Tesettür..
10:56
MÜSLÜMAN KADININ ÖRTÜSÜ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
İçerisinde hayat sürdüğümüz şu vahşi dünya,hepinizinde şahit olduğu gibi korkunç bir şekilde bayağılaşma sürecine girmiştir.
İnsanlar, İslam dininin getirmiş olduğu o güzel ahlaki değerleri beğen-memişler, yerine temelinde zulüm yatan insan uyduruğu kanunlar çıkarıp onları tercih etmişlerdir….. Ve neticede ahlaki bozukluk, bayağılaşma,her türlü rezillik ve utanmazlık, sınır tanımayan oyun ve eğlenceler, danslar ve müstehcen müzikler, meyhaneler ve kadın ticareti başını almış yürümüştür….. Ve inanın şu an insanlığın kısmı azamı, şehevi arzu ve isteklerinin esiri olmuş ve Allah’ın kendilerini yarattığı o tertemiz fıtrattan bütünüyle sıyrılmış vaziyete düşmüşlerdir.
Değerli Müslümanlar ! unutmayın ki bu çirkin oluşumun içerisinde kadının çok büyük ve etkili bir rolü olmuştur ve hala da olmaktadır.
Kadını,” haklarının elinden alındığı “ …. ve …. “ tarih boyunca geri plana itildiği “ yaklaşımıyla kandırmışlar ve “ kendisini hürriyete kavuşturma ve layık olduğu mevkiye getirme “ sıloganıyla da onu rezil ve rüsvay etmişlerdir…. İşte kadına en büyük ihanet bu yolla yapıl-mıştır.
Maalesef bu gün kadın, bu siloganik aslı astarı olmayan sözlere aldanmış ve kendisine sunulan bir çok değerleri, bilmeden anlamadan elinin tersiyle kenara itmiştir…. Halbuki onun tanımadığı – veya tanımak istemediği – İslam, kendisine çok değer vermiş ve yine kendisine çok güzel haklar tanımıştır.
İslam, kadın erkek arasında adalet anlamında eşitlikle gelmiş, adını saygın bir yere oturtmuş ve onun şanını yüceltmiştir. Onu, hakkı olan herşeye eksiksiz ulaştırmıştır… Gücü ve yetenekleri nisbetinde yapısına uyan alanlarda ona yetkiler vermiştir.
Mesela, o da erkekler gibi mal-mülk sahibi olabilir. Şeriatın koyduğu kurallara uymak şartıyla ticaret yapıp,alıp satabilir. Okuması ve hayatında kendisine gerekli olan şeyleri öğrenmesi de onu hakkıdır.
Düşman baskısı olursa, o da dinini korumak için hicret edebilir…. 0 da rızası ve tercihine göre evlenebilir. 0 da erkekten nafaka ve diğer hakkı olan şeyleri taleb edebilir. Gerektiği zaman boşanma talebinde bulu-nabilir…… Yani hakları çiğnendiği takdirde onun da ; kocasın dan, babasından, kardeş ve evladından miras alma hakkı vardır…
Yani onun da, eş olarak, kız olarak bacı veya anne olarak nafaka isteme hakkı vardır.
Şer’i çerçeve dairesinde Alım-satım, ihtiyaç halinde çalışma, sadaka verme, hibe etme, vasiyet ve icare yetkisi de vardır.
Hulasa bu anlamda kadının İslam dinindeki yeri ve değeri, ancak Kur’an’ın ve Sünnet’in bilinmesiyle anlaşılabilir…. Kur’an’ın ve Sünnet’in hakkıyla okunmadığı, bilinmediği bir yerde bunlar nereden bilinip tanına-caktır.
Değerli Müslümanlar ! İslam, kadına vermiş olduğu bu değerden dolayı onu, saklanması gereken çok değerli bir mücevher olarak kabul etmiş ve onun yabancı ellere geçmemesi için de bir çok tedbirler almıştır… Bu tedbirlerin en önemlisi ve en başta geleni de bilindiği gibi onun tepeden tırnağa örtünmesidir….
MÜSLÜMAN KADININ ÖRTÜSÜ
Değerli Müslümanlar ! Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
“ Ey Nebi ! Hanımlarına, kızlarına ve tüm mü’minlerin kadılarına söyle ; cilbablarını üzerlerine bürünsünler. Bu, onların tanınmaları ve eza edilmemeleri bakımından en uygun olanıdır.”
Ahzab : 59
Hicabın Farz olduğunu anlatan en açık Ayet-i kerimelerden bir tanesi de budur. Ayet’i celileye dikkat edilirse buradaki hicab emri, - bazılarının iddia ettiği gibi - sadece peygamberin hanımlarına veya kızlarına yönelik bir emir değildir. Bu emir, bütün müslümanların kadınlarına ve kızlarına da yönelik bir emirdir.…… Resulullah s.a.v’in hanımları ve kızlarının özellikle anılmasının sebesi ise, üstün mevkilerinden ve aynı zamanda diğer kadınlar için örnek teşkil ettiklerinden dolayıdır.
Ey Müslüman ! şurası çok iyi bilinmelidir ki hicab Ayet’leri, kadını tepeden tırnağa örtmek için gelmiştir… Ve en önemlisi, onun güzelliğinin ve çirkinliğinin kendisinden belli olacağı yüzünü örtmek için gelmiştir. Çünkü hicab Ayet’lerinden önce zaten Müslüman kadınlar örtülü idiler. Yani onlar çıplak olarak dolaşmıyorlardı…. Hatırlarsınız Allah Resulü s.a.v Mekke de işkence edilirken kızı Zeyneb’in yanına geliş şeklini ve Resulullah’ın da ona söylediği ifadeleri.
{ … Gamid kabilesinden Haris 'in oğlu Haris'den, diyor ki : Biz Mina’da iken babama “ bu cemaat nedir “ diye sordum, babam dedi ki, onlar bir müneccim için toplanmışlardır. Haris diyor ki : Biz indik " başka bir rivayette de geldik " baktık ki, Rasulullah s.a.v insanları tevhide ve imana davet ediyordu. Oradaki kalabalık ise Rasulullah'ın sözünü reddedip ona eziyet ediyorlardı. Gün yarıya varıp yanındaki kalabalık çekilince gerdanlığı görünen bir kadın ağlıyarak Rasulullah'ın yanına geldi. Kadının elindeki kadehte su bulunuyordu, bir elinde de mendil vardı. Onu Rasulullah'a sundu, Rasulullah sudan içti, abdest aldı. Sonra başını kadına doğru kaldırarak buyurdu ki :
" Ey kızım gerdanını ört. Babanın mağlup ve zelil olacağından korkma " “ Kimdir bu kadın ? ” dediğinde, “ O kızı Zeyneb’tir ” dediler. }
Tabarani Mu’cemül kebir : 1.C. 245.S - İbni Asakir Şam tarihi : 4.C.46.S
İşte bu ve emsali deliller, Müslüman kadınların Mekke’de iken yüz-lerinin açık ama örtülü olduklarını isbat etmektedir…. Hicab Ayet’i ise Medeni’dir ve yüzün örtülmesi için gelmiştir.
Bunun en açık ve en güzel delillerinden birisi, Aişe annemizin ıfk hadisesinde kullanmış olduğu şu ifadelerdir :
“ ……. Ben Zekvan’ın “ inna lillahi ve inna ileyhi raciun “ sözlerini işitince, hemen fereceme bürünüp yüzümü örttüm, halbu ki bu zat beni hicabtan önce tanırdı. “
Buhari : 10.c.4598.s - Müslim : 8.c.2770.n
İşte bu açık ve net ifadeler, hicaptan önce kadının yüzünün açık olduğunu ve hicap emrinin ise kadının yüzünü örtmesi hususunda indiğini bildirmektedir.
{ … Allah resulü s.a.v şöyle buyurdular : " İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin "
Buhari : 4.c.1730.s – Ebu Davud : 5.c.1826.n
Şeyhül islam İbni Teymiye r.h " Nur suresinin tefsiri " adlı eserinin 56. sayfasında şöyle diyor :
" Bu da gösteriyor ki peçe ve eldiven o gün ihramlı olmayan kadınların giyimleri arasındaydı. Ve herkesçe maruftur. Böylece kadınların yüzlerini ve ellerini örtmeleri gerekir. "
Değerli Müslümanlar ! gerek Peygamberimizin kadınlarının ve gerekse diğer Müslümanların kadınlarının hicaba bürünerek yüzlerine değin örttüklerini belirten hadisler pek çoktur…. Gelin onlardan bazılarını beraberce okuyalım.
{ … Enes r.a Hayber gazası ile ilgili kıssayı rivayet ederken Peygamberimizin esirler arasında kendi nefsi için Safiye'yi ayırt edişini şöyle anlatır : " Rasulullah s.a.v Hayber'den çıkınca onu henüz kendisi için almamıştı. Deve yaklaşınca Rasulullah ayağın dik tutarak Safiye'nin deveye binmesi için ayağını baldırına koymasına yardım etti. Safiye kaçındı ayağını koymadı sadece dizini Peygamberin baldırının üstüne koydu. Rasulullah onun üstünü örttü. Terkisine bindirdi şalını Safiye'nin yüzüne ve beline sardı. Sonra ayağının altından bağlayıverdi. Ve beraberinde eve götürerek hanımları arasına onu da girdirdi." }
İbn-i Sa'd Tabakat : 8.c.87.s
{ … Aişe r.anha’dan : Sevde hicabını çıkardıkdan sonra bir ihtiyaç için dışarı çıktı. Sevde cüsse bakımından iri yapılı bir kadındı. Onu tanıyanlar hemen farkına varırlardı. Hattab oğlu Ömer onu görünce dedi ki : " Ey Sevde Allah'dan korkmaz mısın ki, bizim yanımıza örtünmeden geliyorsun ? Baksana nasıl çıkmışsın. Bunun üzerine Sevde gerisin geriye eve döndü. Rasululullah s.a.v de o an benim evimde akşam yemeğini yiyordu. Elinde de bir et parçası vardı. Sevde hemen Rasulullah'ın yanına gedi. Ve şöyle dedi : " Ey Allah'ın Rasulu, ben bazı ihtiyaçlarım için dışarı çıktım. Ömer ise böyle böyle dedi." Bunun üzerine gelen vahyi ilahide belirtilen Ayet’in hükmüne muvafık olarak Efendimiz buyurdu ki : " Öyleyse siz ihiyacınızı gidermek için dışarı çıktığınızda hicaba bürünmelisiniz. ” – Aişe der ki : Vahiy geldiği an da etin dikesi hala Rasulullah'ın elinde bulunuyordu. }
Buhari : Müslim : Ahmed : 6/56 – İbni Sa’d Tabakat : 125
{ … Aişe r.anha dan.Buyurdular ki : " Biz Rasulullah'la birlikte ihramlı olduğumuz zaman süvariler yanımızdan gelip geçiyorlardı. Tam hizamıza geldikleri vakit her birimiz abalarımızı başımıza ve yüzümüze örterek yan tarafa sarkıtıyorduk. Bizi geçtikleri vakit tekrar açıyorduk.Ahmed : 6/30 - Ebu Davud ve Beyhaki Hac mevzuunda zikretmişlerdir.
{ … Ebu Bekir kızı Esma'dan : Diyor ki : " Biz erkeklerden yüzümüzü örter, ihramlı iken örtmeden önce de taranırdık." }
Hakim 1/454 de zikreder ve sahih olduğunu söyler. Zehebi de bu konuda ona muvafakat etmiştir.
{ … Şeybe kızı Safiye'den diyor ki : Ayşe'yi, Kabeyi tavaf ederken peçeli olarak görmüştüm. }
Burada şunu izah etmekte fayda vardır inşaallah : Bilindiği gibi Annelerimizin tavaf esnasında yüzlerini açmaları, Resulullah s.a.v’in şu umumi emrinden dolayıdır :
“ İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin "
Buhari : 4.c.1730.s – Ebu Davud : 5.c.1826.n
Dolayısıyla bu ifadeler bize ; diğer kadınların da ihram hariç yüzlerinin kapalı olacağını anlatmaktadır.
Büyük ilim adamı İbnu’l-Kayyım r.h, bu konuda şunları söylemektedir : “ Kadının ihram esnasında - peçeyi çıkarması hariç - yüzünü açmasının gerektiği hakkında bir tek harf dahi nakledilmiş değildir…” Daha sonra şunları söyler : “ Esmâ’dan sabit olduğuna göre o ihramlı olduğu halde yüzünü örterdi. Âişe de şöyle demiştir : “ Binek sırtında olan erkekler yanlarımızdan geçer ve biz o sırada Peygamber s.a.v ile birlikte ihramlı halde bulunuyor idik. Binekliler bizimle aynı hizaya geldiklerinde bizden herhangi bir hanım cilbabını yüzünün üzerine örterdi. Bu kişi geçip gidince biz de yüzümüzü açardık ”
Tehzibu’s Sünen : 2 . 350
{ … Ömer oğlu Abdullah şöyle diyor : Peygamber s.a.v Safiye'yi yanına alınca Aişe’yi halkın ortasında örtülü olarak görmüş ve tanımıştı. }
El – Albani der ki : İbn-i Sa'd 8. cildinin 97. safyasında bu hadisi zikrettikten sonra ravilarinin sıka olup isnadın yerinde olduğunu bildirmiştir. Rivayet zinciri şu şekilde gitmektedir. Esed kabilesinde Abdullah oğlu Muhammed Süfyan bin Cüreyc’den o da Hasen bin Müslim’den o da Safiyye’den bize anlattı.
{ … Abdurrahman İbni Avf’ın oğlu İbrahim’den dedi ki : " Hattab oğlu Ömer son haccında Peygamberin hanımlarının da birlikte hacca gitmelerine izin vermiştir. Onlarla beraber Affan oğlu Osman’ı ve Avf oğlu Abdurrahman’ı da gönderdi. İbrahim diyor ki, Osman r.a Kabe’de şöyle bağırmıştı : “ Onların yanına kimse yaklaşmasın, kimse onlara bakmasın ” dedi. Onlar indikleri zaman Osman ve Abdurrahman topluluğun gerisinde idiler ve yanlarına kimse yaklaşmamıştı. }
El – Albani der ki : Bu hadisi İbni Sad Tabakatı’nın 8. cildinin 152. sayfasında, şu rivayet zinciriyle zikretmişir. Bize Ata oğlu Velid Sad oğlu İbrahim’den, o da babasından, o da dedesi Ömer İbnül Hattab’dan rivayet etti..
Bu isnad hasen olup ravileri sika dır. Zehebi mizan adlı eserinde, Hafız lisan adlı eserinde irad etmişlerdir.
Bütün bu hadislerden açıkça anlaşıldığı gibi Peygamber s.a.v’in devrinde gerek peygamber hanımlarının ve gerekse diğer mü’min kadınların yüzleri peçeli idi….
Ve tabiki daha sonra gelen fazilet sahibi kişiler de onların yolunu takip ederek peçe kullanmış ve yüzlerini örtmüşlerdir.
{ … Asım oğlu Ahvel anlatıyor : " Biz Sirin'in kızı Hafsa’nın yanına vardığımızda abasını hep şu şekilde yapardı : " Yüzünü ve gözünü örterdi. Biz ona derdik ki, " Ey Allah'ın rahmeti üzerine olasıca kadın. Allah'u Azze ve Celle Kur'an’ı keriminde buyurmuyor mu ki :
“ Evlenme arzusu kalmamış oturan – ihtiyar – kadınlara,süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur……. “ Nur : 60
Hafsa ise bunda ne var diyordu. Biz ayetin devamını okuyup " Şayet iffetlerini takınırlarsa kendileri için daha hayırlıdır " dediğimiz zaman. Ve o : " İşte hicabın şart olduğunu beliren hüküm budur." diyordu. }
Beyhaki : 7 / 83 – Albani Hicab : 48.s
Hulasa değerli müslümanlar ! yukarıda Kur’an ve Sünnet’ten derleyerek sunduğumuz bu delillerden açıkça anlaşıldığı gibi, kadının tepeden tırnağa örtünmesi onun üzerine vacip olan bir görevdir.
BU KONUDAKİ ZAYIF RİVAYETLER VE YANLIŞ İSTİDLALLER
Bu konuda işin ilginç tarafı ; bu kadar sahih delillerin karşısında meseleyi hala sağa sola çekerek kadının yüzünün kapanmasının illa da gerekli olmadığını savunanlar sözkonusu olmuştur… Ve tabi ki ileri sürdükleri de bir takım gerekçeler vardır… Bunlardan bir tanesi :
1 = Abdullah İbn Abbas r.a nun Nur suresi : 31.Ayet’i celilesinde geçen “ … kendiliğinden görünenlerden … “ kasdın yüz, el ve yüzük olduğunu söylemesidir.
İbni Kesir Tefsir : 11.c.5861.S
Her şeyden önce bu rivayetle alakalı anlaşılması gereken birinci husus : Bilindiği gibi kaynak Kur’an ve Sünnet, delil ise bu iki kaynağın ortaya koyduğu şeylerdir… Allah kendilerinden razı olsun, sahabenin söz ve davranışları Kur’ân’a ve Sünnet’e muhalif olduğu müddetçe delil olarak kabul edilmez…Aynen İbni Abbas’ın muta nikahı hususunda vermiş olduğu fetvasının kabul edilmediği gibi.
İkinci husus ise : İbni Abbas’ın da aynen kendilerinin iddia ettiği görüşte olduğunu kabul etsek bile, aynı konuda başka bir sahabenin farklı bir görüşü söz konusudur…. Peki sahabe sözüne göre hareket edeceksek burada hangisini almamız gerekir…. ?
Çünkü İbni Mes’ud r.a Bu Ayet’te bahsi edilen “ … kendiliğinden görünenlerden … “ kasdın, dış elbiseler ve görünmesi zorunlu olanlar, olduğunu tefsir etmiştir.
İbni Kesir Tefsir : 11.c.5861.S
2 = { … Aişe r.anha dan şöyle nakleder : Esma binti Ebu Bekr – Aişe nin kız kardeşidir - üzerinde ince bir elbise olduğu halde Muhammed s.a.v’in yanına gelmişti. Muhammed s.a.v de yüzünü başka bir tarafa çevirerek şöyle dedi : “ Ya Esma ! Buluğ çağına ermiş bir kadının şu ve şundan - elini ve yüzünü işaret ederek - başkasını göstermesi uygun değildir.” }
Ebu Davud : 4.c.4104.N
Aişe r.anha’nın rivayet etiği bu hadise gelince... Bu hadis iki nedenden dolayı zayıf kabul edilmiştir :
Birinci husus : Hadisin senedinde Aişe ile Halid b. Dureyk arasında kopukluk vardır….. Hadisi tahriç eden Ebu Davud der ki : Bu hadis mürseldir. Çünkü Halid İbni Dureyk , Aişe’ye yetişmemiştir. – yani ondan bir şey duymamıştır –
Ebu Davud : 4.c.4104.N
Ebu Hatim Er Razi de bu hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.
İkinci husus : Hadis’in senedinde Şam’da oturan Said b. Beşir En Nasri vardır. İbn Mehdi bu adı hiç anmamış ; Ahmed b. Muin, İbn El Medeni ve Nesai bu şahsın zayıf olduğunu belirtmişlerdir.
Bundan dolayıdır ki bu hadis zayıf olduğu gibi, örtünmenin vacib olduğunu ifade eden sahih hadislere de karşı koyamaz….. Kaldı ki Muhammed s.a.v hicret ettiği vakit Esma binti Ebu bekir 27 yaşındaydı. Bu yaştaki birinin yüz ve elleri dışındaki vucut hatlarını ortaya koya-bilecek nitelikteki ince bir elbise giyip Muhammed s.a.v’in yanına gelmesi de düşünülemez.
M.Salih el-Useymin : Risaletu’l fi’l hicab 32.s
3 = { … Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilğine göre kardeşi Fadl, veda haccında Muhammed s.a.v‘in terkisinde idi. Fadl ile Has’am kabile-sinden bir kadın bakışmaya başladılar. Muhammed s.a.v de Fadl’ın yüzünü öbür yöne çevirdi. }
Buhari : 3.c.1443.n
Bu hadisi şerifi de öne sürerek derler ki : İşte bu olaydan anlaşılıyor ki o kadının yüzü açıktı.
Ama ne yazık ki İbni Abbas r.a dan nakledilen bu hadis de de yüzü açmanın caiz olabileceğine dair bir işaret yoktur…. Çünkü ;
Birinci husus : Peygamberimiz s.a.v’in örtünme konusundaki emirlerinin karşısında bir takım kadınlar nefislerine uyarak emre uymayabilirler.
İkinci husus : Resulullah s.a.v bu olay karşısında susmayıp Fadl’ın yüzünü başka bir yöne çevirtmiştir.
Üçüncü husus : ise ; Nevevi nin hadisin faydalarından bahsederken şöylediği şu sözlerdir : “ Bu hadiste yabancı kadınlara bakmayı yasak-lama vardır….. Muhammed s.a.v’in yüzünü örtmesi için bu kadına neden emretmediği sorusuna ise, “ ihramda olduğu için kendisine kimse bakmadıkça yüzünü örtmeyebilir ” cevabı uygun düşer.
Dolayısıyla Allah resulü s.a.v’in : " İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin “ sözünden dolayı bu kadın yüzünü açmış olabilir.
Dördüncü husus ise : Allah resulü s.a.v bu kadına yüzünü örtmesi için emretmiş de olabilir. Bu durumun bize nakledilmemiş olması, bu durumun kesinlikle olmadığı anlamına da gelmez.
4 = { … Cabir b.Abdullah r.a şöyle dedi : Bayram günü Resulullah s.a.v ile namazda beraberdim. Hutbe okumadan önce ezansız ve kametsiz namaza başladı.Sonra Bilal’e yaslanarak ayak üstü durup Allah’a karşı takvalı olmayı emir,O’na itaatli olmaya teşvik ederek halka vaaz ve nasihatte bulundu.Sonra kadınların olduğu yere geldi.Onlara da vaaz ve nasihat etti ve : “ Sadaka verin, zira siz kadınların çoğu cehennem kütüğüdür “ buyurdu. Kadınların en hayırlılarından yanakları kırmızı ve çilli olan bir kadın ayağa kalkıp : Ya Rasulallah, niçin dedi. Resulullah : “ Çünkü siz halinizden çok şikayet eder, kocalarınızın ihsanına karşı nankörlük edersiniz “ buyurdu. Bunun üzerine kadınlar kendi ziynet eşyalarını tasadduk etmeye başladılar. Bilal’in elbisesinin içine küpelerini ve yüzüklerini atıyorlardı. }
MÜSLİM : 3.C.885 / 4.N - DARE KUTNİ : 2.47 / 16 - AHMED : 3.314
Cabir r.a dan gelen bu rivayeti ileri sürerek derler ki : burada görüldüğü gibi kadının yüzü açık .Çünkü onun yanağındaki çillerden bahsediliyor..
Burada birinci husus : Bu olayın zamanı belirtilmemiştir… Yani bu olay, hicap Ayet’i inmeden önce olabilir…. Çünkü bilindiği üzere Ahzab sure-sindeki bu Ayet’i celile hicri 5. veya 6. senesinde inmiştir. Bayram namazı ise hicri 2. yılında dinimizdeki yerini almıştır.
İkinci husus ise : Söz konusu kadın evlenme ümidi kalmayan ihtiyar kadınlardan birisi olabilir. Çünkü bu yaştaki kadınların yüzünü açması caizdir.
Üçüncü husus ise : Kadının yüzündeki çilleri gören kişinin çocuk mu yoksa büyük erkek mi olduğu da zikredilmiyor… Yani o kadının yüzünü gören bir çocuk da olabilir…. Hatta bunun çocuk olduğu rivayet edilir..
Hulasa bu ve bunun gibi ihtimalli manalar taşıyan rivayetlerden istinbat yapmak caiz değildir… Hele hele konuyla ilgili ortada açık ve net ifadeler varken, böyle bir şey yapmak asla caiz değildir.
Hatta bu hususta islamın özlü bir kuralı vardır ki, O da : “ İza cael ihtimal batalel istidlal “ Yani : “ İhtimal vuku buldu mu istidlal batıl olur “
Allah’u Azze ve Celle bizlere ; hakkı hak bilen ve onlara ittiba eden kullarından olmamızı nasip eylesin
Ve yine bizlere ; batılı batıl bilip onlardan uzak durmamızı da nesip eylesin.
Vel hamdu lillahi rabbil Alemin
Rabbim bu küçük çalışmamı hayırlara vesile kılsın.
Amin …
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
İçerisinde hayat sürdüğümüz şu vahşi dünya,hepinizinde şahit olduğu gibi korkunç bir şekilde bayağılaşma sürecine girmiştir.
İnsanlar, İslam dininin getirmiş olduğu o güzel ahlaki değerleri beğen-memişler, yerine temelinde zulüm yatan insan uyduruğu kanunlar çıkarıp onları tercih etmişlerdir….. Ve neticede ahlaki bozukluk, bayağılaşma,her türlü rezillik ve utanmazlık, sınır tanımayan oyun ve eğlenceler, danslar ve müstehcen müzikler, meyhaneler ve kadın ticareti başını almış yürümüştür….. Ve inanın şu an insanlığın kısmı azamı, şehevi arzu ve isteklerinin esiri olmuş ve Allah’ın kendilerini yarattığı o tertemiz fıtrattan bütünüyle sıyrılmış vaziyete düşmüşlerdir.
Değerli Müslümanlar ! unutmayın ki bu çirkin oluşumun içerisinde kadının çok büyük ve etkili bir rolü olmuştur ve hala da olmaktadır.
Kadını,” haklarının elinden alındığı “ …. ve …. “ tarih boyunca geri plana itildiği “ yaklaşımıyla kandırmışlar ve “ kendisini hürriyete kavuşturma ve layık olduğu mevkiye getirme “ sıloganıyla da onu rezil ve rüsvay etmişlerdir…. İşte kadına en büyük ihanet bu yolla yapıl-mıştır.
Maalesef bu gün kadın, bu siloganik aslı astarı olmayan sözlere aldanmış ve kendisine sunulan bir çok değerleri, bilmeden anlamadan elinin tersiyle kenara itmiştir…. Halbuki onun tanımadığı – veya tanımak istemediği – İslam, kendisine çok değer vermiş ve yine kendisine çok güzel haklar tanımıştır.
İslam, kadın erkek arasında adalet anlamında eşitlikle gelmiş, adını saygın bir yere oturtmuş ve onun şanını yüceltmiştir. Onu, hakkı olan herşeye eksiksiz ulaştırmıştır… Gücü ve yetenekleri nisbetinde yapısına uyan alanlarda ona yetkiler vermiştir.
Mesela, o da erkekler gibi mal-mülk sahibi olabilir. Şeriatın koyduğu kurallara uymak şartıyla ticaret yapıp,alıp satabilir. Okuması ve hayatında kendisine gerekli olan şeyleri öğrenmesi de onu hakkıdır.
Düşman baskısı olursa, o da dinini korumak için hicret edebilir…. 0 da rızası ve tercihine göre evlenebilir. 0 da erkekten nafaka ve diğer hakkı olan şeyleri taleb edebilir. Gerektiği zaman boşanma talebinde bulu-nabilir…… Yani hakları çiğnendiği takdirde onun da ; kocasın dan, babasından, kardeş ve evladından miras alma hakkı vardır…
Yani onun da, eş olarak, kız olarak bacı veya anne olarak nafaka isteme hakkı vardır.
Şer’i çerçeve dairesinde Alım-satım, ihtiyaç halinde çalışma, sadaka verme, hibe etme, vasiyet ve icare yetkisi de vardır.
Hulasa bu anlamda kadının İslam dinindeki yeri ve değeri, ancak Kur’an’ın ve Sünnet’in bilinmesiyle anlaşılabilir…. Kur’an’ın ve Sünnet’in hakkıyla okunmadığı, bilinmediği bir yerde bunlar nereden bilinip tanına-caktır.
Değerli Müslümanlar ! İslam, kadına vermiş olduğu bu değerden dolayı onu, saklanması gereken çok değerli bir mücevher olarak kabul etmiş ve onun yabancı ellere geçmemesi için de bir çok tedbirler almıştır… Bu tedbirlerin en önemlisi ve en başta geleni de bilindiği gibi onun tepeden tırnağa örtünmesidir….
MÜSLÜMAN KADININ ÖRTÜSÜ
Değerli Müslümanlar ! Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُوراً رَّحِيماً
“ Ey Nebi ! Hanımlarına, kızlarına ve tüm mü’minlerin kadılarına söyle ; cilbablarını üzerlerine bürünsünler. Bu, onların tanınmaları ve eza edilmemeleri bakımından en uygun olanıdır.”
Ahzab : 59
Hicabın Farz olduğunu anlatan en açık Ayet-i kerimelerden bir tanesi de budur. Ayet’i celileye dikkat edilirse buradaki hicab emri, - bazılarının iddia ettiği gibi - sadece peygamberin hanımlarına veya kızlarına yönelik bir emir değildir. Bu emir, bütün müslümanların kadınlarına ve kızlarına da yönelik bir emirdir.…… Resulullah s.a.v’in hanımları ve kızlarının özellikle anılmasının sebesi ise, üstün mevkilerinden ve aynı zamanda diğer kadınlar için örnek teşkil ettiklerinden dolayıdır.
Ey Müslüman ! şurası çok iyi bilinmelidir ki hicab Ayet’leri, kadını tepeden tırnağa örtmek için gelmiştir… Ve en önemlisi, onun güzelliğinin ve çirkinliğinin kendisinden belli olacağı yüzünü örtmek için gelmiştir. Çünkü hicab Ayet’lerinden önce zaten Müslüman kadınlar örtülü idiler. Yani onlar çıplak olarak dolaşmıyorlardı…. Hatırlarsınız Allah Resulü s.a.v Mekke de işkence edilirken kızı Zeyneb’in yanına geliş şeklini ve Resulullah’ın da ona söylediği ifadeleri.
{ … Gamid kabilesinden Haris 'in oğlu Haris'den, diyor ki : Biz Mina’da iken babama “ bu cemaat nedir “ diye sordum, babam dedi ki, onlar bir müneccim için toplanmışlardır. Haris diyor ki : Biz indik " başka bir rivayette de geldik " baktık ki, Rasulullah s.a.v insanları tevhide ve imana davet ediyordu. Oradaki kalabalık ise Rasulullah'ın sözünü reddedip ona eziyet ediyorlardı. Gün yarıya varıp yanındaki kalabalık çekilince gerdanlığı görünen bir kadın ağlıyarak Rasulullah'ın yanına geldi. Kadının elindeki kadehte su bulunuyordu, bir elinde de mendil vardı. Onu Rasulullah'a sundu, Rasulullah sudan içti, abdest aldı. Sonra başını kadına doğru kaldırarak buyurdu ki :
" Ey kızım gerdanını ört. Babanın mağlup ve zelil olacağından korkma " “ Kimdir bu kadın ? ” dediğinde, “ O kızı Zeyneb’tir ” dediler. }
Tabarani Mu’cemül kebir : 1.C. 245.S - İbni Asakir Şam tarihi : 4.C.46.S
İşte bu ve emsali deliller, Müslüman kadınların Mekke’de iken yüz-lerinin açık ama örtülü olduklarını isbat etmektedir…. Hicab Ayet’i ise Medeni’dir ve yüzün örtülmesi için gelmiştir.
Bunun en açık ve en güzel delillerinden birisi, Aişe annemizin ıfk hadisesinde kullanmış olduğu şu ifadelerdir :
“ ……. Ben Zekvan’ın “ inna lillahi ve inna ileyhi raciun “ sözlerini işitince, hemen fereceme bürünüp yüzümü örttüm, halbu ki bu zat beni hicabtan önce tanırdı. “
Buhari : 10.c.4598.s - Müslim : 8.c.2770.n
İşte bu açık ve net ifadeler, hicaptan önce kadının yüzünün açık olduğunu ve hicap emrinin ise kadının yüzünü örtmesi hususunda indiğini bildirmektedir.
