoktur. Beş vesk ,niktarının aşağısındaki hububatta da zekat yoktur. }
Buhari (1405-Ter:1331) Müslim (979/1) Malik (1/244)) Ebu Davud (1558) Nesei (2473) Tirmizi (626) Darimi (1/384) İbni Mace (1793) İbni Huzeyme (2294) İbni Hibban (3282) İbn Carud Abdurrezzak (7258) Ahmed (3/6)
Bir ukiyye : kırk dirhemdir. Beş ukiyye ise iki yüz dirhem eder. Vesk : Bir vesk Rasulullah’in Sa’ı ile 60 sa’ miktarıdır. Bir sa’ : 1040 dirhem ayarındaki bir ölçektir. Beş vesk ise net 1000 gram etmektedir.
SIĞIRLARIN ZEKATI
.{ … Muaz b. Cebel r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v onu yemene gönderdiği vakit sığırdan her otuz sığıra zekat farizası olarak iki yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını ; her kırk sığıra üç yaşında erkek - yahut dişi - dana almasını…… emretti. }
Ebu Davud (1576) Nesei (2449-2450) Tirmizi (623) Darimi (1/382) İbni Mace (1803) İbni Huzeyme (2268) İbni Hibban (794-el-Mevarid) İbn Carud (343) Dare kutni (2/94) Hakim (1/398) Beyhaki (4/98) Beğavi (107ı) Abdurrezzak (6841)
YER MAHSÜLLERİNİN ZEKATI
{ … İbni Ömer r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Semanın ve pınarların veya sulanmaksızın kendi damarlarıyla topraktan su emip yetişmiş olan mahsuller için uşr - yani onda bir - zekat, kuyu ve dolapla sulananlarda ise yirmide bir zekat vardır..... }
Buhari (1483-Ter: 1412) Müslim (980/7) Ebu Davud (1596) Nesei (2487-2488) Tirmizi (640) İbni Mace (1817) İbni Huzeyme (2308) İbni Hibban (3285) İbnu Carud (348) Tabarani (2/1 14-M. Sağir) Dare kutni (2/130) Beyhaki (1/130) Beğavi (1580)
BAL’IN ZEKATI
{ … Ebu Seyyare el-Mukti r.a şöyle dedi : Ben Rasulullah s.a.v : Ya Rasulellah, benim arılarım var dedim. Rasulullah : Onlardan - çıkan balın - onda birini zekat olarak öde,buyurdu. Ben : Ya Rasulallah, arıları benim için himaye ettir dedim. Rasulullah s.a.v onları benim için himaye ettirdi. }
İbni Mace : 1823-1824 – İbn Carud : 350 - Ebu Davud : 1600 - Nesei : 2498 - İbni Huzeyme : 2325 - Ebu Ubeyd : 1489 - Albani : 810 el-İrva
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Bal da her on zikka da bir zıkka zekat vardır. }
Tirmizi : 629
Zikka : içine sıvı maddeler konan deriden yapılma bir kaptır.
MADENLERİN ZEKATI
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Hayvanın zarar ve ziyanı hederdir, kuyunun zararı hederdir, madenin zararı hederdir – yani tazminat lazım gelmez - Rikazda beşte bir oranında vergi vardır. }
Buhari (1499-Ter:1429) Müslim (1710/45) Malik (1/249 Ebu Davud (3085) Nesei : 2494 Tirmizi (1377) Darimi (1/393) İbni Mace : 2509 – İbn Carud (372) İbni Hibban (6005) Dare kutni (3/151) Tayalisi (2305) Beyhaki (4/155) Ahmed (2/239) Albani (812-İrva
Rikaz : gömülü olan herhangi bir maden, hazine vesaire gibi şeylerdir.
KENDİSİNDEN İSTİFADE EDİLEN MALLARIN ZEKATI
{ … İbni Ömer r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim bir mal - elde eder ve on - dan istifade ederse, onun üzerinden bir sene geçmedikçe o mala zekat yoktur. }
Tirmizi : 631.Ter : 626 - Malik : 1/246/1 - Beyhaki : 4/104 - Beğavi : 1576 - Albani : 3/254-el-İrva)
ZEKAT OLARAK VERİLMEYECEK MALLAR
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. – Onda – “ …...Zekat verirken malın yaşlısı, kusurlusu, damızlık döl hayvanı çıkarılmaz. Ancak zekat amilinin bunları kabul etmesi müstesnadır. }
Buhari : 1455. Ter: 1382
Yani , Zekat için verilen hayvan yaşlı ve kusurlu olur, zekat toplayan memur da onu zekat farizası olarak kabul ederse bu müstesnadır. Hakeza zekat farizası olarak eda edilen damızlık hayvan olur zekat mükellefi de onu gönülden gelerek veriyor ise, yine bu da müstesnadır, yani kabul edilir.
