GURABA İSLAM الإسلام الغرباء

Gıybet..

12:40
GIYBET ve İslam toplumunda Açtığı yara
Hamd, ancak Allah'a mahsustur. Salât-ü selâm; Rasûlullah'ın, O'nun Â'li ve Ashabının ve de Kıyamet'e kadar onların yoluna ittiba edenlerin üzerine olsun...Şüphesiz Allah Azze ve Celle insana pek büyük nimetler bağışlamıştır. Bu nimetlerin İslam'dan sonra en büyüklerinden bir tanesi de "dille konuşabilme" kabiliyetidir. İki yönlü silah gibi olan dil; Allah'a itaatte kullanıldığı takdirde Kur'an okumak iyiliği emredip, kötülükten kaçındırmak (emr-i bi'l- ma'ruf, nehy-i ani'l münker) ve mazluma yardım etmek gibi bir çok faydalı işler ortaya çıkar. Bu, aynı zamanda tüm müslümanlardan istenen bir olgu ve nimetin şükrünü eda etmektir. Ancak, şeytanın hizmetinde kullanılırsa, müslümanların saflarını bölme, yalan yanlış sözler sarfetme, kovuculuk yapma, laf taşıma ve müslümanların namusuna sövmekten; Allah ve Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem haram kıldığı şeylerle alay etmeye varabilecek kadar şiddetle kaçınılması gereken kötü durumlar ortaya çıkar ki, bu da bütün müslümanlara haramdır. Başka bir ifadeyle insanın başına gelebilecek en tehlikeli zaraların kaynağı dildir. Haram yemekten, zinadan, hırsızlıktan ve içkiden sakınmak, başarabilse de dile hakim olmak insanlara oldukça güç gelmektedir. Hatta bazıları, insanlar tarafından "dünya meta'ına meyletmeyen, taat ve takva ehli" bilinirlerken; öte yandan, Allah'ın gazabını gerektirecek sözleri aldırmadan şuursuzca sarfedebilmektedirler. Öyleleri var ki, zülüm ve günahtan kaçınmaya hassasiyet gösterirken, diliyle; aman Allah'ım, müslümanların ölüsünü-dirisini keser biçer de, bundan hiçbir kaygı veya endişe duymaz!.. Oysa Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Bir kimse vardır ki, Allah'ı öfkelendiren bir sözü aldırmadan sarfeder de o kelime sebebiyle Cehennemin dibini boylar" buyurmuştur. (Buhari) Dil yarasının gerek fert, gerek toplum olarak Ümmet için çok önemli bir tehlike arzettiğini göz önünüde bulundurarak, Allah'ın yardımıyla böyle bir çalışma hazırladık. Rabbimiz'den, bu çalışmayı müslümanlar için faydalı kılmasını niyaz ederiz. Şüphesiz tevfik Allah'tandır...Gıybet Nedir?Müslim'in rivayetinde, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gıybeti şöyle tanımlamaktadır: "Gıybet nedir bilir misiniz?" Sahabe-i Kiram cevaben "Allah ve Rasûlü en iyi bilendir" dediler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Kardeşin hakkında hoşuna gitmeyeceği şeyleri söylemendir" dedi. Bunun üzerine birisi "Ya söylediklerim onda varsa?" dedi. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem de "Eğer söylediklerin onda varsa gıybet etmiş olursun. Yok, eğer onda olmayan şeyleri söylemişsen iftira etmiş olursun" cevabını verdi. Buradan anlaşılacağı üzere gıybet, insanın, huzurunda olsun veya olmasın bir kardeşini, duyduğu zaman muhakkak surette hoşlanmayacağı bir şekilde anması, tanıtması ya da onda bulunan herhangi bir kusuru dile getirmesidir. Böylece kardeşi hakkında sarfettiği sözler, yaptığı açıklamalar onda bulunuyorsa gıybet, yok böyle değil de onda bulunmayan hususları dile getiriyorsa, bu gıybetten daha büyük bir günahtır.Gıybetin hükmüGıybet, İcma ile haram olan büyük günahlardandır. Ayrıca sosyal hayatta hiç hoş karşılanmayan bir çirkinlik olduğu gibi, müslümanın yapması da kesinlikle yakışık almaz.İslam, gıybeti şiddetle yasakladı, haram kıldı. Çünkü bunda kardeşlik bağlarını koparmak, dostluğu ve muhabbeti gidermek, düşmanlığın ve ayıpların gün yüzüne çıkarılması gibi tehlikeler vardır. Allah azze ve celle, böyle bir günahtan nefret ettirmek için kovucuyu (gıybet edeni), Kur'an-ı Kerim'inde ölü kardeşinin etini yiyen kimseye benzetmektedir:"...Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Sizden birisi, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz..." Hücurât, 12Âyet-i celilede görüldüğü üzere arkasından kardeşini çekiştiren kimse onu cesed halinde iken ısırıp yiyen kimseye benzetiliyor. Bu âyeti tefsir ederken, Allah'ın Rahmeti üzerlerine olsun, İbni Kesir ve İmam Kurtubi "Gıybet, âlimlerin ittifakı ile haramdır" demektedirler.
Aişe radıyallahu anhâ'dan şöyle dediği rivayet olundu: "Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem Safiyye'nin -kısa boylu olmasını kastederek- şöyle şöyle sıfatları yeter dedim." O da, "Ey Âişe, sen öyle bir kelime konuştun ki, eğer deniz suyu ile karıştırılsa denizin suyuna galebe çalar, onu berbat ederdi..." dedi. (Sahihtir, Ebu Dâvud)
Gıybet edenle onu dinleyen eşittirHoşlanarak ve rıza göstererek gıybetçinin sözlerine kulak vermek, gıybet etmekle aynı hükümdedir. Çünkü böyle bir tutum gıybetçiyi teşvik edeceği gibi ona cesaret de verir. Ayrıca ona severek kulak vermek, tasdiklemek gibidir. Dinleyen kişi gıybetçiyi tasdik edip sözünü onaylarsa gıybete ve de günaha ortak olur.
İmam Nevevi rahmetullahi aleyh şöyle demektedir: "Müslüman kimse, gıybet yapıldığına tanık olduğunda müdahele ederek gıybetçiyi azarlayıp sözünden döndürmelidir. Eğer eliyle yapamazsa diliyle mani olamaya çalışmalı, yine de hiçbir şekilde engel olamıyorsa oradan uzaklaşmalıdır. Hocasının, saygı duyduğu bir kişinin ya da irfan sahibi hayırlı bir kimsenin gıybetine tanık olması halinde daha sert bir tavır ortaya koyabilir." (Bkz. el-Ezkâr s.294)
Müslüman kardeşinin gıybetinin yapıldığını duyan kimsenin, yapması gereken iş:Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Kim bir kardeşinin şerefini (ırzını) hedef almış bir gıybete tanık olur da buna engel olursa, onu Cehennem'den kurtarması artık Allah üzerine bir hak olmuştur" buyurmaktadır. (Sahihtir, İmam Ahmed; Bkz. "Sahihu'l- Câmî" s.624)
Kişi neden gıybet eder?
İnsan, nefsine yenik düşüp kötü duyguların galeyâna gelmesi anında, içindeki öfke ve gıybet etme tutkusuna sarılarak, çare amacıyla insanların dedikodusunu yapar ve iftira eder. Başkalarına karşı kin beslemesi sebebiyle kim olursa olsun bu arzusunu teskin edebilmek için başkalarının gıybetini yapar. Bu tür bir hareket kesinlikle müslümanın vasıflarından değildir. Hasetçi ve giybetçi kimse, bir insanın övülmeye başlayıp, birileri tarafından sevilmesini görsün yeter ki! Hemen haset duyguları kabarır. Artık bu gıybetçi, hasetçi, dini ve aklı zayıf kişi, derhal övülen kişiden bu nimeti gidermek ister, buna da güç yetirmediği takdirde artık gıybetini yapmaya başlar. Lakırdı ve eğlence yapan kimselerin birbirlerine eşlik etmeleri, birbirleriyle gevezelik etme esnasında ileri geri konuşmaları derken gıybet, yaltakçılık ve ikiyüzlülük başlar. Gıybetçinin sıfatları
Gıybetçi pis kokuludur.
Cabir radıyallahu anh şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik, derken rüzgar pis bir koku estirdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, "bu koku nedir bilir misiniz?... Mü'minlerin gıybetini yapan kimselerin kokusudur" dedi". (Sahih, İmam Ahmed)Gıybetçi kabir hayatında azap görecektir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem "...Bu ikisi ancak idrara (taharet esnasındaki sıçratmaya) dikkat etmedikleri ve gıybetçi oldukları için azap görüyorlar..." buyurmuştur. (Sahih, Bkz. "e't- Terğib ve't- Terhib") Gıybetçi korkak ve şahsiyetsizdir. Çünkü o, yüz yüze gelip içindekileri söylemeye cesaret edemez. Eğer cesaretli biri olsa, adamın nesi varsa, yüzüne karşı söylerdi.
Gıybetçi alışverişte zarar etmiştir. Gıybetini ettiği kimseye zarar vermek şöyle dursun, aksine ona kendi iyiliklerinden verir. O esnada gıybetini ettiği kimse kazanmakta, hiç ummadığı yerlerden dağarcığını doldurmaktadır.
Gıybetçinin imanı eksiktir. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, "Kişi kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş olmaz" buyurmuştur. (Müttefekun aleyh)
Ey gıybet eden kişi!
Kardeşinin gıybetini yaparken, (hadiste belirtildiği gibi) kendin için sevdiğini onun için de sevmiş olur musun? (Yoksa tam tersi mi olursun?)
Gıybetçi emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker'i eda etmeyi atâlete uğratmaktadır. Eğer davranışlarımızda içtenlik varsa, müslümanlığımızda samimiysek, birisinde bir ayıp gördüğümüz zaman ona iyiliği emreder, kötülüğü nehyederiz. Bunu yapmadığımız takdirde ümmetin hayırlı olma vasfına zarar vermiş oluruz.
Gıybet örnekleri
Gıybet, bazen insanın fiziki yapısını aşağılar surette olur. İnsanın, âmâ ve şaşı olması, tek gözünün görmemesi, çok uzun veya çok kısa olması ya da saçsızlık gibi özrüyle alay etmek sonucu, özür sahibini incitecek sözlerin savrulmasıyla yapılan gıybettir.
Bazen de insanın soyunu küçümseyerek olur.
Bu Acemdir, Kürttür, Bedevidir, Afrika'lıdır, Hindu'dur gibi kişiyi, aşağılama ve küçümseme kastıyla herhangi bir ırka nisbet etmesidir. Bu tür yaklaşım bazen kişilerin, hizmetçilik, berberlik, çöpçülük ve benzeri mesleklerini horlama şeklinde de ortaya çıkmaktadır.Bazen insan ahlakıyla ilgili olur. İnsanlara ahlaksız, cimri, kibirli, korkak, asabi, patavatsız gibi yakışıksız ve çirkin lakaplar kullanarak yapılır.Kimi zaman dini konulardadır. Açıkça günah işlemekten endişe duymaz, Allah'ın azabından sakınmaz, insanlardan utanmaz bir yapıya sahip (bu gibi insanlar için "arkasından çekiştiriyorsun" denemez) olanların dışındaki kimseler hakkında; onların dini yönlerini rencide edecek hırsızlık, yalancılık, zekat hususunda lakaydlık ve ebeveyne isyankarlık gibi sıfatlar nisbet ederek çekiştirmek gıybettir.
Gıybet bazen dünyevi şeylerle alakalıdır. Kişiye, o utanmazdır, insanları alaya alır, gevezedir, uykucudur, göbeklidir gibi yakıştırmalarda bulunurlar ki, bunların tümü gıybettir. Yalan olmayıp gerçeklere uyuyorsa söyleyen kimse gıybet etmiş ve "ölü etini yiyen" kimse durumuna düşerek Allah'a karşı gelmiştir.