{ … Allah resulü s.a.v şöyle buyurdular : " İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin "
Buhari : 4.c.1730.s – Ebu Davud : 5.c.1826.n
Şeyhül islam İbni Teymiye r.h " Nur suresinin tefsiri " adlı eserinin 56. sayfasında şöyle diyor :
" Bu da gösteriyor ki peçe ve eldiven o gün ihramlı olmayan kadınların giyimleri arasındaydı. Ve herkesçe maruftur. Böylece kadınların yüzlerini ve ellerini örtmeleri gerekir. "
Değerli Müslümanlar ! gerek Peygamberimizin kadınlarının ve gerekse diğer Müslümanların kadınlarının hicaba bürünerek yüzlerine değin örttüklerini belirten hadisler pek çoktur…. Gelin onlardan bazılarını beraberce okuyalım.
{ … Enes r.a Hayber gazası ile ilgili kıssayı rivayet ederken Peygamberimizin esirler arasında kendi nefsi için Safiye'yi ayırt edişini şöyle anlatır : " Rasulullah s.a.v Hayber'den çıkınca onu henüz kendisi için almamıştı. Deve yaklaşınca Rasulullah ayağın dik tutarak Safiye'nin deveye binmesi için ayağını baldırına koymasına yardım etti. Safiye kaçındı ayağını koymadı sadece dizini Peygamberin baldırının üstüne koydu. Rasulullah onun üstünü örttü. Terkisine bindirdi şalını Safiye'nin yüzüne ve beline sardı. Sonra ayağının altından bağlayıverdi. Ve beraberinde eve götürerek hanımları arasına onu da girdirdi." }
İbn-i Sa'd Tabakat : 8.c.87.s
{ … Aişe r.anha’dan : Sevde hicabını çıkardıkdan sonra bir ihtiyaç için dışarı çıktı. Sevde cüsse bakımından iri yapılı bir kadındı. Onu tanıyanlar hemen farkına varırlardı. Hattab oğlu Ömer onu görünce dedi ki : " Ey Sevde Allah'dan korkmaz mısın ki, bizim yanımıza örtünmeden geliyorsun ? Baksana nasıl çıkmışsın. Bunun üzerine Sevde gerisin geriye eve döndü. Rasululullah s.a.v de o an benim evimde akşam yemeğini yiyordu. Elinde de bir et parçası vardı. Sevde hemen Rasulullah'ın yanına gedi. Ve şöyle dedi : " Ey Allah'ın Rasulu, ben bazı ihtiyaçlarım için dışarı çıktım. Ömer ise böyle böyle dedi." Bunun üzerine gelen vahyi ilahide belirtilen Ayet’in hükmüne muvafık olarak Efendimiz buyurdu ki : " Öyleyse siz ihiyacınızı gidermek için dışarı çıktığınızda hicaba bürünmelisiniz. ” – Aişe der ki : Vahiy geldiği an da etin dikesi hala Rasulullah'ın elinde bulunuyordu. }
Buhari : Müslim : Ahmed : 6/56 – İbni Sa’d Tabakat : 125
{ … Aişe r.anha dan.Buyurdular ki : " Biz Rasulullah'la birlikte ihramlı olduğumuz zaman süvariler yanımızdan gelip geçiyorlardı. Tam hizamıza geldikleri vakit her birimiz abalarımızı başımıza ve yüzümüze örterek yan tarafa sarkıtıyorduk. Bizi geçtikleri vakit tekrar açıyorduk.Ahmed : 6/30 - Ebu Davud ve Beyhaki Hac mevzuunda zikretmişlerdir.
{ … Ebu Bekir kızı Esma'dan : Diyor ki : " Biz erkeklerden yüzümüzü örter, ihramlı iken örtmeden önce de taranırdık." }
Hakim 1/454 de zikreder ve sahih olduğunu söyler. Zehebi de bu konuda ona muvafakat etmiştir.
{ … Şeybe kızı Safiye'den diyor ki : Ayşe'yi, Kabeyi tavaf ederken peçeli olarak görmüştüm. }
Burada şunu izah etmekte fayda vardır inşaallah : Bilindiği gibi Annelerimizin tavaf esnasında yüzlerini açmaları, Resulullah s.a.v’in şu umumi emrinden dolayıdır :
“ İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin "
Buhari : 4.c.1730.s – Ebu Davud : 5.c.1826.n
Dolayısıyla bu ifadeler bize ; diğer kadınların da ihram hariç yüzlerinin kapalı olacağını anlatmaktadır.
Büyük ilim adamı İbnu’l-Kayyım r.h, bu konuda şunları söylemektedir : “ Kadının ihram esnasında - peçeyi çıkarması hariç - yüzünü açmasının gerektiği hakkında bir tek harf dahi nakledilmiş değildir…” Daha sonra şunları söyler : “ Esmâ’dan sabit olduğuna göre o ihramlı olduğu halde yüzünü örterdi. Âişe de şöyle demiştir : “ Binek sırtında olan erkekler yanlarımızdan geçer ve biz o sırada Peygamber s.a.v ile birlikte ihramlı halde bulunuyor idik. Binekliler bizimle aynı hizaya geldiklerinde bizden herhangi bir hanım cilbabını yüzünün üzerine örterdi. Bu kişi geçip gidince biz de yüzümüzü açardık ”
Tehzibu’s Sünen : 2 . 350
{ … Ömer oğlu Abdullah şöyle diyor : Peygamber s.a.v Safiye'yi yanına alınca Aişe’yi halkın ortasında örtülü olarak görmüş ve tanımıştı. }
El – Albani der ki : İbn-i Sa'd 8. cildinin 97. safyasında bu hadisi zikrettikten sonra ravilarinin sıka olup isnadın yerinde olduğunu bildirmiştir. Rivayet zinciri şu şekilde gitmektedir. Esed kabilesinde Abdullah oğlu Muhammed Süfyan bin Cüreyc’den o da Hasen bin Müslim’den o da Safiyye’den bize anlattı.
{ … Abdurrahman İbni Avf’ın oğlu İbrahim’den dedi ki : " Hattab oğlu Ömer son haccında Peygamberin hanımlarının da birlikte hacca gitmelerine izin vermiştir. Onlarla beraber Affan oğlu Osman’ı ve Avf oğlu Abdurrahman’ı da gönderdi. İbrahim diyor ki, Osman r.a Kabe’de şöyle bağırmıştı : “ Onların yanına kimse yaklaşmasın, kimse onlara bakmasın ” dedi. Onlar indikleri zaman Osman ve Abdurrahman topluluğun gerisinde idiler ve yanlarına kimse yaklaşmamıştı. }
El – Albani der ki : Bu hadisi İbni Sad Tabakatı’nın 8. cildinin 152. sayfasında, şu rivayet zinciriyle zikretmişir. Bize Ata oğlu Velid Sad oğlu İbrahim’den, o da babasından, o da dedesi Ömer İbnül Hattab’dan rivayet etti..
Bu isnad hasen olup ravileri sika dır. Zehebi mizan adlı eserinde, Hafız lisan adlı eserinde irad etmişlerdir.
Bütün bu hadislerden açıkça anlaşıldığı gibi Peygamber s.a.v’in devrinde gerek peygamber hanımlarının ve gerekse diğer mü’min kadınların yüzleri peçeli idi….
Ve tabiki daha sonra gelen fazilet sahibi kişiler de onların yolunu takip ederek peçe kullanmış ve yüzlerini örtmüşlerdir.
{ … Asım oğlu Ahvel anlatıyor : " Biz Sirin'in kızı Hafsa’nın yanına vardığımızda abasını hep şu şekilde yapardı : " Yüzünü ve gözünü örterdi. Biz ona derdik ki, " Ey Allah'ın rahmeti üzerine olasıca kadın. Allah'u Azze ve Celle Kur'an’ı keriminde buyurmuyor mu ki :
“ Evlenme arzusu kalmamış oturan – ihtiyar – kadınlara,süslerini açığa vurmamak şartıyla, dış esvaplarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur……. “ Nur : 60
Hafsa ise bunda ne var diyordu. Biz ayetin devamını okuyup " Şayet iffetlerini takınırlarsa kendileri için daha hayırlıdır " dediğimiz zaman. Ve o : " İşte hicabın şart olduğunu beliren hüküm budur." diyordu. }
Beyhaki : 7 / 83 – Albani Hicab : 48.s
Hulasa değerli müslümanlar ! yukarıda Kur’an ve Sünnet’ten derleyerek sunduğumuz bu delillerden açıkça anlaşıldığı gibi, kadının tepeden tırnağa örtünmesi onun üzerine vacip olan bir görevdir.
BU KONUDAKİ ZAYIF RİVAYETLER VE YANLIŞ İSTİDLALLER
Bu konuda işin ilginç tarafı ; bu kadar sahih delillerin karşısında meseleyi hala sağa sola çekerek kadının yüzünün kapanmasının illa da gerekli olmadığını savunanlar sözkonusu olmuştur… Ve tabi ki ileri sürdükleri de bir takım gerekçeler vardır… Bunlardan bir tanesi :
1 = Abdullah İbn Abbas r.a nun Nur suresi : 31.Ayet’i celilesinde geçen “ … kendiliğinden görünenlerden … “ kasdın yüz, el ve yüzük olduğunu söylemesidir.
İbni Kesir Tefsir : 11.c.5861.S
Her şeyden önce bu rivayetle alakalı anlaşılması gereken birinci husus : Bilindiği gibi kaynak Kur’an ve Sünnet, delil ise bu iki kaynağın ortaya koyduğu şeylerdir… Allah kendilerinden razı olsun, sahabenin söz ve davranışları Kur’ân’a ve Sünnet’e muhalif olduğu müddetçe delil olarak kabul edilmez…Aynen İbni Abbas’ın muta nikahı hususunda vermiş olduğu fetvasının kabul edilmediği gibi.
İkinci husus ise : İbni Abbas’ın da aynen kendilerinin iddia ettiği görüşte olduğunu kabul etsek bile, aynı konuda başka bir sahabenin farklı bir görüşü söz konusudur…. Peki sahabe sözüne göre hareket edeceksek burada hangisini almamız gerekir…. ?
Çünkü İbni Mes’ud r.a Bu Ayet’te bahsi edilen “ … kendiliğinden görünenlerden … “ kasdın, dış elbiseler ve görünmesi zorunlu olanlar, olduğunu tefsir etmiştir.
İbni Kesir Tefsir : 11.c.5861.S
2 = { … Aişe r.anha dan şöyle nakleder : Esma binti Ebu Bekr – Aişe nin kız kardeşidir - üzerinde ince bir elbise olduğu halde Muhammed s.a.v’in yanına gelmişti. Muhammed s.a.v de yüzünü başka bir tarafa çevirerek şöyle dedi : “ Ya Esma ! Buluğ çağına ermiş bir kadının şu ve şundan - elini ve yüzünü işaret ederek - başkasını göstermesi uygun değildir.” }
Ebu Davud : 4.c.4104.N
Aişe r.anha’nın rivayet etiği bu hadise gelince... Bu hadis iki nedenden dolayı zayıf kabul edilmiştir :
Birinci husus : Hadisin senedinde Aişe ile Halid b. Dureyk arasında kopukluk vardır….. Hadisi tahriç eden Ebu Davud der ki : Bu hadis mürseldir. Çünkü Halid İbni Dureyk , Aişe’ye yetişmemiştir. – yani ondan bir şey duymamıştır –
Ebu Davud : 4.c.4104.N
Ebu Hatim Er Razi de bu hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.
İkinci husus : Hadis’in senedinde Şam’da oturan Said b. Beşir En Nasri vardır. İbn Mehdi bu adı hiç anmamış ; Ahmed b. Muin, İbn El Medeni ve Nesai bu şahsın zayıf olduğunu belirtmişlerdir.
Bundan dolayıdır ki bu hadis zayıf olduğu gibi, örtünmenin vacib olduğunu ifade eden sahih hadislere de karşı koyamaz….. Kaldı ki Muhammed s.a.v hicret ettiği vakit Esma binti Ebu bekir 27 yaşındaydı. Bu yaştaki birinin yüz ve elleri dışındaki vucut hatlarını ortaya koya-bilecek nitelikteki ince bir elbise giyip Muhammed s.a.v’in yanına gelmesi de düşünülemez.
M.Salih el-Useymin : Risaletu’l fi’l hicab 32.s
3 = { … Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilğine göre kardeşi Fadl, veda haccında Muhammed s.a.v‘in terkisinde idi. Fadl ile Has’am kabile-sinden bir kadın bakışmaya başladılar. Muhammed s.a.v de Fadl’ın yüzünü öbür yöne çevirdi. }
Buhari : 3.c.1443.n
Bu hadisi şerifi de öne sürerek derler ki : İşte bu olaydan anlaşılıyor ki o kadının yüzü açıktı.
Ama ne yazık ki İbni Abbas r.a dan nakledilen bu hadis de de yüzü açmanın caiz olabileceğine dair bir işaret yoktur…. Çünkü ;
Birinci husus : Peygamberimiz s.a.v’in örtünme konusundaki emirlerinin karşısında bir takım kadınlar nefislerine uyarak emre uymayabilirler.
İkinci husus : Resulullah s.a.v bu olay karşısında susmayıp Fadl’ın yüzünü başka bir yöne çevirtmiştir.
Üçüncü husus : ise ; Nevevi nin hadisin faydalarından bahsederken şöylediği şu sözlerdir : “ Bu hadiste yabancı kadınlara bakmayı yasak-lama vardır….. Muhammed s.a.v’in yüzünü örtmesi için bu kadına neden emretmediği sorusuna ise, “ ihramda olduğu için kendisine kimse bakmadıkça yüzünü örtmeyebilir ” cevabı uygun düşer.
Dolayısıyla Allah resulü s.a.v’in : " İhramlı olan kadın yüzüne peçe takmasın eline de eldiven giymesin “ sözünden dolayı bu kadın yüzünü açmış olabilir.
Dördüncü husus ise : Allah resulü s.a.v bu kadına yüzünü örtmesi için emretmiş de olabilir. Bu durumun bize nakledilmemiş olması, bu durumun kesinlikle olmadığı anlamına da gelmez.
4 = { … Cabir b.Abdullah r.a şöyle dedi : Bayram günü Resulullah s.a.v ile namazda beraberdim. Hutbe okumadan önce ezansız ve kametsiz namaza başladı.Sonra Bilal’e yaslanarak ayak üstü durup Allah’a karşı takvalı olmayı emir,O’na itaatli olmaya teşvik ederek halka vaaz ve nasihatte bulundu.Sonra kadınların olduğu yere geldi.Onlara da vaaz ve nasihat etti ve : “ Sadaka verin, zira siz kadınların çoğu cehennem kütüğüdür “ buyurdu. Kadınların en hayırlılarından yanakları kırmızı ve çilli olan bir kadın ayağa kalkıp : Ya Rasulallah, niçin dedi. Resulullah : “ Çünkü siz halinizden çok şikayet eder, kocalarınızın ihsanına karşı nankörlük edersiniz “ buyurdu. Bunun üzerine kadınlar kendi ziynet eşyalarını tasadduk etmeye başladılar. Bilal’in elbisesinin içine küpelerini ve yüzüklerini atıyorlardı. }
MÜSLİM : 3.C.885 / 4.N - DARE KUTNİ : 2.47 / 16 - AHMED : 3.314
Cabir r.a dan gelen bu rivayeti ileri sürerek derler ki : burada görüldüğü gibi kadının yüzü açık .Çünkü onun yanağındaki çillerden bahsediliyor..
Burada birinci husus : Bu olayın zamanı belirtilmemiştir… Yani bu olay, hicap Ayet’i inmeden önce olabilir…. Çünkü bilindiği üzere Ahzab sure-sindeki bu Ayet’i celile hicri 5. veya 6. senesinde inmiştir. Bayram namazı ise hicri 2. yılında dinimizdeki yerini almıştır.
İkinci husus ise : Söz konusu kadın evlenme ümidi kalmayan ihtiyar kadınlardan birisi olabilir. Çünkü bu yaştaki kadınların yüzünü açması caizdir.
Üçüncü husus ise : Kadının yüzündeki çilleri gören kişinin çocuk mu yoksa büyük erkek mi olduğu da zikredilmiyor… Yani o kadının yüzünü gören bir çocuk da olabilir…. Hatta bunun çocuk olduğu rivayet edilir..
Hulasa bu ve bunun gibi ihtimalli manalar taşıyan rivayetlerden istinbat yapmak caiz değildir… Hele hele konuyla ilgili ortada açık ve net ifadeler varken, böyle bir şey yapmak asla caiz değildir.
Hatta bu hususta islamın özlü bir kuralı vardır ki, O da : “ İza cael ihtimal batalel istidlal “ Yani : “ İhtimal vuku buldu mu istidlal batıl olur “
Allah’u Azze ve Celle bizlere ; hakkı hak bilen ve onlara ittiba eden kullarından olmamızı nasip eylesin
Ve yine bizlere ; batılı batıl bilip onlardan uzak durmamızı da nesip eylesin.
Vel hamdu lillahi rabbil Alemin
Rabbim bu küçük çalışmamı hayırlara vesile kılsın.
Amin …
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Tevazu ve Kibir..
10:54
T E V A Z U V E K İ B İ R
Değerli Müslümanlar ! unutmayalım ki insanda bulunan ahlaki değerlerden en önemlisi tevazu en çirkini ise kibirdir… Birisi insanı felaha diğeri ise helaka götüren en etkili vesilelerdir.
İşte bundan dolayıdır ki ben bu sohbetimde siz değerli Müslümanlara konu ile alakalı gücüm nisbetinde bir şeyler anlatmak istedim…. Anlatmak istedim ki, yarın kıyamet günü tevazu sahibi olanlar nasıl bir mukafat görecekler, kibir sahibi olanlar da nasıl bir azab çekecekler Müslümanlar onu bilsinler.
Tevazu ; luğavi anlamda ; “ yere koymak ” “ küçültme yapmak ”. demektir.
Tevazu ; ıstılahi anlamda ise ; Hakk’a boyun eğmek demektir ….
Kendini küçük görmek, alçak gönül-lülük demektir.
Kızgın ve hoşnut olunduğu hallerde O’nun buyurduğu her şeyi kabul etmek demektir ….
Şefkatli ve yumuşak davranmak demektir …..
Kendinde kullar üzerinde bir kıymet görmemen demektir ….
Kimsenin sana muhtaç olduğunu düşünmemen demektir …..
Öyleyse ey Allah’ın aciz kulları ! tevazu sahibi olmaya çalışın…. Onu elde etmeye gayret gösterin … Unutmayınki tevazu, pek çok hayrı kuşatan, onları içine alan yüce ve parlak bir ahlaktır.
Tevazu gösterenin, huşusu vardır, huzuru vardır, sakinliği vardır. Böyle bir kimseyi uzaktan gördüğünüzde yüksek dağlar gibi büyüklenen kibirliler arasında yere yapışacak gibi zannedersiniz.
Allah Teala bu konu da şöyle buyurmaktadır ;
“ Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme ! Çünkü sen asla yeri yara-mazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.”
İsra : 37
T E V A Z U Ç E Ş İ T L E R İ
Değerli kardeşim ! tevazu iki çeşittir. Birisi övülen diğeri ise yerilen tevazudur.
Övülen tevazu ; kişinin Allah için sergilediği tevazusudur…Bununla be-raber ; Allah’ın kulları hakkında sergilenmesini istediği tevazudur…. Yani, onlara karşı büyüklenmeyi, onları hakir görmeyi ve onları küçümsemeyi terk etmesidir…. Övülen tevazu ile alakalı İslam şöyle der :
{… Allah resulü s.a.v şöyle buyurdular : Her kim Allah için mütevazi olursa, Allah o kimseyi şüphesiz ki yüceltir. }
SAHİHU’L CAMİ : 6038.N
{ …Cabir r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Vakarlı olun ey Allah’ın kulları vakarlı. }
CAMİU’S SAĞİR : 2.C.2416.N
Yani yürüyüşünüzde olsun, konuşmala-rınızda olsun, oturup kalkışlarınızda olsun, insanlara karşı tavır ve davranışlarınızda olsun, olgun ve mütevazi olun……Yine bir hadisi şeriflerinde :
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur : Sadaka malı eksiltmez. Allah, kulunu affetmekle ancak izzetini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah da onu yükseltir.”
Müslim : 16/141-Nevevi Şerhi – Darimi : 1/396 – Ahmed : 2/386
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yine şöyle buyurur ; Hiçbir ademoğlu yoktur ki, başında bulunan gem’i bir meleğin elinde olmasın. Tevazu gös-terirse meleğe ; “ gemini yükselt ” denilir. Kibir-lenirse ; “ Gemini indir ” denilir. ”
El Albani : S.Sahiha : 538.N
Değerli kardeşlerim ! tabiî ki burada anlatılan şey ; insan tevazu gös-terdikçe derecesinin artacağı, kibirlendikçe de zelil kılınacağıdır.
Yerilen tevazu ise ; kişinin dünya için sergilediği tevazudur…. Yani, dünyalık bir menfaat veya bir çıkar veya da gösteriş için tevazu göster-mesidir…. Bu da bilindiği gibi riyadır. Yani ; küçük şirk’tir.
Bu konuda da İslam peygamberi şöyle buyurmaktadır :
{ …. Mahmud İbnu Lebid r.a'dan, şöyle dedi : Resûlullah s.a.v şöyle buyurdu : " Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir ". Saha-beler dediler ki : küçük şirk nedir yâ resûlellah ? Allah Resulü s.a.v'de cevaben " küçük şirk riyadır " buyurdular……… }
AHMED : 5 / 428. 23119.N
Görüldüğü gibi İslam, insanın amelleriyle gösteriş yapmasını şiddetli bir şekilde kınamış ve bu çirkin davranışını şirk’ten kabul edilmiştir… Allah’u Azze ve Celle bizleri, açık ve gizli bütün şirk çeşitlerinden muha-faza eylesin.
Öyleyse şuurlu ve basiretli bir Müslüman, yerilmiş olan tevazunun bütün çeşitlerini terk eden, övülmüş - yani medhu sena edilmiş - teva-zunun ise hiçbir yönünü terk etmeden onları sergileyen bir kimse olmalıdır.
Değerli kardeşlerim ! sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur… Öyleyse gelin bir müslümanın sergilemesi gereken övülen tevazu çeşitleri nelerdir, onlardan bahsetmeye çalışalım.
A L L A H İ Ç İ N T E V A Z U
Ey Müslüman ! şunu asla aklından çıkarma ki tevazunun başta geleni ve en sevimlisi, Allah’a karşı tevazu ve Allah için olan tevazudur… Her konu da olduğu gibi bu konuda da Rabbin senden bu amelini sadece ve sadece kendisi için sergilemeni ister…. Çünkü insanı yüceltecek olan tevazu, şüphesizki Allah’a olan tevazu ve Allah için sergilenen tevazudur.
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdular : Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yükseltir. ”
SAHİHU’L CAMİ : 6038.N
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem yine şöyle buyurur : Kim gücü yettiği halde Allah için tevazu ile lüks elbiseyi terk edip sade giyinirse, kıyamet gününde Allah onu, iman giysilerinden istediğini giymesi için mahlukatın başları üzerinden çağırır.”
Tirmizi : 2481 – Ahmed : 3/439 – Hakim : 4/183 - Ebu Nuaym Hilye : 8/48 Tirmizi hadis için ; “ Hasen hadistir.” Dedi. Hakim; “ İsnadı sahihtir.” Dedi ve Zehebi de ona muvafakat etti.
Basiretli bir kulun Allah’a karşı tevazu göstermesi demek ; O’na karşı itaatinde derin saygı duyması demektir…. İşlediği günahları hatırlaması demektir…. Bu günahları bilen kimse olmasa da Allah’ın kendisini gördüğünü unutmaması demek-tir…. Kendisini aciz ve küçük görmesi, taatini az sayması ve kötülüklerini ise çok görmesi demektir.
Allah Teala kerim kitabında tevazu sahibi kullarından bahsederek şöyle buyurur :
“ …………… - onlar - Bize karşı derin saygı duyuyorlardı. ”
Enbiya : 90
Mücahid r.h bu Ayetin tefsirinde der ki ; “ Yani tevazu sahibi idiler.”
İbni Kesir Tefsiri : 3 / 203 - Suyuti Dürrül Mensur : 5 / 671
D İ N İ K O N U L A R D A T E V A Z U
Değerli kardeşlerim ! müslümanın tevazu göstereceği en önemli konulardan biri de, dini ile alakalı olanıdır…… Bu da ; Allah Rasul sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine boyun eğmek, Ona teslim olmak ve itaat etmek demektir.
Tevazu sahibi bir müslümanın bu konuda yapacağı şey ; Vahyin naslarına karşı fasid akılcıların ve kibirli kelamcıların yaptığı gibi değil de, bilakis aklını onlara mahkum eden ehli sünnetin metodu üzere hareket etmelidir.
Çünkü onlar derler ki ; el aklu evvelu ve’n naklu ba’dehu “ Yani Akıl ile nakil - Kur’an ve Hadisler - çelişirse, nakli bırakır aklı öne alırız. Nakli ya terk eder, ya da te’vil ederiz.”
Unutmayınız ki akıllarına bu anlamda uluhiyet makamı tanıyanlar, kibirli kimse-lerdir.
Tevazu sahibi Müslüman ise, dini konularda cidalden ve Allah hak-kında ilimsiz konuşmaktan uzak durur….. Çünkü o çok iyi bilir ki bu usul ; şeytanın Adem ve Havva’ya tuzak kurmasından önce onu dahi tuzağa düşüren nefsin usulüdür….
Biliyorsunuz nefis, şeytana ve Adem’in zürriyetine şöyle tuzak kurmuştu ; Allah Subhanehu ve Teala, Şeytan’ın Adem’e secde ederek emrine uymasını, itaat ederek saadete, izzete ve kurtuluşa ermesini emrettiğinde, cahil ve zalim nefsi bunu kendisine çirkin gösterdi, kusurlu bulduğu Adem’e secde etmesini hazmedemedi. Kendisinin ateşten, onun ise çamurdan yaratıldığını, ateşin çamurdan daha üstün olduğunu, böylece ateşten yaratılanın çamurdan yaratılandan daha üstün olduğunu öne sürdü…. İşte bu, tevazunun tam zıddı kibir’dir.
Rabbimiz bu olayı kerim kitabında şöyle haber veriyor ;
“ ( İblis ) : " Ben, dedi, ondan daha hayırlıyım ; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
A’raf : 12
Gördüğünüz gibi kibirli olan Allah’ın düşmanı yaradanının emrinden uzaklaştı…O çirkin ve kesat görüşünü öne sürerek hevasına uydu…. Bununla da kalmadı, ardından hikmetine akılların yol bulamadığı Aliym ve Hakiym olan Allah’a itiraz ederek ;
“ Dedi ki : " Şu benden üstün kıldığını gördün mü ? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım."
İsra : 62
Öyleyse unutmayalım ki bu şeytani medot ve düşünce, sahibini teva-zudan uzak tutup onu kibre sokar… Rabbine isyan etmesine sebep olur….
Dolayısiyla - İblisin bu olayında da görüldüğü gibi - büyüklük isteyen küçülüyor, yükselmek isteyen alçalıyor, izzet isteyen zillete düşüyor ve böylece kendini aldatmış oluyor… Peki mütevazi bir Müslüman bunları ister mi ? ! …. El cevap … asla
Değerli kardeşlerim ! her şeye rağmen insan, çoğu zaman nefsini unutuyor, onun kendi başına kaim olamayan zayıf bir mahluk olduğunu aklından çıkarıyor… Bö-bürleniyor, şişiniyor, çalım satıyor…. Ve böylece kibir ile helak olmuş olan şeytanın tuzağına düşüyor…
Öyleyse dininde tevazu sahibi bir Müslüman, Allah’ın emir ve nehiy-leriyle mücadele içine girmemeli ve onlara teslim olmalıdır….
Tevazu sahibi bir Müslüman, başkaları ile mücadelesinde ilim yolunu kullanan olmalı-dır… Unutmayalımki mücadelesi ilimsiz olan kimseler kibir sahibi olan kimselerdir, yenik düşmeyi veya altta kalmayı asla istemeyen kimselerdir… Onun içindir ki kibirli insanlar cidali çok severler…
Cidal ise ; bilindiği gibi delil olmadan büyüklenmedir, şeytana uymaktan kaynakla-nan sapıklık ve dalalet vesilesidir.
Allah Teala buyuruyor ki :
“ İnsanlardan bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azılı şeytanın ardına düşer. - O şeytanki - hakkında şöyle hüküm verilmiştir : Şüphesiz kim onu dost edinirse, o muhak-kak onu saptırır ve doğruca cehennem azabına götürür. ”
Hac 3 – 4
Ve yine Rabbimiz olan Allah şöyle buyu-ruyor :
“ Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın Ayetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde yeti-şemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah'a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O'dur.”
Mü’min : 56
“ … Allah resulü s.a.v ise bir hadislerinde buyurur ki : Bir kavim hidayete erdikten sonra, cedelleşmeye girmedikçe dala-lete düşmez. ”
İBNİ MACE : 1.C. 48.N
Öyleyse bu konuda da sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur… Tevazu sahibi bir Müslümanın aklını Kitab ve sünnet ile nurlandırması, hakkın açığa çıkması için onlara başvurması ve bu konuda da kibre götüren bütün sebeplerden Allah’a sığı-narak iltica etmesi gerekir.
İ L İ M Ö Ğ R E N M E Y O L U N D A T E V AZU
Değerli kardeşlerim ! müslümanın sergilemesi gereken tevazu çeşitlerinden birisi de ilim öğrenme yolunda tevazudur… Hepinizin de bildiği gibi islamın tek amacı, Allah’u Azze ve Celle’ye O’nun istediği ve Resulünün de gösterdiği şekilde kulluk edilmesidir…
Ve bunun hakkıyla gerçekleşmesi için de, ilim ve eğitime ihtiyaç vardır. Yani, Allah’a takdim edilen gerçek bir kulluğun ilimsiz olması mümkün değildir
İlmin, İslam'da yüce bir makamı ve büyük bir mevkisi vardır… Çünkü o, insana Rab-bisine kulluğu öğreten en şerefli ve en yüksek bir vesiledir… Allah’ı hakkıyla tanımak ve O’na hakkıyla kulluk etmek ancak ilim saye-sinde mümkündür……… Bunun içindir ki Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde :
قَالَ رَسُول اللّه صَلى اللّه عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: طلب العلم فريضة عَلَى كُلّ مسل
“ İlim öğrenmek, kadın ve erkek bütün Müslümanların üzerine farzdır. “İBNİ MACE : 1.C.224.N – C.SAHİH : 3808.N – MİŞKAT : 218.N
Öyleyse basiretli bir müslümanın, üzerine vacip olan bu ilmi öğrenme yolunda tevazu sahibi olması gerekir… Bu konuda tevazu sahibi olama-yanlar ilim öğrenemezle…. İlim talibi tevazu sahibi olmalıdır… Birilerinin ayağına gitmesi gerekiyorsa, gitmelidir. Hakkı anlatan kimseler yaş’ça kendisinden küçükte olsalar, onların yanına koşmalı ve anlattıklarını dinlemeli ve almalıdır….
Başkalarına üstün gelmek, maddi çıkarlar sağlamak, sefihlerle tartışmak veya otur-duğu meclislerde insanların teveccühünü kazanmak için ilim öğrenmemelidir.
Bu şekildeki gayri islami bir niyetle ilim taleb eden insanlarla alakalı bakınız Allah resulü s.a.v neler söylemektedir :
{ …. Ebu Hureyre r.a dan.O şöyle dedi : Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Kim kendisi ile Allah’ın rızası aranan ilimlerden bir ilmi, dünya malından bir şey elde etmek için öğrenirse,kıyamet gününde cennetin kokusunu bulamaz. }
EBU DAVUD : 4.C.3664.N - İBNİ MACE : 1.C. 252.N
{ … Cabir İbni Abdullah r.a dan.Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Alimlere karşı övünmek, sefihlerle tartışmak ve meclislerin seçkin köşele-rinde yer almak için ilim öğrenmeyiniz. Kim böyle yaparsa ona ateş vardır,ona ateş vardır. }
İBNİ MACE : 1.C.254.N
{ … Ka’b İbni Malik r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Kim ilmi alimlerle çekişmek, sefihlerle cedelleş-mek ve insanların teveccühünü kazan-mak için talebederse, Allah onu ateşe sokar. }
TİRMİZİ : 4.C.2792.N
İ N S A N L A R İ Ç İ N T E V A Z U
Değerli kardeşlerim ! tevazu çeşitlerinden bir diğeri de ; halka yönelik tevazudur… Ve elbetteki insanlar için tevazu söz konusu olduğu zaman da şüphesizki bunun ilk önce iman edenlere karşı sergi-lenmesi gerekir.
