İslam'da Bağlılık Kur'an ve Sünnetedir..
13:10
İSLAM’DA BAĞLILIK ŞAHISLARA DEĞİL KUR’AN’A VE
SÜNNETEDİR
بسم الله الرحمن الرحيم
Değerli Müslümanlar ! bilindiği gibi İslam aleminde göze çarpan en çirkin durumlardan birisi de, inananların dinleri hususunda kendilerine bağlanmış olduğu kimseleri körü körüne taklit etme arızasıdır.
Ve bu çirkin arızadan dolayıdır ki bu gün Müslümanların hali perperi-şandır…. İnanın öyle bir hale gelinmiş ki, Müslümanlar artık birbirlerini rahatlıkla tekfir eder haldedirler…
İblis ve yandaşları onları öyle parçalamış ve öyle zerreler misali dağıt-mış ki, inanın bir cemaatin inanılması gereken bir iman esası dediğine diğer bir cemaat rahatlıkla küfür demektedir.
Bir grupta namaz kılmayanın hükmü şirk ve küfür olarak anlatılırken, diğer bir grupta sadece iki kelimenin nutku ile bir insan Müslüman olarak kabul edilmektedir.
Bir cemaatin helal dediğine, bir başka islami cemaat rahatlıkla haram diyebilmektedir.
Bir grupta namazın şartları on iki olarak zikredilirken, diğer bir grupta daha farklı bir rakam zikredilmektedir.
Bir grupta kan abdesti bozarken, diğer bir grupta bunun tam aksi zikre-dilmektedir.
Yine aynı şekilde ; Bir grupta kadına dokunmak abdesti bozarken, diğer bir grupta bunun tam aksi zikredilmektedir.
Hulasa, inanın burada zikretmekte zorluk çekeceğimiz daha nice itikadi ve ameli bir çok mesele var ki bunlar, her grubun, her camianın farklı farklı anladıkları ve yaşadıkları şeylerdir…
Değerli kardeşlerim ! elbetteki bu birbirine zıt farklılıklar, bu karışıklılar ve bu keşmekeşlik samimi Müslümanları üzen çirkin şeylerdir.
İşte bundan dolayıdır ki ben, bu üzüntümü isbat etmenin bir yolu olan ; inanan siz kardeşlerime ve sizlerin vesilesi ile de diğer bu konudaki problemleri olan kardeşlerime konu ile alakalı nasihat etmeyi uygun gördüm.
Rabbimden niyazım ; konu ile alakalı nasihatimde bana kudret ve kuvvet, sizlerede güzel bir anlayış nasip etsin..
Değerli Müslümanlar ! bilindiği gibi bu yönlü dini parçalamaya yönelik bloklaşmalar, gruplaşmalar ve tefrikacılık, islamın özüyle çelişen ve çekişen bir durumdur…. İşte bundan dolayıdırki Rabbimiz Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında bu gibi durumlardan inananların uzak durmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur.
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّق
{ Topluca Allah’ın ipine yapışın,ayrılmayın,parçalanmayın ……. }
İSRA : 36.AY.
وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاء هُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَـئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
{ Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp da ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte böyleleri için elim bir azab vardır. }
ALİ İMRAN : 105.AY.
“ Dini dosdoğru ayakta tutun, onda artılığa düşmeyin….. “
ŞURA : 13.AY.
“ – Ey Muhammed ! – Fırka fırka olupta dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişkin olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır.Yaptıklarını onlara sonra gösterecektir. “
EN’AM : 159.AY.
Rabbimizin bu Ayeti celilerinden sonra O’nun biricik resulü s.a.v de bu konuda şöyle buyurmaktadır :
“… Abdullah İbn Mes‘ud r.a’ dan : Rasulullah sa.v bir gün ashabı ile otururlarken, yere bir çizgi çizerek : Bu Allah’ın yoludur, dedi. Ve o çizginin sağına soluna cılız cılız çizgiler çizerek tekrar buyurdular ki : Bunlar da, her birinin kavşağında bir şeytanın oturduğu ayrı ayrı yollardır. Ondan sonra da : “ İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayır-masın ” Ayeti kerimesini okudu... “
AHMED : 1 / 435 – 465 – DARİMİ : 1.C.208.N – HAKİM : 2 / 318 – M.ZEVAİD : 7 / 22
“ … Ebu Hureyre r.a dan gelen bir hadislerinde ise Resulullah s.a.v şöyle buyurur : Allah’u Teala sizin için ………… kendisine hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmenizden ve toptan Allah’ın ipine yapışarak fırka fırka olmamanızdan razı olur…….. “
MÜSLİM : 5.C.1715.N
“... Şüphesiz ki sizden evvelki ümrnetler ihtilaf ettiler de, ihtilafları kendilerini helak…. “
BUHARİ : 11.C.5155.S
“ Cemaata yapışın, cemaati iltizam edin. Fırkalaşmadan ve ihtilaftan sakının. Şeytan tek kişiyle beraberdir, iki kişiden biraz daha uzak- tır. “
TİRMİZİ : 4 2254.N – EL- KENZ : 8.c. 207.S
“ … Nu’man bin Beşir r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ … Cemaat – yani birlik ve beraberlik – rahmet, bereket, ayrılık ise azabtır. “
AHMET : 4 / 278 – 17981.N – C.SAĞİR : 2.C.1825.N
“ … Ebu Musa r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdularki : “ ……. Birbirinizi seviniz, ihtilaf etmeyiniz. “
BUHARİ : 6.C.2828.S
Bildiğiniz gibi bu ve bununla eş manalı Ayet ve Hadisler bir hayli çoktur. Biz inşaallah bu zikredilen delillerle Müslümanların bu konudaki arıza-larının ne derece çirkin bir şey olduğunu anlamışızdır.
Ama ne yazık ki bu kadar uyarılara rağmen – biraz öncede ifade ettiğimiz gibi – bu gün birçok ülke sınırları içerisinde yaşayan Müslü-manlar ırkçılık propakandası ile önce kürt, türk, arap, acem vs diye parçalara ayrılmışlardır….
Böyle bir parçalanma eyleminin ardından da, mezhebi ve meşrebi taassubun gündeme getirilmesi ve tahrik edilmesi neticesinde, birbirle-rine karşı katı ve musamahasız mezhebi bloklaşmalar oluşturmuşlardır.
Bunun ardından ; mezhebi dairelere sığamayan inananlar, aynı mez-hepten olmalarına rağmen değişik grup ve ekollere ayrılmışlardır….
Hatta ve hatta ; aynı grup içerisinde ve aynı isim adı altında zerreler misali dağılmışlar ve paramparça olmuşlardır….. Bunu, çevrenize baktı-ğınızda rahatlıkla görebilirsiniz….
Bu gün tarikat adı altında kaç tane grup vardır….. Nurculuk adı altında kaç tane grup vardır ; Yazıcılar, Okuyucular, Med Zehracılar,Fetullahcılar ve Aczimendiler diye…..
Değerli kardeşlerim ! işin acı tarafı ; inananlar öyle bir hale gelmişler ki, inanın kendi mahallesinde oturan bir müslümanla dahi grupsal taassup yüzünden yan yana gelmemekte ve aynı apartman kapısından girip çıkmalarına rağmen birbiri ile selamlaşmamaktadırlar…
Kitaba ve Sünnete sırtları dönük olan bu zavallılar, bu parçalanmış-lıktan da rahatsız olmamakta ve : ….. Allah’a giden bir çok yol vardır, hedef aynıdır, dolayısıyla sen o yoldan ben bu yoldan, sen o yamaçtan ben bu yamaçtan ilerleyelim …. Diyerek içerisinde bulundukları bu çirkin hallerini de meşru göstermeye çalışmaktadırlar.
Tabi ki bu musibet ve belanın en büyük sebebi, içerisinde bulundukları cehalettir… Yani, Kur’ana ve Sünnete olan vukufiyetlerinin cılızlığıdır…
Diğer bir ifadeyle ; İslamdaki bağlılığın şahıslara değil de Kur’ana ve Sünnete olduğu husunundaki cehaletleridir…. Çünkü bu insanların hemen hemen kısmı azamının bağlandıkları nokta şahıslardır, Kur’an ve Sünnet değildir…. Her ne kadar bizler de Kur’an ve Sünnet çizgisindeyiz deseler de…
Halbuki Kur’ana ve Sünnete hakkıyla fukufiyeti olanlar göreceklerdir ki , Allah’u Azze ve celle Müslümanlara tek bir yoldan bahsetmiş ve kendi rızası için yan yana gelenlere de başka yollar edinmeyin demiştir…
Her gün defalarca okuduğumuz Fatiha suresinde Rabbimiz ; ihdina’s sıratel mustegiym ….. bizi doğru yola ilet, hükmüyle yolun tek olduğunu vurgulamış ve bizleri doğru yollara ilet şeklinde bir ifade kullan-mamıştır.
Ve yine En’am suresindeki ; “ İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın ” ifadesiyle de aynı gerçeği zikretmiştir…. Yani yolun tekli-ğinden bahsetmiştir.
Ama unutulmamalıdır ki bu kadar delillerin serdedilmesine ve bu konuda nasihatlerin yapılmasına rağmen, hala Kitabın ve Sünnetin sadece adını kullanarak etraflarındaki insanları kişisel yorum ve anlayışlarından kaynaklanan beşeri yollara davet edenler, Allah’a giden yolun üzerinde oturan ve onun berraklığını bulandıran facir kimse-lerdirler…. Bunu akıllarından sakın çıkarmasınlar…. Çünkü bu anlamda bir çok insan hakkı hakikatı bilmesine veya görmesine rağmen – bir çok endişelerinden dolayı – bundan yüz çevirmektedir….
Ve tabi bunula beraber yine unutulmamalıdır ki ; kendilerine dokunul-mazlık kazandıran bu kimselere körü körüne itaat eden ve bu kimselerin ağızlarından çıkan her türlü sözü de hak kabul ederek bunları ilahi tenkitten tenzih eden kimseler de aynen ; cahiliye dönemindeki Latt, Menat, Uzza ve Hubel gibi kabir ve türbelerde yatan şahısları Allah’a yaklaşmak için vesile edinen kimseler gibi niyetleri iyi olupta sapıklık içerisinde olan kimselerdir….
Bunlar da eğer bu kadar delil ve nasihatlere rağmen hala odunumun parası derseler hiç kusura bakmasınlar, bunun hesabı çetin olur.
Hatırlarsınız Allah Resulü s.a.v’in kendilerini islama davet ettiği o toğluluğun ileri sürdükleri sözlerini….
Onların, geçmişte yaşamış Salih insanlar olan bu kimselere saygı ve tazimde bulunurlarken, veya onlar adına ortaya atılan kanun, nizam ve ibadet şekillerine din adına sarılırlarken….. bizim kötü bir niyetimiz yok, biz bunlara ibadet etmiyoruz, biz sadece bizi daha fazla Allah’a yaklaştırsınlar diye bunları vesile ediniyoruz….. dedikleri gibi, aynen zamanımızdaki yüzbinlerce şaşkın da ;
Beylerine, efendilerine, şeyhlerine, üstazlarına ve ağabeylerine itaat ederlerken ;
“ … bizim kötü bir niyetimiz yoktur, biz bunlara ibadet de etmiyoruz, - sanki onların önlerinde secdeye mi kapanıyoruz - biz sadece bizi daha fazla Allah’a yaklaştırsınlar diye bunları vesile ediniyoruz …..” demektedirler… Yani ileri sürülen sözler ve pahaneler aynı…
Öyleyse dikkat edin ey inandığını söyleyenler ! akibette aynı olabilir. Çünkü bu itaatler ve ibadetler Allah’a değil, Allah’tan başkalarına yalpan itaat ve ibadetlerdir…. Neden ?
Çünkü itaat edilen hükümler, Allah’ın Kur’an ve Sünnet’te ortaya koyduğu hükümler değil, insanların din adına – heva ve arzularına göre hazırladıkları ve - ortaya attıkları hükümlerdir…
İşte bu çirkin durumdan dolayıdır ki, Müslümanlar bu gün bahsi edilen nedenlerden dolayı param parça olmuşlar, bulundukları grubun maya-sıyla mayalanmışlar, boyasıyla boyanmışlar ve gerçek islami kimliklerini inanın yitirmişlerdir.
Bu kimseler, bulundukları ortamlardan o kadar emin ve o kadar kendi-lerini garantide görüyorlar ki, inanın - hatırlatılmasına rağmen – Kur’an ve Sünnet’le karşı karşıya gelmemekte ve davet olundukları ilahi vahiyle kendi aralarına Beylerini, efendilerini, şeyhlerini, üstazlarını ve ağabeylerini sokmaktadırlar….
Kur’an ve Sünnet ölçüsünden uzak bir teslimiyetle bağlandıkları bu ağalarına ve beylerine ; … bu hükmün kaynağı nedir ? …. Bu konu da bir delil var mıdır ? … bunu kim emrediyor ? … sorusunu dahi sorabilecek cesaretten uzak bir taassupla beyleri ağaları ne derse onu yapmak-tadırlar...
Tabi bu arada sıradan kabul ettikleri bir Müslüman, kendilerini Kur’an ve Sünnet ölçüsünde uyardığı zaman da, yüce payeler verdikleri efendileri ile o müslümanı mukayese ederek ; efendi bu şeyleri şimdi sen biliyorsunda bizim ustad bilmiyor mu ? …. Yani bunlardan senin haberin var da bizim şeyh efendi bunlardan haberi yok mu ? …. Diyerek gülüp geçmektedirler.
Elbetteki onların güldükleri bu duruma biz gülmüyoruz… Çünkü bu durum gülünecek bir durumdan ziyade, şeyhlerin ve üztazların ilahlaş-tırılması hadisesidir….. Manasını mahiyeti bilmedikleri bir putçuluğa karşı olan bu beyefindelerin öncelikle gönüllerine yerleştirdikleri bu putları kırmaları gerekir… Çünkü aşılması gereken ilk engel ve kırılması gereken ilk put budur…..Yani sokaklardaki cansız taşları kırmaya talib olanların işe buradan başlamaları gerekir.
Değerli kardeşlerim ! yine hatırlarsınız tarihte ehli kitabın bu anlamda nasıl şirk ve küfre düştüklerini.
Allah’u Azze ve Celle bu konuda şöyle buyurmaktadır.:
“... Onlar hahamlarını ve rahiplerini - yani din adamlarını - Allah’tan gayri rabb’ler edindiler…… “
TEVBE : 31.AY.
Bu Ayeti kerimeyi en güzel şekilde izah eden Allah resulü s.a.v’in şu hadis’i şerifine iyi dikkat edelim.
“... Adiy İbn Hatem r.a’dan : Kendisine islam daveti ulaşınca şam’a kaçmış ve cahiliyye devrinde hıristiyan olmuştu.Allah Rasulü s.a Adiy İbn Hatemin kız kardeşine hediyeler verip ihsanda bulunarak, kardeşinin geldiği zaman kendisinin yanına getirilmesi için teşfik etmişti…. Nihayet Adiy Medineye gelmişti.Onun gelişini haber verdiler. Boynunda gümüş bir haçla Allah rasulünün yanına girdi. Allah Rasulü s.a.v ona şu ayeti kerimeyi okudu : “ Onlar hahamlarını ve rahiplerini, Allah’tan gayri rabb’ler edindiler. “
Bunun üzerine Adiy İbn Hatem : Onlar hahamlarına ve rahiplerine ibadet etmiyorlardı ki, dedi. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : Ey Adiy, onların dediklerine uymadılar mı ? Onlar helalı haram, haramı da helal yaptıklarında onların bu dediklerini kabul etmediler mi ? Adiy,evet deyince, Resulullah s.a.v : İşte onların hahamlarına ve rahip-lerine ibadetleri budur.Ve işte onların hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka rabb’ler edinmeleri böyle olmuştur. dedi. ”
TİRMİZİ : 5.C.3292.N – AHMED :
İşte bu delillerin açık ifadelerinden anlaşılıyor ki, Allah’ın dinini yaşa-mak isteyen insanların Alimlerini, Hocalarını, Üstazlarını delilsiz körü körüne taklit etmeleri neticesinde, başlarına doğru yoldan sapma ve Allah’tan gayri rabb ve İlah edinme gibi belalar getirmiştir.
Unutmayalım ki bu kural aynen bizim için de geçerlidir… “ Çünkü hüküm illet üzere döner “ … Yani aynı problem kim de vuku bulursa bulsun, o kimse de aynı hükmü giyer.
Ama bu demek değildir ki, insanlar dinlerini yaşamada alimlere , Hoca-lara ihtiyaçları olmaz, onlara bir şeyler sormaz…. Hepinizin de bildiği ve duyduğu gibi ; “ Alimler peygamberlerin varisleridirler ” sözü Allah Rasulü s.a.v’in sözüdür..
EBU DAVUT : 4.C.3641.N
Bizim buradaki anlatmak istediğimiz şey, dinini yaşamaya çalışan insanların Alimlerini, Hocalarını, Şeyhlerini veya Ağabeyilerini dinlerken, onların ağızlarırdan çıkan her sözün hak olduğunu peşinen kabullen-melerinden önce, onu araştırmaları gerekir… Veya anlatan kim olursa olsun, din adına anlatılan şeylerin delilini onlardan istemeleri gerekir…
Unutmayalımki böyle şer’i bir metodla hareket etmek, inananların hem sıhhatli bir din yaşamalarına vesile olacak, hem de birlik ve beraberlik sağlanacaktır…. Herkesinde yakinen bildiği gibi, müslümanlar arasındaki bu yaygın hastalık - yani guruplaşmalar ve ayrılıklar - inanıyorum diyen-lerin başlarına büyük bir bela olmuştur….
Bunların müsebbibi olan şeytan ve avaneleri arzularına ulaşabilmek için inananları parçalamayı, çeşitli gurup ve ekollere bölmeyi bir görev bilerek sistemli bir şekilde çalışmaya girmişler ve neticede de bu arzu-larına kavuşmuşlardır.
Ama unutulmamalıdır ki bu başarı, bir tarafın mükemmel çalışması, diğer tarafın ise lakayıt ve pasif kalmasından meydana gelmiştir.
Şeytan ve avaneleri mükemmel çalışmalarının neticesi bu başarıyı elde etmişlerdir… Ama inanıyorum diyenler ise, delilsiz körü körüne hareket etmekle, bananecilikle ve hasetsen dinlerine karşı samimiyetsiz ve lakayıt tavırlarıyla meydanı karşı tarafa terk etmişlerdir.
Oysa ki Allah’u Azze ve Celle, şeytanın hile ve tuzağının zayıf oldu-ğunu bizlere bildiriyor…. Peki o zaman insanın aklına şu gelmez mi ? ..
Demekki inananların Kur’an ve Sünnete olan bağlılıkları, şeytanın o zayıf hilesinden daha çürükmüş….. İnanın imsanın aklına bundan başka bir şey gelmiyor.
İNANANLARIN BAĞLILIKLARI KUR’AN’A VE SÜNNET’E OLMALIDIR
Değerli kardeşlerim ! ben son olarak bir bab daha zikrederek konuyu bitirmek istiyorum. O da ; dersimizin başlığı olarak zikrettiğimiz gibi İslam da bağlılık mutlaka Kur’ana ve Sünnet’e olmalıdır kuralının delilleri ve onların anlaşılması hususunda bir izah.
Bu konu da bir müslümanın bilmesi gereken en önemli husus Allah resulü s.a.v’in dahi kendisine bağlandığı şey Kur’an ve Sünnet idi… Yani o dahi Allah’ın kendisine indirdiği Kitaba ve hikmete bağlıydı.
Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmaktadır :
“ Rabbinden sana vahyedilene uy ….. “
EN’AM : 106.AY.
“ ….. Biz sana vahyetmezden önce sen kitap nedir iman nedir bilmezdin…… “
ŞURA : 52.AY.
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَ إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
“ O, heva ve arzusundan konuşmaz. Onun söyledikleri, yalnızca kendisine ilka edilen bir vahiy’dir. “
NECM : 3 - 4
“ Ben, ancak bana vahyolunana uyarım … “
AHKAF.9.AY.
وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظِيماً
".... Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi. Ve bununla sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah'ın senin üzerindeki fazlu keremi çok büyüktür."
NİSA : 113.AY.
İşte bu ifadeler değerli kardeşlerim, Resulullah s.a.v’in dahi vahye uyduğunu ve dinle alakalı hiçbir konuda kendi inisiyatifine dayalı bir şey ortaya koymadığını bizlere anlatmaktadır.
Rabbimiz Subhanehu ve Teala resulune vahye tabi olmasını emrettiği gibi, elbetteki bizlerede vahye tabi olmamızı ve ona bağlı kalmamızı emretmektedir.
Rabbimizin bu husustaki mesajları şöyledir :
مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْك
{ Rabbinizden size indirilene uyun,O’nun dışındaki şeyleri dostlar edinipte onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. }
A’RAF.3.AY.
Değerli kardeşlerim ! öyleyse sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur. İslamda bağlanılması gereken Kur’an ve Sünnet’tir… Bunun haricinde hiçbir şeyin bağlayıcılığı olmadığı gibi, makamı ve mevkisi ne olursa olsun hiçbir şahsiyetinde kendisine bağlanılması gerekmez.
Rabbimden niyazım bizlere, körü körüne hareket etmekten ziyade şuurlu, basiretli ve delillere dayalı bir din yaşamamızı nasip eylesin…
AMİN
VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
SÜNNETEDİR
بسم الله الرحمن الرحيم
Değerli Müslümanlar ! bilindiği gibi İslam aleminde göze çarpan en çirkin durumlardan birisi de, inananların dinleri hususunda kendilerine bağlanmış olduğu kimseleri körü körüne taklit etme arızasıdır.
Ve bu çirkin arızadan dolayıdır ki bu gün Müslümanların hali perperi-şandır…. İnanın öyle bir hale gelinmiş ki, Müslümanlar artık birbirlerini rahatlıkla tekfir eder haldedirler…
İblis ve yandaşları onları öyle parçalamış ve öyle zerreler misali dağıt-mış ki, inanın bir cemaatin inanılması gereken bir iman esası dediğine diğer bir cemaat rahatlıkla küfür demektedir.
Bir grupta namaz kılmayanın hükmü şirk ve küfür olarak anlatılırken, diğer bir grupta sadece iki kelimenin nutku ile bir insan Müslüman olarak kabul edilmektedir.
Bir cemaatin helal dediğine, bir başka islami cemaat rahatlıkla haram diyebilmektedir.
Bir grupta namazın şartları on iki olarak zikredilirken, diğer bir grupta daha farklı bir rakam zikredilmektedir.
Bir grupta kan abdesti bozarken, diğer bir grupta bunun tam aksi zikre-dilmektedir.
Yine aynı şekilde ; Bir grupta kadına dokunmak abdesti bozarken, diğer bir grupta bunun tam aksi zikredilmektedir.
Hulasa, inanın burada zikretmekte zorluk çekeceğimiz daha nice itikadi ve ameli bir çok mesele var ki bunlar, her grubun, her camianın farklı farklı anladıkları ve yaşadıkları şeylerdir…
Değerli kardeşlerim ! elbetteki bu birbirine zıt farklılıklar, bu karışıklılar ve bu keşmekeşlik samimi Müslümanları üzen çirkin şeylerdir.
İşte bundan dolayıdır ki ben, bu üzüntümü isbat etmenin bir yolu olan ; inanan siz kardeşlerime ve sizlerin vesilesi ile de diğer bu konudaki problemleri olan kardeşlerime konu ile alakalı nasihat etmeyi uygun gördüm.
Rabbimden niyazım ; konu ile alakalı nasihatimde bana kudret ve kuvvet, sizlerede güzel bir anlayış nasip etsin..
Değerli Müslümanlar ! bilindiği gibi bu yönlü dini parçalamaya yönelik bloklaşmalar, gruplaşmalar ve tefrikacılık, islamın özüyle çelişen ve çekişen bir durumdur…. İşte bundan dolayıdırki Rabbimiz Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında bu gibi durumlardan inananların uzak durmasını emretmiş ve şöyle buyurmuştur.
وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعاً وَلاَ تَفَرَّق
{ Topluca Allah’ın ipine yapışın,ayrılmayın,parçalanmayın ……. }
İSRA : 36.AY.
وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ مِن بَعْدِ مَا جَاء هُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُوْلَـئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
{ Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp da ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte böyleleri için elim bir azab vardır. }
ALİ İMRAN : 105.AY.
“ Dini dosdoğru ayakta tutun, onda artılığa düşmeyin….. “
ŞURA : 13.AY.
“ – Ey Muhammed ! – Fırka fırka olupta dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişkin olamaz. Onların işi Allah’a kalmıştır.Yaptıklarını onlara sonra gösterecektir. “
EN’AM : 159.AY.
Rabbimizin bu Ayeti celilerinden sonra O’nun biricik resulü s.a.v de bu konuda şöyle buyurmaktadır :
“… Abdullah İbn Mes‘ud r.a’ dan : Rasulullah sa.v bir gün ashabı ile otururlarken, yere bir çizgi çizerek : Bu Allah’ın yoludur, dedi. Ve o çizginin sağına soluna cılız cılız çizgiler çizerek tekrar buyurdular ki : Bunlar da, her birinin kavşağında bir şeytanın oturduğu ayrı ayrı yollardır. Ondan sonra da : “ İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayır-masın ” Ayeti kerimesini okudu... “
AHMED : 1 / 435 – 465 – DARİMİ : 1.C.208.N – HAKİM : 2 / 318 – M.ZEVAİD : 7 / 22
“ … Ebu Hureyre r.a dan gelen bir hadislerinde ise Resulullah s.a.v şöyle buyurur : Allah’u Teala sizin için ………… kendisine hiçbir şeyi ortak koşmadan ibadet etmenizden ve toptan Allah’ın ipine yapışarak fırka fırka olmamanızdan razı olur…….. “
MÜSLİM : 5.C.1715.N
“... Şüphesiz ki sizden evvelki ümrnetler ihtilaf ettiler de, ihtilafları kendilerini helak…. “
BUHARİ : 11.C.5155.S
“ Cemaata yapışın, cemaati iltizam edin. Fırkalaşmadan ve ihtilaftan sakının. Şeytan tek kişiyle beraberdir, iki kişiden biraz daha uzak- tır. “
TİRMİZİ : 4 2254.N – EL- KENZ : 8.c. 207.S
“ … Nu’man bin Beşir r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : “ … Cemaat – yani birlik ve beraberlik – rahmet, bereket, ayrılık ise azabtır. “
AHMET : 4 / 278 – 17981.N – C.SAĞİR : 2.C.1825.N
“ … Ebu Musa r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdularki : “ ……. Birbirinizi seviniz, ihtilaf etmeyiniz. “
BUHARİ : 6.C.2828.S
Bildiğiniz gibi bu ve bununla eş manalı Ayet ve Hadisler bir hayli çoktur. Biz inşaallah bu zikredilen delillerle Müslümanların bu konudaki arıza-larının ne derece çirkin bir şey olduğunu anlamışızdır.
Ama ne yazık ki bu kadar uyarılara rağmen – biraz öncede ifade ettiğimiz gibi – bu gün birçok ülke sınırları içerisinde yaşayan Müslü-manlar ırkçılık propakandası ile önce kürt, türk, arap, acem vs diye parçalara ayrılmışlardır….
Böyle bir parçalanma eyleminin ardından da, mezhebi ve meşrebi taassubun gündeme getirilmesi ve tahrik edilmesi neticesinde, birbirle-rine karşı katı ve musamahasız mezhebi bloklaşmalar oluşturmuşlardır.
Bunun ardından ; mezhebi dairelere sığamayan inananlar, aynı mez-hepten olmalarına rağmen değişik grup ve ekollere ayrılmışlardır….
Hatta ve hatta ; aynı grup içerisinde ve aynı isim adı altında zerreler misali dağılmışlar ve paramparça olmuşlardır….. Bunu, çevrenize baktı-ğınızda rahatlıkla görebilirsiniz….
Bu gün tarikat adı altında kaç tane grup vardır….. Nurculuk adı altında kaç tane grup vardır ; Yazıcılar, Okuyucular, Med Zehracılar,Fetullahcılar ve Aczimendiler diye…..
Değerli kardeşlerim ! işin acı tarafı ; inananlar öyle bir hale gelmişler ki, inanın kendi mahallesinde oturan bir müslümanla dahi grupsal taassup yüzünden yan yana gelmemekte ve aynı apartman kapısından girip çıkmalarına rağmen birbiri ile selamlaşmamaktadırlar…
Kitaba ve Sünnete sırtları dönük olan bu zavallılar, bu parçalanmış-lıktan da rahatsız olmamakta ve : ….. Allah’a giden bir çok yol vardır, hedef aynıdır, dolayısıyla sen o yoldan ben bu yoldan, sen o yamaçtan ben bu yamaçtan ilerleyelim …. Diyerek içerisinde bulundukları bu çirkin hallerini de meşru göstermeye çalışmaktadırlar.
Tabi ki bu musibet ve belanın en büyük sebebi, içerisinde bulundukları cehalettir… Yani, Kur’ana ve Sünnete olan vukufiyetlerinin cılızlığıdır…
Diğer bir ifadeyle ; İslamdaki bağlılığın şahıslara değil de Kur’ana ve Sünnete olduğu husunundaki cehaletleridir…. Çünkü bu insanların hemen hemen kısmı azamının bağlandıkları nokta şahıslardır, Kur’an ve Sünnet değildir…. Her ne kadar bizler de Kur’an ve Sünnet çizgisindeyiz deseler de…
Halbuki Kur’ana ve Sünnete hakkıyla fukufiyeti olanlar göreceklerdir ki , Allah’u Azze ve celle Müslümanlara tek bir yoldan bahsetmiş ve kendi rızası için yan yana gelenlere de başka yollar edinmeyin demiştir…
Her gün defalarca okuduğumuz Fatiha suresinde Rabbimiz ; ihdina’s sıratel mustegiym ….. bizi doğru yola ilet, hükmüyle yolun tek olduğunu vurgulamış ve bizleri doğru yollara ilet şeklinde bir ifade kullan-mamıştır.
Ve yine En’am suresindeki ; “ İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona tabi olun, başka yollara tabi olmayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın ” ifadesiyle de aynı gerçeği zikretmiştir…. Yani yolun tekli-ğinden bahsetmiştir.
Ama unutulmamalıdır ki bu kadar delillerin serdedilmesine ve bu konuda nasihatlerin yapılmasına rağmen, hala Kitabın ve Sünnetin sadece adını kullanarak etraflarındaki insanları kişisel yorum ve anlayışlarından kaynaklanan beşeri yollara davet edenler, Allah’a giden yolun üzerinde oturan ve onun berraklığını bulandıran facir kimse-lerdirler…. Bunu akıllarından sakın çıkarmasınlar…. Çünkü bu anlamda bir çok insan hakkı hakikatı bilmesine veya görmesine rağmen – bir çok endişelerinden dolayı – bundan yüz çevirmektedir….