Gıybet, yalnızca dille ifade edilerek değil, bazen göz işareti, taklit, kinaye ya da argo tenkitler gibi diğer bir tarafın aşağılandığı izlenimini uyandıran bütün şekil ve hareketlerle de olur. Bunların da cümlesi haramdır ve (Allah'a sığınırız) gıybet hükmündedir.
İnsanlar arasında gıybet olmadığı sanılan, fakat gerçekte gıybet olan durumlar:Kişi kardeşinin hoşlanmadığı birşeyi o yokken dile getirir; fakat birisi, ona bu tavrından vazgeçmesini söylediği zaman "bu sözleri onun önünde de söylemeye hazırım" der. Bu iddia onun gıybetini yapabilmesi için yeterli bir neden değildir. Çünkü onu arkasından hoşlanmayacağı bir tarzda çekiştirmiştir. Bu da gıybetin ta kendisidir. "Aynı sözleri önünde de söylemeye hazırım" gerekçesine gelince, böylesi bir durumda mübah olacağına dair hiçbir delil varid olmamıştır. "Bazı kimseler ya da bazı fakihler şöyle şöyle yaptılar" şeklinde onları rencide etmeyi amaçlayan ifadeler kullanıldığında, bu sözleri duyan kimse konuşmalarla neyin kastedildiğini anlarsa gıybet olur. Kendisine bir kardeşinin halinden sorulduğunda, "sen de kimi soruyorsun!", "Allah bizi ıslah etsin!", "Allah bizi affetsin!", "Allah selamet versin!" gibi o şahıstaki bir takım eksiklikleri hatırlatır vaziyette sözler dile getirmesi de gıybettir. "Yahu hepimiz böyle yapıyoruz", "falanca kişinin başında şöyle bir hal var" gibi sözler de bu kabildendir. "Bu küçüktür...gıybeti caizdir..." Bu sözler gerçekten garip ve tuhaftır! Böyle bir sözün gıybet olmadığını iddia edenin geçerli bir delil getirmesi de zorunludur! Günahkar olan birinin kolayca gıybetinin yapılması da çokça görülmektedir. Oysa her günaha girenin gıybeti yapılacaktır diye bir esas yoktur. Böyle olsaydı, her müslümanın gıybeti caiz olurdu. Zira hiçbir mü'min yoktur ki, günahı olmasın. Birinin diğerine, hoşuna gitmediği halde, "efendim sultanım", "âl-i cenapları" gibi sözleri, üstelik hafife alma ya da kusur görme kastıyla söylemesi doğru değildir. Çünkü tüm bu ifadeler, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem "...Kardeşini hoş görmeyeceği bir tarzda dile getirmen gıybettir" sözü dahilindedir.
Gıybetten nasıl kurtulabiliriz?
Gıybetten kurtulmanın iki çaresi vardır:
Öncelikle; kişi, gıybete son verdiğine dair Allah'a gerçekten tevbe etmeli ve bilmelidir ki; ne şekilde gıybet ederse etsin, Allah'ın gazabına sevaplarının alınıp gıybetini ettiği kimseye verileceğini de unutmamalıdır...
O halde insan, Allah'a tevbede acele etmeli ve önceden yapmış olduğu gıybetlerden dolayı pişmanlık duyup tekrar böyle şeyler yapmamaya azmetmelidir. Ayrıca Allah'tan bağışlanma da dilemelidir. Hakkında yapmış olduğu gıybet, sahibinin kulağına gittiği takdirde bunun keffareti olarak kendisinden özür dileyip kusurunu bağışlamasını istemelidir.
Gıybeti yapılmış olan kimse, bütün bunları gerçekten duymamış ise, gıybet eden kimse bağışlanması için Allah'a dua etmeli, ayrıca hakkında söylemiş olduğu kötü sözler miktarınca ona övgülerde bulunup Allah'tan onu affetmesini niyaz etmelidir.
Gıybetçinin yapmış olduğu gıybet, çok üzüp ağır gelmediği müddetçe gidip gıybetini yaptığı kişiyi bundan haberdar etmesi gerekmez. Çünkü, karşısındakinin kalbinde bir ukde kalır. Her iki durumda da kimlerin yanında gıybet etmişse, onlara bu sözlerinden vazgeçtiğini duyurmalıdır. Aynı hataya düşmemek için kendi nefsini şiddetle uyarmalıdır.
İkinci çare:
Kendisini gıybet etmeye sevkeden etkenin ne olduğunu araştırıp çareye buradan başlamalıdır. Akıllı insan, kendisini gıybete ileten sebepleri ele alır ve kendisni çözüme ulaştıran hamleyi yapar. O başkasının kusurlarından ziyade kendi kusurlarıyla meşgul olmalı, dilini kötü olan herşeyi konuşmaktan korumalıdır. Ancak bu şekilde dünya ve ahirette kurtuluşa kavuşabilir.
Gıybetin meşru olduğu haller
İmam Nevevi rahmetullahi aleyh "el-Ezkâr" adlı eserinde şunları belirtmektedir:
Şer'i bir gaye için gıybet caizdir. Bu da şu altı meselede toplanmıştır.
1- Zulme uğrama halinde.Zulme uğrayan kimse hakime, ilgili makamlara, ya da velisi konumunda bulunan kimselere uğradığı haksızlığı anlatabilir. Orneğin, "falanca kişi, bana şöyle şöyle yaptı" ya da "rüşvet almakla bana haksızlık etti" gibi. Bu şekilde zalimin bütün hainliğini dile getirebilir.
2- Günahların ve kötülüklerin düzeltilmesi hususunda yardımlaşmada. Mesela, içki içen birisini gören kimse gider, yetkili mercilere şikayet eder, toplumun ıslahı için yardım talep eder.
3- Fetva istemede.Birisi müftüye, "bana falanca kişi kötülük yaptı", "babam, kardeşim bana şöyle şöyle davrandı" ya da "onların şu şu kötü halleri var" diyebilir ve daha bunun gibi (söylemesi gereken) tüm olumsuzlukları dile getirebilir.Ebu Süfyan'ın karısı Hind, Peygamberimiz'e sallallahu aleyhi ve sellem gelerek şöyle der: "Ebu Süfyan cimri bir adamdır..." (Buhari) Bu hadis-i şerif de konuya açıklık getirmektedir.
4- Müslümanları güvenceye almada.Peygamberimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem sünnetini korumak için; hadisçilerden yalancı olanları, bu konuda güvenilir (sika) olmayanları, sözlerine itibar edilmeyenleri dile getirmek gibi bir durumda bilgi istenebilir. Hadis senedinin sıhatindan emin olabilmek için güvenilir bir uzmana hadisçinin (ya da râvinin) kişiliği sorulabilir. İstişare etmek için de bir şahsa akraba, ortak veya komşu olan birisinden bilgi istenebilir. Onların da o kimsenin halini söyleyebilirler.
5- Günah ve bid'atleri açıkça işlemekten çekinmeyen bir kimsenin halini, kendisine komşu olacak birisine bildirmek ve onu uyarabilmek için bilgi verilebilir. Başkalarına da özel bir sebep olmadıkça söylenmez.
6- Tanıtma sebebiyle: Kişileri, ayıplama ya da küçük görme kastı olmaksızın, (sağır ya da kör gibi) tanındıkları lakapların kullanılması. Böyle bir durumda, bu şahısların lakapları dışında bir isimle tanınmıyor olmaları gerekir.
Gıybetin kaçınılmaz olduğu hallerde gözetilmesi gereken hususlar
Sadece Şer'i bir mazeret için bu yola başvurduğu hususunda gerçekten çok samimi bir niyet içinde olmak. Yalnız, herhangi bir şüpheye düşmemek için, mümkün olduğu kadar şahısların belirtilmemesi gerekir.Probemlerin çözülmesinde gerçekten bir fayda elde edebilmek için sadece doğrular söylenmelidir. Böyle bir çareye başvurmakla, faydadan çok zararın ortaya çıkmayacağından ve müslümanlara zarar verecek bir fitnenin yayılmayacağından emin olunması gerekir. Gıybetten daha kötüMüslümanların kendisiyle imtihan oldukları musibetlerden bir tanesi de kişinin, günah veya ayıp olmayan bir konuda kardeşinin gıybetini yapmasıdır. Oysa, helal ve haramı belirlemek yalnız Allah ve Rasûl'üne aittir. (Bu da kalkıp -öyle olmadığı halde kendince sakıncalı veya haram gördüğü bir konuda insanları yargılayarak, onların gıybetini yapıyor.)Örneğin, gücü yetmesine rağmen lüksten kaçınan, mütevazi ve basit giyinen birine "bakın şu cimriye, dünyanın süsünü kendisine haram kılmış...", "dinimizi ne hale getirdiler" gibi sözler ya da bunun tam tersi türünden sözler, veya Allah bir kuluna ev, araba verdiği zaman da, "şuna bakın, müslümanlar hakkında Allah'tan korkmuyor, evinde oturuyor, arabaya biniyor, müslümanları da hiç düşünmüyor" gibi ifadeler kullanıyorlar. Oysa tüm bunlar söylenmeden önce, bu kimsenin nasıl davrandığının bilinmesi ve bu kimse hakkında, ağır konuşmak acaba doğru mu, değil mi diye iyice düşünmek gerekmez mi?Bir de onların durumlarını başkalarına gösterip ibret ve öğüt vermeye çalışıyorlar! O, cimri diye gösterilen kimsenin Allah yolunda harcayıp harcamadığını bile bilmeden... Allah, insana güzel bir nimet verdiği zaman ondan istifade etmek mi gerekir, yoksa onu geri çevirmek mi? Neden böyle ileri geri konuşarak müslümanlara hakaretler yağdırırlar ki?Allah'tan güven diliyor, bilgisizlikten ona sığınıyoruz...
Gıybetle mücadele en faziletli cihad türlerindendir
Birçok kimse bu sözü duyduğunda şaşırıyor! Oysa, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:"Cihadların en üstünü, kişinin nefsine ve tutkularına karşı direnmesidir." (Bkz. "Sahihu'l-Camî") Bir diğer hadiste ise;"Mücahid; Allah için kendi nefsiyle mücadele etmeye özen gösterendir" (a.g.e, h.6679) buyurulmaktadır.
Evet, gıybeti önlemede gösterilen çaba cihaddır. Hatta cihad türlerinden en üstünlerindendir. Çünkü düşmanlarla yapılan cephe savaşı belli bir zaman sürmektedir. Ancak nefse karşı bu cihadın sürdürülmesi ömür boyu zorunludur.
Son olarak.
Elbette Peygamberler dışındaki tüm insanlarda birçok ayıp ve kusur vardır. Bazılarının hata ve kusurları nitelik ve tehlike açısından da son derece farklıllık arzedebilir. Ancak kişi için en hayırlı olanı kendi kusur ve yanlışlarıyla ilgilenmesi, onları ıslaha çalışmasıdır. Ne mutlu insanlarınkini geçip yalnız kendi kusur ve günahlarıyla uğraşanlara...
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in şu hadisini her zaman hatırlamakta ise gerçekten fayda vardır:
"Ey kalbine iman girmediği halde dili ile iman ettiğini söyleyenler! Müslümanların gıybetini yapmayınız. Onların gizli hallerinin ardına düşmeyiniz! Kim onların gizli halleri peşine düşerse, Allah da onun gizli halleri peşine düşer. Allah kimin gizli halleri peşine düşerse, -nerede olursa olsun-, hatta evi içinde onun sırlarını açık eder." (Sahih, Ebu Dâvud)
Anlayış sahibi biri, gıybeti şu şekilde tanımlarken ne kadar da doğru söylemiştir: "Gıybet, günahkarların konuk sofrası, kadınların otlağı, pis ruhlu insanların gıdasıdır." Allah Azze ve Celle, bizleri dillerimizin kaypaklığı ve Cehennem azabından korusun. (Amîn)
Yüce Allah'tan yazımızı okuyan herkese faydalı kılmasını niyaz eder, ayrıca bu kimselerin başkalarına da böyle tavsiyelerde bulunmalarını rica ederiz.
Zira, iman edip salih amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler hüsrâna uğramaycaklardır...Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmain
VE'L-HAMDÜ Lİ'LLÂHİ RABBİ'L-ALEMİN