Allah Teala, Kitab’ının pek çok yerinde mü’minlerin kardeşliğini ilan etmiş ve şöyle buyurmuştur :
“ Mü’minler ancak kardeştirler. ”
Hucurat : 10
Allah Teala yine buyuruyor ki ;
“….. müminlere karşı yumuşak ol….. ” Maide : 54 “ Ve sana uyan müminlere kanadını indir. ” Şuara : 215
Öyleyse ey Müslüman ! Allah Azze ve Celle, Müslüman kardeşinden kul olarak razı olmuşsa, senin de kardeş olarak ondan razı olman gerekir….. Unutmaki Allah’u Teala’nın razı olduğu bir Müslümandan senin razı olmaman, kibrin ta kendisidir.
Tevazu sahibi bir Müslüman, kardeşini seven, ona üstünlük taslama-yan, onu hakir görmeyen ve ona alçak gönüllü davranan kimse olmalıdır.
“ … İyad İbn Himar el-Mücaşi r.a’dan. Resulullah s.a.v bir hutbesinde şöyle buyurdular : …………… Allah bana vahyetti ki ; bir birinize karşı mütevazi ve alçak gönüllü olun. Hiç kimse bir başkasına karşı övünmesin…….. “
MÜSLİM : 8.C.2865-64.N
Değerli kardeşlerim ! unutmayalım ki tevazu sahibi bir müslümanın kardeşlerine - veya diğer insanlara - karşı sergileyeceği en güzel ahlaki değerlerden birisi de, onları affetmesidir….. Yani ; kendisine kötülük edip de, kötülüğünden dolayı mazeret belirtip özür dileyenlerin mazeretlerini - doğru olsun veya olmasın - kabul etmesi ve onları bağışlamasıdır.
“ … Ebu Hureyre r.a dan gelen bir hadis-lerinde Allah resulü s.a.v şöyle buyur-maktadır : ” …… Allah, affeden bir kulun ancak izzet ve şerefini artırır. Her kim Allah için alçak gönüllülük gösterirse, Allah muhakkakki o kimsenin dere-cesini yükseltir. “
MÜSLİM : 8.C.2588.N
Tevazu sahibi bir Müslüman, düşmanı için dahi hakkı reddetmeyen, onların hukukuna riayet eden, Özür dileyenin mazeretini kabul eden bir kimsedir.
Ve yine Tevazu sahibi bir kul Hakkı, sevdiğinden ve sevmediğinden, dostundan veya düşmanından da gelmiş olsa kabul eden birisi olmalıdır.
İşte insanlara karşı tevazunun hakikati budur… Yani, onlar sana hak ile geldiği zaman, onların düşmanlığı seni, onların hakkını kabulden veya onlara haklarını vermekten alıkoymamasıdır.
Allah Teala buyuruyor ki ;
“ Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme karşı olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun, çünkü bu, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
Maide : 8
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise bu konuda şöyle buyurur : Şu üç şey insanı kurtaran şeylerdendir ; “ gizlide ve açıkta Allah’tan korkmak, fakirlikte ve zenginlikte iktisatlı olmak, kızgınlıkta ve hoşnutlukta adil davranmak.”
El Albani : S.Sahiha : 1802.n
G İ Y İ M V E K U Ş A M D A T E V A Z U
Değerli kardeşlerim ! Müslüman her konuda olduğu gibi giyim kuşam konusunda da tevazu sahibidir…. O, bu konuda lükse kaçmadan, israf etmeden orta yolu tutan birisidir…. Çünkü o, bu konudaki İslami değerleri kulağına küpe etmiş ve onlara uygun hayat yaşamayı seçmiştir,
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurur : Kim gücü yettiği halde Allah için tevazu ile lüks elbiseyi terk edip sade giyinirse, kıyamet gününde Allah onu, iman giysilerinden istediğini giymesi için mahlukatın başları üzerin-den çağırır.”
Tirmizi : 2481 – Ahmed : 3/439 – Hakim : 4/183 - Ebu Nuaym Hilye : 8/48 Tirmizi hadis için ; “ Hasen hadistir.” Dedi. Hakim; “ İsnadı sahihtir.” Dedi ve Zehebi de ona muvafakat etti.
“ … Muaz r.a dan.Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurur : Lüks yaşamaktan sakının, çünkü Allah’ın gerçek kulları lüks yaşamazlar. “
Ahmed : 5 / 243-244 – Camıu’s Sağir : 2 / 1570.n
Y Ü R Ü Y Ü Ş T E T E V A Z U
Değerli kardeşlerim ! Müslüman yürüyüşünde de mütevazidir. Yani kibirle ve gururla değil, huzur, vakar ve tevazu ile yürür… Çünkü o, Rabbisinin kerim kitabın-daki şu Ayeti asla aklından çıkarmaz.
“ O çok merhametli Allah'ın - has - kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler.”
Furkan : 63
İşte basiretli bir müslümanın tevazulu yürüyüşü budur…. O, yeryüzünde telaşsız, kendisini zorlamadan, yapmacıksız yürür ….. Onda büyüklenme, kibirli tavır takınma, iddia, şişinme yoktur….. Her hareketinde ibret vardır…. Sallanmaz…. yürüyüşünde orta yolu tutmuş, vakar, sükunet, ciddiyet ve kuvvetle adımlarını atan birisidir….
Değerli kardeşlerim ! Yürüyüşte orta yollu olmanın manası, başı ölecek gibi eğerek yürümek veya harap olmuş bir insanın yürümesi gibi yürümek falan değildir…. Ve yine bazı insanların - güya takvalı imiş, veya vera sahibi Salihlerdenmiş gibi görünmek isteyerek – sergilemeye çalıştıkları yapmacık şeyler de değildir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların en takvalısı ve Allah’ı en iyi bileni olduğu halde bunların hiçbirini yapmazdı.
İbni Kayyım el Cevziyye Zadul Mead’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yürüyüşünü şöyle anlatıyor ; “ Yürürken vücudu dik yürürdü, en hızlı, en sakin ve en güzel yürüyen insan o idi.”
“ … Ebu Hureyre r.a diyor ki : Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den daha güzel bir şey görmedim. Sanki güneş yüzünde akardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den daha hızlı yürüyen bir kimse görmedim. Sanki yer ayak-larının altında dürülürdü. Aldırmadan yürür gider, biz ise ona yetişmek için kendimizi zorlardık ”
“ … Ali Bin Ebu Talib r.a da der ki ; “ Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yokuştan inercesine, vücudu dik vazi-yette yürürdü. ”
Zadul Mead :
İşte bu yürüyüş, tevazu sahibi insanların yürüyüşüdür… Ve yine azim ve şecaat sahibi kimselerin yürüyüşüdür… Bu, en mutedil ve vücudun rahatı için en güzel yürüyüş şeklidir.
Ama kibirli ve hafif meşrep sahibi kimselerin yürüyüşleri farklıdır… Onlar ekabir ekabir yürürler… Düşkün ve ölecekmiş gibi riyakarlık ya-parak yürüler… Onlar, gözleriyle sağı solu kontrol ederek yürürle…. Dengesiz develer gibi bir oyana bir bu yana sallana sallana yürürler.
Rabbimiz cümlemize tevazu sahibi olan basiretli kullarından olmamızı nasip etsin… diyoruz ve konunun bundan sonraki bölümü olan kibir ve ucub’tan bahsetmeye geçi-yoruz.
K İ B İ R V E U C U B
Değerli kardeşlerim ! unutmayalımki tevazunun karşıtı ise kibir’dir, ucub’tur.
Kibir ; Allah resulü s.a.v’in hadislerinde buyurduğu gibi ; hakkı kabullenmeme ve insanları hakir görmektir.
Ucub ise ; kişinin kendisini beyenmesidir.
{ … İbnu Mes'ud r.a anlatıyor : " Resûlullah s.a.v : " Kalbinde zerre miktarı kibir bulunan kimse asla cennete girme-yecektir " buyur-muştu. Bir adam: " Kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever " dedi. Allah resulü s.a.v : Allah Teâla güzeldir, güzelliği sever ! Kibir ise hakkı kabul etmeme ve insanları hakir görmektir, buyurdular. }
Bir diğer rivayette ise : Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse de cennete girmez, buyrulmuştur. "Müslim : İman 147 - Ebu Dâvud : Edeb 29. 4091 - Tirmizi, Birr 61. 1999
{ … Ebu Hureyre r.a anlatıyor : " Yakışıklı bir adam Resûlullah s.a.v’e gelerek: " Ben güzelliği seviyorum. Gördüğünüz gibi bana güzellik de verilmiş. Hiç kimsenin beni, ayakkabı bağı ile de olsa bu hususta geçme-sinden hoşlanmıyorum. Ey Allah'ın Resulu ! Bu kibre girer mi ? " diye sordu. Allah resulü s.a.v : " Hayır ! buyurdular. Kibir ancak, hakkı kabullenmemek ve halkı hakir görmektir " }
Ebu Dâvud : Libas 29.4092
Değerli kardeşlerim ! ucub - yani kişinin kendisini beğenmesi - ile alakalı ise İslam şöyle buyurur :
{ … Resulullah s.a.v şöyle buyurmaktadır : Şayet günah işlememiş olsaydınız, bu sefer sizin için bundan daha kötüsünden korkardım.O da : Ucup’tur. - yani,kişinin kendisini beğenmesi - }
SAHİHU’L CAMİ : 5179.N SİLSİLETÜ’S SAHİHA : 658.N … HADİS .HASEN
{ …Enes İbn Malik r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Üç şey insanı helaka sürükleyen şeylerdendir :
- İtaat edilen cimrilik .
- Dizginlenemeyip peşi sıra gidilen heva ve arzular .
- Kişinin kendisini beğenmesi . }
BEYHAKİ ŞUABU’L İMAN : 2. BAB - SİLSİLETÜ’S SAHİHA : 1802.N
Değerli kardeşlerim ! kibrin iki çeşidi vardır. Birincisi ve en çirkini, Allah’a karşı büyüklenip kibirlenmek. İkincisi ise, mahlukata karşı büyüklük taslayıp kibirlen-mektir.
Bunun ikisini birden gerçekleştiren ilk mel’un da, bildiğiniz gibi İblis olmuştur… Allah’u Teala, İblis denilen bu mel’un’un kibirlenerek büyüklük taslamasını, kerim kitabında şöyle dile getirmektedir :
“ Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret verdik, sonra da meleklere : " Adem'e secde edin " dedik. Onların hepsi secde ettiler, iblis secde edenlerden olmadı. “ ( Allah ) Dedi ki : " Sana emrettiğim halde, seni secde etmekten alıkoyan neydi ? " ( İblis ) Dedi ki : " Ben ondan daha hayırlıyım ; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın. " Allah buyurdu ki : " Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin hakkın değildir. Hemen oradan çık. Gerçekten sen, aşağılıklardansın."
A’raf : 11 - 12 - 13
Bakara suresinde ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
“ Meleklere : " Adem'e secde edin " dedik. İblis hariç – hepsi - secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi de kafirlerden oldu. }
BAKARA : 34.AY.
Bu Ayet’i kerimelerde anlatıldığı gibi Şeytan, hem yaratıcısına ve hem de onun mahlukatına karşı büyüklük taslamıştır…Allah’u Teala’da onu huzurundan kova-lamıştır.
Değerli kardeşlerim ! demek ki Rabbimiz büyüklük taslayanları, kibirlenen-leri ve karşısındakini hakir görüp ona üstünlük taslayanları kesinlikle sevmez.
{ … Ebu Said ve Ebu Hureyre radıyallahu anhümâ anlatıyorlar : " Resu-lullah s.a.v buyurdular ki : Allah Teâla şöyle buyur-du : " Büyüklük benim ridâmdır, izzet de izarımdır. Kim bu iki şeyde benimle niza ederse ona azab ederim.}
MÜSLİM : 8.C.2620.N … EBU DAVUD : 4.C.4090.N … İBNİ MACE : 10.C.4174.N
{ … Amr İbnu Şu'ayb an ebihi an ceddihi r.a anlatıyor: " Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki : Kıyamet günü, büyüklük tasla-yanlar küçük karıncalar gibi haşrolunurlar. Onları her yönden zillet bürümüştür. Cehennemde Bûles denen bir hapishâneye sevkedilirler ki Ateşlerin ateşi onları bürür. Cehennem ehlinin irinleri kendilerine içecek olarak verilir. Bu içeceğe tînetu'l-habâl denir. }
Tirmizi : Kıyamet 48.2494
{ … İbnu Ömer r.a anlatıyor : " Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki : " Allah, Kıyamet günü, büyüklenerek elbi-sesini sürüyenin yüzüne bakmaya-caktır." }
Bir diğer rivayette : " Elbisesini çalımla sürüyene bakmayacaktır " denmiştir. }
Buhâri : Libas 1, 2, 5,Edeb 55 – Müslim : Libas 42, 2085 Tirmizi : Libas 8,1730 – Nesâi : Zinet 102,8, 206 - Ebu Dâvud : Libas 28,4085
{ … İbnu Mes'ud r.a anlatıyor : Resulullah s.a.v buyurdular ki : Kim namaz’da izarını çalımla yere değecek kadar uzatırsa, Allah onun ne günahını affeder, ne de onu kötü amellere karşı korur. } Ebu Dâvud : Salât .83.637
{ … Ebu Hureyre r.a anlatıyor : " Resulûllah s.a.v buyurdular ki : " İnsan-lar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdadlarıyla övünmek-ten vazgeçerler, yahut da Allah katında, burnuyla pislik yuvarlayan mayıs böceğinden daha adi bir derekeye düşerler. Allah Teâlâ sizlerden cahiliye kibrini temizledi. Artık o – yani insan - , ya muttaki bir mü'min yahut da bedbaht bir fâcirdir. İnsanların hepsi Âdem'in evlatlarıdır. Adem ise topraktan yaratıl-mıştır. "Ebu Dâvud : Edeb 120 . 5116 - Tirmizi : Menâkıb .3950 – 3951
{ …Ebu Hureyre r.a anlatıyor :Resûlullah s.a.v buyurdular ki : Bir adam, nefsinin hoşuna giden bir takım elbise içinde saçları da yapılmış olarak giderken yürüme sırasında kibre düşmüştü ki, birden yere battı. Kıyamet kopuncaya kadar orada zorlukla batmaya devam edecek." }
Buhâri : Libâs . 5 - Müslim : Libâs. 49.2088
{ … Câbir İbnu Atik r.a anlatıyor : Resülullah s.a.v buyurdular ki :Kıskançlıktan bir nevi var ki Allah onu sever ; bir kısmı da var ki Allah onu sevmez. Allah'ın sevdiği kıskançlık, kişinin ( Mahre-minden haram kılınmış bir fiil görmesi ile ) şüphe halinde duyduğu kıskançlıktır. Allah'ın sevme-diği kıskançlık ise, şüphe olmadan kıskançlık duymasıdır. Aynı şekilde bir kısım gurur vardır ki Allah ondan hoşlanmaz, bir kısmı da var ki, Allah ondan hoşlanır. Allah’u Teâlâ'nın sevdiği gurur, kişinin savaş sırasında ve sadaka verme esnasında nefsine güvenerek duyduğu gururdur. Allah'ın buğzedip sevmediği gurur ise, taşkınlık ve övünme sırasında duyduğu gurur-dur.} Ebu Dâvud : Cihâd .114.2659 - Nesâi : Zekât .66.5.78
{ …İbn Ömer r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Her kim kendisini büyük görür ve yürüyüşünde böbürlenirse, ilahi huzura, Allah kendisine ğadap-lanmış olarak çıkacaktır. } HAKİM : MÜSTEDREK - BULUĞUL MERAM : 4.C.412.S – C.SAĞİR : 3439.N
{ … Enesr.a’dan.Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Dünyada her ne büyüklük taslarsa, Allah’ın onu alçaltması bir haktır. }
EBU DAVUD : 5.C.4803.N
{ … İyad İbn Himar el-Mücaşi r.a’dan. Resulullah s.a.v bir hutbesinde şöyle bu-yurdular : …………… Allah bana vahyetti ki ; bir birinize karşı mütevazi ve alçak gönüllü olun. Hiç kimse bir başkasına karşı övünmesin……..} MÜSLİM : 8.C.2865-64.N
{ … Sevban r.a dan rivayet edilen bir başka hadiste Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuş-tur : Kim şu üç şeyden uzak iken ruhu cesedinden ayrılırsa, cennete girer ; Kibir, ganimet malına hiyanet ve borç. }
İBNİ MACE : 6.C.2412.N
{ … Allah resulü s.a.v buyurdular ki : Dünya’da riya ve kötü şöhret yapan hiçbir kul yoktur ki, Allah’u Teala kıyamet gününde onu mahlukatının önderlerinin bulunduğu yerde, onlara onun çirkinliğini duyurmuş olmasın. }
EL-ALBANİ S.TERĞİB VE TERHİB :
Hulasa değerli kardeşim ! şunu iyi bilmen gerekir ki bütün iyilikler tevazuda toplanmış ve bütün çirkinliklerde kibir ve ucub’ta yan yana gelmiştir…Öyleyse sen, tevazunun peşinde ol ve onu asla bırak-ma… Kibirden ve ona yakın olmaktan da şiddetle sakın….
Nefsini tevazu ile terbiye et. Zira kalbin bozulup onda kibir filizlenince onu kökünden kazıyıp silecek ve tedavi edecek olan ilaç budur….
Dersimi burada bitirirken Allah’u Teala’dan niyazım ; bizleri bütün güzellikleriyle rızıklandırsın…. Bizleri hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırmasın…. Göz açıp yumuncaya kadar bile bizi nefsimizle baş başa bırakmasın ve bizleri tevhid dini İslam üzerinde sabit kıl …
Amin
Vel hamdu lillahi rabbil alemin
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
Değerli Müslümanlar ! unutmayalım ki insanda bulunan ahlaki değerlerden en önemlisi tevazu en çirkini ise kibirdir… Birisi insanı felaha diğeri ise helaka götüren en etkili vesilelerdir.
İşte bundan dolayıdır ki ben bu sohbetimde siz değerli Müslümanlara konu ile alakalı gücüm nisbetinde bir şeyler anlatmak istedim…. Anlatmak istedim ki, yarın kıyamet günü tevazu sahibi olanlar nasıl bir mukafat görecekler, kibir sahibi olanlar da nasıl bir azab çekecekler Müslümanlar onu bilsinler.
Tevazu ; luğavi anlamda ; “ yere koymak ” “ küçültme yapmak ”. demektir.
Tevazu ; ıstılahi anlamda ise ; Hakk’a boyun eğmek demektir ….
Kendini küçük görmek, alçak gönül-lülük demektir.
Kızgın ve hoşnut olunduğu hallerde O’nun buyurduğu her şeyi kabul etmek demektir ….
Şefkatli ve yumuşak davranmak demektir …..
Kendinde kullar üzerinde bir kıymet görmemen demektir ….
Kimsenin sana muhtaç olduğunu düşünmemen demektir …..
Öyleyse ey Allah’ın aciz kulları ! tevazu sahibi olmaya çalışın…. Onu elde etmeye gayret gösterin … Unutmayınki tevazu, pek çok hayrı kuşatan, onları içine alan yüce ve parlak bir ahlaktır.
Tevazu gösterenin, huşusu vardır, huzuru vardır, sakinliği vardır. Böyle bir kimseyi uzaktan gördüğünüzde yüksek dağlar gibi büyüklenen kibirliler arasında yere yapışacak gibi zannedersiniz.
Allah Teala bu konu da şöyle buyurmaktadır ;
“ Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme ! Çünkü sen asla yeri yara-mazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.”
İsra : 37
T E V A Z U Ç E Ş İ T L E R İ
Değerli kardeşim ! tevazu iki çeşittir. Birisi övülen diğeri ise yerilen tevazudur.
Övülen tevazu ; kişinin Allah için sergilediği tevazusudur…Bununla be-raber ; Allah’ın kulları hakkında sergilenmesini istediği tevazudur…. Yani, onlara karşı büyüklenmeyi, onları hakir görmeyi ve onları küçümsemeyi terk etmesidir…. Övülen tevazu ile alakalı İslam şöyle der :
{… Allah resulü s.a.v şöyle buyurdular : Her kim Allah için mütevazi olursa, Allah o kimseyi şüphesiz ki yüceltir. }
SAHİHU’L CAMİ : 6038.N
{ …Cabir r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Vakarlı olun ey Allah’ın kulları vakarlı. }
CAMİU’S SAĞİR : 2.C.2416.N
Yani yürüyüşünüzde olsun, konuşmala-rınızda olsun, oturup kalkışlarınızda olsun, insanlara karşı tavır ve davranışlarınızda olsun, olgun ve mütevazi olun……Yine bir hadisi şeriflerinde :
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur : Sadaka malı eksiltmez. Allah, kulunu affetmekle ancak izzetini artırır. Bir kimse Allah için tevazu gösterirse Allah da onu yükseltir.”
Müslim : 16/141-Nevevi Şerhi – Darimi : 1/396 – Ahmed : 2/386
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yine şöyle buyurur ; Hiçbir ademoğlu yoktur ki, başında bulunan gem’i bir meleğin elinde olmasın. Tevazu gös-terirse meleğe ; “ gemini yükselt ” denilir. Kibir-lenirse ; “ Gemini indir ” denilir. ”
El Albani : S.Sahiha : 538.N
Değerli kardeşlerim ! tabiî ki burada anlatılan şey ; insan tevazu gös-terdikçe derecesinin artacağı, kibirlendikçe de zelil kılınacağıdır.
Yerilen tevazu ise ; kişinin dünya için sergilediği tevazudur…. Yani, dünyalık bir menfaat veya bir çıkar veya da gösteriş için tevazu göster-mesidir…. Bu da bilindiği gibi riyadır. Yani ; küçük şirk’tir.
Bu konuda da İslam peygamberi şöyle buyurmaktadır :
{ …. Mahmud İbnu Lebid r.a'dan, şöyle dedi : Resûlullah s.a.v şöyle buyurdu : " Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir ". Saha-beler dediler ki : küçük şirk nedir yâ resûlellah ? Allah Resulü s.a.v'de cevaben " küçük şirk riyadır " buyurdular……… }
AHMED : 5 / 428. 23119.N
Görüldüğü gibi İslam, insanın amelleriyle gösteriş yapmasını şiddetli bir şekilde kınamış ve bu çirkin davranışını şirk’ten kabul edilmiştir… Allah’u Azze ve Celle bizleri, açık ve gizli bütün şirk çeşitlerinden muha-faza eylesin.
Öyleyse şuurlu ve basiretli bir Müslüman, yerilmiş olan tevazunun bütün çeşitlerini terk eden, övülmüş - yani medhu sena edilmiş - teva-zunun ise hiçbir yönünü terk etmeden onları sergileyen bir kimse olmalıdır.
Değerli kardeşlerim ! sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur… Öyleyse gelin bir müslümanın sergilemesi gereken övülen tevazu çeşitleri nelerdir, onlardan bahsetmeye çalışalım.
A L L A H İ Ç İ N T E V A Z U
Ey Müslüman ! şunu asla aklından çıkarma ki tevazunun başta geleni ve en sevimlisi, Allah’a karşı tevazu ve Allah için olan tevazudur… Her konu da olduğu gibi bu konuda da Rabbin senden bu amelini sadece ve sadece kendisi için sergilemeni ister…. Çünkü insanı yüceltecek olan tevazu, şüphesizki Allah’a olan tevazu ve Allah için sergilenen tevazudur.
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdular : Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yükseltir. ”
SAHİHU’L CAMİ : 6038.N
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem yine şöyle buyurur : Kim gücü yettiği halde Allah için tevazu ile lüks elbiseyi terk edip sade giyinirse, kıyamet gününde Allah onu, iman giysilerinden istediğini giymesi için mahlukatın başları üzerinden çağırır.”
Tirmizi : 2481 – Ahmed : 3/439 – Hakim : 4/183 - Ebu Nuaym Hilye : 8/48 Tirmizi hadis için ; “ Hasen hadistir.” Dedi. Hakim; “ İsnadı sahihtir.” Dedi ve Zehebi de ona muvafakat etti.
Basiretli bir kulun Allah’a karşı tevazu göstermesi demek ; O’na karşı itaatinde derin saygı duyması demektir…. İşlediği günahları hatırlaması demektir…. Bu günahları bilen kimse olmasa da Allah’ın kendisini gördüğünü unutmaması demek-tir…. Kendisini aciz ve küçük görmesi, taatini az sayması ve kötülüklerini ise çok görmesi demektir.
Allah Teala kerim kitabında tevazu sahibi kullarından bahsederek şöyle buyurur :
“ …………… - onlar - Bize karşı derin saygı duyuyorlardı. ”
Enbiya : 90
Mücahid r.h bu Ayetin tefsirinde der ki ; “ Yani tevazu sahibi idiler.”
İbni Kesir Tefsiri : 3 / 203 - Suyuti Dürrül Mensur : 5 / 671
D İ N İ K O N U L A R D A T E V A Z U
Değerli kardeşlerim ! müslümanın tevazu göstereceği en önemli konulardan biri de, dini ile alakalı olanıdır…… Bu da ; Allah Rasul sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdiklerine boyun eğmek, Ona teslim olmak ve itaat etmek demektir.
Tevazu sahibi bir müslümanın bu konuda yapacağı şey ; Vahyin naslarına karşı fasid akılcıların ve kibirli kelamcıların yaptığı gibi değil de, bilakis aklını onlara mahkum eden ehli sünnetin metodu üzere hareket etmelidir.
Çünkü onlar derler ki ; el aklu evvelu ve’n naklu ba’dehu “ Yani Akıl ile nakil - Kur’an ve Hadisler - çelişirse, nakli bırakır aklı öne alırız. Nakli ya terk eder, ya da te’vil ederiz.”
Unutmayınız ki akıllarına bu anlamda uluhiyet makamı tanıyanlar, kibirli kimse-lerdir.
Tevazu sahibi Müslüman ise, dini konularda cidalden ve Allah hak-kında ilimsiz konuşmaktan uzak durur….. Çünkü o çok iyi bilir ki bu usul ; şeytanın Adem ve Havva’ya tuzak kurmasından önce onu dahi tuzağa düşüren nefsin usulüdür….
Biliyorsunuz nefis, şeytana ve Adem’in zürriyetine şöyle tuzak kurmuştu ; Allah Subhanehu ve Teala, Şeytan’ın Adem’e secde ederek emrine uymasını, itaat ederek saadete, izzete ve kurtuluşa ermesini emrettiğinde, cahil ve zalim nefsi bunu kendisine çirkin gösterdi, kusurlu bulduğu Adem’e secde etmesini hazmedemedi. Kendisinin ateşten, onun ise çamurdan yaratıldığını, ateşin çamurdan daha üstün olduğunu, böylece ateşten yaratılanın çamurdan yaratılandan daha üstün olduğunu öne sürdü…. İşte bu, tevazunun tam zıddı kibir’dir.
Rabbimiz bu olayı kerim kitabında şöyle haber veriyor ;
“ ( İblis ) : " Ben, dedi, ondan daha hayırlıyım ; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
A’raf : 12
Gördüğünüz gibi kibirli olan Allah’ın düşmanı yaradanının emrinden uzaklaştı…O çirkin ve kesat görüşünü öne sürerek hevasına uydu…. Bununla da kalmadı, ardından hikmetine akılların yol bulamadığı Aliym ve Hakiym olan Allah’a itiraz ederek ;
“ Dedi ki : " Şu benden üstün kıldığını gördün mü ? Yemin ederim ki, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, pek azı hariç, onun zürriyetini kendi buyruğum altına alacağım."
İsra : 62
Öyleyse unutmayalım ki bu şeytani medot ve düşünce, sahibini teva-zudan uzak tutup onu kibre sokar… Rabbine isyan etmesine sebep olur….
Dolayısiyla - İblisin bu olayında da görüldüğü gibi - büyüklük isteyen küçülüyor, yükselmek isteyen alçalıyor, izzet isteyen zillete düşüyor ve böylece kendini aldatmış oluyor… Peki mütevazi bir Müslüman bunları ister mi ? ! …. El cevap … asla
Değerli kardeşlerim ! her şeye rağmen insan, çoğu zaman nefsini unutuyor, onun kendi başına kaim olamayan zayıf bir mahluk olduğunu aklından çıkarıyor… Bö-bürleniyor, şişiniyor, çalım satıyor…. Ve böylece kibir ile helak olmuş olan şeytanın tuzağına düşüyor…
Öyleyse dininde tevazu sahibi bir Müslüman, Allah’ın emir ve nehiy-leriyle mücadele içine girmemeli ve onlara teslim olmalıdır….
Tevazu sahibi bir Müslüman, başkaları ile mücadelesinde ilim yolunu kullanan olmalı-dır… Unutmayalımki mücadelesi ilimsiz olan kimseler kibir sahibi olan kimselerdir, yenik düşmeyi veya altta kalmayı asla istemeyen kimselerdir… Onun içindir ki kibirli insanlar cidali çok severler…
Cidal ise ; bilindiği gibi delil olmadan büyüklenmedir, şeytana uymaktan kaynakla-nan sapıklık ve dalalet vesilesidir.
Allah Teala buyuruyor ki :
“ İnsanlardan bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azılı şeytanın ardına düşer. - O şeytanki - hakkında şöyle hüküm verilmiştir : Şüphesiz kim onu dost edinirse, o muhak-kak onu saptırır ve doğruca cehennem azabına götürür. ”
Hac 3 – 4
Ve yine Rabbimiz olan Allah şöyle buyu-ruyor :
“ Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın Ayetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde yeti-şemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah'a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O'dur.”
Mü’min : 56
“ … Allah resulü s.a.v ise bir hadislerinde buyurur ki : Bir kavim hidayete erdikten sonra, cedelleşmeye girmedikçe dala-lete düşmez. ”
İBNİ MACE : 1.C. 48.N
Öyleyse bu konuda da sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur… Tevazu sahibi bir Müslümanın aklını Kitab ve sünnet ile nurlandırması, hakkın açığa çıkması için onlara başvurması ve bu konuda da kibre götüren bütün sebeplerden Allah’a sığı-narak iltica etmesi gerekir.
İ L İ M Ö Ğ R E N M E Y O L U N D A T E V AZU
Değerli kardeşlerim ! müslümanın sergilemesi gereken tevazu çeşitlerinden birisi de ilim öğrenme yolunda tevazudur… Hepinizin de bildiği gibi islamın tek amacı, Allah’u Azze ve Celle’ye O’nun istediği ve Resulünün de gösterdiği şekilde kulluk edilmesidir…
Ve bunun hakkıyla gerçekleşmesi için de, ilim ve eğitime ihtiyaç vardır. Yani, Allah’a takdim edilen gerçek bir kulluğun ilimsiz olması mümkün değildir
İlmin, İslam'da yüce bir makamı ve büyük bir mevkisi vardır… Çünkü o, insana Rab-bisine kulluğu öğreten en şerefli ve en yüksek bir vesiledir… Allah’ı hakkıyla tanımak ve O’na hakkıyla kulluk etmek ancak ilim saye-sinde mümkündür……… Bunun içindir ki Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde :
قَالَ رَسُول اللّه صَلى اللّه عَلَيْهِ وَسَلَّمْ: طلب العلم فريضة عَلَى كُلّ مسل
“ İlim öğrenmek, kadın ve erkek bütün Müslümanların üzerine farzdır. “İBNİ MACE : 1.C.224.N – C.SAHİH : 3808.N – MİŞKAT : 218.N
Öyleyse basiretli bir müslümanın, üzerine vacip olan bu ilmi öğrenme yolunda tevazu sahibi olması gerekir… Bu konuda tevazu sahibi olama-yanlar ilim öğrenemezle…. İlim talibi tevazu sahibi olmalıdır… Birilerinin ayağına gitmesi gerekiyorsa, gitmelidir. Hakkı anlatan kimseler yaş’ça kendisinden küçükte olsalar, onların yanına koşmalı ve anlattıklarını dinlemeli ve almalıdır….
Başkalarına üstün gelmek, maddi çıkarlar sağlamak, sefihlerle tartışmak veya otur-duğu meclislerde insanların teveccühünü kazanmak için ilim öğrenmemelidir.