Ve tabi bunula beraber yine unutulmamalıdır ki ; kendilerine dokunul-mazlık kazandıran bu kimselere körü körüne itaat eden ve bu kimselerin ağızlarından çıkan her türlü sözü de hak kabul ederek bunları ilahi tenkitten tenzih eden kimseler de aynen ; cahiliye dönemindeki Latt, Menat, Uzza ve Hubel gibi kabir ve türbelerde yatan şahısları Allah’a yaklaşmak için vesile edinen kimseler gibi niyetleri iyi olupta sapıklık içerisinde olan kimselerdir….
Bunlar da eğer bu kadar delil ve nasihatlere rağmen hala odunumun parası derseler hiç kusura bakmasınlar, bunun hesabı çetin olur.
Hatırlarsınız Allah Resulü s.a.v’in kendilerini islama davet ettiği o toğluluğun ileri sürdükleri sözlerini….
Onların, geçmişte yaşamış Salih insanlar olan bu kimselere saygı ve tazimde bulunurlarken, veya onlar adına ortaya atılan kanun, nizam ve ibadet şekillerine din adına sarılırlarken….. bizim kötü bir niyetimiz yok, biz bunlara ibadet etmiyoruz, biz sadece bizi daha fazla Allah’a yaklaştırsınlar diye bunları vesile ediniyoruz….. dedikleri gibi, aynen zamanımızdaki yüzbinlerce şaşkın da ;
Beylerine, efendilerine, şeyhlerine, üstazlarına ve ağabeylerine itaat ederlerken ;
“ … bizim kötü bir niyetimiz yoktur, biz bunlara ibadet de etmiyoruz, - sanki onların önlerinde secdeye mi kapanıyoruz - biz sadece bizi daha fazla Allah’a yaklaştırsınlar diye bunları vesile ediniyoruz …..” demektedirler… Yani ileri sürülen sözler ve pahaneler aynı…
Öyleyse dikkat edin ey inandığını söyleyenler ! akibette aynı olabilir. Çünkü bu itaatler ve ibadetler Allah’a değil, Allah’tan başkalarına yalpan itaat ve ibadetlerdir…. Neden ?
Çünkü itaat edilen hükümler, Allah’ın Kur’an ve Sünnet’te ortaya koyduğu hükümler değil, insanların din adına – heva ve arzularına göre hazırladıkları ve - ortaya attıkları hükümlerdir…
İşte bu çirkin durumdan dolayıdır ki, Müslümanlar bu gün bahsi edilen nedenlerden dolayı param parça olmuşlar, bulundukları grubun maya-sıyla mayalanmışlar, boyasıyla boyanmışlar ve gerçek islami kimliklerini inanın yitirmişlerdir.
Bu kimseler, bulundukları ortamlardan o kadar emin ve o kadar kendi-lerini garantide görüyorlar ki, inanın - hatırlatılmasına rağmen – Kur’an ve Sünnet’le karşı karşıya gelmemekte ve davet olundukları ilahi vahiyle kendi aralarına Beylerini, efendilerini, şeyhlerini, üstazlarını ve ağabeylerini sokmaktadırlar….
Kur’an ve Sünnet ölçüsünden uzak bir teslimiyetle bağlandıkları bu ağalarına ve beylerine ; … bu hükmün kaynağı nedir ? …. Bu konu da bir delil var mıdır ? … bunu kim emrediyor ? … sorusunu dahi sorabilecek cesaretten uzak bir taassupla beyleri ağaları ne derse onu yapmak-tadırlar...
Tabi bu arada sıradan kabul ettikleri bir Müslüman, kendilerini Kur’an ve Sünnet ölçüsünde uyardığı zaman da, yüce payeler verdikleri efendileri ile o müslümanı mukayese ederek ; efendi bu şeyleri şimdi sen biliyorsunda bizim ustad bilmiyor mu ? …. Yani bunlardan senin haberin var da bizim şeyh efendi bunlardan haberi yok mu ? …. Diyerek gülüp geçmektedirler.
Elbetteki onların güldükleri bu duruma biz gülmüyoruz… Çünkü bu durum gülünecek bir durumdan ziyade, şeyhlerin ve üztazların ilahlaş-tırılması hadisesidir….. Manasını mahiyeti bilmedikleri bir putçuluğa karşı olan bu beyefindelerin öncelikle gönüllerine yerleştirdikleri bu putları kırmaları gerekir… Çünkü aşılması gereken ilk engel ve kırılması gereken ilk put budur…..Yani sokaklardaki cansız taşları kırmaya talib olanların işe buradan başlamaları gerekir.
Değerli kardeşlerim ! yine hatırlarsınız tarihte ehli kitabın bu anlamda nasıl şirk ve küfre düştüklerini.
Allah’u Azze ve Celle bu konuda şöyle buyurmaktadır.:
“... Onlar hahamlarını ve rahiplerini - yani din adamlarını - Allah’tan gayri rabb’ler edindiler…… “
TEVBE : 31.AY.
Bu Ayeti kerimeyi en güzel şekilde izah eden Allah resulü s.a.v’in şu hadis’i şerifine iyi dikkat edelim.
“... Adiy İbn Hatem r.a’dan : Kendisine islam daveti ulaşınca şam’a kaçmış ve cahiliyye devrinde hıristiyan olmuştu.Allah Rasulü s.a Adiy İbn Hatemin kız kardeşine hediyeler verip ihsanda bulunarak, kardeşinin geldiği zaman kendisinin yanına getirilmesi için teşfik etmişti…. Nihayet Adiy Medineye gelmişti.Onun gelişini haber verdiler. Boynunda gümüş bir haçla Allah rasulünün yanına girdi. Allah Rasulü s.a.v ona şu ayeti kerimeyi okudu : “ Onlar hahamlarını ve rahiplerini, Allah’tan gayri rabb’ler edindiler. “
Bunun üzerine Adiy İbn Hatem : Onlar hahamlarına ve rahiplerine ibadet etmiyorlardı ki, dedi. Allah Rasulü s.a.v şöyle buyurdu : Ey Adiy, onların dediklerine uymadılar mı ? Onlar helalı haram, haramı da helal yaptıklarında onların bu dediklerini kabul etmediler mi ? Adiy,evet deyince, Resulullah s.a.v : İşte onların hahamlarına ve rahip-lerine ibadetleri budur.Ve işte onların hahamlarını ve rahiplerini Allah’tan başka rabb’ler edinmeleri böyle olmuştur. dedi. ”
TİRMİZİ : 5.C.3292.N – AHMED :
İşte bu delillerin açık ifadelerinden anlaşılıyor ki, Allah’ın dinini yaşa-mak isteyen insanların Alimlerini, Hocalarını, Üstazlarını delilsiz körü körüne taklit etmeleri neticesinde, başlarına doğru yoldan sapma ve Allah’tan gayri rabb ve İlah edinme gibi belalar getirmiştir.
Unutmayalım ki bu kural aynen bizim için de geçerlidir… “ Çünkü hüküm illet üzere döner “ … Yani aynı problem kim de vuku bulursa bulsun, o kimse de aynı hükmü giyer.
Ama bu demek değildir ki, insanlar dinlerini yaşamada alimlere , Hoca-lara ihtiyaçları olmaz, onlara bir şeyler sormaz…. Hepinizin de bildiği ve duyduğu gibi ; “ Alimler peygamberlerin varisleridirler ” sözü Allah Rasulü s.a.v’in sözüdür..
EBU DAVUT : 4.C.3641.N
Bizim buradaki anlatmak istediğimiz şey, dinini yaşamaya çalışan insanların Alimlerini, Hocalarını, Şeyhlerini veya Ağabeyilerini dinlerken, onların ağızlarırdan çıkan her sözün hak olduğunu peşinen kabullen-melerinden önce, onu araştırmaları gerekir… Veya anlatan kim olursa olsun, din adına anlatılan şeylerin delilini onlardan istemeleri gerekir…
Unutmayalımki böyle şer’i bir metodla hareket etmek, inananların hem sıhhatli bir din yaşamalarına vesile olacak, hem de birlik ve beraberlik sağlanacaktır…. Herkesinde yakinen bildiği gibi, müslümanlar arasındaki bu yaygın hastalık - yani guruplaşmalar ve ayrılıklar - inanıyorum diyen-lerin başlarına büyük bir bela olmuştur….
Bunların müsebbibi olan şeytan ve avaneleri arzularına ulaşabilmek için inananları parçalamayı, çeşitli gurup ve ekollere bölmeyi bir görev bilerek sistemli bir şekilde çalışmaya girmişler ve neticede de bu arzu-larına kavuşmuşlardır.
Ama unutulmamalıdır ki bu başarı, bir tarafın mükemmel çalışması, diğer tarafın ise lakayıt ve pasif kalmasından meydana gelmiştir.
Şeytan ve avaneleri mükemmel çalışmalarının neticesi bu başarıyı elde etmişlerdir… Ama inanıyorum diyenler ise, delilsiz körü körüne hareket etmekle, bananecilikle ve hasetsen dinlerine karşı samimiyetsiz ve lakayıt tavırlarıyla meydanı karşı tarafa terk etmişlerdir.
Oysa ki Allah’u Azze ve Celle, şeytanın hile ve tuzağının zayıf oldu-ğunu bizlere bildiriyor…. Peki o zaman insanın aklına şu gelmez mi ? ..
Demekki inananların Kur’an ve Sünnete olan bağlılıkları, şeytanın o zayıf hilesinden daha çürükmüş….. İnanın imsanın aklına bundan başka bir şey gelmiyor.
İNANANLARIN BAĞLILIKLARI KUR’AN’A VE SÜNNET’E OLMALIDIR
Değerli kardeşlerim ! ben son olarak bir bab daha zikrederek konuyu bitirmek istiyorum. O da ; dersimizin başlığı olarak zikrettiğimiz gibi İslam da bağlılık mutlaka Kur’ana ve Sünnet’e olmalıdır kuralının delilleri ve onların anlaşılması hususunda bir izah.
Bu konu da bir müslümanın bilmesi gereken en önemli husus Allah resulü s.a.v’in dahi kendisine bağlandığı şey Kur’an ve Sünnet idi… Yani o dahi Allah’ın kendisine indirdiği Kitaba ve hikmete bağlıydı.
Rabbimiz Kerim Kitabında şöyle buyurmaktadır :
“ Rabbinden sana vahyedilene uy ….. “
EN’AM : 106.AY.
“ ….. Biz sana vahyetmezden önce sen kitap nedir iman nedir bilmezdin…… “
ŞURA : 52.AY.
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَ إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى
“ O, heva ve arzusundan konuşmaz. Onun söyledikleri, yalnızca kendisine ilka edilen bir vahiy’dir. “
NECM : 3 - 4
“ Ben, ancak bana vahyolunana uyarım … “
AHKAF.9.AY.
وَأَنزَلَ اللّهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ اللّهِ عَلَيْكَ عَظِيماً
".... Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi. Ve bununla sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah'ın senin üzerindeki fazlu keremi çok büyüktür."
NİSA : 113.AY.
İşte bu ifadeler değerli kardeşlerim, Resulullah s.a.v’in dahi vahye uyduğunu ve dinle alakalı hiçbir konuda kendi inisiyatifine dayalı bir şey ortaya koymadığını bizlere anlatmaktadır.
Rabbimiz Subhanehu ve Teala resulune vahye tabi olmasını emrettiği gibi, elbetteki bizlerede vahye tabi olmamızı ve ona bağlı kalmamızı emretmektedir.
Rabbimizin bu husustaki mesajları şöyledir :
مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْك
{ Rabbinizden size indirilene uyun,O’nun dışındaki şeyleri dostlar edinipte onlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. }
A’RAF.3.AY.
Değerli kardeşlerim ! öyleyse sözü daha fazla uzatmaya gerek yoktur. İslamda bağlanılması gereken Kur’an ve Sünnet’tir… Bunun haricinde hiçbir şeyin bağlayıcılığı olmadığı gibi, makamı ve mevkisi ne olursa olsun hiçbir şahsiyetinde kendisine bağlanılması gerekmez.
Rabbimden niyazım bizlere, körü körüne hareket etmekten ziyade şuurlu, basiretli ve delillere dayalı bir din yaşamamızı nasip eylesin…
AMİN
VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
Peygamber (s.a.v.) Hakıında Haddi Aşmamak..
13:08
PEYGAMBERİMİZ S.A.V HAKKINDA HADDİ AŞMAMAK
بسم الله الرحمن الرحيم
Gerek geçmiş cahiliye toplumlarında ve gerekse günümüz cahiliyesinde göze çarpan en çirkin arızalardan birisi de ümmetlerin peygamberleri hakkındaki ğuluvlarıdır. - Yani haddi aşmalarıdır. –
Allah’u azze ve celle bu ümmete bir hatırlatma yaparak, önceki ümmetlerin peygamberleri hakkındaki aşırıklarından dolayı şirk ve küfre düştüklerini açıkça beyan etmektedir….. Rabbaimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ وَلاَ تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَقِّ إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّهِ………
“ Ey kitap ehli dininizde aşırılığa gitmeyin ve allah’a karşı hak olandan başkasını söylemeyin.meryem oğlu isa sadece allah’ın resuludur. “
NİSA 171
“ Yine deki : ey kitap ehli ! dininizde haddi aşmayın ve daha önce sapıtan,bir çoklarını da saptıran ve doğru yoldan uzaklaşan kimselerin heva ve heveslerine uymayın.israil oğullarından küfredenler, davud ve Meryem oğlu isa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. bunun sebebi,isyan etmeleri ve haddi aşmalarındandır. “
MAİDE 77-78
“ Yahudiler uzeyr,allah’ın oğludur, demişler ; hristiyanlar da Mesih isa allah’ın oğludur, demişlerdir.bu,onların kendi ağızlarıyla geveledikleri sözleridir ki,kendilerinden önceki kafirlerin sözlerine benzetiyorlar. allah,onları katletsin;nasıl da - bu çirkin sözleri – uyduruyorlar.Onlar,allah’ı bırakıp haham-larını, rahiplerini ve meryem oğlu isa’yı kendilerine rabb edinmişlerdir. Halbuki onlarda tek bir ilaha ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmamışlardır.zira O’ndan başka ilah yoktur.o,onların ortak koştuk-larından münezzehtir. “
TEVBE 30-31
Bu ve emsali Ayeti kerimelerde anlatıldığı gibi gerek ehli kitap ve gerekse onlardan öncekiler peygamberleri hakkında asılsız sözler uydurarak şirk ve küfre düşmüşlerdir.
Allah’u azze ve celle bu gibi Ayet’leriyle bu ümmete açık uyarılarda bulunduğu gibi,O’nun resulu Muhammed s.a.v‘de aynı konuda ümmetine uyarılarda bulunmuş ve onları bu konuda aşırılıktan sakındırmıştır.
“ … İbn Abbas r.a’dan gelen bir hadiste resulullah s.a.v şöyle buyurmak-tadır : Ey insanlar ! din’de aşırılığa gitmekten sakının, çünkü o, sizden öncekileri helak etmiştir. “
İBNİ MACE : 8.C.3029.N - AHMED :1.215.347
İbn mesud’dan ……..ibn ebi asın ES SÜNNE : 98
İbn mesud’dan……el-albani SİLSELETÜS SAHİHA
MUHAMMED S.A.V’DE ALLAH’A İBADET ETMEK İÇİN YARATILMIŞ BİR
KULDUR
Her şeyden önce inanan bir kimsenin şunu çok iyi bilmesi gerekir ki ; Muhammed s.a.v’de Allah’a ibadet etmek için yaratılmış bir kuldur.
Çünkü bilinen bir gerçektirki Allah’u teala, ne kadar cin ve insan varsa onları sadece ve sadece kandisine ibadet – kulluk - etmeleri için yaratmıştır…. Rabbimiz şöyle buyurur :
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“ Ben, Cinleri ve İnsanları sadece bana ibadet etmeleri için yarattım. ”
ZARİYAT: 56.AY.
Rabbimizin bu açık beyanı gösteriyorki, insan olarak ne kadar nebi ve rasul varsa onlar da Allah’a kulluk etmeleri için yaratılmıştır….. Öyleyse unutmamamız gerekir ki, Muhammed s.a.v ilk önce kul, ondan sonra da resul’dur.
Rabbim kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
“ Allâh'ın kulu - Muhammed - kalkıp O'na yalvarınca - hayretten, hepsi - onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçe-ceklerdi. De ki : " Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi de O'na ortak koşmam."
CİN :19-20
“ Kulu Muhammed’i, geceleyin mescidi haram’dan, kendisine bazı Ayet’lerimizi göstermek için,etrafını mubarek kıldığımız mescidi Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. “
İSRA : 1
“ … Ömer r.a’dan,Resulullah s.aİv şöyle buyurdu : Muhakkak ki ben sadece bir kulum. Bana Allah’ın kulu ve elçisi deyin ve beni hakkım olan yerden daha yükseklere çıkarmayın. “
AHMED : 1.23-24 – 3/.153 - MAKDİSİ.MUHTERA : 696 - TABERANİ : 3128 - MECMA : 921 - HAKİM : 3196
“ … Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Beni, hristiyanların ibn Meryem’i övmekte aşırı gittikleri gibi, siz de methetmekte aşırı gitmeyin. “
BUHARİ - DARİMİ : 2412 - BEZZAR : 1300 - HAMEYDİ : 116 - BEYHAKİ ŞUAB : 2183
“ … Enes ibn Malik r.a’dan : peygamber s.a.v huzuruna gelen bir heyet : “ ey Allah’ın resulü ! sen bizim en hayırlımız, en hayırlımızın oğlu, efendimiz,efendimizin oğlu ” deyince resulullah sav şöyle buyurdu : Ey insanlar sizler kendinize ait sözlerinizi söyleyiniz.sakın şeytan sizi heva ve arzularınızın peşine sürüklemesin.Ben Allah’ın kulu ve resulüyüm. Beni yüce Allah’ın getirmiş olduğu konumun üstüne çıkarmanızı sevmi-yorum. “
AHMED MÜSNED : 3.241-13117.N - MUSANNEF : 11 . 272
RESULULLAH’IN BEŞER SIFATI
Hiç şüphesiz ki Allah resulü s.a.v’de bizler gibi yiyen,içen, giyinen, gezen, evlenen, uyuyan,unutan ve şair insanlar gibi ihtiyaç sahibi olan bir beşerdi….. Rabbimiz kerim kitabında resulünü vasfederken, onun da aynen diğer insanlar gibi yiyen,içen,çarşıda pazarda gezip dolaşan bir beşer olduğunu anlatmıştır…… Onun,diğer insanlardan farklı tarafı ise, sadece kendine vahyolunduğudur.
“ De ki : bende sizin gibi bir insanım ancak………bana vahyolunuyor……… “
KEHF : 110
“ Size ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyo-rum…… “
ENAM : 50 - AHKAF : 9
“ Bu resule ne oluyor ki - yani nasıl bir peygamber ki – yemek yiyor, çarşıda pazarda geziyor……dediler. “
FURKAN : 7
“ Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki yemek yememiş ve çarşıda Pazar da dolaşmamış olsun. “
FURKAN : 20
Değerli kardeşlerim ! bu ve emsali Ayet’i kerimelerin nüzul sebep-lerine bakıldığı zaman,mekke’nin kafir ve müşrikleri Allah’ın resulün’den, onun gücünün yetmeyeceği ve sadece Allah’ın gücünün yeteceği bir takım şeyleri istediklerini görmekteyiz.
Yani,meleklerin karşılarına getirmelerini…. yeryüzünde pınarlar fişkırtmasını…… göğü üzerlerine parça parça düşürmesini……ve kendisine altından bir ev edinmesini….. gibi şeyler….. Cevap ise :
“ Ey resulüm ! onlara de ki : rabbimi tenzih ederim. - Çünkü sizin benden istemiş olduğunuz bu şeyler, ancak rabbimin gücünün yeteceği şeylerdir - ben ise peygamber olarak gönderilmiş bir beşerden başka bir şey değilim. “
İSRA : 93
“ … Allah resulü s.a.v ise bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur : bana vahyolunmayan meselelerde ben de sizin gibiyim. “
TABERANİ KEBİR - MİŞKAT : 1.51-69
Ve yine bir hadislerinde : Bende sizin gibi bir beşerim,sizin unut-tuğunuz gibi ben de unuturum.unuttuğum zaman da bana hatırlatın, buyurmaktadır.
BUHARİ : MÜSLİM : 2.C.572.N
RESULULLAH S.A.V FAYDA VE ZARAR VERME GÜCÜNE SAHİP DEĞİLDİ
Bilindiği gibi Mekkelilerin en çirkin inançlarından birisi de ; makamı ve mevkisi yüce varlıkların kendilerine fayda ve zarar verebileceği inancına sahip olmaları idi….. Rabbimiz ise böyle bir inancın batıl ve şirk bir inanç olduğunu kerim kitabında şöyle anlatmaktadır :
“ - Sizin şu,kendilerinde bir şeyler var zannederek yalvardığınız,medet umduğu-nuz veya fayda ve zarar verebilecek güce sahip olduğuna inandığınız peygamberler, veli ve evliyalar, veya melekler varya - Onlar ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar bir şeye malik değillerdir.Bu ikisinde bir ortaklıkları yoktur.Allah’ın onlardan her hangi bir yardımcıları da yoktur. “
SEBE : 22
“ Ey resulüm ! onlara deki :ben kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ve ne de bir zarar verme gücüne malik değilim. “
ARAF : 188
“ Ve yine deki : ben size ne zarar verebilirim,ne de iyilik edebilirim. “
CİN : 21.AY.
Değerli kardeşlerim, yine bilindiği gibi Allah’ın resulü s.a.v Uhud savaşında yaralanmış ve dişi kırılmıştı. Bunun üzerine Resulullah s.a.v :
“ Nebilerinin başını yaralayan bir topluluk nasıl felaha erer ki “ diye beddua tibinde sözler söylemişti. Bunun üzerine Allah’u azze ve celle :
“ O konuda senin yapabileceğin bir şey yoktur. Allah onların tevbe-lerini ya kabul eder ya da zalim olduklarından dolayı onlara azab eder. “
ALİ İMRAN : 128
Ayet’i celilesini indirerek,resulünün bu sözünü tasvib etmemiştir.
İBNİ KESİR : 4.C.1360.S
Yani, onların felaha erip ermeme işinde senin yapabileceğin bir şey yoktur. Sen sadece görevini yap,çünkü bütün işler sadece ve sadece Allah’ın elinde ve O’nun emriyledir.
Bununla beraber yine Allah’u Teala Resulüne : “ Aşiretini ve yakın akrabalarını uyar “
ŞUARA : 214.AY.
Ayetini indirince, Resulullah s.a.v hısım ve akrabalarını bir araya topla-yarak onları şöyle uyarmıştı :
“ …… Ey Kureyş topluluğu ! Müslüman olup nefislerinizi Allah’ın azabından satın alınız. Ben Allah’ın azabından hiçbir şeyi sizden savamam. Ey Abde Menaf oğulları ! sizden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamam. Ey Abbas b. Abdulmuttalib ! senden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamam. Ey Allah elçisinin halası Safiye ! – yeğenip pergamberdir diye umutlanma - senden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamam. Ey Muhammedin kızı fatıma ! – sen de babam pergamberdir diye umutlanma - senden de Allah’ın aza-bından hiçbir şeyi savamam. Ama malımdan iste ondan vereyim. “
BUHARİ : 10.C.4634.S – MÜSLİM : 1.C.206.N
Değerli Müslümanlar ! Allah resulü s.a.v’in bu mesajından açıkça anla-şılıyor ki ; Allah’a itaat edilmediği sürece, gerek nesebin ve gerekse soy sop üstünlüyü insanı ateşten kurtarıp cennete sokmaz.
Yani soyu sopu ne kadar asil olursa olsun - isterse peygamber soyun-dan olup onun oğlu, kızı veya torunu olsun – Allah’ın emirlerine sarılmadığı sürece, bu yakınlığın o kimseye Allah katında kesinlikle bir faidesi olmayacaktır.
Ama ne yazık ki bu gün ; islamın bu kadar açık ve net uyarılarına rağmen hala peygamber soyundan olduğunu söyleyerek seyyidlik iddiasında bulunanlar ve Kur’an’a Sünnet’e muhalif bir inanç ve ameller içerisinde olmalarına rağmen bu iddialarının kendilerini kurtaracağını zannedenler eksik değildir…. Bu zavallılar, bu iddialarıyla kendilerinin Allah katında farklı kullar olduklarını sanmaktadırlar.
Oysa ki, - biraz önce de delillerde zikredildiği gibi – bir insan peygam-berin soyundan da olsa, Allah’ın indirdiği Kitap ve Sünnet çizgisinde hareket etmediği sürece, bu yakınlığı onu asla ateşten kurtarmaz…. Diğer bir ifadeyle ; İbadetlerinde Allah’a şirk koştuğu sürece, bir peygamber dahi o kimseye asla yardımcı olamaz.
Hatta bırakın peygamberin şirk koşan bir kimseye yardımını, bu çirkin şey kendisinden dahi sudur etse, onun bile hüsrana uğrayacağı Kur’an’da anlatıl-mıştır……. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
………” لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
{ ……… And olsun, eğer Allah’a şirk koşarsan bütün amellerin boşa gider ve ziyana uğrayanlardan olursun. }
ZÜMER : 65.AY.
Ve yine bilinen bir gerçektir ki ; resulullah s.a.v’in anne ve babasını, oğullarının peygamberliği kurtaramamıştır.
Müslim,sahihin de şöyle bir bab açmıştır :
“ Küfür üzere ölen kimsenin muhakkak ateşte olduğu, ona hiçbir şefaatin ulaşmayacağı ve Allah’a yakın olanların dahi akrabalığının ona fayda vermeyeceği “
Ve bu babın altında da şu iki hadisi şerifi zikretmiştir.
{ … Enes ibn Malik r.a dan : Bir kimse ya Rasulallah ! babam nerede ? diye sordu. Resulullah s.a.v : Baban ateştedir, buyurdu. Bunun üzerine o kimse arkasını dönüp gidince Resulullah s.a.v onu çağırdı ve : Muhakkak ki senin baban da benim babam da ateştedir, buyurdu. }
MÜSLİM : 1.C.203.N – EBU DAVUD : 5.C.4718.N – İBNİ MACE : 4.C.1573.N
{ … Ebu Hureyre r.a dan. O şöyle dedi : Peygamber s.a.v annesinin kabrini ziyaret edip ağladı ve etrafındaki insanları da ağlattı. Sonra şöyle buyurdu : Annem için istiğfar etmem hususunda Rabbimden izin istedim de bana izin verilmedi. Kabrini ziyaret etmem hususunda izin istedim, bana bu izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret ediniz, çünkü kabir ziyareti ölümü hatırlatır. }
MÜSLİM : 3.976.N - İBNİ MACE : 4.1572.N - EBU DAVUD : 4.3234.N - NESEİ : 4.2036.N
Burada zikredeceğimiz şu Ayeti celileyi düşünürsek, Resulullah s.a.v’in annesi ile alakalı istiğfarının neden reddedildiğini daha açık bir şekilde anlamış oluruz.
“ Yakın akraba bile olsalar cehennem ahalisi oldukları belli olduktan sonra müşrikler için mağfiret dilemek ; ne bir peygamberin ve ne de bir mü’minin yapacağı bir iş değildir. “
TEVBE : 113.AY.
Ve yine aynı babtan olmak üzere Allah resulü s.a.v ; amucası Ebu Talib’in iman etmesi hususunda o kadar ısrarlı olmasına rağmen, onun hidayet bulmasına bir yardımda bulunamamış ve onun cehenneme girmesine de mani olamamıştır.
MÜSLİM : 1.C.24.N – NESEİ : 4.C.2037.N
İşte Resulullah s.a.v’in bu ısrarlı tavrından dolayı da Rabbimiz şu Ayeti celileyi indirmiş ve şöyle buyurmuştur :
“ – Ey Muhammed ! – Sen sevdiklerine hidayet veremezsin. Fakat Allah dilediğine hidayet verir.O, yola gelecek olanları daha iyi bilir. “
KASAS : 56.AY.
Değerli Müslümanlar ! ve yine bu cümleden olarak ; Nuh’un oğlunu, babasının peygamberliği kurtaramamıştır.
“ Gemi Onlarla dağlar gibi dalgalar içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi : " Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma."
Oğlu Dedi ki : " Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Nuh Dedi ki : " Bugün Allah'ın merhamet ettiği kimseler dışında O’nun emrinden korunacak hiç bir şey yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki : " Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin."
Rabbi Dedi ki : " Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş yapmıştır. Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."
HUD : 42 – 43 – 45 – 46. AY.
Ve yine aynı cümleden olarak ; Nuh’un karısı ile Lut’un karısını, koca-larının peygamberliği kurtaramamıştır.
“ Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı ; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, kocaları kendilerine Allah'tan gelen hiç bir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de : " Ateşe diğer girenlerle birlikte girin " denildi. “
TAHRİM : 10.AY.
Yine aynı şekilde ; İbrahim a.s da babası Azer için bir faide sağlayama-mıştır…… Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
“ İbrahim babası için demişti ki : Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden mutlaka bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır “
MERYEM : 47.AY.
“ İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir sözden dolayı idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu ve yumuşak huyluydu. “
TEVBE : 114
Hulasa değerli kardeşlerim, delillerinde ifade ettiği gibi ; Allah’a itaat edilmediği sürece veya O’nun istediği şekilde bir hayat tarzı benim-senmediği sürece, bir kimsenin soy sop üstünlüğü, Salih insanlara yakınlığı veya Peygamberlerin soyundan oluşu, o kimseyi kesinlikle kurtarmaz.
Öyleyse kulakları çınlasın diyelim sabah akşam ; … Meded ya Rasulalah …. Şefaat ya rasulalah … diyerek nara atanların.
Ve yine kulakları çınlasın ; …. Sen olmasaydın ey Muhammed ben bu alemi yaratmazdım …. sözleriyle Allah’a iftira edenlerin.
RESULULLAH S.A.V’İN GAYBI BİLMEDİĞİ
Değerli kardeşlerim şunu asla unutmamak gerekir ki ; gayb konusunda mutlak bilgi sahibi Allah!u Azze ve celle’dir…. O’nun haricinde hiç kimse gaybı bilemez. Velev ki Allah’a yakınlıkları ile bilinen bir meleki mukareb veya bir peygamber dahi olsa, onlar dahi gaybı asla bilemezler.