ZEKAT MALI TOPLU İSE AYRILMAZ AYRIK İSE TOPLANMAZ
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “ …...Zekat verme endişesiyle, ayn ayrı bulunan zekat malları bir araya toplanmaz. Toplu bulunanların arası da ayrılmaz….}
Buhari : 1450-Ter : 1375
{ … Enes b. Malik r.a şöyle rivayet etti : Ebu Bekir r.a Enes’e - onu zekat amili yaptığında - Allah’ın, Rasulüne emrettiği zekat miktarlarını açıklayan bir mektup yazmıştı. - 0 mektupta - : “…..İki karışık sürüden oluşan sürünün zekatında, bu karışık sürünün sahipleri kendi aralarında adaletli bir seviyede muracaat ederler. }
Buhari : 1451-Ter : 1376
{ … Suveyd b. Gafele r.a şöyle dedi : Ben - zekat amili olarak - gittiğimde - yahut Rasulullah’ın zekat amili ile giden haber verdi - Rasulullah’ın - yazdığı zekat - ahdi şöyle idi : Sütlü hayvanları alma, ayrık olanları birleştirme, toplu olanların arasını da ayırma…… }
Ebu Davud : 1579 - Nesei : 2456 - İbni Mace : 1801
AÇIKLAMA : Zekat vermekten kaçıyormuş zannına kapılıp ayrı olan ve zekat nisabına erişmeyen mallar birleştirilerek zekat verilmez. Ortaklık sebebiyle birleştirilmiş, zekat nisabına baliğ olan mallar da zekat vermek endişesiyle ayrılmaz. Birleştirilmiş mallar eğer zekat nisabına eriyorsa ondan zekat verilir. Ortaklar zekat için ödenen malları aralarında eşit şekilde paylaşırlar. Mesela iki ortağın beş devesi olsa, ona zekat olarak bir koyun verirler. Zekat olarak verilen koyun ortaklardan kimin malından verildi ise, diğeri ona koyunun yarı bedelini para olarak öder. İki ortağın kırk koyunu olsa, bunda da zekat olarak bir koyun vardır. Bu koyun kimin malından zekat olarak verildi ise, diğeri ortağına koyunun yarı bedelini para olarak öder. Dolayısıyla ortaklardan her biri verilen zekata iştirak etmiş olur. Bölünebilen mallarda durum, daha kolaydır.
ZEKAT AMİLLERİNİ MEMNUN ETME
{ … Cerir b. Abdullah r.a şöyle dedi : Bedevilerden bazı kimseler Rasulullah s.a.v’e gelip : Zekat amilleri bize geliyor ve bizlere zulmediyor dediler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v : Zekat amillerini - zekatlarınızı güzellikte ödeyerek - razı ediniz, buyurdu. }
Müslim (989/29) Ebu Davud (1589) Nesei (2459) Beğavi (1 253-el-Mevarid) Ahmed (19228) Albani (901 -S. Cami)
ZEKAT VERENLERE ZEKAT AMİLLERİNİN DUA ETMESİ
{ … Abdullah b. Ebı Evfa r.a şöyle dedi : Herhangi bir kavim Nebi s.a.v’e zekatlarını getirdiği zaman, Nebi s.a.v onlara şöyle dua ederdi : Allahumme Salli Ala FuIan. Babam Ebu Evfa zekatını getirdiğinde, Nebi s.a.v ona : Allahumme Salli Ala Ebi Evfa. diye dua etti.}
Buhari (1497-Ter. 1424) Müslim (1078/) Ebu Davud (1590) Nesei (2458 - İbni Mace : 1796
ZEKAT AMİLLERİNİN ZEKAT VERENLERE ZULMETMEMESİ
{ … İbni Abbas r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken ona şöyle buyurdu : Şüphesiz ki sen, ehl-i kitap bir kavme gidiyorsun, onların yanına vardığın vakit önce onları La İlahe İllallah Muhammeden resulullah‘a şehadet ge- tirmeye davet et. Eğer onlar şehadet getirmede sana itaat ederlerse, Allah’ın kendilerine her gün ve gecede beş vakit namaz kılmayı farz kıldığını haber ver.Onlar bu beş vakit namaz kılma hususunda sana itaat ederlerse Allah’ın kendilerine zekatı farz kıldığını, bu zekatın onların zenginlerinden alınıp fakirlerine verileceğini de haber ver. Onlar bu zekat hususunda da sana itaat ederlerse, onların yanında en kıymetli olan malı zekat malı olarak almaktan sakın ve mazlumun bedduasından da kork. Çünkü mazlum ile Allah’ın arasında perde yoktur. }