Ebu Muaz - darussunne
Read On 0 yorum

Allah Şirki Bağışlamaz..

12:38
ALLAH AZZE VE CELLE, KENDİSİNE ŞİRK KOŞULMASINI ASLA BAĞIŞLAMAZ

Şeytan müslümanları saptırmaya ve kötülükleri onlara güzel göstermeye uğraşır. Allah Teâlâ onun hakkında şöyle buyurur:( (Şeytan) “Yemin ederim ki kullarından bir pay edineceğim” dedi) [1] Ve ondan şöyle bahseder:((İblis dedi ki: ) “Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolun üstüne oturacağım. Sonra elbette onlara önlerinden arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın” dedi )[2] Şeytan insanı adım adım fesada yürütür de o bunu hissetmez. Allah Teâlâ, şeytanın adımlarına uymayı yasaklayarak (Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah, işitir ve bilir )[3] buyurur.
Şeytanın insanı içine düşürmeye uğraştığı en tehlikeli durum şirktir. Çünkü o, Allah Teâlâ’nın şirki asla affetmeyeceğini bilir. Allah Teâlâ buyurur ki : (Allah, kendisine ortak koşullanmasını asla bağışlamaz; Bundan başkasını dilediği kimse için bağışlar.)[4]
Şeytan, şirkin gerçek şeklini emrederek yaklaşmaz. Şirke götürecek bazı amelleri süsleyerek getirir. Şirk, Nuh aleyhisselam’ın kavmi arasına şöyle girmeye başladı: Onların kavminde bazı salih insanlar vardı. Bunlar ölünce şeytan, onlara (Nuh aleyhisselam’ın kavmine) ölen salih insanların resimlerini yapmayı, bu resimleri gördükçe ilmi ve salih ameli hatırlasınlar ve bunun için gayret göstersinler bahanesiyle güzel gösterdi. Sonra onlardan sonraki nesil geldi. Şeytan onlara “Babalarınız bu resimleri elbette zorluk anında onlardan yardım istemek ve musibet anında onlara sığınmak için yaptılar” dedi. Ve onlar, Allah’dan başka (bu salih kullara ibadet edinceye kadar) şeytan bu oyuna devam etti.
İnsanlardan bir çoğu cehaletleri nedeniyle Allah Teâlâ’ya şirkte onları tehlikeli bir noktaya götüren büyük hatalara düşer. Bazılarının, “Ya Seyyidi Hüseyn”, “Ya Seyyideti Zeyneb” “Ya Bedevi” , “Ya efendim Falan; isteğime cevap ver, sana sığınırım. Senden yardım dilerim. Hastama şifa ver. Kaybımı bana döndür. Beni çocukla rızıklandır. Düşmanıma ya da bana zulmedene karşı yardım et..” demeleri gibi.
Kabre secde etmek, kabrin yanında kılınan namaza daha fazla değer vermek bu kabildendir. Kabre doğru kılınan namazı kıbleye karşı kılınan namazdan daha faziletli görür. Veya kabri tavaf etmeyi, Kâbe’yi tavaf etmekten daha üstün görür.
Bütün bunlar, bilindiği üzere Allah’ın dininde şirktir. Akıllı bir insan nasıl olur da ölü birine sığınır veya ondan yardım ister. Şayet onun, kendisi için birşey yapmaya gücü yetseydi ölmezdi. Bu veli ya da salih kişi; yere O’ndan daha hayırlısının ayak basmadığı, semânın O’ndan daha hayırlısını gölgelemediği Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’den daha mı hayırlı?! Allah Teâlâ, O’na ümmetine bildirmesini emrederek şöyle buyurmuştur: (De ki: Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeciyim) [5] Ve yine Allah Teâlâ şöyle buyurur: (De ki: Doğrusu ben size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim. De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah’a karşı beni kimse himaye edemez. O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam) [6]
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem dahi kendisine fayda veya zarar veremediği halde, O’nu Allah Teâlâ’dan kurtaracak biri bulunmadığı halde; başka birinin fayda ve zarar vereceğine inanılır mı!? Allah, müslümanı böyle inançlardan sakındırsın!
Allah Teâlâ buyurur ki: (Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar ne de fayda verebilecek şeylere ibadet ediyorlar ve ‘Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır’ diyorlar.)[7]
Bu, müşriklerin putlar karşısında takındıkları tavırdır. Müslümanın, müşriklerin yaptığını tasdik etmesi, ölü olmalarına rağmen evliyadan ve salihlerden şefaat istemesi doğru olur mu?!...
Allah Teâlâ; velilere ve putlara , sadece kendilerini Allah’a yaklaştıran vasıtalar oldukları için ibadet ettiklerini öne süren müşrikler hakkında (O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler, ‘Onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz’ derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir Allah şüphesiz, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.)[8] buyurur. Allah Teâlâ’nın sözüne iman eden bir müslümanın Allah’ı bırakıp velilere ve salihlere dua etmesi ve bu yaptığına müşriklerin sözünden delil getirmesi uygun olur mu?!..
Allah Teâlâ, Allah’dan başka dua edilenlerin tümünün, acizliğini ve zayıflığını bildirerek buyuruyor ki: (Allah’ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler) [9] Allah Teâlâ; “Onlar size yardım etmeye güç yetiremezler, hatta kendi nefislerine bile yardım edemezler” dediği halde akıllı müslüman onların (velilerin ve ölmüş salihlerin) Allah’dan başka yardım ediciler olduğunu tasdik eder mi?!.. Kim böyle derse Allah’ı yalanlamıştır. Kim de Allah’ı yalanlarsa- namaz kılsa, oruç tutsa ve müslüman olduğu zannedilse bile- kafir olur.
Peygamberlerin ve ademoğlunun efendisi sallallahu aleyhi ve sellem; O ki, Kıyamet günü büyük buluşma yerinde şefaat hakkı kendisine verilmiştir, tüm insanlar, topluca - nebiler ve rasuller dahi- makamının büyüklüğü derecesinin yüksekliği ve mevkisinin yüceliği dolayısıyla sancağı altındadır; buna rağmen yakınlarına bir fayda sağlamaya gücü yetmez.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Safâ’ya çıkıp ne söylediğini bilmiyor musun? Buhari, Sahihi’nde İbnu Abbas’dan ve Ebu Hureyre’den rivayet etti. Dediler ki: Allah , (En yakın akrabalarını) uyar ayetini indirince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem kalktı ve dedi ki : “Ey Kureyş topluluğu! - veya benzeri bir kelime- Nefislerinizi satın alınız. Allah’dan gelecek bir şeyi sizden savamam. Ey Abdi Menaf oğulları! Allah’dan gelecek bir şeyi sizden savamam. Ey Abdül Muttalib’in oğlu Abbas! Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam Ey Allah Rasulü’nün - sallallahu aleyhi ve sellem- halası Safiyye! Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam. Ey Muhammed’in- sallallahu aleyhi ve sellem - kızı Fatıma! Malımdan dilediğin kadarını benden iste. Allah’dan gelecek bir şeyi senden savamam”[10]
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, amcasına, halasına, kızına bile fayda veremediği halde başkalarına nasıl fayda verebilir?
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem amcası Ebu Talib için kendisine yardım ettiği ve O’nu barındırdığından dolayı tevbe dilemeyi gönlünden geçirince Rabbi O’nu bundan menetti ve buyurdu ki: (Cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah’a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır, ne de inananlara) [11]
Ve; Allah Teâlâ, amcasının hidayetine olan arzusunu görünce O’na (Sen sevdiğini hiyadete erdiremezsin, bilakis Allah dilediğini hidayete erdirir ve hidayete erecek olanları en iyi O bilir) [12] buyurdu.
Sakın cahillerin Allah’dan başkasına yaptığı dua seni aldatmasın. (Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan) [13] Sadece Allah’a dua et. Yalnız Allah’a güven ve ancak Allah’dan yardım iste ve O’ndan yardım bekle. Bil ki, Allah Teâlâ sana herşeyden daha yakındır. Allah Teâlâ buyuruyor ki (Kullarım sana, beni sorduğu vakit de ki, muhakkak ben (onlara) yakınım. Dua edenin duasını, bana dua ettiği anda işitir, ona icabet ederim)[14] Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in amcasının oğlu Abdullah bin Abbas’a yaptığı tavsiyeye kulak ver. Ona şöyle demişti: “Dilediğin zaman Allah’dan dile, yardım istediğin zaman Allah’dan iste. Ve bil ki, millet sana bir şeyle fayda vermek için toplansa Allah’ın senin için yazdığından başka fayda veremezler. Ve sana bir şeyle zarar vermek için toplansalar Allah’ın senin için yazdığının dışında bir zarar veremezler. Kalemler kaldırıldı ve sayfalar kurudu” Bundan sonra, aziz kardeşim, hiç bir kimsenin aksine bir delili olur mu? Allah’ın ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in sözünden sonra, - kim olursa olsun- başka birinin sözü kabul edilir mi?
Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabına öğrettiği önemli dualar var. Bunlar faydalı dualardır. Bunları öğrenmen, ezberlemen ve bu dualarla amel etmen gerekir. İşte onlardan bazıları:
“Allah’ım! Belânın zorluğundan, sürekli mutsuzluktan kötü kaderden ve düşmanların eğlencesi olmaktan sana sığınırım”
“Allah’ım! İşlerimin esası olan dinimi ıslah et. Geçimim içinde olan dünyamı ıslah et. Döneceğim yer olan ahiretimi ıslah et. Her tür hayır için hayatımı artır ve, ölümü benim için tüm kötülüklerden kurtuluş kıl”
“Allah’ım! Senden hayrın hepsini, er ve geç olanını bildiğimi ve bilmediğimi dilerim. Ve şerrin hepsinden, er ve geç olanından , bildiğim ve bilmediğimden sana sığınırım. Allah’ım! Kulun ve peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem’in senden istediği hayrı istiyorum senden... Ve, kulun ve peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem’in sana sığındığı şerden sana sığınıyorum. Allah’ım! Senden, cenneti ve ona yaklaştıracak söz ve ameli dilerim. Cehennemden ve ona yaklaştıracak söz ve amelden sana sığınırım. Bana takdir ettiğin her kaderi benim için hayırlı kılmanı dilerim.”
“Allah’ım! Beni (her halimde), kalkmamda, oturmamda ve yatmamda İslam ile muhafaza et. Düşmanı ve hasetçiyi benimle sevindirme. Allah’ım! Senden, hazineleri senin elinde olan tüm hayırları isterim. Ve, hazineleri senin elinde olan tüm şerlerden sana sığınırım.”
“Allah’ım! Yâ Allah! Sen ki; birsin, teksin. Samed’sin. Doğmamış ve doğurmamışsın. Hiç bir benzeri olmayansın. Senden günahlarımı bağışlamanı dilerim. Şüphesiz sen, Ğafûr ve Rahîm’sin”
“Allah’ım! Senden dilerim, ki hamd sanadır. Yalnız senden başka ilah yoktur. Sana ortak yoktur. Çok ihsan edensin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden!.. Ey celal ve ikram sahibi!.. Ya Hayy, Ya Kayyum!.. Senden cenneti dilerim ve cehennemden sana sığınırım.”
“ Allah’ım! (Bana bağışladığın) nimetin zevalinden, afiyetin tersine dönmesinden; cezanın ansızın gelmesinden ve her türlü gazabından sana sığınırım”
Şayet sana gam, keder veya üzüntü isabet ederse Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tavsiye ettiği şu sözleri söyle:
“Azîm ve Halîm olan Allah’dan başka ilah yoktur. Yüce Arş’ın Rabbi olan Allah’dan başka ilah yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve Kerîm Arş’ın Rabbi olan Allah’dan başka ilah yoktur”
“Ya Hayy, ya Kayyum! Rahmetinle yardım dilerim. Tüm işlerimi ıslah et ve beni göz açıp kapayıncaya kadar nefsime bırakma”
“(Allah’ım!) Senden başka ilah yoktur. Seni her tür noksanlıktan tenzih ederim. Ben (nefsine) zulmedenlerdenim”
“Allah’ım! Ben senin kulunum. Kulunun oğlu, kadın kulunun çocuğuyum. Alnım senin elindedir. Hakkımda hükmün geçerlidir. Benim hakkımdaki kazân adalettir. Kendini isimlendirdiğin, Kitabında indirdiğin, kullarından birine öğrettiğin veya yanındaki gayb ilminde kendine has bıraktığın sana ait her isimle Kur’an’ı; kalbimin baharı, göğsümün nuru, hüznümün ortadan kalkması ve kederimin gitmesi (için vesile) kıl”
“Allah’ım! Dünya ve ahirette senden af ve afiyet isterim. Allah’ım! Dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında senden af ve afiyet isterim. Allah’ım; kusurlarımı gizle ve korkularımdan emin kıl. Allah’ım! Beni; önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan, üstümden koru. Yere batırılarak altımdan helak edilmekten sana sığınırım.”
[1] 4 / en-Nisâ / 118
[2] 7 / el-A’râf / 16- 17
[3] 24 / en-Nûr / 21
[4] 4 / en-Nisa / 48
[5] 7 / el-A’raf /188
[6] 72 / el-Cinn / 21- 22
[7] 10 / Yunus /10
[8] 39 / ez-Zümer / 3
[9] 7 / el-A’raf / 197
[10] Buhari; bkz. Feth’ul Bari (8/385) , Müslim (206)
[11] 9 / et-Tevbe /113
[12] 28 / el-Kasas / 56
[13] 25 / el-Furkan / 58
[14] 2 / el-Bakara / 186

Ebu Muaz - darussunne
Read On 0 yorum

İslama Göre Dost ve Düşman..