Rabbimiz kerim kitabında bu gerçeği şöyle dile getirmektedir :
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ ……
“ De ki : Göklerde ve yerde Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilemez….. “
NEML : 65.AY.
قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ…….
“ De ki : Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam. De ki : Kör olanla, gören bir olur mu ? Yine de düşünmeyecek misiniz ? "
EN’AM : 50.AY.
“ De ki : Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük te dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim."
A’RAF : 188.AY.
Bu ve emsali delillerin ifade ettiği gibi, Peygamberimiz s.a.v kesinlikle gaybı bilmiyordu… Lakin Allah’u azze ve celle, insanların onun peygam-berliğini tasdik etmeleri açısından resulüne ğayb’tan bazı şeyler izhar etmiştir… Tabiki bu da, resulullah s.a.v’in ğaybı bildiği manasına gelmez. Çünkü Allah’u azze ve celle’nin haber verdiği şey artık ğayblıktan çıkmıştır…. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَداً {} إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَداً
“ Ğaybı bilen odur. Bilgisini kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçilerine gösterir. Çünkü onların önlerine ve arkalarına gözetleyi-ciler koymuştur. “
CİN : 26 – 27.AY.
…….” وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللّهَ يَجْتَبِي مِن رُّسُلِهِ مَن يَشَاءُ”……….
“ …… Allah sizi ğaybe muttali kılacak değildir. Fakat Allah, resullerinden dilediğini seçer …… - ve ona ğaybten haber verir – “
ALİ İMRAN : 179.N
{ … Halid el-Medeni ebu’l Husayn r.a dan. O şöyle dedi : Biz bir Aşure günü Medine’de idik. Cariyeler def çalıp na’me ile söz söylüyorlardı. Biz er-Rubeyyi binti Muavviz’in yanına girdikte cariyelerin durumunu ona anlattık. Kendisi bize şöyle dedi :
- Ben gelin olduğum kuşluk vaktinde Peygamber s.a.v evlenme törenime gelerek odama girdi. O sırada iki kızcağız def çalgısı eşliğinde na’me ile söz söylüyor ve Bedir savaşında şehid edilen babalarımın menkibelerini anıyorlardı. Bu kızcağızlar,söyledikleri sözler arasında ; “ içimizde yarın ne olacağını bilen bir peygamber de vardır “ diyorlardı.Bunun üzerine Resulullah s.a.v : Bu söze gelince,işte onu söylemeyeniz. Çünkü yarın ne olacağını Allah’tan başka kimse bilemez,buyurdu. }
BUHARİ : 8.3748 – TİRMİZİ : 2.1096 – İBNİ MACE : 5.1897 – AHMED : 6.359 – 360 – BEYHAKİ : 7.288-9 – EL-ALBANİ : ADABU’ ZİFAF : 94 – BEĞAVİ : MESABİH : 2330.
Ve yine bu baptan olarak ; Allah resulü s.a.v’in kendi hanımına yapılan iftiranın mahiyetini, Allah’u teala kendisine haber vermeden önce bileme-mesi ….. Huzuruna gelen davacı ve davalıların hangisinin haklı veya haksız olduklarını bilememesi ve kendilerinden şahit istemesi, Peygam-berin gaybı bilmediğinin ve yanlarında olmalarına rağmen insanların gizli hallarine muttali olmadığının en açık ve net delilleridir.
“ … Resulullah s.a.v buyurdularki : Ben ancak bir beşerim ve siz de benim huzurumda davalaşıyorsunuz. “
El-Albani camiu’s Sahih : 2338.N – Müslim : 5.c.1713 / 5
“ … Ömer İbnu’l Hattab şöyle buyurmaktadır : “ Resulullah s.a.v devrinde bazı kimseler vahy ile yakalanırlardı. Zamanımızda ise artık vahy kesilmiştir. Şimdi ise biz,sadece yaptıklarınızdan bize zahir olanlar sebebiyle sizleri yakalarız. Bize kimin hayırlı hali zahir olursa, biz onu emin kılar kendimize yaklaştırırız. Onun gizli işlerin-den bir şeyi araştırmak bize düşmez. Gizli işlerinde onu Allah hesaba çekecektir.Her kiminde bize bir şerri zahir olursa,biz onu ne emin kılarız ne de tasdik ederiz, velev ki gizli işlerinin güzel olduğunu söylese de…. ”
Ef-alil ibad : 416.no - Buhari : 5.c. 2431.s - İbn hazm : muhalla : 4.394 - Hatib.kifaye : 78.s.306.n
Ve yine kulakları çınlasın diyelim – bu kadar açık ve net delillere rağmen - “……….. şeyhlerinin gaybı bildiğini ve kalplerinden geçeni okuduğunu iddia eden bir çok zavallının ………. ”
“ ……. ve yine kulakları çınlasın ;-bu kadar ayet ve hadislere rağmen - cifir ve ebcet hesaplarıyla - gelecekten haberler verip, kitaplarını bu tür yazılarla dolduranların ve yine bu tür hesaplarla kurtulacak olanların kendile-rinin olacağını zırvalayanların………… “
Ne diyelim artık , Allah’u azze ve celle’nin ayaklarımızı dininde sabit kılmasını ve bu tür yanlışlıklar içerisinde olan kimselere de hidayet vermesini dileriz…. Çünkü kendisinden yardım dilenecek tek ilah O’dur. O’na Hamdu senalar olsun……
RESULULLAH S.A.V’İN KABRİ HUSUSUNDA İNSANLARI UYARMASI
Allah resulu s.a.v‘in insanları uyardığı hususlardan bir tanesi de, kabir-lerle alakalı aşırılıklardır.
Bu konudan vefatına yakın günlerde sık sık söz etmiş ve inananları şu sözleriyle açıkça uyarmıştır :
“ … İbn mesud ra’dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v’den işittim, şöyle diyordu : İnsanların en şerlileri, kendileri hayatta iken kıyamet üzer-lerine kopan ve kabirleri mescid edinen kimselerdir. “
Ahmed müsned : 1405-435 - Taberani : 10413 - Bezzar : 3420 - İbni hibban :42319 - İbn huzeyme : 2.c.789.n
“… Cundub ra’dan şöyle dedi : vefatından beş gün evvel peygamber s.a.v’den işittim, şöyle dedi : Dikkat edin ! sizden evvelkiler peygamberlerinin ve aralarındaki ölen iyi kimselerin kabirlerini mescid ediniyorlardı. Dikkat edin ! sakın kabirleri mescid edinmeyin. Ben sizleri bundan kesin olarak nehyediyorum ……….”
Müslim : 2.C.532.N - İbni sa’d :2.240 - Ebu avane : 1.401 - Taberani kebir :1686.N
“… Zeyd b.Eslem r.a’dan ; Resululah s.a.v şöyle buyurmuştur : Ey Allah’ım ! kabrimi mescid haline getirilen bir put yapma. Nebilerinin kabirlerini mescidler edinen bir millete Allah’ın gazabı şiddetlidir. ”
İbn ebi şeybe : 2266-269
“… Ebu hureyre r.a’dan ; nebi s.a.v şöyle buyurdu : Allah’ım kabrimi bir put - vesen - haline getirme. Nebilerinin kabirlerini mescidler edinen bir kavme Allah lanet eder. ”
Ahmed müsned : 2246
“… Ebu hureyre r.a’dan ; Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Benim kabrimi de bayram yerine çevirmeyiniz. Nerede olursanız olun,bana salavat getirin,bu salavatınız bana ulaştırılır. ”
Görüldüğü gibi Allah resulu s.a.v, bu uyarıları ile insanların kabirlere koşarak oralardan medet ummalarını ,oraları bayram yerine çevirmelerini ve oralarda namaz kılmalarını şiddetle menetmektedir. Ayrıca bu tür davranışların Allah’ın lanetine sebep olan davranışlar olduğunu da hadisi şerifler açıkça anlatmaktadır.
Ama ne yazık ki,bu kadar uyarılara rağmen hala kabirler hususunda azgınlaşarak aşırı giden bir çok insan kalabalığı eksik değildir.
Bu kimseler, kabir ve türbeler hakkında asılsız çirkin hikayeler uydur-muşlar, doğrulukla asla alakası olmayan kerametler dizmişler ve ancak ve ancak, - yerlerin ve göklerin rabbi için söylenmesi doğru olan – bir takım nida ve yardım dilemelerle dolup taşan kasideler inşa etmişlerdir…
Bu şiddetli bela gerçekten o denli ilerlemiştir ki ,bu beladan ancak Allah’ın kendilerine merhamet ettiği,tevhide gönül veren ve onu hakkıyla yaşayanlar kurtulabilmişlerdir.
Bu sapık propaganda ; Allah’tan başkasına kulluğa ve sapıklığa davet eden bir takım belaların gayret ve çalışmaları ile, pek çok insanın aldanmasına ve tevhitten yüz çevirip sapıklığa gönül vermesine sebep olmuştur.
Öyle ki, peygamberlerin ve Salih insanların - hatta Salih zannedilen küfür önderlerinin dahi - kabir ve türbelerine tapınmalar başlamıştır…
Bununla beraber ; bu kabir ve türbelerde yatanlara mensup kabul edilen kap kacak, kıllar tüyler ve elbiseler bile Allah’a yaklaşmak için birer vesile sayılmaya başlanmıştır…
Halbuki bu türden inanç ve davranışlar, islamın reddettiği şeylerdir.
“… İbni vahhad,kitabında şunu nakleder : ibni Yunus’u şöyle derken işittim : Ömer ibn’ul hattab, altında Nebi s.a.v’e beyat edilen ağacın kesilmesini emrederek onu kestirdi. Çünkü insanlar o ağacın yanına giderek altında namaz kılıyorlardı. O da bir fitne çıkmasından korktu. “
İbn sad Tabakat : 2.100
“… Ömer r.a bir defasında bazı kimselerin gruplar halinde bir yere doğru gittiğini görünce yanındakilere : bunlar nereye gidiyor ? diye sordu. Yanındakilerden “ ey müminlerin emiri, peygamberimizin namaz kıldığı bir yer var,oraya gidip namaz kılmak istiyorlar ” cevabını alınca şu sözleri söyledi : Sizden öncekiler buna benzer davranışları yüzünden mahvoldular. Onlar peygamberlerinin izlerini, tarihi kalıntılarını izlerler ve onları kilise ve mabed edinirlerdi.Buna göre kim bu namaz yerindeyken namaz vakti ile karşılaşırsa oralarda namaz kılsın ve kim namaz vakti ile karşılaşmaz ise oradan geçip gitsin,özellikle oralarda namaz kılmaya kalkışmasın.”
S.müstakim :2.c.265.s - Kenzul ummal : 17.140 - Abdurrezzak : 2.118-119.2734.n
Değerli kardeşlerim ! ve yine cehaletleri başlarına bela olan birçok inananın, kendilerine isabet eden musibet ve belaların üzerlerinden kalkması için bu yerlere başvurur olduğunu görürsünüz…
Hatta ve hatta, sadece ve sadece Alemlerin Rabbi’nin kudret ve kuvvetinde olan çoçuk isteme,yağmur isteme,iş isteme bile buralardan istenir olmuştur…
Ve yine Allah’ın beyti nasıl tavaf ediliyorsa, buralar da öylece tavaf edilir olmuştur…
Bu kabir ve türbeleri ziyeret kastı ile, taa uzak yerlerden konvoylar oluşturup, seferler düzenlenir olmuştur…
Hulasa değerli kardeşlerim, daha bir çok çirkin çeşitleriyle bu gibi şeyler, hala gözlerimizin önünde açıkça işlenir haldedir.
Gerçekten bu kabir ve türbelerin etrafındaki kalabalığı,kadın ve erkeklerin birbirine karışmalarını, çoğunun ağlayıp sızladıklarını, bağırıp feryat ettiklerini ve sessizce oralara dualarda ve yalvarıp yakarışlarda bulunduklarını görüp durmaktayız….
İşin garip yönü ise ; Allah resulü s.a.v‘in ortadan kalkması için senelerce mücadelesini verdiği bu tür şeyler, bugün Allah’a yakınlık sağlamak için birer vesile kabul edilmiştir…
Ve ne yazık ki bu gün ; kendilerine alim, hoca efendi, üstaz veya şeyh efendi denilen kimseler de, bir avuç dünya menfaati elde etmek için halka, bu çirkin şeyleri dindenmiş gibi gösterip, insanları bu pisliğe bulaş-tırmaktadırlar….
Ne diyelim…. bizler Allah’u Azze ve Celle’den, bunların bu çirkin inanç ve amellerden rucü etmelerini ve kendilerinin de hidayete ermesini niyaz ederiz………..
Vel hamdulillahi rabbil alemin
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Ebu davud : 3.2042.N - el-Albani . Sahihul cami : 2 / 7226
بسم الله الرحمن الرحيم
Gerek geçmiş cahiliye toplumlarında ve gerekse günümüz cahiliyesinde göze çarpan en çirkin arızalardan birisi de ümmetlerin peygamberleri hakkındaki ğuluvlarıdır. - Yani haddi aşmalarıdır. –
Allah’u azze ve celle bu ümmete bir hatırlatma yaparak, önceki ümmetlerin peygamberleri hakkındaki aşırıklarından dolayı şirk ve küfre düştüklerini açıkça beyan etmektedir….. Rabbaimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لاَ تَغْلُواْ فِي دِينِكُمْ وَلاَ تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ إِلاَّ الْحَقِّ إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللّهِ………
“ Ey kitap ehli dininizde aşırılığa gitmeyin ve allah’a karşı hak olandan başkasını söylemeyin.meryem oğlu isa sadece allah’ın resuludur. “
NİSA 171
“ Yine deki : ey kitap ehli ! dininizde haddi aşmayın ve daha önce sapıtan,bir çoklarını da saptıran ve doğru yoldan uzaklaşan kimselerin heva ve heveslerine uymayın.israil oğullarından küfredenler, davud ve Meryem oğlu isa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. bunun sebebi,isyan etmeleri ve haddi aşmalarındandır. “
MAİDE 77-78
“ Yahudiler uzeyr,allah’ın oğludur, demişler ; hristiyanlar da Mesih isa allah’ın oğludur, demişlerdir.bu,onların kendi ağızlarıyla geveledikleri sözleridir ki,kendilerinden önceki kafirlerin sözlerine benzetiyorlar. allah,onları katletsin;nasıl da - bu çirkin sözleri – uyduruyorlar.Onlar,allah’ı bırakıp haham-larını, rahiplerini ve meryem oğlu isa’yı kendilerine rabb edinmişlerdir. Halbuki onlarda tek bir ilaha ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmamışlardır.zira O’ndan başka ilah yoktur.o,onların ortak koştuk-larından münezzehtir. “
TEVBE 30-31
Bu ve emsali Ayeti kerimelerde anlatıldığı gibi gerek ehli kitap ve gerekse onlardan öncekiler peygamberleri hakkında asılsız sözler uydurarak şirk ve küfre düşmüşlerdir.
Allah’u azze ve celle bu gibi Ayet’leriyle bu ümmete açık uyarılarda bulunduğu gibi,O’nun resulu Muhammed s.a.v‘de aynı konuda ümmetine uyarılarda bulunmuş ve onları bu konuda aşırılıktan sakındırmıştır.
“ … İbn Abbas r.a’dan gelen bir hadiste resulullah s.a.v şöyle buyurmak-tadır : Ey insanlar ! din’de aşırılığa gitmekten sakının, çünkü o, sizden öncekileri helak etmiştir. “
İBNİ MACE : 8.C.3029.N - AHMED :1.215.347
İbn mesud’dan ……..ibn ebi asın ES SÜNNE : 98
İbn mesud’dan……el-albani SİLSELETÜS SAHİHA
MUHAMMED S.A.V’DE ALLAH’A İBADET ETMEK İÇİN YARATILMIŞ BİR
KULDUR
Her şeyden önce inanan bir kimsenin şunu çok iyi bilmesi gerekir ki ; Muhammed s.a.v’de Allah’a ibadet etmek için yaratılmış bir kuldur.
Çünkü bilinen bir gerçektirki Allah’u teala, ne kadar cin ve insan varsa onları sadece ve sadece kandisine ibadet – kulluk - etmeleri için yaratmıştır…. Rabbimiz şöyle buyurur :
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
“ Ben, Cinleri ve İnsanları sadece bana ibadet etmeleri için yarattım. ”
ZARİYAT: 56.AY.
Rabbimizin bu açık beyanı gösteriyorki, insan olarak ne kadar nebi ve rasul varsa onlar da Allah’a kulluk etmeleri için yaratılmıştır….. Öyleyse unutmamamız gerekir ki, Muhammed s.a.v ilk önce kul, ondan sonra da resul’dur.
Rabbim kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
“ Allâh'ın kulu - Muhammed - kalkıp O'na yalvarınca - hayretten, hepsi - onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçe-ceklerdi. De ki : " Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi de O'na ortak koşmam."
CİN :19-20
“ Kulu Muhammed’i, geceleyin mescidi haram’dan, kendisine bazı Ayet’lerimizi göstermek için,etrafını mubarek kıldığımız mescidi Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. “
İSRA : 1
“ … Ömer r.a’dan,Resulullah s.aİv şöyle buyurdu : Muhakkak ki ben sadece bir kulum. Bana Allah’ın kulu ve elçisi deyin ve beni hakkım olan yerden daha yükseklere çıkarmayın. “
AHMED : 1.23-24 – 3/.153 - MAKDİSİ.MUHTERA : 696 - TABERANİ : 3128 - MECMA : 921 - HAKİM : 3196
“ … Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Beni, hristiyanların ibn Meryem’i övmekte aşırı gittikleri gibi, siz de methetmekte aşırı gitmeyin. “
BUHARİ - DARİMİ : 2412 - BEZZAR : 1300 - HAMEYDİ : 116 - BEYHAKİ ŞUAB : 2183
“ … Enes ibn Malik r.a’dan : peygamber s.a.v huzuruna gelen bir heyet : “ ey Allah’ın resulü ! sen bizim en hayırlımız, en hayırlımızın oğlu, efendimiz,efendimizin oğlu ” deyince resulullah sav şöyle buyurdu : Ey insanlar sizler kendinize ait sözlerinizi söyleyiniz.sakın şeytan sizi heva ve arzularınızın peşine sürüklemesin.Ben Allah’ın kulu ve resulüyüm. Beni yüce Allah’ın getirmiş olduğu konumun üstüne çıkarmanızı sevmi-yorum. “
AHMED MÜSNED : 3.241-13117.N - MUSANNEF : 11 . 272
RESULULLAH’IN BEŞER SIFATI
Hiç şüphesiz ki Allah resulü s.a.v’de bizler gibi yiyen,içen, giyinen, gezen, evlenen, uyuyan,unutan ve şair insanlar gibi ihtiyaç sahibi olan bir beşerdi….. Rabbimiz kerim kitabında resulünü vasfederken, onun da aynen diğer insanlar gibi yiyen,içen,çarşıda pazarda gezip dolaşan bir beşer olduğunu anlatmıştır…… Onun,diğer insanlardan farklı tarafı ise, sadece kendine vahyolunduğudur.
“ De ki : bende sizin gibi bir insanım ancak………bana vahyolunuyor……… “
KEHF : 110
“ Size ben meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyo-rum…… “
ENAM : 50 - AHKAF : 9
“ Bu resule ne oluyor ki - yani nasıl bir peygamber ki – yemek yiyor, çarşıda pazarda geziyor……dediler. “
FURKAN : 7
“ Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki yemek yememiş ve çarşıda Pazar da dolaşmamış olsun. “
FURKAN : 20
Değerli kardeşlerim ! bu ve emsali Ayet’i kerimelerin nüzul sebep-lerine bakıldığı zaman,mekke’nin kafir ve müşrikleri Allah’ın resulün’den, onun gücünün yetmeyeceği ve sadece Allah’ın gücünün yeteceği bir takım şeyleri istediklerini görmekteyiz.
Yani,meleklerin karşılarına getirmelerini…. yeryüzünde pınarlar fişkırtmasını…… göğü üzerlerine parça parça düşürmesini……ve kendisine altından bir ev edinmesini….. gibi şeyler….. Cevap ise :
“ Ey resulüm ! onlara de ki : rabbimi tenzih ederim. - Çünkü sizin benden istemiş olduğunuz bu şeyler, ancak rabbimin gücünün yeteceği şeylerdir - ben ise peygamber olarak gönderilmiş bir beşerden başka bir şey değilim. “
İSRA : 93
“ … Allah resulü s.a.v ise bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur : bana vahyolunmayan meselelerde ben de sizin gibiyim. “
TABERANİ KEBİR - MİŞKAT : 1.51-69
Ve yine bir hadislerinde : Bende sizin gibi bir beşerim,sizin unut-tuğunuz gibi ben de unuturum.unuttuğum zaman da bana hatırlatın, buyurmaktadır.
BUHARİ : MÜSLİM : 2.C.572.N
RESULULLAH S.A.V FAYDA VE ZARAR VERME GÜCÜNE SAHİP DEĞİLDİ
Bilindiği gibi Mekkelilerin en çirkin inançlarından birisi de ; makamı ve mevkisi yüce varlıkların kendilerine fayda ve zarar verebileceği inancına sahip olmaları idi….. Rabbimiz ise böyle bir inancın batıl ve şirk bir inanç olduğunu kerim kitabında şöyle anlatmaktadır :
“ - Sizin şu,kendilerinde bir şeyler var zannederek yalvardığınız,medet umduğu-nuz veya fayda ve zarar verebilecek güce sahip olduğuna inandığınız peygamberler, veli ve evliyalar, veya melekler varya - Onlar ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar bir şeye malik değillerdir.Bu ikisinde bir ortaklıkları yoktur.Allah’ın onlardan her hangi bir yardımcıları da yoktur. “
SEBE : 22
“ Ey resulüm ! onlara deki :ben kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda ve ne de bir zarar verme gücüne malik değilim. “
ARAF : 188
“ Ve yine deki : ben size ne zarar verebilirim,ne de iyilik edebilirim. “
CİN : 21.AY.
Değerli kardeşlerim, yine bilindiği gibi Allah’ın resulü s.a.v Uhud savaşında yaralanmış ve dişi kırılmıştı. Bunun üzerine Resulullah s.a.v :
“ Nebilerinin başını yaralayan bir topluluk nasıl felaha erer ki “ diye beddua tibinde sözler söylemişti. Bunun üzerine Allah’u azze ve celle :
“ O konuda senin yapabileceğin bir şey yoktur. Allah onların tevbe-lerini ya kabul eder ya da zalim olduklarından dolayı onlara azab eder. “
ALİ İMRAN : 128
Ayet’i celilesini indirerek,resulünün bu sözünü tasvib etmemiştir.
İBNİ KESİR : 4.C.1360.S
Yani, onların felaha erip ermeme işinde senin yapabileceğin bir şey yoktur. Sen sadece görevini yap,çünkü bütün işler sadece ve sadece Allah’ın elinde ve O’nun emriyledir.
Bununla beraber yine Allah’u Teala Resulüne : “ Aşiretini ve yakın akrabalarını uyar “
ŞUARA : 214.AY.
Ayetini indirince, Resulullah s.a.v hısım ve akrabalarını bir araya topla-yarak onları şöyle uyarmıştı :
“ …… Ey Kureyş topluluğu ! Müslüman olup nefislerinizi Allah’ın azabından satın alınız. Ben Allah’ın azabından hiçbir şeyi sizden savamam. Ey Abde Menaf oğulları ! sizden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamam. Ey Abbas b. Abdulmuttalib ! senden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamam. Ey Allah elçisinin halası Safiye ! – yeğenip pergamberdir diye umutlanma - senden de Allah’ın azabından hiçbir şeyi savamam. Ey Muhammedin kızı fatıma ! – sen de babam pergamberdir diye umutlanma - senden de Allah’ın aza-bından hiçbir şeyi savamam. Ama malımdan iste ondan vereyim. “
BUHARİ : 10.C.4634.S – MÜSLİM : 1.C.206.N
Değerli Müslümanlar ! Allah resulü s.a.v’in bu mesajından açıkça anla-şılıyor ki ; Allah’a itaat edilmediği sürece, gerek nesebin ve gerekse soy sop üstünlüyü insanı ateşten kurtarıp cennete sokmaz.
Yani soyu sopu ne kadar asil olursa olsun - isterse peygamber soyun-dan olup onun oğlu, kızı veya torunu olsun – Allah’ın emirlerine sarılmadığı sürece, bu yakınlığın o kimseye Allah katında kesinlikle bir faidesi olmayacaktır.
Ama ne yazık ki bu gün ; islamın bu kadar açık ve net uyarılarına rağmen hala peygamber soyundan olduğunu söyleyerek seyyidlik iddiasında bulunanlar ve Kur’an’a Sünnet’e muhalif bir inanç ve ameller içerisinde olmalarına rağmen bu iddialarının kendilerini kurtaracağını zannedenler eksik değildir…. Bu zavallılar, bu iddialarıyla kendilerinin Allah katında farklı kullar olduklarını sanmaktadırlar.
Oysa ki, - biraz önce de delillerde zikredildiği gibi – bir insan peygam-berin soyundan da olsa, Allah’ın indirdiği Kitap ve Sünnet çizgisinde hareket etmediği sürece, bu yakınlığı onu asla ateşten kurtarmaz…. Diğer bir ifadeyle ; İbadetlerinde Allah’a şirk koştuğu sürece, bir peygamber dahi o kimseye asla yardımcı olamaz.
Hatta bırakın peygamberin şirk koşan bir kimseye yardımını, bu çirkin şey kendisinden dahi sudur etse, onun bile hüsrana uğrayacağı Kur’an’da anlatıl-mıştır……. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
………” لَئِنْ أَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
{ ……… And olsun, eğer Allah’a şirk koşarsan bütün amellerin boşa gider ve ziyana uğrayanlardan olursun. }
ZÜMER : 65.AY.
Ve yine bilinen bir gerçektir ki ; resulullah s.a.v’in anne ve babasını, oğullarının peygamberliği kurtaramamıştır.
Müslim,sahihin de şöyle bir bab açmıştır :
“ Küfür üzere ölen kimsenin muhakkak ateşte olduğu, ona hiçbir şefaatin ulaşmayacağı ve Allah’a yakın olanların dahi akrabalığının ona fayda vermeyeceği “
Ve bu babın altında da şu iki hadisi şerifi zikretmiştir.
{ … Enes ibn Malik r.a dan : Bir kimse ya Rasulallah ! babam nerede ? diye sordu. Resulullah s.a.v : Baban ateştedir, buyurdu. Bunun üzerine o kimse arkasını dönüp gidince Resulullah s.a.v onu çağırdı ve : Muhakkak ki senin baban da benim babam da ateştedir, buyurdu. }
MÜSLİM : 1.C.203.N – EBU DAVUD : 5.C.4718.N – İBNİ MACE : 4.C.1573.N
{ … Ebu Hureyre r.a dan. O şöyle dedi : Peygamber s.a.v annesinin kabrini ziyaret edip ağladı ve etrafındaki insanları da ağlattı. Sonra şöyle buyurdu : Annem için istiğfar etmem hususunda Rabbimden izin istedim de bana izin verilmedi. Kabrini ziyaret etmem hususunda izin istedim, bana bu izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret ediniz, çünkü kabir ziyareti ölümü hatırlatır. }
MÜSLİM : 3.976.N - İBNİ MACE : 4.1572.N - EBU DAVUD : 4.3234.N - NESEİ : 4.2036.N
Burada zikredeceğimiz şu Ayeti celileyi düşünürsek, Resulullah s.a.v’in annesi ile alakalı istiğfarının neden reddedildiğini daha açık bir şekilde anlamış oluruz.
“ Yakın akraba bile olsalar cehennem ahalisi oldukları belli olduktan sonra müşrikler için mağfiret dilemek ; ne bir peygamberin ve ne de bir mü’minin yapacağı bir iş değildir. “
TEVBE : 113.AY.
Ve yine aynı babtan olmak üzere Allah resulü s.a.v ; amucası Ebu Talib’in iman etmesi hususunda o kadar ısrarlı olmasına rağmen, onun hidayet bulmasına bir yardımda bulunamamış ve onun cehenneme girmesine de mani olamamıştır.
MÜSLİM : 1.C.24.N – NESEİ : 4.C.2037.N
İşte Resulullah s.a.v’in bu ısrarlı tavrından dolayı da Rabbimiz şu Ayeti celileyi indirmiş ve şöyle buyurmuştur :
“ – Ey Muhammed ! – Sen sevdiklerine hidayet veremezsin. Fakat Allah dilediğine hidayet verir.O, yola gelecek olanları daha iyi bilir. “
KASAS : 56.AY.
Değerli Müslümanlar ! ve yine bu cümleden olarak ; Nuh’un oğlunu, babasının peygamberliği kurtaramamıştır.
“ Gemi Onlarla dağlar gibi dalgalar içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi : " Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma."
Oğlu Dedi ki : " Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Nuh Dedi ki : " Bugün Allah'ın merhamet ettiği kimseler dışında O’nun emrinden korunacak hiç bir şey yoktur." Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki : " Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin."
Rabbi Dedi ki : " Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş yapmıştır. Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."
HUD : 42 – 43 – 45 – 46. AY.
Ve yine aynı cümleden olarak ; Nuh’un karısı ile Lut’un karısını, koca-larının peygamberliği kurtaramamıştır.
“ Allah, inkâr edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı ; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, kocaları kendilerine Allah'tan gelen hiç bir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de : " Ateşe diğer girenlerle birlikte girin " denildi. “
TAHRİM : 10.AY.
Yine aynı şekilde ; İbrahim a.s da babası Azer için bir faide sağlayama-mıştır…… Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
“ İbrahim babası için demişti ki : Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden mutlaka bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır “
MERYEM : 47.AY.
“ İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir sözden dolayı idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu ve yumuşak huyluydu. “
TEVBE : 114
Hulasa değerli kardeşlerim, delillerinde ifade ettiği gibi ; Allah’a itaat edilmediği sürece veya O’nun istediği şekilde bir hayat tarzı benim-senmediği sürece, bir kimsenin soy sop üstünlüğü, Salih insanlara yakınlığı veya Peygamberlerin soyundan oluşu, o kimseyi kesinlikle kurtarmaz.
Öyleyse kulakları çınlasın diyelim sabah akşam ; … Meded ya Rasulalah …. Şefaat ya rasulalah … diyerek nara atanların.
Ve yine kulakları çınlasın ; …. Sen olmasaydın ey Muhammed ben bu alemi yaratmazdım …. sözleriyle Allah’a iftira edenlerin.