Bu şekildeki gayri islami bir niyetle ilim taleb eden insanlarla alakalı bakınız Allah resulü s.a.v neler söylemektedir :
{ …. Ebu Hureyre r.a dan.O şöyle dedi : Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Kim kendisi ile Allah’ın rızası aranan ilimlerden bir ilmi, dünya malından bir şey elde etmek için öğrenirse,kıyamet gününde cennetin kokusunu bulamaz. }
EBU DAVUD : 4.C.3664.N - İBNİ MACE : 1.C. 252.N
{ … Cabir İbni Abdullah r.a dan.Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Alimlere karşı övünmek, sefihlerle tartışmak ve meclislerin seçkin köşele-rinde yer almak için ilim öğrenmeyiniz. Kim böyle yaparsa ona ateş vardır,ona ateş vardır. }
İBNİ MACE : 1.C.254.N
{ … Ka’b İbni Malik r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Kim ilmi alimlerle çekişmek, sefihlerle cedelleş-mek ve insanların teveccühünü kazan-mak için talebederse, Allah onu ateşe sokar. }
TİRMİZİ : 4.C.2792.N
İ N S A N L A R İ Ç İ N T E V A Z U
Değerli kardeşlerim ! tevazu çeşitlerinden bir diğeri de ; halka yönelik tevazudur… Ve elbetteki insanlar için tevazu söz konusu olduğu zaman da şüphesizki bunun ilk önce iman edenlere karşı sergi-lenmesi gerekir.
Allah Teala, Kitab’ının pek çok yerinde mü’minlerin kardeşliğini ilan etmiş ve şöyle buyurmuştur :
“ Mü’minler ancak kardeştirler. ”
Hucurat : 10
Allah Teala yine buyuruyor ki ;
“….. müminlere karşı yumuşak ol….. ” Maide : 54 “ Ve sana uyan müminlere kanadını indir. ” Şuara : 215
Öyleyse ey Müslüman ! Allah Azze ve Celle, Müslüman kardeşinden kul olarak razı olmuşsa, senin de kardeş olarak ondan razı olman gerekir….. Unutmaki Allah’u Teala’nın razı olduğu bir Müslümandan senin razı olmaman, kibrin ta kendisidir.
Tevazu sahibi bir Müslüman, kardeşini seven, ona üstünlük taslama-yan, onu hakir görmeyen ve ona alçak gönüllü davranan kimse olmalıdır.
“ … İyad İbn Himar el-Mücaşi r.a’dan. Resulullah s.a.v bir hutbesinde şöyle buyurdular : …………… Allah bana vahyetti ki ; bir birinize karşı mütevazi ve alçak gönüllü olun. Hiç kimse bir başkasına karşı övünmesin…….. “
MÜSLİM : 8.C.2865-64.N
Değerli kardeşlerim ! unutmayalım ki tevazu sahibi bir müslümanın kardeşlerine - veya diğer insanlara - karşı sergileyeceği en güzel ahlaki değerlerden birisi de, onları affetmesidir….. Yani ; kendisine kötülük edip de, kötülüğünden dolayı mazeret belirtip özür dileyenlerin mazeretlerini - doğru olsun veya olmasın - kabul etmesi ve onları bağışlamasıdır.
“ … Ebu Hureyre r.a dan gelen bir hadis-lerinde Allah resulü s.a.v şöyle buyur-maktadır : ” …… Allah, affeden bir kulun ancak izzet ve şerefini artırır. Her kim Allah için alçak gönüllülük gösterirse, Allah muhakkakki o kimsenin dere-cesini yükseltir. “
MÜSLİM : 8.C.2588.N
Tevazu sahibi bir Müslüman, düşmanı için dahi hakkı reddetmeyen, onların hukukuna riayet eden, Özür dileyenin mazeretini kabul eden bir kimsedir.
Ve yine Tevazu sahibi bir kul Hakkı, sevdiğinden ve sevmediğinden, dostundan veya düşmanından da gelmiş olsa kabul eden birisi olmalıdır.
İşte insanlara karşı tevazunun hakikati budur… Yani, onlar sana hak ile geldiği zaman, onların düşmanlığı seni, onların hakkını kabulden veya onlara haklarını vermekten alıkoymamasıdır.
Allah Teala buyuruyor ki ;
“ Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme karşı olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun, çünkü bu, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
Maide : 8
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ise bu konuda şöyle buyurur : Şu üç şey insanı kurtaran şeylerdendir ; “ gizlide ve açıkta Allah’tan korkmak, fakirlikte ve zenginlikte iktisatlı olmak, kızgınlıkta ve hoşnutlukta adil davranmak.”
El Albani : S.Sahiha : 1802.n
G İ Y İ M V E K U Ş A M D A T E V A Z U
Değerli kardeşlerim ! Müslüman her konuda olduğu gibi giyim kuşam konusunda da tevazu sahibidir…. O, bu konuda lükse kaçmadan, israf etmeden orta yolu tutan birisidir…. Çünkü o, bu konudaki İslami değerleri kulağına küpe etmiş ve onlara uygun hayat yaşamayı seçmiştir,
“ … Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurur : Kim gücü yettiği halde Allah için tevazu ile lüks elbiseyi terk edip sade giyinirse, kıyamet gününde Allah onu, iman giysilerinden istediğini giymesi için mahlukatın başları üzerin-den çağırır.”
Tirmizi : 2481 – Ahmed : 3/439 – Hakim : 4/183 - Ebu Nuaym Hilye : 8/48 Tirmizi hadis için ; “ Hasen hadistir.” Dedi. Hakim; “ İsnadı sahihtir.” Dedi ve Zehebi de ona muvafakat etti.
“ … Muaz r.a dan.Rasulullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurur : Lüks yaşamaktan sakının, çünkü Allah’ın gerçek kulları lüks yaşamazlar. “
Ahmed : 5 / 243-244 – Camıu’s Sağir : 2 / 1570.n
Y Ü R Ü Y Ü Ş T E T E V A Z U
Değerli kardeşlerim ! Müslüman yürüyüşünde de mütevazidir. Yani kibirle ve gururla değil, huzur, vakar ve tevazu ile yürür… Çünkü o, Rabbisinin kerim kitabın-daki şu Ayeti asla aklından çıkarmaz.
“ O çok merhametli Allah'ın - has - kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler.”
Furkan : 63
İşte basiretli bir müslümanın tevazulu yürüyüşü budur…. O, yeryüzünde telaşsız, kendisini zorlamadan, yapmacıksız yürür ….. Onda büyüklenme, kibirli tavır takınma, iddia, şişinme yoktur….. Her hareketinde ibret vardır…. Sallanmaz…. yürüyüşünde orta yolu tutmuş, vakar, sükunet, ciddiyet ve kuvvetle adımlarını atan birisidir….
Değerli kardeşlerim ! Yürüyüşte orta yollu olmanın manası, başı ölecek gibi eğerek yürümek veya harap olmuş bir insanın yürümesi gibi yürümek falan değildir…. Ve yine bazı insanların - güya takvalı imiş, veya vera sahibi Salihlerdenmiş gibi görünmek isteyerek – sergilemeye çalıştıkları yapmacık şeyler de değildir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların en takvalısı ve Allah’ı en iyi bileni olduğu halde bunların hiçbirini yapmazdı.
İbni Kayyım el Cevziyye Zadul Mead’de Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yürüyüşünü şöyle anlatıyor ; “ Yürürken vücudu dik yürürdü, en hızlı, en sakin ve en güzel yürüyen insan o idi.”
“ … Ebu Hureyre r.a diyor ki : Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den daha güzel bir şey görmedim. Sanki güneş yüzünde akardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den daha hızlı yürüyen bir kimse görmedim. Sanki yer ayak-larının altında dürülürdü. Aldırmadan yürür gider, biz ise ona yetişmek için kendimizi zorlardık ”
“ … Ali Bin Ebu Talib r.a da der ki ; “ Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yokuştan inercesine, vücudu dik vazi-yette yürürdü. ”
Zadul Mead :
İşte bu yürüyüş, tevazu sahibi insanların yürüyüşüdür… Ve yine azim ve şecaat sahibi kimselerin yürüyüşüdür… Bu, en mutedil ve vücudun rahatı için en güzel yürüyüş şeklidir.
Ama kibirli ve hafif meşrep sahibi kimselerin yürüyüşleri farklıdır… Onlar ekabir ekabir yürürler… Düşkün ve ölecekmiş gibi riyakarlık ya-parak yürüler… Onlar, gözleriyle sağı solu kontrol ederek yürürle…. Dengesiz develer gibi bir oyana bir bu yana sallana sallana yürürler.
Rabbimiz cümlemize tevazu sahibi olan basiretli kullarından olmamızı nasip etsin… diyoruz ve konunun bundan sonraki bölümü olan kibir ve ucub’tan bahsetmeye geçi-yoruz.
K İ B İ R V E U C U B
Değerli kardeşlerim ! unutmayalımki tevazunun karşıtı ise kibir’dir, ucub’tur.
Kibir ; Allah resulü s.a.v’in hadislerinde buyurduğu gibi ; hakkı kabullenmeme ve insanları hakir görmektir.
Ucub ise ; kişinin kendisini beyenmesidir.
{ … İbnu Mes'ud r.a anlatıyor : " Resûlullah s.a.v : " Kalbinde zerre miktarı kibir bulunan kimse asla cennete girme-yecektir " buyur-muştu. Bir adam: " Kişi elbisesinin güzel olmasını, ayakkabısının güzel olmasını sever " dedi. Allah resulü s.a.v : Allah Teâla güzeldir, güzelliği sever ! Kibir ise hakkı kabul etmeme ve insanları hakir görmektir, buyurdular. }
Bir diğer rivayette ise : Kalbinde hardal tanesi kadar iman bulunan bir kimse cehenneme girmez. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse de cennete girmez, buyrulmuştur. "Müslim : İman 147 - Ebu Dâvud : Edeb 29. 4091 - Tirmizi, Birr 61. 1999
{ … Ebu Hureyre r.a anlatıyor : " Yakışıklı bir adam Resûlullah s.a.v’e gelerek: " Ben güzelliği seviyorum. Gördüğünüz gibi bana güzellik de verilmiş. Hiç kimsenin beni, ayakkabı bağı ile de olsa bu hususta geçme-sinden hoşlanmıyorum. Ey Allah'ın Resulu ! Bu kibre girer mi ? " diye sordu. Allah resulü s.a.v : " Hayır ! buyurdular. Kibir ancak, hakkı kabullenmemek ve halkı hakir görmektir " }
Ebu Dâvud : Libas 29.4092
Değerli kardeşlerim ! ucub - yani kişinin kendisini beğenmesi - ile alakalı ise İslam şöyle buyurur :
{ … Resulullah s.a.v şöyle buyurmaktadır : Şayet günah işlememiş olsaydınız, bu sefer sizin için bundan daha kötüsünden korkardım.O da : Ucup’tur. - yani,kişinin kendisini beğenmesi - }
SAHİHU’L CAMİ : 5179.N SİLSİLETÜ’S SAHİHA : 658.N … HADİS .HASEN
{ …Enes İbn Malik r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Üç şey insanı helaka sürükleyen şeylerdendir :
- İtaat edilen cimrilik .
- Dizginlenemeyip peşi sıra gidilen heva ve arzular .
- Kişinin kendisini beğenmesi . }
BEYHAKİ ŞUABU’L İMAN : 2. BAB - SİLSİLETÜ’S SAHİHA : 1802.N
Değerli kardeşlerim ! kibrin iki çeşidi vardır. Birincisi ve en çirkini, Allah’a karşı büyüklenip kibirlenmek. İkincisi ise, mahlukata karşı büyüklük taslayıp kibirlen-mektir.
Bunun ikisini birden gerçekleştiren ilk mel’un da, bildiğiniz gibi İblis olmuştur… Allah’u Teala, İblis denilen bu mel’un’un kibirlenerek büyüklük taslamasını, kerim kitabında şöyle dile getirmektedir :
“ Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size suret verdik, sonra da meleklere : " Adem'e secde edin " dedik. Onların hepsi secde ettiler, iblis secde edenlerden olmadı. “ ( Allah ) Dedi ki : " Sana emrettiğim halde, seni secde etmekten alıkoyan neydi ? " ( İblis ) Dedi ki : " Ben ondan daha hayırlıyım ; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın. " Allah buyurdu ki : " Öyleyse oradan in, orada büyüklük taslamak senin hakkın değildir. Hemen oradan çık. Gerçekten sen, aşağılıklardansın."
A’raf : 11 - 12 - 13
Bakara suresinde ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
“ Meleklere : " Adem'e secde edin " dedik. İblis hariç – hepsi - secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi de kafirlerden oldu. }
BAKARA : 34.AY.
Bu Ayet’i kerimelerde anlatıldığı gibi Şeytan, hem yaratıcısına ve hem de onun mahlukatına karşı büyüklük taslamıştır…Allah’u Teala’da onu huzurundan kova-lamıştır.
Değerli kardeşlerim ! demek ki Rabbimiz büyüklük taslayanları, kibirlenen-leri ve karşısındakini hakir görüp ona üstünlük taslayanları kesinlikle sevmez.
{ … Ebu Said ve Ebu Hureyre radıyallahu anhümâ anlatıyorlar : " Resu-lullah s.a.v buyurdular ki : Allah Teâla şöyle buyur-du : " Büyüklük benim ridâmdır, izzet de izarımdır. Kim bu iki şeyde benimle niza ederse ona azab ederim.}
MÜSLİM : 8.C.2620.N … EBU DAVUD : 4.C.4090.N … İBNİ MACE : 10.C.4174.N
{ … Amr İbnu Şu'ayb an ebihi an ceddihi r.a anlatıyor: " Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki : Kıyamet günü, büyüklük tasla-yanlar küçük karıncalar gibi haşrolunurlar. Onları her yönden zillet bürümüştür. Cehennemde Bûles denen bir hapishâneye sevkedilirler ki Ateşlerin ateşi onları bürür. Cehennem ehlinin irinleri kendilerine içecek olarak verilir. Bu içeceğe tînetu'l-habâl denir. }
Tirmizi : Kıyamet 48.2494
{ … İbnu Ömer r.a anlatıyor : " Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki : " Allah, Kıyamet günü, büyüklenerek elbi-sesini sürüyenin yüzüne bakmaya-caktır." }
Bir diğer rivayette : " Elbisesini çalımla sürüyene bakmayacaktır " denmiştir. }
Buhâri : Libas 1, 2, 5,Edeb 55 – Müslim : Libas 42, 2085 Tirmizi : Libas 8,1730 – Nesâi : Zinet 102,8, 206 - Ebu Dâvud : Libas 28,4085
{ … İbnu Mes'ud r.a anlatıyor : Resulullah s.a.v buyurdular ki : Kim namaz’da izarını çalımla yere değecek kadar uzatırsa, Allah onun ne günahını affeder, ne de onu kötü amellere karşı korur. } Ebu Dâvud : Salât .83.637
{ … Ebu Hureyre r.a anlatıyor : " Resulûllah s.a.v buyurdular ki : " İnsan-lar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdadlarıyla övünmek-ten vazgeçerler, yahut da Allah katında, burnuyla pislik yuvarlayan mayıs böceğinden daha adi bir derekeye düşerler. Allah Teâlâ sizlerden cahiliye kibrini temizledi. Artık o – yani insan - , ya muttaki bir mü'min yahut da bedbaht bir fâcirdir. İnsanların hepsi Âdem'in evlatlarıdır. Adem ise topraktan yaratıl-mıştır. "Ebu Dâvud : Edeb 120 . 5116 - Tirmizi : Menâkıb .3950 – 3951
{ …Ebu Hureyre r.a anlatıyor :Resûlullah s.a.v buyurdular ki : Bir adam, nefsinin hoşuna giden bir takım elbise içinde saçları da yapılmış olarak giderken yürüme sırasında kibre düşmüştü ki, birden yere battı. Kıyamet kopuncaya kadar orada zorlukla batmaya devam edecek." }
Buhâri : Libâs . 5 - Müslim : Libâs. 49.2088
{ … Câbir İbnu Atik r.a anlatıyor : Resülullah s.a.v buyurdular ki :Kıskançlıktan bir nevi var ki Allah onu sever ; bir kısmı da var ki Allah onu sevmez. Allah'ın sevdiği kıskançlık, kişinin ( Mahre-minden haram kılınmış bir fiil görmesi ile ) şüphe halinde duyduğu kıskançlıktır. Allah'ın sevme-diği kıskançlık ise, şüphe olmadan kıskançlık duymasıdır. Aynı şekilde bir kısım gurur vardır ki Allah ondan hoşlanmaz, bir kısmı da var ki, Allah ondan hoşlanır. Allah’u Teâlâ'nın sevdiği gurur, kişinin savaş sırasında ve sadaka verme esnasında nefsine güvenerek duyduğu gururdur. Allah'ın buğzedip sevmediği gurur ise, taşkınlık ve övünme sırasında duyduğu gurur-dur.} Ebu Dâvud : Cihâd .114.2659 - Nesâi : Zekât .66.5.78
{ …İbn Ömer r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Her kim kendisini büyük görür ve yürüyüşünde böbürlenirse, ilahi huzura, Allah kendisine ğadap-lanmış olarak çıkacaktır. } HAKİM : MÜSTEDREK - BULUĞUL MERAM : 4.C.412.S – C.SAĞİR : 3439.N
{ … Enesr.a’dan.Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Dünyada her ne büyüklük taslarsa, Allah’ın onu alçaltması bir haktır. }
EBU DAVUD : 5.C.4803.N
{ … İyad İbn Himar el-Mücaşi r.a’dan. Resulullah s.a.v bir hutbesinde şöyle bu-yurdular : …………… Allah bana vahyetti ki ; bir birinize karşı mütevazi ve alçak gönüllü olun. Hiç kimse bir başkasına karşı övünmesin……..} MÜSLİM : 8.C.2865-64.N
{ … Sevban r.a dan rivayet edilen bir başka hadiste Rasulullah s.a.v şöyle buyurmuş-tur : Kim şu üç şeyden uzak iken ruhu cesedinden ayrılırsa, cennete girer ; Kibir, ganimet malına hiyanet ve borç. }
İBNİ MACE : 6.C.2412.N
{ … Allah resulü s.a.v buyurdular ki : Dünya’da riya ve kötü şöhret yapan hiçbir kul yoktur ki, Allah’u Teala kıyamet gününde onu mahlukatının önderlerinin bulunduğu yerde, onlara onun çirkinliğini duyurmuş olmasın. }
EL-ALBANİ S.TERĞİB VE TERHİB :
Hulasa değerli kardeşim ! şunu iyi bilmen gerekir ki bütün iyilikler tevazuda toplanmış ve bütün çirkinliklerde kibir ve ucub’ta yan yana gelmiştir…Öyleyse sen, tevazunun peşinde ol ve onu asla bırak-ma… Kibirden ve ona yakın olmaktan da şiddetle sakın….
Nefsini tevazu ile terbiye et. Zira kalbin bozulup onda kibir filizlenince onu kökünden kazıyıp silecek ve tedavi edecek olan ilaç budur….
Dersimi burada bitirirken Allah’u Teala’dan niyazım ; bizleri bütün güzellikleriyle rızıklandırsın…. Bizleri hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırmasın…. Göz açıp yumuncaya kadar bile bizi nefsimizle baş başa bırakmasın ve bizleri tevhid dini İslam üzerinde sabit kıl …
Amin
Vel hamdu lillahi rabbil alemin
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
Ölülere Kur'an Okunmaz..
10:53
ÖLÜLERE KUR’AN OKUNMAZ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Müslümanların içerisinde bulunduğu çirkin arızalardan birisi de ; gerek kabir ziyaretleri esnasında ve gerekse oralara uğramadan ölüler için Kur’an okuyup sevabını onlara gönderme adetleridir ….
Bu konuda ne Allah’ın kitabında ve ne de Resulü’nün sünnetinde mesele ile alakalı hiçbir delilin olmamasına rağmen,inananların kısmı azamı bu yanlışın içeri-sinde hayat sürmektedirler .
Halbuki Allah resulü s.a.v bir çok hadislerinde ölen bir kimseye nelerin fayda vereceğini ve kabir ziyaretinde de bir müslümanın nasıl hareket edeceğini açıkça uygu-lamış ve inananlara da bunu anlatmıştır.
Allah Resulü s.a.v kabirleri ziyaret ettiği zaman şu duayı okurdu :
" السلام عليكم أهل الديار، من المؤمنين والمسلمين. وإنا، إن شاء الله، للاحقون . أسأل الله لنا ولكم العافية Esselamu aleykum ehled diyarı minel mü’miniyne vel müslimin. Ve inne inşaallahu le lahikun. Es elullahe lena ve lekumul afiyeh “
“ Ey mü’minlerin ve Müslimlerin diyarı ! Allah’ın selamı üzerinize olsun. Allah dilerse muhakkak biz de sizin yanınıza geleceğiz. Allah tan bizlere ve sizlere afiyet dilerim “ }
müslim: 3.C.975.N
Hatta Aişe validemiz Allah Resulü s.a.v’e : “ Kabirleri ziyaret edeceğim zaman onlara nasıl dua edeyim “ diye soru sorduğunda, Allah resulü s.a.v ona şu duayı okumasını söylemiştir.
{ ….. Aişe r.a dan…………….. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Cibril bana :
- Muhakkak ki Rabbin sana Baki – mezarlığı – ehline gidip onlar için istiğfar etmeni emrediyor,dedi. Ben – Aişe’de – dedim ki :
- Ya Rasulallah ! onlar için nasıl dua edeyim ? . Resulullah s.a.v dedi ki : Şöyle de :
السلام على أهل الديار من المؤمنين والمسلمين ويرحم الله المستقدمين منا والمستأخرين وإنا، إن شاء الله، بكم للاحقو
“ Esselamu aleykum ehled diyarı minel mü’miniyne vel müslimin. Ve yerhamullahu’l mustakdimine minna vel musta’hirin. Ve inna inşaallahu bikum le lahikun “
“ Ey mü’minlerin ve Müslimlerin diyarı ! Allah’ın selamı üzerinize olsun.Allah, bizden önce ölenlere ve bizden sonra öleceklere rahmet eylesin.Allah dilerse biz de sizlere kavuşacağız “ }
MÜSLİM : 3.C.974.N
Dolayısıyla, eğer kabirlerde Kur’an okumak caiz olmuş olsaydı … veya Kur’an okuyup da onun sevabını ölülere gönderme gibi bir şey dinimiz de caiz olmuş olsaydı,bunu Resulullah s.a.v mutlaka hanımına söylerdi. Çünkü,İslam’ın bu hususta bir kuralı vardır ki,o da :
“ İhtiyaç anında beyanın tehiri caiz değildir “
Yani,eğer ölüler için Kur’an okumanın onlara faydası olacak olsaydı bunu Allah Resulü s.a.v mutlaka söylerdi. Çünkü kendisine, kabirleri ziyaret etmek isteyen bir kimsenin orada ne yapacağı sorulmuştur.
Eğer Kur’an’a ve Sünnet’e az da olsa vukufiyetimiz olmuş olsaydı, insana faidesi olmayacak bu gibi bid’atlerle uğraşmayacağımız gibi, bununla uğraşan kimselere de bunun tam zıddına bir çok delillerin olduğunu anlatırdık.
Bakınız Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında ne buyuruyor :
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّاً وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ
“ Biz ona – yani Muhammed’e – şiir öğretmedik. Ki,ona yakışmaz da. O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. Ki,onunla diri olanları uyarsın ve inkar eden-lere de azab sözü hak olsun. “
YASİN : 69.70.AY.
Ayet’i kerimeye dikkat edilirse, لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّاً “ … diri olanları uyarması için … “ ifadesiyle Kur’an’ın, dirilerin uyarılması için indirildiği anlatılmaktadır.
Rabbimiz yine bir Ayet’i Celile’sinde şöyle buyurmaktadır :
كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
“ O mubarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki, Ayet’lerini düşünsünler ve akıl sahipleri de öğüt alsınlar. “
SAD : 29.AY.
Bu Ayet’i kerime de inandığını söyleyenlere açıkça şunu anlatmaktadır ; Kur’an, akledebilen ve düşünebilen kimseler için inzal olmuştur. Dolayısıyla onun, düşünme,akletme ve anlama hasleti elinden alınmış ölü kimselere okunması makul değildir…..
Bununla beraber şunun da hiç unutulmaması gerekir ki,bu inanç ve amel Kur’an’ın gaye ve hedefine de terstir.
Çünkü Allah’u Teala Kur’an’ı kerimi,onunla amel edilsin diye göndermiştir.Yani o, ölülerin kitabı değil dirilerin kita-bıdır.
Ölenlerin ise artık amelleri kesilmiştir.Onlar Kur’an’ı ne okuyabilirler ve ne de onunla amel edebilirler.
Onlar için okunan Kur’an’ın sevabı da onlara ulaşmaz. Meğer ki, Kur’an’ı kendisine öğrettiği kimse ola..….. Yani, bir kimse hayatta iken kime Kur’an öğretmiş ise,onun okumasından bir sevap kazanabilir. Çünkü bu şey, henüz hayatta iken kendisinin sa’yı gayretinden olan şeylerdendir.
Çünkü Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ
{ Ölüleri diriltecek,işledikleri amelleri ve geride bıraktıkları eserleri yazacak olan elbette biziz ….. }
YASİN : 12.AY.
مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا
{ Kim güzel bir işe aracılık ederse,onun da o işten bir payı vardır … }
NİSA : 85.AY.
Sünnet’i seniyyede ise şöyle buyrulmaktadır :
- قَالَ رَسُول اللَّه صَلى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلمْ: من سَنَّ سنة حسنة فيعمل بِهَا كَانَ لَهُ أجرها، ومثل أجر من عمل بِهَا لاَ ينقص من أجورهم شيئاً............."
{ …… Cerir bin Abdullah r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Kim iyi bir çığır açar da o yolda yürünürse,o yolda yürüyenlerin sevabı kadar bu çığırı açan kimseye de ecir yazılır.Onların sevaplarından da bir şey eksilmez ……… }
MÜSLİM : 3.C.1017.n - İBNİ MACE : 1.C.203.N
Hulasa, bu delillerin umum ifadeleri bizlere şunu anlatmaktadır : İster hayatta olsun ister ölü olsun, kim hayırlı bir işe vesile olmuş ise,o işten hasıl olan sevapların aynısını bu kimse de kazanacaktır.
Dolayısıyla,hayatta iken birilerine Kur’an öğretenler, o kimseler Kur’an okudukça sevap kazanacaklardır…. İşte Kur’an-ın ölüye ancak bu şekilde faydası olur.
İbni Kesir r.h ;
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
“ İnsan için kendi çalışıp çabalamasından başka bir şey yoktur “
NECM : 39.AY.
Mealindeki Ayet’in tefsirini yaparken şöyle diyor : “ Yani başkasının günahı kişiye yüklenmediği gibi,kendi nefsi için kazandığı hariç, başkasının yapacağı sevaptan da yararlanamaz.
İbni Kesir devam ediyor ve diyor ki : Bu Ayet’i Keri-meden İmam Şafii r.h şu hükmü çıkarmıştır :
“ Ölüler için okunup,hediye edilen Kur’an’ın sevabı onlara kavuşmaz,çünkü okunan Kur’an onların ameli ve kazancı değildir. Bunun içindir ki Allah’ın Resulü s.a.v ölülere Kur’an okumayı ümmetine tavsiye etmemiş ve ne açık bir ifade ile ve ne de ima yolu ile de olsa, onlara bu yolu göstermemiştir “
Bununla beraber, Sahabeden de bu hususta sahih bir nakil yoktur.Şayet bu hayırlı bir iş olmuş olsaydı,şüphesiz ki onlar bu hayırda bizleri geçerdi. - Yani onlar bizden önce bunu yaparlardı - Unutmayın ki,Allah’a yaklaştıran ameller ancak nas’la sabit olur. Bu gibi hususlarda ne kıyasla ve ne de şahsi görüşlerle hareket edilmez. “
İBNİ KESİR : 13.C.7554.S
SÜNNET’TEN DELİLLER
Ölülere Kur’an okunmayacağının sünnet’ten delilleri ise şunlardır :
عن أبي هريرة , أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : لا تجعلوا بيوتكم مقابر. إن الشيطان ينفر من البيت الذي تقرأ فيه سورة البقرة .
{ …. Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Muhak-ak şeytan, içerisinde Bakara suresi okunan evden kaçar.}
MÜSLİM : 2.C. 780.n -TİRMİZİ: 5.C.3036.N AHMED : 2 / 284-337
{ …… Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Evlerinizde Bakara suresini okuyunuz, oraları kabirlere çevir-meyiniz.}
BEYHAKİ : 5 / 448 / 1056
Hulasa, ölülere faydası dokunsun diye Kur’an okumanın eğer dinimizde bir yeri olmuş olsaydı, Müslümanlara karşı çok şevkatli ve merhametli olan Peygamberimiz Muhammed s.a.v :
“ Evleriniz de Kur’an okuyunuz ve namaz kılınız, oraları kabirlere çevirmeyiniz “
diye nasihatte bulunmazdı… Çünkü,kabirler Kur’an okuma ve namaz kılma yeri değil-dir….. Bunun içindir ki ; Hayatı boyunca defalarca kabirleri ziyaret eden Allah Resulü s.a.v, ne böyle bir şey yapmıştır,ne ümmetine böyle bir şey tavsiye etmiştir ve ne de ima ile de olsa buna işaret etmiştir …..
Kendisinin de hadisi şeriflerinde buyurduğu gibi :
ما بقي من شيء يقرب من الجنة ويباعد من النار إلا وقد بين لكم . ( صحيح )
{ Size cennet’e yaklaştıracak ne var ise onu açıklamışımdır. Ve yine size, cehennemden uzaklaştıracak ne var ise onları da açıklamışımdır.}
M. ZEVAİD : 8 . 264 - S . SAHİHA : 4.C.1803.N - HAKİM : 2.C. 4. SAY
عن أبي ذر قال تركنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وما طائر يقلب جناحيه في الهواء إلا وهو يذكرنا منه علما قال فقال صلى الله عليه وسلم فذكره . وله شاهد من رواية عمرو عن المطلب مرفوعا بلفظ ما تركت شيئا مما أمركم الله به إلا قد أمرتكم به وما تركت شيئا مما نهاكم عنه إلا قد نهيتكم عنه .
وإسناده مرسل حسن .
{ Ebu Zerr r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v bizi, hava’da kanat çırpan kuştan dahi malumat vemiş olduğu halde terk etti . }
İBNİ HİBBAN : 1.C. 65.N -MÜSNED : 5 / 162- TABERANİ KEBİR : 1647.N
S . SAHİHA : 4.C. 1803.N
{ Ve yine bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır : Allah’ın size emredip de benim size emretmediğim hiçbir şey bırakmadım.Ve yine,Allah’ın size yasaklayıp da benim size yasaklamadığım hiçbir şey de bırakmadım.}
S . SAHİHA : 4.C. 1803.N
Artık bu delillerden sonra söylenecek tek söz ” Allah,bu konuda problemi olan kimselere anlayış ve hidayet versin “ sözüdür.
BU KONUDAKİ ZAYIF VE UYDURMA HADİSLER
Ölüye Kur’an okuma hususunda delil olarak öne sürülen hadislerden birtanesi şudur :
حدثنا محمد بن العلاء ومحمد بن مكّي المروزي، المعنى قالا: ثنا ابن المبارك، عن سليمان التيمي، عن أبي عثمان وليس بالنهدي، عن أبيه، عن مِعْقِل بن يسار قال: قال النبيُّ صلى اللّه عليه وسلم: " اقرءوا {يس~} على موتاكم"
{ …… Ma’kıl bin Yesar r.a dan. Dedi ki : Resulullah s.a.v : “ Ölülerinize { Yasin } okuyunuz “ buyurmuştur EBU DAVUD : 4.C.3121.N - İBNİ MACE : 4.C.1448.N -İBNİ HİBBAN : 5.C.2991. N - AHMED : 5 / 26 . 19790.N -HAKİM : 1 / 565
İBNİ HACER : Ravilerden Ebu Osman mübhem’dir. Yani meçhuldür.
TEHZİB : 12 / 370
İBNİ MUNZİR : Ravilerden “ Ebu Osman ve babası “ tanınmış kimseler değillerdir.