12:37
İSLAMİ AÇIDAN DOST VE DÜŞMAN

Bugün ümmetin ihtimam göstermesi gereken konuların en önemlisi akide konusudur. Arka arkaya başına gelen olaylar karşısında, tüm milletlerin birbirlerini aleyhine teşvik ettiği bir durumda ve küfür milletlerinin hepsinden gelen apaçık, çığlık çığlığa bir düşmanlık önünde bu ümmetin akidesine özen göstererek tashihine, saf ve temiz olmasına dikkat etmesi gerekir. Doğru itikat ümmete diğer milletler karşısında üstünlük kazandırır. Zayıflamasını ve küfür milletleri içerisinde -planlandığı ve istenildiği gibi-eriyip gitmesini önler. Hedefini birleştirir. Husumetini, kendisini gözetleyen düşmanlarına yöneltir. Düşmanlarının planları ve niyetleri hakkında isabetli görüş kazandırır. Akide, bu ümmeti tüm ümmetlerden üstün kılarak onlardan ayırır.
Akidenin en önemli konularından biri de ümmetin varlığını koruyan, küfür milletleri içerisinde eriyip gitmesini önleyen, ona birlik ve bütünlük kazandıran velâ / dostluk ve berâ / düşmanlık konusudur. Düşmanlar, velâ ve berâ inancını müslümanların hayatından silmeye çalıştılar. Bu uğurda bütün vasıtaları kullandılar. Ama nerede?!. Allah Teâlâ her müslümana, yahudi ve hristiyanların yolundan hergün en azından onyedi kere Allah’a sığınmasını vacip kıldı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Fatihatü’l Kitab’ı okumayanın namazı yoktur”[1]
Müslüman toplumlardan bir çoğuna yapılan baskı ile bu akidenin ortadan kalkacağını zannediyor musun? Öyle ki onlar, gece ve gündüz (Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil) ayetini okuyorlar. Yani gazaba uğrayanların yolundan başkasına... Onlar, hakkı bilen ve bildiği ile amel etmeyen yahudilerdir. Ve sapıtanlarınkine de değil... Onlar da sapıklıkla ve cahilce Allah’a ibadet eden hristiyanlardır. Her müslümanın elinde bulunan Aziz Kitab’ın ayetleri müslümanları herhangi bir kafirle dostluk anlaşması yapmanın ötesinde kafirlere meyletmekten, onlara güvenip itimat etmekten ya da onları tasdik etmekten sakındırıyor. Küfrünün rengi ve cinsi ne olursa olsun! Kur’an; ibadet tevhidini, muvalât / dostluk kurma ve muadât / düşman olma konularını tüm yönleriyle açıklamıştır. Sonuçta bu ümmet üstünlük kazanmış, bütün hal ve işlerinde tek bir vücudu temsil eder olmuştu. Kafire olan güven bitmiş; kafirin haberlerini, vaadlerini ve sözlerini doğrulamak geçmiş müslüman toplumda ortadan kalkmıştı. Velâ ve berâ inancının yok olması halinde ya da zayıflaması ve insanların onun hakkında bilgisiz kalması durumunda müslümanlar hep düşmanlarına meylettiler. Düşmanları da onları azabın en kötüsü ile karşıladı ve değerlerini ayaklar altına aldı. Buna ilim ehli; eğitim, öğretim ve uyarı yoluyla karşı koyar. Onların bu yönde ortaya koyduklarından bazıları şöyledir:
Birincisi: Müslüman, Allah’ın Kitabı’nda kafirin müslümanlar önünde iki işten vazgeçmeyeceğini okur: Ya ölümün en kötüsüyle müslümanı öldürmek ya da onu dininden döndürmek... (Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki o zaman ebediyyen iflah olmazsınız.)[2]
İkincisi: Şuurlu müslüman; kafirlerin bizimle savaşa, bize hakâret etmeye ve eziyet vermeye devam ettiğini bilir. Silahlar, planlar ve oynanan oyun değişse bile... Onların arzu ve istekleri bitip tükenmez. Tâ ki bizi- güçleri yeterse- dinimizden döndürünceye kadar. Allah Teâlâ buyurur ki; (Onlar, eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kafir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar)[3]
Üçüncüsü: Yahudi ve hristiyanlar; her ne kadar onları kabullensen de, haklarından vazgeçerek onları memnun etmeye çalışsan da, zillete ve hakirliğe razı olsan da senden tâ ki onların ümmetine tabi olup dininden, akidenden ve kendi ümmetinden ayrılıncaya kadar razı olmayacaklar. Allah Teâlâ buyurur ki: (Sen onların dinine uyuncaya kadar ne yahudiler, ne de hristiyanlar senden razı olurlar.)[4]
Dördüncüsü: Onlar bize dostluk ve şefkat gösterseler, haklarımızı yerine getirme konusunda istekli görünseler bile bu sadece dilleriyledir. Davranışları ve kalpleri ise bize karşı buğza ve düşmanlığa şartlanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.) [5]
Beşincisi: Onlar, bizi zarara sokmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Üzerimize felaketler ve musibetler indikçe bu onların sevincini, mutluluğunu ve neşesini doruğa çıkarmaktadır. Onların hallerini iyi araştıranlar bunun yayınlarından ve kendi ağızlarından çıktığını görür. İçlerinde sakladıkları (düşmanlık) ise daha büyüktür. Allah Teâlâ buyurur ki:(Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.) [6] Fenalık etmek; yani bozgunculuk yapmak. Yani sizi ifsad etmekten geri durmazlar. Ve Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiç bir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.) [7]
Allah Teâlâ, onların birbirleri ile başbaşa kalınca kin ve öfke çeşitlerinin en şiddetlisini bize karşı kuşandıklarını haber verir: (Kendi başlarına kaldıklarında size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar.) [8] Bilinir ki, insan öfkelendiği zaman parmağını ısırır. Lakin onlar, bize olan buğzlarının ve öfkelerinin şiddetinden tüm parmaklarını ısırıyorlar.
Altıncısı: Kafirleri dost edinme konusunda çocuklara ve akrabalara karşı yükümlülüğü mâzeret göstermek geçerli değildir ve kabul edilmez. (Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi besleyerek onları dost edinmeyin) [9] Sonra Allah, çocukları ve malları mâzeret olarak ileri sürenin kaygısını bildirerek şöyle buyurur: (Kıyamet günü yakınlarınız ve çocuklarınız size fayda vermezler. Çünkü Allah aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görendir.) [10]
Yedincisi: Kafirler; aralarında ihtilaf etseler de, aralarında anlaşmazlıklar ve çatışmalar gerçekleşse de bu ümmete karşı savaş ve düşmanlıkta toplanır ve birleşirler. Onlar, bu durumda tek bir ümmettir. Biri diğerine sahip çıkar. Mü’minler birbirlerine sahip çıkıp birleşmeyince de büyük karmaşalar ve fitneler ortaya çıkacaktır. (Kafirler de bir kısmı bir kısmının yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah’ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur.) [11]
Sekizincisi: Huzeyfe- radıyallahu anh- dedi ki: Sizden biriniz, şu ayette bildirildiği gibi, farkında olmadan yahudi ve hristiyan olmaktan sakınsın. (Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete eriştirmez.) [12]
Allah Subhanehu ve Teâlâ, kâfir oldukları zaman babaları ve kardeşleri dahi dost edinmeyi yasakladığı halde başkaları nasıl dost edinilebilir?!. Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) veli (dost) edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin kendileridir.) [13] Ve Allah Teâlâ; oğul veya kardeş dahi olsa kafirleri sevmekten sakındırır. Buyurur ki: (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir toplumun düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir.) [14]
Kafirlerle dostluğun, sevginin ve muhabbetin göstergesi bir kısım ilim ehlinin şu şekilde bildirdiği şeylerdir:
1) Ahlakta, giyinişte ve başka şeylerde onlara benzemek. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Kim bir kavme benzerse onlardandır.”[15]
2) Müslümanlara karşı kafirlerle yardımlaşmak ve onlarla birlikte hareket etmek. Bu, kişinin müslümanlığını bozan ve onun İslam’dan çıkmasına yol açan sebeplerdendir.
3) Kafirleri, müslümanların sırlarına vakıf olacakları makamlara idareci yapmak. Ve yine, onları sırdaş ve müsteşar edinmek.4) Bayramlarda ve özel günlerde onlara katılmak, yardım etmek veya onları kutlamak.[16]
[1] Müslim, Ubâde b. Es Sâmit’ten rivayet eder. (394)
[2] 18 / el-Kehf / 20
[3] 2 / el-Bakara / 217
[4] 2 / el-Bakara / 120
[5] 2 / el-Bakara / 8
[6] 3 / Âli Imran / 118
[7] 3 / Âli Imran / 120
[8] 3 / Âli Imran / 119
[9] 60 / el-Mumtehıne / 1
[10] 60 / el-Mumtehıne / 3
[11] 8 / el-Enfâl / 73
[12] 5 / el-Mâide / 51
[13] 9 / et-Tevbe / 23
[14] 58 / el-Mucadele / 22
[15] Ebû Dâvud (4031) , Ahmed; Müsned (2/50)
[16] Bkz. El-Fevzan’ın, El-Velâ ve’l-Berâ isimli eseri

Ebu Muaz - darussunne
Read On 0 yorum

Aşure Orucunun Fazileti..

12:36
Âşura Orucunun Fazileti
Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah'adır. Salât ve selâm, Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, âlinin ve ashabının hepsinin üzerine olsun.
Hiç şüphe yok ki Allah Teâlâ'nın kulları üzerindeki nimetlerinden birisi de, onlara mükâfatlarını vermek ve onları lütfundan fazlalaştırmak için günler ve aylar boyu hayır ve bereket mevsimlerini birbiri ardınca peşpeşe onlara bahşetmesidir. Mübârek hac mevsimi biter birmez, onu kıymetli ay olan Allah'ın Muharrem ayı takip etmiştir.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللَّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأَفْضَلُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلاَةُ اللَّيْلِ } [ روا مسلم ]
"Ramazan'dan sonra en fazîletli oruç, Allah'ın Muharrem ayı orucudur.Farz namazlardan sonra en fazîletli namaz ise, gece namazıdır."[1]
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Muharrem ayını, Allah'ın ayı olarak adlandırması, bu ayın şeref ve fazîletine delâlet eder.Çünkü Allah Teâlâ, yarattığı kimi varlıklara özellikler verir, kimisini de kimisinden üstün tutar.
Hasan Basrî -Allah ona rahmet etsin- Muharrem ayı hakkında şöyle der:
"Allah Teâlâ seneyi, mukaddes bir ayla açmış, yine mukaddes bir ayla sona erdirmiştir. Allah katında 12 ay içerisinde kudsiyeti Ramazan ayından daha büyük başka bir ay yoktur."
Âşûrâ orucunun fazîleti hakkında ise Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
{سُئِلَ عَنْ صَوْمِ يَوْمِ عَاشُورَاءَ، فَقَالَ: يُكَفِّرُ السَّنَةَ الْمَاضِيَةََ } [ رواه مسلم ]
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Âşûrâ günü orucu hakkında sorulduğunda şöyle buyurmuştur: Geçmiş yılın (küçük) günahlarına keffâret olur." [2]
{ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم - قَدِمَ الْمَدِينَةَ فَوَجَدَ الْيَهُودَ صِيَامًا يَوْمَ عَاشُورَاءَ، فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم -: مَا هَذَا الْيَوْمُ الَّذِي تَصُومُونَهُ؟ فَقَالُوا: هَذَا يَوْمٌ عَظِيمٌ، أَنْجَى اللَّهُ فِيهِ مُوسَى وَقَوْمَهُ وَغَرَّقَ فِرْعَوْنَ وَقَوْمَهُ، فَصَامَهُ مُوسَى شُكْرًا فَنَحْنُ نَصُومُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم -: فَنَحْنُ أَحَقُّ وَأَوْلَى بِمُوسَى مِنْكُمْ، فَصَامَهُ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم - وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ } [ متفق عليه ]
"Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye hicret ettiği zaman yahûdileri Âşûrâ günü oruç tutarlarken gördü. Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- onlara: Bugün tuttuğunuz oruç nedir? diye sordu. Onlar: Bugün Allah'ın, Musa ve kavmini Firavun'dan kurtardığı,Firavun ve kavmini (denizde) boğduğu büyük bir gündür.Musa, Allah'a bir şükrün ifâdesi olarak bugün oruç tuttuğu için, biz de oruç tutuyoruz, dediler.Bunun üzerine Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Biz Musa'ya, sizden daha hak sahibi ve layıkız. Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- bugün oruç tuttu ve bugünde oruç tutmayı emretti."[3]
Rivâyetin devamında şöyle buyurmuştur:
{ لَئِنْ بَقِيتُ إِلَى قَابِلٍ لَأَصُومَنَّ التَّاسِعَ }[ رواه مسلم ]
"Şayet gelecek yıla kavuşursam, onuncu gün ile birlikte dokuzuncu günü de oruç tutacağım." [4]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:
{خَالِفُوا الْيَهُود,صُومُوا يَوْمًا قَبْله,أَوْ يَوْمًا بَعْده} [ رواه أحمد ]
"Yahûdilere aykırı hareket edin.Âşûrâ günü ile birlikte bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." [5]
Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:
{ صُومُوا يَوْمَ عَاشُورَاءَ،وَخَالِفُوا فِيهِ الْيَهُودَ،صُومُوا قَبْلَهُ يَوْمًا أَوْ بَعْدَهُ يَوْمًا } [ رواه أحمد وابن خزيمة ]
"Âşûra günü oruç tutun ve o günde yahûdilere aykırı hareket edin.O günden bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun." [6]
Bu sebeple müslümanın aşağıdaki birçok faydaları elde edebilmesi için 9, 10 ve ve 11. günler olmak üzere üç gün oruç tutması gerekir:
1. Üç gün oruç tutmakla kendisine tam bir aylık oruç sevabı yazılır. Çünkü her iyilik, on katıyla mükafatlandırılır.
Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- her aydan üç gün oruç tutar ve ashâbına da tutmalarını emrederdi.
2. Bu aydaki oruç, Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruçtur.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{أَفْضَلُ الصِّيَامِ بَعْدَ رَمَضَانَ شَهْرُ اللَّهِ الْمُحَرَّمُ، وَأَفْضَلُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الْفَرِيضَةِ صَلاَةُ اللَّيْلِ } [ روا مسلم ]
"Ramazan ayından sonra en fazîletli oruç, Allah'ın Muharrem ayı orucudur.Farz namazlardan sonra en fazîletli namaz ise, gece namazıdır."[7]
3. Muharrem ayının 10. günü ile birlikte 9. ve 11. günlerini tutmakla yahûdilere aykırı hareket edilmiş olur.
4. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- örnek alınmış olur.
Nitekim Abdullah b. Abbastan-Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu gün oruç tutmuş ve ashâbına da o günde tutmalarını emretmiştir. [8]
5. Bu oruç, büyük günahlardan kaçınmak şartıyla bir yıl boyunca işlenen küçük günahlara keffâret olur.
Haddi zâtında orucun sevap ve mükâfatı, sınırsızdır.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:
{ كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ يُضَاعَفُ لَهُ، الْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا إِلَى سَبْعِ مِائَةِ ضِعْفٍ. قَالَ اللَّهُ سُبْحَانَهُ: إِلاَّ الصَّوْمَ فَإِنَّهُ لِي وَأَنَا أَجْزِي بِهِ } [ متفق عليه ]
"Adem oğlunun her ameli için kendisine kat kat sevap verilir. Her iyilik, on katından yedi yüz katına kadar mükafatlandırır.Allah Teâlâ buyurdu ki: Oruç bunun dışındadır. Zirâ oruç benim içindir ve onun mükafatını da ben veririm." [9]
Bu da orucun sabırdan olmasından dolayıdır.,
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"(Âhirette) sadece sabredenlere, mükâfatları (tarafımızdan) hesapsız olarak verilecektir."[10]
Kışın tutulan oruç; gündüzü kısa ve soğuk ve sevabı yorulmadan kolayca elde edilen ganimettir.Aynı şekilde yazın tutulan oruç, amellerin en fazîletlisidir.
[1]Müslim
[2] Müslim
[3] Buhârî ve Müslim
[4] Müslim
[5] Ahmed
[6] Ahmed ve İbn-i Huzeyme rivâyet etmiştir.Hadisin senedinde İbn-i Ebî Leylâ vardır ki bu şahsın ezberi zayıftır.Ayrıca hadisi Abdurrezzak da rivâyet etmiştir.Beyhakî da İbn-i Abbas'tan mevkûf olarak şu lafızla rivâyet etmiştir:"Dokuz ve onuncu günleri oruç tutun ve yahûdilere aykırı hareket edin." Hadisin senedi sahîhtir. Abdulkâdir el-Arnaût'un tahkik ettiği İbn-i Kayyim'in 'Zâdu'l-Meâd' adlı eserine (c:2, s: 69) bakınız.
[7] Müslim
[8] Buhârî ve Müslim
[9] Buhârî ve Müslim
[10]Zümer Sûresi: 10

Ebu Muaz - darussunne
Read On 0 yorum

Muharrem Ayında Oruç..