RESULULLAH S.A.V’İN GAYBI BİLMEDİĞİ
Değerli kardeşlerim şunu asla unutmamak gerekir ki ; gayb konusunda mutlak bilgi sahibi Allah!u Azze ve celle’dir…. O’nun haricinde hiç kimse gaybı bilemez. Velev ki Allah’a yakınlıkları ile bilinen bir meleki mukareb veya bir peygamber dahi olsa, onlar dahi gaybı asla bilemezler.
Rabbimiz kerim kitabında bu gerçeği şöyle dile getirmektedir :
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ ……
“ De ki : Göklerde ve yerde Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilemez….. “
NEML : 65.AY.
قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ…….
“ De ki : Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam. De ki : Kör olanla, gören bir olur mu ? Yine de düşünmeyecek misiniz ? "
EN’AM : 50.AY.
“ De ki : Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük te dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim."
A’RAF : 188.AY.
Bu ve emsali delillerin ifade ettiği gibi, Peygamberimiz s.a.v kesinlikle gaybı bilmiyordu… Lakin Allah’u azze ve celle, insanların onun peygam-berliğini tasdik etmeleri açısından resulüne ğayb’tan bazı şeyler izhar etmiştir… Tabiki bu da, resulullah s.a.v’in ğaybı bildiği manasına gelmez. Çünkü Allah’u azze ve celle’nin haber verdiği şey artık ğayblıktan çıkmıştır…. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır :
عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَداً {} إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَداً
“ Ğaybı bilen odur. Bilgisini kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçilerine gösterir. Çünkü onların önlerine ve arkalarına gözetleyi-ciler koymuştur. “
CİN : 26 – 27.AY.
…….” وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللّهَ يَجْتَبِي مِن رُّسُلِهِ مَن يَشَاءُ”……….
“ …… Allah sizi ğaybe muttali kılacak değildir. Fakat Allah, resullerinden dilediğini seçer …… - ve ona ğaybten haber verir – “
ALİ İMRAN : 179.N
{ … Halid el-Medeni ebu’l Husayn r.a dan. O şöyle dedi : Biz bir Aşure günü Medine’de idik. Cariyeler def çalıp na’me ile söz söylüyorlardı. Biz er-Rubeyyi binti Muavviz’in yanına girdikte cariyelerin durumunu ona anlattık. Kendisi bize şöyle dedi :
- Ben gelin olduğum kuşluk vaktinde Peygamber s.a.v evlenme törenime gelerek odama girdi. O sırada iki kızcağız def çalgısı eşliğinde na’me ile söz söylüyor ve Bedir savaşında şehid edilen babalarımın menkibelerini anıyorlardı. Bu kızcağızlar,söyledikleri sözler arasında ; “ içimizde yarın ne olacağını bilen bir peygamber de vardır “ diyorlardı.Bunun üzerine Resulullah s.a.v : Bu söze gelince,işte onu söylemeyeniz. Çünkü yarın ne olacağını Allah’tan başka kimse bilemez,buyurdu. }
BUHARİ : 8.3748 – TİRMİZİ : 2.1096 – İBNİ MACE : 5.1897 – AHMED : 6.359 – 360 – BEYHAKİ : 7.288-9 – EL-ALBANİ : ADABU’ ZİFAF : 94 – BEĞAVİ : MESABİH : 2330.
Ve yine bu baptan olarak ; Allah resulü s.a.v’in kendi hanımına yapılan iftiranın mahiyetini, Allah’u teala kendisine haber vermeden önce bileme-mesi ….. Huzuruna gelen davacı ve davalıların hangisinin haklı veya haksız olduklarını bilememesi ve kendilerinden şahit istemesi, Peygam-berin gaybı bilmediğinin ve yanlarında olmalarına rağmen insanların gizli hallarine muttali olmadığının en açık ve net delilleridir.
“ … Resulullah s.a.v buyurdularki : Ben ancak bir beşerim ve siz de benim huzurumda davalaşıyorsunuz. “
El-Albani camiu’s Sahih : 2338.N – Müslim : 5.c.1713 / 5
“ … Ömer İbnu’l Hattab şöyle buyurmaktadır : “ Resulullah s.a.v devrinde bazı kimseler vahy ile yakalanırlardı. Zamanımızda ise artık vahy kesilmiştir. Şimdi ise biz,sadece yaptıklarınızdan bize zahir olanlar sebebiyle sizleri yakalarız. Bize kimin hayırlı hali zahir olursa, biz onu emin kılar kendimize yaklaştırırız. Onun gizli işlerin-den bir şeyi araştırmak bize düşmez. Gizli işlerinde onu Allah hesaba çekecektir.Her kiminde bize bir şerri zahir olursa,biz onu ne emin kılarız ne de tasdik ederiz, velev ki gizli işlerinin güzel olduğunu söylese de…. ”
Ef-alil ibad : 416.no - Buhari : 5.c. 2431.s - İbn hazm : muhalla : 4.394 - Hatib.kifaye : 78.s.306.n
Ve yine kulakları çınlasın diyelim – bu kadar açık ve net delillere rağmen - “……….. şeyhlerinin gaybı bildiğini ve kalplerinden geçeni okuduğunu iddia eden bir çok zavallının ………. ”
“ ……. ve yine kulakları çınlasın ;-bu kadar ayet ve hadislere rağmen - cifir ve ebcet hesaplarıyla - gelecekten haberler verip, kitaplarını bu tür yazılarla dolduranların ve yine bu tür hesaplarla kurtulacak olanların kendile-rinin olacağını zırvalayanların………… “
Ne diyelim artık , Allah’u azze ve celle’nin ayaklarımızı dininde sabit kılmasını ve bu tür yanlışlıklar içerisinde olan kimselere de hidayet vermesini dileriz…. Çünkü kendisinden yardım dilenecek tek ilah O’dur. O’na Hamdu senalar olsun……
RESULULLAH S.A.V’İN KABRİ HUSUSUNDA İNSANLARI UYARMASI
Allah resulu s.a.v‘in insanları uyardığı hususlardan bir tanesi de, kabir-lerle alakalı aşırılıklardır.
Bu konudan vefatına yakın günlerde sık sık söz etmiş ve inananları şu sözleriyle açıkça uyarmıştır :
“ … İbn mesud ra’dan, şöyle dedi : Resulullah s.a.v’den işittim, şöyle diyordu : İnsanların en şerlileri, kendileri hayatta iken kıyamet üzer-lerine kopan ve kabirleri mescid edinen kimselerdir. “
Ahmed müsned : 1405-435 - Taberani : 10413 - Bezzar : 3420 - İbni hibban :42319 - İbn huzeyme : 2.c.789.n
“… Cundub ra’dan şöyle dedi : vefatından beş gün evvel peygamber s.a.v’den işittim, şöyle dedi : Dikkat edin ! sizden evvelkiler peygamberlerinin ve aralarındaki ölen iyi kimselerin kabirlerini mescid ediniyorlardı. Dikkat edin ! sakın kabirleri mescid edinmeyin. Ben sizleri bundan kesin olarak nehyediyorum ……….”
Müslim : 2.C.532.N - İbni sa’d :2.240 - Ebu avane : 1.401 - Taberani kebir :1686.N
“… Zeyd b.Eslem r.a’dan ; Resululah s.a.v şöyle buyurmuştur : Ey Allah’ım ! kabrimi mescid haline getirilen bir put yapma. Nebilerinin kabirlerini mescidler edinen bir millete Allah’ın gazabı şiddetlidir. ”
İbn ebi şeybe : 2266-269
“… Ebu hureyre r.a’dan ; nebi s.a.v şöyle buyurdu : Allah’ım kabrimi bir put - vesen - haline getirme. Nebilerinin kabirlerini mescidler edinen bir kavme Allah lanet eder. ”
Ahmed müsned : 2246
“… Ebu hureyre r.a’dan ; Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Benim kabrimi de bayram yerine çevirmeyiniz. Nerede olursanız olun,bana salavat getirin,bu salavatınız bana ulaştırılır. ”
Görüldüğü gibi Allah resulu s.a.v, bu uyarıları ile insanların kabirlere koşarak oralardan medet ummalarını ,oraları bayram yerine çevirmelerini ve oralarda namaz kılmalarını şiddetle menetmektedir. Ayrıca bu tür davranışların Allah’ın lanetine sebep olan davranışlar olduğunu da hadisi şerifler açıkça anlatmaktadır.
Ama ne yazık ki,bu kadar uyarılara rağmen hala kabirler hususunda azgınlaşarak aşırı giden bir çok insan kalabalığı eksik değildir.
Bu kimseler, kabir ve türbeler hakkında asılsız çirkin hikayeler uydur-muşlar, doğrulukla asla alakası olmayan kerametler dizmişler ve ancak ve ancak, - yerlerin ve göklerin rabbi için söylenmesi doğru olan – bir takım nida ve yardım dilemelerle dolup taşan kasideler inşa etmişlerdir…
Bu şiddetli bela gerçekten o denli ilerlemiştir ki ,bu beladan ancak Allah’ın kendilerine merhamet ettiği,tevhide gönül veren ve onu hakkıyla yaşayanlar kurtulabilmişlerdir.
Bu sapık propaganda ; Allah’tan başkasına kulluğa ve sapıklığa davet eden bir takım belaların gayret ve çalışmaları ile, pek çok insanın aldanmasına ve tevhitten yüz çevirip sapıklığa gönül vermesine sebep olmuştur.
Öyle ki, peygamberlerin ve Salih insanların - hatta Salih zannedilen küfür önderlerinin dahi - kabir ve türbelerine tapınmalar başlamıştır…
Bununla beraber ; bu kabir ve türbelerde yatanlara mensup kabul edilen kap kacak, kıllar tüyler ve elbiseler bile Allah’a yaklaşmak için birer vesile sayılmaya başlanmıştır…
Halbuki bu türden inanç ve davranışlar, islamın reddettiği şeylerdir.
“… İbni vahhad,kitabında şunu nakleder : ibni Yunus’u şöyle derken işittim : Ömer ibn’ul hattab, altında Nebi s.a.v’e beyat edilen ağacın kesilmesini emrederek onu kestirdi. Çünkü insanlar o ağacın yanına giderek altında namaz kılıyorlardı. O da bir fitne çıkmasından korktu. “
İbn sad Tabakat : 2.100
“… Ömer r.a bir defasında bazı kimselerin gruplar halinde bir yere doğru gittiğini görünce yanındakilere : bunlar nereye gidiyor ? diye sordu. Yanındakilerden “ ey müminlerin emiri, peygamberimizin namaz kıldığı bir yer var,oraya gidip namaz kılmak istiyorlar ” cevabını alınca şu sözleri söyledi : Sizden öncekiler buna benzer davranışları yüzünden mahvoldular. Onlar peygamberlerinin izlerini, tarihi kalıntılarını izlerler ve onları kilise ve mabed edinirlerdi.Buna göre kim bu namaz yerindeyken namaz vakti ile karşılaşırsa oralarda namaz kılsın ve kim namaz vakti ile karşılaşmaz ise oradan geçip gitsin,özellikle oralarda namaz kılmaya kalkışmasın.”
S.müstakim :2.c.265.s - Kenzul ummal : 17.140 - Abdurrezzak : 2.118-119.2734.n
Değerli kardeşlerim ! ve yine cehaletleri başlarına bela olan birçok inananın, kendilerine isabet eden musibet ve belaların üzerlerinden kalkması için bu yerlere başvurur olduğunu görürsünüz…
Hatta ve hatta, sadece ve sadece Alemlerin Rabbi’nin kudret ve kuvvetinde olan çoçuk isteme,yağmur isteme,iş isteme bile buralardan istenir olmuştur…
Ve yine Allah’ın beyti nasıl tavaf ediliyorsa, buralar da öylece tavaf edilir olmuştur…
Bu kabir ve türbeleri ziyeret kastı ile, taa uzak yerlerden konvoylar oluşturup, seferler düzenlenir olmuştur…
Hulasa değerli kardeşlerim, daha bir çok çirkin çeşitleriyle bu gibi şeyler, hala gözlerimizin önünde açıkça işlenir haldedir.
Gerçekten bu kabir ve türbelerin etrafındaki kalabalığı,kadın ve erkeklerin birbirine karışmalarını, çoğunun ağlayıp sızladıklarını, bağırıp feryat ettiklerini ve sessizce oralara dualarda ve yalvarıp yakarışlarda bulunduklarını görüp durmaktayız….
İşin garip yönü ise ; Allah resulü s.a.v‘in ortadan kalkması için senelerce mücadelesini verdiği bu tür şeyler, bugün Allah’a yakınlık sağlamak için birer vesile kabul edilmiştir…
Ve ne yazık ki bu gün ; kendilerine alim, hoca efendi, üstaz veya şeyh efendi denilen kimseler de, bir avuç dünya menfaati elde etmek için halka, bu çirkin şeyleri dindenmiş gibi gösterip, insanları bu pisliğe bulaş-tırmaktadırlar….
Ne diyelim…. bizler Allah’u Azze ve Celle’den, bunların bu çirkin inanç ve amellerden rucü etmelerini ve kendilerinin de hidayete ermesini niyaz ederiz………..
Vel hamdulillahi rabbil alemin
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Ebu davud : 3.2042.N - el-Albani . Sahihul cami : 2 / 7226
Rızık Endişesinin Kulluktaki Rolü..
13:06
R I Z I K E N D İ Ş E S İ N İ N K U L L U K T A K İ R O L Ü
بسم الله الرحمن الرحيم
Değerli kardeşlerim ! bilindiği gibi bir çok şeyin korkusu, endişesi ve kaygısı var ki bunlar, kulun Allah’a karşı sorumlu olduğu ibadetlerini yerine getirip getirmeme de büyük bir rol oynamaktadır.
Bunlar ; canımdan olurum korkusu ve endişesi….. malımdan olurum korkusu ve endişesi…. Tenkit edilirim korkusu ve endişesi… kınanırım korkusu ve endişesi … veya alay edilirim korku ve endişesidir.
İşte bunlardan bir tanesi de, bu gün üzerinde durmaya çalışacağımız ve gücümüz nisbetinde izahını yapmaya çalışacağımız rızık korkusu ve endişesidir.
Bir çok kimsenin cahillikleri, bilgisizlikleri ve mala mülke karşı olan hırsları sebebiyle Allah’tan ve onun dininden yüz çevirdiklerine şahit olursunuz…
Bu tip zavallılarla nerede Allah’a kulluk ile alakalı bir sohbet, bir nasihat ortamı oluşturmaya çalışsanız, bunlardan sudur eden tek kaygı, tek endişe, Rızık konusundaki kaygı ve endişedir….
Yani kendilerine ne zaman ; Allah’a kulluk edin… onun dinini yaşamaya gayret edin…. çünkü siz bunun için yaratıldınız…. diye nasihatte bulun-sanız bir çoğunun cevabı ; efendim biz sizin dediğiniz gibi sürekli Allah’a kulluk edecek olsak, evde çoluk çocuk aç kalır…. biz aç kalırız… her zaman namaz kılacak olsak… sizler gibi bu şekilde sakal bırakacak olsak bizi işten atarlar, bize kim ekmek verir… hemi çalışmakta bir ibadettir, bizde böyle ibadet ediyoruz… şeklindedir.
Halbuki bilmezler ki Allah’u azze ve celle daha bu kimseleri dünyaya getirmeden önce, onların rızıklarını ana rahmindeyken takdir etmiştir.
Bilindiği gibi Allah resulu s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyur-maktadır : “ Sizin her biriniz ana baba maddeleri kırk gün ana rahminde toplanır. Sonra o maddeler yine o kadar zaman içinde katı bir kan pıhtısı halini alır. Sonra yine o kadar zaman içinde bir çiğnem ete tahavvul eder.Sonra bir melek gönderilir de ona ruh üfürür. Sonra melek şu dört şeyi yazmakla emrolunur : Rızkının ne kadar olacağı, ömrünün ne kadar olacağı, erkek mi dişi mi olacağı ve şaki mi said mi olacağı. “
Müslim : 8.c.2643 - 44
Görüldüğü gibi daha insan bu aleme gelmezden önce onun rızkı kendisine tayin ve takdir olunmuştur. Ve bu rızkı da mutlaka kendisi arayıp bulacaktır.
Allah resulu s.a.v yine bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır : Kulun rızkı, kendisini ecelinin aradığından daha fazla arar. “
Diğer bir rivayette ise : “ Birinin rızkından kaçsa bile ecelin onu yakaladığı gibi rızık da onu yakalar,bulur.”
M.Sağir : 2.C.429.N - C.Sağir : 3.C.3259.N
Hal böyle iken, cehaletleri başlarına bela olan birçok zavallı, hala rızık endişesinden dolayı Rabb’lerinin dininden uzak durup, O’na isyan içerisinde bir hayat sürerler…. Hatta O’nun dinini yaşamaya çalışanların içesinde bile, rızık endişesinden dolayı isyanlar söz konusudur.
Halbuki her neşekilde olursa olsun rızık endişesi ve kaygısı insanı Allah’a kulluktan alıkoymaması gerekir…..
Onu yaratan, onu şekillendiren ve ona yeme ve içme hasleti veren nasıl ki Rabb’i olan Allah ise, onu rızıklandıracak olanda yine Rabbisi olan Allah’dır….
Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ . مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ . إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
“ Ben cinleri ve insanları, sadece ve sadece bana ibadet etmeleri için yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Şüphesizki asıl rızık veren, çetin kuvvet sahibi olan Allah’tır. “
Zariyat : 56-57- 58
Değerli Kardeşlerim ! eğer zikri geçen bu Ayeti Celilelere dikkat ettiyseniz, Allah’u Teala bu Ayetlerde ; kendisine kulluk edilmesini, çünkü insanlığın yaradılış gayesinin sadece ve sadece bu olduğunu zikrettikten sonra, hemen rızık konusundan bahsederek onu gündeme getirmiştir.
Ve hiç şüphesizdir ki Rabbimiz birbiri ile alakası olmayan cümleleri yan yana getirmez…. Dolayısıyla, eğer rabbimiz insanlığın yaradılış gayesini anlattıktan sonra hemen rızık konusundan bahsetmiş ise, bu demektir ki Allah’a kulluk açısından rızık konusunun yakın bir alakası vardır.
Ve araştırdığınızda da göreceksinizdir ki hemen hemen insanlığın kısmı azamı, rızık endişesinden dolayı Allah’a kulluklarını ihmal etmektedirler.
İşte bundan dolayı Allah’u Teala bu Ayeti celileleriyle rızık konusunda kaygısı ve korkusu olanlara buyuruyor ki : Ben sizi sadece ve sadece bana kulluk edesiniz diye yarattım. Dolayısıyla rızkınız da bana aittir. Öyleyse bu hususta sakın rızık korkusu ve endişesi sizi bana isyan ettirmesin…. Çünkü :
“ Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri temin edemezler de, Allah onları da sizi de rızıklandırır. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. “
Ankebut : 60
“ Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olma-sın …… “
Hud : 6
Öyleyse Allah’a hakkıyla iman eden bir müslümanın, rabbisinin bu husustaki teminatından sonra hala böyle bir korku ve endişe içerisinde olması asla düşünülemez.
Onu yoktan vareden rabbisi, nasılki ona yeme ve içme hasleti verdiyse, onun rızkını da takdir ve tayin etmiştir. Ki, bunu zaten biraz önceki zik-redilen hadisi şerifte görmüştük.
RIZKIN ELDE EDİLMESİNDE MU’TEDİL YOL
Öyleyse geriye kalan ; kulun kendisine taktir ve tayin edilen bu rızkını helal yollardan elde etmeye çalışmasıdır.
Unutmayalım ki Allah’a kullukta rızık endişesi ve korkusu ne kadar etkili bir imtihan vesilesi ise, aynen de o rızkı elde etmede başvurulacak işler ve uğraşlar da o denli etkileyici imtihan vesileleridir…. Bu konuda da çevrenize göz attığınızda şunu göreceksinizdir ki ; …. Birçok insan, hatta inanan, rızık kaygısı ve endişesinden dolayı gayri İslami işler ve uğraşlar peşinde koşmaktadırlar.
Bu gün bir çok inananın sakallarını kesmeleri, bu kaygının eseri değil mi ? ….. Bir çok inandığını söyleyen hanımefendilerin başlarını açmaları, bu korkunun eseri değil mi ? …. El cevap : elbetteki bu gayri İslami tavırlar, rızık endişesinin zehirli meyveleridir.
İşte bundan dolayıdır ki örnek ve önderimiz Muhammed Mustafa s.a.v ümmetini bu konuda uyararak şöyle buyurur :
“ Ey insanlar ! Allah’tan korkunuz ve rızık talebinde mu’tedil olunuz. Çünkü rızkı geçikse bile tamamını elde etmedikçe hiçbir nefis ölmeyecektir. O halde rızık talebinde Allah’tan korkun ve istemekte mu’tedil olun. Helal olanı alınız, haram olanı bırakınız. “
İbni Mace : 6.C.2144.N – Beyhaki : 10404
“ … Cibrili emin bana, rızkını tamamlamadan hiçbir nefis ölmeye-cektir diye haber verdi. O halde Allah’tan korkun ve rızık konusunda mu’tedil olun. Sakın rızık endişesi sizi Allah’u teala’ya isyan etmeye sevketmesin. Çünkü Allah katındaki hayırlara, ancak Allah’a itaatle ulaşılır. “
Heysemi M.Zevaid : 4 / 72 – 6293.n – Taberani Kebir : 7694.N – İbni Hibban
“ … İbni Amr r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Dünya tatlıdır, caziptir. Kim onu helal yoldan alırsa, Allah onu kendisine mubarek kılar. – helal yolu tercih etmeyipte – Nefsinin arzuları içinde yüzen nice kimseler vardır ki, ateşten başka nasipleri yoktur. “
Taberani Kebir – Camiu’s Sağir : 2 / 2196.n
“ … Yine bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur Allah rasulü s.a.v : Sizden biriniz hakkı gördüğü ve şahit olduğu zaman ; insanların korkusu onun hakkı söylemesine asla engel olmasın. Çünkü onun hakkı söylemesi veya hatırlatması ne ecelini yaklaştırır ve ne de rızkını uzaklaştırır. “
Ahmed : 3 / 19 – Terhib ve Terğib : 4 / 516.s
Hulasa, bu ve benzeri hadisler gösteriyorki ; kulların kendilerine takdir ve tayin edilen rızıkları, her ne şekilde olursa olsun kendilerini arayıp bulacaktır….. Dolayısıyla, insanların – özellikle inananların – rızıklarını elde etmeleri konusunda mu’tedil davranmaları gerekir….. Yani, ifrat ve tefrite sapmadan orta yolu takip etmeleri gerekir.
Öyle ya ; mademki her nefis kendisine tayin edilen rızkın tamamını elde etmeden ölmeyecektir, öyleyse onun gecikmesi veya kaygısı sahibini doğru yoldan saptırmaması gerekir…. Daha açık bir ifadeyle ;
“ Bu meseleye hakkıyla iman eden bir müslümanın, rızkını elde etme hususunda vesilelere çok dikkat etmesi gerekir… Yani ; meşru vesilelere sarılmalı ve kendisini Allah’a isyan ettirecek gayri meşru vesilelerden de uzak tutmalıdır. “
Zamanımızdaki bir çok cahil insanın zannettiği ve dediği gibi ; dürüst olduğun zaman kazanamıyorsun ki …. Yalan söylemeden satılmıyor ki ...
Malın ayıbını söylersen almıyorlar ki … mantığı, asla bir müslümanın düşüneceği ve yapacağı bir şey olmamalıdır… Diğer bir ifadeyle ; bir insanın dürüstlüğü ve doğru sözlülüğü asla rızkınıza mani olan bir davranış değil, bilakis onun helal yoldan gelmesine ve bereketlenmesine vesiledir.
Bakınız Rabbimiz kerim kitabında bu konuda ne buyuruyor :
“ Ey inananlar ! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi düzene soksun ve günahlarınızı bağışlasın…… “
Ahzab : 70 – 71
“ ……. Kim Allah’tan sakınırsa, Allah o kimseye bir çıkış yolu ihsan eder ve onu, hiç hesabedemediği bir yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse. O, ona yeter. “
Talak : 2 – 3
İşte bu ve emsali deliller açıkça gösteriyor ki ; Allah’ın emir ve nehiylerine riayet eden ve O,ndan sakınan bir kimseye Allah her hususta yardım eder… Ona, karmaşık işlerinde bir çıkış yolu ihsan eder…. Onun işlerini düzene sokar … ve o kimseyi, aklının ucundan bile geçirmediği bir yerden rızıklandırır.
TAKDİR, SEBEBLERE ENGEL DEĞİLDİR
Öyleyse ey Allah’a teslim olduğunu söyleyenler ! ….. ey kadere iman ettiğini söyleyenler ! …. Ve eyy taaa ana rahminde iken rızkının takdir ve tayin edildiğine inananlar ! ……… bu yolda takip edeceğiniz en güzel düstur ;
Allah’tan hakkıyla korkmanız …. O’na tevekkül etmeniz … ve rızkınızı elde etmek için başvuracağınız vesileler konusunda da meşru olanları seçmeniz gerekir….. Unutmayınız ki takdir, sebeblere engel değildir.
Bu konuda bir çok cahil insanın dediği ve zannettiği gibi İslam, insanın ağzını açıpta oturmasını istemediği gibi, sadece sebeblere de bel bağla-masını sevmez.
Dolayısıyla İslam, insanlara takdir ve tayin edilen rızkı, sebeblere sarıl-makla elde etmelerini emretmiş ve bunun takdire engel olmadığını anlatmıştır.
Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır : İlaç kullanmakta kaderdendir ve Allah izin verirse şifa verir.
Camiu’s Sağir : 2 / 4-2203 – Sahihu’l Cami : 9043.n
Yani ; tedavi olmayı emretmiş, kadere bel bağlayarak onu terk etmeyi de reddetmiştir…. Dolayısıyla rızık konusunda da İslam, sebeblere sarılmayı emretmiş ve kadere bel bağlayarak el ense yapmayı da reddet-miştir….. İşte rızık konusunda mu’tedil davranmanın anlamı budur.
Değerli kardeşlerim ! unutulmamalıdır ki rızkı elde etme vesileleri maddi ve manevi olmak üzere iki çeşittir.
Ziraat, ticaret vesaire gibi şeyler rızkın elde edilmesinde maddi vesileler olduğu gibi, Dua etmek, tevekkül etmek ve Allah yolunda harca-mak ta, rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesi için manevi vesilelerdir.
RIZKIN ELDE EDİLMESİ VE BEREKETLENMESİ İÇİN VESİLELER
Maddi vesileler :
Değerli kardeşlerim ! maddi vesileler hususunda her şeyden önce bilinmesi gereken en önemli kural şudur ; Allah’u Teala bir şeyi haram kıldı mı, onun ücretini de haram kılar.
“ … Abdurrahman b. Va’le – ki bu Mısır ehlinden bir kimsedir - İbni Abbas’a üzümden sıkılan içkinin hükmünü sordu. İbni Abbas : Bir adam Rasulullah s.a.v’e içi şarap dolu bir kırba hediye etti. Rasulullah s.a.v ona : “ Allah’ın onu kesin haram kıldığını bilmedin mi ? “ buyurdu. Adam : Hayır dedi ve bir insana gizlice bir şeyler söyledi. Rasulullah s.a.v ona : “ Adamla gizlice ne konuştun? “ buyurdu. Adam : Şarabı satmasını söyledim dedi. Rasulullah s.a.v : “ Allah içilmesini haram kıldığı bir şeyin satmasını da haram etti “ buyurdu. Bunun üzerine şarap dolu kırbanın ağzını açtı ve nihayet o kırbada bulunan şarabın hepsi döküldü. ”
Müslim : 5.c.1579.n - Malik : 2/846) Nesei : 4678.4942-4944 - Ebu Yağla : 2590 - Beyhaki : 6/11-12 - Beğavi : 2040 - Ahmed : 1/244-323
{ … İbni Abbas r.a dan.Resulullah s.a.v şöyle dedi : Şüphesiz ki Allah’u Azze ve Celle bir şeyi haram kılınca,onun ücretini de haram kılar. }
Dare Kutni : 2.c.2778.n
“ … Abdurrahman b. Va’le den …….. Rasulullah s.a.v : “ Allah içilme-sini haram kıldığı bir şeyin satmasını da haram etti “ buyurdu …. ”
Müslim : 5.c.1579.n - Malik : 2/846 - Nesei : 4678.4942-4944 - Ahmed : 1/244-323
“ … El-Mikd r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v : Hiç kimse elinin çalış-masını yemekten daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah’ın Nebisi Davud a.s elinin çalışmasından yerdi, buyurdu.”
Buhari : 2072-Ter :1917 - Beyhaki : 11691 - Beğavi : 2026 - Ahmed : 17181
“ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v : Şüphesiz insanlar üzerine bir zaman gelecek ki, o zamanda kişi malı helalden mi haramdan mı elde ettiğine dikkat etmeyecek, önemsemeyecektir “ buyurdu.”
Buhari : 2083-Ter :1926 - Nesei : 4466-4467 - Darimi : 2/246/2539 - Ahmed : 9626-9845-10568 - Albani : 5344-S. Cami
Bu ve emsali deliller gösteriyor ki, bir müslüman rızkını elde etmek için el emeği ile kendisine sarıldığı bakkalı, manavı, ziraatı vesaire gibi işleri meşru olan şeylerdir… Diğer bir ifadeyle ; hakkında haramlılığına dair bir delil bulunmadığı sürece, bir müslümanın yapacağı her iş meşru vesilelerdendir.
Dolayısıyle basiretli bir Müslümana, Allah’ın haram kıldığı bir işle veya bir uğraşla rızkını elde etmeye çalışması haramdır… Diğer bir ifadeyle ; bu şekildeki uğraşlar, kulun helal olarak kendisine tayin edilen rızkını haramlaştırmasıdır.
Manevi vesileler :
ALLAH’A İMAN EDİP O’NDAN SAKINMAK
Unutmayalımki rızkı elde etmede en önemli ve en güzel manevi vesi-lelerin başında Allah’a iman etmek ve O’ndan sakınmak gelir… Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :
“ …… Eğer o ülke halkı Allah’a iman edip ve O’dan sakınsalardı, onlara gökten ve yerden bereket kapıları açardık……… “
A’raf : 96
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً
{ Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi düzene koysun ve günahlarınızı bağışlasın.Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse,büyük bir başarı elde etmiş olur. }
AHZAB : 70.71.AY
{ …… Kim Allah’tan korkarsa, Allah’ta ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve onu,hiç hesap edemediği bir yerden rızıklandırır…….. }
TALAK : 2.3.AY.
Demekki kul Allah’a iman eder ve O’ndan hakkıyla korkarak ticaret ortamlarında yalandan, hilekarlıktan ve her türlü aldatıcı tavırlardan uzak durursa, Allah o insanın rızkını bereketlendirir, işlerini düzene sokar, sıkıntılı hallerinde ona bir çıkış yolu ihsan eder ve günahlarını da bağışlar.