İBNİ MUNZİR : 5 / 310 / 922
EL – ALBANİ : Bu hadis zayıftır. Bu hususta herhangi sahih bir hadis yoktur.
DAİFU EBU DAVUD : 3121.N - TABU’L CENAİZ : 11. S -İRVAU ĞALİL : 688.N -MİŞKAT : 1622
" من دخل المقابر , فقرأ سورة ( يس ) خفف عنهم يومئذ , و كان له بعدد من فيها حسنات "
{ …. Resulullah s.a.v buyurdular ki :” Kim kabristana giripte orada Yasin suresini okursa, Allah onların yüklerini hafifletir ve o kabirde bulunanların sayısı kadar o kimselere hasenat yazar “ }
EBU NUAYM . Fİ AHBARUL ESBAHAN : 2.344.345 - SUYUTİ . Fİ İLAL : 2 . C . 44 - EL- ALBANİ . SİLSİLETÜ’D DAİFE : 3.C.1246.N
أخرجه الثعلبي في " تفسيره " 3/161/2 من طريق محمد بن أحمد الرياحي : حدثنا
أبي : حدثنا أيوب بن مدرك عن أبي عبيدة عن الحسن عن # أنس بن مالك # مرفوعا .
هذا إسناد مظلم هالك مسلسل بالعلل :
الأولى : أبو عبيدة . قال ابن معين : " مجهول "
الثانية : أيوب بن مدرك متفق على ضعفه و تركه , بل قال ابن معين : " كذاب "
. و في رواية : " كان يكذب " .
الثالثة : أحمد الرياحي , و هو أحمد بن يزيد بن دينار أبو العوام , قال البيهقي " مجهول "
قال الألباني في " السلسلة الضعيفة و الموضوعة : موضوع
Hadis olarak zikredilen bu rivayet ; Salebi’nin tefsirinde zikredilmektedir. El-Albani – Allah kendisine rahmet eylesin – Silsiletü’d Daife’de zikrettiği gibi : “ Bu hadis Mevzu’dur “ yani uydurmadır.
İbni Main : Sened de bulunan Ebu Ubeyd Meçhul’dür,der.
İbni Main : Eyyub bin Müderrik için ; “ yalancıdır “ der.
Beyhaki : Sened te bulunan Ahmed er-Riyahi için “ meçhul “ der.
El-Albani : yine der ki : Sened de bulunan Eyyub bin Müderrik’in zayıflığı ve terki hususunda ittifak edilmiştir.
EL-ALBANİ . S. DAİFE : 3.C.1246.N
Bu husustaki uydurulan şeylerden bir tanesi de şudur :
{ … Resulullah s.a.v buyurdular ki : Kim kabristanın yanından geçer ve ihlas suresini onbir defa okuyup da bunun ecrini ölülere bağışlarsa,o kimseye ölü sayısınca mukafat verilir. }
Asrımızın muhaddislerinden Nasiru’d-din El Albani bu rivayetle alakalı şunları söy-lemektedir :
Bu batıl ve uydurma bir hadis’tir. Bunu Ebu Muhammed el-Hallal,el-kıraati alel Kubur 201 / 2 de.
Deylemi “ Abdullah b. Ahmed b. Amir’in babasından. Onun Ali er-Rıza’dan,onun babalarından rivayete dair bir nüsha’da zikretmiştir.
Bu ise batıl ve uydurma bir nüsha’dır. Bu,ya burada sözü geçen Abdullah’ın uy-durması ya da onun babasının uydurmasıdır.
Nitekim ez-Zehebi el-Mizan’da böyle demiş ve Hafız İbn Hacer’de el-Lisan adlı ese-rinde ona uymuştur.
Daha sonra Suyuti, Zeylu’l Ahadiysi’l Mevdua adlı eserinde aynı şeyleri tekrarlamış ve onun bu hadisini zikretmiştir.
İbn Arrak Tenzihu’ş Şeria el-Merfua fi’l-Ahadiysi’ş-Şeria ve’l-Mevdua adlı eserinde de aynı şeyleri söylemiştir.
EL-ALBANİ . K.CENAİZ : 142.S
{ … Resulullah s.a.v buyurdular ki : Hangi ölü- nün başında yasin suresi okunursa Allah onun işini kolaylaştırır. “
EL-ALBANİ : S. DAİFE : 5219.N
Hulasa,kabirlerde Kur’an okuma veya başka bir mekanda da olsa Kur’an okuyup onun sevabını ölülere bağışlama hususunda zikredilen bu ve bunun gibi rivayetler zayıf ve uydurma rivayetlerdir. İlim ehlinin de ifade ettiği gibi ; bu hususta sahih bir hadis yoktur.
Allah’u Azze ve Celle bizlere, hakkı hak bilip ona ittiba eden ve batılı da batıl bilip ondan uzak duran kullar olmamızı nasibeylesin ……
VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
Müslümanların içerisinde bulunduğu çirkin arızalardan birisi de ; gerek kabir ziyaretleri esnasında ve gerekse oralara uğramadan ölüler için Kur’an okuyup sevabını onlara gönderme adetleridir ….
Bu konuda ne Allah’ın kitabında ve ne de Resulü’nün sünnetinde mesele ile alakalı hiçbir delilin olmamasına rağmen,inananların kısmı azamı bu yanlışın içeri-sinde hayat sürmektedirler .
Halbuki Allah resulü s.a.v bir çok hadislerinde ölen bir kimseye nelerin fayda vereceğini ve kabir ziyaretinde de bir müslümanın nasıl hareket edeceğini açıkça uygu-lamış ve inananlara da bunu anlatmıştır.
Allah Resulü s.a.v kabirleri ziyaret ettiği zaman şu duayı okurdu :
" السلام عليكم أهل الديار، من المؤمنين والمسلمين. وإنا، إن شاء الله، للاحقون . أسأل الله لنا ولكم العافية Esselamu aleykum ehled diyarı minel mü’miniyne vel müslimin. Ve inne inşaallahu le lahikun. Es elullahe lena ve lekumul afiyeh “
“ Ey mü’minlerin ve Müslimlerin diyarı ! Allah’ın selamı üzerinize olsun. Allah dilerse muhakkak biz de sizin yanınıza geleceğiz. Allah tan bizlere ve sizlere afiyet dilerim “ }
müslim: 3.C.975.N
Hatta Aişe validemiz Allah Resulü s.a.v’e : “ Kabirleri ziyaret edeceğim zaman onlara nasıl dua edeyim “ diye soru sorduğunda, Allah resulü s.a.v ona şu duayı okumasını söylemiştir.
{ ….. Aişe r.a dan…………….. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Cibril bana :
- Muhakkak ki Rabbin sana Baki – mezarlığı – ehline gidip onlar için istiğfar etmeni emrediyor,dedi. Ben – Aişe’de – dedim ki :
- Ya Rasulallah ! onlar için nasıl dua edeyim ? . Resulullah s.a.v dedi ki : Şöyle de :
السلام على أهل الديار من المؤمنين والمسلمين ويرحم الله المستقدمين منا والمستأخرين وإنا، إن شاء الله، بكم للاحقو
“ Esselamu aleykum ehled diyarı minel mü’miniyne vel müslimin. Ve yerhamullahu’l mustakdimine minna vel musta’hirin. Ve inna inşaallahu bikum le lahikun “
“ Ey mü’minlerin ve Müslimlerin diyarı ! Allah’ın selamı üzerinize olsun.Allah, bizden önce ölenlere ve bizden sonra öleceklere rahmet eylesin.Allah dilerse biz de sizlere kavuşacağız “ }
MÜSLİM : 3.C.974.N
Dolayısıyla, eğer kabirlerde Kur’an okumak caiz olmuş olsaydı … veya Kur’an okuyup da onun sevabını ölülere gönderme gibi bir şey dinimiz de caiz olmuş olsaydı,bunu Resulullah s.a.v mutlaka hanımına söylerdi. Çünkü,İslam’ın bu hususta bir kuralı vardır ki,o da :
“ İhtiyaç anında beyanın tehiri caiz değildir “
Yani,eğer ölüler için Kur’an okumanın onlara faydası olacak olsaydı bunu Allah Resulü s.a.v mutlaka söylerdi. Çünkü kendisine, kabirleri ziyaret etmek isteyen bir kimsenin orada ne yapacağı sorulmuştur.
Eğer Kur’an’a ve Sünnet’e az da olsa vukufiyetimiz olmuş olsaydı, insana faidesi olmayacak bu gibi bid’atlerle uğraşmayacağımız gibi, bununla uğraşan kimselere de bunun tam zıddına bir çok delillerin olduğunu anlatırdık.
Bakınız Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında ne buyuruyor :
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّاً وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ
“ Biz ona – yani Muhammed’e – şiir öğretmedik. Ki,ona yakışmaz da. O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. Ki,onunla diri olanları uyarsın ve inkar eden-lere de azab sözü hak olsun. “
YASİN : 69.70.AY.
Ayet’i kerimeye dikkat edilirse, لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّاً “ … diri olanları uyarması için … “ ifadesiyle Kur’an’ın, dirilerin uyarılması için indirildiği anlatılmaktadır.
Rabbimiz yine bir Ayet’i Celile’sinde şöyle buyurmaktadır :
كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
“ O mubarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki, Ayet’lerini düşünsünler ve akıl sahipleri de öğüt alsınlar. “
SAD : 29.AY.
Bu Ayet’i kerime de inandığını söyleyenlere açıkça şunu anlatmaktadır ; Kur’an, akledebilen ve düşünebilen kimseler için inzal olmuştur. Dolayısıyla onun, düşünme,akletme ve anlama hasleti elinden alınmış ölü kimselere okunması makul değildir…..
Bununla beraber şunun da hiç unutulmaması gerekir ki,bu inanç ve amel Kur’an’ın gaye ve hedefine de terstir.
Çünkü Allah’u Teala Kur’an’ı kerimi,onunla amel edilsin diye göndermiştir.Yani o, ölülerin kitabı değil dirilerin kita-bıdır.
Ölenlerin ise artık amelleri kesilmiştir.Onlar Kur’an’ı ne okuyabilirler ve ne de onunla amel edebilirler.
Onlar için okunan Kur’an’ın sevabı da onlara ulaşmaz. Meğer ki, Kur’an’ı kendisine öğrettiği kimse ola..….. Yani, bir kimse hayatta iken kime Kur’an öğretmiş ise,onun okumasından bir sevap kazanabilir. Çünkü bu şey, henüz hayatta iken kendisinin sa’yı gayretinden olan şeylerdendir.
Çünkü Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ
{ Ölüleri diriltecek,işledikleri amelleri ve geride bıraktıkları eserleri yazacak olan elbette biziz ….. }
YASİN : 12.AY.
مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا
{ Kim güzel bir işe aracılık ederse,onun da o işten bir payı vardır … }
NİSA : 85.AY.
Sünnet’i seniyyede ise şöyle buyrulmaktadır :
- قَالَ رَسُول اللَّه صَلى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلمْ: من سَنَّ سنة حسنة فيعمل بِهَا كَانَ لَهُ أجرها، ومثل أجر من عمل بِهَا لاَ ينقص من أجورهم شيئاً............."
{ …… Cerir bin Abdullah r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Kim iyi bir çığır açar da o yolda yürünürse,o yolda yürüyenlerin sevabı kadar bu çığırı açan kimseye de ecir yazılır.Onların sevaplarından da bir şey eksilmez ……… }
MÜSLİM : 3.C.1017.n - İBNİ MACE : 1.C.203.N
Hulasa, bu delillerin umum ifadeleri bizlere şunu anlatmaktadır : İster hayatta olsun ister ölü olsun, kim hayırlı bir işe vesile olmuş ise,o işten hasıl olan sevapların aynısını bu kimse de kazanacaktır.
Dolayısıyla,hayatta iken birilerine Kur’an öğretenler, o kimseler Kur’an okudukça sevap kazanacaklardır…. İşte Kur’an-ın ölüye ancak bu şekilde faydası olur.
İbni Kesir r.h ;
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
“ İnsan için kendi çalışıp çabalamasından başka bir şey yoktur “
NECM : 39.AY.
Mealindeki Ayet’in tefsirini yaparken şöyle diyor : “ Yani başkasının günahı kişiye yüklenmediği gibi,kendi nefsi için kazandığı hariç, başkasının yapacağı sevaptan da yararlanamaz.
İbni Kesir devam ediyor ve diyor ki : Bu Ayet’i Keri-meden İmam Şafii r.h şu hükmü çıkarmıştır :
“ Ölüler için okunup,hediye edilen Kur’an’ın sevabı onlara kavuşmaz,çünkü okunan Kur’an onların ameli ve kazancı değildir. Bunun içindir ki Allah’ın Resulü s.a.v ölülere Kur’an okumayı ümmetine tavsiye etmemiş ve ne açık bir ifade ile ve ne de ima yolu ile de olsa, onlara bu yolu göstermemiştir “
Bununla beraber, Sahabeden de bu hususta sahih bir nakil yoktur.Şayet bu hayırlı bir iş olmuş olsaydı,şüphesiz ki onlar bu hayırda bizleri geçerdi. - Yani onlar bizden önce bunu yaparlardı - Unutmayın ki,Allah’a yaklaştıran ameller ancak nas’la sabit olur. Bu gibi hususlarda ne kıyasla ve ne de şahsi görüşlerle hareket edilmez. “
İBNİ KESİR : 13.C.7554.S
SÜNNET’TEN DELİLLER
Ölülere Kur’an okunmayacağının sünnet’ten delilleri ise şunlardır :
عن أبي هريرة , أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : لا تجعلوا بيوتكم مقابر. إن الشيطان ينفر من البيت الذي تقرأ فيه سورة البقرة .
{ …. Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Muhak-ak şeytan, içerisinde Bakara suresi okunan evden kaçar.}
MÜSLİM : 2.C. 780.n -TİRMİZİ: 5.C.3036.N AHMED : 2 / 284-337
{ …… Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Evlerinizde Bakara suresini okuyunuz, oraları kabirlere çevir-meyiniz.}
BEYHAKİ : 5 / 448 / 1056
Hulasa, ölülere faydası dokunsun diye Kur’an okumanın eğer dinimizde bir yeri olmuş olsaydı, Müslümanlara karşı çok şevkatli ve merhametli olan Peygamberimiz Muhammed s.a.v :
“ Evleriniz de Kur’an okuyunuz ve namaz kılınız, oraları kabirlere çevirmeyiniz “
diye nasihatte bulunmazdı… Çünkü,kabirler Kur’an okuma ve namaz kılma yeri değil-dir….. Bunun içindir ki ; Hayatı boyunca defalarca kabirleri ziyaret eden Allah Resulü s.a.v, ne böyle bir şey yapmıştır,ne ümmetine böyle bir şey tavsiye etmiştir ve ne de ima ile de olsa buna işaret etmiştir …..
Kendisinin de hadisi şeriflerinde buyurduğu gibi :
ما بقي من شيء يقرب من الجنة ويباعد من النار إلا وقد بين لكم . ( صحيح )
{ Size cennet’e yaklaştıracak ne var ise onu açıklamışımdır. Ve yine size, cehennemden uzaklaştıracak ne var ise onları da açıklamışımdır.}
M. ZEVAİD : 8 . 264 - S . SAHİHA : 4.C.1803.N - HAKİM : 2.C. 4. SAY
عن أبي ذر قال تركنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وما طائر يقلب جناحيه في الهواء إلا وهو يذكرنا منه علما قال فقال صلى الله عليه وسلم فذكره . وله شاهد من رواية عمرو عن المطلب مرفوعا بلفظ ما تركت شيئا مما أمركم الله به إلا قد أمرتكم به وما تركت شيئا مما نهاكم عنه إلا قد نهيتكم عنه .
وإسناده مرسل حسن .
{ Ebu Zerr r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v bizi, hava’da kanat çırpan kuştan dahi malumat vemiş olduğu halde terk etti . }
İBNİ HİBBAN : 1.C. 65.N -MÜSNED : 5 / 162- TABERANİ KEBİR : 1647.N
S . SAHİHA : 4.C. 1803.N
{ Ve yine bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır : Allah’ın size emredip de benim size emretmediğim hiçbir şey bırakmadım.Ve yine,Allah’ın size yasaklayıp da benim size yasaklamadığım hiçbir şey de bırakmadım.}
S . SAHİHA : 4.C. 1803.N
Artık bu delillerden sonra söylenecek tek söz ” Allah,bu konuda problemi olan kimselere anlayış ve hidayet versin “ sözüdür.
BU KONUDAKİ ZAYIF VE UYDURMA HADİSLER
Ölüye Kur’an okuma hususunda delil olarak öne sürülen hadislerden birtanesi şudur :
حدثنا محمد بن العلاء ومحمد بن مكّي المروزي، المعنى قالا: ثنا ابن المبارك، عن سليمان التيمي، عن أبي عثمان وليس بالنهدي، عن أبيه، عن مِعْقِل بن يسار قال: قال النبيُّ صلى اللّه عليه وسلم: " اقرءوا {يس~} على موتاكم"
{ …… Ma’kıl bin Yesar r.a dan. Dedi ki : Resulullah s.a.v : “ Ölülerinize { Yasin } okuyunuz “ buyurmuştur EBU DAVUD : 4.C.3121.N - İBNİ MACE : 4.C.1448.N -İBNİ HİBBAN : 5.C.2991. N - AHMED : 5 / 26 . 19790.N -HAKİM : 1 / 565
İBNİ HACER : Ravilerden Ebu Osman mübhem’dir. Yani meçhuldür.
TEHZİB : 12 / 370
İBNİ MUNZİR : Ravilerden “ Ebu Osman ve babası “ tanınmış kimseler değillerdir.
İBNİ MUNZİR : 5 / 310 / 922
EL – ALBANİ : Bu hadis zayıftır. Bu hususta herhangi sahih bir hadis yoktur.
DAİFU EBU DAVUD : 3121.N - TABU’L CENAİZ : 11. S -İRVAU ĞALİL : 688.N -MİŞKAT : 1622
" من دخل المقابر , فقرأ سورة ( يس ) خفف عنهم يومئذ , و كان له بعدد من فيها حسنات "
{ …. Resulullah s.a.v buyurdular ki :” Kim kabristana giripte orada Yasin suresini okursa, Allah onların yüklerini hafifletir ve o kabirde bulunanların sayısı kadar o kimselere hasenat yazar “ }
EBU NUAYM . Fİ AHBARUL ESBAHAN : 2.344.345 - SUYUTİ . Fİ İLAL : 2 . C . 44 - EL- ALBANİ . SİLSİLETÜ’D DAİFE : 3.C.1246.N
أخرجه الثعلبي في " تفسيره " 3/161/2 من طريق محمد بن أحمد الرياحي : حدثنا
أبي : حدثنا أيوب بن مدرك عن أبي عبيدة عن الحسن عن # أنس بن مالك # مرفوعا .
هذا إسناد مظلم هالك مسلسل بالعلل :
الأولى : أبو عبيدة . قال ابن معين : " مجهول "
الثانية : أيوب بن مدرك متفق على ضعفه و تركه , بل قال ابن معين : " كذاب "
. و في رواية : " كان يكذب " .
الثالثة : أحمد الرياحي , و هو أحمد بن يزيد بن دينار أبو العوام , قال البيهقي " مجهول "
قال الألباني في " السلسلة الضعيفة و الموضوعة : موضوع
Hadis olarak zikredilen bu rivayet ; Salebi’nin tefsirinde zikredilmektedir. El-Albani – Allah kendisine rahmet eylesin – Silsiletü’d Daife’de zikrettiği gibi : “ Bu hadis Mevzu’dur “ yani uydurmadır.
İbni Main : Sened de bulunan Ebu Ubeyd Meçhul’dür,der.
İbni Main : Eyyub bin Müderrik için ; “ yalancıdır “ der.
Beyhaki : Sened te bulunan Ahmed er-Riyahi için “ meçhul “ der.
El-Albani : yine der ki : Sened de bulunan Eyyub bin Müderrik’in zayıflığı ve terki hususunda ittifak edilmiştir.
EL-ALBANİ . S. DAİFE : 3.C.1246.N
Bu husustaki uydurulan şeylerden bir tanesi de şudur :
{ … Resulullah s.a.v buyurdular ki : Kim kabristanın yanından geçer ve ihlas suresini onbir defa okuyup da bunun ecrini ölülere bağışlarsa,o kimseye ölü sayısınca mukafat verilir. }
Asrımızın muhaddislerinden Nasiru’d-din El Albani bu rivayetle alakalı şunları söy-lemektedir :
Bu batıl ve uydurma bir hadis’tir. Bunu Ebu Muhammed el-Hallal,el-kıraati alel Kubur 201 / 2 de.
Deylemi “ Abdullah b. Ahmed b. Amir’in babasından. Onun Ali er-Rıza’dan,onun babalarından rivayete dair bir nüsha’da zikretmiştir.
Bu ise batıl ve uydurma bir nüsha’dır. Bu,ya burada sözü geçen Abdullah’ın uy-durması ya da onun babasının uydurmasıdır.
Nitekim ez-Zehebi el-Mizan’da böyle demiş ve Hafız İbn Hacer’de el-Lisan adlı ese-rinde ona uymuştur.
Daha sonra Suyuti, Zeylu’l Ahadiysi’l Mevdua adlı eserinde aynı şeyleri tekrarlamış ve onun bu hadisini zikretmiştir.
İbn Arrak Tenzihu’ş Şeria el-Merfua fi’l-Ahadiysi’ş-Şeria ve’l-Mevdua adlı eserinde de aynı şeyleri söylemiştir.
EL-ALBANİ . K.CENAİZ : 142.S
{ … Resulullah s.a.v buyurdular ki : Hangi ölü- nün başında yasin suresi okunursa Allah onun işini kolaylaştırır. “
EL-ALBANİ : S. DAİFE : 5219.N
Hulasa,kabirlerde Kur’an okuma veya başka bir mekanda da olsa Kur’an okuyup onun sevabını ölülere bağışlama hususunda zikredilen bu ve bunun gibi rivayetler zayıf ve uydurma rivayetlerdir. İlim ehlinin de ifade ettiği gibi ; bu hususta sahih bir hadis yoktur.
Allah’u Azze ve Celle bizlere, hakkı hak bilip ona ittiba eden ve batılı da batıl bilip ondan uzak duran kullar olmamızı nasibeylesin ……
VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
Şirk ve Çeşitleri..
10:52
Ş İ R K V E Ç E Ş İ T L E R İ
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ
Unutmayalım ki, Allah’a karşı işlenen en büyük zulüm şirk’tir.Bundan dolayıdır ki Allah’u Azze ve Celle şirki kesinlikle affetmeyeceğini ve bu halde ölenlerin ise ebedi cehennemde kalacağını bildirmektedir :
إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ “………
“ Muhakkak ki Allah kendisine şirk koşul-masını bağışlamaz …… “
NİSA : 116.AY.
لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّهُ عَلَيهِ
الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
“ Şüphesiz ki kim Allah’a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır. Ve barınacağı yer de cehennemdir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur. “
MAİDE : 72.AY.
Değerli Müslümanlar ! unutmayalım ki şirkin aslı ve hakikati, yaratılmışları Allah’a ortak edinmektir…. Onları, var eden yaratıcılarına benzetmektir.
ŞİRK : kelime anlamı olarak ; ortak koşmak … iştirak etme … ortak etme ve hisse verme anlamlarına gelmektedir.
ŞİRK : in ıstılahi anlamı ise ; Allah’u Azze ve Celle’ye Rububiyetinde, İsim ve sıfatlarında ve Uluhiyetinde ortaklar yakıştırma ve ihdas etmek demektir.
Ş İ R K İ N Ç E Ş İ T L E R İ
Şirk ; Şirkul ekber ve şirkul asğar diye iki kısma ayrılır…. Diğer bir ifadeyle ; sahibini ebedi olarak cehennemde bırakacak olan şirk ile, sahibini ebedi ateşte bırakmayacak olan şirktir.
R U B U B İ Y E T T E Ş İ R K
Şüphesizki şirklerin en büyüğü ve en çirkini Allah’a rububiyetinde ortak koşmaktır… Aynen vahdeti vücutçuların şirki gibi ; Yani onların “ alemde görülen her ne var ise o Allah’tan bir parçadır “ diyerek, O’na cüz’ler isnadettikleri gibi.
Bu şekildeki bir şirkin ve küfrün en açık reddiyesi ; Rabbimizin kerim kitabındaki ihlas suresidir….. O, şöyle buyurmaktadır :
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُواً أَحَدٌ
“ De ki : O Allah, birdir. Allah, Samed'dir - her şey O'na muhtaçtır, ama O hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır - O, doğurmamıştır ve doğurul-mamıştır. Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir. “
İHLAS : 1 - 2 - 3 - 4
Değerli kardeşlerim ! rabbimiz bu surede doğmadığını ve doğrulma-dığını ifade ederek, bu çirkin inancı reddeder…. Yani kendisinin cüzlere bölünmeyen ve hiçbir şeye de benzemeyen tek ilah olduğunu anlatmak-tadır.
Ve yine Hıristiyanların Teslis inancına sahib olarak koştukları çirkin şirkleri…Onlar deler ki : Allah’ın tabiatı birbirine eşit üç unsurdan ibarettir.
A – Baba Allah
B – Oğul Allah
C – Ruhul Kudüs Allah
Bunlar, bu sapık inançlarını şöyle dile getirirler : İnsanlar oğul vası-tasıyla babaya bağlanırlar. Kendilerini feda ederek oğula ve temizleyerek te Ruhul kudüse intisab ederler.
Allah’u Teala ise bunların bu sapık inançlarını redderek kerim kitabında şöyle buyurur :
“ Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız ; " üçtür " demeyiniz. Bundan kaçının, sizin için bu daha hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. “
NİSA : 171
“ Andolsun ki, " Allah, Meryem oğlu Mesih'tir " diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği şudur : " Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur."
MAİDE : 72
“ Andolsun ki, " Allah üçün üçüncüsüdür " diyenler küfre düşmüş-tür. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduk-larından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere mutlaka acı bir azab dokunacaktır. “
MAİDE : 73
Ve yine ; “ kul fiilinin halıkıdır “ diyenlerin şirki de en çirkin şirk ve küfür çeşididir…. Oysaki kulu yaratan da Allah’u azze ve celle’dir, onun fiillerini yaratan da Allah’u azze ve celle’dir…. Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmakta :
“ Allah, her şeyin yaratıcısıdır ; o, her şeye vekildir.” …… ZÜMER.62.
“… Her şeyi o yaratmış……….. tır.” FURKAN. 2
“ Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” ……... SAFFAT.96
.
“ … Huzeyfe r.a’dan. Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Muhakkakki Allah, her sanatçıyı ve sanatını yaratır.”
BUHARİ. EF’ALİL İBÂD : 117.N - HAKİM. MÜSTEDREK : 1/31-32. BEYHAKİ. ESMA. 388. Ş.İMAN.1/140 - HEYSEMİ.M.ZEVÂİD :7/197
Yani, kullar gerçek faildir’ler - işi yapandırlar - Allah’u Azze ve Celle ise, onların fiillerinin yaratıcısıdır….. Bunun içindir ki O’ndan başka yaratıcı asla yoktur…. Dolayısıyla “ Kul fiilinin yaratıcısıdır “ demek ve buna inanmak Allah’ın affetmeyeceği büyük şirk çeşitlerindendir.
Ve yine ; Alemdeki bazı olayların vukuunda yıldızların veya vesaire şeylerin rolünün olmasına inananların şirki de büyük çirkin şirk çeşitlerin-dendir…. Ki bunlar ; falan yıldızın kaymasıyla, falan öldü, filan yıldızın kaymasıyla yağmur yağdı, diyerek Allah’a bu konu da şirk koşmakta-dırlar…. Rabbimiz Allah’u azze ve celle ise bu türden inançları redde-derek her şeyin mülkü, yönetimi ve yaratıcısının kendisi olduğunu şöyle dile getirir :
“ Keza de ki : Eğer biliyorsanız, söyleyin bakalım her şeyin hükümranlığı elinde olan, her şeyi himaye eden, fakat kendisi himayeye muhtaç olmayan kimdir ? Diye-ceklerdir ki : Allah. De ki : O halde nasıl aldanıyorsunuz ? }
MÜ’MİNUN : 88.89.AY
{ O müşriklere De ki : ……………… Bütün işleri bir düzen içerisinde kim idare ediyor ? Onlar diyeceklerdir ki : Allah. De ki : O halde neden korunmuyorsunuz ? }
YUNUS : 31.AY.
İşte bu ve benzeri Ayeti celilelerde Allah’u Teala, bütün işlerin ve yönetimin sadece ve sadece kendisinin elinde olduğunu ve kendisin-den başka hiçbir yaratığın bu kainatta her hangi bir tasarrufta bulunamıyacağını kullarına haber vermektedir.
Sünneti seniyede ise şu anlatılmaktadır.
“ … Zeyd İbn Halid r.a şöyle anlatmaktadır : Resulullah s.a.v Hudeybiye de geceleyin yağmış olan yağmurdan sonra bizlere sabah namazını kıldırdı. Namazdan çıkınca yüzünü cemaate döndürdü ve : Bilirmisiniz rabbiniz ne buyurdu ? diye sordu. Allah ve resulü en iyi bilendir, dediler. Dedi ki : Allah buyurdu ki : kullarımdan kimi bana mi’min, kimi de kafir olarak sabah etti. Her kim “ Allah’ın faldı ve rahmetiyle üzerimize yağmur yağdı “ dediyse işte o bana iman etmiş yıldıza iman etmemiştir. Her kim de “ üzerimize – falan yıldızdan dolayı – yağmur yağdı “ dediyse, işte o bana iman etmemiş yıldıza iman etmiştir. “
MÜSLİM : 1.C.71.N
U L U H İ Y E T T E Ş İ R K
KABİRLERDEN YARDIM İSTEYEREK ORTAK KOŞMAK
Değerli kardeşlerim ! İnsanı mahveden ve helaka sürükleyen şirk çeşitlerinden bir tanesi de ; bilindiği gibi ölülerden yardım dilemek, onlara dua edip yalvarmak ; ihtiyaçların giderilmesini, dertlerin ve sıkın-tıların ortadan kaldırılmasını onlardan istemektir.
Bu türden çirkin davranışlarda bulunanlara ; ehli kubur …. Ubbat’ul kubur’da denilmektedir ki bu insanlar ; kabir ve türbelerde yatan adına Salih veya veli dedikleri ölülerin kendilerine yardım ettiklerine veya onlardan zarar gördük-lerine inanırlar.
Hatta bu insanlardan daha aşırı giderek ; kainatın idaresinde bu gibi veli ve Salih zatların tasarruflarının olduğunu söyleyenler dahi vardır.
Hatta ve hatta, sadece ve sadece Alemlerin Rabbi’nin kudret ve kuvvetinde olan çoçuk isteme, yağmur ve iş isteme bile buralardan istenir olmuştur…
Bu zavallı cahiller ; adaklar adayarak, kurbanlar keserek kabirlerin etrafında tavaf edip ; oraların eşiklerini, duvarlarını ve örtülerini öpmek, yan-larında itikafa girerek onlara yönelmek ; onlar için muhafızlar ve hizmetçiler tahsis etmek ve benzeri şeylerle uğraşmaktadırlar…
Ama unutulmamalıdır ki bu tür çirkin şeyler putpereslerin ve şeytanın dostlarının amel-lerinden olan davranışlardır…. Ve yine unutmayın ki bunlar, amelleri boşa çıkaran büyük şirk çeşididir…. Bu çirkin şeyler, Allah'ın Kitabı'na ve Muhammed s.a.v'in sünnetine ters olan şeylerdir…
Allah’u Azze ve celle şöyle buyurur :
“ Allah'dan başka kendisine Kıyamet'e kadar cevap veremeyecek olan ve kendile-rine yapılan duadan habersiz olan kimse-lere dua eden kimseden daha sapık kim olabilir ? İnsanlar - mahşerde - bir araya toplandıklarında onlar, kendilerine düşman kesilir ve onların ibadetlerini inkar eder-ler.”
AHKAF : 5.6.AY.
