Tevbenin Önemi..
16:59TEVBE’NİN ÖNEMİ VE ONA OLAN İHTİYAÇ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Değerli kardeşlerim ! Unutmayalım ki, beşer olmamız hasebi ile hata yapmaya - diğer bir ifadeyle günah işlemeye - müsait varlıklarız…. Yani bu insanoğlu için kaçınılmaz bir şeydir…. İşte bundan dolayıdır ki Allah resulü s.a.v bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmaktadır :
{ … Ebu Eyyub r.a dan rivayet edilmiştir. Ölümü yaklaştığı zaman o şöyle demiştir : Resulullah s.a.v den duyduğum bir hadisi sizden gizlemiş söylememiştim. – onu şimdi size söylüyorum – Resulullah s.a.v in şöyle buyurduğunu işittim :
Eğer siz günah işlemeyen kimseler olsay-dınız, mutlaka Allah, günah işleyecek – ardından da Allah’a yönelecek ve Allah’ın da - kendilerini bağışlayacağı kimseler yaratırdı. }
MÜSLİM : 8.C.2748.2749.N - TİRMİZİ : 6.C.3768.N
Tabi ki burada anlatılan şey ; günah işleyin demek değildir. Buradaki anlatılan şey ; sizler hata yapmaya müsait varlıklarsınız, dolayı-sıyla bu acizliğinizden ve bu kusurlu halinizden dolayı ister istemez hataya düşe-ceksiniz, günah işleyeceksiniz. Dolayısıyla sizi yaratana yönelin ve O’ndan af ve mağ-firet dileyin, demektir.
Ve bununla beraber yine unutmayalım ki, insanoğlunun işlediği her günah, her isyan birer yara gibidir. Tedavisi olmazsa belki de o yara, insanın ölümüne bile sebep olabilir.
{ … Ebu Hureyre r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurmuştur : Mü’min günah işlediği zaman kalbinde siyah bir leke oluşur. Sonra o kişi tevbe edip – nefsini o günahtan - çekip çıkarır ve Allah’tan mağfiret dilerse kalbi o lekeden temizlenip cilalanır.Eğer mü’min günahı fazlalaştırırsa kalbindeki siyah leke fazlalaşır.İşte Allah’u Teala’nın kitabında :
كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِم مَّا كَانُوا يَكْسِبُونَ
“ Hayır ! onların kazandıkları günahlar, kalplerini paslandırıp karartmıştır “ Ayet’inde buyurduğu ran – yani kir pas – işte budur. }
İBNİ MACE : 10.C.4244.N
Ve en önemlisi değerli kardeşlerim ! Yiğin için, yatın kalkın ve Rab-binize hamdedin ve şükredin ki O size, maddi ve manevi tedavi imkanları sağlamış ve şifa bulmanız için de kendisine yönelmenizi istemiştir….. Yani, hatalarınızdan ve günahlarınızdan kurtulmak için sizlere tevbe kapısı açmıştır.
{ … Safvan bin Assal r.a dan.Resulullah s.a.v şöyle buyurdu demiştir : Şüphesiz, güneşin battığı yer tarafında yetmiş yıllık mesafe geniş-liğinde açılmış bir kapı vardır. Güneş o kapı tarafından doğuncaya kadar o kapı tevbe için daima açık olacaktır. Güneş o kapı tarafın-dan doğunca, daha önce iman etmiş olmayan veya imanında bir hayır kazanmış olmayan hiçbir kimseye o gün imanı fayda verme-yecektir. }
İBNİ MACE : 10.C.4070.N
{ … Amr ibn Murre dedi ki : Ben Ebu Ubeyde den işittim o, Ebu Musa r.a’dan tahdis ediyordu. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu demiştir : Aziz ve Celil olan Allah gündüz kötü harekette bulunanların tevbelerini kabul etmek için geceleyin elini uzatır. Gece günah işleyen-lerin tevbelerini kabul etmek için de gündüzün elini uzatır. Ve bu iş,taa güneşin batıdan doğacağı zamana kadar devam eder. }
MÜSLİM : 8.C.2759.N
{ … İbni Ömer r.a dan.Resulullah s.a.v şöyle buyurdu demiştir : Allah kulun tevbesini, ğarğara haline - yani can boğaza - varmadıkça kabul eder. }
TİRMİZİ : 6.C.3765.N – İBNİ MACE : 10.C.4253.N
ALLAH TEVBE EDENLERİ ÇOK SEVER
Değerli kardeşlerim ! Unutmayalım ki Allah’u Teala kullarına karşı o kadar merhametli ve o kadar şevkatli ki, kulunun günah işlemesinden sonra kendisine yönelip tevbe etmesine çok sevinmektedir…. Bakınız rabbimiz ne buyuruyor :
“ … Şüphesiz ki Allah, çokça tevbe edenleri sever ve temizlenenleri sever. ”
BAKARA : 222.AY.
{ … Enes ibn Malik r.a dan.Resulullah s.a.v şöyle buyurdu demiştir : Allah, kulunun tevbe etmesine,herhangi birinizin çölde kaybetmiş olduğu devesini bulduğu andaki sevindiği gibi sevinir. }
BUHARİ : 13.C.6247.S – MÜSLİM : 8.C.2747.N
{ … Enes b. Mâlik r.a dan.Rasulullah s.a.v'in şöyle buyurduğunu rivayet eder : " Şüphesiz Allah, kendisine tevbe ettiği zaman kulunun tevbe-sinden, sizden birinizin - şu sevincinden - daha çok sevinir : Sizden biri boş bir arazide bineği ile birlikte iken bineğini kaybeder. Üzerinde yiyeceği ve içeceği vardır. Ondan ümidini keser ; bir ağacın yanına gelir ve gölgesine uzanır. Bineğinden ümidini kesmiştir. O bu halde iken bir de ne görsün ; bineği yanında duruyor.Onun yularından tutar ve sevincinin şiddetinden şöyle der : " Allah'ım ! Sen benim kulumsun, ben de senin rabbinim ! " Sevincinin şiddetinden yanlış söyler." }
BUHARİ : 13.C.6246.S – MÜSLİM : 8.C.2747.N
TEVBENİN ANLAMI
Değerli kardeşlerim ! şüphesiz ki tevbenin bir anlamı vardır…. Bu, bir çok cahilin sandığı gibi sadece dil ile ; ben tevbe ettim diyerek yapıla-cak bir şey değildir.
Tevbenin anlamı ; bilindiği gibi Allah'a yönelmek, günahı terk etmek, ondan hoşlanmamak, yaptığı o çirkin işten pişman olmak ve bir daha ona dönmemek demektir…. Tövbenin anlamı budur.
{ … Abdullah İbni Mes’ud r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdu demiştir : Pişmanlık tev-bedir. }
İBNİ MACE : 10.C.4252.N – AHMED : 1/423 – HAKİM : 4/243
TEVBE KURTULUŞTUR
Değerli kardeşlerim ! Unutmayın ki tevbe,insanın günahlardan temizlenip kurtulma yoludur. Rabbimiz kerim kitabında tevbe edenlerin kutru-luşa erceğini bildirmektedir. O şöyle buyur-maktadır :
“ Ey mü'minler ! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”
NUR : 31.AY.
“ O Allah ki ; kullarından tevbeyi kabul eder, kötülükleri bağışlar ve yaptıklarınızı bilir.”
ŞURA : 25.AY.
“ Allah'ın kullarından tevbeyi kabul edici olduğunu, sadakaları alıp kabul edeceğini bilmediler mi ? Unutmayın ki Allah tevbeleri çokça kabul edici ve çokça rahmet edicidir. “
TEVBE : 104.AY.
“ Allah'a tevbe edip O'ndan bağışlanma dilemezler mi ? Çünkü Allah ; çokça bağış-layıcı, çokca merhamet edicidir.”
MAİDE : 74.AY.
“ Tevbe ederek, iman edip salih amel işleyen kimseye gelince ; o kimse, kurtuluşa erenler arasında olmayı umabilir. “
KASAS : 67.AY.
{ … Rasulullah s.a.v ise şöyle buyurmaktadır : Ey insanlar ! Allah'a tevbe edin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Şüphesiz ben, günde yüz kere tevbe ederim. }
MÜSLİM : 8.C.2702 / 42
Nevevi r.h şöyle der : " Her türlü günahtan tevbe vaciptir. Günah ; kul ile Allah Teâlâ arasında ise, bu tevbenin üç şartı vardır : Birincisi, günahı hemen terk etmesidir. İkincisi, yaptığına pişman olmasıdır. Üçüncüsü ise, o günaha bir daha asla dönmemeye kesin karar verme-sidir. Bu üçünden biri bulunmazsa, kişinin tevbesi sahih olmaz.
Günah, eğer kul hakkı ile alakalı ise, tevbenin şartı dörttür : Bu zikri geçek üç şartla beraber, kişinin kul hakkından da kurtulması gerekir. Mal ve benzeri ise, onu sahibine geri verir. İftira cezası ve benzeri ise, bunun uygulanmasına olanak verir veya affetmesini talep eder. Gıybet ise ; ondan, hakkını helal etmesini ister. “
Ey insanlar ! unutmayın ki Tevbe, beşerin noksanlığının ve insanoğlunun kusurlu oluşunun gereklerindendir. İbadetle sorumlu tutulan insan, ibadetinde kusurdan, yanılgıdan, gafletten, hata-dan, unutkanlıktan ve günahtan uzak olamaz. Yani, insanoğlu için günaha düşme kaçınılmazdır.