ALLAH’A TEVEKKÜL ETMEK
Rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesinde en önemli ve en güzel manevi vesilelerden birisi de, Allah’a tevekkül etmektir …. Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :
{ …… Kim Allah’tan korkarsa, Allah’ta ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve onu, hiç hesap edemediği bir yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter……….. }
TALAK : 2.3.AY.
“ … Ömer r.a dan : Rasulullah s.a.v şöyle buyurur : “ Şayet sizler Allah’a hakkıyla tevekkül etseniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırır. Gördüğünüz gibi onlar,aç karınla giderler ve tok karınla dönerler.”
İbni Mace : 10.c.4164.n – Tirmizi : 4.c.2447.n – Ahmed :
DÜRÜST OLMAK, YALAN SÖYLEMEMEK
Rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesinde en güzel vesilelerden birisi de, dürüst olmak ve yalan söylememektir …. Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :
{ Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi düzene koysun ve günahlarınızı bağışlasın……….. }
AHZAB : 70.71.AY
“ … Bir hadisi şeriflerinde Allah rasulü s.a.v şöyle buyurur : Sizden biriniz hakkı gördüğü ve şahit olduğu zaman ; insanların korkusu onun hakkı söylemesine asla engel olmasın. Çünkü onun hakkı söylemesi veya hatırlatması ne ecelini yaklaştırır ve ne de rızkını uzaklaştırır. “
Ahmed : 3 / 19 – Terhib ve Terğib : 4 / 516.s
Yani ; yalanı dolanı vesile edinerek bir şeyler kazanmak için uğraş-mayın….. Dürüst olun, doğru sözlü olun… çünkü kim böyle davranırsa rızkını helal yoldan kazanmış ve onu bereketlendirmiş olur.
ALLAH’TAN BAĞIŞLANMA DİLEMEK
Rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesinde en güzel vesilelerden birisi de, Allah’tan bol bol bağışlanma dilemektir …. Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :
“ Rabbiniz'den bol bol bağışlanma dileyesiniz ve O'na tevbe edesiniz. - Eğer bunu yaparsanız - sizi, tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır ve her lütuf sahibine lütfunu da verir……….. ”
HUD : 3.AY.
Unutmayınki Allah’tan bol bol bağışlanma dilemenin karşılığı ; gökyü-zünden inen bereketler ve yeryüzünden çıkan bereketlerdir. Mallarda bolluk, üretimde ve nesilde bereket, bedenlerde afiyet ve afetlerden korunmadır. Allah’u Teala şöyle buyurur :
" Ey kavmim ! Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü - yağmuru ile - bol bol göndersin ve kuvve-tinize kuvvet katsın. Günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."
HUD : 52.AY.
İBNİ KESİR R.H Bu Ayet’in tefsirinde şunları söyler : “ …. Eğer Allah’a tevbe ve istiğfar eder, O’ndan bol bol bağışlanma diler ve O’nun emirlerini yerine getirirseniz ; rızkınız çoğalır. Göklerin bereketinden size sular indirir, yerlerin bereketinden bitkiler bitirir, ekinler yetiştirir, hayvanlarınızın memelerinden sütler akıtır. Ve sizi mal ve çocuklarla destekler …. “
İBNİ KESİR : 14.C.8116.S
{ … İbni Abbas r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kim Allah’tan bol bol bağışlanma dilerse ; Allah onun her sorununa bir çözüm, her sıkıntısına bir çıkış yolu ihsan eder ve onu ummadığı bir yerden rızıklandırır. }
AHMED : EBU DAVUD :
SILAYI RAHİM YAPMAK
Rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesinde en güzel vesilelerden birisi de, sılayı rahim yapmaktır …. Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur :
“ Her kim rızkının bollanmasını ve ömrünün uzamasını istiyor ise, sıla’ı rahim yapsın. - yani, akrabalarını ziyaret edip onlara iyilik ve ihsanda bulunsun - “
BUHARİ : 13.C.5986.S - MÜSLİM : 8.C.2557.N
Demek ki, insanın hısım ve akrabalarını ziyaret etmesi, onları koruyup kollaması,maddi ve manevi olarak onlara destek olması,insanın ömrünün uzamasına ve rızkının çoğalmasına sebeptir……
Öyleyse, samimi bir Müslüman bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Henüz hayat sermayesi elinde iken, hısım ve akrabalarının haklarını gözeterek bu imtihan yurdunda hem kazancının artmasına ve bereketlenmesine, hem de ahiretteki kazancının artmasına çalışması gerekir.
Değerli kardeşlerim ! buraya kadar zikredilen delillerden de anlaşıla-cağı gibi ; bir insanın - özellikle de iman ettiğini söyleyen bir kimsenin - Allah’a kulluk için yaratıldığını asla unutmaması gerekir….. Dolayısıyla, Allah’a kulluk etmek için yaratılan insanın bu yoldaki rızık endişesi, Para pul kazanma hırsı…. Kasayı keseyi doldurma hevesini, kendisini Allah’a isyan ettirmemesi gerekir.
Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
“ Onlar o kimseler ki, ne bir ticaret ve ne de bir alış veriş onları Allah'ı zikretmekten, namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoy-maz ; onlar, kalplerin ve gözlerin korkudan ters döneceği günden korkarlar. “
NUR : 37
“ Ey iman edenler ! ne mallarınız ve ne de çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten alıkoymasın; kim böyle yaparsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. “
MUNAFİKUN : 9
“ ….. Ey Muhammed ! Onlara deki : Allah’ın katında olan şey, eğlen-ceden de, ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. “
CUMA : 11
“ De ki : Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyor ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. “
TEVBE : 24
AŞIRI HIRS VE İSTİDRAC
Değerli kardeşlerim ! konuyla ilgili önemli bir noktaya deyinmek zan-nedersem faideli olacaktır… O da ; aşırı hırs ve istidrac konusu.
Unutmayalımki aşırı hırs, mahrumiyete sebeb olduğu gibi, istidraca’da sebebtir.
“ … Allah resulü s.a.v şöyle buyurdular : Her kimin kaygısı ahiret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, işlerini dağınık olmaktan kurtarır ve dünya da ona boyun eğerek gelir. Her kimin kaygısı da dünya olursa, Allah onun fakirliğini iki gözü arasında kılar, kendisini derbeder eder ve dünya’dan da kendisine ancak mukadder olan gelir. “
TİRMİZİ : 4.C.2583.N
İşte bu ve emsali delillerden anlaşılacağı üzere aşırı hırs, mahrumiyete sebebtir…… Ama bunun yanında bir de isditrac denilen bir olay var ki, bunu da rabbimiz kerim kitabında şöyle anlatır :
“ Kim dünya hayatını ve onun ziynetini arzu ederse, onların bu amellerinin karşılığını tastamam öderiz. - yani bu istek ve arzularını yerine getiririz - Onlar bu hususta bir eksikliğe de uğratılmazlar. Ama bunlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. Dünya da yaptıkları işler de boşa gitmiş ve amelleri batıl olmuştur.”
HUD : 15.16.AY.
“ Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin ; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve onlar inkâr içindeyken can-larının zorluk içinde çıkmasını istiyor. “
TEVBE : 85
“ Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak. Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla biz onların hayrına koşuyoruz - veya onlara yardım ediyoruz ? - Hayır, onlar bunu neden böyle yaptığımızı anlamıyorlar. “
MU’MİNUN : 54-55-56
“ Artık bu sözü yalanlayanları sen bana bırak. Biz onları, - inkar ve isyanlarına karşılık - hiç bilmeyecekleri bir yönden azaba yaklaş-tıracağız. “
KALEM : 44
İşte bu Ayeti Celilelerde de anlatıldığı gibi ; dünyaya rağbet edip onu elde etmek için aşırı hırs göstermek te istidraca sebebtir.
Değerli kardeşlerim ! burada istidrac olayının daha güzel anlaşılması açısından Allah resulü s.a.v’in şu hadisi şeriflerini zikretmekte fayda vardır.
“ … Allah resulü s.a.v buyuruyorlar ki : Bir kul Allah’a isyan etmeye devam ettiği halde, Allah hala ona sevdiği dünyalık şeyleri veriyor ise, bu ancak Allah tarafından o kul için bir istidractır. “
Ahmed : 4 / 145 – Camiu’s Sağir : 1.c.359.n
Değerli kardeşlerim ! bilindiği gibi nimetlere mazhar olmakla veya onlardan mahrum bırakılmakla insan imtihan olur…. Kul eğer şükrederse Allah nimetini bollaştırır ve bereketli kılar…. Kul günah ve isyana daldığında ise, Allah nimetlerini kısar ve ona açlık, kıtlık veya yokluk gibi çeşit çeşit musibet ve belalar verir…. Bu, bilinen genel bir kaidedir.
Ama bir de kul, isyan ve günahlara gömüldüğü halde Allah’u Teala hala nimetlerini ve o kulunun sevdiği şeyleri kendisine veriyor ise işte bu da, biraz önceki hadisi şerifte bahsedilen istidraçtır….. Yani bu bir nimet değil, o kul için bir musibettir… Diğer bir ifadeyle ; o kulun azabının artması için bir vesiledir…. ( istidrac )
Öyleyse refah ve sefahat içerisinde olupta günah ve isyanlara dalan kimselerin mal ve mülklerinin çok oluşu… zengin olmaları …. Müslü-manları aldatmamalıdır….. bizleri onlara imrendirmemelidir. Çünkü her şeyde netice önemlidir değerli kardeşlerim… eğer bir nimet, insanı dünya ve ahiret saadetine götürüyor ise, işte o nimettir.
Eğer elde edilen mal mülk, para pul, Allah’a isyana dolayısıyla cehen-neme götürüyor ise, o da azabtır, nimet değildir.
Ben konuyu daha fazla uzatmak istemiyor ve siz değerli kardeşlerime Allah resulü s.a.v’in şu hadisi şeriflerini hatırlatarak istiyorum.
( … Abdullah İbni Amr r.a dan.Resulullah s.a.v buyurdular ki : Allah’ın emrine boyun eğen, yaşayacak kadar rızkı bulunan ve Allah tarafından kanaat sahibi kılınan kimse kurtuluşa ermiştir. )
TİRMİZİ : 4.C.2452.N
( … Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Zenginlik, malın mülkün çokluğu değildir ; asıl zenginlik gönül zenginliğidir.)
TİRMİZİ : 4.C.2479.N
( …. Fedale b.Ubeyd r.a dan.Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Ne mutlu İslama hidayet edilipte rızkı geçimine yetecek kadar olan ve kanaat eden kimseye. )
TİRMİZİ : 4.C.2453.N
Allah’u Azze ve Celle bizlere, rızık olarak takdir ettiği şeyleri hayırlı vesilelerle elde etmemizi nasip eylesin ….. Bununla beraber yine bizlere, asıl zenginlik olan kalp zenginliğini, kanaat etmeyi ve başkalarının elinde olana imrenmemeyi nasip eylesin….
Amin
Vel hamdu lillahi rabbil alemin ….
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
بسم الله الرحمن الرحيم
Değerli kardeşlerim ! bilindiği gibi bir çok şeyin korkusu, endişesi ve kaygısı var ki bunlar, kulun Allah’a karşı sorumlu olduğu ibadetlerini yerine getirip getirmeme de büyük bir rol oynamaktadır.
Bunlar ; canımdan olurum korkusu ve endişesi….. malımdan olurum korkusu ve endişesi…. Tenkit edilirim korkusu ve endişesi… kınanırım korkusu ve endişesi … veya alay edilirim korku ve endişesidir.
İşte bunlardan bir tanesi de, bu gün üzerinde durmaya çalışacağımız ve gücümüz nisbetinde izahını yapmaya çalışacağımız rızık korkusu ve endişesidir.
Bir çok kimsenin cahillikleri, bilgisizlikleri ve mala mülke karşı olan hırsları sebebiyle Allah’tan ve onun dininden yüz çevirdiklerine şahit olursunuz…
Bu tip zavallılarla nerede Allah’a kulluk ile alakalı bir sohbet, bir nasihat ortamı oluşturmaya çalışsanız, bunlardan sudur eden tek kaygı, tek endişe, Rızık konusundaki kaygı ve endişedir….
Yani kendilerine ne zaman ; Allah’a kulluk edin… onun dinini yaşamaya gayret edin…. çünkü siz bunun için yaratıldınız…. diye nasihatte bulun-sanız bir çoğunun cevabı ; efendim biz sizin dediğiniz gibi sürekli Allah’a kulluk edecek olsak, evde çoluk çocuk aç kalır…. biz aç kalırız… her zaman namaz kılacak olsak… sizler gibi bu şekilde sakal bırakacak olsak bizi işten atarlar, bize kim ekmek verir… hemi çalışmakta bir ibadettir, bizde böyle ibadet ediyoruz… şeklindedir.
Halbuki bilmezler ki Allah’u azze ve celle daha bu kimseleri dünyaya getirmeden önce, onların rızıklarını ana rahmindeyken takdir etmiştir.
Bilindiği gibi Allah resulu s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyur-maktadır : “ Sizin her biriniz ana baba maddeleri kırk gün ana rahminde toplanır. Sonra o maddeler yine o kadar zaman içinde katı bir kan pıhtısı halini alır. Sonra yine o kadar zaman içinde bir çiğnem ete tahavvul eder.Sonra bir melek gönderilir de ona ruh üfürür. Sonra melek şu dört şeyi yazmakla emrolunur : Rızkının ne kadar olacağı, ömrünün ne kadar olacağı, erkek mi dişi mi olacağı ve şaki mi said mi olacağı. “
Müslim : 8.c.2643 - 44
Görüldüğü gibi daha insan bu aleme gelmezden önce onun rızkı kendisine tayin ve takdir olunmuştur. Ve bu rızkı da mutlaka kendisi arayıp bulacaktır.
Allah resulu s.a.v yine bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır : Kulun rızkı, kendisini ecelinin aradığından daha fazla arar. “
Diğer bir rivayette ise : “ Birinin rızkından kaçsa bile ecelin onu yakaladığı gibi rızık da onu yakalar,bulur.”
M.Sağir : 2.C.429.N - C.Sağir : 3.C.3259.N
Hal böyle iken, cehaletleri başlarına bela olan birçok zavallı, hala rızık endişesinden dolayı Rabb’lerinin dininden uzak durup, O’na isyan içerisinde bir hayat sürerler…. Hatta O’nun dinini yaşamaya çalışanların içesinde bile, rızık endişesinden dolayı isyanlar söz konusudur.
Halbuki her neşekilde olursa olsun rızık endişesi ve kaygısı insanı Allah’a kulluktan alıkoymaması gerekir…..
Onu yaratan, onu şekillendiren ve ona yeme ve içme hasleti veren nasıl ki Rabb’i olan Allah ise, onu rızıklandıracak olanda yine Rabbisi olan Allah’dır….
Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ . مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ . إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
“ Ben cinleri ve insanları, sadece ve sadece bana ibadet etmeleri için yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Şüphesizki asıl rızık veren, çetin kuvvet sahibi olan Allah’tır. “
Zariyat : 56-57- 58
Değerli Kardeşlerim ! eğer zikri geçen bu Ayeti Celilelere dikkat ettiyseniz, Allah’u Teala bu Ayetlerde ; kendisine kulluk edilmesini, çünkü insanlığın yaradılış gayesinin sadece ve sadece bu olduğunu zikrettikten sonra, hemen rızık konusundan bahsederek onu gündeme getirmiştir.
Ve hiç şüphesizdir ki Rabbimiz birbiri ile alakası olmayan cümleleri yan yana getirmez…. Dolayısıyla, eğer rabbimiz insanlığın yaradılış gayesini anlattıktan sonra hemen rızık konusundan bahsetmiş ise, bu demektir ki Allah’a kulluk açısından rızık konusunun yakın bir alakası vardır.
Ve araştırdığınızda da göreceksinizdir ki hemen hemen insanlığın kısmı azamı, rızık endişesinden dolayı Allah’a kulluklarını ihmal etmektedirler.
İşte bundan dolayı Allah’u Teala bu Ayeti celileleriyle rızık konusunda kaygısı ve korkusu olanlara buyuruyor ki : Ben sizi sadece ve sadece bana kulluk edesiniz diye yarattım. Dolayısıyla rızkınız da bana aittir. Öyleyse bu hususta sakın rızık korkusu ve endişesi sizi bana isyan ettirmesin…. Çünkü :
“ Nice canlılar vardır ki, rızıklarını kendileri temin edemezler de, Allah onları da sizi de rızıklandırır. O hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. “
Ankebut : 60
“ Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olma-sın …… “
Hud : 6
Öyleyse Allah’a hakkıyla iman eden bir müslümanın, rabbisinin bu husustaki teminatından sonra hala böyle bir korku ve endişe içerisinde olması asla düşünülemez.
Onu yoktan vareden rabbisi, nasılki ona yeme ve içme hasleti verdiyse, onun rızkını da takdir ve tayin etmiştir. Ki, bunu zaten biraz önceki zik-redilen hadisi şerifte görmüştük.
RIZKIN ELDE EDİLMESİNDE MU’TEDİL YOL
Öyleyse geriye kalan ; kulun kendisine taktir ve tayin edilen bu rızkını helal yollardan elde etmeye çalışmasıdır.
Unutmayalım ki Allah’a kullukta rızık endişesi ve korkusu ne kadar etkili bir imtihan vesilesi ise, aynen de o rızkı elde etmede başvurulacak işler ve uğraşlar da o denli etkileyici imtihan vesileleridir…. Bu konuda da çevrenize göz attığınızda şunu göreceksinizdir ki ; …. Birçok insan, hatta inanan, rızık kaygısı ve endişesinden dolayı gayri İslami işler ve uğraşlar peşinde koşmaktadırlar.
Bu gün bir çok inananın sakallarını kesmeleri, bu kaygının eseri değil mi ? ….. Bir çok inandığını söyleyen hanımefendilerin başlarını açmaları, bu korkunun eseri değil mi ? …. El cevap : elbetteki bu gayri İslami tavırlar, rızık endişesinin zehirli meyveleridir.
İşte bundan dolayıdır ki örnek ve önderimiz Muhammed Mustafa s.a.v ümmetini bu konuda uyararak şöyle buyurur :
“ Ey insanlar ! Allah’tan korkunuz ve rızık talebinde mu’tedil olunuz. Çünkü rızkı geçikse bile tamamını elde etmedikçe hiçbir nefis ölmeyecektir. O halde rızık talebinde Allah’tan korkun ve istemekte mu’tedil olun. Helal olanı alınız, haram olanı bırakınız. “
İbni Mace : 6.C.2144.N – Beyhaki : 10404
“ … Cibrili emin bana, rızkını tamamlamadan hiçbir nefis ölmeye-cektir diye haber verdi. O halde Allah’tan korkun ve rızık konusunda mu’tedil olun. Sakın rızık endişesi sizi Allah’u teala’ya isyan etmeye sevketmesin. Çünkü Allah katındaki hayırlara, ancak Allah’a itaatle ulaşılır. “
Heysemi M.Zevaid : 4 / 72 – 6293.n – Taberani Kebir : 7694.N – İbni Hibban
“ … İbni Amr r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Dünya tatlıdır, caziptir. Kim onu helal yoldan alırsa, Allah onu kendisine mubarek kılar. – helal yolu tercih etmeyipte – Nefsinin arzuları içinde yüzen nice kimseler vardır ki, ateşten başka nasipleri yoktur. “
Taberani Kebir – Camiu’s Sağir : 2 / 2196.n
“ … Yine bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur Allah rasulü s.a.v : Sizden biriniz hakkı gördüğü ve şahit olduğu zaman ; insanların korkusu onun hakkı söylemesine asla engel olmasın. Çünkü onun hakkı söylemesi veya hatırlatması ne ecelini yaklaştırır ve ne de rızkını uzaklaştırır. “
Ahmed : 3 / 19 – Terhib ve Terğib : 4 / 516.s
Hulasa, bu ve benzeri hadisler gösteriyorki ; kulların kendilerine takdir ve tayin edilen rızıkları, her ne şekilde olursa olsun kendilerini arayıp bulacaktır….. Dolayısıyla, insanların – özellikle inananların – rızıklarını elde etmeleri konusunda mu’tedil davranmaları gerekir….. Yani, ifrat ve tefrite sapmadan orta yolu takip etmeleri gerekir.
Öyle ya ; mademki her nefis kendisine tayin edilen rızkın tamamını elde etmeden ölmeyecektir, öyleyse onun gecikmesi veya kaygısı sahibini doğru yoldan saptırmaması gerekir…. Daha açık bir ifadeyle ;
“ Bu meseleye hakkıyla iman eden bir müslümanın, rızkını elde etme hususunda vesilelere çok dikkat etmesi gerekir… Yani ; meşru vesilelere sarılmalı ve kendisini Allah’a isyan ettirecek gayri meşru vesilelerden de uzak tutmalıdır. “
Zamanımızdaki bir çok cahil insanın zannettiği ve dediği gibi ; dürüst olduğun zaman kazanamıyorsun ki …. Yalan söylemeden satılmıyor ki ...
Malın ayıbını söylersen almıyorlar ki … mantığı, asla bir müslümanın düşüneceği ve yapacağı bir şey olmamalıdır… Diğer bir ifadeyle ; bir insanın dürüstlüğü ve doğru sözlülüğü asla rızkınıza mani olan bir davranış değil, bilakis onun helal yoldan gelmesine ve bereketlenmesine vesiledir.
Bakınız Rabbimiz kerim kitabında bu konuda ne buyuruyor :
“ Ey inananlar ! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi düzene soksun ve günahlarınızı bağışlasın…… “
Ahzab : 70 – 71
“ ……. Kim Allah’tan sakınırsa, Allah o kimseye bir çıkış yolu ihsan eder ve onu, hiç hesabedemediği bir yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse. O, ona yeter. “
Talak : 2 – 3
İşte bu ve emsali deliller açıkça gösteriyor ki ; Allah’ın emir ve nehiylerine riayet eden ve O,ndan sakınan bir kimseye Allah her hususta yardım eder… Ona, karmaşık işlerinde bir çıkış yolu ihsan eder…. Onun işlerini düzene sokar … ve o kimseyi, aklının ucundan bile geçirmediği bir yerden rızıklandırır.
TAKDİR, SEBEBLERE ENGEL DEĞİLDİR
Öyleyse ey Allah’a teslim olduğunu söyleyenler ! ….. ey kadere iman ettiğini söyleyenler ! …. Ve eyy taaa ana rahminde iken rızkının takdir ve tayin edildiğine inananlar ! ……… bu yolda takip edeceğiniz en güzel düstur ;
Allah’tan hakkıyla korkmanız …. O’na tevekkül etmeniz … ve rızkınızı elde etmek için başvuracağınız vesileler konusunda da meşru olanları seçmeniz gerekir….. Unutmayınız ki takdir, sebeblere engel değildir.
Bu konuda bir çok cahil insanın dediği ve zannettiği gibi İslam, insanın ağzını açıpta oturmasını istemediği gibi, sadece sebeblere de bel bağla-masını sevmez.
Dolayısıyla İslam, insanlara takdir ve tayin edilen rızkı, sebeblere sarıl-makla elde etmelerini emretmiş ve bunun takdire engel olmadığını anlatmıştır.
Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır : İlaç kullanmakta kaderdendir ve Allah izin verirse şifa verir.
Camiu’s Sağir : 2 / 4-2203 – Sahihu’l Cami : 9043.n
Yani ; tedavi olmayı emretmiş, kadere bel bağlayarak onu terk etmeyi de reddetmiştir…. Dolayısıyla rızık konusunda da İslam, sebeblere sarılmayı emretmiş ve kadere bel bağlayarak el ense yapmayı da reddet-miştir….. İşte rızık konusunda mu’tedil davranmanın anlamı budur.
Değerli kardeşlerim ! unutulmamalıdır ki rızkı elde etme vesileleri maddi ve manevi olmak üzere iki çeşittir.
Ziraat, ticaret vesaire gibi şeyler rızkın elde edilmesinde maddi vesileler olduğu gibi, Dua etmek, tevekkül etmek ve Allah yolunda harca-mak ta, rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesi için manevi vesilelerdir.
RIZKIN ELDE EDİLMESİ VE BEREKETLENMESİ İÇİN VESİLELER
Maddi vesileler :
Değerli kardeşlerim ! maddi vesileler hususunda her şeyden önce bilinmesi gereken en önemli kural şudur ; Allah’u Teala bir şeyi haram kıldı mı, onun ücretini de haram kılar.
“ … Abdurrahman b. Va’le – ki bu Mısır ehlinden bir kimsedir - İbni Abbas’a üzümden sıkılan içkinin hükmünü sordu. İbni Abbas : Bir adam Rasulullah s.a.v’e içi şarap dolu bir kırba hediye etti. Rasulullah s.a.v ona : “ Allah’ın onu kesin haram kıldığını bilmedin mi ? “ buyurdu. Adam : Hayır dedi ve bir insana gizlice bir şeyler söyledi. Rasulullah s.a.v ona : “ Adamla gizlice ne konuştun? “ buyurdu. Adam : Şarabı satmasını söyledim dedi. Rasulullah s.a.v : “ Allah içilmesini haram kıldığı bir şeyin satmasını da haram etti “ buyurdu. Bunun üzerine şarap dolu kırbanın ağzını açtı ve nihayet o kırbada bulunan şarabın hepsi döküldü. ”
Müslim : 5.c.1579.n - Malik : 2/846) Nesei : 4678.4942-4944 - Ebu Yağla : 2590 - Beyhaki : 6/11-12 - Beğavi : 2040 - Ahmed : 1/244-323
{ … İbni Abbas r.a dan.Resulullah s.a.v şöyle dedi : Şüphesiz ki Allah’u Azze ve Celle bir şeyi haram kılınca,onun ücretini de haram kılar. }
Dare Kutni : 2.c.2778.n
“ … Abdurrahman b. Va’le den …….. Rasulullah s.a.v : “ Allah içilme-sini haram kıldığı bir şeyin satmasını da haram etti “ buyurdu …. ”
Müslim : 5.c.1579.n - Malik : 2/846 - Nesei : 4678.4942-4944 - Ahmed : 1/244-323
“ … El-Mikd r.a şöyle dedi : Rasulullah s.a.v : Hiç kimse elinin çalış-masını yemekten daha hayırlı bir yemek yememiştir. Allah’ın Nebisi Davud a.s elinin çalışmasından yerdi, buyurdu.”
Buhari : 2072-Ter :1917 - Beyhaki : 11691 - Beğavi : 2026 - Ahmed : 17181
“ … Ebu Hureyre r.a şöyle dedi : Nebi s.a.v : Şüphesiz insanlar üzerine bir zaman gelecek ki, o zamanda kişi malı helalden mi haramdan mı elde ettiğine dikkat etmeyecek, önemsemeyecektir “ buyurdu.”
Buhari : 2083-Ter :1926 - Nesei : 4466-4467 - Darimi : 2/246/2539 - Ahmed : 9626-9845-10568 - Albani : 5344-S. Cami
Bu ve emsali deliller gösteriyor ki, bir müslüman rızkını elde etmek için el emeği ile kendisine sarıldığı bakkalı, manavı, ziraatı vesaire gibi işleri meşru olan şeylerdir… Diğer bir ifadeyle ; hakkında haramlılığına dair bir delil bulunmadığı sürece, bir müslümanın yapacağı her iş meşru vesilelerdendir.
Dolayısıyle basiretli bir Müslümana, Allah’ın haram kıldığı bir işle veya bir uğraşla rızkını elde etmeye çalışması haramdır… Diğer bir ifadeyle ; bu şekildeki uğraşlar, kulun helal olarak kendisine tayin edilen rızkını haramlaştırmasıdır.
Manevi vesileler :
ALLAH’A İMAN EDİP O’NDAN SAKINMAK
Unutmayalımki rızkı elde etmede en önemli ve en güzel manevi vesi-lelerin başında Allah’a iman etmek ve O’ndan sakınmak gelir… Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :
“ …… Eğer o ülke halkı Allah’a iman edip ve O’dan sakınsalardı, onlara gökten ve yerden bereket kapıları açardık……… “
A’raf : 96
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلاً سَدِيداً يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَمَن يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ فَازَ فَوْزاً عَظِيماً
{ Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi düzene koysun ve günahlarınızı bağışlasın.Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse,büyük bir başarı elde etmiş olur. }
AHZAB : 70.71.AY
{ …… Kim Allah’tan korkarsa, Allah’ta ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve onu,hiç hesap edemediği bir yerden rızıklandırır…….. }
TALAK : 2.3.AY.
Demekki kul Allah’a iman eder ve O’ndan hakkıyla korkarak ticaret ortamlarında yalandan, hilekarlıktan ve her türlü aldatıcı tavırlardan uzak durursa, Allah o insanın rızkını bereketlendirir, işlerini düzene sokar, sıkıntılı hallerinde ona bir çıkış yolu ihsan eder ve günahlarını da bağışlar.
ALLAH’A TEVEKKÜL ETMEK
Rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesinde en önemli ve en güzel manevi vesilelerden birisi de, Allah’a tevekkül etmektir …. Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :
{ …… Kim Allah’tan korkarsa, Allah’ta ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve onu, hiç hesap edemediği bir yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter……….. }
TALAK : 2.3.AY.
“ … Ömer r.a dan : Rasulullah s.a.v şöyle buyurur : “ Şayet sizler Allah’a hakkıyla tevekkül etseniz, kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırır. Gördüğünüz gibi onlar,aç karınla giderler ve tok karınla dönerler.”
İbni Mace : 10.c.4164.n – Tirmizi : 4.c.2447.n – Ahmed :
DÜRÜST OLMAK, YALAN SÖYLEMEMEK
Rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesinde en güzel vesilelerden birisi de, dürüst olmak ve yalan söylememektir …. Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :
{ Ey iman edenler ! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi düzene koysun ve günahlarınızı bağışlasın……….. }
AHZAB : 70.71.AY
“ … Bir hadisi şeriflerinde Allah rasulü s.a.v şöyle buyurur : Sizden biriniz hakkı gördüğü ve şahit olduğu zaman ; insanların korkusu onun hakkı söylemesine asla engel olmasın. Çünkü onun hakkı söylemesi veya hatırlatması ne ecelini yaklaştırır ve ne de rızkını uzaklaştırır. “
Ahmed : 3 / 19 – Terhib ve Terğib : 4 / 516.s
Yani ; yalanı dolanı vesile edinerek bir şeyler kazanmak için uğraş-mayın….. Dürüst olun, doğru sözlü olun… çünkü kim böyle davranırsa rızkını helal yoldan kazanmış ve onu bereketlendirmiş olur.