12:34
Muharrem ayının çoğunda ve aşure günü oruç;Ebu Hureyre (radiyallahu anh)’den; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; “Ramazan ayından sonra en faziletli oruç Alah’ın Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra namazların en faziletlisi gece namazıdır.”[1]
Aişe (radiyallahu anhâ) anlatıyor: "Ramazan (farz olmazdan) önce Aşura orucu tutuluyordu. Ramazanın farziyeti indikten sonra onu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı."[2]
İbnu Abbâs (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine'ye gelince, yahudileri Aşura günü oruç tutar gördü. Onlara: "Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?" diye sordu. "Bu, sâlih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Beni İsrâil'i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu '' dediler. Rasûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ben Musa'ya sizden daha layığım" buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlara da tutmalarını emretti.[3]
Diğer bir hadiste; “Aşure gününde oruç tutunuz, bir gün öncesinde veya bir gün sonrasında da oruç tutarak yahudilere muhalefet ediniz.”[4]
Buyrulmuştur. Aşure gününde yapılan bidatler; sürme çekmek, musafaha yapmak, aşure yemeği pişirmek, sevinç gösterisi, gusül, kına yakmak, hüzün günü olarak değerlendirmek, o günü açlık ve susuzluk günü yapmak, ağıt yakmak, zincirlerle dövünmek bütün bunlar aşure günü yapılan çirkin fiillerdir. Ne peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den, ne sahabeden, ne de tabiinden bu konuda gelen bir şey yoktur. “Kim aşure gününde ev halkına bolluk gösterirse Allah bütün sene ona bolluk verir” sözü ise Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adına uydurulmuş bir yalandır.[5]
Ankara’da sapık bir takım Rıfai tarikatı mensupları aşure gününe kadar on gün boyunca akşamları toplanır, Kerbelayı yad ederler, siyah elbiseler giyerler, su içmezler, matem ilan ederler. Bu sapıklıkları çıkaranlar, şeytanın adımlarını takip ederken, iyi bir iş yaptıklarını zannederler. Sapmaktan ve saptırılmaktan Allah’a sığınırız.“Kâfirler, beni bırakıp da kullarımı dostlar edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirlere bir konak olarak hazırladık. De ki: Size, (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar;) iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.”(Kehf 102-104)
[1] Müslim(1162)
[2] Buhari(2002) Müslim(1152) Muvatta, 33, Ebu Dâvud(2442, 2443) Tirmizi(753)
[3] Buhari(2004) Müslim(1130) Ebu Dâvud(2444)
[4] Tahavi ve Beyhaki Sahih senetle; İbni Huzeyme(2095)
[5] bkz. Mecmuul Fetava(25/299)
Ebu Muaz - darussunne
Read On 0 yorum

Müziğin Hükmü..

12:32
Müzik ve müzik aletleri, kötülüğün elçisi, fesadın kapısı, halkların uyuşturucusu ve toplumların oyalayıcısıdır.
Bu hastalık uzun süre nesilleri ve milletleri uyuşturdu. Uygarlığını ve başarılarını elinden aldı, eğlence duygusunu artırdı. Ve nefisler, yiyeceği ve içeceği sevdiğinden daha çok onu sevdi. Öyle ki insanlar onunla sevildi ve onunla buğzedildi.
Tarih; şarkı ve müziğe dalan her milletin mutlaka zayıflığa, çözülmeye ve ahlaki bozuluma uğradığına şahittir. Romen ve Fars milletlerinde görüldüğü gibi... Bugün de, batı toplumlarını ölümcül hastalıklarının içinde görüyoruz. Bu, şarkı ve müzik dinlemenin nefislerde sürekli tembelliğe yol açması ve şehvetleri artırması nedeniyledir. Yükümlülükler ağır gelir, eğlenme arzusu güçlenir. Dünya hayatı ve onun lezzetleri nefiste yücelir. Ahiret ve onun için çalışmak unutulur. Bu ümmetin çoğunluğu da kendinden önceki ümmetlerin yollarına uydu. İnsanlardan bir çoğu evinde, arabasında, bürosunda ve işyerinde müzikten ayrılamaz oldu.
Oysa, Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde duranlar için, Allah’a ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’e tam dostluklarını ilan edenler ve yönetimlerini Allah’a ve Rasulü’ne teslim edenler için; İslam’ın getirdiğine ters düşünce adet ve geleneklerini, arzu ve eğilimlerini terk edenler için, (Mü’minler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.) [1] vasfına sahip mü’minler için müziğin haramlığı ve İslam ruhu ile ters düştüğü yolundaki şer’i deliller oldukça yoğun bir şekilde gelmiştir. Yukarıdaki vasıflara sahip olanlar için, Allah ve Rasulü’nün, insanlardan bir çoğunun yanında ma’ruf/iyilik haline gelen bu münker/kötülük hakkındaki hükmünü sunuyoruz:
Allah Teâlâ şöyle buyurur: (İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.) [2] Sahabiler “lehve’l- hadis”i (boş lafı)”müzik” olarak tefsir etmiştir. İbni Ebi Şeybe, İbni Cerir Hâkim ve başkalarının rivayetlerinde İbni Mes’ud radıyallahu anh’dan sahih olarak şu varid olmuştur. Ebi’s-Suhbai’l Bekri rahimehullah’dan Abdullah b. Mes’ud’a (İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak için boş lafı satın alır.) ayetinden sorulurken işittiği ve Abdullah’ın “Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki müziktir” dediği, bunu üç kez tekrarladığı rivayet edilmiştir.[3]
İbni Abbas radıyallahu anhuma’dan “O, müzik ve müzik dinlemektir” dediği, başka bir rivayette de “O, müzik ve benzerleridir” dediği, sahih olarak nakledilmiştir.[4]
Tâbiinden bir grup; Mücahid, İkrime, Hasen el- Basri, Said b. Cubeyr, Katade, Nehai ve başkaları; “lehve’l hadis”i müzik olarak tefsir etmiştir.[5]
İmam Ahmed ve diğerlerinin Abdullah b. Amr b. el- As ve Abdullah b. Abbas’dan (Radıyallahu anhum) tahric ettiği sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Şüphesiz ki Rabbim azze ve celle bana içkiyi, kumarı, “kevbe”yi ve “gıttin”i haram kıldı.[6]
“Kevbe” hakkında Hattabi şöyle der: Davul olarak açıklanır ve ayrıca onun tavla olduğu söylenir. Manası içerisine tüm telli çalgılar, ud; müzik ve eğlenceden bunun gibileri girer.
“Gıttin”in ise tahtalı tanbur olduğu söylenir. Hadis ravilerinden biri olan Yezid b. Harun onu “el-berabit” olarak açıklamıştır. Ve el-berabit hakkında İbnu’l Esir “Uda benzer bir eğlence aletidir” demiştir.
Sahih-i Müslim’de Ebu Hureyre’den Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediği rivayet edilir: “Zil (çıngırak), şeytanın çalgı aletlerindendir.”[7]
Buhari Sahihi’nde , Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle dediğini rivayet eder: “Bir zaman gelecek ki; ümmetimden zina etmeyi, ipekli elbise giymeyi, içki içmeyi ve çalgı aletleri dinlemeyi helal sayan bir grup ortaya çıkacak. Bir grup da dağların eteklerine yerleşecek, onlara ait koyun sürüsü ile çoban sabahları yanlarına gelecek. Bunlara bir fakir bir ihtiyacı için gelecek ve bunlar fakire: Haydi (bugün git) yarıngel! diyecekler. Bunun üzerine Allah geceleyin dağı üzerlerine indirerek bir kısmını helak eder, diğerlerini de kıyamete kadar maymun ve domuzlara çevirir.”[8]
“El- hır” tenasül uzvudur ve kinayeli olarak zina kastedilmiştir. Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in müziğin haramlığını; zina etmek, ipekli giymek ve içki içmek gibi haramlığı mütevatir olmuş amellerle nasıl birlikte zikrettiğine dikkat et!..
Ayrıca,rivayet yollarının bir araya getirilmesi suretiyle hasen kabul edilen bir hadis var ki bu hadis bir çok sahabiden rivayet edilmiştir: Bunlardan bazıları: Ebu Hureyre, Aişe, İmran b. Husayn, Ebu Malik, Ebu Said El- Hudri, Ali b. Ebi Talib, Ebu Umame... Abdurrahman b. Sabit’den mürsel olarak rivayet edilir.
Bu rivayetlerden Ebu Hureyre hadisini Said b. Mansur ve İbni Ebi’d- Dünya ve başkaları tahric etmiştir. Ebu Hureyre der ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Âhir zamanda bu ümmetten bir grup insan maymun ve domuzlara çevrilir” Dediler ki: Ey Allah’ın Rasulü! Onlar, Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmezler mi? Rasulullah şöyle buyurdu: “Ederler; oruç tutarlar, namaz kılarlar, haccederler” Dediler ki: Onların durumları nasıldır? Rasulullah şöyle buyurdu: “Müzik aletleri, defler ve şarkıcı kadınlar edinirler. İçkileri ve eğlenceleri üzere gecelerler. Ve, maymun ve domuzlara çevrilmiş olarak sabaha çıkarlar.”[9] İbni Ebi’d- Dünya ve başkaları İbni Mes’ud’dan şöyle dediğini rivayet eder: “Müzik, suyun ekini bitirdiği gibi kalpte nifak bitirir.”[10]
Said b. Mansur, Beyhaki yoluyla İbni Abbas radıyallahu anhuma’nın şöyle dediğini rivayet eder: “Def haramdır, çalgı aletleri haramdır, kevbe haramdır, mizmar haramdır.”[11]
Mezhep imamları müziğin ve müzik aletlerinin haramlığı konusunda ittifak etmiştir. İmam Malik, Medine ehlinin müziğe izin vermesi hakkında sorulunca şöyle der: “Onu bizde ancak fasıklar yapar.”
İmam Ebu Hanife’nin mezhebi ise müziğin haramlığı konusunda mezheplerin en şiddetlisidir. Hanefiler; mizmar, def ve çubuklarla vurularak çeşitli sesler elde edilen çalgı aletleri gibi her türlü müzik aletini dinlemenin haram olduğunu belirtirler. Bunun fasıklığı gerektiren kötü bir amel olduğunu, böyle yapanın şahitliğinin kabul edilmeyerek reddedileceğini söylerler.
İmam Şafii ise şöyle demiştir: “Bağdat’ta zındıkların icat ettiği ve cehri zikir olarak isimlendirdikleri bir şeye rastladım. Onunla insanları Kur’an’dan alıkoyuyorlar.”
İbnul- Kayyım der ki: Şafii’nin cehri zikir hakkındaki kavli bu şekilde ve değerlendirmesi onun Kur’an’dan alıkoyduğu yönündedir. Bu olay; insanı dünyadan soğutan bir şiiri, bir kişinin teğanni ile söylemesi ve hazır bulunanlardan bazılarının değneklerle minder ve yastıklara vurmasıdır...”
İbnu’s-Salah şöyle der: Bilinsin ki def, kamıştan ya da tahtadan yapılan üflemeli çalgılar ve teğanni bir araya gelince bunun dinlenmesi mezhep imamları ve müslümanların diğer alimlerine göre haramdır.
İmam Ahmed ise şöyle demiştir: “Müzik kalpte nifak bitirir.” Ayrıca , tanbur ve diğerleri gibi eğlence aletlerinin kırılması, müzikten kazanç elde etmenin ve müzik karşılığında alınan malların haramlığı yolunda görüş bildirmiştir.[12]
Şarkı, kadınlar için şu şartlarla caizdir:
1. Sözlerinin fuhşiyat ve pis sözler olmaması.
2. Müzik aletleri değil sadece def çalınması. Çünkü diğer müzik aletleri ile çalınması haramdır.
3. Düğün veya bayram gününde olması.
4.Bunu, erkekler olmaksızın kadınların yapması. Erkeklerin bunu dinlemesi caiz değildir.
Bunun delili Nesai’nin , Tayâlusi’nin, İbni Ebi Şeybe’nin , Hâkim’in ve başkalarının Amir b. Sa’d el- Beceli’den rivayet ettikleri hadisdir: Demiştir ki: Ebu Mes’ud, Garza b. Ka’b ve Sabit b. Zeyd’in yanlarına girdim. Cariyeler deflerini çalıyorlar ve şarkı söylüyorlardı. Dedim ki: Sizler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı olduğunuz halde bunu onaylıyor musunuz? Dedi ki: Bunun için bize düğünde izin verilmiştir.[13]
Buhari ve Müslim’de Aişe radıyallahu anha’dan şu rivayet edildi: “Ebu Bekr radıyallahu anh bir Kurban Bayramı veya Ramazan Bayramı günü Aişe radıyallahu anha’nın yanına girdi. Aişe radıyallahu anha’nın yanında Nebi sallallahu aleyhi ve sellem vardı. Ve Ensar’ın cariyelerinden iki cariye vardı. Cariyeler, Ensar’ın Buas günü söyledikleri sözlerle şarkı söylüyorlardı. Aişe radıyallahu anha: ‘Onlar şarkıcı değillerdi’ der. Ebu Bekr radıyallahu anh: Şeytanın çalgı aletleri Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in evinde mi?!. deyince Allah Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Ey Ebu Bekr! Şüphesiz her kavim için bir bayram vardır, bu da bizim bayramımız”[14]
Bu küçük cariyeler bayram günü savaş ve kıtal marşları söylüyorlardı.
Şu iki ayetin önünde durup düşünelim ve anlamaya çalışalım. Allah Teâlâ buyurur ki:
(Ancak dinleyenler daveti kabul eder. Ölülere gelince, Allah onları diriltecek, sonra da O’na döndürülecekler) [15] Ve şöyle buyurur: (Eğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah’dan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.) [16]
İmam Ahmed’in Müsned’inde, Ebu Davud’un Sünen’inde ve başkalarının da İbni Ömer radıyallahu anhuma’dan rivayet ettikleri sahih hadiste Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “Kim bir batılda bilerek ısrar ederse onu terkedinceye kadar Allah’ın gazabına uğrar”[17]
Allah’ın salâtı, selamı ve bereketi, nebisi Muhammed’in üzerine, ailesi ve tüm ashabının üzerine olsun. Hamd, Âlemlerin Rabbi Allah’adır. Ve kurtuluş müttakilerindir.
[1] 8 / el-Enfal / 2
[2] 31 / Lokman / 6
[3] Taberi Tefsiri’ne (10/202)bak.
[4] Taberi Tefsiri’ne (10/203)bak.
[5] Taberi Tefsiri’ne (10/202-204) bak.
[6] El- Feth’ur- Rabbani (17/132)
[7] Müslim (2114) ; Ebu Davud (2556)
[8] Buhari; bkz. Feth’ul-Bari (10/5)
[9] Zemmu’l- Melahi (sf:35)
[10] Zemmu’l-Melahi (sf:38)
[11] Zemmu’l-Melahi (sf:58)
[12] İmamların müzik hakkındaki sözleri için İbnu’l Kayyım’ın “İgasetu’llehfan” isimle eserine (1/347-351) bak.
[13] Nesai (2/93) ve Tayâlusi (221)
[14] Buhari; bkz. Feth’ul-Bari (2/371) , Müslim (892)
[15] 6 / el-En’am / 36
[16] 28 / el-Kasas / 50
[17] Ahmed; Müsned (2/70), Ebu Davud (3597)

Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş
Read On 0 yorum

Kurban Fıkhı..