MÜSLİM : İBNİ MACE : 1420.N
Değerli kardeşlerim ! unutmayınız ki tevbe, kulun dünya ve ahirette her sıkıntıdan kurtulması demektir. Allah Teâlâ her konuda olduğu gibi bu konuda da öyle merhametli ve kullarının hayrını o kadar isteyen bir zat’tır ki, kendisine ortak koşan ve kendisine küfreden kafir, müşrik ve munafık-lara bile tevbe etmeleri için fırsat tanıyor ve kurtulmaları için onlara şöyle sesleniyor :
“ Şüphe yok ki münafıklar, cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın. Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, Allah'a sımsıkı sarılıp dinlerini yalnız O'nun için yaşa-yanlar başkadır. İşte bunlar mü'minlerle beraberdirler……….. “
NİSA : 146 – 147.AY.
ALLAH HER TÜRLÜ GÜNAHI BAĞIŞLAR
Değerli kardeşlerim ! Unutmayalım ki, Allah her türlü günahı bağışlar. Yeterki kul henüz hayat sermeyesi elinde iken O’na yönelsin ve samimi bir şekilde O’ndan af ve mağfiret dilesin.
Allah Teâlâ ; kendisine en büyük şirki ve isyanı sergileyerek ; " İsa Allah'ın oğludur " diyenleri dahi tevbe’ye çağırmıştır :
{ “ Allah,üçün üçüncüsüdür “ diyenler elbette kafir olmuşlardır.Oysa yalnız tek bir ilah vardır, O’ndan başka ilah yoktur. Bu dedik-lerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkar edenlere acı bir azap doku-nacaktır. Hala Allah'a tevbe edip O'ndan bağışlanma dilemezler mi ? Allah ; çokca bağışlayan ve çokca merhamet edendir. }
MAİDE : 73 – 74.AY.
Evet ey cılız ve zavallı insanlar ! Tevbeleri çokca kabul eden ve çokça merhamet eden Allah'a yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. O'ndan ümidinizi kesmeyin zira ; O’ndan ancak kafirler ve sapıklar ümidini keser….. Rabbimiz buyuruyor ki :
“ ……… Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin ; zira kafirlerden başkası Allah’tan ümidini kesmez. “
YUSUF : 87.AY. – HİCR : 56.AY.
Ey Müslümanlar !.. Unutmayın ki Sahih ve samimi bir tevbe, ibadet edenlerin makamlarının en güzeli ve en yücesidir. Hidayet peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, tevbeye işaret ederek övgüde bulunmuş ve tevbenin, kulun hayatında başarılı kılındığı en hayırlı şey olduğunu belirtmiştir.
{ … Nebi s.a.v , Ka'b Tebuk Savaşı'ndan geri kaldığı zaman Allah'ın onun tevbesini kabul ettiğini bildirerek ona şöyle buyurur : " Annen seni doğurduğundan beri uğradığın en hayırlı gün ile sevin." Ka'b şöyle der : İnsanlar o gün beni bölük bölük karşıladılar. Tevbem nedeniyle beni kutluyor ve bana " Allah'ın tevbeni kabul etmesi kutlu olsun " diyorlardı. }
BUHARİ : MÜSLİM : 8.C.2769.N
RESULLERİN VE NEBİLERİN TEVBESİ
Tevbe ; bırakın normal insanları, nebilerin, resullerin ve Allah’ın kendilerinden razı olduğu insanların dahi kulluk makamlarıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur :
“ Şüphesiz İbrahim gerçekten yumuşak huylu, içli ve çokça tevbe eden biri idi.“
HUD : 75.AY.
Allah Teâlâ, Musa aleyhisselam'dan bahse-derek şöyle buyurur :
“ Ayılınca dedi ki : " Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim ve ben ina-nanların ilkiyim."
A’RAF : 143.AY.
Değerli kardeşlerim ! Allah Teâlâ, bizler için kurtuluş adresi olarak gösterdiği Asrı saadet-ten ,Muhacirlerden ve Ensar’dan bahsederek şöyle buyurur :
“ Andolsun ki Allah, onlardan bir gurubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, Peygamber'i ve güçlük zamanında O'na uyan Muha-cirler'le Ensar'ı affetti. Sonra da onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O ; onlara karşı çok şefkatli ve pek merhametlidir. “
TEVBE : 117.AY.
Allah Taala ; cennet karşılığında Rablerine canlarını ve mallarını satan mü'minlerin sıfat-larından biri olarak tevbeyi zikrederek yine şöyle buyu-rur :
“ O'nunla yapmış olduğunuz alışverişten dolayı sevinin. İşte bu, büyük kutruluştur. - Bu alışverişi yapanlar - tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. “
TEVBE : 111 – 112.AY.
Ey Allah’a yönelenler ! unutmayın ki tevbenin bereketi er ya da geç, gizli veya açık bir gün mutlaka ortaya çıkar…. Öyleyse sabırlı olun ve Allah’a bol bol tevbe ve istiğfarda bulunun.
TEVBENİN KARŞILIĞI
Değerli kardeşlerim ! Unutmayalımki tevbenin bir çok güzel karşılığı vardır. Tevbenin karşılığı her şeyden önce ; kalplerin temizlenmesi, günahların silinmesi ve sevapların katlanması demektir….. Allah Teâlâ şöyle buyurur :
“ Ey iman edenler ! Samimi bir tevbe ile Allah'a yönelin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamber'i ve O'nunla birlikte olanları utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları, önlerinden ve arkalarından koşar da onlar " Ey Rabbimiz ! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye gücü yetensin " derler.”
TAHRİM : 8.AY.
Tevbenin karşılığı ; imanın, huzurun, süku-netin ve gönül rahatlığının gölgelendirdiği bir hayattır. Allah Teâlâ şöyle buyurur :
“ - Bu kitap size - Rabbiniz'den bağışlanma dilemeniz ve O'na tevbe etmeniz için – indirildi -. Eğer bunu yaparsanız sizi, tayin edilmiş bir süreye kadar güzel bir şekilde yaşatır ve faziletli olan herkese kendi lütfundan verir.”
HUD : 3.AY.
Tevbenin karşılığı ; gökyüzünden inen bereketler ve yeryüzünden çıkan bereketlerdir. Mallarda bolluk, üretimde ve nesilde bereket, beden-lerde afiyet ve afetlerden korunmadır. Allah Teâlâ şöyle buyurur :
" Ey kavmim ! Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra da O'na tevbe edin ki, üzerinize göğü - yağmuru ile - bol bol göndersin ve kuvve-tinize kuvvet katsın. Günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."
HUD : 52.AY.
İBNİ KESİR R.H Bu Ayet’in tefsirinde şunları söyler : “ …. Eğer Allah’a tevbe ve istiğfar eder, O’nun emirlerini yerine getirirseniz ; rızkınız çoğalır. Göklerin bereketinden size sular indirir, yerlerin bereketinden bitkiler bitirir, ekinler yetiştirir, hayvanlarınızın memelerinden sütler akıtır. Ve sizi mal ve çocuklarla destekler …. “
İBNİ KESİR : 14.C.8116.S
{ … İbni Abbas r.a, Rasulullah s.a.v'in şöyle buyurduğunu rivayet eder : " Kim Allah’tan bol bol bağışlanma dilerse ; Allah onun her soru-nuna bir çözüm, her sıkıntısına bir çıkış yolu ihsan eder ve onu ummadığı bir yerden rızıklandırır." }
AHMED : EBU DAVUD :
Değerli kardeşlerim ! Allah’tan bağışlanma dileme – yani istiğfar – tek başına zikredildiyi zaman tevbeyi de içerisine alır ve ona işaret eder…..
Unutmayalım ki Tevbe, insanın istek ve arzulananı kazanması ve her sıkıntıdan kurtulması demektir…. Dolayısıyla, İnsan ne kadar günahkar olursa olsun, Allah’tan asla ümidini kesmemesi ve O’na yönelmesi gerekir.
{ … Ebu Saîd el-Hudrî r.a dan.Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in şunu haber verdiğini rivayet eder : " Sizden önceki ümmetler içinde yüz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bu adam bir alime, kendisi için tevbe olup olmadığını sordu. Alim, " Evet, senin için bile tevbe vardır " dedi. Rahmet melekleri onun ruhunu aldılar ve o adam bağışlandı."
BUHARİ : MÜSLİM : 8.C.2766.N
Öyleyse ey aciz ve günahkar insan ! … Günahlarından pişman olup tevbe edenlerden ol …. İyice düşün ve ömrünün geçen sayfalarına iyi göz at ve işlediğin günahlarına tevbe et …….. Hayatının geri kalan kısmında da günah işlememeye gayret göster…. Ölümü ve onun şidde-tini, kabri ve onun karanlığını, sırat köprüsünü ve onun keskin ve kayganlığını iyi düşün….. Ve hele hele, kimsenin kimseye fayda sağla-yamayacağı o hesap gününü hiç aklından çıkarma.
Gafletten uyan, hevâ ve heveslerini terk et ve helakına sebep olacak olan karanlıktan çık…. Biraz önceki zikretmiş olduğumuz Kur'an'ın ve Sünnet’in delillerini çok iyi düşün.
Rahman ve Rahim olan Rabbinin önünde eğil …. O’nu kapısına yanaş ve eşiğine yüz sür……“ Allah'ım Sana döndüm “ de . “ Ey Rabbim !.. Pişman oldum !.. “ de. “ Tevbemi kabul et !.. Günahımı bağışla !.. Hatamı yok say !.. “ de. “ Ey Allah'ım !.. eğer beni kapından kovarsan bana kim acır, beni kim barındırır ki ?..” de “ Eğer beni kendinden uzaklaştırırsan beni sana kim yaklaştırır ki ?.." de.