ALLAH’TAN BAĞIŞLANMA DİLEMEK
Rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesinde en güzel vesilelerden birisi de, Allah’tan bol bol bağışlanma dilemektir …. Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurur :
“ Rabbiniz'den bol bol bağışlanma dileyesiniz ve O'na tevbe edesiniz. - Eğer bunu yaparsanız - sizi, tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır ve her lütuf sahibine lütfunu da verir……….. ”
HUD : 3.AY.
Unutmayınki Allah’tan bol bol bağışlanma dilemenin karşılığı ; gökyü-zünden inen bereketler ve yeryüzünden çıkan bereketlerdir. Mallarda bolluk, üretimde ve nesilde bereket, bedenlerde afiyet ve afetlerden korunmadır. Allah’u Teala şöyle buyurur :
" Ey kavmim ! Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü - yağmuru ile - bol bol göndersin ve kuvve-tinize kuvvet katsın. Günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."
HUD : 52.AY.
İBNİ KESİR R.H Bu Ayet’in tefsirinde şunları söyler : “ …. Eğer Allah’a tevbe ve istiğfar eder, O’ndan bol bol bağışlanma diler ve O’nun emirlerini yerine getirirseniz ; rızkınız çoğalır. Göklerin bereketinden size sular indirir, yerlerin bereketinden bitkiler bitirir, ekinler yetiştirir, hayvanlarınızın memelerinden sütler akıtır. Ve sizi mal ve çocuklarla destekler …. “
İBNİ KESİR : 14.C.8116.S
{ … İbni Abbas r.a dan. Rasulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kim Allah’tan bol bol bağışlanma dilerse ; Allah onun her sorununa bir çözüm, her sıkıntısına bir çıkış yolu ihsan eder ve onu ummadığı bir yerden rızıklandırır. }
AHMED : EBU DAVUD :
SILAYI RAHİM YAPMAK
Rızkın elde edilmesi ve bereketlenmesinde en güzel vesilelerden birisi de, sılayı rahim yapmaktır …. Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur :
“ Her kim rızkının bollanmasını ve ömrünün uzamasını istiyor ise, sıla’ı rahim yapsın. - yani, akrabalarını ziyaret edip onlara iyilik ve ihsanda bulunsun - “
BUHARİ : 13.C.5986.S - MÜSLİM : 8.C.2557.N
Demek ki, insanın hısım ve akrabalarını ziyaret etmesi, onları koruyup kollaması,maddi ve manevi olarak onlara destek olması,insanın ömrünün uzamasına ve rızkının çoğalmasına sebeptir……
Öyleyse, samimi bir Müslüman bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Henüz hayat sermayesi elinde iken, hısım ve akrabalarının haklarını gözeterek bu imtihan yurdunda hem kazancının artmasına ve bereketlenmesine, hem de ahiretteki kazancının artmasına çalışması gerekir.
Değerli kardeşlerim ! buraya kadar zikredilen delillerden de anlaşıla-cağı gibi ; bir insanın - özellikle de iman ettiğini söyleyen bir kimsenin - Allah’a kulluk için yaratıldığını asla unutmaması gerekir….. Dolayısıyla, Allah’a kulluk etmek için yaratılan insanın bu yoldaki rızık endişesi, Para pul kazanma hırsı…. Kasayı keseyi doldurma hevesini, kendisini Allah’a isyan ettirmemesi gerekir.
Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
“ Onlar o kimseler ki, ne bir ticaret ve ne de bir alış veriş onları Allah'ı zikretmekten, namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoy-maz ; onlar, kalplerin ve gözlerin korkudan ters döneceği günden korkarlar. “
NUR : 37
“ Ey iman edenler ! ne mallarınız ve ne de çocuklarınız sizi Allah'ı zikretmekten alıkoymasın; kim böyle yaparsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. “
MUNAFİKUN : 9
“ ….. Ey Muhammed ! Onlara deki : Allah’ın katında olan şey, eğlen-ceden de, ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. “
CUMA : 11
“ De ki : Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım ve akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü'nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyor ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez. “
TEVBE : 24
AŞIRI HIRS VE İSTİDRAC
Değerli kardeşlerim ! konuyla ilgili önemli bir noktaya deyinmek zan-nedersem faideli olacaktır… O da ; aşırı hırs ve istidrac konusu.
Unutmayalımki aşırı hırs, mahrumiyete sebeb olduğu gibi, istidraca’da sebebtir.
“ … Allah resulü s.a.v şöyle buyurdular : Her kimin kaygısı ahiret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, işlerini dağınık olmaktan kurtarır ve dünya da ona boyun eğerek gelir. Her kimin kaygısı da dünya olursa, Allah onun fakirliğini iki gözü arasında kılar, kendisini derbeder eder ve dünya’dan da kendisine ancak mukadder olan gelir. “
TİRMİZİ : 4.C.2583.N
İşte bu ve emsali delillerden anlaşılacağı üzere aşırı hırs, mahrumiyete sebebtir…… Ama bunun yanında bir de isditrac denilen bir olay var ki, bunu da rabbimiz kerim kitabında şöyle anlatır :
“ Kim dünya hayatını ve onun ziynetini arzu ederse, onların bu amellerinin karşılığını tastamam öderiz. - yani bu istek ve arzularını yerine getiririz - Onlar bu hususta bir eksikliğe de uğratılmazlar. Ama bunlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. Dünya da yaptıkları işler de boşa gitmiş ve amelleri batıl olmuştur.”
HUD : 15.16.AY.
“ Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin ; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve onlar inkâr içindeyken can-larının zorluk içinde çıkmasını istiyor. “
TEVBE : 85
“ Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak. Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla biz onların hayrına koşuyoruz - veya onlara yardım ediyoruz ? - Hayır, onlar bunu neden böyle yaptığımızı anlamıyorlar. “
MU’MİNUN : 54-55-56
“ Artık bu sözü yalanlayanları sen bana bırak. Biz onları, - inkar ve isyanlarına karşılık - hiç bilmeyecekleri bir yönden azaba yaklaş-tıracağız. “
KALEM : 44
İşte bu Ayeti Celilelerde de anlatıldığı gibi ; dünyaya rağbet edip onu elde etmek için aşırı hırs göstermek te istidraca sebebtir.
Değerli kardeşlerim ! burada istidrac olayının daha güzel anlaşılması açısından Allah resulü s.a.v’in şu hadisi şeriflerini zikretmekte fayda vardır.
“ … Allah resulü s.a.v buyuruyorlar ki : Bir kul Allah’a isyan etmeye devam ettiği halde, Allah hala ona sevdiği dünyalık şeyleri veriyor ise, bu ancak Allah tarafından o kul için bir istidractır. “
Ahmed : 4 / 145 – Camiu’s Sağir : 1.c.359.n
Değerli kardeşlerim ! bilindiği gibi nimetlere mazhar olmakla veya onlardan mahrum bırakılmakla insan imtihan olur…. Kul eğer şükrederse Allah nimetini bollaştırır ve bereketli kılar…. Kul günah ve isyana daldığında ise, Allah nimetlerini kısar ve ona açlık, kıtlık veya yokluk gibi çeşit çeşit musibet ve belalar verir…. Bu, bilinen genel bir kaidedir.
Ama bir de kul, isyan ve günahlara gömüldüğü halde Allah’u Teala hala nimetlerini ve o kulunun sevdiği şeyleri kendisine veriyor ise işte bu da, biraz önceki hadisi şerifte bahsedilen istidraçtır….. Yani bu bir nimet değil, o kul için bir musibettir… Diğer bir ifadeyle ; o kulun azabının artması için bir vesiledir…. ( istidrac )
Öyleyse refah ve sefahat içerisinde olupta günah ve isyanlara dalan kimselerin mal ve mülklerinin çok oluşu… zengin olmaları …. Müslü-manları aldatmamalıdır….. bizleri onlara imrendirmemelidir. Çünkü her şeyde netice önemlidir değerli kardeşlerim… eğer bir nimet, insanı dünya ve ahiret saadetine götürüyor ise, işte o nimettir.
Eğer elde edilen mal mülk, para pul, Allah’a isyana dolayısıyla cehen-neme götürüyor ise, o da azabtır, nimet değildir.
Ben konuyu daha fazla uzatmak istemiyor ve siz değerli kardeşlerime Allah resulü s.a.v’in şu hadisi şeriflerini hatırlatarak istiyorum.
( … Abdullah İbni Amr r.a dan.Resulullah s.a.v buyurdular ki : Allah’ın emrine boyun eğen, yaşayacak kadar rızkı bulunan ve Allah tarafından kanaat sahibi kılınan kimse kurtuluşa ermiştir. )
TİRMİZİ : 4.C.2452.N
( … Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Zenginlik, malın mülkün çokluğu değildir ; asıl zenginlik gönül zenginliğidir.)
TİRMİZİ : 4.C.2479.N
( …. Fedale b.Ubeyd r.a dan.Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Ne mutlu İslama hidayet edilipte rızkı geçimine yetecek kadar olan ve kanaat eden kimseye. )
TİRMİZİ : 4.C.2453.N
Allah’u Azze ve Celle bizlere, rızık olarak takdir ettiği şeyleri hayırlı vesilelerle elde etmemizi nasip eylesin ….. Bununla beraber yine bizlere, asıl zenginlik olan kalp zenginliğini, kanaat etmeyi ve başkalarının elinde olana imrenmemeyi nasip eylesin….
Amin
Vel hamdu lillahi rabbil alemin ….
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
Zikrin Tanımı ve Mahiyeti..
13:05
ZİKRİN TANIMI VE KEYFİYETİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Bu sohbetimizde zikrin tanımını,onun mana ve mahiyetini izah edip, meselenin sağlıklı bir şekilde anlaşılmasına gayret göstereceğiz…
Bizi böyle bir çalışmaya iten sebep,Allah’ı zikretme adına – İslam’da aslı astarı olmayan – bir takım garip hal ve hareketlerle zikir halkaları oluşturulması ve bunların din adına yapılmasıdır.
Bununla beraber ; Allah Resulü s.a.v’in bir hadisi şeriflerindeki ; “ Kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin,eğer eliyle değiştirmeye gücü yetmezse onu diliyle değiştirsin, ona da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf noktasıdır. “
MÜSLİM.1.C.49.N
sözlerinden hareketle,şuurlu bir müslümanın konuyla ilgili görmüş olduğu münkerlerin karşısında suskun kalmamasına inandığım içindir….
Konuya başlamadan önce Allah’u azze ve celle’den kendim için bu meseleyi güzel ifade edebilme kudret ve kuvveti diliyor ve ayrıyeten sizler için de güzel bir anlayış, hüsnü zan ve hüsnü fehm talep ediyorum.
Değerli kardeşlerim ! her şeyden önce, konumuza başlık olarak seçtiğimiz ZİKİR kelimesinin lugavi ve istılahi tarifini yapıp,onun manasını anlamak zorundayız…. Yani zikir ne demektir…? bunun İslam’i tarifi nasıldır…? ve bunu uygulama sahasına bir Müslüman nasıl yansıtma-lıdır … ? bunların Kur’an ve Sünnet çizgisinde istenildiği manada anlaşılması gerekir……
Anlaşılması gerekirki, bu konudaki sünnete uygun zikir ve zikir meclisleri ile, birçok bid’at ve hurafelerle kendilerini avutan zikir meclisleri birbirinden ayırt edilsin…
Ve yine anlaşılması gerekir ki, Allah Resulu s.a.v’in tarif ettiği ve uyguladığı zikir şekli ve şemali ile, şeyh efendilerin veya üstadların tarif edip uydurdukları zikir şekli ve şemali birbirinden ayırt edilsin……
Hulasa,bu meselenin güzel anlaşılması gerekir ki, insanları Allah’a yaklaştıran zikir ve zikir meclisleri ile, onları Allah’tan uzaklaştıran bid’at ve hurafelerin zikredildiği ve uygulandığı meclisler birbirinden ayırt edilsin…
ZİKRİN LUĞAVİ VE ISTILAHİ MANASI
ZİKİR : luğavi manası : anmak ……hatırlamak……unutmamak için anmak……..ve…….unutulan şeyi hatırlamaya çalışmak…….manalarına gelir………
ZİKİR : ıstılahi manası : insanın,yaradanını asla unutmaması,her an hatırlaması ve O’nun kudretini, kuvvetini, azamet ve yüceliğini tefekkür edip, O’nun isteği ve Resulünün’de gösterdiği şekilde hareket etmesidir.
Dolayısıyla bu kelimeye birilerinin yüklediği kısır bir anlam yükleyerek ona uygun hareket edilmesinden ziyade, ıstılahi anlamında da ifade edildiği gibi, Allah’ın razı olacağı her meşkuliyetin zikir babından olduğunu kabul ederek hareket edilmesi gerekir…
Eğer bu nokta anlaşıldı ise, herhalde bu anlamda Kur’an’ın bir zikir olduğunu evvel emirde zihinlerimize güzelce yazmamız gerekir… Yani onun öğrenilmesi,öğretilmesi ve okunması bir zikirdir…
Rabbimiz kerim kitabında ; إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
“ Muhakkakki bu zikri biz indirdik ve onu muhafaza edecek olan da biziz. “
HİCR.9.AY
Ayeti celilesiyle Kur’an’ın bir zikir olduğunu açıkça beyan etmektedir.
فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذِي أُوحِيَ إِلَيْكَ إِنَّكَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ {} وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
“ Sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen dosdoğru bir yol üzeresin. Muhakkakki o, - yani sana vahyedilen şey - senin ve kavmin için bir zikirdir ve ondan sorguya çekileceksiniz. “
ZUHRUF : 43 - 44
“ Aşırı giden bir kavimsiniz diye sizi zikir ile uyarmayı terk mi edeceğiz ? “
ZUHRUF.5
“ Bu bir zikirdir ve apaçık bir Kur’an’dır. “
YASİN.69
“ İşte bu, indirdiğimiz mubarek bir zikirdir. Siz onu inkar mı ediyor-sunuz. “
ENBİYA.50
Bu Ayeti kerimelerde de görüldüğü gibi ,Rabbimizin Resulüne vahyettiği şey – yani kitap ve hikmet – bir zikirdir.
NAMAZ BİR ZİKİR’DİR
Ve yine bu anlamda Namaz bir zikirdir…. Rabbi’miz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
“ Muhakkak ki ben Allah’ım ; benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni zikretmek için namaz kıl...... “
TAHA : 14.AY.
“ Ey iman edenler ! Cuma günü namaz için nida edildiği zaman Allah’ın zikrine koşun...... “
CUMA : 9.AY.
İşte Rabbimizin bu buyrukları, namazın bir zikir olduğunu beyan etmek-tedir…
“ ... Ummu’d derda r.a‘dan. O dedi ki : Allah’u Azze ve Celle‘nin : Allah’ı zikretmek çok büyüktür…. Ayeti celilesi delalet ediyor ki : namaz kılmak, Allah’ı zikretmektendir. – hatta - öğrettiğin her iyilik Allah’ı zikirdendir. Kötülüklerden kaçınman Allah’ı zikirdendir.Oruç tutman da Allah’ı zikretmektendir….. “
BUHARİ EF’ALİL İBAD : 569.N - BEYHAKİ.Ş.İMAN.1.376 -TABERİ.TEFSİR.6.C.380.S
Bu rivayette de anlatıldığı gibi ; namaz bir zikirdir, emri bil ma’ruf bir zikirdir, nehyi anil münker bir zikirdir ve oruç tutmak da bir zikirdir……
Allah’u Azze ve Celle bu konuda yine kerim kitabında şöyle buyurur :
“ Kötülüklerden temizlenen, Rabbi’nin ismini zikreden ve namazı kılan felaha ermiştir.... “
A’LA : 14 -15.AY.
“ Namazı kıldıktan sonra Allah’ı ayakta, oturarak ve yatarken zikre-din …... ”
NİSA :103.AY.
“ Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. - Ve derler ki : - " Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."
ALİ İMRAN : 191.AY
“ Rabbi’nin ismini zikret ve O’na yönel..... “
MÜZZEMMİL : 8. AY
İşte bu ifadeleriylede Rabbimiz ; dilin kendisini övmesini, tesbih etmesini, tenzih etmesini zikir olarak isimlendirmiştir.
“ ... Allah Resulü s.a.v buyurdular ki : Dilin Allah’u Azze ve Celle’nin zikri ile devamlı ıslak kalsın.... “
İBN MACE : 9.3793.N – TİRMİZİ : 6.3597.N
Resulullah s.a.v’in bu buyrukları da aynen biraz önce ifade edildiği gibi, dilin Allah’ı övmesini, tesbih etmesini, tenzih etmesini zikir olarak kabul etmiştir.
Hulasa değerli kardeşlerim ! bu ve emsali delillerin ifadesiyle anlaşılı-yorki insanın, Rabbi’sinin razı olacağı her uğraşı Allah’ı zikretmek demektir.
Yani kalbin amelinden olan Rabbisi adına tefekkürü, tedebbürü, tezellülü ve tevekkülü Allah’ı zikretmek olduğu gibi, azaların Allah’ın emirlerine uyarak namaz kılması, zekat vermesi, oruç tutması hacc yapması gibi ibadetleri de yine insanın Rabbisini zikretmesi olarak kabul edilmiştir..... Bununla beraber dilin, Allah’ın birliğini, yüceliği, kudretini, kuvvetini, azametini, kadrini, kıymetini ve şanını itiraf edip O’nu, bütün noksanlıklardan tenzih etmeye yönelik kullandığı bütün sözler de yine Allah’ı zikretmek olarak kabul edilmiştir..
Ve yine, insanın kendi acziyetini, zayıflığını ve küçüklüğünü kabul ederek Rabbisine sığınması, O’ndan istemesi, O’ndan korkması, O’na boyun eğmesi de Allah’ı zikretmek demektir....
Çünkü bu sayılanların hepsinde de, - zikrin ıstılahi tarifinde de bahsi edildiği gibi - Allah’ı hatırlama ve O’nu anma söz konusudur….
Değerli kardeşlerim ! zikrin bu genel tarifinden sonra isterseniz birazda dilin zikrinden ve onun önemini ve ehemmiyetini anlatan delillerden bahsedelim...
ZİKRİN ÖNEMİ
Unutmayalım ki dilin Allah’u Azze ve Celle’yi zikretmesi ; Allah’ın teşvik ettiği ve devamlı yapılmasını emrettiği bir iştir.
Rabbi’miz bu ibadeti, kendisine yaklaştırıcı bir vesile kılmış ve bunu yapanlara da bol bol mukafat verip ve onları azabtan kurtaracağını va’detmiştir.
Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır : “ Allah’ı zikretmek çok büyüktür…… “
ANKEBUT : 45.AY.
“ Ey iman edenler ! Allah’ı çok zikredin……. “
AHZAB : 41.AY.
“ ……… Allah’ı çok zikreden erkekler ve çok zikreden kadınlar var ya ; işte Allah bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazır-lamıştır……. “
AHZAB : 35.AY.
“ Ey iman edenler ! … Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz …“
ENFAL : 45.AY.
“ ….. Muhakkak ki arınıp temizlenen, Rabbi’nin ismini zikreden ve namaz kılan felaha ermiştir…….. “
A’LA : 14 -15. AY.
“ ……… işte onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olanlardır. Şunu iyi bilin ki kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur…”
RAD : 28.AY.
“ ... Muaz ibni cebel r.a’dan. Resulullah s.a.v buyurdularki : Ademoğlu Allah’ı zikretmekten daha çok kendini Allah’ın azabından kurtaracak bir amel işlememiştir. Dediler ki : Allah yolunda cihad etmekte mi ? Resulullah s.a.v buyurdu ki : Allah yolunda cihad etmekte ; ancak öldürülünceye kadar savaşması bundan müstesna. ”
İBNİ EBİ ŞEYBE - TABERANİ
“ ... Ebu’d Derda r.a‘dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Size amelle- rinizin en hayırlısını,Melik’iniz katında en geçerli olanını,derecelerinizi en çok yükselten şeyi,sizin için altın ve gümüş biriktirmekten daha kazançlı olanını ,düşmanla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan , onlarında sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlısını bildireyim mi ? saha-biler : bildir ey Allah’ın Resulü dediler : Allah Resulü s.a.v şöyle buyurdu : Allah’ı zikretmektir. ”
İBN MACE : 9.C.3790.N – TİRMİZİ : 6.C.3599.N
“ ... Ebu Musa el-Eşari r.a’dan : Peygamber s.a.v şöyle buyurdu : Rabbi’ni zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin misali diri ile ölü gibidir. “
BUHARİ : 14.C.6344.S
ALLAH’TAN GAFLETİN ÇİRKİNLİĞİ
Değerli kardeşlerim ! zikrullah’ın önemini, ehemmiyetini ve güzelliğini anlatan daha birçok deliller mevcuttur.Biz bu kadarı ile iktifa ederek şimdi de zikrin tam zıddı olan gafletten biraz bahsetmeye çalışalım….
Bilindiği gibi gaflet zikrin tam zıddıdır….Gafletlerin en büyüğü ve en çirkini ise Allah’tan gafil olmaktır… Unutmayalım ki bir insan için Allah’tan gafil olmak kadar daha büyük bir bela ve musibet olmadığı gibi,Allah’ı zikretmek kadar da büyük bir saadet yoktur…
Allah’u Azze ve Celle,kullarını gaflet belasından sakındırmış ve onlara her an kendi zatını hatırlamalarını emretmiştir……….Hatta bütün fiili ibadetleri,kendisini hatırlamaya vesile kılıp,gafletin çirkinliğini Kerim kitabında sık sık anlatmıştır…
Rabbi’miz şöyle buyurmaktadır :
“ Rabbi’ni içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret, gafillerden olma. “
ARAF.205.AY
“ Kalpleri Allah’ın zikrine karşı katılaşanların vay haline. Bu kim-seler apaçık bir sapıklık içindedirler. “
ZÜMER.22.AY
“ Kim o Rahma’nın zikrine göz yumarsa, biz ona şeytanı musallat kılarız. Artı o, onun ayrılmaz bir arkadaşı olur. “
ZUHRUF.36.AY
“ Şeytan onları hükmü altına almış, Allah’ı zikretmeyi bile unuttur-muştur. İşte bu kimseler şeytanın taraftarlarıdırlar.Haberiniz olsun ki hüsrana uğrayacak olanlar,şeytanın taraftarlarıdır. “
MÜCADELE.19.AY
“ Nefsini sabah akşam rızasını isteyerek Rabb’lerina yalvaranlarla bir tut. Dünya hayatının süsüne kanarak gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, kendi nefsinin arzusuna uyan ve işi aşırılık olan kimseye de itaat etme. “
KEHF.28.AY
“ Ey iman edenler ! Sizi ne mallarınız ve ne de evlatlarınız Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim böyle yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. “
MÜNAFİKUN.9.AY
“ Kim de beni zikretmekten yüz çevirirse onun için dar bir geçim vardır. Kıyamet gününde de onu kör olarak haşrederiz. “
TAHA.124.AY
Evet ey Müslüman unutma ki bu kulluğun şerefine göklerde ve yerde bulunan her şey nail olmuştur…. Rabbimizin buyurduğu gibi :
“ Yedi tabaka göklerde ve yerde bulunan her şey O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbit etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki, siz onların tesbihini anlayamazsınız. O halimdir, bağışlayıcıdır. “
İSRA.44.AY
Ve yine unutmayın ki, bu şereften ancak insanların ve cinlerin kafirleri uzak dururlar ve mahrum kalırlar.
MÜSLÜMANIN ZİKİR MECLİSİ NASIL OLMALI
Değerli kardeşlerim ! Allah’a iman ettiğini söyleyen şuurlu ve basiretli müslümanlar, yan yana gelerek oluşturdukları her mecliste Allah’ı zikrettikleri zaman,onların bol bol sevap kazanacakları çok karlı bir ortam olacağı gibi, Rabbi’lerini zikretmeden ayrılacakları her ortamında kendileri için zararlı ve nedamet duyacakları bir ortam olacağını asla unutmamaları gerekir……
Çünkü kendisini örnek ve önder edindiğimiz Allah’ın Resulu s.a.v şöyle buyurmaktadır :
“ Allah’ı zikretmedikleri bir meclisten kalkıp dağılan kimseler, tıpkı merkep leşinden kalkıp dağılan kimseler gibidirler. Bu onlar için pişman olacakları bir kayıptır. “
EBU DAVUD : 5.C.4855.N - AHMED.2/389
Allah’ın Resulu s.a.v yine şöyle buyurdular :
“ Bir mecliste oturup orada Allah’ı zikretmeyen ve Peygamberlerine salavat getirmeyen bir topluluk, mutlaka Allah tarafından bu kusur-larından dolayı pişmanlığa uğratılır. Allah dilerse onlara azab eder, dilerse onları bağışlar. “
TİRMİZİ.6.C.3602.N
İhlaslı ve samimi Müslümanlar,diğer kardeşleriyle ancak Allah rızası için yan yana gelen kimselerdir….. Bununla beraber oluşturdukları mec-lislerde, ancak Allah’ın razı olacağı ve peygamberlerinin de yapıp tarif ettiği zikir çeşitleri ile meşgul olan kimselerdir…
Onlar, zamanımızdaki birçok cahil kimselerin yaptığı gibi, dinde aslı astarı olmayan zikir çeşitleri ile meşgul olan kimseler değillerdir.
Onlar defle dümbelekle Allah’ı zikretmeye kalkışmadıkları gibi, garip garip sesler çıkararak, kafayı kolu sallayarak veya oraya buraya yalpa yaparak Allah’ı zikretmeye kalkışan kimseler de değillerdir…….
Onların zikirleri, Kur’an’a ve Sünnet’e dayanan zikirlerdir. Çünkü onlar, Allah ve resulu’nun şu buyruklarını iyi bilen ve asrı saadeti kendilerine örnek alan insanlardır…
Bakınız Rabbimiz kendisini zikretmek isteyenlere nasıl bir mesaj veriyor :
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
“ Andolsunki Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’ı ve Ahiret gününü umar olan kimseler için ve Allah’ı çok zikretmek isteyen kimseler için güzel örnek vardır. “
AHZAB : 21.AY.
İşte bu kural, Allah’ı zikretmek isteyen herkes için olmazsa olmazlardan olan bir kuraldır.
Yani, kim Rabbi’sini zikretmek istiyorsa, zikrinin şekli ve şemali mutlaka Kur’an ve sünnete uygun olma mecburiyetindedir, değilse o yaptığı şey kendisinden asla kabul edilmez.
{ … Aişe r.anha'dan ; Resulullah s.a.v söyle buyurdular : Kim bizim şu işimizin – yani dinimizin - içinde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse, o merdutdur. } diğer bir rivayette ise :
{ ... Her kim bizim emrimize uymayan bir amel işlerse o amel mer-dutdur. }
MÜSLİM : 5.C.1718.N
İşte Allah resulu sav ‘in mektebinde öğretilen zikirler ve onunla alakalı örnek alınması gereken mükemmel dersler :
{ … Ebu Hureyre ra’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah’u Azze ve Celle şöyle buyuruyor : Ben kulumun beni zannı yanındayım. Kulum beni zikrederken ben muhakkak onunla beraber olurum.Eğer o beni kalbinde zikrederse,bende onu nefsimde zikrederim.Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse,bende onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim.Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kuluç yaklaşırım.O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak varırım. }
MÜSLÜM.8.C.2675.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim kendisinde ilim arayacağı bir yola giderse,Allah ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Herhangi bir topluluk Allah’ın evlerinden bir evde toplanıpta, Allah’ın kitabını tilavet ederler ve onu aralarında karşılıklı okuyup ders yaparlarsa muhakkak üzerlerine sekinet iner.Kendilerini rahmet kaplar. Melekler onların etrafını çepeçevre ihata edip kuşatırlar.Allah’ta onları yanında bulunan – melekler – içinde anar. – unutmayın ki – ameli eksik olanı, nesebi, amel sahip-lerinin mertebesine kavuşturamaz. }
MÜSLİM.8.C.2699.N
“ … Ebu said el-Hudri ra şöyle dedi : Bir gün Muaviye mesciddeki bir ders halkasının yanına geldi de : sizleri burada oturtan sebep nedir ? diye sordu. Ordakiler : Toplanıp oturduk, Allah’ı zikrediyoruz, dediler. Muaviye : vallahi sizleri hakikaten sadece bu maksat mı oturttu burada ? dedi. Oturanlar : vallahi bizleri bu maksattan başka bir şey oturtmamıştır, dediler. Muaviye : ben sizleri ittiham etmek için yemin ettirmiş değilim. Benim Resulullah’a yakınlığım derecesinde olupta Resulullah’tan benim kadar az rivayet eden hiçbir kimse yoktur.Resulullah s.a.v bir defasında, sahabilerden bir ders halkasının yanına geldi ve : Sizleri böyle oturtan sebep nedir ? diye sordu. Sahabiler : oturup,Allah’ı zikrediyor ve bizleri islama hidayet etmesine ve bizleri nimetlendirmesine karşılık O’na hamd ediyoruz,dediler. Resulullah s.a.v : Vallahi, sizleri bundan başka bir maksat oturtmamış mıdır ? diye sordu. Sahabiler : vallahi bizleri bu maksattan başka bir şey oturtmuş değildir,dediler.Resulullah s.a.v : Ben sizleri ittiham etmek için yemin ettirmedim. lakin bana Cibril gelip Aziz ve Celil olan Allah’ın sizlerle meleklere iftihar etmekte oldu-ğunu bana haber verdi,buyurdu. }
MÜSLİM.8.C.2710.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v buyurdular ki : Allah’u Tebareke ve Teala’nın yeryüzünde seyahat eden birtakım melekleri vardır ki onlar, zikir meclislerini araştırırlar. Onlar, içinde Allah’ın zikre-dildiği bir meclis bulduklarında onlarla beraber otururlar ve birbirlerini kanatları ile hazır olup dinlemeye teşvik ederler. Nihayet onlarla sema arasındaki mesafeyi doldururlar.Meclisin dağıldığı ve meleklerin de semaya yükselip çıktıkları zaman Allah’u Azze ve Celle onları pek iyi bildiği halde meleklerine : Sizler nereden geldiniz ? diye sorar. Melekler :
biz yeryüzünde senin bir takım kullarının yanından geldik ki onlar seni tesbih ediyorlar,seni tekbir ediyorlar,seni tehlil ediyorlar,sana hamd ediyorlar ve senden istiyorlar, derler. Allah’u Azze ve Celle : onlar benden ne istiyorlar ? buyurur. Melekler : onlar senden cennetini istiyorlar, derler . Allah Azze ve Celle : onlar benim cennetimi görmüşler mi ? Buyurur. Melekler : hayır Rabbi’miz ! onlar senin cennetini görmemişlerdir, derler. Allah Azze ve Celle : eğer onlar benim cennetimi görselerdi nasıl olurdu ? der. Melekler : o kullar senin eman vermeni istemektedirler ,derler. Allah Azze ve Celle : benim hangi şeyden eman vermemi istiyorlar ,der. Melekler : Ateşinden ey Rabbi’miz !, derler. Allah Azze ve Celle : onlar benim ateşimi görmüşler mi ?,buyurur. Melekler : Hayır,onlar senin ateşini görmemişlerdir, derler. Allah Azze ve Celle : Eğer onlar benim ateşimi görselerdi nasıl olurdu,der. Melekler : Tekrar onlar senin mağfiretini talep etmektedirler,derler. Bunun üzerine Allah’u Azze ve Celle : Ben onları mağfiret eyledim,onların bütün isteklerini ihsan ettim ve eman istedikleri şeyden de eman verdim, buyurur. Melek- ler : Ya Rabbi ! o zikr edenlerin içinde çok hata edici bir kul olan filan kimsede vardı,sadece oradan geçiyordu da onlarla beraber oturuvermiştir, derler. Allah’u Azze ve Celle : Ben onu da mağfiret ettim, çünkü o cemaatle beraber oturan kimseler şakiyy olamaz, buyurur. }
MÜSLİM : 8.2689.N – BUHARİ : 14.C.6345.S
Allah’u Azze ve Celle’nin zikir meclislerini övdüğünü ve sevdiğini anla-tan bu delillerin naklinden sonra, şimdi de Allah resulü s.a.v’in bizzat kendi dilinden inananlara Allah’ı nasıl zikretmeleri gerektiği hususundaki örnekleri anlatabiliriz.