Buhari : 1496 – ter : 1423 - Müslim : 19/29 - Ebu Davud : 1084 - Nesei : 2434 - Tirmizi : 625 - Darimi : 1/379-384 - İbni Mace : 1783 : İbni Hibban : 156 - İbni Mende : 214-el-iman - Tabarani : 12207-12408-M.Kebir : Dare kutni : 2/136 - Beyhaki : 7/12 - Beğavi : 1557 - Ahmed : 1/233
TAHSİL EDENE KADAR BORÇ PARA ÜZERİNDE ZEKAT YOKTUR
{ … Aişe r.anha dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Borç parada onu alana kadar zekat vermek yoktur. }
İbni Ebi Şeybe : 3/54 - Albani : 784 – İrva
KÖLE’YE VE BİNEĞE ZEKAT YOKTUR
{ … Ebu Hureyre r.a dan Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Müslüman kimseye atı ve kölesi için zekat yoktur. }
Buhari : 1463-Ter 1390 - Müslim (982/8 - Malik 1/277 - Ebu Davud : 1595 - Nesei (2469) Tirmizi (628) Darimi (1/384) İbni Mace (1812) İbni Huzeyme (2285) İbni Hibban (3273) İbn Carud (355) Abdurrezzak (6878) Tayalisi (2527) Humeydi (1073) Ebu Nuaym (8/356) Dare kutni (2/27) Beyhaki (4/117) Beğavi (1073) Ahmed (2/242)
VAKTİ GELMEDEN ZEKAT VERMENİN CAİZLİĞİ
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v Ömer’i zekat toplamak için gönderdi. İbnu Cemil, Halit b. Velid ve Rasulullah’ın amcası Abbas’ın zekatlarını vermediği kendisine söylendi. Rasulullah s.a.v : İbnu Cemil zekattan nasıl imtina edilebilir ki ? O fakir iken Allah kendisini zengin etmişti. Halid’e gelince siz ona haksızlık ediyorsunuz. Halid zırhını ve bütün silahlarını Allah yolunda hap-setmiştir. Abbas b. Abdulmuttalib‘e gelince onun zekatı - daha önce verilmiş olup - bir misli ile beraber benim üzerimdedir, buyurdu ...... }
Müslim : 983/11 - Buhari : 1468-Ter : 1397 : Nesei : 2463-2464
{ … Ali b. Ebi Talib r.a şöyle dedi : Abbas b. Abdulmuttalib, Rasulullah s.a.v’e zekatını henüz vakti gelmeden acele edip ödeme hususunda talepte bulundu. Rasulullah s.a.v de ona bu hususta ruhsat verdi. }
İbn Carud : 360 - Ebu Davud (1624) Tirmizi (679) Darimi (1/385) İbni Mace (1795) Hakim (3/332) Beyhaki (4/111) Albani (857- el-İrva)
ZEKATIN VERİLECEĞİ YERLER
Allah-u teala şöyle buyuruyor : { Sadakalar – yani zekatlar - Allah’tan bir farz olarak fakirlere, miskinlere, zekat amillerine, kalpleri İslam’a ısındırılacak olan-lara, kölelik altında bulunanlara, borçlulara,Allah yolunda cihat edenlere ve yolculara mahsustur. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. } TEVBE : 60
ZENGİNLERE ZEKAT VERİLMEZ
{ … İbni Ömer r.a dan Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Zekat almak, zengin ve uzuvlarında noksan olmayan kimselere helal değildir.}
İbn Carud (363) Buhari (3/329-T.Kebir) Ebu Davud (1634) Nesci (2592) Tirmizi (652) Darimi (1/386) İbni Mace (1893) İbni Ebi Şeybe (3/97/1) Abdurrezzak (71 55) Tayalisi (2271) Dare kutni (2/119) Hakim (1/407) Beyhaki (7/13> Beğavi (1599 - Albani (877 – İrva
EHLİ BEYT ZEKAT AMİLLİĞİ YAPMAZ