Ey insan !…. unutmaki bu kapı ümitsizlik kapısı değildir. Allah’a şirk koşanlar ve O’na küfredenler dahi bu kapıya gitmiştir….. Zina’ya düşenler bu kapıya gitmiştir…..İçki içenler bu kapıya gitmiştir….. Uyuş-turucu kullananlar bu kapıya gitmiştir…..Akrabalık bağlarını koparanlar bu kapıya gitmiştir…. Namazını terk edenler bu kapıya gitmiştir….. Anne ve babasına kötü davrananlar bu kapıya gitmiştir…..Faiz ve rüşvet yiyenler bu kapıya gitmiştir….. Hırsızlık ve yankesicilik yapanlar da bu kapıya gitmiştir…..
Hulasa, her türlü günaha dalanlar bu kapıya koşmuşlardır….. Allah'a dönen herkese ne mutlu…. İnanın, insanın en hayırlı ve gerçek ömrü, Allah'a itaat ettiği zaman dilimidir. Allah'a itaat edilmeyen zaman ise, ömründen değildir.
Ey insanlar !.. Allah’dan hakkıyla korkun sağlam ve samimi bir tevbe ile O’na yönelin ve İslam’ın her kuralına sımsıkı sarılın…. Sizi yoktan vareden Rabbinizi, O’na ibadet ederek yüceltin… Bakın Rabbiniz ne buyuruyor :
“ Size azap gelip çatmadan önce rabbinize dönün. O’na teslim olun ; sonra size yardım edilmez.”
“ Kendiniz farkında olmayarak, ansızın başınıza azap gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline tabi olun. “
“ Kişinin, “ Allah’a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun ! Gerçekten ben alay edenlerdendim ! ” diyeceği günden sakının.”
“ Veya “ Allah bana hidayet verseydi, elbette sakınanlardan olurdum ” diyeceği, yahut azabı gördüğünde “ Keşke benim için – geriye dönüş - imkanı bulunsa da – tevbe edip - iyilerden olsam ! ” diye-ceği günden sakının. “
ZÜMER : 54.55.56.57.58.AY.
Ey insanlar !.. İnanın İslam ümmetinin şu an Allah’a yönelmeye ve O’na tevbe etmeye her zamankinden daha fazla ihtiyaçları var.
Ağır felaketler, arka arkaya gelen sıkıntılar, ahlaksızlığın hat safhaya çıkması, caddelerin ve sokakların cinsel manzaralarla süslenmesi , düş-manların zaferleri ….. düşünülürse, insanların ve özellikle de inananların ne kadar da Allah’a, O’nun dinine ve tevbeye ihtiyaçlarının olduğunu açıkça göreceksinizdir.
Değerli kardeşlerim ! İnanın, insan günahlarını hatırlar ve kendisini bağışlayacağı bir Rabbin olduğuna samimi bir şekilde inanıp O’na yönelirse, durum düzelecektir…. İşte o zaman Rahmanın rahmeti inecek, düşmanlara karşı zafer kazanılacak ve insanlar huzur içerisinde yaşaya-caklardır….. Yani, insanlar için tevbe’den ve Allah’a dönmekten başka, hiçbir çıkış yolları yoktur.
{ … Ebu Hureyre r.a dan. Allah resulü s.a.v şöyle buyurdu : “ Allah azze ve celle şöyle buyurur : Ben kulumun beni zannı yanındayım. Kim beni kendi nefsinde anarsa ben de onu kendi nefsimde anarım. Kim beni bir toplulukta anarsa, ben de onu onlardan daha hayırlı bir toplulukta anarım. Kim bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım.Kim bana yürüyerek gelirse, bende ona koşarak gelirim. ” }
BUHARİ : 16.C.7275.S
Ey insanlar !.. Nefsime ve sizlere son nasihatim ; Allah resulü s.a.v’in bir kutsi hadislerindeki Rabbimizin şu buyrukları olacaktır :
{ … Allah resulü s.a.v şöyle buyurdu : “ Allah azze ve celle şöyle buyurur :
Ey kullarım ! benim hidayet verdiklerim müstesna, sizlerin hepsi dalalette olanlar-sınız. Öyleyse benden hidayet isteyin ki size hidayet edeyim.
Ey kullarım ! Sizler hep açsınız, ancak benim doyurduklarım müs-tesna. Öyleyse benden yiyecek isteyin ki size yiyecek vereyim.
Ey kullarım ! Benim giydirdiklerim müstesna, sizlerin hepsi çıplaksının. Öyleyse benden giyecek isteyin ki sizi giydireyim.
Ey kullarım ! Sizler gece gündüz günah işleyenlersiniz. Ben ise bütün günahları mağfiret edenim. Öyleyse benden mağfiret dileyin ki sizin günahlarınızı bağışlayayım.
Ey kullarım ! Sizler asla bana zarar verecek dereceye ulaşamıyacak ve bana zarar vere-meyeceksiniz. Ve keza sizler asla bana fayda verecek dereceye ulaşamıyacak ve bana asla fayda veremeyecek-siniz.
Ey kullarım ! Sizin öncekileriniz, sonrakile-riniz, insiniz, cinniniz, içinizden en temiz kalpli bir adam gidişinde olsa, o benim mülkümde bir şey artırmaz.
Ey kullarım ! Sizin öncekileriniz, sonrakileri-niz, insiniz, cinniniz, içinizden en kötü kalpli bir adam gidişinde olsa, o benim mülkümde bir şey eksiltmez.
Ey kullarım ! Sizin öncekileriniz, sonrakileri-niz, insiniz, cinniniz, hepiniz bir yere toplanıp benden isteseler ve bende onların istedik-lerini versem, bu benim mülkümde hiçbir şeyi eksiltmez. Bunların hepsi benim mülkümden ancak, bir dikiş iğnesinin denize bir kere batırılıp ta çıkarıldığında o denizden eksilttiği su kadardır.
Ey kullarım ! Sadece sizin güzel amelleriniz-dir ki ben onları sizin için sayar ve saklayıp muhafaza ederim. Sonra da onları size tastamam veririm. Onun içindir ki, her kim hayır bulursa o kimse Allah’a hamdetsin. Bundan başkasını bulan da, kendi nefsini kınasın. }
MÜSLİM : 8.C.2577.N
VEL HAMDU LİLLAHİ RABBİL ALEMİN
TACUDDİN EL - BAYBURDİ
İçeriğinde Ne Olduğınu Bilmeden Muska Takan Gafiller İçin Bir Sahih Hadis
20:01(( أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَقْبَلَ إِلَيْهِ رَهْطٌ فَبَايَعَ تِسْعَةً، وَأَمْسَكَ عَنْ وَاحِدٍ، فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ! بَايَعْتَ تِسْعَةً وَتَرَكْتَ هَذَا؟ قَالَ: إِنَّ عَلَيْهِ تَـمِيمَةً. فَأَدْخَلَ يَدَهُ فَقَطَعَهَا فَبَايَعَهُ، وَقَالَ: مَنْ عَلَّقَ تَـمِيمَةً فَقَدْ أَشْرَكَ. )) [ رواه أحمد وصححه الألباني في سلسلة الأحاديث الصحيحة]
"Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e on kişilik bir topluluk (heyet) geldi. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunlardan dokuz kişinin biatını kabul etti ve birinden elini çekti.
Bunun üzerine onlar:
- Ey Allah'ın elçisi! Dokuz kişinin biatını aldınız da bunun biatını niçin almadınız? diye sordular.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Onun üzerinde muska (temîme) var, buyurdu.
Sonra elini o adamın elbisesine girdirip muskayı eline alıp parçaladı, daha sonra onun biatını kabul etti.
Ardından şöyle buyurdu:
- Kim muska (temîme) takarsa, Allah'a şirk koşmuştur." (Ahmed; hadis no: 16969).
Değerli âlim Elbânî,"Silsiletu'l-Ehâdîsi's-Sahîha" adlı eserinde hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Hadis no: 492.
Ey Namaz Kılmayan ve kendisine Müslüman Diyen Kimse !!! İyi Oku !!
12:02Bu mevzuda delil olan Âyet'i Kerime'lerin zikri
"Hep Allah'a dönüp itaat edin, O'ndan korkun ve namaz'ı kılın'da müşriklerden olmayın."
Rum Sûresi: 31
"Haram olan aylar "Zilhicce, Muharrem, Safer ve Kebiu'l-evvel" çıktığı zaman, artık o "müşrikleri" nerede bulursanız öldürün; Onları yakalayıp esir edin, onları hapsedin ve geçit yerlerini tutun, "eğer tevbe" ederler, namaz'ı kılıp zekât'larını verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Gerçekten Allah, Ğafur ve Rahim'dir."
Tevbe Suresi: 5
Subhânehu ve Teâlâ Resulüne ve mü'minlere hitaben, haram olan aylar çıktıktan sonra müşriklerle mukatele ederek onları öldürmelerini emrediyor.
Allah'u Azze ve Celle katledilecek müşriklerin kıtalden önce yakalanıp geçit yerlerinin kesilip hapsedilmelerini, karılarının ve çocuklarının esir edilip mallarının ganimet olarak alınmasını helâl kılıyor. Akabinde bütün bunlardan kurtulabilmeleri için üç şart zikrediyor.
1- Şirkden avdet ederek tevbe etmek. Ya'ni "kelime'i şehadeti" lisânen ikrar etmesi.
2- Namaz kılarak tevbe ettiğini amelle tasdik etmesi.
3- Zekat'ı eda etmesi.
Bu üç şartı yerine getirdikleri an malları ve canları müslümanlara haram olur, zira müslüman olmuşlardır.
Namazı terkedenin müşrik olduğunu beyan eden Hadis'i Şeriflerin zikri.
Ebu Süfyan'dan, dedi ki: Ben Câbir'den duydum şöyle diyordu: Ben Nebiyyu (S.A.V.)'den işittim şöyle buyuruyordu:
"Şübhesiz ki, kişi ile "şirk ve küfür" arasında ki şey sâdece namaz'dır."