12:23
Bismillahirrahmanirrahim
Kuran ve sünnet ışığında KURBAN
UBEYDULLAH ARSLAN(İSLAMABAD ULUSLARARASI İSLAM ÜN MEZUNU)


1.Soru-Kurban nedir açıklar mısınız ?
Kurban Sözlükte : Yaklaşmak anlamındadır.Yani ibadetle Allah'a yaklaşmayı, Allah yolunda malların feda edilebileceğini, Allah'a teslimiyeti ve şükrü ifade eder.
Kurban Istılahta : Muayyen bir vakitte, muayyen bir hayvanı Allah’a yakınlaşmak, onun rızasını kazanmak amacıyla veya ibadet maksadıyla usûlüne uygun olarak kesmek demektir. Muayyen vakit' ten maksat: Kurban bayramı günleri, muayyen hayvan' dan da maksat: Koyun, keçi, sığır ve deve gibi şer'an kurban edilmesi caiz olan hayvanlardır.

2.Soru-Kurban kesmenin kuran ve sünnet ışığında delilini söyler misiniz ?
Kurban kesmek, Allah’ın kitabı, Rasulullah’ın sünneti ve müslüman imamların ve alimlerin icması ile sabittir.
1.Delil : Allah buyurur ki : “ Rabbin için namaz kıl ve kes “ (Kevser-1)
Açıklama : Allah ayetinde kes derken kurban kesmeyi emretmektedir.
2.Delil : Deki Şüphesiz ki Benim namazım, ibadetim (kurbanım) hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi içindir. (Enam-162)
Açıklama : Said İbn Cubeyr ayetteki “ nusuk” kelimesinin anlamını kurban kesmek olarak tefsir etmiştir. Bu kelimenin tüm ibadetleri de kapsadığı beyan edilir.
3.Delil : “Biz, her ümmete -(Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye – kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlâh'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazı insanları müjdele! (Hacc-67)
4.Delil : Enes rivayet eder (r.a.) “ peygamber (s.a.v.) bizzat kendi eliyle, boynuzlu alaca iki koç kurban etti. Besmele çekti,, tekbir getirdi, ve dizini boyunlarının yanının üzerine koydu “ demiştir. (Buhari-Müslim)
Açıklama : Hadis, peygamberin kurban kestiğine açık meşru bir delildir.
5.Delil : “ Rasulullah Medine’de 10 yıl kaldı ve burada hep kurban kesti.” (Ahmed bin Hanbel-Tirmizi, hasen hadistir.)
Açıklama : Hadis, peygamberin kurban kestiğine açık meşru bir delildir.

3.Soru-Kurbanın hükmü nedir ?
Cumhuru Ulema (İmam Malik-Şafii-Ahmed bin Hanbel) kurban kesmenin müekked bir sünnet olduğu görüşündedir. Diğerleri (İmam Ebu Hanife, bir rivayette Ahmed bin Hanbel ve İmam Malik ve Şeyhul İslam İmam İbn Teymiyye) ise vacip olduğu görüşündedir.
[1]

4.Soru-Hangi şartları taşıyan hayvan kurban olmaz ?
1-Bir veya iki gözü kör olan hayvan kurban olmaz.
2-Kemiklerinde ilik kalmayacak derecede zayıf olan hayvan kurban olmaz.
3-Kesileceği yere gidemeyecek kadar topal ve hasta hayvan da kurban olmaz.
4-Kesim esnasında yere yatırılırken ayağı kırılan veya gözüne rest bir cisim batmasıyla kör olan hayvan kurban olur.
5-Doğuştan kör, kulaksız veya tek kulaklı olan ve hiç kuyruğu olamayan hayvan kurban olmaz. Ancak yaradılıştan kuyruğu küçük olan hayvan kurban olur
6-Kulağı veya kuyruğu kesildiği halde, bu organlarının en az üçte ikilik kısmı mevcut olan hayvan kurban olur.
7-Dişlerinin çoğu dökülmüş olan hayvan kurban olmaz. Ancak dişlerinin az kısmı dökülüp çoğu kalmış ise kurban olur.
8-Boynuzları kökünden kırılmış olan hayvan kurban olmaz. Ancak yaratılıştan boynuzsuz olan veya boynuzlu olduğu halde sonradan boynuzunun bir kısmı kırılmış bulunan hayvan kurban olur.
9-Hayvanın uyuz ve deli olması, topallaması kurban olmasına mani değildir. Ancak, uyuzluk ve delilik, hayvanın otlamasına ve beslenmesine mani olacak derecede ileri ise, o hayvan kurban olmaz.
10-Dili kesik olup, bu yüzden otlayamayan hayvan kurban olmaz. Ancak dilinin kesik olması otlamasına engel teşkil etmiyorsa, kurban olur.
11-Bir ayağı veya daha fazlası kesik olan hayvan kurban olmaz.
1.Delil : Ali bin Ebi Talib rivayet eder, “ Rasulullah (s.a.v.) bize kurbanlık hayvan alırken göz ve kulağına dikkat etmemizi, kulağı, burnu kesik, boynuzu kırılmış hayvanlardan kurban kesmemeyi bize emretti.” (Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace)
2.Delil : Berra Bin Azıb merfu olarak rivayet eder, “ Topal hayvan, tek gözü hayvan, hastalığı belli olan hayvan zayıf, ve cılız hayvanlar kurban edilmez.” (Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace)
3.Delil : Ali (r.a.) rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.v.) kırık boynuzlu ve kesik kulaklı hayvanın kurban edilmesini yasakladı.”(Nesai-Ebu Davud-Tirmizi) (Said İbn Museyyib : kırıklık yarıdan fazla ise kurban olmaz)

5.Soru-Bir kurbanı kaç kişi keser ve kurban kesen şahısta istenilen şartlar nelerdir ?
Sığır, deve gibi büyükbaş hayvanları birden yediye kadar hissedar kesebilir. Koyun ve keçi türlerinin ise bir kişi tarafından kesilmesi gerekir. Ancak iştirak edenlerin hepsinin, Allah rızası için kurban kesmeye niyet etmiş olması gerekir. Şayet hissedarlardan birisi Müslüman değilse veya Müslüman olduğu halde kurban niyetiyle değil de, mesela sadece et yemek niyeti ve maksadıyla hissedar olmuşsa, diğer hissedarların kurbanı da geçersiz olur.
1.Delil : “ Allah’a ihlasla kulluk edin.” (Beyyine-5)
Açıklama : Ayet, ibadetimizi ihlasla Allah için yapmamız gerektiğini ispat eder.
2.Delil : Cabir rivayet etmiştir, “ Hudeybiye’de Rasulullah (s.a.v.) ile beraber deveyi de sığırı da 7 kişi için boğazlayıp kurban etmiştik.” (Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace)
Açıklama : Hadis, deve ve sığırın 7 kişi tarafından kesilmesine delildir.

6.Soru-Hangi hayvan kurban olur ?
1-Davar: Koyun veya keçi cinsinden olan hayvanın kurban olarak kesilebilmesi için en az bir yaşını tamamlayıp ikinci yaşına basmış olması şarttır. Ancak bir yaşındakiler kadar gelişmiş olan 6 aylıktan büyük kuzular da kurban olarak kesilebilir. Bir yaşından küçük oğlaklar (keçi yavruları) gelişmiş olsalar bile kurban olarak kesilemezler.
2- Sığır: Erkek veya dişi sığırın kurban olarak kesilebilmesi için en az iki yaşını tamamlayıp üç yaşına girmiş olması gerekir. Sığır cinsinden kesilen kurban, en çok yedi kişi adına kesilebilir. Manda da sığır cinsindendir.
3- Deve: Devenin kurban olarak kesilebilmesi için en az beş yaşını tamamlayıp altı yaşına girmiş olması gerekir. Deve de sığır gibi yedi kişi adına kesilebilir.

7-Soru-Kurban kimlere düşer ?
1-Her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de ilk şart Müslüman olmaktır, kurban müslüman erkek ve kadına düşer.
2-Hür olan müslümana düşer. Hürriyetten yoksun olan esir, mahkûm ve benzeri kimselerin kurban kesmesi gerekli değildir.
3-Kurban kesmeye güç yetirecek maddi imkanı elde etmek gerekir.

8.Soru-Yabani hayvanlar, Tavuk, Hindi, Horoz gibi kümes hayvanları kurban olur mu ?
Yukarıda saydığımız hayvanların yabani olanları ile tavuk, hindi, horoz gibi kümes hayvanlarının kurban olarak kesilmesi caiz değildir. Allah’ın ve Resulünün bu hayvanları kesmeye dair bir emri bulunmamaktadır. Kim bunların kurban olacağını söylerse delalet içindedir. Allah ve Resulüne isyan etmiştir. Şeytan ve dostlarını sevindirmektedir. Toplumda din adına konuşan belamların müslümanların ibadetlerini, hükümlerini, davetlerini bulandırarak saptırmak isteyenler bulunmaktadır.

9.Soru-Kurban keserken sünnetten bir dua var mıdır ?
Bu hususta sünnetten gelen sahih bir hadis yoktur.

10.Soru-Kurban keserken bilmem gereken kurban kesme adabı nedir ?
Müslüman kurbanını nasıl kesmesi gerektiğini bilmeli, islamın emri gereği onu yerine getirmelidir. Aşağıdaki maddeler kurban kesmenin adabını beyan eder.
1-Kesilecek kurban kıble yönüne sol tarafı üzerine yatırılmalıdır.
2-Kurban eziyet etmeden en güzel kesim yolu seçilmelidir.
3-Kurban deve ise ayakta, koyun v.b. ise de yerde kesilmelidir.
4-Kurbanın kesilmesi gereken yerini iyice kesmeli kanının akmasına izin verilmelidir.
5-Kesici alet bıçağı kurbana göstermemelidir.
6-Kesmeye niye edildi mi sesli tekbirler getirmeli ve besmele çekilerek kurban kesilmelidir.
7-Kurbanı kendi adımıza kesiyorsak “ Bismillah, Allahu Ekber, Allah’ım benden kabul buyur ” veya “ bu senden sana kabul et” Yok eğer, başkasının kurbanını kesiyorsak, “ Bismillah, Allahu Ekber, Allah’ım filandandır veya filanın kurbanıdır kabul buyur ” demelidir.

11.Soru-Kurbanımı kesen kasaba kesim ücreti vermiş olsam bu kurban ibadetime herhangi bir zarar getirir mi ?
Kasaba kurbanı kesmekten dolayı ödenen ücret kurban ibadetine bir zarar getirmez. Fakat ücret değil de kurban derisini vereyim derseniz o ücretin karşılığında bu caiz değildir. Zira kurbanın sütü, eti, yünü, derisi satılmaz.




12.Soru-Kurban kesmeyip de parasını bir fakire versem olur mu ?
Kurban kesmeyip ücretini sadaka olarak vermek, daha faziletli bir ibadet değildir. Zira, Rasulullah (s.a.v.) bizzat kurban kesmeyip, bunun yerine sadaka verin demiş değildir. Rasulullah’ın güzel gördüğünü görmek sünnet ehlinin vasfıdır. İbadetlerin zamanını ve şeklini tayin eden Allah ve peygamberidir. eğer gücünüz kurban kesmeye kadir ise, Siz ben sadaka vereceğim kurban kesmeyeceğim deme hakkına sahip değilsiniz, Siz zilhiccenin 10.günü güç yetirmenize rağmen kurban yerine sadaka verirseniz ibadetiniz sadaka olarak yazılır ve kurban olarak kabul edilmez. Zira ameller niyetlere göredir.
1.Delil : İbn Kayyim der ki; “ Kurbanı sadaka olarak vermek yerine kurban olarak kesmek faziletlidir.”
[2]
Açıklama : Bu konuda, Useymin, Bin Baz, Kardevi’de aynı fetvayı vermiştir.