{ … Abdulmuttalib b. Rab b. el-Haris rivayet edip şöyle dedi : Rabia b. el-Haris ve Abbas b. Abdulmuttalib toplanıp : - Beni ve Fadl’ı kast ederek - Vallahi şu iki oğlanı Rasulullah’a göndersek, bunlar Onunla konuşsalar, o da bunları zekat üzerine amil tayin etse. Zekat amili kimselerinin yaptıklarını yapsalar, onların aldığı ücreti bunlar da alsalar, şeklinde konuştular. Abdulmuttalib dedi ki : Onlar bu şekilde konu-şurlarken, Ali b. Ebi Talib geldi ve önlerinde durdu. Bu meseleyi ona da söylediler. Bunun üzerine Ali b. Ebi Talib : bunu yapmayın. Vallahi Rasulullah bunu yapmaz dedi. Rabia b. el-Haris itiraz edip : Vallahi sen bunu bize hasedinden yapıyorsun. Sen Rasulullah’ın damatlığına eriştin de biz seni asla haset etmedik dedi. Ali : Peki iki oğlanı gönderin dedi. İkisi çıkıp gittiler, Ali de yan üstü uzandı. Abdulmuttalib dedi ki : Rasulullah s.a.v öğle namazını kıldırınca ondan önce hücresine gidip hücrenin yanında durduk. Nihayet Rasulullah geldi ve kulaklarımızı tuttuktan sonra : İçinizde sakIadığınız şeyleri çıkarın,buyurdu. Sonra hücreye girdi, biz de yanına vardık. Kendisi o gün Zeyneb b. Cahş’ın yanındaydı. Biz her ikimiz de sözü diğerimize havale edip söze başlamasını bekledik. Sonra birimiz şöyle konuştu : Ya Rasulallah ! Sen insanların en iyisisin ve insanlara pek çok iyilikler ulaştırırsın. Bizler buluğ çağına varmış haldeyiz. Biz sana şu zekatlardan bazısına bizleri zekat memuru tayin etmen için geldik. Eğer memur tayin edersen, onların eda ettiği görevi biz de eda ederiz, onların isabet ettiği gelire biz de isabet ederiz dedi. Rasulullah uzun müddet, hatta biz tekrar konuşmak isteyinceye kadar sukut etti. Tam bu sırada Zeyneb, perdenin arkasından bizlere : Rasulullah ile konuşmayın diye işaret etmeye başladı. Bundan sonra Rasulullah s.a.v : Şüphesiz bu zekat amilliği Muhammed’in ailesine yaraşmaz. Sadaka insanların kirleridir. Mahmiyyeyi - Ki bu şahıs ganimetlerden alınan beşte bir gelirin sorumlusu idi - ve Haris b. Abdulmuttalib oğlu Nevfeli bana çağırın,dedi. Bunlar yanına geldiklerinde. Rasulullah Mahmiy-yeye, - Fadl b. Abbas’ı göstererek - : Kızını bu gence nikah et,buyurdu. Mahmiyye kızını FadI’a nikahladı. Sonra Rasulullah Nevfel b. el-Haris’e : Kızını bu gence nikahla,buyurdu. 0 da kızını bana nikahladı. Müteakiben Rasulullah s.a.v Mahmiy-yeye : Bu gençler için kızlara humus malından şu kadar, şu kadar mihir ver, buyurdu. }
Müslim (1072/167 - Ebu Davud (2985) Nesei (2608) Ebu Ubeyd (841) Beyhaki (7/31) Ahmed (17521) Albani (879-el-İrva)
EHLİ BEYTİN ZEKAT ALMASI YASAKTIR
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Ali’nin oğlu Hasan zekat hurmasından bir hurma alıp ağzına koydu. Bunun üzerine Nebi s.a.v : Kıh kıh onu at, dedi. Sonra da : Sen bizim zekat malından yemediğimizi bilmiyor musun ? , buyurdu. }
Müslim (1069/161) Buhari (1491-Ter:1419) Darimi (1/386) Tayalisi (2482) İbni Hibban (3294) Beğavi (1605) Ahmed (2/444)
{ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v’e yiyecek bir şey getirildiğinde, bu hediye midir, yoksa sadaka mıdır diye sorardı. Eğer sadakadır denirse, asha-bına yiyin der kendisi yemezdi. Eğer hediyedir denirse elini ona vurur ashabı ile beraber ondan kendisi de yerdi. }
Buhari (2576-Ter:2373) Müslim (1077/175) İbni Hibban 16382> Beyhaki (7/33) Beğavi (1608) Ahmed (2/492)
{ … Enes b. Malik r.a şöyle dedi : Berire r.a kendisine sadaka olarak verilmiş olan bir et parçasını Rasulullah’a hediye etti. Rasulullah : Bu et Berire’ye bir sadakadır, bize ise bir hediyedir, buyurdu. }
Müslim : 1074/170 - Buhari : 1495-Ter : 1422 - Ebu Davud : 1655 - Nesei : 3454 - İbni Hibban : 5115 - Tayalisi : 1417
DERLEYEN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