Bu Hadis'i Müslim (82) Ebû Davud (4678) Tirmizi (2619) Nesei (465) ve Ibnu Mâce (1078) rivayet etmişlerdir.
Cabir (R.A) dan, (şöyle dedi): Nebiyyu (S.A.V.)'den, buyurdu ki:
"Namaz'ı terketmek küfürdür."
Bu Hadis'i Abdurrezzak Musannaf da (5009) Muhammed Ibnu Nasr Kitabu's-Salat da (888) Hibetullah'ıt-Taberi Usulu's-Sünne de (1513) ve Âcurri Şeria da (133) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.
Enes (R.A.)'dan, (şöyle dedi): Nebiyyu (S.A.V.) buyurdu ki:
"Kişi ile şirk arasında namazı terketmekten başka bir şey yoktur. Onu terkettiği zaman şirk koşmuştur."
Bu Hadis'i Ibnu Mâce (1080) ve Muhammed Ibnu Nasr Kitabu's-Salat da (897) rivayet etmişlerdir. Şeyh Elbâni Ibnu Mâce'nin sahihinde (880) tahric etmiştir.
Rasûlullah (S.A.V.)'in azadlısı Sevban (R.A.)'dan,
Rasûlullah (S.A.V.)'i şöyle derken işittim dedi: Resûlullah (S.A.V.) buyurdu ki:
"Kul ile küfür ve İman arasındaki şey, "namaz'dır" onu terkettiği zaman şirk koşmuştur."
Bu Hadis'i Hibetullah'it-Taberi Usulu's-Sünne de (1521) sahih bir senedle rivayet etmiştir. Ayriyeten Şeyh Elbâni Terğib'in Sahih'inde tahric etmiştir.
Yukarıdaki zikredilen Âyet ve Hadis'i Şerifler, "namaz'ı terk edenin Allah'a şirk (ortak) koştuğunu ya'ni müşrik olduğunu isbat eden münakaşa götürmeyen açık delillerdir.
Subhânehu ve Teâlâ ise, kendisine şirk ya'ni ortak koşanları affetmeyeceğini haber veriyor.
Muhakkak ki "Allah kendine ortak koşulmasını bağışlamaz." Bu günahtan (şirkten) başkasını, dilediği kimseden bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, doğrusu haktan uzak bir dalâlete sapmıştır.
Nisa: 116
Başka bir Âyet'i Celile'de de kendisine ortak koşanların ebedi Cehennem'de kalacaklarını haber veriyor.
"Şüphesiz ki, kim Allah'a ortak koşarsa Allah ona Cennet'i haram kılmıştır. Ve barınacağı yerde Cehennem'dir. Zalimlerin hiç bir yardımcısı yoktur."
Mâide: 72
Bu bab'da ki Âyet ve Hadis'lerden çıkan hükümlerin hulasası:
1- Namazı terk edenin Allah'a şirk ya'ni ortak koştuğu.
2- Allah'a ortak koşanın da hiç mağfiret olunmayacağı.
3- Mağfiret olunmayan müşrik'in de ebedi Cehennem'de kalacağı.
NAMAZI TERKEDENlN KÂFÎR OLDUĞU BABI
Bu mevzuda Allah Resulü (S.A.V.)'den rivayet edilen hadisler:
Ebû Süfyan'dan, dedi ki: Ben Câbir'den duydum şöyle diyordu: Ben Nebiyyu (S.A.V.)'den, şöyle derken işittim.
"Şübhesiz ki, kişi ile "şirk ve küfür" arasındaki şey sâdece namazı terketmektir."
Bu Hadis'i Müslim (82) Ebû Davut (4678) Tirmizi (2619) Nesei (465) ve ibnu Mâce (1078) rivayet etmişlerdir.
Câbir (Ibnu Abdillah) (R.A.)'dan, (şöyle dedi:) Nebiyyu (S.A.V.)'den, buyurdu ki:
"İman ile küfür arasındaki şey namazı terketmektir."
Bu Hadis'i Tirmizi (2618) Muhammed Ibnu Nasr Kitabus-Salat da (887) ve Ibnu Ebi Şeybe iman da (44) sahih olarak rivayet etmişlerdir.
Bureyde (R.A.)'dan, şöyle dedi:
Resûlullah (S.A.V.) buyurdu ki:
"Bizlerle onların (ya'ni münafıkların) arasındaki ahd (ya'ni onlarla mukatele etmemize mani olan) "namaz"dır. Kim bu namazı terkederse kâfir olur."
Bu Hadis'i Tirmizi (2623) Nesei (1/231) Ibnu Mâce (1079) ve Ahmed (5/346) sahih olarak rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh Elbani Terğib'in sahihinde tahric etmiştir.
Enes İbnu Malik (R.A.)'dan, şöyle dedi: Nebiyyu (S.A.V.) şöyle dedi:
"Her kim ki, kasten namazı" terkederse açıkça küfre" düşmüştür."
Bu Hadis'i Taberâni Evsatta rivayet etmiştir. Heysemi Mecmau-Zevaid'de (1/295) zikretmiştir.
Enes (R.A.)'dan, Resûlullah (S.A.V.)'i şöyle derken işittim dedi:
"Kişi ile küfür veya şirk arasındaki şey namaz'dır. Namazı terk ettiği zaman kâfir olur.”
Bu Hadis'i Muhammed Ibnu Nasr Kitabus-Salat'ta (899) rivayet etmiştir.
Bu mevzuda Allah Resulü (S.A.V.)'in ashabından rivayet edilen eserler
Ibnu Mes'ud (R.A.)'dan,
"Kim namazı terkederse "kâfir" olur" dedi.
Bu Eser'i Taberâni Kebir de (8939) ve Âcurri Şeria da (133) sahih olarak rivayet etmişlerdir.
Câbir tbnu Abdillah (R.A.)'dan,
"Namaz kılmayan kâfir'dir" dedi.
Bu Eser'i Ibnu Abdu'1-Ber Temhid'de (4/225) sahih bir senedle rivayet etmiştir.
Ibnu Abbas (R.A.)'dan, şöyle dedi:
"Her kim ki "namaz'ı" terk ederse "kâfir" olmuştur."
Bu Eser'i Muhammed tbnu Nasr Kitabu's-SaJat'ta (939) ve Ibnu Abdil'Ber * Temhid'de (4/225) sahih bir senedle rivayet etmişlerdir.
Ali Ibnu Ebi Talib (R.A.)'dan, şöyle dedi:
"Her kim ki namaz'ı kılmazsa o kâfirdir."
Bu Eser'i Muhammed tbnu Nasr Kitabus-Salat'ta (*)33) Acurri Şeria'da (135) İbnu Ebi Şeybe Musannaf'da (10485) ve Iman'da (126) Beyhaki Şuabul'İman'da (41) ve Buhâri Tarihul'Kebir'de sahih olarak rivayet etmişlerdir
RESÛLULLAH (S.A,V.)'lN ASHABININ CEMl'SlNlN DE NAMAZI TERK EDENlN KAFİR OLDUĞUNA KÂlL OLDUKLARI BABI
Ebû Hureyre (R.A.)'dan, şöyle dedi:
Resûlullah (S.A.V.)'in Ashabı "namaz'dan" başka hiç bir amelin terkini "küfür" olarak görmezlerdi.
Bu Eser'i Hâkim Müstedrek'te (1/7) Tirmizi Sunen'de (2624) tbnu Ebi Şeybe Musannaf'da (10495) ve Iman'da (137) ve Muhammed İbnu Nasr Kitab'us-Salat'da (948) sahih olarak rivayet etmişlerdir. Ayriyeten Şeyh Elbani Terğib'in sahih'inde (564) tahric etmiştir.
Mücahid Ibnu Cebr (R.A.)'dan, (O da) Câbir İbnu Abdullah (R.A.)'dan, Allah Resulüne (s.a.v.) arkadaşlık yapmış birisidir.
Kendisine dedim ki: Allah Resulü (S.A.V.)'in zamanında, sizce amellerden, küfür ile iman'ın arasını ayıran ne idi (diye sordum) (O da) "namaz" (diye cevab verdi.)
Bu Eser'i Muhammed İbnu Nasr Kitab'us-Salat'da (892) ve Hibetullahit-Taberi Usulü' s-Sünne'de (1538) Hasen olarak rivayetetmişlerdir.Ayriyeten Şeyh Elbâni Terğib'in sahih'inde tahric ederek Hasen demiştir.
(Muhammed Ebu Said el-Yarbuzi nin "İSLAMDA NAMAZI TERK ETMENİN HÜKMÜ" isimli risalesinden alınmıştır.)
ÖLÜLER İÇİN TAVAF YAPMAK VE KUR'AN HATMETMEK
11:46Yine, onlar için Kur'an hatmetmemin hükmü nedir?
CEVAP:
Hamd, yalnızca Allah'adır.
Delil olmadığından dolayı efdal olan, bunu terketmektir. Fakat eğer müslüman iseler, sevdiğin akrabaların veya başka kimseler için sadaka vermen, onlara duâ etmen, onların adına hac ve umre yapman meşrûdur. Onların adına namaz kılmaya, tavaf yapmaya ve Kur'an okumaya gelince, delil olmadığından dolayı efdal olan bunu terketmektir.
Bazı İslâm âlimleri, bu amelleri, sadaka ve duâya kıyas ederek câiz görmüşlerdir. Ama ihtiyatlı olan, bunu terketmektir.
Başarı, yalnızca Allah Teâlâ'dandır.
Değerli âlim Abdulaziz b. Abdullah b. Baz -Allah ona rahmet etsin-,
http://www.islamqa.com/tr/ref/10080
"Mecmûu Fetâvâ ve Mekâlât Mutenevvia"; c: 8, s: 345.