Rabbimiz yine şöyle buyurur : “ …………….. İşte bunları yaratan Rabbiniz Allah'dır. Mülk yalnız O'nundur. O'ndan başka çağırdık-larınız ise, bir hurma çekirdeğinin zarına bile malik değillerdir. Onlara dua etseniz dualarınızı işitmezler. İşitseler dahi isteğinizi yerine getiremezler. Üstelik onlar, Kıyamet günü ortak koşmanızı da inkar edecek-lerdir. Her şeyden haberdar olan - Allah - gibi kimse sana haber veremez bun-ları.”
FATIR : 13 . 14 .AY.
“ Allah'dan başka sana ne fayda ve ne de zarar veremeyecek olan şeylere sakın yalvarma. Eğer böyle yaparsan, o takdirde sen muhakkak ki zalimlerden olursun. “
YUNUS : 106
Değerli kardeşlerim ! Peygamberlerin ve salihlerin kabirlerini mescid edinerek üzerlerine kubbeler yapmak, oraları süslemek ve üzerlerine örtü örtmek de şirke götüren vesilelerdendir…. Unutulmamalıdır ki bu tür dav-ranışların sonucu bu kabir ve türbeler, Allah'ın dışında kendisine ibadet edilen putlar haline gelirler.
{ … Aişe ve Abdullah b. Abbas r.a nun şöyle dedikleri rivayet edilir : Nebi s.a.v'e ölüm gelince bir elbisesini yüzüne kapatır. Nefes alması zorla-şınca yüzünü açar. Bu haldeyken şöyle der : " Allah, yahudilere ve hıristiyanlara lanet etsin. Onlar, Peygamberlerinin mezarlarını mes-cid edindiler."
BUHARİ :
“ …İbni Mes’ud r.a dan. Allah resulü s.a.v şöyle buyurdular :“ İnsanların en şerlileri Kıyametin üzerlerine koptuğu ve kabirleri mescid edinen kimselerdir."
AHMED : 1 / 405 – 435 – TABERANİ : 10413.N – BEZZAR : 3420.N – İBNİ HUZEYME : 789.N
Unutmayın ki, ister bir peygamberin ister bir veli veya Salih kimsenin kabrinin yanında – daha erken kabul olur inancı ile – Allah'a dua etmek, kurban kesmek ve oralarda namaz kılmak caiz değildir. Bunlar, şirke ve küfre yol açan en büyük sebeplerden birisidir.
Bunların üzerine mescid yapılmasa bile, buralardaki bu hareketler kabirleri mescid edinmek demektir. Bu nedenle – daha erken kabul olur inancı ile – ne kabirlerin yanında dua etmek ve ne de Peygamber s.a.v'in kabrinin yanında dua etmek caiz değildir….. Çünkü bu yerler, duaların kabul edilmesi için vesile kılınacak yerler değildir.
NAZARLIK VE MUSKA TAKARAK ONLARIN FAYDA VE ZARAR
ŞİRK KOŞMAK VERECEĞİNE İNANARAK
Ey Müslümanlar ! Bazı cahil ve değersiz kimselerin yaptığı gibi nazar-lık, muska veya uğur getirsin diye bir şeyler takınmaktan da sakının.
Memleketimizde ve başka birçok beldelerde bu gibi cahilce işler eksik değildir… Bu cahil ve zavallı kimseler, halkalar, ipler, nazar boncukları , deniz kabukları ve kemikler takınırlar…. Uğur getirsin diye yanlarında çeşitli şeyler taşırlar. Bunları, boyunlarına, bineklerine ve evlerinin kapılarına asarlar.
Ve inançları da ; bu takındığı şeylerin, kötülükleri ve felaketleri uzaklaştırdığına, sıkın-tıları ve belaları ortadan kaldırdığına, nazar edenlerin nazarını ve haset edenlerin hasedini engelleyeceyi yönündedir.
Ey inananlar ! unutmayın ki bütün bunlar, kişiyi helaka sürükleyen ve mahveden şirk çeşitleridir. Çünkü kendisine sığınılması gereken, isteklerin kendisine yöneltilmesi gereken sadece ve sadece Allah’u Teala’dır. Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır :
“ Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa O'ndan başka onu giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dokundurursa ; işte O, her şeye gücü yetendir. O, kullarının üzerinde kâhhar olandır . O, hikmeti sonsuz olandır ve herşeyden haberdardır. “
YUNUS : 107. AY
Unutmayalım ki bu türden batıl inanç ve hurafeler, hiçbir zaman insanı felaketlerden korumaz. Hastalıklara ve belalara karşı da kimseyi muha-faza etmez. Aksine bunlar, insanın bela ve musibetini artırır. Dolayısıyla bu düşünce ve inançların tamamen terk edilmesi ve bunlarla ilişkinin tamamen kesilmesi gerekir.
“ … Ukbe b.Amır r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : " Kim bir temime - yani, muska, nazarlık, kemik, boncuk vasaire gibi şeyler takı-nırsa - Allah’a şirk koşmuştur."
AHMED : 4 / 156. – 16969.N – HAKİM : 4 / 417 – İBNİ HİBBAN : 1413.N - S.SAHİHA : 492.N
“ … İmran b. Husayn r.a dan : Rasulullah s.a.v bir adamın pazusunda sarı bir halka gördü. Ve ona : " Bu nedir ? " dedi. Adam " Zayıflık nede-niyle – bunu taktım - " dedi. Rasulullah s.a.v o kimseye şöyle buyurur : " O ancak senin zayıflığını artırır. Onu çıkar at ! Çünkü üzerinde o varken şayet ölürsen, ebedi olarak kurtuluşa eremezsin."
AHMED : 4 / 445 – İBNİ HİBBAN MEVARİD : 1410.1411 – HAKİM : 4 / 216 – İBNİ MACE : 9.C.3531.N EL-ALBANİ S.DAİFE : 1029.N
Yine İmam Ahmed'in rivayet ettiği bir hadiste Resulullah s.a.v’e bir grup insan biat etmek üzere gelirler. Resulullah bu kimselerin doku-zundan biat alır ve birini terkeder. Kendisine : " Ya Rasulallah ! Bunların doku-zundan biat aldın ama bu kimseyi terk ettin ? " derler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v şöyle buyurur : " Onun Üzerinde temime var " .O kişi elini sokar ve temimeyi koparır atar ve biat eder. Rasulullah s.a.v bundan sonra şöyle buyurur: " Kim temime - yani,muska,nazarlık,boncuk vasaire gibi şeyler - takarsa Allah’a şirk koşmuştur."
“ … Urve şöyle anlatıyor : Huzeyfe r.a bir hastanın yanına girmişti. Onun pazusunda bir kayış – yani,muska şeklinde bir deri parçası gördü - . Onu kopararak şöyle dedi: " Bu üzerindeyken şayet ölseydin senin cenaze namazını kılmazdım “ Ve sonra şu ayeti okur : “ Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler “ YUSUF : 106
İBNİ KESİR : 8.C.4146.S
“ … Ebu Beşir el-Ensari r.a’dan.Peygamber s.a.v’in bazı seferlerine katıl-mıştım. Bunlardan birinde Allah resulü s.a.v şöyle buyurmuştu : “ Hiçbir hayvanın boynunda, nazarlık, boncuk ve benzeri şeyler kalmayıp, koparılıp atıla-cak. “
EBU DAVUD : 3.C.2552.N
“ … Abdurrahman b.ebi Leyla’nın oğlu İsa’dan.Dedi ki : Humre hasta-lığına yakalanması sebebiyle kendisini ziyaret etmek üzere Abdullah b. Ukeym ebu Ma’bed el-Cüheni’nin yanına girdim ve “ bir şey takınmıyor musun ? “ dedim.Şöyle cevap verdi : Ölüm ondan daha yakındır ! Çünkü Resulullah s.a.v şöyle buyurmuşlardır : “ Kim bir şey takınırsa, o kimse o takındığı şeye havale edilir ”
TİRMİZİ : 3.C.2152.N
“ … Ruveyfi r.a’dan. Resulullah s.a.v bana şöyle dedi : Ya Ruveyfi ! bel-ki hayat senin için uzun sürer,insanlara şunu haber ver ; kim muska veya nazarlık takarsa,veya sakalını düğümler ve hayvan tezeyi ve kemikle istinca ederse Muhammed o kimseden beri-dir. ”
NESEİ : 7.C.5035.N
“ … Ebu Muaviye’nin Abdullah ibn Mes’ud’un hanımı Zeyneb’den riva-yetinde o şöyle anlatıyor : Abdullah bir ihtiyacını giderip kapıya geldiği zaman bizi,hoşlanmayacağı bir halde görmekten hoşlanmadığı için öksü-rür ve tükürürdü. Bir gün geldi ve öksürdü.Yanımda bana yılancık has-talığına karşı muska yapan bir ihtiyar kadın vardı.Onu hemen yatağın altına soktum.Girdi ve yanıma oturdu. Boynumdaki ipi gördü ve : Nedir bu ip ? diye sordu. Benim için muska yapılmış bir iptir, dedim.Onu aldı,kopardı ve sonra şöyle dedi : Muhakkak ki Abdullah’ın ailesi şirk’ten mustağnidir. Allah’ın resulünü şöyle buyururken işittim : Muhakkak ki muska, tılsım ve büyü şirk’tir.
Ben - Zeyneb - ona tekrar dedim ki : Niçin böyle söylüyorsun ? Gözüm yaşarıyordu.Ben bir zamanlar falan yahudiye gözüme muska yapması için gidip gelirdim. Muska yaptığı zaman gözüm sakinleşmişti. Abdullah tekrar şöyle dedi : Bu ancak şeytandandır. Şeytan, önce eliyle gözüne vururdu,o sana muska yaptığı zaman ise bundan alıkonuldu. Halbuki Allah resulünün söylediği gibi söylemen sana yeterdi.O, şöyle derdi : Ey insanların rabbi ! Benden kötü hali gider ve bana şifa ver. Çünkü sensin şifa veren. Senin şifandan başka bir şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın. “
AHMED . İBNİ KESİR : 8.C.4146.S
SİHİRBAZLARA , KAHİNLERE VE FALCILARA İNANARAK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Sihir yapanlara, kahinlere ve insanların gözlerini boyayan büyücülere, falcılara, bakıcılara ve müneccimlere, burçlardan haber verenlere, el ve fincan falına bakanlara ve medyumlara gitmekten de sakının. Onlar, gaybı bildiklerini, kalplerden geçeni okuduklarını iddia ederler. Unutmayın ki ; bunlar sahtekar ve yalancı kimselerdir.
Bu kimseler,insanları aldatarak onları kandırırlar. Bir takım çizgiler çizer ve anlaşılmaz sözler söylerler. Bunlar saçmasapan düşün-celere ve çok çirkin hurafelere sahiptirler. Bunlar,Cinlerden yardım isterler. Bir takım harfler, rakamlar ve işaretler taşıyan yazılar yazarlar.
Hatta kendilerine gelen insanlardan, rengini ve vasıflarını bildirdikleri bir takım hayvanları kes-melerini isterler…Kanlarını vücutlarına, duvarlara ve kapı eşiklerine sürmelerini isterler.
Bu şekilde cinlere yönelir ve şeytana ibadet ederler. Ve neticede de Rahman'a şirk koşar-lar…
Halbuki Allah Rasulü s.a.v’ bir hadisi şeriflerinde : Allah'tan başkası için kurban kesene Allah lanet etsin " buyurmaktadır. MÜSLİM : 6.C.1978.N
Değerli Müslümanlar ! Onların hilelerinden birisi de, kendilerine gelenlere gömülmesi veya yakılması için bazı eşyalar vermeleridir.
Böylelerine gitmekten ve onlara soru sormaktan sakının. Çünkü Allah Rasulu s.a.v şöyle buyurur : " Kim bir arrâfa – yani, gaybı bildiğini iddia edene - gider ve ona bir şey sorarsa kırk gece o kimsenin namazı kabul olmaz.
MÜSLİM : 7.2230.N
Diğer bir rivayette ise şöyle buyurur : " Kim Kâhine veya arrâfa gider ve onun söylediğini tasdik ederse, Muhammed'e indirileni inkar etmiştir."
AHMED : 2 / 408 - 429 – 9252.N - TİRMİZİ : 1.C.135.N – DARİMİ : 2.C.1141.N – EL-ALBANİ : TAHRİCU’L MİŞKAT : 551.N - S.CAMİU’S SAĞİR : 5815.N – ADABU’Z ZİFAF : 29.S – CAMİU’S SAHİH: 5939.N
“ … İmran b. Husayn r.a Rasulullah s.a.v'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: " Uğur yapan ve uğur yaptıran, kehanet yapan ve kehanet yaptıran, sihir yapan ve sihir yaptıran bizden değildir." TERHİB : 4 / 33 MECMAU’Z ZEVAİD : 5 / 117 – S.CAMİ : 5311.N
“ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v'in şöyle buyurdu : Kim düğüm düğümler ve ona üflerse büyü yapmıştır. Kim büyü yaparsa şirk koşmuştur. Kim - fayda sağlasın veya zararı defetsin diye - bir şeyler takınır veya taşırsa, Allah o kimseyi terk eder ve takındığı o şeylerin himayesine bırakır. “
NESAİ : 7.C.4064.N
TEBERRÜK YOLUYLA FAYDA VE ZARAR BEKLEYEREK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Tevhidin saflığını ve berraklığını bulandırmaktan sakının…. Şirkin pisliklerine karşı çok dikkatli olun… Şunu iyi bilin ki ; bir kıl’la veya bir tüyle, bir ağaçla, bir kabirle veya bir taşla, bir yerle, bir mağarayla, bir pınarla veya bir eserle teberrük etmek - yani, ondan bereket ve fayda ummak - , oralara el yüz sürmek asla caiz değildir….
Unutmaki bunlar, insanın şirk ve küfre düşmesine sebep olacak en büyük ve en etkili vesilelerdir.
( … Ebi Vakıt-el Leysi’den. Dedi ki : Resulullah s.a.v ile birlikte Huneyn seferine çıktık. Biz şirk ve küfür aleminden yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zatu Envat dedikleri ve kutsal saydıkları bir ağaçları vardı.Savaştan önce – galibiyet getirmesi düşüncesiyle - silahlarını bu ağaca asarlardı. Yolda,böyle ulu bir ağacın altından geçerken dedik ki :
- Ya rasulallah ! bize de bir zatu envat edinsene.Resulullah s.a.v buyur-dular ki : “ Allah’u ekber ! Yine aynı yol. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İsrail oğul-larının Musa’ya :
“ …. Ya Musa ! onların ilahları gibi bize de bir ilah edinsene ……”
dediğinin aynısını diyorsunuz. Siz gerçek-ten cahillik yapan bir kavimsiniz.)
AHMED : 5.218.21390.N - İBNİ HİBBAN : 8.6667. N - EBU YALA : 2 .1437.N - TİRMİZİ : 4 . 2271
Hatta ve hatta Peygamber s.a.v'in kabri ile, eşyaları ile, elbiseleri ve ibadet ettiği yerler ile de teberrük etmek asla caiz değildir. Mescidlerin duvarlarını, topraklarını veya kapılarını öperek veya oralara el sürerek teberrük etmek de caiz değildir…Bu, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi dahi olsa bile...... Bu konu da sadece Haceru'l Esved'i öpmek ve Ruknu'l Yemâni ile Haceru'l Esved'e el sürmek meşrudur.
“ … İbni Ömer şöyle der : " Nebi s.a.v'in Yemen tarafındaki iki köşe dışında ( Yani ,Ruknu'l Yemani ve Haceru'l Esved dışında ) Kâbe'nin hiçbir yerine el sür-düğünü görmedim."
BU BUHARİ VE MÜSLİM HADİSİDİR
Yine de bunula teberrük kasdedilmez. Bununla sadece ibadet ve Rasulullah s.a.v’e uyma kas-dedilir.
“ … Ömer r.a Hacerül evsedi öperken şöyle der : " Allah'a yemin olsun ki ben seni öpüyorum ama senin bir taş olduğunu ve ne zarar ne de fayda vermediğini biliyorum. Eğer Resulullah s.a.v'in seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim. “
MÜSLİM : 4.C.1270.N
Değerli kardeşlerim ! bu konuda yapılan yanlışlıklardan bir tanesi de ; Resulullah s.a.v döneminde bazı sahabilerin nehyedilmeden önce yaptıkları bazı hareketlerini kendilerine delil alarak, bazı eserlerle teberrük etmeyi caiz görmeleridir….
Halbuki bu konuda Allah resulü s.a.v Müslümanları güzel ve hikmetli bir üslupla bu gibi işlerden alıkoymuş ve onları Allah katında hayırlı olan Salih amellere yöneltmiştir… Zikredeceğimiz şu hadisi şerif bunun en açık delillerinden bir tanesidir :
“ … Abdurrahman bin Kunad’tan. Dedi ki : Resulullah s.a.v günün birinde abdest alırken, sahabe aldığı abdest suyunu yüzlerine sürerler. Resulul-lah s.a.v onlara :
- Bunu yapmanızın sebebi nedir ? diye sorar. Onlar da :
- Allah ve Resulüne olan sevgimizden dolayıdır, diye cevap verirler. Bunun üzerine Allah resulü s.a.v onlara şöyle buyurur :
- Kim Allah ve Resulünü seviyorsa veya Allah ve Resulünün sevgisine mahzar olmak istiyorsa, konuştuğu zaman doğru konuşsun. – yani konuşmalarında adil davransın ve yalan söylemesin – Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ona hiyanet etmeyip sahip çıksın ve komşusuna da iyi muamelede bulunsun. “
TABERANİ İKİ MU’CEMİNDE – MUNZİRİ TERĞİB VE TERHİB : 3 / 26 – EL – ALBANİ S.SAHİHA : 2998.N – TEVESSÜL : 204.S
UĞUR VE UĞURSUZLUĞA İNANARAK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Günleri ve ayları uğursuz saymak, uğurlu ve uğur-suz sayılan şeylere göre hareket etmek te, İslam dininin iptal ettiği cahi-liyye adetlerindendir… Çünkü bir şeyi uğursuz saymak kaderi değiş-tirmez…
“ … Ukbe b. Amr r.a dan. Nebi s.a.v şöyle buyurmuşlardır : Kim uğur getirsin diye bir şey takınırsa, Allah onun işini tamam-lamasın. Kim kendisini korusun diye bir şey taşırsa, Allah onu korumasın. “
AHMED : 4 / 154. 16951.N – HAKİM : 4 / 216 – İBNİ KESİR : 8.C.4147.S
“ … Nebi s.a.v şöyle buyurmuşlardır : Kim uğur getirsin veya işim rast gelsin diye bir şey takınırsa, Allah’a şirk koşmuştur. “
AHMAD : 4 / 156.310 – 16969.N – İBNİ HİBBAN : 1413.N – HAKİM : 4 / 417 – S.SAHİHA : 492.N
“ … Nebi s.a.v şöyle buyurmuşlardır : " Advâ - yani,hastalığın kendi kendine bulaşması -, uğursuzluk, hâmme - yani,ölünün kemiklerinin kuşa dönüşmesi - ve Safer - ayının haram aylardan olması - diye bir şey yoktur……."
BUHARİ : 12.C.5777.S
“ … İbni Mes’ud r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ Uğursuzluğa inanmak şirktir. Uğursuzluğa inanmak şirktir. Hepimizin için-den böyle bir şey geçer. Ancak Allah kendisine güvenmekle bunu giderir. “EBU DAVUD : 4.C.3910.N – İBNİ MACE : 9.C.3538.N – AHMED : 1 / 389 – 3679.N
ALLAH’TAN BAŞKASI ADINA YEMİN EDEREK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Unutmayınız ki tevhidi gerçekleştirmek bir iki kelimenin telafuzu ile olmaz…Tevhidi gerçekleştirmenin birçok şartları ve yolları vardır….. Bu şartlardan birisi de, şirk ifade eden sözler söyle-mekten ve Allah'dan başkası adına yemin etmekten kaçınmaktır.
Unutmayalım ki Allah'dan başkası adına yemin eden bir kimse tehlikeli bir günah işlemiş ve Allah’a ortak koşmuştur. Bunun içindir ki Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :
“ Kim İslam milletinden – yani,İslam dininin yemin şeklinden başka bir yemin şekliyle yemin ederse – söylediği o din sahibi gibidir “
BUHARİ : 14.C.6533.S
“ … Sa’d bin Ubade r.a dan.İbni Ömer, bir adamın “ Kabe hakkı için hayır “ dediğini işitince şöyle dedi : " Allah'dan başkası adına yemin edilmez “ ben Rasulullah s.a.v’den işittim şöyle buyurmuşlardır : " Allah'dan başkası adına yemin eden kafir ya da müşrik olmuştur."
TİRMİZİ : 3.C.1574.N – AHMED : 2 / 125 – HAKİM : 1 / 65 – BEĞAVİ Ş.SÜNNE : 10 / 7
“ … Ebu Hureyre r.a dan.Resulullah s.a.v buyurdular ki :” Kim yemin eder ve yemininde Latt ve Uzza hakkı için derse, hemen “ la ilahe illallah “ desin. “ BUHARİ : 10.C.4805.S
Ve yine şöyle buyurur s.a.v : " Ne babalarınız, ne anneleriniz ve ne de (şirk koşulan) ortaklar adına yemin edin. Ancak Allah adına yemin edin. Ve ancak doğru söy-lediğinizde Allah adına yemin edin."
EBU DAVUD :
Dolayısıyla ne Peygamber üzerine , ne veli veya salihler üzerine, ne Kâbe üzerine, ne şeref ve hayat üzerine ve ne de ana baba üzerine yemin etmek asla caiz değildir.
Yemin, ancak Allah adına, O'nun isimleri ve sıfatları üzerine edilir. Kim Allah'dan başkası üzerine yemin ederse tevbe etmesi ve bunu bir daha yapmaması gerekir.
“ … Sa'd ibni Ebi Vakkâs radıyallahu anh şunu rivayet eder : " Bazı konuları konuşuyorduk. Ben, cahiliyyeden yeni dönmüştüm. Lât ve Uzza adına yemin ettim. Rasulullah s.a.v'in sahabileri bana şöyle dedi : " Ne kötü söz söyledin. Rasulullah s.a.v'e git ve O'na bunu haber ver. Çünkü biz senin kafir olduğunu görüyoruz “ Ben de Rasulullah s.a.v'e gittim ve durumu ona haber verdim. Bana şöyle dedi : Üç kez, " Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike lehu – Yani, Allah'dan başka ilah yoktur, O tektir ve ortağı yoktur " de, Üç kere şeytan'dan Allah'a sığın ve sol tarafına üç kez tükür ve bir daha da bunu yapma." “ NESEİ : “
ALLAH VE SEN SÖZÜNÜ KULLANARAK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Sakınılması gereken çirkin şeylerden birisi de ; Yaratıcı ile yaratılanı eşit kılan " Allah ve sen dilersen " … " Benim için Allah'dan ve senden başkası yok " … "Allah'a ve sana güvendim " “ Sen olmasaydın şöyle olacaktı “ … “ Az daha geç kal-saydık ölecekti “ veya “ Az daha erken getirseydiniz kurtulacaktı “ gibi veya buna benzer anlamlardaki sözler kullanmaktır. İslam, bu gibi sözleri şirk lafızlar olarak kabul etmiş ve bu manada sözler sarfetmekten de inananları sakındırmıştır.
“ … İbni Abbas r.a dan. Bir adam Nebi s.a.v'e şöyle dedi : " Allah ve sen dilersen " Bunun üzerine Resulullah s.a.v şöyle buyurdu: " Beni Allah'a ortak mı koştun ? Bilakis " sadece Allah dilerse " de."
AHMED : 1 / 283 – 2557.N – EBU DAVUD : 5.C.4980.N
{ … İbni Abbas r.a diyor ki : Allah’a denk tutmak şirktir ve bu şirk karanlık bir gecede,kara bir taşın üstündeki karıncanın kıpırdamasından daha gizlidir. Şöyle ki, senin : “ Allah ve hayatın hakkı için “ yahut “ Allah ve hayatım hakkı için “ deyişin : “ Şu köpekcik olmasaydı veya şu ör-dekler olmasaydı mutlaka hırsız girerdi “ demen,bir kimsenin arka-daşına : “ Allah ve sen dilediniz de bu iş oldu “ veya “ Allah ve filan adam olmasaydı “ demesi hep şirk olan hususlardır. Sakın Allah ile beraber bir başkasını zikretme. }
HEYSEMİ M.ZEVAİD : 4 / 177 – MERVEZİ MÜSNED : 89.S.17.N – EL-ALBANİ İRVA : 2562
Ey Allah'ın kulları ! İhtiyaçlarınızı ve Allah’a olan muhtaçlığınızı dile getirerek sadece ve sadece O’ndan isteyin.O'na güzel isimleri ve yüce sıfatları ile yönelin. Çünkü Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
“ En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na onlarla dua edin ve O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptık-larının cezasını çekeceklerdir. ”
A’RAF : 180.AY.
فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً
“ …Kim Rabb’iyle – O’nun razı olacağı şekilde – karşılaşmayı arzu ediyor ise, Salih amel işlesin. Ve ibadetlerinde de Rabb’ine hiçbir şeyi ortak koşmasın.” KEHF.110.AY.
Çünkü Tevhide şirkin bulaşmasını önlemenin en önemli yollarından birisi, Allah'a meşru tevessüllerle yönelmektir. Dolayısiyle alemlerin Rabbi olan Allah'a şirk koşmaya neden olan bütün bid'at lafızlardan ve bütün bid’at tevessül çeşitlerinden sakınmak gerekir.
Peygamberlerin makamı ile, hürmeti ile, bereketi ve hakkı ile tevessül etmeyin…. Veya veli ve salihlerin hakkı veya benzeri gibi yasaklanmış tevessül şekilleriyle sakın Allah’a yaklaşmak istemeyin.
SEVGİ VE TAZİMDE İLERİ GİDEREK ORTAK KOŞMAK
Değerli kardeşlerim ! sevgi ve tazimde ileri giderek bir şeyi Allah’a eş koşmak ta çirkin şirk çeşitlerindendir.
Yani mahlukattan bir şeyi Allah’ı sever gibi sevmek ve ona aşırı bir şekilde tazim göstermek te büyük şirk çeşitlerindendir….. Allah’u Teala bu şirkin sahibini tövbe etmediği sürece asla bağışlamayacağını bildirmektedir…. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
“ İnsanlardan öyleleri var ki ; Allah’ tan gayri eşler edinerek, Allah’ı sever gibi onları severler…………… “
BAKARA : 165
Bu tür şirk sahibi kimseler, Allah’a şirk koştukları varlıklara cehennem ateşinin içinde şöyle diyeceklerdir :
“ Allah’a and olsun ki ; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz Çünkü sizi - sevgi ve tazimde - alemlerin Rabb’ine eşit tutu-yorduk ; bizi o suçlulardan başkası saptırmadı. Şimdi artık bizim ne şefaat-çilerimiz var ve ne de candan dostumuz. “
ŞUARA : 97.98.99.100.101
Değerli Müslümanlar ! şüphesiz ki bu müşrikler şirk koştukları varlıkları, yaratma, rızk verme, öldürüp diriltme gibi hususlarda Allah’a denk yapmamışlardı….. Aksine onlar şirk koştukları o varlıkları sevgide, korkuda, tevekkülde ve onlara boyun bükme gibi konularda Allah’a denk yapmışlardı.
Bu zalim cahiller, bilgisizlikleri yüzünden yaratılmış kulları ile Allah arasında kıyasla-malarda bulunarak O’na ortak koşmuşlardır…
Bu zavallılar; zatı ve sıfatları itibariyle fakir olan…zayıf, aciz ve muhtaç olan…. hayatı ve ölümü başka bir varlığın elinde olan varlıkları, zatı ve sıfatları itibariyle bütün noksanlıklardan münezzeh olan ve aksine çok zengin, çok kuvvetli, ölümsüz, hayatı ebedi olan, zenginliği, kuvveti, cömertliği, ihsanı, ilmi ve rahmeti geniş olan Allah’la kıyas ederek iblisin yolunu izlemişlerdir.
Hangi zülüm bundan daha büyük ve daha çirkin olabilir ki ! .... Allah’a karşı bundan daha büyük bir haksızlık yapılır mı ! … Rabbimiz Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır :
“ Gökleri ve yeri yaratan Allah’a hamd olsun. 0, karanlık ve aydınlığı var etti. Yine de o kafirler Rab’Ierine - başka şeyleri - denk tutu-yorlar. “
EN’AM : 1
KORKU HUSUSUNDA İLERİ GİDEREK ORTAK KOŞMAK
Değerli Müslümanlar ! şunu asla unutmamak gerekir ki ; korkunun en güzeli Allah’a itaat ettiren korku, en çirkini ise Allah’a isyan ettiren korku-dur…. Allah’u Teala bir Ayeti celilesinde şöyle buyurmaktadır :
إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءهُ فَلاَ تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
{ Muhakkak ki şeytanlar, sizi dostları ile korkuturlar. Eğer gerçekten iman etmiş kimseler iseniz, onlardan korkmayın benden korkun. }
ALİ İMRAN : 175
Yani, insanlardan korkarak benim emir ve nehiylerimi terk etmeyin. Öyleyse şunu açıkça söyleyebiliriz ki ; Eğer Allah’tan gelen emir ve nehiylere itaat etmek hususunda bir kimseye şeytan ve yandaş-larının korkusu mani oluyor ise, bu kimse korktuğu o şeyleri Allah’a ortak koşmuş demektir… Ve bu kimsenin diliyle “ ben Allah’tan korku-yorum “ sözü de yalan ve boş bir sözdür …..
Bir kimsenin Allah’tan korktuğunun isbatı diliyle söylediği sözlerden anlaşılmaz...... Onun Allah’tan korktuğunun isbatı, severek ve korkarak O’na boğun eğip itaat etmesinden anlaşılır…… İşte Allah korkusu bu demektir……Rabbimiz yine kerim kitabında şöyle buyur-maktadır :
“ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ أَنَاْ فَاتَّقُونِ…….”
“ Benden başka ilah yoktur. Öyle ise benden korkunuz “
NAHL : 2.AY.
وَقَالَ اللّهُ لاَ تَتَّخِذُواْ إِلـهَيْنِ اثْنَيْنِ إِنَّمَا هُوَ إِلهٌ وَاحِدٌ فَإيَّايَ فَارْهَبُونِ وَلَهُ مَا فِي الْسَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَهُ الدِّينُ وَاصِباً أَفَغَيْرَ اللّهِ تَتَّقُونَ
{ Allah buyurdu ki : Sakın iki ilah edin-meyin. O sadece tek bir ilahtır. Öyleyse – bu hususta – benden korkun. Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur ; itaat daima O’na yapılır. Hal böyle olunca siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz. " NAHL :51.52.AY
İşte bu ve emsali delillerde ifade edildiği gibi, Alah’tan korktuğunu söyleyen bir kimse, İbadetlerini Allah’a takdim ederek O’nu kendisine ilah edinmesi gerekir….. Çünkü - defalarca anlatmaya çalıştığımız gibi - ilah, kendisine boyun eğilen,kendisinden korkulan ve severek kendisine itaat ve ibadet edilen merci demektir.
Dolayısiyle,kim severek ve korkarak bir yerlere boyun eğip itaat ediyorsa, unutmasın ki o sevdiği veya korktuğu şey kendisinin ilahı demektir…. Yani o şeyi Allah’a ortak koşmuştur.
NAMAZI TERKEDEREK ALLAH’A ORTAK KOŞMAK
Değerli Müslümanlar ! Rabbimiz gerek kendi kitabında ve gerekse nebisi Muhammed s.a.v bir çok hadisi şeriflerinde bu ibadetin öneminden bahsetmiş ve onu terk edenlerin nefislerini Allah’a ortak koşarak müşrik olacaklarını haber vermiştir.
Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmak-tadır :
مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
“ Hep Allah’a dönüp itaat edin,O’ndan korkun ve namazınızı kılında müşriklerden olmayın ”
RUM : 3. ay.
Bu Ayet’i celilenin açık ve net ifadesinin yanında Allah resulü s.a.v de bir çok hadisi şeriflerinde namaz kılmayanın müşrik olduğundan bahset-mektedir.
عَن أَنَس بْن مَالِك ، عَن النَّبِي صَلَى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ قال : ليس بين العبد والشرك إلا ترك الصلاة. فإذا تركها فقد أشرك .