13.Soru-Ölmüş biri adına kurban kesebilir miyim ?
Ölmüş bir kimse adına kurban kesmek konusunda Rasulullah’ın “ şu şahıs adına kurban kesiyorum, Allah’ım kabul buyur ” dediği sabit değildir. Fakat, ümmetinin dirileri adına kestiği sabittir. Peygamber şu amcan Hamza adına şu filan müslüman akrabam adına kestiğine dair bir delil yoktur. İslam alimleri bu konuda şeri bir açık delil bulamadığından kurban kesmeyip, ölünün adına o kurban parasını sadaka olarak bir fakire verilmesinin daha efdal olduğunu söylerler. (Useymin-Bin Baz, Albani, Kardavi……)

14.Soru-Kurbanı kimlere kesebilirim ?
Kurbanımı kendi adıma ve ehlime kesebilirim. Diyelim ki, kurbanımı keserken bu ben ve ailemden diyebilirim bunun bir sakıncası yoktur. Zira peygamber bunu yukarıdaki hadislerde beyan etmiştik yapmıştır.

15.Soru-Kurbanımı bir tayin ettiğim vekil keser mi ?
Kurbanımızı eğer kesemiyorsak, bir vekile vererek kestirebiliriz, sakıncası yoktur. Hadis de besmele ve kime kesildiği sabittir. Bir kimse kurbanını kendisi kesemiyorsa bir başkasına vekalet verip kestirebilir. Bu durumda, besmele görevi vekile düşer.
1.Delil : Rasulullah kendi keseceği kurbanları vekaleten kesmeleri için ashabına bu kurbanları dağıttı……”(Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace)

16.Soru-Kurbanın kaçta kaçını dağıtmak ve almak lazımdır ?
Üç kısmını dağıtmak lazımdır.
1-Üçte birlik kısmını fakirlere dağıtmak.
2-Üçte birlik kısmını dost ve yakınlarla yemek.
3-Üçte birlik kısmı da çoluk-çocuğumuza ayırmak.
[3]
1.Delil : İbn Abbas Merfu olarak rivayet eder Rasulullah buyuruyor ki, üçte birini En halkına yedirir , üçte birini fakirlerine verir, üçte birini yakın dostlarına dağıtır.” (Hasen hadis, Menaru Sebil, 1/389)

17.Soru-Kurbanın kesim zamanı ne zamandır ?
Kurban, bayram namazı sonrası kesilir. Bayram namazı öncesi kesilen kurban makbul değildir.
1.Delil : Enes (r.a.) “ Peygamber (s.a.v.) : “ Kim bayram namazından önce kurban kesmişse tekrar kessin.” (Buhari-Müslim)

18.Soru-Besmelesiz kurban etinden yenir mi ve bu kurban makbul müdür ?
Besmelesiz kesilen kurban ibadet olarak kabul edilmez ve o etten yenilmez.
1.Delil : Enes rivayet eder (r.a.) “ peygamber (s.a.v.) bizzat kendi eliyle, boynuzlu alaca iki koç kurban etti. Besmele çekti,, tekbir getirdi, ve dizini boyunlarının yanının üzerine koydu “ demiştir. (Buhari-Müslim)
Açıklama : Rasulullah hadiste, kurbanını besmele ile kestiğine açık delil vardır.

19.Soru-Kaybolmuş bir koyunu, kendi adıma kesmem durumunda kurban ibadetini yapmış olur muyum ?
Müslümanın, sahibi olmadığı bir davarı, kurban niyeti ile satın almadığı bir sığırı, çalıntı veya buluntu bir koyunu kurban etmesi caiz olmaz. Zira sahibi değildir, mülkiyeti başkasına ait bir malda hakkımız olabilir mi ? Çalıntıdan ve buluntudan kurban edilmez. Ancak böyle bir durumda bu hayvanı keserek fakir fukaraya sadaka amaçlı dağıtmak caiz olur. Fakat kendi adımıza kurban olarak kesemeyiz.

20.Soru-Kurban alırken kurban niyeti ile mi kurban satın almak gerekir ?
Elbette kurban niyeti ile satın almak gerekir, satın alınan davarın kurban niyeti olmazsa bu ibadet makbul olmaz. Zira ibadetlere niyetlere mebnidir. Niyetinde kurban kesmek olmayanın kestiği hayvan kurban hükmünde olmaz.

21.Soru-En güzel kurban hangi türden seçilmelidir ?
Rasulullah koçu sever, onu kurban eder ve bu ameli ile örnek olurdu. Bu yüzden Rasulullah’ın sevdiği en güzeldir.
1.Delil : Rasulullah (s.a.v.) ağzı siyah, gözlerinin etrafı siyah, ayakları siyah damızlık iki koçu kurban etmişti.” (Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace)

22.Soru-Kurbanımı kurban bayramı öncesi kesersem caiz olur mu ?
Kurbanı sünnetten gelen delillerle kurban bayramı öncesi kesmek gereklidir. Kim bayram namazı öncesi keserse o kurban makbul değildir.
1.Delil : Rasulullah (s.a.v.) : “ Kim bayram namazından önce kurban kesmiş ise onu yeniden kessin.” (Buhari-Müslim)

23.Soru-Kredi kartı ile kurban alınır mı ?
Kredi kartı ile gününde ödendiği takdirde kurban almanın bir sakıncası yoktur. Sakıncalı olan, gününde ödenmediği takdirde faize buluşma tehlikesidir. Müslüman zorunlu olmadığı müddetçe kredi kartı kullanmamalı, özellikte faizli bankaların kartlarına üye olmamalıdır.

24.Soru-Taksitli kurban alınır mı ?
Taksitli kurban almak diğer eşyalar gibi caizdir. Herhangi bir sakıncası yoktur.

25.Soru-Kurban bayramında teşrik tekbirleri getirmek sünnet midir ?
Kurban bayramının ilk dört gününde her farz namaz sonrası teşrik tekbirleri getirmek sünnettendir.

26.Soru-Zilhicce’nin ilk 10 gününü oruçlu geçirmek sünnet midir ?
Zilhicce’nin ilk on gününü oruç tutmakla geçirmek bidattir. Bu günlerin fazileti sabittir. Bu günde, dua, istiğfar, kuran okuma, sadaka vermek çok güzeldir. Fakat oruçlu olarak 10 günü doldurmak bidattir.

27.Soru-Arafe günü oruç tutmak sünnet midir ?
Arafe günü oruç tutmak sünnettir. Bir gün öncesi ve sonrası tutmak ise bidattir.
1.Delil : Yüce Allah’tan ümit ederim ki Arafe günü oruç tutmak kendisinden önceki ve sonraki senenin günahlarına kefarettir.” (Müslim)

28.Soru-Kurban derisini satabilir miyim ?
Kurbanın derisi, yünü, eti, sütü, kılı, satılmaz. Satılması caiz değildir. Satılırsa kurban sevabını azaltır.

29.Soru-Kurban derimi İslam’a ve müslümanlara yardım etmek amaçlı versem caiz midir ?
Şüphesiz ki ibadetlerimiz kendimize fayda sağladığı gibi islam ve müslümanlara da katkı sağlamalıdır. Müslüman olarak derilerimizi İslam’ın ve müslümanların izzetini yüceltenlere bağışlamak, fakirlere yardım amaçlı vermek daha güzeldir. Müslüman derilerini alarak müslümanlara ihanetler ve tuzaklar kuranlara deri teslim etmek caiz değildir.

30.Soru-Kurbanımı kendim kesmesem ve parasını sadaka olarak Pakistanda’ki deprem zadelere göndersem makbul olur mu ?
Bu düşünceniz çok mükemmel bir düşüncedir. Fakat yukarıdaki soruların içinde buna benzer bir soruya cevap yazdık, orada demiştik, sadaka ayrıdır, kurban ibadeti ayrıdır. Kurban ibadeti yerine sadaka vermek onun bedelini yerine getirmiş olmaz. Bu sebeple siz kurbanınızı kesmeniz gerekirken onu sadaka verirseniz kurban ibadetini ifa etmiş olmazsınız. Eğer gücünüz yeterse bir kurbanlık parasını onarlın kesmesi için gönderir ve kendinizde ayrıca bir kurban keserseniz bir sakıncası yoktur. Allah kullarına yardım etmeyi ve yardımlaşmayı emretmiştir.

31.Soru-Bir imam minberde kurbanın ilk gününü, arafe gününü ve zilhiccenin 10 gününü tümüyle oruçlu geçirmenin çok sevabı olduğunu söylemişti, bu doğrumudur ?
Rasulullah sahih hadislerinde, bu günlerin faziletini beyan etmiştir. Arafe günü oruç tutmak sünnettir. Rasulullah Müslim’de gelen sahih hadislerinde, “ Arafe günü yutulan oruç umulur ki bir yıl önceli ve bir yıl sonraki günahları bağışlar.” Arafe gününün dışında ki günlerde üst üste 10 gün oruç tutmak sünnettir diye tutmak sünnetle sabit olmadığı için bundan sakınmak lazımdır.

32.Soru-Kadın kurban keser mi ?
Müslüman-hayızlı kadın kurban kesebilir, herhangi bir kuranın ve sünnetin yasaklaması yoktur. İbn Useymin “ Ahkamu Edhiyeti ve Zekati” adlı değerli ve sahih eserinde kadın ve erkek kurban keseceğini nakleder. Kadın hükümde-emirde erkeklerin kardeşleridir ilkesi gereğince akdının kendine it dişilikle alakalı hükümlerin dışındaki hükümlerde erkek gibidir. Kadının hayızlı olması Halide bile kurban kesmesinin sakıncası yoktur, zira kadın müslüman olduğu müddetçe bu ameli meşrudur, kaldı ki kitap ehli Allah adını anarak keserse bile caiz olmaktadır.

33.Soru-Buhari-Müslim’de “ kurban etinizi 3 günden fazla yemeyin.” buyurulur, bu hadise göre 3 günden sonra yemek caiz değil midir ?
Bu hüküm islamın ilk hükmüydü. Rasulullah ashabını ilkin bu konuda uyarmış, ellerinde stok yapmasınlar ve fakirlere dağıtsınlar diye yasaklamıştı, sonra da izin vermiş böylece bu hadis nesh olmuştur.
1.Delil : Cabir Bin Abdullah (r.a.) : “ Mina’da iken kurban develerimizin etlerinden üç günden fazla yiyemezdik. Sonra Rasulullah (s.a.v.) bize ruhsat verdi. “ Artık yiyin, azık edinin.” Buyurdu, biz de yedik, azık edindik. (Buhari-Müslim)

34.Soru-İki kişi bir kurbana ortak olabilir mi ?
Eğer bu sığır değil de koyun veya keçi ise bir kurbanı bir kişi keser, iki kişi kesemez. Bu sebeple, iki kişi bir koyun veya keçiye ortak olamaz.
1.Delil : Ebu Eyyub der li, peygamber döneminde adam kendi ve ailesi adına bir koyunu kurban ederdi, “(İbn Mace-Tirmizi-sahihtir.)

35.Soru-Bazı müslümanlar bir sığırı 1-3-5-7 adet şahısla kesmeliyiz, 2-4-6 olan çift şahıslarla kesmemeliyiz, demektedir bu doğru mudur ?
Bir kurban birden yedi kadar olan şahısla kesebilir, tekli kesilir çiftli kesilmez sözü batıldır, bu sözün delil yoktur, bu bir uydurmadır. Tekli ve çiftli kesmek caizdir.
1.Delil : Cabir rivayet etmiştir, “ Hudeybiye’de Rasulullah (s.a.v.) ile beraber deveyi de sığırı da 7 kişi için boğazlayıp kurban etmiştik.” (Ebu Davud-Tirmizi-İbn Mace)

36.Soru-Kurban bayramının ilk günü ilk yenmesi gereken kurban eti midir ?
Evet, doğrudur, sünnet olan kurban etinden yemektir. Bu Rasulullah’ın amelidir.

37.Soru-Kesilen kurbanın kanından alnımıza bir damla kan bulaştırmanın hükmü nedir ?
Bu amelin doğruluğuna dair, Rasulullah’ın, ashabının, tabiinin amellerinde meşru olduğuna dair bir delil yoktur, bu amel bidattir.

38-Soru-Kurban kesmeye niyetlenen müslüman, Zilhicce ayı içinde saçını, sakalını, unutarak kesmiş olsa bu durumda yapması gereken nedir ?
Bu müslümanın Allah’a istiğfarda bulunması, bu ameli bir daha yapamamaya niyetlenmesi, yeterlidir, bunun dışında diyet ödemesi veya benzeri hükümler gerekmez.

39-Kurban kesme vakti ne zaman sonra erer ?
Kurban kesmenin son vakti konusu alimler arasında ihtilaflı bir meseledir, İmam Ahmed bu konuda, 3 günden sonra kesilmeyeceğine dair, ashabın önde gelenlerinden Ömer, İbn Ömer, İbn Abbas, Ebu Hureyre, ve Enes İbn malikten delil alarak söyler. Fakat Albani (r.a.(Cami-Sahih adlı eserinde sahih rivayetle gelen şu hadisi delil alarak “ Teşrik tekbirlerinin olduğu her günde kurban kesmek vardır” 4 gün boyunca kurbanın kesileceğini beyan etmiştir. Hadisi, sahabenin önde gelenleri rivayet etmiştir, bu konuda asıl olan 4 gün boyunca kurban kesilmeye izin verilmiştir, efdal olan ilk gün kesmektir.

40.Soru-Kurban kesmeyi üzerine vacip kılan müslümanın kurban bayramı kesemediği kurbandan dolayı yapması gereken hüküm nedir ?
Bu müslümanın üzerine vacip kıldığı kurbanı kesmesi vaciptir, eğer bunu herhangi bir sebep-özür dolayısıyla kesememişse bu durumda bu müslümanın kesmediği bu kurbanı, bayram sonrası kesmesi ona vaciptir, zira bu onun üzerine kesmesi gereken bir kurbanlıktır.