KUR'AN ÂYETLERİ YAZIP BUNLARI VÜCUDUNA BAĞLAMANIN HÜKMÜ
11:44Veya bunları dürüp azı dişlerinin üzerine koymanın veyahut şer'î duâ ve zikirleri yazıp bir deri parçasının içine koyarak muska şekline getirip yatağın altına veya başka yerlere koymanın hükmü nedir?
İçerisinde Kur'an'dan zikir ve duâ bulunan muska ve nazarlık asmanın hükmü nedir?
CEVAP:
Hamd, yalnızca Allah'adır.
İçerisinde Kur'an âyetlerinin veya duâların yazılı bulunduğu kâğıtları müslümanın vücuduna veya başka bir yere yapıştırması veya asması veyahut yatağın altına koyması, câiz değildir.Çünkü bu, dînen vücuda veya başka bir yere asılması yasaklanan muska ve nazarlıklardandır.
Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ تَعَلَّقَ تَـمِيمَةً فَلا أَتَمَّ اللهُ لَهُ.)) [ رواه أحمد]
"Kendisine fayda verdiğine veya kendisinden kötülüğü giderdiğine inanarak kendisine muska ve nazarlık takan kimsenin, Allah hayatta hiçbir işini tamamlamasın." (İmam Ahmed)
Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:
( إِنَّ الرُّقَى وَالتَّمَـائِمَ وَالتِّوَلَةَ شِرْكٌ )) [ رواه أبو داود وابن ماجه وأحمد والحاكم ]
"(Arapça yazılmayan ve içerisinde Allah'ın adı anılmayan) rukyeler, nazarlıklar
Câhiliyet devrinde kadınlar, göz değmesinden korumak için çocuklarının boyunlarına nazarlık asarlardı.İslâm gelince, müşriklerin bu bâtıl geleneğini ortadan kaldırmıştır.(M.Ş
ve (kadını kocasına sevdiren) muhabbet muskalarının her biri, ya açıktan ya da gizli olarak şirke götürür."(Ebû Dâvûd, İbn-i Mâce, İmam Ahmed ve Hâkim rivâyet etmişlerdir.)
Yine de en iyisini Allah Teâlâ bilir.
İlmî Araştırmalar ve Fetvâ Dâimî Komitesi.
http://www.islamqa.com/tr/ref/11026
"YETİŞ YÂ RABBÎ ” DEMEKLE HİÇBİRŞEY KAYBETMEDİM (Medet Yâ Şeyh Diyenlere!)
11:16* Rabbimiz, kendisine dua edince, çağıranın da’vetine icâbet edeceğini vaad etmiş. Fakat, “Bunaldığınızda beni yardıma çağırın” diyen bir peygamber sözüne rastlamadım.
* Rabbimiz; hakkıyla işiten, kemâliyle bilendir. Çağırdığım zât, bu vasıflara hâiz olmalıdır ki, ellerim boş kalmasın.
* Rabbimiz kullarına pek yakındır, hem de şahdamarından daha yakın.
* Rabbimiz mülkün sahibidir, göklerin ve yerin mirası O’nundur. Hayır yalnızca O’nun elindedir. Ferah da, tasa da O’nun elinde olup, güldüren de ağlatan da O’dur. Ne yaparsak hepsinden hakkıyla haberdardır. Bir kölenin, ihtiyacını efendisinden başkasından istemesi; üstelik efendisi “Gel benden iste” diye tembihlediği halde neden garip karşılanır olmuş bugün?
* Bilirim ki, göklerde ve yerde kim ve ne varsa O’ndan ister. Ya diliyle, ya hâliyle. İbâdete, rızka kuvvet vermesini, mağfiretini…
* Rabbimiz, rahmet hazinelerini kimseye emânet etmemiştir. Hepsi O’nun yanındadır.
* Çağırdığım zât, her an çağrıma cevap verebilecek bir halde olmalıdır. Diri olan, ölmeyen, uyuklama ve uyku tutmayan yalnızca Rabbimizdir.
* Çağırdığım zât çağrımı işittiğinde bunu karşılayacak kudrete sahip olmalıdır. Bedir ashabının yardım isteğine bin melekle yardım ettiğini Enfâl sûresi 9-10 âyetlerinde beyân eden el – Aziz ve el- Hakim olan Rabbimiz, yardımın yalnız kendi tarafından olduğunu bu isimleriyle birlikte anıyor.
* Rabbimizden başka yalvarılanlar, bizim gibi kullardır. Bir sinek dahi yaratamazlar.
* Rabbimiz, yarattıklarının geçmişlerine de, geleceklerine de vâkıftır. Bunların ilmine sahip olamayan, kimin, icâbeti ne kadar hak ettiğini de bilemez.
* el – Mûcib olan (çağrılara cevap veren) yalnızca Rabbimizdir. Bu ismi taşıyan başka bir varlık tanımıyorum.
* Rabbime yalvarmakla asla bahtsız olmadım. Sabır ve namazla yardım dilememizi Rabbimiz öğretiyor bize.
* Başkalarını çağırırsam beni duyacağına ve yardıma gücü olduğuna bir güvencem yok. Kur’an’ın ifâdesiyle; ya uzakta akmakta olan suya karşı, ağzıma boş avuçlarımı götürürsem?
* Eğer Rabbimiz, kendisinden başkasından yardım isteyebileceğimiz konusunda izin verseydi (ki vermemiştir) buna en uygun kişi Resulullah (s.a.v.) olurdu. Fakat Resulullah, her beşer gibi ölmüştür. Sadece bir istisnâ olarak, salât u selam verildiğinde, kendisine ulaştırılmaktadır. (Ebu Davud)
* Resulullah, kendi ölümünden sonra ümmetinin ne halde olduğundan dahi haberi yokken, nasıl yardıma çağırılsın ki?
* Resulullah, daha yaşarken ifk hâdisesinde, münâfıkların tesbitinde ve savaş için geçerli mâzeretleri olmayanlara izin vermesi hususunda gayba vâkıf değilken, ölümünden sonra nasıl gayba vâkıf olur ki?
* Resulullah, ashabına, şefaatinin kendisinden değil de, Rabbimizden istenmesini tâlim etmiştir.
* Mekke’nin en ağır işkenceli devrinde, Bilal-i Habeşî, Hubeyb ve Habbab bin Eret gibi sahabeler yardım isteklerini Rabbimize doğrudan iletmişlerdi. Bilal, “Ehad” derken, Hubeyb şehid edilirken haberinin Resulullah’a iletilmesi için Rabbimize dua ediyordu.
KONUYA AİT BİRKAÇ DELİL
1 – İbn Abbas’dan (r.a.) rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Siz kabirden kalktığınızda yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşr olunacaksınız ” demiş ve:
“Biz insanları ilk yarattığımız gibi yeniden işte o şekilde dirilteceğiz. Bu verdiğimiz bir sözdür. Şüphesiz biz onu yerine getireceğiz.” (Enbiyâ 104 ) âyetini okudu ve şöyle dedi:
“Kıyamet günü ilk elbise giydirilen kişi İbrahim’dir. Yine kıyamet günü ashabımdan bazı kimseler sol tarafa, cehennem tarafına götürülürler. Hemen ben: “Onlar benim ashabımdır ” diye sesleneceğim de bana:
“Yâ Muhammed! Emin ol ki sen bunlardan ayrıldığından beri onlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedlerdir” diye cevap verilecektir. Ben de Allah’ın Salih kulu ve Resulü İsa ibn-i Meryem’in dediği gibi diyeceğim:
“Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine şahid idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. ” (Maide 117) (BUHARİ)
2 – Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayete göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Bir ara (havzın başında) duruyordum. Bir de orada bir topluluk gördüm. Hatta onları tanıdım. Benimle onlar arasında bir melek belirdi. Bu topluluğa:
“Gelin ” dedi. Ben de bu meleğe:
“(Bunlarla) nereye gidiyorsun ?” diye sordum. Melek: “Vallahi cehenneme” diye cevap verdi.
Ben: “Bunların suçu nedir ki ?” dedim.
Melek: “Ya Resulullah! Senden sonra bunlar senin getirdiğin dinden gerisin geriye cahiliyeye döndüler.” diye cevap verdi.
Bunun üzerine Resulullah:
“Sanmam ki bu (havuza yaklaşıp da geri çevrilenlerden) cehennemden kurtulanlar olsun. Ancak çobansız, yolunu şaşıran deve sürüsünden yolunu bulanlar benzeri, bunlardan da tek tük cehennemden kurtulanlar olacak.” buyurdu. (BUHARİ)
3 – Enes bin Malik şöyle demiştir: “Halk kıtlığa düştüklerinde, Ömer bin Hattab (r.a.), Resulullah’ın (s.a.v.) amcası Abbas ‘a ( r.a.), yağmur yağması için Allah’a dua etmesini söyler ve:
“Allah’ım! Bizler NEBİMİZ HAYATTA İKEN, ona dua ettirerek senden niyaz da bulunurduk da bize yağmurlar ihsan ederdin. Şimdi de NEBİMİZİN AMCASININ DUASIYLA SENDEN niyaz ediyoruz. Bize yine yağmur ihsan et “ diye dua ederdi. Bu duayı edince yağmur yağardı.” (BUHARİ )
4 – Resulullah, bir sahabeye şefaatini istemesini şöyle öğretmiştir: “Allah’ım, Resulullah’ı hakkımda şefaatçi eyle.” (TİRMİZİ)
5 - De ki: “Ben ANCAK RABBİME YALVARIRIM ve O 'na kimseyi ortak koşmam.” (CİN 20)
6 - Hak olan ÇAĞRI (dua , ibadet) YALNIZCA O'NA (olan) dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiç bir şeyle cevap vermezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. Küfre sapanların duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir. (RÂD 14 )
7 – “Gerçekten biz bundan önce O 'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O 'dur.” (TÛR 28)
8 - (Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz! (NEML 62)
9 - Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir. (TEVBE 101)
10 - Çünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük bir suçtur. Onu duyduğunuzda “Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşâ! Bu, çok büyük bir iftiradır...” demeli değil miydiniz? (NUR 15-16)
11- Allah seni affetsin; doğru söyleyenler sana açıkça belli oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara izin verdin? (Savaştan kaçmak için izin isteyenlere) (TEVBE 43)
AYRICA: Bakara 127 , 186, 255- Al-i İmrân 26 , 180 - Muhammed 38 - Rahman 29 - Necm 43- Hac 78 –
Şuarâ 80.
http://www.cihaderi.net/YETİŞ-YÂ-RABBÎ-”-DEMEKLE-HİÇBİRŞEY-KAYBETMEDİM-makale-99.html
Mahir Muaykili Kuran Download - şeyh mahir al-mu'ayqali
23:31mahir muaykili teravih namazi - mahir muaykili sureler mp3 -
AŞAĞIDAKİ DOSYALAR 2006 TERAVİH NAMAZI KAYITLARIDIR. SAYFANIN SONUNDA İSE KOMPLE KUR'AN SURELERİNİ İNDİREBİLİRSİNİZ.