Çünkü ,Ahzab suresinin 21. Ayeti kerimesinde de anlatıldığı gibi, Allah’ı zikretmek isteyen kimseler için,Resulullah s.a.v en güzel örnektir…
{ … Allah resulü s.a.v şöyle buyuruyor : Dile hafif, mizanda ağır,rahmeti umuma yaygın,Allah’a sevimli olan iki kelime vardır ki bunlar : SUBHA-NALLAHİ VE Bİ HAMDİHİ SUBHANALLAHİ-L AZİM.
Allah’ı ona hamd ederek tesbih ederim. Büyük olan Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. }
BUHARİ : 14.6343.S – MÜSLİM : 8.C.2694.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Andolsun ki benim subhanallahi ve’l hamdu lillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber…….demekliğim, bana üzerine güneş doğan her şeyden daha sevimlidir. “
MÜSLİM : 8.C.2695.N
“ … Cabir ibni Abdullah r.a’dan. Der ki : Resulullah s.a.v’den şunu duydum : Zikrin en faziletlisi, LA İLAHE İLLALLAH, duanın en faziletlisi de EL- HAMDULİLLAH ’ tır. “
TİRMİZİ : 6.C.3605.N - İBNİ MACE : 9.C.3800.N
“ … Ebu Musa r.a dedi ki : Resulullah s.a.v bana : Ben sana Cennet hazinelerinden bir kelimeyi - yahut, Cennet hazinelerinden bir hazi-neye seni - delalet edeyim mi ? dedi. Ben de : Evet delalet ediniz dedim. Bunun üzerine Resulullah s.a.v : LA HAVLE VE LA KUVVETE İLLA BİLLAH’ tır , buyurdu. “
MÜSLİM : 8.C.2704 / 47.N
“ … Semure b. Cundub r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Sözlerin Allah’ın yanında en sevimlileri şu dördüdür :
SUBHANALLAH : Allah’ı her türlü noksanlıklardan tenzih ederim.
ELHAMDULİLLAH : Allah’a hamdolsun.
LA İLAHE İLLALLAH : Allah’tan başka ilah yoktur.
ALLAHU EKBER : Allah en büyüktür.
Bunların hangisi ile başlarsan başla,sana bir zararı yoktur. “
MÜSLİM :
“ … İbni Abbas r.a’dan : oda peygamberin zevcesi - cuveyrice r.a’dan şöyle tahdis etti : Peygamber s.a.v bir gün sabah namazını kıldığı sırada cuveyriye henüz namaz kıldığı yerde bulunurken cuveyriye’nin yanından dışarı çıktı. Sonra kuşluk vakti olunca geriye döndü. Cuveyriye de hala namaz kıldığı yerde oturmakta idi. Peygamber s.a.v ona : Senden ayrıldığım zamandaki hal üzere mi devam ediyosun ? dedi. Cuvey-riye : Evet o hal üzereyim ,dedi. Peygamber s.a.v : Vallahi ben senden sonra dört kelimeyi üç defa söyledimki eğer bu kelimeler senin gün başladığından beri söylemiş olduğun kelimelerle tartılsaydı, benim söyle-diklerim muhakkak senin söylediklerini tartardı, onlar şu kelimelerdir :
SUBHANALLAHİ ADEDE HALGİHİ : Allah’ı yarattıklarının adedi kadar tesbih ederim.
SUBHANALLAHİ RİDA NEFSİ : Allah’ı nefsinin razı olacağı kadar tesbih ederim.
SUBHANALLAHİ ZİNETE ARŞİHİ : Allah’ı arşının zineti kadar tesbih ederim.
SUBHANALLAHİ MİDADE KELİMATİHİ : Allah’ı kelimelerin adedi kadar tesbih ederim. “
MÜSLİM : 8.C.2726.N
“ … Enes ibni Malik r.a’dan : Resulullah s.a.v yaprakları kurumuş bir ağaca uğrayıp asasıyla ona vurdu ve yapraklar döküldü. Bunun üzerine şöyle buyurdu : Şu sözler – varya – kulun günahlarını, şu ağacın yaprak-ları döküldüğü gibi, mutlaka döker :
ELHAMDULİLLAH : Allah’a hamd olsun.
SUBHANALLAH : Allah’ı tesbih ederim.
LA İLAHE İLLALLAH : Allah’tan başka ilah yoktur.
ALLAHU EKBER : Allah en büyüktür.
TİRMİZİ : 6.C.3761.N
Bu ve emsali delillerden anlaşıldığı gibi, asrı saadetteki oluşturulan zikir meclisleri,her şeyden önce sadece ve sadece Allah rızası için oluş-turulan meclislerdi……
Bununla beraber zikir halkalarında yapılan şeyler ise görüldüğü gibi : Kur’anın öğrenilmesi ve öğretilmesi…………. Kur’anın izahını yapan hadislerin öğrenilmesi ve öğretilmesi.......... Allah’ın isim ve sıfatlarının öğrenilmesi ve öğretilmesi…… Allah’ın tesbih edilmesi, noksanlıklardan tenzih edilmesi, O’na hamd edilmesi …. O’nun yüceltilmesi …. Allah’ın isim ve sıfatları ile O’na dua edilmesi …. O’ndan istekte bulunulması O’ndan cennetinin istenilmesi ….. Cehenneminden uzak tutması için O’na yalvarılması …. kendilerine bahşedilen hidayetten dolayı O’na bol bol hamdedilmesi ….. verdiği nimetlerden dolayı O’na şükredilmesi ve işlenilen hata ve günahlardan dolayı da O’ndan bağışlanılma dilenilmesi gibi meselelerdi…….
İşte onların zikir meclislerinin keyfiyeti böyle idi……….
Değerli Müslümanlar ! Allah’ı zikretme bazen belirli nedenlere ve zamana dayalı olduğu gibi, bazen de belirli sayılara ve vakitlere bağlan-mıştır…..
Zikrin belirli bir kısmı da herhangi bir sayıya ve vakte bağlanmamıştır, ta ki Müslümanlar, her an Rab’lerini zikretsinler,O’ndan gafil olmasınlar…
SAYI VE VAKTE BAĞLI ZİKİRLERDEN BAZI ÖRNEKLER
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim günde yüz kere : LA İLAHE İLLALLAHU VAHDEHU LA ŞERİKELEH LEHUL MÜLKÜ VE LEHUL HAMDU VE HUVE ALA KULLİ ŞEY’İN KADİR derse, bu dua o kimse için on köle azad etmeye denk olur.Onun lehine yüz hasene yazılır, yüz kötülük de silinir. O gün içinde akşama erişin-ceye kadar şeytanın şerrinden emin olur ve hiçbir kimse o kimsenin bu duayı okunmasından daha faziletli bir dua getiremez, meğer ki bu duayı ondan daha çok okuyan bir kimse olsun. Ve her kim günde yüz kere : SUBHANALLAHİ VE Bİ HAMDİHİ derse, o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile silinir. “
MÜSLİM : 8.C.2691.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan şöyle dedi : Fatıma bir hizmetçi istemek için Resulullah s.a.v’in yanına geldi ve ona iş görmekten şikayet etti. Bunun üzerine Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Sen istediğin hizmetçiyi benim yanımda bulamazsın iyi dinle ! ben sana, senin için bir hizmetçiden daha hayırlı olan bir şeye seni delalet edeyim mi ? ; yatağına girerken otuz üç kere SUBHANALLAH, otuz üç kere ELHAMDULİLLAH, otuz dört kerede ALLAHUEKBER,dersin. “
MÜSLİM : 8.C.2728.N
“ … Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : ………….. Ben size bir iş haber vereyim mi ki, siz onu yapmakla sizden önde olanlara yetişesiniz, sizden sonra gelen mal sahiplerinin de önüne geçesiniz ? ......... her namazın ardından on kere SUBHANALLAH on kere ELHAMDULİLLAH on kere de ALLAH’U EKBER demektir. “
BUHARİ : 13.C.6264.S
“ … Ebu Hureyre r.a’dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kim ki sabah namazını kıldıktan sonra on kere : LA İLAHE İLLALLAHU VAHDEHU LA ŞERİKE LEH LEHU’L MÜLKÜ VE LEHU’L HAMDU VE HUVE ALA KULLİ ŞEY’İN KADİR derse, Allah’u azze ve celle onun için on hasene yazar,on seyyiatını siler,o kimseyi on derece yükseştir. Bu zikir,İsmail a.s neslinden iki köle azad etmeye denktir. Kim ki bu zikri akşam namazından sonra da söylerse sabaha kadar şeytanla arasında perde olur. “
TABERANİ.KEB : 4051.N - İBN MACE : 10.C.3867.N - EBU DAVUD : 5.C.5077.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim sabaha girerken ve akşama girerken yüz kere SUBHANALLAHİ VE Bİ HAMDİHİ derse, kıyamet gününde hiç kimse onun okuduğu bu duadan daha faziletli bir dua getiremez. Ancak onun söylediği bu dua kadar söylenmiş olan ve ondan daha fazla söylemiş olan kimse müstesna. “
MÜSLİM : 8.C.2692.N
“ … Abdullah bin Hubeyd r.a’dan : Resulullah s.a.v buyurdular ki : KUL HU VALLAHU EHAD ve FELAK VE NAS surelerini, akşama ve sabaha vardığın zaman üç kere oku ; bu , her şeye karşı sana yeter. “
TİRMİZİ : 6.C.3808.N
ALLAH’I ZİKREDERKEN ÖLÇÜLÜ DAVRANMAK
Değerli kardeşlerim ! Müslümanların ölçüyü kaçırdıkları meselelerden bir tanesi de, bu meseledir…
Yani Allah’ı zikretme adına haddi aşıp bağırıp çağırmalar, dengesiz hareketler ve Kur’an’a ve Sünnete uymayan kelime ve cümlelerle ölçünün dışına çıkmalarıdır………
Şüphesiz ki İslam’da Allah’ı zikretmenin kendine has bir ölçüsü vardır. Ve bu da ; Kur’an’ın ve Sünnet’in tarif ettiği şekilde olmalıdır… Ki, biraz önce zikretmiş olduğumuz Ayet’i celile, bunun örneğinin Resul’de oldu-ğunu inananlara açıkça bildirmiştir.
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
“ Andolsunki Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’ı ve Ahiret gününü umar olan kimseler için ve Allah’ı çok zikretmek isteyen kimseler için güzel örnek vardır. “
AHZAB : 21.AY.
Allah’u azze ve celle Kerim kitabında, bu Ayet’i celilesiyle inananların Resulullahı örnek almalarını ve şu Ayet’i kerimeleriyle de bu konu da haddi aşmamalarını kendilerine emretmiş :
“ Rabbi’nize yalvararak gizlice dua edin, zira O haddi aşanları sevmez. “
ARAF : 55.AY
“ Rabbi’ni içinden yalvararak, korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret ; gafillerden olma. “
ARAF : 205.AY
“ … Ebu Musa el-Eşari şöyle demiştir : Biz bir kere Allah resulü s.a.v’in beraberindeydik. Bizler bir vadi üzerinde yükseldikçe LA İLAHE İLLALLAH tehlilini ve ALLAH’U EKBER tekbirini söylerdik de seslerimiz yüksek olurdu. Bunun üzerine Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Ey insanlar ! nefislerinize karşı yumuşak davranın. Seslerinizi yükseltmeyin. şüphesiz ki sizler ne sağırı ve ne de gaibi çağırmıyorsunuz……… “
BUHARİ : 6.C.2793.S – MÜSLİM : 8.C.2704.N
“ … Sa’d bin ebi Vakkas r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : ZİKRİN HAYIRLISI GİZLİ OLANIDIR ”
AHMED : 1/180.N.1562 - EBU YALA.724
“ … Abdullah ibni Ömer r.a’dan : Resulullah s.a.v‘in şöyle buyurduğunu rivayet etti : Kim amelini insanlara işittirirse, Allah onu halkın kula-ğına duyurur ve onu hakir ve küçük kılar. “
K.ZÜHD : 42.S.141.N
“ … Damra-t ibnu Habib r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah’u Teala’yı mütevazi bir anışla anınız. Denildi ki : Mütevazi anış nedir ? O da : Gizli zikirdir, buyurdu. “
K.ZÜHD : 44.S.155.N
Hasanu-l basri r.h şöyle buyurur : Bir adan Kur’anı Kerimi ezberlerdi de komşuları onu hissetmezlerdi…… Yine fıkıh da büyük bir dereceye ulaşanlar olurdu da etrafında ki insanlar onu hissetmezdi. Evinde ziya-retciler olurdu da, onun uzun namaz kıldığını hissetmezlerdi.
Biz öyle kimselere ulaştık ki yeryüzünde gizli yapmaya muktedir olduk-ları bir işi asla açığa çıkarmazlardı….. Müslümanlar dua’da bütün varlık-larını verirler di sesleri işitilmezdi. Ancak kendileriyle Aziz ve celil olan Allah arasında bir fısıltı olurdu. Bunu böyle yapmalarının sebebi, Allah’u Teala’nın :
“ Rabbi’nize yalvararak ve gizlice dua edin,zira o haddi aşanları sevmez. “ ARAF : 55.AY
Ve yine bunun sebebi, Allah’u Azze ve Celle’nin : Salih ve sözünden razı olduğu zekeriyya’nın Rabbisini hatırlayıp da ;
“ Hani o rabbine gizli bir nida ile seslenmişti “ MERYEM : 3.AY buyur-masındandır.
K. ZÜHD : 41.S.140.N
“ … Amr b. Yahya haber verip dedi ki ; babamı,babasından şöyle rivayet ederken duydum : Babam dedi ki : Sabah namazından önce Abdullah ibni Mesud’un kapısı önünde otururduk. Çıktığında, onunla beraber mescide giderdik.Yine bir sabah ebu Musa el-Eşari yanımıza geldi ve ; ebu Abdurrahman – yani ibn mesud – evden çıktı mı ? diye sordu. Hayır, dedik.O da bizimle beraber oturdu.
Nihayer - ibni Mesud - çıktı. Bizde gitmek için ayağa kalktık.Sonra – yürürken - ebu Musa ona şöyle dedi : Ey ebu Abdurrahman ! biraz önce mescide yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de Allah’a şükür, hayırdan başka bir şey görmüş değilim. Abdullah ibni Mesud : Nedir o ? diye sordu. O da : Yaşarsan birazdab göreceksin,dedi ve şöyle devam etti : mescide halkalar halinde, oturmuş,namazı bekleyen bir topluluk gördüm.Her halkada idareci bir adam,halkada ki diğer insanların ellerinde de çakıl taşları var ,idareci : yüz defa ALLAH’U EKBER deyin, diyor.onlarda yüz defa Allah’u ekber , diyorlar. Sonra yüz defa LA İLAHE İLLALLAH deyin ,diyor onlarda yüz defa la ilahe illallah,diyorlar.Yüz defa SUBHANALLAH deyin diyor,onlar da yüz defa subhanallah diyorlar.
Abdullah ibni Mesud : Peki onlara ne dedin? dedi. Ebu musa : Senin görüşünü ve emrini sormadan bir şey demedim, dedi. Abdullah ibn Mesud dedi ki : Onlara, kötülüklerinizi sayıp hesap edin, ben sizin iyiliklerinizin zayi olmayacağına güvence veririm,deseydin ya. Sonra beraberce gittik,nihayet bu halkalardan birinin yanına gelip, başlarına dikildi ve : bu yaptığınızı gördüğüm şeyler nedir ? dedi. Dediler ki : Ey ebu Abdurrahman ! Bunlar çakıl taşları onlarla ALLAH’U EKBER, LA İLAHE İLLALLAH ve SUBHANALLAH sözlerini sayıyoruz.
Abdullah ibn Mesud dedi ki : Siz kötülüklerinizi sayıp hesap edin ben, iyiliklerinizden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim.Yazıklar olsun size ! ey ümmeti Muhammed ,ne çabuk sapıttınız.Peygamberinizin bir çok sahabesi henüz hayatta, işte onun elbiseleri daha eskimemiş, kabı kacağı henüz kırılmamış.Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki,sizler ya Muhammedin dininden daha doğru yolda bir din üzeresiniz ya da yeni bir sapıklık kapısı açmaktasınız ” Onlar dedilerki : “ Vallahi ey eba Abdur-rahman bizim kötü bir niyetimiz yoktur, biz sadece hayır elde etmek istedik ”
Abdullah ibn Mesud şöyle karşılık verdi. “ Hayrı elde etmek isteyen niceleri vardır ki, onu elde edemezler. Resulullah s.a.v bize haber vermişti ki ; “ Kur’anı okuyan nice topluluklar var ki, bu okuyuşları onların köprücük kemiklerinden ileriye geçmeyecektir. “ Vallahi bilmiyorum belki de onların çoğu sizdendir.”
Ve sonra Abdullah İbn Mesut onlardan yüz çevirdi. Amr bin Yahya’nın dedesi, Amr bin Selime, bundan sonra şöyle dedi : “ Bu halkalardaki insanların tamamını, en-Nehrevan olayında haricilerin yanında bize karşı savaşırken gördük. “
DARİMİ : 1.C.210.N - EBU NUAYM.HİLYE :
Görüldüğü gibi zikri geçen bu deliller, İslam’da Allah’ı zikretmenin bir adabı ve edebi olduğunu, dolayısıyla bu konuda hiç kimse kendi şahsi yorum ve anlayışı doğrultusunda bir zikir şekli şemali ve sayısı belirle-meye hakkı yoktur.
Eğer son olarak zikredilen rivayete dikkat edilirse, Abdullah İbn Mesud burada ALLAH’U EKBER, LA İLAHE İLLALLAH ve SUBHANALLAH sözlerine karşı çıkmıyor. Onun karşı çıktığı husus, bir halka oluşturarak bu işi bir idarecinin yönetmesi ve ellerinde çakıl taşları veya boncuklarla yüz sefer şunu de, yüz defa bunu söyle, diyerek koro şeklinde bu ifadeleri kendi aralarında saymalarıdır…
Halbuki ihlaslı ve samimi bir Müslüman bu gibi zikirleri, kimseye sezdir-meden, riya ve gösteriş yapmadan Rabbisine taktim eden biri olmalıdır.
Rabbimden niyazım ; bizleri Kur’an’ın ve Sünnet’in tarif ettiği bir zikir şekliyle meşkul olan kullarından eylesin…..
AMİN
VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Bu sohbetimizde zikrin tanımını,onun mana ve mahiyetini izah edip, meselenin sağlıklı bir şekilde anlaşılmasına gayret göstereceğiz…
Bizi böyle bir çalışmaya iten sebep,Allah’ı zikretme adına – İslam’da aslı astarı olmayan – bir takım garip hal ve hareketlerle zikir halkaları oluşturulması ve bunların din adına yapılmasıdır.
Bununla beraber ; Allah Resulü s.a.v’in bir hadisi şeriflerindeki ; “ Kim bir münker görürse onu eliyle değiştirsin,eğer eliyle değiştirmeye gücü yetmezse onu diliyle değiştirsin, ona da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf noktasıdır. “
MÜSLİM.1.C.49.N
sözlerinden hareketle,şuurlu bir müslümanın konuyla ilgili görmüş olduğu münkerlerin karşısında suskun kalmamasına inandığım içindir….
Konuya başlamadan önce Allah’u azze ve celle’den kendim için bu meseleyi güzel ifade edebilme kudret ve kuvveti diliyor ve ayrıyeten sizler için de güzel bir anlayış, hüsnü zan ve hüsnü fehm talep ediyorum.
Değerli kardeşlerim ! her şeyden önce, konumuza başlık olarak seçtiğimiz ZİKİR kelimesinin lugavi ve istılahi tarifini yapıp,onun manasını anlamak zorundayız…. Yani zikir ne demektir…? bunun İslam’i tarifi nasıldır…? ve bunu uygulama sahasına bir Müslüman nasıl yansıtma-lıdır … ? bunların Kur’an ve Sünnet çizgisinde istenildiği manada anlaşılması gerekir……
Anlaşılması gerekirki, bu konudaki sünnete uygun zikir ve zikir meclisleri ile, birçok bid’at ve hurafelerle kendilerini avutan zikir meclisleri birbirinden ayırt edilsin…
Ve yine anlaşılması gerekir ki, Allah Resulu s.a.v’in tarif ettiği ve uyguladığı zikir şekli ve şemali ile, şeyh efendilerin veya üstadların tarif edip uydurdukları zikir şekli ve şemali birbirinden ayırt edilsin……
Hulasa,bu meselenin güzel anlaşılması gerekir ki, insanları Allah’a yaklaştıran zikir ve zikir meclisleri ile, onları Allah’tan uzaklaştıran bid’at ve hurafelerin zikredildiği ve uygulandığı meclisler birbirinden ayırt edilsin…
ZİKRİN LUĞAVİ VE ISTILAHİ MANASI
ZİKİR : luğavi manası : anmak ……hatırlamak……unutmamak için anmak……..ve…….unutulan şeyi hatırlamaya çalışmak…….manalarına gelir………
ZİKİR : ıstılahi manası : insanın,yaradanını asla unutmaması,her an hatırlaması ve O’nun kudretini, kuvvetini, azamet ve yüceliğini tefekkür edip, O’nun isteği ve Resulünün’de gösterdiği şekilde hareket etmesidir.
Dolayısıyla bu kelimeye birilerinin yüklediği kısır bir anlam yükleyerek ona uygun hareket edilmesinden ziyade, ıstılahi anlamında da ifade edildiği gibi, Allah’ın razı olacağı her meşkuliyetin zikir babından olduğunu kabul ederek hareket edilmesi gerekir…
Eğer bu nokta anlaşıldı ise, herhalde bu anlamda Kur’an’ın bir zikir olduğunu evvel emirde zihinlerimize güzelce yazmamız gerekir… Yani onun öğrenilmesi,öğretilmesi ve okunması bir zikirdir…
Rabbimiz kerim kitabında ; إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
“ Muhakkakki bu zikri biz indirdik ve onu muhafaza edecek olan da biziz. “
HİCR.9.AY
Ayeti celilesiyle Kur’an’ın bir zikir olduğunu açıkça beyan etmektedir.
فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذِي أُوحِيَ إِلَيْكَ إِنَّكَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ {} وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
“ Sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen dosdoğru bir yol üzeresin. Muhakkakki o, - yani sana vahyedilen şey - senin ve kavmin için bir zikirdir ve ondan sorguya çekileceksiniz. “
ZUHRUF : 43 - 44
“ Aşırı giden bir kavimsiniz diye sizi zikir ile uyarmayı terk mi edeceğiz ? “
ZUHRUF.5
“ Bu bir zikirdir ve apaçık bir Kur’an’dır. “
YASİN.69
“ İşte bu, indirdiğimiz mubarek bir zikirdir. Siz onu inkar mı ediyor-sunuz. “
ENBİYA.50
Bu Ayeti kerimelerde de görüldüğü gibi ,Rabbimizin Resulüne vahyettiği şey – yani kitap ve hikmet – bir zikirdir.
NAMAZ BİR ZİKİR’DİR
Ve yine bu anlamda Namaz bir zikirdir…. Rabbi’miz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
“ Muhakkak ki ben Allah’ım ; benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni zikretmek için namaz kıl...... “
TAHA : 14.AY.
“ Ey iman edenler ! Cuma günü namaz için nida edildiği zaman Allah’ın zikrine koşun...... “
CUMA : 9.AY.
İşte Rabbimizin bu buyrukları, namazın bir zikir olduğunu beyan etmek-tedir…
“ ... Ummu’d derda r.a‘dan. O dedi ki : Allah’u Azze ve Celle‘nin : Allah’ı zikretmek çok büyüktür…. Ayeti celilesi delalet ediyor ki : namaz kılmak, Allah’ı zikretmektendir. – hatta - öğrettiğin her iyilik Allah’ı zikirdendir. Kötülüklerden kaçınman Allah’ı zikirdendir.Oruç tutman da Allah’ı zikretmektendir….. “
BUHARİ EF’ALİL İBAD : 569.N - BEYHAKİ.Ş.İMAN.1.376 -TABERİ.TEFSİR.6.C.380.S
Bu rivayette de anlatıldığı gibi ; namaz bir zikirdir, emri bil ma’ruf bir zikirdir, nehyi anil münker bir zikirdir ve oruç tutmak da bir zikirdir……
Allah’u Azze ve Celle bu konuda yine kerim kitabında şöyle buyurur :
“ Kötülüklerden temizlenen, Rabbi’nin ismini zikreden ve namazı kılan felaha ermiştir.... “
A’LA : 14 -15.AY.
“ Namazı kıldıktan sonra Allah’ı ayakta, oturarak ve yatarken zikre-din …... ”
NİSA :103.AY.
“ Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. - Ve derler ki : - " Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."
ALİ İMRAN : 191.AY
“ Rabbi’nin ismini zikret ve O’na yönel..... “
MÜZZEMMİL : 8. AY
İşte bu ifadeleriylede Rabbimiz ; dilin kendisini övmesini, tesbih etmesini, tenzih etmesini zikir olarak isimlendirmiştir.
“ ... Allah Resulü s.a.v buyurdular ki : Dilin Allah’u Azze ve Celle’nin zikri ile devamlı ıslak kalsın.... “
İBN MACE : 9.3793.N – TİRMİZİ : 6.3597.N
Resulullah s.a.v’in bu buyrukları da aynen biraz önce ifade edildiği gibi, dilin Allah’ı övmesini, tesbih etmesini, tenzih etmesini zikir olarak kabul etmiştir.
Hulasa değerli kardeşlerim ! bu ve emsali delillerin ifadesiyle anlaşılı-yorki insanın, Rabbi’sinin razı olacağı her uğraşı Allah’ı zikretmek demektir.
Yani kalbin amelinden olan Rabbisi adına tefekkürü, tedebbürü, tezellülü ve tevekkülü Allah’ı zikretmek olduğu gibi, azaların Allah’ın emirlerine uyarak namaz kılması, zekat vermesi, oruç tutması hacc yapması gibi ibadetleri de yine insanın Rabbisini zikretmesi olarak kabul edilmiştir..... Bununla beraber dilin, Allah’ın birliğini, yüceliği, kudretini, kuvvetini, azametini, kadrini, kıymetini ve şanını itiraf edip O’nu, bütün noksanlıklardan tenzih etmeye yönelik kullandığı bütün sözler de yine Allah’ı zikretmek olarak kabul edilmiştir..
Ve yine, insanın kendi acziyetini, zayıflığını ve küçüklüğünü kabul ederek Rabbisine sığınması, O’ndan istemesi, O’ndan korkması, O’na boyun eğmesi de Allah’ı zikretmek demektir....
Çünkü bu sayılanların hepsinde de, - zikrin ıstılahi tarifinde de bahsi edildiği gibi - Allah’ı hatırlama ve O’nu anma söz konusudur….
Değerli kardeşlerim ! zikrin bu genel tarifinden sonra isterseniz birazda dilin zikrinden ve onun önemini ve ehemmiyetini anlatan delillerden bahsedelim...
ZİKRİN ÖNEMİ
Unutmayalım ki dilin Allah’u Azze ve Celle’yi zikretmesi ; Allah’ın teşvik ettiği ve devamlı yapılmasını emrettiği bir iştir.
Rabbi’miz bu ibadeti, kendisine yaklaştırıcı bir vesile kılmış ve bunu yapanlara da bol bol mukafat verip ve onları azabtan kurtaracağını va’detmiştir.
Rabbimiz kerim kitabında şöyle buyurmaktadır : “ Allah’ı zikretmek çok büyüktür…… “
ANKEBUT : 45.AY.
“ Ey iman edenler ! Allah’ı çok zikredin……. “
AHZAB : 41.AY.
“ ……… Allah’ı çok zikreden erkekler ve çok zikreden kadınlar var ya ; işte Allah bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazır-lamıştır……. “
AHZAB : 35.AY.
“ Ey iman edenler ! … Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz …“
ENFAL : 45.AY.
“ ….. Muhakkak ki arınıp temizlenen, Rabbi’nin ismini zikreden ve namaz kılan felaha ermiştir…….. “
A’LA : 14 -15. AY.
“ ……… işte onlar, iman edenler ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olanlardır. Şunu iyi bilin ki kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur…”
RAD : 28.AY.
“ ... Muaz ibni cebel r.a’dan. Resulullah s.a.v buyurdularki : Ademoğlu Allah’ı zikretmekten daha çok kendini Allah’ın azabından kurtaracak bir amel işlememiştir. Dediler ki : Allah yolunda cihad etmekte mi ? Resulullah s.a.v buyurdu ki : Allah yolunda cihad etmekte ; ancak öldürülünceye kadar savaşması bundan müstesna. ”
İBNİ EBİ ŞEYBE - TABERANİ
“ ... Ebu’d Derda r.a‘dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Size amelle- rinizin en hayırlısını,Melik’iniz katında en geçerli olanını,derecelerinizi en çok yükselten şeyi,sizin için altın ve gümüş biriktirmekten daha kazançlı olanını ,düşmanla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan , onlarında sizin boyunlarınızı vurmasından daha hayırlısını bildireyim mi ? saha-biler : bildir ey Allah’ın Resulü dediler : Allah Resulü s.a.v şöyle buyurdu : Allah’ı zikretmektir. ”
İBN MACE : 9.C.3790.N – TİRMİZİ : 6.C.3599.N
“ ... Ebu Musa el-Eşari r.a’dan : Peygamber s.a.v şöyle buyurdu : Rabbi’ni zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin misali diri ile ölü gibidir. “
BUHARİ : 14.C.6344.S
ALLAH’TAN GAFLETİN ÇİRKİNLİĞİ
Değerli kardeşlerim ! zikrullah’ın önemini, ehemmiyetini ve güzelliğini anlatan daha birçok deliller mevcuttur.Biz bu kadarı ile iktifa ederek şimdi de zikrin tam zıddı olan gafletten biraz bahsetmeye çalışalım….