{ ... Enes İbn Malik r.a’dan şöyle dedi : Nebiyyi s.a.v buyurduki : Kişi ile şirk arasında namazı terketmekten başka bir şey yoktur. Onu terk ettiği zaman şirk koşmuştur. }
İBN MACE : 3.c.1080.N
{ … Ebu Süfyan’dan,dedi ki : Ben Cabir’den duydum şöyle diyordu : Ben Nebiyyu s,a.v’den işittim şöyle bururuyordu : Şüphesizki kişi ile şirk ve küfür arasındaki şey sadece namaz’dır. }
MÜSLİM : I.C.82.N - EBU DAVUD: 5.C,4678.N
{ ... Ubadet İbnu Samit r.a’dan.şöyle dedi : Resulullah s.a.v bize şöyle tavsiyede bulundu : Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayın. Namazı’da bilerek terketmeyin. Her kim ki kasden namazı terkederse İslam mil-letinden çıkmıştır. }
MUHAMMED İBN NASR K.SALAT : 920 - HİBETULLAH TABERİ USULU’S SÜNNE : 1523.N
İ S İ M V E S I F A T L A R' D A Ş İ R K
İnsanı helak eden şirk çeşitlerinden birisi de ; Allah’ın isim ve sıfatları hususunda koşulan şirktir…. Bu konudaki en çirkin şirk, halıkı mahluka benzetmektir.
Aynenmücessime ve müşebbihenin şirkleri gibi… “ O’nun eli benim elim gibi “ … “ O’nun gözü benim gözüm gibi “ sözlerinde olduğu gibi.
İsim ve sıfatlar hususundaki şirkin ikinci kısmı ise ; bazı ilahlaştırılan kimselerin isimlerinin, Allah’ın isimlerinden müştak kılınması – yani türe-tilmesi – şeklindedir…. Ki bu, Mekkelilerin şirklerinden biriydi.
Taberi der ki : el-Lat, Allah lafzından - te’nis ta sı eklenerek - türetil-miştir… Müzekkere Amr, müennese Amre, erkeğe Abbas, dişiye Abbase denildiği gibi.
Mekkeli müşrikler, kendilerine tazim ve hurmette bulundukları kabir ve türbelerde yatan bir takım insanlara, Allah’ın isimlerinden isim vererek, Allah isminden el-Lat ve el-Aziz isminden de Uzza’yı türetmişlerdir.
Ve yine İsim ve sıfatlar hususundaki şirk ve küfer çeşitlerinden biri de ; O’nun bazı sıfatlarının te’vil yoluyla inkar edilmesidir…. Yani geçmişte ve zamanımızda yapıldığı gibi Allah’u Teala’nın istiva, yed, vech, kadem, ısba ve ayn sıfatlarının inkar edilmesi gibi.
Allah’u Teala ise onların bu tür çirkin fasıflandırmalarını reddederek, kendisinin en güzel isim ve sıfatlara sahip olduğunu ve bu isim sıfat-larında da her türlü noksanlıklardan münezzeh olduğunu zikrederek şöyle buyur-muştur :
“ En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na onlarla dua edin ve O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptık-larının cezasını çekeceklerdir. ”
A’RAF : 180.AY.
وَ مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
“ Onlar Allah’ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyamet günü yer tamamen O’nun avucu içindedir. Göklerde sağ elinde dürül-müştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir. ”
ZÜMER : 67.AY.
Görüldüğü gibi burada, Allah’ı gereği gibi tanıyamama, O’nun kadrini kıymetini bilememe, Allah’a ortak koşanların vasfı olduğu anlatıldığı gibi, Allah’ın isim ve sıfatları hakkında ilhad’a - yani eğriliğe - sapanlar da kınanmış ve bunun cezasını çekecekleri bildirilmiştir……
Tevhid ehli kimselerin bu konudaki yolu ve metodu, isim ve sıfatları olduğu gibi kabul etmek, bu konularda yaratılmışlara benzerliği ise red-detmektedir… Bu tavır; teşbihi bulunmayan bir isbat ve ta’tili bulunmayan bir tenzihtir.
Yüce Allah’ın kerim kitabında buyurduğu gibi;
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
“……O’nun mislisi gibi hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.”
ŞURA : 11.AY.
“ O’NA BENZER HİÇ BİR ŞEY YOKTUR ” sözünde teşbih ve benzerliği reddetme …… ” O İŞİTENDİR, GÖRENDİR ” sözünde de ilhad ve ta’tili reddetme vardır.
Hulasa bu konuda bilinmesi gereken en güzel kural şudur : “ Allah’ın İsim ve Sıfatları hakkındaki söylenmesi gereken söz, Zatı hakkındaki söylenmesi gereken söz’ün fer’idir…. “
Yani, Allah’u Teala’nın mukaddes zatı nasıl diğer varlıkların zatlarına benzemiyor ise, O’nun isim ve sıfatları da diğer varlıkların isim ve sıfat-larına benzemez.
Ş İ R K U’L A S Ğ A R - K Ü Ç Ü K Ş İ R K -
Şirkin ikinci kısmı ise ; şirkul asğar denilen küçük şirktir... Yani insanı ebedi olarak ateşte bırakmayan şirk çeşidi… Bu da insanın ibadetlerinde gösteriş ve riyakarlık yaparak rabbisine bir nevi ortak koşmasıdır.
İBADETLERDE RİYAKARLIK YAPARAK ORTAK KOŞMAK
Değerli kardeşlerim ! ibadetlerde Allah’a şirk koşmanın cürmü, büyük şirke göre daha hafıftir. Bu şirk, Allah’tan başka ilah olmadığına; sadece O’nun fayda ve zarar vereceğine ; kendinden başka Rabb olmayan yegane ilah olduğuna itikat eden kimsenin şirki dir.
Bu kimse ibadet ve amellerini tam anlamıyla Allah’a has kılmaz. Bu şirkin sahibi, kimi zaman nefsini tatmin için amel eder ; kimi zaman dünyayı elde etmek için amel eder ; kimi zaman da halkın nazarında makam ve mevki elde etmek için amel eder.
Bu tür insanların amellerinde nefis için bir pay ………. şeytan için bir pay …… - ameller Allah’ın emri olduğu için - Allah için de bir pay vardır.
Unutulmamalıdır ki İslam riyayı şirk’ten saymıştır… Bir hadisi şerifde şöyle buyrulur :
{ …. Mahmud İbnu Lebid r.a'dan, şöyle dedi : Resûlullah s.a.v şöyle buyurdu : " Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir ". Saha-beler dediler ki :" küçük şirk nedir yâ resûlellah ? " Allah Resulü s.a.v'de cevaben " küçük şirk ; “ riyadır " buyurdular… }
AHMED : 5 / 428. 23119.N
{ … Şeddat bin Evs r.a'dan. O şöyle dedi : Bizler Allah resulü s.a.v zamanında riya’yı küçük şirk sayardık. }
M.ZEVAİD : 10/222 - BEZZAR : 3565.N - TABERANİ KEBİR : 7160 – EVSAT : 198.N
{ … Ebu Said el-Hudri r.a'dan, şöyle dedi : Bir gün bizler kendi aramızda mesihu'd-deccal'dan konuşurken Allah Resulü s.a.v çıka geldi. - Bize hitaben - şöyle buyurdular : " Benim yanımda sizin için mesihu'd-deccal'dan daha korkulu bir şeyi size haber vereyim mi ? " Bizde " Evet yâ Resûlellah haber verin " dedik. O " gizli şirk " tir buyurdular. Kişi namaz kılmaya kalkar da birisinin kendisine baktığını anlayınca namazını güzelleştirir " dedi. }
İBNİ MACE : 10.C.4204.N – BEYHAKİ : 2/291
Evet değerli kardeşlerim ne yazıkki bu şirk, inananların çoğundan sudur eden bir şirk çeşididir.
“ … Nebi s.a.v bu şirki haber verirken şöyle buyurmaktadır : Şirk bu ümmette karıncanın hareketinden daha gizlidir. Sahabeler : Ya Rasu lellah ondan nasıl kurtulabiliriz, dedik-lerinde. Rasulullah s.a.v :
“ Allahümme İnni Euzu Bike En Uşrike Bike ve Ene A‘lemu ve Esta’firuke Lima La A‘lemu “ ……… “ Ey Allah’ım ! bilerek sana bir şeyi ortak koşmaktan sana sığınırım. Bilmeden yaptığım şeyler için de senden bağışlanma isterim “ dersiniz buyurdu. “
AHMED : 5 / 384.394.398 - MERVEZİ MÜSNED : 17.N – İ.KAYYIM : ED-DAU VE’D DEVAU : 235.S
Bu hususta Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır :
“ De ki : Ben de sizin gibi bir insanım ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabb’ine - O’nun kendisinden razı olacağı bir şekilde - kavuşmayı umuyorsa sahih ameller işlesin ve Rabb’ine yaptığı ibadetinde hiç kimseyi ortak etmesin. “
KEHF : 110
Yani, O tek ilah olup ve O’ndan başka da eğer gerçek ilah yoksa ki, la ma’bude bi hakkin illallah …. Allah’tan başka kendisine ibadet edilecek hak ma’bud yoktur….. o halde ibadetin de sadece ve sadece O’na yapılması gerekir……. Uluhiyette bir olduğu gibi ubudiyette de birlenmesi şarttır.
Öyleyse ey iman edenler ! Amellerinizin Salih olmasına dikkat edin… çünkü ibadetlerdeki bu tür riyakarlıklar şirktir… Ve bu çirkin iş de amel-lerin sevabını iptal eder.
Salih amel ise ; riyadan hali sünnetle kayıtlı amellerdir. Onun içindir ki Ömer r.a duasında şöyle diyordu : Ey Allahım, amellerimin hepsini salih amel yap, onları vechin için halis kıl ve o amellerde hiç kimse için bir pay yapma.
AHMED ZÜHD : 615
Allah’u Teala yine bir Ayeti celilesinde dini halis bir şekilde kendisine takdim etmeyenleri kınayarak şöyle buyurur :
“ Oysa kendilerine, dini yalnız Allah’a halis kılıp O’nu birleyerek Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti....... “
BEYYİNE : 5
Rabbimiz bu Ayeti celilesiyle kullarına halis bir şekilde kendisine ibadet yapmalarını emretmiş ve İbadetinde Allah için ihlaslı olmayanların ise emrolunduğu şekilde hareket etmeyenler sınıfından olduğunu zikretmiştir…..
Hulasa değerli kardeşlerim ! gösterişle yapılan ameller, Allah’ın istemediği amellerdir. Dolayısıyla o ameller sahih ve makbul değildir.
Öyleyse sözü daha fazla uzatmadan, sizlere ve kendi nefsime son nasihatım ; Rabbimiz bizlere tevhidi çizgide hareket etmeyi nasip eylesin….. Ve yine bizlere hakkı hak bilip ona ittiba eden, batılı da batıl bilip ondan uzak duran kullarından olmamızı nasip eylesin.
AMİN
VELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL – BAYBURDİ
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ
Unutmayalım ki, Allah’a karşı işlenen en büyük zulüm şirk’tir.Bundan dolayıdır ki Allah’u Azze ve Celle şirki kesinlikle affetmeyeceğini ve bu halde ölenlerin ise ebedi cehennemde kalacağını bildirmektedir :
إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ “………
“ Muhakkak ki Allah kendisine şirk koşul-masını bağışlamaz …… “
NİSA : 116.AY.
لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّهُ عَلَيهِ
الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
“ Şüphesiz ki kim Allah’a ortak koşarsa, Allah ona cenneti haram kılmıştır. Ve barınacağı yer de cehennemdir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur. “
MAİDE : 72.AY.
Değerli Müslümanlar ! unutmayalım ki şirkin aslı ve hakikati, yaratılmışları Allah’a ortak edinmektir…. Onları, var eden yaratıcılarına benzetmektir.
ŞİRK : kelime anlamı olarak ; ortak koşmak … iştirak etme … ortak etme ve hisse verme anlamlarına gelmektedir.
ŞİRK : in ıstılahi anlamı ise ; Allah’u Azze ve Celle’ye Rububiyetinde, İsim ve sıfatlarında ve Uluhiyetinde ortaklar yakıştırma ve ihdas etmek demektir.
Ş İ R K İ N Ç E Ş İ T L E R İ
Şirk ; Şirkul ekber ve şirkul asğar diye iki kısma ayrılır…. Diğer bir ifadeyle ; sahibini ebedi olarak cehennemde bırakacak olan şirk ile, sahibini ebedi ateşte bırakmayacak olan şirktir.
R U B U B İ Y E T T E Ş İ R K
Şüphesizki şirklerin en büyüğü ve en çirkini Allah’a rububiyetinde ortak koşmaktır… Aynen vahdeti vücutçuların şirki gibi ; Yani onların “ alemde görülen her ne var ise o Allah’tan bir parçadır “ diyerek, O’na cüz’ler isnadettikleri gibi.
Bu şekildeki bir şirkin ve küfrün en açık reddiyesi ; Rabbimizin kerim kitabındaki ihlas suresidir….. O, şöyle buyurmaktadır :
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُواً أَحَدٌ
“ De ki : O Allah, birdir. Allah, Samed'dir - her şey O'na muhtaçtır, ama O hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır - O, doğurmamıştır ve doğurul-mamıştır. Ve hiç bir şey O'nun dengi değildir. “
İHLAS : 1 - 2 - 3 - 4
Değerli kardeşlerim ! rabbimiz bu surede doğmadığını ve doğrulma-dığını ifade ederek, bu çirkin inancı reddeder…. Yani kendisinin cüzlere bölünmeyen ve hiçbir şeye de benzemeyen tek ilah olduğunu anlatmak-tadır.
Ve yine Hıristiyanların Teslis inancına sahib olarak koştukları çirkin şirkleri…Onlar deler ki : Allah’ın tabiatı birbirine eşit üç unsurdan ibarettir.
A – Baba Allah
B – Oğul Allah
C – Ruhul Kudüs Allah
Bunlar, bu sapık inançlarını şöyle dile getirirler : İnsanlar oğul vası-tasıyla babaya bağlanırlar. Kendilerini feda ederek oğula ve temizleyerek te Ruhul kudüse intisab ederler.
Allah’u Teala ise bunların bu sapık inançlarını redderek kerim kitabında şöyle buyurur :
“ Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız ; " üçtür " demeyiniz. Bundan kaçının, sizin için bu daha hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. “
NİSA : 171
“ Andolsun ki, " Allah, Meryem oğlu Mesih'tir " diyenler küfre düşmüştür. Oysa Mesih'in dediği şudur : " Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü O, kendisine ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur."
MAİDE : 72
“ Andolsun ki, " Allah üçün üçüncüsüdür " diyenler küfre düşmüş-tür. Oysa tek bir ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduk-larından vazgeçmezlerse, onlardan inkâr edenlere mutlaka acı bir azab dokunacaktır. “
MAİDE : 73
Ve yine ; “ kul fiilinin halıkıdır “ diyenlerin şirki de en çirkin şirk ve küfür çeşididir…. Oysaki kulu yaratan da Allah’u azze ve celle’dir, onun fiillerini yaratan da Allah’u azze ve celle’dir…. Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmakta :
“ Allah, her şeyin yaratıcısıdır ; o, her şeye vekildir.” …… ZÜMER.62.
“… Her şeyi o yaratmış……….. tır.” FURKAN. 2
“ Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.” ……... SAFFAT.96
.
“ … Huzeyfe r.a’dan. Nebi s.a.v şöyle buyurdu : Muhakkakki Allah, her sanatçıyı ve sanatını yaratır.”
BUHARİ. EF’ALİL İBÂD : 117.N - HAKİM. MÜSTEDREK : 1/31-32. BEYHAKİ. ESMA. 388. Ş.İMAN.1/140 - HEYSEMİ.M.ZEVÂİD :7/197
Yani, kullar gerçek faildir’ler - işi yapandırlar - Allah’u Azze ve Celle ise, onların fiillerinin yaratıcısıdır….. Bunun içindir ki O’ndan başka yaratıcı asla yoktur…. Dolayısıyla “ Kul fiilinin yaratıcısıdır “ demek ve buna inanmak Allah’ın affetmeyeceği büyük şirk çeşitlerindendir.
Ve yine ; Alemdeki bazı olayların vukuunda yıldızların veya vesaire şeylerin rolünün olmasına inananların şirki de büyük çirkin şirk çeşitlerin-dendir…. Ki bunlar ; falan yıldızın kaymasıyla, falan öldü, filan yıldızın kaymasıyla yağmur yağdı, diyerek Allah’a bu konu da şirk koşmakta-dırlar…. Rabbimiz Allah’u azze ve celle ise bu türden inançları redde-derek her şeyin mülkü, yönetimi ve yaratıcısının kendisi olduğunu şöyle dile getirir :
“ Keza de ki : Eğer biliyorsanız, söyleyin bakalım her şeyin hükümranlığı elinde olan, her şeyi himaye eden, fakat kendisi himayeye muhtaç olmayan kimdir ? Diye-ceklerdir ki : Allah. De ki : O halde nasıl aldanıyorsunuz ? }
MÜ’MİNUN : 88.89.AY
{ O müşriklere De ki : ……………… Bütün işleri bir düzen içerisinde kim idare ediyor ? Onlar diyeceklerdir ki : Allah. De ki : O halde neden korunmuyorsunuz ? }
YUNUS : 31.AY.
İşte bu ve benzeri Ayeti celilelerde Allah’u Teala, bütün işlerin ve yönetimin sadece ve sadece kendisinin elinde olduğunu ve kendisin-den başka hiçbir yaratığın bu kainatta her hangi bir tasarrufta bulunamıyacağını kullarına haber vermektedir.
Sünneti seniyede ise şu anlatılmaktadır.
“ … Zeyd İbn Halid r.a şöyle anlatmaktadır : Resulullah s.a.v Hudeybiye de geceleyin yağmış olan yağmurdan sonra bizlere sabah namazını kıldırdı. Namazdan çıkınca yüzünü cemaate döndürdü ve : Bilirmisiniz rabbiniz ne buyurdu ? diye sordu. Allah ve resulü en iyi bilendir, dediler. Dedi ki : Allah buyurdu ki : kullarımdan kimi bana mi’min, kimi de kafir olarak sabah etti. Her kim “ Allah’ın faldı ve rahmetiyle üzerimize yağmur yağdı “ dediyse işte o bana iman etmiş yıldıza iman etmemiştir. Her kim de “ üzerimize – falan yıldızdan dolayı – yağmur yağdı “ dediyse, işte o bana iman etmemiş yıldıza iman etmiştir. “
MÜSLİM : 1.C.71.N
U L U H İ Y E T T E Ş İ R K
KABİRLERDEN YARDIM İSTEYEREK ORTAK KOŞMAK
Değerli kardeşlerim ! İnsanı mahveden ve helaka sürükleyen şirk çeşitlerinden bir tanesi de ; bilindiği gibi ölülerden yardım dilemek, onlara dua edip yalvarmak ; ihtiyaçların giderilmesini, dertlerin ve sıkın-tıların ortadan kaldırılmasını onlardan istemektir.
Bu türden çirkin davranışlarda bulunanlara ; ehli kubur …. Ubbat’ul kubur’da denilmektedir ki bu insanlar ; kabir ve türbelerde yatan adına Salih veya veli dedikleri ölülerin kendilerine yardım ettiklerine veya onlardan zarar gördük-lerine inanırlar.
Hatta bu insanlardan daha aşırı giderek ; kainatın idaresinde bu gibi veli ve Salih zatların tasarruflarının olduğunu söyleyenler dahi vardır.
Hatta ve hatta, sadece ve sadece Alemlerin Rabbi’nin kudret ve kuvvetinde olan çoçuk isteme, yağmur ve iş isteme bile buralardan istenir olmuştur…
Bu zavallı cahiller ; adaklar adayarak, kurbanlar keserek kabirlerin etrafında tavaf edip ; oraların eşiklerini, duvarlarını ve örtülerini öpmek, yan-larında itikafa girerek onlara yönelmek ; onlar için muhafızlar ve hizmetçiler tahsis etmek ve benzeri şeylerle uğraşmaktadırlar…
Ama unutulmamalıdır ki bu tür çirkin şeyler putpereslerin ve şeytanın dostlarının amel-lerinden olan davranışlardır…. Ve yine unutmayın ki bunlar, amelleri boşa çıkaran büyük şirk çeşididir…. Bu çirkin şeyler, Allah'ın Kitabı'na ve Muhammed s.a.v'in sünnetine ters olan şeylerdir…
Allah’u Azze ve celle şöyle buyurur :
“ Allah'dan başka kendisine Kıyamet'e kadar cevap veremeyecek olan ve kendile-rine yapılan duadan habersiz olan kimse-lere dua eden kimseden daha sapık kim olabilir ? İnsanlar - mahşerde - bir araya toplandıklarında onlar, kendilerine düşman kesilir ve onların ibadetlerini inkar eder-ler.”
AHKAF : 5.6.AY.
Rabbimiz yine şöyle buyurur : “ …………….. İşte bunları yaratan Rabbiniz Allah'dır. Mülk yalnız O'nundur. O'ndan başka çağırdık-larınız ise, bir hurma çekirdeğinin zarına bile malik değillerdir. Onlara dua etseniz dualarınızı işitmezler. İşitseler dahi isteğinizi yerine getiremezler. Üstelik onlar, Kıyamet günü ortak koşmanızı da inkar edecek-lerdir. Her şeyden haberdar olan - Allah - gibi kimse sana haber veremez bun-ları.”
FATIR : 13 . 14 .AY.
“ Allah'dan başka sana ne fayda ve ne de zarar veremeyecek olan şeylere sakın yalvarma. Eğer böyle yaparsan, o takdirde sen muhakkak ki zalimlerden olursun. “
YUNUS : 106
Değerli kardeşlerim ! Peygamberlerin ve salihlerin kabirlerini mescid edinerek üzerlerine kubbeler yapmak, oraları süslemek ve üzerlerine örtü örtmek de şirke götüren vesilelerdendir…. Unutulmamalıdır ki bu tür dav-ranışların sonucu bu kabir ve türbeler, Allah'ın dışında kendisine ibadet edilen putlar haline gelirler.
{ … Aişe ve Abdullah b. Abbas r.a nun şöyle dedikleri rivayet edilir : Nebi s.a.v'e ölüm gelince bir elbisesini yüzüne kapatır. Nefes alması zorla-şınca yüzünü açar. Bu haldeyken şöyle der : " Allah, yahudilere ve hıristiyanlara lanet etsin. Onlar, Peygamberlerinin mezarlarını mes-cid edindiler."
BUHARİ :
“ …İbni Mes’ud r.a dan. Allah resulü s.a.v şöyle buyurdular :“ İnsanların en şerlileri Kıyametin üzerlerine koptuğu ve kabirleri mescid edinen kimselerdir."
AHMED : 1 / 405 – 435 – TABERANİ : 10413.N – BEZZAR : 3420.N – İBNİ HUZEYME : 789.N
Unutmayın ki, ister bir peygamberin ister bir veli veya Salih kimsenin kabrinin yanında – daha erken kabul olur inancı ile – Allah'a dua etmek, kurban kesmek ve oralarda namaz kılmak caiz değildir. Bunlar, şirke ve küfre yol açan en büyük sebeplerden birisidir.
Bunların üzerine mescid yapılmasa bile, buralardaki bu hareketler kabirleri mescid edinmek demektir. Bu nedenle – daha erken kabul olur inancı ile – ne kabirlerin yanında dua etmek ve ne de Peygamber s.a.v'in kabrinin yanında dua etmek caiz değildir….. Çünkü bu yerler, duaların kabul edilmesi için vesile kılınacak yerler değildir.
NAZARLIK VE MUSKA TAKARAK ONLARIN FAYDA VE ZARAR
ŞİRK KOŞMAK VERECEĞİNE İNANARAK
Ey Müslümanlar ! Bazı cahil ve değersiz kimselerin yaptığı gibi nazar-lık, muska veya uğur getirsin diye bir şeyler takınmaktan da sakının.
Memleketimizde ve başka birçok beldelerde bu gibi cahilce işler eksik değildir… Bu cahil ve zavallı kimseler, halkalar, ipler, nazar boncukları , deniz kabukları ve kemikler takınırlar…. Uğur getirsin diye yanlarında çeşitli şeyler taşırlar. Bunları, boyunlarına, bineklerine ve evlerinin kapılarına asarlar.
Ve inançları da ; bu takındığı şeylerin, kötülükleri ve felaketleri uzaklaştırdığına, sıkın-tıları ve belaları ortadan kaldırdığına, nazar edenlerin nazarını ve haset edenlerin hasedini engelleyeceyi yönündedir.
Ey inananlar ! unutmayın ki bütün bunlar, kişiyi helaka sürükleyen ve mahveden şirk çeşitleridir. Çünkü kendisine sığınılması gereken, isteklerin kendisine yöneltilmesi gereken sadece ve sadece Allah’u Teala’dır. Rabbimiz bu konuda şöyle buyurmaktadır :
“ Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa O'ndan başka onu giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dokundurursa ; işte O, her şeye gücü yetendir. O, kullarının üzerinde kâhhar olandır . O, hikmeti sonsuz olandır ve herşeyden haberdardır. “
YUNUS : 107. AY
Unutmayalım ki bu türden batıl inanç ve hurafeler, hiçbir zaman insanı felaketlerden korumaz. Hastalıklara ve belalara karşı da kimseyi muha-faza etmez. Aksine bunlar, insanın bela ve musibetini artırır. Dolayısıyla bu düşünce ve inançların tamamen terk edilmesi ve bunlarla ilişkinin tamamen kesilmesi gerekir.
“ … Ukbe b.Amır r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdular : " Kim bir temime - yani, muska, nazarlık, kemik, boncuk vasaire gibi şeyler takı-nırsa - Allah’a şirk koşmuştur."
AHMED : 4 / 156. – 16969.N – HAKİM : 4 / 417 – İBNİ HİBBAN : 1413.N - S.SAHİHA : 492.N
“ … İmran b. Husayn r.a dan : Rasulullah s.a.v bir adamın pazusunda sarı bir halka gördü. Ve ona : " Bu nedir ? " dedi. Adam " Zayıflık nede-niyle – bunu taktım - " dedi. Rasulullah s.a.v o kimseye şöyle buyurur : " O ancak senin zayıflığını artırır. Onu çıkar at ! Çünkü üzerinde o varken şayet ölürsen, ebedi olarak kurtuluşa eremezsin."
AHMED : 4 / 445 – İBNİ HİBBAN MEVARİD : 1410.1411 – HAKİM : 4 / 216 – İBNİ MACE : 9.C.3531.N EL-ALBANİ S.DAİFE : 1029.N
Yine İmam Ahmed'in rivayet ettiği bir hadiste Resulullah s.a.v’e bir grup insan biat etmek üzere gelirler. Resulullah bu kimselerin doku-zundan biat alır ve birini terkeder. Kendisine : " Ya Rasulallah ! Bunların doku-zundan biat aldın ama bu kimseyi terk ettin ? " derler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v şöyle buyurur : " Onun Üzerinde temime var " .O kişi elini sokar ve temimeyi koparır atar ve biat eder. Rasulullah s.a.v bundan sonra şöyle buyurur: " Kim temime - yani,muska,nazarlık,boncuk vasaire gibi şeyler - takarsa Allah’a şirk koşmuştur."
“ … Urve şöyle anlatıyor : Huzeyfe r.a bir hastanın yanına girmişti. Onun pazusunda bir kayış – yani,muska şeklinde bir deri parçası gördü - . Onu kopararak şöyle dedi: " Bu üzerindeyken şayet ölseydin senin cenaze namazını kılmazdım “ Ve sonra şu ayeti okur : “ Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler “ YUSUF : 106
İBNİ KESİR : 8.C.4146.S
“ … Ebu Beşir el-Ensari r.a’dan.Peygamber s.a.v’in bazı seferlerine katıl-mıştım. Bunlardan birinde Allah resulü s.a.v şöyle buyurmuştu : “ Hiçbir hayvanın boynunda, nazarlık, boncuk ve benzeri şeyler kalmayıp, koparılıp atıla-cak. “
EBU DAVUD : 3.C.2552.N
“ … Abdurrahman b.ebi Leyla’nın oğlu İsa’dan.Dedi ki : Humre hasta-lığına yakalanması sebebiyle kendisini ziyaret etmek üzere Abdullah b. Ukeym ebu Ma’bed el-Cüheni’nin yanına girdim ve “ bir şey takınmıyor musun ? “ dedim.Şöyle cevap verdi : Ölüm ondan daha yakındır ! Çünkü Resulullah s.a.v şöyle buyurmuşlardır : “ Kim bir şey takınırsa, o kimse o takındığı şeye havale edilir ”
TİRMİZİ : 3.C.2152.N
“ … Ruveyfi r.a’dan. Resulullah s.a.v bana şöyle dedi : Ya Ruveyfi ! bel-ki hayat senin için uzun sürer,insanlara şunu haber ver ; kim muska veya nazarlık takarsa,veya sakalını düğümler ve hayvan tezeyi ve kemikle istinca ederse Muhammed o kimseden beri-dir. ”
NESEİ : 7.C.5035.N
“ … Ebu Muaviye’nin Abdullah ibn Mes’ud’un hanımı Zeyneb’den riva-yetinde o şöyle anlatıyor : Abdullah bir ihtiyacını giderip kapıya geldiği zaman bizi,hoşlanmayacağı bir halde görmekten hoşlanmadığı için öksü-rür ve tükürürdü. Bir gün geldi ve öksürdü.Yanımda bana yılancık has-talığına karşı muska yapan bir ihtiyar kadın vardı.Onu hemen yatağın altına soktum.Girdi ve yanıma oturdu. Boynumdaki ipi gördü ve : Nedir bu ip ? diye sordu. Benim için muska yapılmış bir iptir, dedim.Onu aldı,kopardı ve sonra şöyle dedi : Muhakkak ki Abdullah’ın ailesi şirk’ten mustağnidir. Allah’ın resulünü şöyle buyururken işittim : Muhakkak ki muska, tılsım ve büyü şirk’tir.
Ben - Zeyneb - ona tekrar dedim ki : Niçin böyle söylüyorsun ? Gözüm yaşarıyordu.Ben bir zamanlar falan yahudiye gözüme muska yapması için gidip gelirdim. Muska yaptığı zaman gözüm sakinleşmişti. Abdullah tekrar şöyle dedi : Bu ancak şeytandandır. Şeytan, önce eliyle gözüne vururdu,o sana muska yaptığı zaman ise bundan alıkonuldu. Halbuki Allah resulünün söylediği gibi söylemen sana yeterdi.O, şöyle derdi : Ey insanların rabbi ! Benden kötü hali gider ve bana şifa ver. Çünkü sensin şifa veren. Senin şifandan başka bir şifa yoktur. Öyle bir şifa ver ki, hastalıktan eser kalmasın. “
AHMED . İBNİ KESİR : 8.C.4146.S
SİHİRBAZLARA , KAHİNLERE VE FALCILARA İNANARAK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Sihir yapanlara, kahinlere ve insanların gözlerini boyayan büyücülere, falcılara, bakıcılara ve müneccimlere, burçlardan haber verenlere, el ve fincan falına bakanlara ve medyumlara gitmekten de sakının. Onlar, gaybı bildiklerini, kalplerden geçeni okuduklarını iddia ederler. Unutmayın ki ; bunlar sahtekar ve yalancı kimselerdir.
Bu kimseler,insanları aldatarak onları kandırırlar. Bir takım çizgiler çizer ve anlaşılmaz sözler söylerler. Bunlar saçmasapan düşün-celere ve çok çirkin hurafelere sahiptirler. Bunlar,Cinlerden yardım isterler. Bir takım harfler, rakamlar ve işaretler taşıyan yazılar yazarlar.
Hatta kendilerine gelen insanlardan, rengini ve vasıflarını bildirdikleri bir takım hayvanları kes-melerini isterler…Kanlarını vücutlarına, duvarlara ve kapı eşiklerine sürmelerini isterler.
Bu şekilde cinlere yönelir ve şeytana ibadet ederler. Ve neticede de Rahman'a şirk koşar-lar…
Halbuki Allah Rasulü s.a.v’ bir hadisi şeriflerinde : Allah'tan başkası için kurban kesene Allah lanet etsin " buyurmaktadır. MÜSLİM : 6.C.1978.N
Değerli Müslümanlar ! Onların hilelerinden birisi de, kendilerine gelenlere gömülmesi veya yakılması için bazı eşyalar vermeleridir.