002 - Al-Baqarah
003 - Al'Imran
004 - An-Nisa'
005 - Al-Ma'idah
007 - Al-A'raf
009 - At-Taubah
012 - Yusf
013 - Ar-Ra'd
017 - Al-Isra'
021 - Al-Anbiyah'
Yukarıdaki surelerin tamamı için aşağıdaki zip dosyalarından birini indirin. Üstteki link daha kaliteli bir sese sahiptir, boyutu büyüktür. İkinci link ise biraz daha düşük kalitelidir, ama o da kötü bir kalite değildir.
Maher1427_1_vbr_mp3.zip VBR ZIP 275 MB İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Maher1427_1_64kb_mp3.zip 64Kbps MP3 ZIP 92 MB İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Sureleri tek tek indirmek isterseniz aşağıdaki sayfaya gidiniz.
http://www.archive.org/details/Maher1427_1
025 - Al-Furqann
026 - Ash-Shu'ra'
029 - Al-Ankabut
030 - Ar-Rum
031 - Luqman
036 - Ya-Sin
037 - As-Saffat
041 - Fussilat
042 - Ash-Shura
043 - Az-Zukhruf
Yukarıdaki surelerin tamamı için aşağıdaki zip dosyalarından birini indirin. Üstteki link daha kaliteli bir sese sahiptir, boyutu büyüktür. İkinci link ise biraz daha düşük kalitelidir, ama o da kötü bir kalite değildir.
Maher1427_2_vbr_mp3.zip VBR ZIP 131 MB İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Maher1427_2_64kb_mp3.zip 64Kbps MP3 ZIP 44 MB İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Sureleri tek tek indirmek isterseniz aşağıdaki sayfaya gidiniz.
TIKLAYIN
051 - Adh-Dhariyat
052 - Al Tur
053 - An Najm
054 - Al Qamar
067 - Al-Mulk
068 - Al-Qalam
069 - Al-Haaqqa
070 - Al-Ma'arij
071 - Nooh
Yukarıdaki surelerin tamamı için aşağıdaki zip dosyalarından birini indirin. Üstteki link daha kaliteli bir sese sahiptir, boyutu büyüktür. İkinci link ise biraz daha düşük kalitelidir, ama o da kötü bir kalite değildir.
Maher1427_3_vbr_mp3.zip VBR ZIP 63 MB İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Maher1427_3_64kb_mp3.zip 64Kbps MP3 ZIP 21 MB İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Sureleri tek tek indirmek isterseniz aşağıdaki sayfaya gidiniz.
TIKLAYIN
KOMPLE KUR'AN mahir muaykili Kuran Download - şeyh mahir al-mu'ayqali - mahir muaykili mp3
TAMAMINI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN (ZİP DOSYASI)
SURE SURE KOMPLE KURAN İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
İMÂM MÜSLİM (204-261) Biyografi
23:31Büyük imam, hafız, gerçek hüccet, Ebu Huseyin Müslim bin Haccac bin Müslim bin Verd bin Kevser, nesep olarak Kuşeyri, bölge olarak Nisaburlu, büyük hadis imamlarından olup “Sahih-i Müslim”in yazarıdır. Sika, hafız imam, musannif, fıkıh bilgini olan imam, Horasan’lıdır. İlim sahasına pek çok alim kazandıran Kuşeyr kabilesine mensuptur. Vatanı olan Nisabur Horasan bölgesinde güzellik ve çekiciliğiyle kendini diğer şehirlerden cazip hale getiren bir yerdi.
Tercih edilen görüşe göre İmam Müslim hicri 204 yılında Horasan bölgesinin Nisabur kentinde dünyaya geldi. Doğumu hakkında değişik görüşler olsa da en sağlamı budur.
İmam Müslim’in hayatını bizlere tafsilatlı bir şekilde anlatacak fazla bir kaynak yoktur. Onun hakkında yazılan bilgiler yetişmesi, hayatı çocukluğu, ailesi gibi konulardan ziyade yazmış olduğu eserler ve hadis ilmindeki üstünlüğüne dairdi. Fakat ticaretle uğraşan zengin, cömert, etrafını görüp gözeten bir zattı. Oldukça uzun boylu olan İmam Müslim’i saçı-sakalı beyaz ve sarığını kürek kemikleri arasına sarkıtmış bir zat olarak gözlerimizin önüne getirebiliriz.
Hadis Talebi İçin Yolculukları
İmam Zembi şöyle diyor: İlk olarak 18 yaşındayken Yahya bin Yahya’dan hadis dinlemiştir. Yirmi yaşında hacca gitti. En büyük üstadı olan Kane’den de bu hacc esnasında hadis dinledi. Kufe’ye gidip Ahmet bin Yunus ve hadis alimlerinden bilgiler aldı. Oradan kendi toprağı olan Horasan’a döndü. Otuz yaşından önce bu tür seyahatleri oldukça fazla bir şekilde yaptı.
Faziletli, hadis konusundaki sağlamlığıyla takdirleri üzerine alan İmam Müslim Horasan’da Yahya bin Yahya, İshak bin Raheveyh gibi alimlerden Rey kentinde Muhammed bin Mihran Ebu Çassan’dan, Irak’ta Ahmet bin Hanbel, Abdullah bin Mesleme, Hicaz’da Said bin Mansur, Ebu Musab, Mısır’da Amr bin Levad, Harmele bin Yahya gibi pek çok alimlerden hadis ilimleri hakkında bilgi almıştır. Kendisinden hadis konusunda Tirmizi, Ebu Hatım er-Razi, Ahmed bin Seleme, Musa bin Harun, Yahya bin Said, Muhammed bin Mahled, ebu Avane Yakub bin İshak el-İsferani bin Ziyad el-Kabba, Barahm b. Muhammed bin Sufyan gibi büyük alimler istifade etmiştir. İsmi geçen son şahıs olan İbrahim bin Muhammed bin Süfyan Sahih-i Müslim’inde ravisidir.
İmam Buhârî ile Yakınlığı
İmam Müslim ömrünün sonlarına doğru İmam Buhârî ile görüşme ve ondan istifade etme imkanı buldu. Onun ilminden oldukça etkilenip metodunu benimsedi. Buhârî’den etkilendiğini en güzel olarak İmam Darakutni’nin şu ifadeleri açıklıyor: “Eğer Buhârî olmasaydı Müslim rahat etmez ve ortaya çıkamazdı.” İmam Buhârî’ye karşı, oldukça saygılı idi. Bir keresinden onun meclisine girer girmez iki gözünün arasını öpüp şöyle der: “Ey İmam bana izin ver de ayaklarını öpeyim, çünkü sen en büyük üstat, hadisçilerin efendisi, hadis doktorusun.” Bu sözleri söyledikten sonra Buhârî’den bazı bilgiler aldı, oradan ayrılınca da “Sana kıskanç kişilerden başkası öfkelenmez, şahitlik ederim ki dünya da senin benzerin yoktur.” dedi.
İmam Müslim’in, Buhârî ile olan yakınlığından dolayı başkalarıyla arasıda açılmıştı. İmam Buhârî ile Muhammed bin Yahya arasında çıkan bir anlaşmazlıktan dolayı Muhammed bin Yahya Buhârî’ye gidilmemesi ve ondan bilgi alınmaması gerektiğini etrafa yaydı. Müslim hariç herkes Buhârî’yi terketti. Buhârî’de Nisabur’dan ayrılmak zorunda kaldı.
Bir defasında Züheli “Kim Buhârî gibi düşünüyorsa meclisimi terk etsin” deyince Müslim orayı terk etti. Züheli’den aldığı tüm bilgileri toplayıp geri gönderdi ve ondan ne sahihinde ne de başka bir eserinde herhangi bir şey nakletmedi.
Âlimlerin Onun Hakkındaki Görüşleri
İmam Müslim’in yüceliği, imamlığı, yüksek mertebesi, üstün zekası ve bu ilimde öncü olduğu konusunda alimler ittifak etmişlerdir. Onun bu mertebeleri elde etmesinin en büyük delili “Sahih-i Müslim” eserini yazmasıydı.
Hakim diyor ki: “Güzel yüzlü, kıyafeti düzgün bir adam gördüm. Onun İmam Müslim olduğunu söylediler. Sultanın adamları gelip dediler ki; müminlerin emiri, Müslim bin Haccac’ın insanlara namaz kıldırmanı emrediyor. Oda öne geçip insanlara namaz kıldırdı.