Bilindiği gibi gaflet zikrin tam zıddıdır….Gafletlerin en büyüğü ve en çirkini ise Allah’tan gafil olmaktır… Unutmayalım ki bir insan için Allah’tan gafil olmak kadar daha büyük bir bela ve musibet olmadığı gibi,Allah’ı zikretmek kadar da büyük bir saadet yoktur…
Allah’u Azze ve Celle,kullarını gaflet belasından sakındırmış ve onlara her an kendi zatını hatırlamalarını emretmiştir……….Hatta bütün fiili ibadetleri,kendisini hatırlamaya vesile kılıp,gafletin çirkinliğini Kerim kitabında sık sık anlatmıştır…
Rabbi’miz şöyle buyurmaktadır :
“ Rabbi’ni içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret, gafillerden olma. “
ARAF.205.AY
“ Kalpleri Allah’ın zikrine karşı katılaşanların vay haline. Bu kim-seler apaçık bir sapıklık içindedirler. “
ZÜMER.22.AY
“ Kim o Rahma’nın zikrine göz yumarsa, biz ona şeytanı musallat kılarız. Artı o, onun ayrılmaz bir arkadaşı olur. “
ZUHRUF.36.AY
“ Şeytan onları hükmü altına almış, Allah’ı zikretmeyi bile unuttur-muştur. İşte bu kimseler şeytanın taraftarlarıdırlar.Haberiniz olsun ki hüsrana uğrayacak olanlar,şeytanın taraftarlarıdır. “
MÜCADELE.19.AY
“ Nefsini sabah akşam rızasını isteyerek Rabb’lerina yalvaranlarla bir tut. Dünya hayatının süsüne kanarak gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, kendi nefsinin arzusuna uyan ve işi aşırılık olan kimseye de itaat etme. “
KEHF.28.AY
“ Ey iman edenler ! Sizi ne mallarınız ve ne de evlatlarınız Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim böyle yaparsa işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. “
MÜNAFİKUN.9.AY
“ Kim de beni zikretmekten yüz çevirirse onun için dar bir geçim vardır. Kıyamet gününde de onu kör olarak haşrederiz. “
TAHA.124.AY
Evet ey Müslüman unutma ki bu kulluğun şerefine göklerde ve yerde bulunan her şey nail olmuştur…. Rabbimizin buyurduğu gibi :
“ Yedi tabaka göklerde ve yerde bulunan her şey O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbit etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki, siz onların tesbihini anlayamazsınız. O halimdir, bağışlayıcıdır. “
İSRA.44.AY
Ve yine unutmayın ki, bu şereften ancak insanların ve cinlerin kafirleri uzak dururlar ve mahrum kalırlar.
MÜSLÜMANIN ZİKİR MECLİSİ NASIL OLMALI
Değerli kardeşlerim ! Allah’a iman ettiğini söyleyen şuurlu ve basiretli müslümanlar, yan yana gelerek oluşturdukları her mecliste Allah’ı zikrettikleri zaman,onların bol bol sevap kazanacakları çok karlı bir ortam olacağı gibi, Rabbi’lerini zikretmeden ayrılacakları her ortamında kendileri için zararlı ve nedamet duyacakları bir ortam olacağını asla unutmamaları gerekir……
Çünkü kendisini örnek ve önder edindiğimiz Allah’ın Resulu s.a.v şöyle buyurmaktadır :
“ Allah’ı zikretmedikleri bir meclisten kalkıp dağılan kimseler, tıpkı merkep leşinden kalkıp dağılan kimseler gibidirler. Bu onlar için pişman olacakları bir kayıptır. “
EBU DAVUD : 5.C.4855.N - AHMED.2/389
Allah’ın Resulu s.a.v yine şöyle buyurdular :
“ Bir mecliste oturup orada Allah’ı zikretmeyen ve Peygamberlerine salavat getirmeyen bir topluluk, mutlaka Allah tarafından bu kusur-larından dolayı pişmanlığa uğratılır. Allah dilerse onlara azab eder, dilerse onları bağışlar. “
TİRMİZİ.6.C.3602.N
İhlaslı ve samimi Müslümanlar,diğer kardeşleriyle ancak Allah rızası için yan yana gelen kimselerdir….. Bununla beraber oluşturdukları mec-lislerde, ancak Allah’ın razı olacağı ve peygamberlerinin de yapıp tarif ettiği zikir çeşitleri ile meşgul olan kimselerdir…
Onlar, zamanımızdaki birçok cahil kimselerin yaptığı gibi, dinde aslı astarı olmayan zikir çeşitleri ile meşgul olan kimseler değillerdir.
Onlar defle dümbelekle Allah’ı zikretmeye kalkışmadıkları gibi, garip garip sesler çıkararak, kafayı kolu sallayarak veya oraya buraya yalpa yaparak Allah’ı zikretmeye kalkışan kimseler de değillerdir…….
Onların zikirleri, Kur’an’a ve Sünnet’e dayanan zikirlerdir. Çünkü onlar, Allah ve resulu’nun şu buyruklarını iyi bilen ve asrı saadeti kendilerine örnek alan insanlardır…
Bakınız Rabbimiz kendisini zikretmek isteyenlere nasıl bir mesaj veriyor :
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
“ Andolsunki Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’ı ve Ahiret gününü umar olan kimseler için ve Allah’ı çok zikretmek isteyen kimseler için güzel örnek vardır. “
AHZAB : 21.AY.
İşte bu kural, Allah’ı zikretmek isteyen herkes için olmazsa olmazlardan olan bir kuraldır.
Yani, kim Rabbi’sini zikretmek istiyorsa, zikrinin şekli ve şemali mutlaka Kur’an ve sünnete uygun olma mecburiyetindedir, değilse o yaptığı şey kendisinden asla kabul edilmez.
{ … Aişe r.anha'dan ; Resulullah s.a.v söyle buyurdular : Kim bizim şu işimizin – yani dinimizin - içinde ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse, o merdutdur. } diğer bir rivayette ise :
{ ... Her kim bizim emrimize uymayan bir amel işlerse o amel mer-dutdur. }
MÜSLİM : 5.C.1718.N
İşte Allah resulu sav ‘in mektebinde öğretilen zikirler ve onunla alakalı örnek alınması gereken mükemmel dersler :
{ … Ebu Hureyre ra’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah’u Azze ve Celle şöyle buyuruyor : Ben kulumun beni zannı yanındayım. Kulum beni zikrederken ben muhakkak onunla beraber olurum.Eğer o beni kalbinde zikrederse,bende onu nefsimde zikrederim.Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse,bende onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim.Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kuluç yaklaşırım.O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak varırım. }
MÜSLÜM.8.C.2675.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim kendisinde ilim arayacağı bir yola giderse,Allah ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Herhangi bir topluluk Allah’ın evlerinden bir evde toplanıpta, Allah’ın kitabını tilavet ederler ve onu aralarında karşılıklı okuyup ders yaparlarsa muhakkak üzerlerine sekinet iner.Kendilerini rahmet kaplar. Melekler onların etrafını çepeçevre ihata edip kuşatırlar.Allah’ta onları yanında bulunan – melekler – içinde anar. – unutmayın ki – ameli eksik olanı, nesebi, amel sahip-lerinin mertebesine kavuşturamaz. }
MÜSLİM.8.C.2699.N
“ … Ebu said el-Hudri ra şöyle dedi : Bir gün Muaviye mesciddeki bir ders halkasının yanına geldi de : sizleri burada oturtan sebep nedir ? diye sordu. Ordakiler : Toplanıp oturduk, Allah’ı zikrediyoruz, dediler. Muaviye : vallahi sizleri hakikaten sadece bu maksat mı oturttu burada ? dedi. Oturanlar : vallahi bizleri bu maksattan başka bir şey oturtmamıştır, dediler. Muaviye : ben sizleri ittiham etmek için yemin ettirmiş değilim. Benim Resulullah’a yakınlığım derecesinde olupta Resulullah’tan benim kadar az rivayet eden hiçbir kimse yoktur.Resulullah s.a.v bir defasında, sahabilerden bir ders halkasının yanına geldi ve : Sizleri böyle oturtan sebep nedir ? diye sordu. Sahabiler : oturup,Allah’ı zikrediyor ve bizleri islama hidayet etmesine ve bizleri nimetlendirmesine karşılık O’na hamd ediyoruz,dediler. Resulullah s.a.v : Vallahi, sizleri bundan başka bir maksat oturtmamış mıdır ? diye sordu. Sahabiler : vallahi bizleri bu maksattan başka bir şey oturtmuş değildir,dediler.Resulullah s.a.v : Ben sizleri ittiham etmek için yemin ettirmedim. lakin bana Cibril gelip Aziz ve Celil olan Allah’ın sizlerle meleklere iftihar etmekte oldu-ğunu bana haber verdi,buyurdu. }
MÜSLİM.8.C.2710.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v buyurdular ki : Allah’u Tebareke ve Teala’nın yeryüzünde seyahat eden birtakım melekleri vardır ki onlar, zikir meclislerini araştırırlar. Onlar, içinde Allah’ın zikre-dildiği bir meclis bulduklarında onlarla beraber otururlar ve birbirlerini kanatları ile hazır olup dinlemeye teşvik ederler. Nihayet onlarla sema arasındaki mesafeyi doldururlar.Meclisin dağıldığı ve meleklerin de semaya yükselip çıktıkları zaman Allah’u Azze ve Celle onları pek iyi bildiği halde meleklerine : Sizler nereden geldiniz ? diye sorar. Melekler :
biz yeryüzünde senin bir takım kullarının yanından geldik ki onlar seni tesbih ediyorlar,seni tekbir ediyorlar,seni tehlil ediyorlar,sana hamd ediyorlar ve senden istiyorlar, derler. Allah’u Azze ve Celle : onlar benden ne istiyorlar ? buyurur. Melekler : onlar senden cennetini istiyorlar, derler . Allah Azze ve Celle : onlar benim cennetimi görmüşler mi ? Buyurur. Melekler : hayır Rabbi’miz ! onlar senin cennetini görmemişlerdir, derler. Allah Azze ve Celle : eğer onlar benim cennetimi görselerdi nasıl olurdu ? der. Melekler : o kullar senin eman vermeni istemektedirler ,derler. Allah Azze ve Celle : benim hangi şeyden eman vermemi istiyorlar ,der. Melekler : Ateşinden ey Rabbi’miz !, derler. Allah Azze ve Celle : onlar benim ateşimi görmüşler mi ?,buyurur. Melekler : Hayır,onlar senin ateşini görmemişlerdir, derler. Allah Azze ve Celle : Eğer onlar benim ateşimi görselerdi nasıl olurdu,der. Melekler : Tekrar onlar senin mağfiretini talep etmektedirler,derler. Bunun üzerine Allah’u Azze ve Celle : Ben onları mağfiret eyledim,onların bütün isteklerini ihsan ettim ve eman istedikleri şeyden de eman verdim, buyurur. Melek- ler : Ya Rabbi ! o zikr edenlerin içinde çok hata edici bir kul olan filan kimsede vardı,sadece oradan geçiyordu da onlarla beraber oturuvermiştir, derler. Allah’u Azze ve Celle : Ben onu da mağfiret ettim, çünkü o cemaatle beraber oturan kimseler şakiyy olamaz, buyurur. }
MÜSLİM : 8.2689.N – BUHARİ : 14.C.6345.S
Allah’u Azze ve Celle’nin zikir meclislerini övdüğünü ve sevdiğini anla-tan bu delillerin naklinden sonra, şimdi de Allah resulü s.a.v’in bizzat kendi dilinden inananlara Allah’ı nasıl zikretmeleri gerektiği hususundaki örnekleri anlatabiliriz.
Çünkü ,Ahzab suresinin 21. Ayeti kerimesinde de anlatıldığı gibi, Allah’ı zikretmek isteyen kimseler için,Resulullah s.a.v en güzel örnektir…
{ … Allah resulü s.a.v şöyle buyuruyor : Dile hafif, mizanda ağır,rahmeti umuma yaygın,Allah’a sevimli olan iki kelime vardır ki bunlar : SUBHA-NALLAHİ VE Bİ HAMDİHİ SUBHANALLAHİ-L AZİM.
Allah’ı ona hamd ederek tesbih ederim. Büyük olan Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih ederim. }
BUHARİ : 14.6343.S – MÜSLİM : 8.C.2694.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v buyurdu ki : Andolsun ki benim subhanallahi ve’l hamdu lillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber…….demekliğim, bana üzerine güneş doğan her şeyden daha sevimlidir. “
MÜSLİM : 8.C.2695.N
“ … Cabir ibni Abdullah r.a’dan. Der ki : Resulullah s.a.v’den şunu duydum : Zikrin en faziletlisi, LA İLAHE İLLALLAH, duanın en faziletlisi de EL- HAMDULİLLAH ’ tır. “
TİRMİZİ : 6.C.3605.N - İBNİ MACE : 9.C.3800.N
“ … Ebu Musa r.a dedi ki : Resulullah s.a.v bana : Ben sana Cennet hazinelerinden bir kelimeyi - yahut, Cennet hazinelerinden bir hazi-neye seni - delalet edeyim mi ? dedi. Ben de : Evet delalet ediniz dedim. Bunun üzerine Resulullah s.a.v : LA HAVLE VE LA KUVVETE İLLA BİLLAH’ tır , buyurdu. “
MÜSLİM : 8.C.2704 / 47.N
“ … Semure b. Cundub r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Sözlerin Allah’ın yanında en sevimlileri şu dördüdür :
SUBHANALLAH : Allah’ı her türlü noksanlıklardan tenzih ederim.
ELHAMDULİLLAH : Allah’a hamdolsun.
LA İLAHE İLLALLAH : Allah’tan başka ilah yoktur.
ALLAHU EKBER : Allah en büyüktür.
Bunların hangisi ile başlarsan başla,sana bir zararı yoktur. “
MÜSLİM :
“ … İbni Abbas r.a’dan : oda peygamberin zevcesi - cuveyrice r.a’dan şöyle tahdis etti : Peygamber s.a.v bir gün sabah namazını kıldığı sırada cuveyriye henüz namaz kıldığı yerde bulunurken cuveyriye’nin yanından dışarı çıktı. Sonra kuşluk vakti olunca geriye döndü. Cuveyriye de hala namaz kıldığı yerde oturmakta idi. Peygamber s.a.v ona : Senden ayrıldığım zamandaki hal üzere mi devam ediyosun ? dedi. Cuvey-riye : Evet o hal üzereyim ,dedi. Peygamber s.a.v : Vallahi ben senden sonra dört kelimeyi üç defa söyledimki eğer bu kelimeler senin gün başladığından beri söylemiş olduğun kelimelerle tartılsaydı, benim söyle-diklerim muhakkak senin söylediklerini tartardı, onlar şu kelimelerdir :
SUBHANALLAHİ ADEDE HALGİHİ : Allah’ı yarattıklarının adedi kadar tesbih ederim.
SUBHANALLAHİ RİDA NEFSİ : Allah’ı nefsinin razı olacağı kadar tesbih ederim.
SUBHANALLAHİ ZİNETE ARŞİHİ : Allah’ı arşının zineti kadar tesbih ederim.
SUBHANALLAHİ MİDADE KELİMATİHİ : Allah’ı kelimelerin adedi kadar tesbih ederim. “
MÜSLİM : 8.C.2726.N
“ … Enes ibni Malik r.a’dan : Resulullah s.a.v yaprakları kurumuş bir ağaca uğrayıp asasıyla ona vurdu ve yapraklar döküldü. Bunun üzerine şöyle buyurdu : Şu sözler – varya – kulun günahlarını, şu ağacın yaprak-ları döküldüğü gibi, mutlaka döker :
ELHAMDULİLLAH : Allah’a hamd olsun.
SUBHANALLAH : Allah’ı tesbih ederim.
LA İLAHE İLLALLAH : Allah’tan başka ilah yoktur.
ALLAHU EKBER : Allah en büyüktür.
TİRMİZİ : 6.C.3761.N
Bu ve emsali delillerden anlaşıldığı gibi, asrı saadetteki oluşturulan zikir meclisleri,her şeyden önce sadece ve sadece Allah rızası için oluş-turulan meclislerdi……
Bununla beraber zikir halkalarında yapılan şeyler ise görüldüğü gibi : Kur’anın öğrenilmesi ve öğretilmesi…………. Kur’anın izahını yapan hadislerin öğrenilmesi ve öğretilmesi.......... Allah’ın isim ve sıfatlarının öğrenilmesi ve öğretilmesi…… Allah’ın tesbih edilmesi, noksanlıklardan tenzih edilmesi, O’na hamd edilmesi …. O’nun yüceltilmesi …. Allah’ın isim ve sıfatları ile O’na dua edilmesi …. O’ndan istekte bulunulması O’ndan cennetinin istenilmesi ….. Cehenneminden uzak tutması için O’na yalvarılması …. kendilerine bahşedilen hidayetten dolayı O’na bol bol hamdedilmesi ….. verdiği nimetlerden dolayı O’na şükredilmesi ve işlenilen hata ve günahlardan dolayı da O’ndan bağışlanılma dilenilmesi gibi meselelerdi…….
İşte onların zikir meclislerinin keyfiyeti böyle idi……….
Değerli Müslümanlar ! Allah’ı zikretme bazen belirli nedenlere ve zamana dayalı olduğu gibi, bazen de belirli sayılara ve vakitlere bağlan-mıştır…..
Zikrin belirli bir kısmı da herhangi bir sayıya ve vakte bağlanmamıştır, ta ki Müslümanlar, her an Rab’lerini zikretsinler,O’ndan gafil olmasınlar…
SAYI VE VAKTE BAĞLI ZİKİRLERDEN BAZI ÖRNEKLER
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim günde yüz kere : LA İLAHE İLLALLAHU VAHDEHU LA ŞERİKELEH LEHUL MÜLKÜ VE LEHUL HAMDU VE HUVE ALA KULLİ ŞEY’İN KADİR derse, bu dua o kimse için on köle azad etmeye denk olur.Onun lehine yüz hasene yazılır, yüz kötülük de silinir. O gün içinde akşama erişin-ceye kadar şeytanın şerrinden emin olur ve hiçbir kimse o kimsenin bu duayı okunmasından daha faziletli bir dua getiremez, meğer ki bu duayı ondan daha çok okuyan bir kimse olsun. Ve her kim günde yüz kere : SUBHANALLAHİ VE Bİ HAMDİHİ derse, o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile silinir. “
MÜSLİM : 8.C.2691.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan şöyle dedi : Fatıma bir hizmetçi istemek için Resulullah s.a.v’in yanına geldi ve ona iş görmekten şikayet etti. Bunun üzerine Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Sen istediğin hizmetçiyi benim yanımda bulamazsın iyi dinle ! ben sana, senin için bir hizmetçiden daha hayırlı olan bir şeye seni delalet edeyim mi ? ; yatağına girerken otuz üç kere SUBHANALLAH, otuz üç kere ELHAMDULİLLAH, otuz dört kerede ALLAHUEKBER,dersin. “
MÜSLİM : 8.C.2728.N
“ … Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : ………….. Ben size bir iş haber vereyim mi ki, siz onu yapmakla sizden önde olanlara yetişesiniz, sizden sonra gelen mal sahiplerinin de önüne geçesiniz ? ......... her namazın ardından on kere SUBHANALLAH on kere ELHAMDULİLLAH on kere de ALLAH’U EKBER demektir. “
BUHARİ : 13.C.6264.S
“ … Ebu Hureyre r.a’dan Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Kim ki sabah namazını kıldıktan sonra on kere : LA İLAHE İLLALLAHU VAHDEHU LA ŞERİKE LEH LEHU’L MÜLKÜ VE LEHU’L HAMDU VE HUVE ALA KULLİ ŞEY’İN KADİR derse, Allah’u azze ve celle onun için on hasene yazar,on seyyiatını siler,o kimseyi on derece yükseştir. Bu zikir,İsmail a.s neslinden iki köle azad etmeye denktir. Kim ki bu zikri akşam namazından sonra da söylerse sabaha kadar şeytanla arasında perde olur. “
TABERANİ.KEB : 4051.N - İBN MACE : 10.C.3867.N - EBU DAVUD : 5.C.5077.N
“ … Ebu Hureyre r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Her kim sabaha girerken ve akşama girerken yüz kere SUBHANALLAHİ VE Bİ HAMDİHİ derse, kıyamet gününde hiç kimse onun okuduğu bu duadan daha faziletli bir dua getiremez. Ancak onun söylediği bu dua kadar söylenmiş olan ve ondan daha fazla söylemiş olan kimse müstesna. “
MÜSLİM : 8.C.2692.N
“ … Abdullah bin Hubeyd r.a’dan : Resulullah s.a.v buyurdular ki : KUL HU VALLAHU EHAD ve FELAK VE NAS surelerini, akşama ve sabaha vardığın zaman üç kere oku ; bu , her şeye karşı sana yeter. “
TİRMİZİ : 6.C.3808.N
ALLAH’I ZİKREDERKEN ÖLÇÜLÜ DAVRANMAK
Değerli kardeşlerim ! Müslümanların ölçüyü kaçırdıkları meselelerden bir tanesi de, bu meseledir…
Yani Allah’ı zikretme adına haddi aşıp bağırıp çağırmalar, dengesiz hareketler ve Kur’an’a ve Sünnete uymayan kelime ve cümlelerle ölçünün dışına çıkmalarıdır………
Şüphesiz ki İslam’da Allah’ı zikretmenin kendine has bir ölçüsü vardır. Ve bu da ; Kur’an’ın ve Sünnet’in tarif ettiği şekilde olmalıdır… Ki, biraz önce zikretmiş olduğumuz Ayet’i celile, bunun örneğinin Resul’de oldu-ğunu inananlara açıkça bildirmiştir.
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً
“ Andolsunki Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’ı ve Ahiret gününü umar olan kimseler için ve Allah’ı çok zikretmek isteyen kimseler için güzel örnek vardır. “
AHZAB : 21.AY.
Allah’u azze ve celle Kerim kitabında, bu Ayet’i celilesiyle inananların Resulullahı örnek almalarını ve şu Ayet’i kerimeleriyle de bu konu da haddi aşmamalarını kendilerine emretmiş :
“ Rabbi’nize yalvararak gizlice dua edin, zira O haddi aşanları sevmez. “
ARAF : 55.AY
“ Rabbi’ni içinden yalvararak, korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret ; gafillerden olma. “
ARAF : 205.AY
“ … Ebu Musa el-Eşari şöyle demiştir : Biz bir kere Allah resulü s.a.v’in beraberindeydik. Bizler bir vadi üzerinde yükseldikçe LA İLAHE İLLALLAH tehlilini ve ALLAH’U EKBER tekbirini söylerdik de seslerimiz yüksek olurdu. Bunun üzerine Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Ey insanlar ! nefislerinize karşı yumuşak davranın. Seslerinizi yükseltmeyin. şüphesiz ki sizler ne sağırı ve ne de gaibi çağırmıyorsunuz……… “
BUHARİ : 6.C.2793.S – MÜSLİM : 8.C.2704.N
“ … Sa’d bin ebi Vakkas r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : ZİKRİN HAYIRLISI GİZLİ OLANIDIR ”
AHMED : 1/180.N.1562 - EBU YALA.724
“ … Abdullah ibni Ömer r.a’dan : Resulullah s.a.v‘in şöyle buyurduğunu rivayet etti : Kim amelini insanlara işittirirse, Allah onu halkın kula-ğına duyurur ve onu hakir ve küçük kılar. “
K.ZÜHD : 42.S.141.N
“ … Damra-t ibnu Habib r.a’dan : Resulullah s.a.v şöyle buyurdu : Allah’u Teala’yı mütevazi bir anışla anınız. Denildi ki : Mütevazi anış nedir ? O da : Gizli zikirdir, buyurdu. “
K.ZÜHD : 44.S.155.N
Hasanu-l basri r.h şöyle buyurur : Bir adan Kur’anı Kerimi ezberlerdi de komşuları onu hissetmezlerdi…… Yine fıkıh da büyük bir dereceye ulaşanlar olurdu da etrafında ki insanlar onu hissetmezdi. Evinde ziya-retciler olurdu da, onun uzun namaz kıldığını hissetmezlerdi.
Biz öyle kimselere ulaştık ki yeryüzünde gizli yapmaya muktedir olduk-ları bir işi asla açığa çıkarmazlardı….. Müslümanlar dua’da bütün varlık-larını verirler di sesleri işitilmezdi. Ancak kendileriyle Aziz ve celil olan Allah arasında bir fısıltı olurdu. Bunu böyle yapmalarının sebebi, Allah’u Teala’nın :
“ Rabbi’nize yalvararak ve gizlice dua edin,zira o haddi aşanları sevmez. “ ARAF : 55.AY
Ve yine bunun sebebi, Allah’u Azze ve Celle’nin : Salih ve sözünden razı olduğu zekeriyya’nın Rabbisini hatırlayıp da ;
“ Hani o rabbine gizli bir nida ile seslenmişti “ MERYEM : 3.AY buyur-masındandır.
K. ZÜHD : 41.S.140.N
“ … Amr b. Yahya haber verip dedi ki ; babamı,babasından şöyle rivayet ederken duydum : Babam dedi ki : Sabah namazından önce Abdullah ibni Mesud’un kapısı önünde otururduk. Çıktığında, onunla beraber mescide giderdik.Yine bir sabah ebu Musa el-Eşari yanımıza geldi ve ; ebu Abdurrahman – yani ibn mesud – evden çıktı mı ? diye sordu. Hayır, dedik.O da bizimle beraber oturdu.
Nihayer - ibni Mesud - çıktı. Bizde gitmek için ayağa kalktık.Sonra – yürürken - ebu Musa ona şöyle dedi : Ey ebu Abdurrahman ! biraz önce mescide yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de Allah’a şükür, hayırdan başka bir şey görmüş değilim. Abdullah ibni Mesud : Nedir o ? diye sordu. O da : Yaşarsan birazdab göreceksin,dedi ve şöyle devam etti : mescide halkalar halinde, oturmuş,namazı bekleyen bir topluluk gördüm.Her halkada idareci bir adam,halkada ki diğer insanların ellerinde de çakıl taşları var ,idareci : yüz defa ALLAH’U EKBER deyin, diyor.onlarda yüz defa Allah’u ekber , diyorlar. Sonra yüz defa LA İLAHE İLLALLAH deyin ,diyor onlarda yüz defa la ilahe illallah,diyorlar.Yüz defa SUBHANALLAH deyin diyor,onlar da yüz defa subhanallah diyorlar.
Abdullah ibni Mesud : Peki onlara ne dedin? dedi. Ebu musa : Senin görüşünü ve emrini sormadan bir şey demedim, dedi. Abdullah ibn Mesud dedi ki : Onlara, kötülüklerinizi sayıp hesap edin, ben sizin iyiliklerinizin zayi olmayacağına güvence veririm,deseydin ya. Sonra beraberce gittik,nihayet bu halkalardan birinin yanına gelip, başlarına dikildi ve : bu yaptığınızı gördüğüm şeyler nedir ? dedi. Dediler ki : Ey ebu Abdurrahman ! Bunlar çakıl taşları onlarla ALLAH’U EKBER, LA İLAHE İLLALLAH ve SUBHANALLAH sözlerini sayıyoruz.
Abdullah ibn Mesud dedi ki : Siz kötülüklerinizi sayıp hesap edin ben, iyiliklerinizden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim.Yazıklar olsun size ! ey ümmeti Muhammed ,ne çabuk sapıttınız.Peygamberinizin bir çok sahabesi henüz hayatta, işte onun elbiseleri daha eskimemiş, kabı kacağı henüz kırılmamış.Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki,sizler ya Muhammedin dininden daha doğru yolda bir din üzeresiniz ya da yeni bir sapıklık kapısı açmaktasınız ” Onlar dedilerki : “ Vallahi ey eba Abdur-rahman bizim kötü bir niyetimiz yoktur, biz sadece hayır elde etmek istedik ”
Abdullah ibn Mesud şöyle karşılık verdi. “ Hayrı elde etmek isteyen niceleri vardır ki, onu elde edemezler. Resulullah s.a.v bize haber vermişti ki ; “ Kur’anı okuyan nice topluluklar var ki, bu okuyuşları onların köprücük kemiklerinden ileriye geçmeyecektir. “ Vallahi bilmiyorum belki de onların çoğu sizdendir.”
Ve sonra Abdullah İbn Mesut onlardan yüz çevirdi. Amr bin Yahya’nın dedesi, Amr bin Selime, bundan sonra şöyle dedi : “ Bu halkalardaki insanların tamamını, en-Nehrevan olayında haricilerin yanında bize karşı savaşırken gördük. “
DARİMİ : 1.C.210.N - EBU NUAYM.HİLYE :
Görüldüğü gibi zikri geçen bu deliller, İslam’da Allah’ı zikretmenin bir adabı ve edebi olduğunu, dolayısıyla bu konuda hiç kimse kendi şahsi yorum ve anlayışı doğrultusunda bir zikir şekli şemali ve sayısı belirle-meye hakkı yoktur.
Eğer son olarak zikredilen rivayete dikkat edilirse, Abdullah İbn Mesud burada ALLAH’U EKBER, LA İLAHE İLLALLAH ve SUBHANALLAH sözlerine karşı çıkmıyor. Onun karşı çıktığı husus, bir halka oluşturarak bu işi bir idarecinin yönetmesi ve ellerinde çakıl taşları veya boncuklarla yüz sefer şunu de, yüz defa bunu söyle, diyerek koro şeklinde bu ifadeleri kendi aralarında saymalarıdır…
Halbuki ihlaslı ve samimi bir Müslüman bu gibi zikirleri, kimseye sezdir-meden, riya ve gösteriş yapmadan Rabbisine taktim eden biri olmalıdır.
Rabbimden niyazım ; bizleri Kur’an’ın ve Sünnet’in tarif ettiği bir zikir şekliyle meşkul olan kullarından eylesin…..
AMİN
VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL- BAYBURDİ