Böylelerine gitmekten ve onlara soru sormaktan sakının. Çünkü Allah Rasulu s.a.v şöyle buyurur : " Kim bir arrâfa – yani, gaybı bildiğini iddia edene - gider ve ona bir şey sorarsa kırk gece o kimsenin namazı kabul olmaz.
MÜSLİM : 7.2230.N
Diğer bir rivayette ise şöyle buyurur : " Kim Kâhine veya arrâfa gider ve onun söylediğini tasdik ederse, Muhammed'e indirileni inkar etmiştir."
AHMED : 2 / 408 - 429 – 9252.N - TİRMİZİ : 1.C.135.N – DARİMİ : 2.C.1141.N – EL-ALBANİ : TAHRİCU’L MİŞKAT : 551.N - S.CAMİU’S SAĞİR : 5815.N – ADABU’Z ZİFAF : 29.S – CAMİU’S SAHİH: 5939.N
“ … İmran b. Husayn r.a Rasulullah s.a.v'in şöyle buyurduğunu rivayet eder: " Uğur yapan ve uğur yaptıran, kehanet yapan ve kehanet yaptıran, sihir yapan ve sihir yaptıran bizden değildir." TERHİB : 4 / 33 MECMAU’Z ZEVAİD : 5 / 117 – S.CAMİ : 5311.N
“ … Ebu Hureyre r.a dan. Rasulullah s.a.v'in şöyle buyurdu : Kim düğüm düğümler ve ona üflerse büyü yapmıştır. Kim büyü yaparsa şirk koşmuştur. Kim - fayda sağlasın veya zararı defetsin diye - bir şeyler takınır veya taşırsa, Allah o kimseyi terk eder ve takındığı o şeylerin himayesine bırakır. “
NESAİ : 7.C.4064.N
TEBERRÜK YOLUYLA FAYDA VE ZARAR BEKLEYEREK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Tevhidin saflığını ve berraklığını bulandırmaktan sakının…. Şirkin pisliklerine karşı çok dikkatli olun… Şunu iyi bilin ki ; bir kıl’la veya bir tüyle, bir ağaçla, bir kabirle veya bir taşla, bir yerle, bir mağarayla, bir pınarla veya bir eserle teberrük etmek - yani, ondan bereket ve fayda ummak - , oralara el yüz sürmek asla caiz değildir….
Unutmaki bunlar, insanın şirk ve küfre düşmesine sebep olacak en büyük ve en etkili vesilelerdir.
( … Ebi Vakıt-el Leysi’den. Dedi ki : Resulullah s.a.v ile birlikte Huneyn seferine çıktık. Biz şirk ve küfür aleminden yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zatu Envat dedikleri ve kutsal saydıkları bir ağaçları vardı.Savaştan önce – galibiyet getirmesi düşüncesiyle - silahlarını bu ağaca asarlardı. Yolda,böyle ulu bir ağacın altından geçerken dedik ki :
- Ya rasulallah ! bize de bir zatu envat edinsene.Resulullah s.a.v buyur-dular ki : “ Allah’u ekber ! Yine aynı yol. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İsrail oğul-larının Musa’ya :
“ …. Ya Musa ! onların ilahları gibi bize de bir ilah edinsene ……”
dediğinin aynısını diyorsunuz. Siz gerçek-ten cahillik yapan bir kavimsiniz.)
AHMED : 5.218.21390.N - İBNİ HİBBAN : 8.6667. N - EBU YALA : 2 .1437.N - TİRMİZİ : 4 . 2271
Hatta ve hatta Peygamber s.a.v'in kabri ile, eşyaları ile, elbiseleri ve ibadet ettiği yerler ile de teberrük etmek asla caiz değildir. Mescidlerin duvarlarını, topraklarını veya kapılarını öperek veya oralara el sürerek teberrük etmek de caiz değildir…Bu, Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi dahi olsa bile...... Bu konu da sadece Haceru'l Esved'i öpmek ve Ruknu'l Yemâni ile Haceru'l Esved'e el sürmek meşrudur.
“ … İbni Ömer şöyle der : " Nebi s.a.v'in Yemen tarafındaki iki köşe dışında ( Yani ,Ruknu'l Yemani ve Haceru'l Esved dışında ) Kâbe'nin hiçbir yerine el sür-düğünü görmedim."
BU BUHARİ VE MÜSLİM HADİSİDİR
Yine de bunula teberrük kasdedilmez. Bununla sadece ibadet ve Rasulullah s.a.v’e uyma kas-dedilir.
“ … Ömer r.a Hacerül evsedi öperken şöyle der : " Allah'a yemin olsun ki ben seni öpüyorum ama senin bir taş olduğunu ve ne zarar ne de fayda vermediğini biliyorum. Eğer Resulullah s.a.v'in seni öptüğünü görmeseydim seni öpmezdim. “
MÜSLİM : 4.C.1270.N
Değerli kardeşlerim ! bu konuda yapılan yanlışlıklardan bir tanesi de ; Resulullah s.a.v döneminde bazı sahabilerin nehyedilmeden önce yaptıkları bazı hareketlerini kendilerine delil alarak, bazı eserlerle teberrük etmeyi caiz görmeleridir….
Halbuki bu konuda Allah resulü s.a.v Müslümanları güzel ve hikmetli bir üslupla bu gibi işlerden alıkoymuş ve onları Allah katında hayırlı olan Salih amellere yöneltmiştir… Zikredeceğimiz şu hadisi şerif bunun en açık delillerinden bir tanesidir :
“ … Abdurrahman bin Kunad’tan. Dedi ki : Resulullah s.a.v günün birinde abdest alırken, sahabe aldığı abdest suyunu yüzlerine sürerler. Resulul-lah s.a.v onlara :
- Bunu yapmanızın sebebi nedir ? diye sorar. Onlar da :
- Allah ve Resulüne olan sevgimizden dolayıdır, diye cevap verirler. Bunun üzerine Allah resulü s.a.v onlara şöyle buyurur :
- Kim Allah ve Resulünü seviyorsa veya Allah ve Resulünün sevgisine mahzar olmak istiyorsa, konuştuğu zaman doğru konuşsun. – yani konuşmalarında adil davransın ve yalan söylemesin – Kendisine bir şey emanet edildiği zaman ona hiyanet etmeyip sahip çıksın ve komşusuna da iyi muamelede bulunsun. “
TABERANİ İKİ MU’CEMİNDE – MUNZİRİ TERĞİB VE TERHİB : 3 / 26 – EL – ALBANİ S.SAHİHA : 2998.N – TEVESSÜL : 204.S
UĞUR VE UĞURSUZLUĞA İNANARAK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Günleri ve ayları uğursuz saymak, uğurlu ve uğur-suz sayılan şeylere göre hareket etmek te, İslam dininin iptal ettiği cahi-liyye adetlerindendir… Çünkü bir şeyi uğursuz saymak kaderi değiş-tirmez…
“ … Ukbe b. Amr r.a dan. Nebi s.a.v şöyle buyurmuşlardır : Kim uğur getirsin diye bir şey takınırsa, Allah onun işini tamam-lamasın. Kim kendisini korusun diye bir şey taşırsa, Allah onu korumasın. “
AHMED : 4 / 154. 16951.N – HAKİM : 4 / 216 – İBNİ KESİR : 8.C.4147.S
“ … Nebi s.a.v şöyle buyurmuşlardır : Kim uğur getirsin veya işim rast gelsin diye bir şey takınırsa, Allah’a şirk koşmuştur. “
AHMAD : 4 / 156.310 – 16969.N – İBNİ HİBBAN : 1413.N – HAKİM : 4 / 417 – S.SAHİHA : 492.N
“ … Nebi s.a.v şöyle buyurmuşlardır : " Advâ - yani,hastalığın kendi kendine bulaşması -, uğursuzluk, hâmme - yani,ölünün kemiklerinin kuşa dönüşmesi - ve Safer - ayının haram aylardan olması - diye bir şey yoktur……."
BUHARİ : 12.C.5777.S
“ … İbni Mes’ud r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ Uğursuzluğa inanmak şirktir. Uğursuzluğa inanmak şirktir. Hepimizin için-den böyle bir şey geçer. Ancak Allah kendisine güvenmekle bunu giderir. “EBU DAVUD : 4.C.3910.N – İBNİ MACE : 9.C.3538.N – AHMED : 1 / 389 – 3679.N
ALLAH’TAN BAŞKASI ADINA YEMİN EDEREK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Unutmayınız ki tevhidi gerçekleştirmek bir iki kelimenin telafuzu ile olmaz…Tevhidi gerçekleştirmenin birçok şartları ve yolları vardır….. Bu şartlardan birisi de, şirk ifade eden sözler söyle-mekten ve Allah'dan başkası adına yemin etmekten kaçınmaktır.
Unutmayalım ki Allah'dan başkası adına yemin eden bir kimse tehlikeli bir günah işlemiş ve Allah’a ortak koşmuştur. Bunun içindir ki Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :
“ Kim İslam milletinden – yani,İslam dininin yemin şeklinden başka bir yemin şekliyle yemin ederse – söylediği o din sahibi gibidir “
BUHARİ : 14.C.6533.S
“ … Sa’d bin Ubade r.a dan.İbni Ömer, bir adamın “ Kabe hakkı için hayır “ dediğini işitince şöyle dedi : " Allah'dan başkası adına yemin edilmez “ ben Rasulullah s.a.v’den işittim şöyle buyurmuşlardır : " Allah'dan başkası adına yemin eden kafir ya da müşrik olmuştur."
TİRMİZİ : 3.C.1574.N – AHMED : 2 / 125 – HAKİM : 1 / 65 – BEĞAVİ Ş.SÜNNE : 10 / 7
“ … Ebu Hureyre r.a dan.Resulullah s.a.v buyurdular ki :” Kim yemin eder ve yemininde Latt ve Uzza hakkı için derse, hemen “ la ilahe illallah “ desin. “ BUHARİ : 10.C.4805.S
Ve yine şöyle buyurur s.a.v : " Ne babalarınız, ne anneleriniz ve ne de (şirk koşulan) ortaklar adına yemin edin. Ancak Allah adına yemin edin. Ve ancak doğru söy-lediğinizde Allah adına yemin edin."
EBU DAVUD :
Dolayısıyla ne Peygamber üzerine , ne veli veya salihler üzerine, ne Kâbe üzerine, ne şeref ve hayat üzerine ve ne de ana baba üzerine yemin etmek asla caiz değildir.
Yemin, ancak Allah adına, O'nun isimleri ve sıfatları üzerine edilir. Kim Allah'dan başkası üzerine yemin ederse tevbe etmesi ve bunu bir daha yapmaması gerekir.
“ … Sa'd ibni Ebi Vakkâs radıyallahu anh şunu rivayet eder : " Bazı konuları konuşuyorduk. Ben, cahiliyyeden yeni dönmüştüm. Lât ve Uzza adına yemin ettim. Rasulullah s.a.v'in sahabileri bana şöyle dedi : " Ne kötü söz söyledin. Rasulullah s.a.v'e git ve O'na bunu haber ver. Çünkü biz senin kafir olduğunu görüyoruz “ Ben de Rasulullah s.a.v'e gittim ve durumu ona haber verdim. Bana şöyle dedi : Üç kez, " Lâ ilahe illallahu vahdehu lâ şerike lehu – Yani, Allah'dan başka ilah yoktur, O tektir ve ortağı yoktur " de, Üç kere şeytan'dan Allah'a sığın ve sol tarafına üç kez tükür ve bir daha da bunu yapma." “ NESEİ : “
ALLAH VE SEN SÖZÜNÜ KULLANARAK ORTAK KOŞMAK
Ey Müslümanlar ! Sakınılması gereken çirkin şeylerden birisi de ; Yaratıcı ile yaratılanı eşit kılan " Allah ve sen dilersen " … " Benim için Allah'dan ve senden başkası yok " … "Allah'a ve sana güvendim " “ Sen olmasaydın şöyle olacaktı “ … “ Az daha geç kal-saydık ölecekti “ veya “ Az daha erken getirseydiniz kurtulacaktı “ gibi veya buna benzer anlamlardaki sözler kullanmaktır. İslam, bu gibi sözleri şirk lafızlar olarak kabul etmiş ve bu manada sözler sarfetmekten de inananları sakındırmıştır.
“ … İbni Abbas r.a dan. Bir adam Nebi s.a.v'e şöyle dedi : " Allah ve sen dilersen " Bunun üzerine Resulullah s.a.v şöyle buyurdu: " Beni Allah'a ortak mı koştun ? Bilakis " sadece Allah dilerse " de."
AHMED : 1 / 283 – 2557.N – EBU DAVUD : 5.C.4980.N
{ … İbni Abbas r.a diyor ki : Allah’a denk tutmak şirktir ve bu şirk karanlık bir gecede,kara bir taşın üstündeki karıncanın kıpırdamasından daha gizlidir. Şöyle ki, senin : “ Allah ve hayatın hakkı için “ yahut “ Allah ve hayatım hakkı için “ deyişin : “ Şu köpekcik olmasaydı veya şu ör-dekler olmasaydı mutlaka hırsız girerdi “ demen,bir kimsenin arka-daşına : “ Allah ve sen dilediniz de bu iş oldu “ veya “ Allah ve filan adam olmasaydı “ demesi hep şirk olan hususlardır. Sakın Allah ile beraber bir başkasını zikretme. }
HEYSEMİ M.ZEVAİD : 4 / 177 – MERVEZİ MÜSNED : 89.S.17.N – EL-ALBANİ İRVA : 2562
Ey Allah'ın kulları ! İhtiyaçlarınızı ve Allah’a olan muhtaçlığınızı dile getirerek sadece ve sadece O’ndan isteyin.O'na güzel isimleri ve yüce sıfatları ile yönelin. Çünkü Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
“ En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na onlarla dua edin ve O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptık-larının cezasını çekeceklerdir. ”
A’RAF : 180.AY.
فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً
“ …Kim Rabb’iyle – O’nun razı olacağı şekilde – karşılaşmayı arzu ediyor ise, Salih amel işlesin. Ve ibadetlerinde de Rabb’ine hiçbir şeyi ortak koşmasın.” KEHF.110.AY.
Çünkü Tevhide şirkin bulaşmasını önlemenin en önemli yollarından birisi, Allah'a meşru tevessüllerle yönelmektir. Dolayısiyle alemlerin Rabbi olan Allah'a şirk koşmaya neden olan bütün bid'at lafızlardan ve bütün bid’at tevessül çeşitlerinden sakınmak gerekir.
Peygamberlerin makamı ile, hürmeti ile, bereketi ve hakkı ile tevessül etmeyin…. Veya veli ve salihlerin hakkı veya benzeri gibi yasaklanmış tevessül şekilleriyle sakın Allah’a yaklaşmak istemeyin.
SEVGİ VE TAZİMDE İLERİ GİDEREK ORTAK KOŞMAK
Değerli kardeşlerim ! sevgi ve tazimde ileri giderek bir şeyi Allah’a eş koşmak ta çirkin şirk çeşitlerindendir.
Yani mahlukattan bir şeyi Allah’ı sever gibi sevmek ve ona aşırı bir şekilde tazim göstermek te büyük şirk çeşitlerindendir….. Allah’u Teala bu şirkin sahibini tövbe etmediği sürece asla bağışlamayacağını bildirmektedir…. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
“ İnsanlardan öyleleri var ki ; Allah’ tan gayri eşler edinerek, Allah’ı sever gibi onları severler…………… “
BAKARA : 165
Bu tür şirk sahibi kimseler, Allah’a şirk koştukları varlıklara cehennem ateşinin içinde şöyle diyeceklerdir :
“ Allah’a and olsun ki ; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz Çünkü sizi - sevgi ve tazimde - alemlerin Rabb’ine eşit tutu-yorduk ; bizi o suçlulardan başkası saptırmadı. Şimdi artık bizim ne şefaat-çilerimiz var ve ne de candan dostumuz. “
ŞUARA : 97.98.99.100.101
Değerli Müslümanlar ! şüphesiz ki bu müşrikler şirk koştukları varlıkları, yaratma, rızk verme, öldürüp diriltme gibi hususlarda Allah’a denk yapmamışlardı….. Aksine onlar şirk koştukları o varlıkları sevgide, korkuda, tevekkülde ve onlara boyun bükme gibi konularda Allah’a denk yapmışlardı.
Bu zalim cahiller, bilgisizlikleri yüzünden yaratılmış kulları ile Allah arasında kıyasla-malarda bulunarak O’na ortak koşmuşlardır…
Bu zavallılar; zatı ve sıfatları itibariyle fakir olan…zayıf, aciz ve muhtaç olan…. hayatı ve ölümü başka bir varlığın elinde olan varlıkları, zatı ve sıfatları itibariyle bütün noksanlıklardan münezzeh olan ve aksine çok zengin, çok kuvvetli, ölümsüz, hayatı ebedi olan, zenginliği, kuvveti, cömertliği, ihsanı, ilmi ve rahmeti geniş olan Allah’la kıyas ederek iblisin yolunu izlemişlerdir.
Hangi zülüm bundan daha büyük ve daha çirkin olabilir ki ! .... Allah’a karşı bundan daha büyük bir haksızlık yapılır mı ! … Rabbimiz Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır :
“ Gökleri ve yeri yaratan Allah’a hamd olsun. 0, karanlık ve aydınlığı var etti. Yine de o kafirler Rab’Ierine - başka şeyleri - denk tutu-yorlar. “
EN’AM : 1
KORKU HUSUSUNDA İLERİ GİDEREK ORTAK KOŞMAK
Değerli Müslümanlar ! şunu asla unutmamak gerekir ki ; korkunun en güzeli Allah’a itaat ettiren korku, en çirkini ise Allah’a isyan ettiren korku-dur…. Allah’u Teala bir Ayeti celilesinde şöyle buyurmaktadır :
إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءهُ فَلاَ تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
{ Muhakkak ki şeytanlar, sizi dostları ile korkuturlar. Eğer gerçekten iman etmiş kimseler iseniz, onlardan korkmayın benden korkun. }
ALİ İMRAN : 175
Yani, insanlardan korkarak benim emir ve nehiylerimi terk etmeyin. Öyleyse şunu açıkça söyleyebiliriz ki ; Eğer Allah’tan gelen emir ve nehiylere itaat etmek hususunda bir kimseye şeytan ve yandaş-larının korkusu mani oluyor ise, bu kimse korktuğu o şeyleri Allah’a ortak koşmuş demektir… Ve bu kimsenin diliyle “ ben Allah’tan korku-yorum “ sözü de yalan ve boş bir sözdür …..
Bir kimsenin Allah’tan korktuğunun isbatı diliyle söylediği sözlerden anlaşılmaz...... Onun Allah’tan korktuğunun isbatı, severek ve korkarak O’na boğun eğip itaat etmesinden anlaşılır…… İşte Allah korkusu bu demektir……Rabbimiz yine kerim kitabında şöyle buyur-maktadır :
“ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ أَنَاْ فَاتَّقُونِ…….”
“ Benden başka ilah yoktur. Öyle ise benden korkunuz “
NAHL : 2.AY.
وَقَالَ اللّهُ لاَ تَتَّخِذُواْ إِلـهَيْنِ اثْنَيْنِ إِنَّمَا هُوَ إِلهٌ وَاحِدٌ فَإيَّايَ فَارْهَبُونِ وَلَهُ مَا فِي الْسَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَهُ الدِّينُ وَاصِباً أَفَغَيْرَ اللّهِ تَتَّقُونَ
{ Allah buyurdu ki : Sakın iki ilah edin-meyin. O sadece tek bir ilahtır. Öyleyse – bu hususta – benden korkun. Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur ; itaat daima O’na yapılır. Hal böyle olunca siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz. " NAHL :51.52.AY
İşte bu ve emsali delillerde ifade edildiği gibi, Alah’tan korktuğunu söyleyen bir kimse, İbadetlerini Allah’a takdim ederek O’nu kendisine ilah edinmesi gerekir….. Çünkü - defalarca anlatmaya çalıştığımız gibi - ilah, kendisine boyun eğilen,kendisinden korkulan ve severek kendisine itaat ve ibadet edilen merci demektir.
Dolayısiyle,kim severek ve korkarak bir yerlere boyun eğip itaat ediyorsa, unutmasın ki o sevdiği veya korktuğu şey kendisinin ilahı demektir…. Yani o şeyi Allah’a ortak koşmuştur.
NAMAZI TERKEDEREK ALLAH’A ORTAK KOŞMAK
Değerli Müslümanlar ! Rabbimiz gerek kendi kitabında ve gerekse nebisi Muhammed s.a.v bir çok hadisi şeriflerinde bu ibadetin öneminden bahsetmiş ve onu terk edenlerin nefislerini Allah’a ortak koşarak müşrik olacaklarını haber vermiştir.
Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmak-tadır :
مُنِيبِينَ إِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
“ Hep Allah’a dönüp itaat edin,O’ndan korkun ve namazınızı kılında müşriklerden olmayın ”
RUM : 3. ay.
Bu Ayet’i celilenin açık ve net ifadesinin yanında Allah resulü s.a.v de bir çok hadisi şeriflerinde namaz kılmayanın müşrik olduğundan bahset-mektedir.
عَن أَنَس بْن مَالِك ، عَن النَّبِي صَلَى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمْ قال : ليس بين العبد والشرك إلا ترك الصلاة. فإذا تركها فقد أشرك .
{ ... Enes İbn Malik r.a’dan şöyle dedi : Nebiyyi s.a.v buyurduki : Kişi ile şirk arasında namazı terketmekten başka bir şey yoktur. Onu terk ettiği zaman şirk koşmuştur. }
İBN MACE : 3.c.1080.N
{ … Ebu Süfyan’dan,dedi ki : Ben Cabir’den duydum şöyle diyordu : Ben Nebiyyu s,a.v’den işittim şöyle bururuyordu : Şüphesizki kişi ile şirk ve küfür arasındaki şey sadece namaz’dır. }
MÜSLİM : I.C.82.N - EBU DAVUD: 5.C,4678.N
{ ... Ubadet İbnu Samit r.a’dan.şöyle dedi : Resulullah s.a.v bize şöyle tavsiyede bulundu : Allah’a hiç bir şeyi ortak koşmayın. Namazı’da bilerek terketmeyin. Her kim ki kasden namazı terkederse İslam mil-letinden çıkmıştır. }
MUHAMMED İBN NASR K.SALAT : 920 - HİBETULLAH TABERİ USULU’S SÜNNE : 1523.N
İ S İ M V E S I F A T L A R' D A Ş İ R K
İnsanı helak eden şirk çeşitlerinden birisi de ; Allah’ın isim ve sıfatları hususunda koşulan şirktir…. Bu konudaki en çirkin şirk, halıkı mahluka benzetmektir.
Aynenmücessime ve müşebbihenin şirkleri gibi… “ O’nun eli benim elim gibi “ … “ O’nun gözü benim gözüm gibi “ sözlerinde olduğu gibi.
İsim ve sıfatlar hususundaki şirkin ikinci kısmı ise ; bazı ilahlaştırılan kimselerin isimlerinin, Allah’ın isimlerinden müştak kılınması – yani türe-tilmesi – şeklindedir…. Ki bu, Mekkelilerin şirklerinden biriydi.
Taberi der ki : el-Lat, Allah lafzından - te’nis ta sı eklenerek - türetil-miştir… Müzekkere Amr, müennese Amre, erkeğe Abbas, dişiye Abbase denildiği gibi.
Mekkeli müşrikler, kendilerine tazim ve hurmette bulundukları kabir ve türbelerde yatan bir takım insanlara, Allah’ın isimlerinden isim vererek, Allah isminden el-Lat ve el-Aziz isminden de Uzza’yı türetmişlerdir.
Ve yine İsim ve sıfatlar hususundaki şirk ve küfer çeşitlerinden biri de ; O’nun bazı sıfatlarının te’vil yoluyla inkar edilmesidir…. Yani geçmişte ve zamanımızda yapıldığı gibi Allah’u Teala’nın istiva, yed, vech, kadem, ısba ve ayn sıfatlarının inkar edilmesi gibi.
Allah’u Teala ise onların bu tür çirkin fasıflandırmalarını reddederek, kendisinin en güzel isim ve sıfatlara sahip olduğunu ve bu isim sıfat-larında da her türlü noksanlıklardan münezzeh olduğunu zikrederek şöyle buyur-muştur :
“ En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na onlarla dua edin ve O’nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptık-larının cezasını çekeceklerdir. ”
A’RAF : 180.AY.
وَ مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالْأَرْضُ جَمِيعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
“ Onlar Allah’ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyamet günü yer tamamen O’nun avucu içindedir. Göklerde sağ elinde dürül-müştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir. ”
ZÜMER : 67.AY.
Görüldüğü gibi burada, Allah’ı gereği gibi tanıyamama, O’nun kadrini kıymetini bilememe, Allah’a ortak koşanların vasfı olduğu anlatıldığı gibi, Allah’ın isim ve sıfatları hakkında ilhad’a - yani eğriliğe - sapanlar da kınanmış ve bunun cezasını çekecekleri bildirilmiştir……
Tevhid ehli kimselerin bu konudaki yolu ve metodu, isim ve sıfatları olduğu gibi kabul etmek, bu konularda yaratılmışlara benzerliği ise red-detmektedir… Bu tavır; teşbihi bulunmayan bir isbat ve ta’tili bulunmayan bir tenzihtir.
Yüce Allah’ın kerim kitabında buyurduğu gibi;
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
“……O’nun mislisi gibi hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.”
ŞURA : 11.AY.
“ O’NA BENZER HİÇ BİR ŞEY YOKTUR ” sözünde teşbih ve benzerliği reddetme …… ” O İŞİTENDİR, GÖRENDİR ” sözünde de ilhad ve ta’tili reddetme vardır.
Hulasa bu konuda bilinmesi gereken en güzel kural şudur : “ Allah’ın İsim ve Sıfatları hakkındaki söylenmesi gereken söz, Zatı hakkındaki söylenmesi gereken söz’ün fer’idir…. “
Yani, Allah’u Teala’nın mukaddes zatı nasıl diğer varlıkların zatlarına benzemiyor ise, O’nun isim ve sıfatları da diğer varlıkların isim ve sıfat-larına benzemez.
Ş İ R K U’L A S Ğ A R - K Ü Ç Ü K Ş İ R K -
Şirkin ikinci kısmı ise ; şirkul asğar denilen küçük şirktir... Yani insanı ebedi olarak ateşte bırakmayan şirk çeşidi… Bu da insanın ibadetlerinde gösteriş ve riyakarlık yaparak rabbisine bir nevi ortak koşmasıdır.
İBADETLERDE RİYAKARLIK YAPARAK ORTAK KOŞMAK
Değerli kardeşlerim ! ibadetlerde Allah’a şirk koşmanın cürmü, büyük şirke göre daha hafıftir. Bu şirk, Allah’tan başka ilah olmadığına; sadece O’nun fayda ve zarar vereceğine ; kendinden başka Rabb olmayan yegane ilah olduğuna itikat eden kimsenin şirki dir.
Bu kimse ibadet ve amellerini tam anlamıyla Allah’a has kılmaz. Bu şirkin sahibi, kimi zaman nefsini tatmin için amel eder ; kimi zaman dünyayı elde etmek için amel eder ; kimi zaman da halkın nazarında makam ve mevki elde etmek için amel eder.
Bu tür insanların amellerinde nefis için bir pay ………. şeytan için bir pay …… - ameller Allah’ın emri olduğu için - Allah için de bir pay vardır.
Unutulmamalıdır ki İslam riyayı şirk’ten saymıştır… Bir hadisi şerifde şöyle buyrulur :
{ …. Mahmud İbnu Lebid r.a'dan, şöyle dedi : Resûlullah s.a.v şöyle buyurdu : " Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir ". Saha-beler dediler ki :" küçük şirk nedir yâ resûlellah ? " Allah Resulü s.a.v'de cevaben " küçük şirk ; “ riyadır " buyurdular… }
AHMED : 5 / 428. 23119.N
{ … Şeddat bin Evs r.a'dan. O şöyle dedi : Bizler Allah resulü s.a.v zamanında riya’yı küçük şirk sayardık. }
M.ZEVAİD : 10/222 - BEZZAR : 3565.N - TABERANİ KEBİR : 7160 – EVSAT : 198.N
{ … Ebu Said el-Hudri r.a'dan, şöyle dedi : Bir gün bizler kendi aramızda mesihu'd-deccal'dan konuşurken Allah Resulü s.a.v çıka geldi. - Bize hitaben - şöyle buyurdular : " Benim yanımda sizin için mesihu'd-deccal'dan daha korkulu bir şeyi size haber vereyim mi ? " Bizde " Evet yâ Resûlellah haber verin " dedik. O " gizli şirk " tir buyurdular. Kişi namaz kılmaya kalkar da birisinin kendisine baktığını anlayınca namazını güzelleştirir " dedi. }
İBNİ MACE : 10.C.4204.N – BEYHAKİ : 2/291
Evet değerli kardeşlerim ne yazıkki bu şirk, inananların çoğundan sudur eden bir şirk çeşididir.
“ … Nebi s.a.v bu şirki haber verirken şöyle buyurmaktadır : Şirk bu ümmette karıncanın hareketinden daha gizlidir. Sahabeler : Ya Rasu lellah ondan nasıl kurtulabiliriz, dedik-lerinde. Rasulullah s.a.v :
“ Allahümme İnni Euzu Bike En Uşrike Bike ve Ene A‘lemu ve Esta’firuke Lima La A‘lemu “ ……… “ Ey Allah’ım ! bilerek sana bir şeyi ortak koşmaktan sana sığınırım. Bilmeden yaptığım şeyler için de senden bağışlanma isterim “ dersiniz buyurdu. “
AHMED : 5 / 384.394.398 - MERVEZİ MÜSNED : 17.N – İ.KAYYIM : ED-DAU VE’D DEVAU : 235.S
Bu hususta Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır :
“ De ki : Ben de sizin gibi bir insanım ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabb’ine - O’nun kendisinden razı olacağı bir şekilde - kavuşmayı umuyorsa sahih ameller işlesin ve Rabb’ine yaptığı ibadetinde hiç kimseyi ortak etmesin. “
KEHF : 110
Yani, O tek ilah olup ve O’ndan başka da eğer gerçek ilah yoksa ki, la ma’bude bi hakkin illallah …. Allah’tan başka kendisine ibadet edilecek hak ma’bud yoktur….. o halde ibadetin de sadece ve sadece O’na yapılması gerekir……. Uluhiyette bir olduğu gibi ubudiyette de birlenmesi şarttır.
Öyleyse ey iman edenler ! Amellerinizin Salih olmasına dikkat edin… çünkü ibadetlerdeki bu tür riyakarlıklar şirktir… Ve bu çirkin iş de amel-lerin sevabını iptal eder.
Salih amel ise ; riyadan hali sünnetle kayıtlı amellerdir. Onun içindir ki Ömer r.a duasında şöyle diyordu : Ey Allahım, amellerimin hepsini salih amel yap, onları vechin için halis kıl ve o amellerde hiç kimse için bir pay yapma.
AHMED ZÜHD : 615
Allah’u Teala yine bir Ayeti celilesinde dini halis bir şekilde kendisine takdim etmeyenleri kınayarak şöyle buyurur :
“ Oysa kendilerine, dini yalnız Allah’a halis kılıp O’nu birleyerek Allah’a kulluk etmeleri emredilmişti....... “
BEYYİNE : 5
Rabbimiz bu Ayeti celilesiyle kullarına halis bir şekilde kendisine ibadet yapmalarını emretmiş ve İbadetinde Allah için ihlaslı olmayanların ise emrolunduğu şekilde hareket etmeyenler sınıfından olduğunu zikretmiştir…..
Hulasa değerli kardeşlerim ! gösterişle yapılan ameller, Allah’ın istemediği amellerdir. Dolayısıyla o ameller sahih ve makbul değildir.
Öyleyse sözü daha fazla uzatmadan, sizlere ve kendi nefsime son nasihatım ; Rabbimiz bizlere tevhidi çizgide hareket etmeyi nasip eylesin….. Ve yine bizlere hakkı hak bilip ona ittiba eden, batılı da batıl bilip ondan uzak duran kullarından olmamızı nasip eylesin.
AMİN
VELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL – BAYBURDİ