Hafız Ebu Kureyş şöyle diyor: Muhammed bin Beşşar şöyle dedi: Dünyanın hafızları dört tanedir. Rey’den Ebu Zur’a, Nisabur’dan Müslim, Semerkand’dan Darimi, Buhara’dan Muhammed bin İsmail (Buhârî).
İshak bin Raheveyh Müslim’i anarken bir defasında farsça şöyle demişti: “Hangi adam onun gibi olabilir”
İmam Müslim bu ve buna benzer pek çok övgüleri haklı olarak almıştır.
Âlimler Sahih-i Müslim İçin Ne Dediler?
Bilindiği üzere Buhârî sahih konusunda ortaya çıkan ilk şahıstır. Onu Müslim takip ederek ismini bu alandaki öncüler arasına yazdırdı. Kitabının tertip açısından düzgünlüğü, çok yollardan bir hadis nakletmesi, lafızların üzerine oldukça düşmesinden dolayı Müslim’in sahihi’nin Buhârî’den üstün olduğunu söyleyenler de olmuştur.
İbnu’ş-Şerki diyor ki: Müslim’in şöyle dediğini duydum. Bu kitapta bulunan her şeyi delil ile aldım, ondan çıkardıklarımı da delil ile çıkardım.
İmam Müslim: “Eğer muhaddisler iki yüz yıl hadis yazacak olsalar bile benim bu kitabından istifade ederler” diyor.
Ahmed bin Mesleme diyor ki: “İmam Müslim sahihini yazdığı on beş yıl boyunca ben onunla beraberdim. Oysa onun sahihinde sadece on iki bin hadis vardı.”
Müslim, sahihini 300000 hadisin içinden seçerek yazdığı içinde titizliği konusunda dikkatleri üzerine çekmiştir. Onun için ve sahihi için daha çok söz söylenmiştir. Fakat onların hepsini burada zikredecek değiliz. İmam Müslim’in Kuran ve Buhârî’den sonra en sağlam esere sahip olması onun ne konumda olduğunu açıklamak için kafidir.
Vefâtı
İmam Müslim’e kendisi için kurulmuş olan hadis meclisinde bilmediği bir hadis soruldu. Evine dönüp bu hadisi araştırmaya karar verdi. Araştırmaya başlamadan önce kimsenin içeri girmemesini istedi. Aile efradı kendilerine hurma geldiğini söyleyince İmam Müslim’de biraz hurma istedi. Hem hadisi araştırıyor hem de hurma yiyordu. Hurmaları bitirince hadisi de bulmuştu. Bir sepet hurma yiyerek rahatsızlanıp vefat etti. Ölümü pazar günü olmuştu. 261 yılında Recep ayının bitimine beş gün kala Nisabur’da defnedildi. Vefat ettiğinde“57”yaşındaydı. Allah’ın rahmeti onun üzerine olsun. Amin
Eserleri
1. el-Camiu’s-Sahih
2. Kitabu’l-Kuna ve’l-Esma
3. Kitabu’t-Tabakat
4. Kitabu’l-Munferidat ve’l-Vuhdan
5. Ricalu Urvetu bin Zübery
6. Kitabu’t-Temyiz
7. El-Musnedu’l-Kebir Ala’r-Rical
8. El-Camiu ala’l-Ebvab
9. El-Esma ve’l-Kuna
10. El-İlel
11. El-Akran
12. Suelatihi Ahmed bin Hanbel (Ahmed b.Hanbel’e Soruları)
13. Amr bin Şuayb
14. El-İntifa bi Ehli Siba
15. Meşeyihu Malik
16. Meşayihu Sevri
17. Meşayihu Şu’be
18. Men leyse Lehu ille Ravin Vahid
19. Evladu’s-Sahabe
20. El-Muhadramin
Kaynaklar:
Sahih-i Müslim Nevevi Şerhi
Ulumu’l Hadis ve Mustalahu Subhi Salih
www.elmuslimun.com
Sâdık ÇALIŞKAN
Allah'a Ortak Koşmaksızın İman
23:29Olayları, olguları ya da kişileri değerlendirirken, yeryüzü kökenli değer ölçütlerini benimseyerek Allah'a ortak koşarlar! Yarar da zarar da Allah'ın elinde olmasına karşın, bunları sadece nedenlere bağlayarak bir tür determinizmle O'na, Allah'a ortak koşarlar! Tek bir olan Allah'ın şeriatını temel almamış bir yönetici ya da yönlendiriciye itaat ederek; Allah'ın gücü dışında bir güce boyun eğmek suretiyle O'na ortak koşarlar! Allah'ın dışında, O'nun kullarından birine umut bağlamakla Allah'a ortak koşarlar! Aslında diğer insanların bir tür beğenisini kazanabilmek amacıyla kendilerini feda ederek Allah'a ortak koşarlar! Bir yarar sağlamak ya da bir zararı bertaraf etmek için cihada katıldıklarında, Allah'dan başkasının rızasını gözeterek Allah'a ortak koşarlar! İbadet sırasında Allah'ın yanısıra, başkalarının da hoşnutluğunu kazanmaya çalışarak Allah'a ortak koşarlar! .. Bu nedenledir ki Peygamberimiz: "İçinizdeki şirk, karıncanın ayak seslerinden bile sessizdir!"
Hadislerde bu gizli şirke ilişkin, başka örnekler de yeralmaktadır: Tirmîzî'nin, İbn Ömer'den aktardığına göre, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Allah'dan başkasının adına üstüne yemin eden, Allah'a ortak koşmuştur!"
İmam Ahmed, Ebu Davud ve diğer hadis imamlarının, İbn Mesud'dan aktardıklarına göre Peygamberimiz: "Büyücülük ve muskacılık, şirktir!" buyurmuştur.
İmam Ahmed'in Müsned adlı eserinde, Ukbe bin Amir'den aktardığına göre, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Muska ya da nazarlık taşıyan, Allah'a ortak koşmuştur!".
Ebu Hureyre'den de şu şekilde bir hadis aktarılır: "Resulullah -salât ve selâm üzerine olsun- şöyle dedi: "Allah buyuruyor ki: "Ben ortaklara en muhtar olmayan en uluyum. Kim işlediği herhangi bir amelde başkasını bana ortak koşarsa, onun bana koştuğu ortakla başbaşa bırakırım."
İmam Ahmed, Ebu Said bin Ebı Fedale'den şu hadisi aktarır: "Resulullah'ın -salât ve selâm üzerine olsun- şöyle dediğini duydum:
"Hakkında en ufak bir kuşkuya yer bulunmayan kıyamet gününde Allah, ilk insandan son insana varana dek herkesi biraraya topladığında bir münâdî; `Allah için yaptığı bir işte O'na ortak koşmuş kimse varsa, yaptığının karşılığını gitsin o ortak koştuğundan istesin! Çünkü Allah, ortaklara en muhtaç olmayan en uludur..." diye seslenecektir.
Yine İmam Ahmed, Mahmud bin Lebid'den şöyle bir hadis aktarmaktadır:
"Resulullah -salât ve selâm üzerine olsun- "Sizin adınıza en çok korktuğum, küçük şirktir" buyurdular. Çevresindekiler bunun üzerine: "Ey Allah'ın elçisi! Küçük şirk nedir?" diye sordular. O da buna cevap olarak dedi ki: "Riyâdır! Kıyamet gününde insanlar yaptıklarıyla birlikte huzura geldikleride Allah onlara: `Hadi şimdi dünyadayken kendilerine riya yapıp gösterişte bulunduğunuz kimselerin yanına gidin! Bakalım onlar size yaptıklarınızın mükafatını verebilecekler mi!' buyuracaktır."
İnananların kendilerini kollayıp imanlarını koruyabilmeleri için sürekli dikkatli olmaları gereken gizli şirk işte budur.
Bir de gözle görülür apaçık şirk vardır. Bu da yaşama ilişkin herhangi bir meselede Allah dışında herhangi bir kimseye boyun eğilmesidir! Allah'ın şeriatı dışında bir şeriatla yargılanmayı kabul etmektir! -Bunun şirk olduğu tartışma götürmeyecek denli kesindir!- Allah'ın belirlemediği bütünüyle insanların çıkardığı bayramları ya da törenleri benimsemek vb. biçimde herhangi bir geleneği kabullenmektir! Allah'ın bırakacak, Allah'ın buyruğuyla çelişecek bir kıyafet modelini benimsemektir!..
Bu tür konularda, kulların Rabbinin apaçık buyruğunu bir yana bırakarak, kulların çıkardıkları yaygın sosyal bir geleneği benimseme ve kabullenme sözkonusu olduğundan, yanlış hareket etme suretiyle işlenen günah sınırlarının da ötesine geçmektedir... Zira böyle bir durumda sözkonusu eylem, günah değil, düpedüz şirktir! Neden diye sorulacak olursa, bu tür bir eylem, Allah'ın buyruğunun tam tersine, Allah dışında bir otoriteye boyun eğmenin göstergesidir! Bu açıdan sözkonusu türden bir eylem, oldukça korkunç ve tehlikeli bir iştir...
Nitekim bu noktada Allah'ın sözü de açıktır:
"Onların çoğu Allah'a ortak koşmaksızın O'na inanmazlar."