41.Soru- Kurban kesmeyi üzerine vacip kılan müslümanın saçlarını, sakalarını, bıyıklarını kesmemesi gerektiğini sünnetten gelen deliler ışığında öğrendik, peki bir kişi vekaleten kestirmek istediğinde vekaletten kesen mi saçarlını sakarlını kesmeyecek, kurban kesmeye niyetlenen mi ?
Öncelikle bilelim ki saçların sakallarını, bıyıklarını kesmeyecek kişi kurban kesmeye niyet etmiş üzerine kurbanı vacip kılmış kişidir. Vekiller eğer kurban kesmeyi üzerlerine vacip kılmışlarsa bu durumda onların saçarlını, sakallarını, kesmeleri gerekmez, diyelim ki bir kadın ben kesmeyeceğim için saçımı kestireceğim diyemez, erkek ben kesmeyeceğim için saçımı, sakalımı kesmemde sorun yoktur diyemez, zira bunlar üzerlerine kurbanı vacip kılmışlardır. Bir kadının veya erkeğin başkasına saçarlını veya sakallarını kestirmeleri kendilerinin kestirmeleri hükmündedir. Ben kesmedim başkası kesti demelerinin anlamı yoktur. Son olarak kurban kesecek bir aile reisinin dışındakilerinin saç, sakal, bıyık kesmeleri gerekmez, zira peygamber aile efradına bunu emretmemiştir.

42.Soru-Gece kurban kesilir mi, hükmü nedir ?
Gece kurban kesmek konusunda ihtilaf olmasına rağmen, sahih olan, gece vaktinde de kurban kesileceğidir. Bu İmam Ahmed ve Şafinin sözüdür.

43.Soru-Bazı müslümanlar kurban keserken teşrik tekbirlerini toplu halde getirerek kurbanlarını kesmektedirler bu amel meşru mudur ?
Şüphesiz ki her ibadetin bir vakti, şekli vardır ki bize bunarlı Kuran ve sünnet tayin eder. Teşrik tekbirleri farz namaz sonrası okunması meşru olan tekbirlerdir. Fakat kurban keserken bu tekbirleri getirmek sünnetle sabit değildir. Kurban keserken Buhari ve Müslim’de gelen rivayete göre, Bismillah, Allahu Ekber demek lazımdır.

44.Soru-“Kim kurban derisini satarsa onun kurban (ibadeti) yoktur” hadisi sahih midir ?
من باع جلد أضحيته فلا أضحية له “Kim kurban derisini satarsa onun kurban (ibadeti) yoktur” hadisi sahihtir, bu hadis Albani (r.h.) Sahihu el-Cami (No :6118) adlı sahih hadis kitabında bulunmaktadır.

45.Soru-Kasaba ücret yerine kurbanın derisini satmak veya etinden karşılığını vermek caizi midir ?
Kasaba ücret yerine deri vermek veya kurbanın etinden vermek caiz değildir, zira Rasulullah sahih hadiste bunu yasaklamıştır.
1.Delil : “Kim kurban derisini satarsa onun kurban (ibadeti) yoktur” Albani (r.h.) Sahihu el-Cami (No :6118)

46.Soru-Kafire sadaka amaçlı kurban etinden vermek caiz midir ?
Kafirin kalbini islama, müslümanlara ısındırmak, onun fakirliğini bilerek ona yardım etmek, islamın ve güzel ahlakın gerekli gördüklerindendir. Bu sebeple bu amel caizdir, Bin Baz bu hususta fetva vermiştir.

47.Soru-Bir kurbanlık koyunu yarı parasını bir kişi, diğer yarı parasını bir başka kişi vererek, iki kişi bölüşerek satın almaktadırlar bu caiz midir ?
Eğer koyun, keçi olursa iki kişinin birlikte ortak olarak kurban satın almaları ve sonra da bölüşmeleri caiz değildir, eğer sığır, deve cinsi olursa bu caizdir. İbadetlerimizde ihlas, ve sünnete uyması lazımdır, Rasulullah koyunu, keçiyi bir kişi keseceğini ümmetine öğretmiş bunu hüküm olarak belirlemiştir.

48.Soru-Kurbanlık deveye, ve diğerlerine binmek caiz midir ?
Rasulullah Ebu Hureyre’yi devesini götürürken görmüş, ona binsene demiş, o ise bu kurbanlıktır deyince Rasulullah 2, 3 defa bin ona buyurmuştur. (Buhari-Müslim) Bu durumda eğer hacet olursa, küçük bir çocuğu koç, koyun, keçi üzerine bindirmenin sakıncası yoktur.

49.Soru-Müslümanlar bayram namazına neden giderler ?
Müslümanlar, Ramazan ve Kurban bayramlarında Rasulullah'ın ve ashabının sünnetlerini yerine getirmek, islam şearini yaşamak, izzetle ve sevinçle bayramın tadına erebilmek, Allah'ı birleyerek bu sevinç gününde ona kulluğu ifa etmek amacıyla bayram namazlarına giderler.
50.Soru-Rasulullah bayram günü sokağa çıkmadan önce ne yapardı ?
Rasulullah (s.a.v.) sabah bayram namazına gitmeden önce hurmayla iftar eder ümmetine bugünlerde oruç tutulmaz gerçeğini aşılardı. Eğer Kurban bayramı günü ise, bu durumda kurban etini yiyerek kahvaltı ederdi.
51.Soru-Rasulullah bayram namazına nasıl giderdi ?
Rasulullah (s.a.v.)namaza giderken tekbirlerle gider ve dönerken de gittiği yolun dışında bir yoldan dönerek evine gelirdi.52.Soru-Bayram günü müslümanların bayram namazı için ezan ve kamet okumaları caiz midir ?
Rasulullah (s.a.v.) sünnetinde, bayram namazı öncesi ezan ve kamet getirilmezdi.(Buhari, 960 Müslim, 887 Ebu Davud, 1148 Tirmizi, 532 ) Bu delil ispat eder ki bayram namazı öncesi okunan ezan bidattir. Endülüslü Alim İbn Rüşd yazmış olduğu güzel fıkıh eserinin bayram namazı bölümünün hemen altına bayram namazının ezansız ve kametsiz olduğuna dair icma nakletmiştir. (İbn Rüşd, Bidayetul Müçtehid 2/478)
53.Soru-Rasulullah bayram namazlarında kaç rekat kılar ve kaç defa tekbir getirirdi ?
Rasulullah (s.a.v.) bayram namazının ilk rekatında 7 tekbir, ikinci rekatta ise 5 tekbir getirirdi. ( Ebu Davud-İbn Mace sahihtir.)54.Soru-Müslümanlar 2.gün bayram namazı kılabilirler mi ?
Müslümanlar, 2.günde de bayram namazlarını kılabilirler bu cumhurun görüşüdür.Bu görüş Ebu Hanife, İmam Ahmed ve İmam Şafi'nin görüşüdür. Bu durumda pazar bayram olduğu takdirde pazartesi günü namaz kılınmasında bir sakınca yoktur.55.Soru-Bayram namazının hükmü nedir ?
Bayram namazı vaciptir bu ise en kuvvetli görüştür. Bu görüş Ebu Hanife, İmam Ahmed, İmam Malik ve İmam İbn Teymiyye'nin görüşüdür.56.Soru-Bayram namazı nerede kılınmalıdır ?
Bayram namazı musallada/namazgah da (şehir dışında sahrada) kılınmalıdır bu sahih sünnetle sabittir. (Buhari, 956-Müslim,889) Soğuk havalarda büyük camilerde kılınmasının mahzuru yoktur.
57.Soru-Müslüman kadınlar ve erkekler bayram namazlarına gidebilirler mi ?
Müslüman kadınlar ve erkekler bayram namazlarına gidebilirler. (Buhari, 871 Müslim,890)
58.Soru-Rasulullah bayram namazı öncesi sünnetleri nelerdir ?
Bayram namazı öncesi gusletmek sünnettir. (Malik Muvatta, Abdurrezzak)Rasulullah (s.a.v.) bayram günü kırmızı bir hırka giyerdi. (Albani Sahiha, 1279)Rasulullah giderken ve gelirken teşrik tekbirleri getirir ve ayrı ayrı yollardan dönerdi.

59.Soru-Bayram namazı öncesi ve sonrası sünnet bir nafile namaz var mıdır ?
Bayram namazı öncesi ve sonrası sünnet bir nafile namaz yoktur. (Beğavi, Şerhu Sunne 4/302)

60.Soru-Bayram hutbesi ne zaman verilir ?
Bayram hutbesi namaz sonrası verilir bu sünnettir. (Buhari, 962 Müslim, 884)
61.Soru-Teşrik tekbirleri ne anlama gelir ?
Bayram namazına giderken söylenen teşrik tekbirlerini getirmek sünnettir. Bu tekbirleri toplu olarak aynı anda topluluklar olarak ve ayrı ayrı olarak da sesli getirmek meşrudur. Bu teşrik tekbirleri Allah'ı birlemenin ve ona kulluğun izharını ortaya koymaktır.
62.Soru-Teşrik tekbirleri nasıl getirilir ?
Teşrik tekbirleri; Allahu Ekber, Allahu Ekber, La İlahe İllallah Vallahu Ekber, Allahu Ekber, Ve Lillahil Hamd demekle gerçekleşir. (İbn Ebi Şeybe isnadı sahihtir.)
63.Soru-Teşrik tekbirleri ne zaman başlar ve son günde getirilir mi ?
Teşrik tekbirleri, kurban ilk günü öğleden namazının hemen ardından başlar son gün ikindi namazının farzından sonra getirilir ve bitir.Bu tekbirler son güne kadar getirilir. Bu cumhurun görüşüdür, her farz namaz sonrası teşrik tekbirlerinin getirilmesi de Buhari'nin (Talik ederek) getirdiği delille sabittir.
64.Soru-Bayram namazının çıkışında ne demelidir ?
Bayram namazının çıkışında olsun bir müslümanla bayramlaşma anında olsun Rasulullah'dan sabit söylenmesi gereken merfu bir hadis yoktur. Fakat bu ümmetin selefi ve ashabından önde gelenler " Takabellallahu minne ve minkum/Allah taatlarınızı ve taatlarımızı kabul etsin " dedikleri bilinmektedir. Bu tarz bayram kutlamaları şüphesiz ki güzeldir zira bunlar kalpleri sevindirir, birbirine bağlar, huzurları artırır. Şeyhul İslam İmam İbn Teymiyye bunu Mecmua Fetava’sında beyan eder( 24/253 )65.Soru-Bayram bize ne verir ?
Şüphesiz bayramlar müslümanların şeaair dediğimiz mukaddes değerleridir. Bu değerlere sahip çıkmak ve bu günlerde birlik ve beraberlik bilincini Kuran ve sünnet çerçevesinde oluşturmak çok güzeldir.
66.Soru-Bayramlaşırken kadınlarla kızlarla tokalaşmak caiz midir ?
Bu kutlamalar açılmışken, amca oğulları ve amca kızları, teyze oğulları ve teyze kızları arasında kısaca birbirlerine nikahı düşen/evlenme hakkı olan erkek ve kızın-kadının tokalaşması haramdır.
67.Soru-Müslümanların mukaddes değerlerini yaşamayanların, inkarcıların bayramları kutlama hakları var mıdır ?
Müslümanların bayramlarına ramazanda saygı göstermeyip oruçlarını gözler önünde herkesin huzurunda yiyenlere gelince bu insanların bu bayramları kutlama hakları yoktur.
68.Soru-Bayramları şeker ve et bayramı olarak isimlendirmek caiz midir ?
Ramazan bayramının Şeker bayramı olarak isimlendirilmesi meşru değildir. Zira bu isimlendirme kuran ve sünnetle sabit değildir. Bu isimlendirme İslam'ın kutsal değerlerini unutturmak isteyen bir avuç iman ve memleket düşmanı kesimlerin isimlendirmeleridir. Bunların ellerinden gelse dinimizin adını bile değiştirirler. Bu insanların korkunç bir dini değerlere karşı saldırılar açtıkları bir gerçektir. Müslümanların bu soğuk saldırılara karşı kuranla ve sünnetle karşı durmaları gereklidir. Rabbim taatlarınızı kabul etsin Mübarek bugünleri cümlenize nasip eylesin bayramınız mübarek olsun Ümmetin kurtuluşuna, kuran ve sünnet ekseninde birliğine vesile olsun



[1] Bkz : İbn Useymin : Ahkamu Edhiyeti ve Zekati
[2] Bkz : İbn Useymin : Ahkamu Edhiyeti ve Zekati
[3] Bkz : İbn Useymin : Ahkamu Edhiyeti ve Zekati
Read On 2 yorum

GURABA YAYINEVİ..

GURABA YAYINEVİ..
Selefin fehmi ile ehli sünnetin eşsiz kitaplarını bulabileceğiniz yayınevi..

Bu Blogda Ara

Popüler Yayınlar

Guraba Resim..

Guraba Resim..

Guraba - Ayet

Şüphesiz Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını -onlara cenneti vermek karşılığında- satın almıştır.Onlar Allah yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler.Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da yerine getirmeyi taahhüt ettiği hak bir vaaddir.Allah'dan daha çok ahdini kim yerine getirebilir ki?O halde yapmış olduğunuz bu alış verişe sevinin.En büyük kurtuluş işte budur! (Tevbe/111)

Guraba - Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle anlatır;

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: '' Allah, iki kişiye güler.Bunlardan biri diğerini öldürür ve ikiside cennete girer.Biri, Allah yolunda savaşarak şehit olur sonra Allah katilinin tevbesini kabul eder de müslüman olur ve Allah yolunda çarpışarak o da şehit düşer.''(Buhârî, cihad 2826-Muslim, imare 1890-Nesâî, cihad 3165-İbn Mâce, mukaddime 191-Ahmed, müsned 7282)