Tevbe ve Fazîleti
23:28Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamber'i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları, önlerinde ve yanlarında koşar da, "Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye kadirsin." derler. (66 Tahrim/8)
“Allah’tan bağışlanma iste, çünkü Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” (4 Nisa/106)
“Rabbini överek tesbih et, O'ndan mağfiret dile. Çünkü O tevbeleri kabul edendir.” (110 Nasr/3)
"…Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü o çok bağışlayıcıdır. Üzerinize gökten bol yağmur yağdırsın. Mallar ve oğullar vererek sizin imdadınıza koşsun. Sizin için bahçeler yapsın, ırmaklar yapsın." (71 Nuh/10–12)
“Kim bir kötülük işler yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.” (4 Nisa/110)
"Ancak Allah'ın kabul etmeyi vaad buyurduğu tevbe, bilmeyerek günah işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah âlimdir hakîmdir. Yoksa günah işleyip de kendisine ölüm gelince: "İşte ben şimdi tevbe ettim." diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.(4 Nisa/17–18) "
“Ve onlar (Müminler) çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler.” (3 Al-i İmran/135)
Ebu Hureyre (radıyallahu anhu) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in söyle buyurduğunu söyledi: " Vallahi ben Allah'a günde yetmiş defadan fazla muhakkak istiğfar ve tevbe ederim" . (Buhârî, Tirmizî, İbni Mâce).
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Bazen kalbimin perdelendiği olur. Ama ben Allah’a günde yüz defa istiğfar ediyorum.” (Müslim, Ebu Davud)
İbni Abbas (radıyallahu anhuma)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.” (Ebu Davud, İbni Mâce)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek:
— Allahım! Sen benim kulumsun; ben de senin rabbinim, diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.” (Müslim, Tirmizî, İbni Mâce)
Ebu Musa Abdullah İbni Kays el-Eş’arî (radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüzün elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar bu böyle devam edip gider.” (Müslim)
İbni Ömer (radıyallahu anhuma)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teâlâ onun tövbesini kabul eder.” (Tirmizî, İbni Mâce)
Ebu Hureyre (radıyallahu anhu) anlatıyor: " Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi. Allah (Subhanehu ve Teala) da: "Kulum bir günah işledi. Arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır." Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der. Allah (Subhanehu ve Teala) : "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır." Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah (Subhanehu ve Teala) da: "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muaheze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."(Buhari, Müslim)
Şeddâd İbni Evs (radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“İstiğfarın en üstünü kulun şöyle demesidir: Allahım! Sen benim Rabbimsin. İbadete lâyık senden başka ilah yoktur. Beni sen yarattın. Ben senin kulunum. Ezelde sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden sana sığınırım. Bana lütfettiğin nimetleri yüce huzurunda minnetle anar, günahımı itiraf ederim. Beni affet; şüphe yok ki günahları senden başka affedecek yoktur. Her kim, bu istiğfarı sevabına ve faziletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse cennetlik olur. Yine her kim, sevabına ve faziletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse cennetlik olur” buyurdu. (Buhârî, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî)
Ebu Mûsâ el-Eş'arî (radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua ederdi:
Ey Rabbim! Benim günahımı, bilgisizliğimi, her işimde israfımı ve benden daha iyi bilmekte olduğun kusurlarımı mağfiret eyle! Ya Allah! Benim hatalarımı, kasıtlı ve bilgisizliğimle işlediklerimi, şakalarımı mağfiret eyle! Bunların hepsi bende vardır. Ya Allah! Evvelden yaptığım, sonradan yapacağım, gizlediğim, açığa çıkardığım bütün günahlarımı Sen mağfiret eyle! Öne geçiren ancak Sen'sin, sonraya bırakan da ancak Sen'sin. Sen her şeye gücü yetensin!
Sevbân (radıyallahu anhu) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfar eder ve “Allahım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allahım, sen hayır ve bereketi çok olansın” derdi. Hadisin râvilerinden biri olan Evzâî’ye: “İstiğfar nasıl yapılır?” diye sorulunca: “Estağfirullah, estağfirullah demektir” dedi. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesai, İbni Mâce)
Enes (radıyallahu anhu) Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’i şöyle buyururken dinledim dedi: “Allah Teâlâ şöyle buyurur:
Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden affını umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım.
Ey Âdemoğlu! Günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa, sonra da benden affını dilesen, seni affederim.
Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla karşıma gelsen; fakat bana hiçbir şeyi ortak koşmamış olsan, şüphesiz ben de seni yeryüzü dolusu bağışla karşılarım.” (Tirmizî, Ahmed b. Hanbel)
İbni Mes’ûd (radıyallahu anhu)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Her kim Kendisinden başka ilâh bulunmayan, ebedî hayatla daima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı yöneten Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tevbe ederim’ diye yalvarırsa, savaştan kaçmış bile olsa, günahları bağışlanır.” (Ebu Davud, Tirmizî, Hâkim, İbni Mâce)
İbni Ömer (radıyallahu anhumâ) şöyle dedi: Biz Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bir yerde yüz defa:
“Allahım! Beni bağışla ve tövbemi kabul eyle. Çünkü sen tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin” dediğini sayardık.(Ebu Davud, Tirmizî, İbni Mâce)
Âişe (radıyallahu anhâ) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından önce sık sık “Ben Allah’ı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamd ederim. Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tevbe ederim” derdi. (Buhârî, Müslim)
KADINLARA BAKMA MÜPTELÂSI OLAN BİR KİMSENİN NE YAPMASI GEREKİR?
23:28Cevap:
Hamd, yalnızca Allah'adır.
Her kim, kendisine zehirli bir yara isâbet etmişse, o zehiri çıkarması ve o yarayı panzehir ve merhemle tedâvi ederek iyileştirmesi gerekir.Bu ise şu hususların yerine getirilmesi ile mümkün olur:
Birincisi:
Evlenmesi gerekir. Çünkü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( إِنَّ الْـمَرْأَةَ إِذَا أَقْبَلَتْ أَقْبَلَتْ فِي صُورَةِ شَيْطَانٍ، فَإِذَا رَأَى أَحَدُكُمْ امْرَأَةً فَأَعْجَبَتْهُ فَلْيَأْتِ أَهْلَهُ، فَإِنَّ مَعَهَا مِثْلَ الَّذِي مَعَهَا. )) [ رواه الترمذي وصححه الألباني]
"Şüphesiz kadın, yüzünü dönüp geldiği zaman, (vesvese verme ve saptırma hususunda) şeytanın sûretinde gelir.Biriniz hoşuna giden (güzel) bir kadın gördüğü zaman, hemen hanımının yanına gitsin (onunla birleşsin/cinsel ilişkiye girsin). Çünkü o kadında olan fercin benzeri, kendi hanımında da vardır." (Tirmizî rivâyet etmiş, Elbânî de "Sahîhu'l-Câmi"'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.Hadis no: 1158).
Evlilik, şehveti azaltan ve aşkı zayıflatan sebeplerden birisidir.
İkincisi:
Beş vakit farz namazlara devam etmesi, seher vaktinde Allah Teâlâ'ya duâ etmesi, O'na yalvarıp yakarması, kalbi ve bedeni ile kendisini namazına vermesi gerekir.
Ayrıca şu iki duâyı çokça okumalıdır:
(( يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ .)) [ رواه الترمذي وصححه الألباني]
"Ey kalpleri (kimi zaman itaate, kimi zaman da günaha) yönlendiren (Allahım!) Kalbimi, senin dînin üzere sâbit kıl (dîninden ve dosdoğru yolundan saptırma." (Tirmizî rivâyet etmiş, Elbânî de "Sahîhu'l-Câmi"'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Hadis no: 4801).
(( يَا مُصَرِّفَ الْقُلُوبِ! اِصْرِفْ قَلْبِي إِلَى طَاعَتِكَ وَطَاعَةِ رَسُولِكِ .)) [ صححه الألباني في الاحتجاج بالقدر ]
"Ey kalpleri (kimi zaman itaate ve kimi zaman günaha) yönlendiren (Allahım!) Kalbimi, sana itaate ve Rasûlüne itaate yönlendir." (Elbânî "el-İhticâc bil-Kader"de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Hadis no: 46.
Çünkü bir kimse ne zaman Allah Teâlâ'ya duâ etmeye, O'na yalvarıp yakarmaya devam ederse, Allah Teâlâ onun kalbini o şeyden çevirir.
Nitekim Allah Teâlâ Yusuf -aleyhisselâm- hakkında şöyle buyurmuştur:
كَذَلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاءَ إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ[ سورة يوسف من الآية: ٢٤]
"İşte böylece biz, (her işinde) kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için (ona delillerimizi gösterdik). Şüphesiz o, ihlaslı kullarımızdandı." (Yusuf Sûresi: 24).
Bkz: Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye'nin; "el-Fetâvâ'l-Kubrâ"; c: 3, S: 77.
Üçüncüsü:
Açık-saçık kadınların bulundukları yerlerden kendisini uzak tutmalı, kalbe tesir eden ve onu zayıflatan açık-saçık kadın resimleri gösteren televizyon kanallarına bakmaktan uzak durmalıdır.
http://www.islamqa.com/tr/ref/111796
Duanın Önemi ve Nasıl Yapılacağı - Ebu Sarhan es-Surî
23:27“Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim (karşılığını vereyim). Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenenler (müstekbirler) boyun bükmüş olarak Cehenneme gireceklerdir.” (40 Mümin/60) "Kullarım sana benden sorarlar; kuşkusuz ben onlara çok yakınım. Dua eden, Bana dua ettiği zaman, duasını kabul ederim." (Bakara, 2/186)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dua hakkında şöyle buyurmuştur:
“Dua ibadetin iliğidir (özüdür) “(Tirmizí)
“Allah’a duadan daha üstün bir şey yoktur.” (İbn Mâce)
“Kim Allah’tan istemezse, dua etmezse Allah o kişiye gazaplanır.” (İbn Mâce)
“Kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları açılmıştır. Allah’tan afiyet istenilmesinden daha sevimli bir şey istenilmemiştir.” (Tirmizí)
“Dua, inen belaya ve inmeyen belaya karşı faydalıdır. Ey Allah’ın kulları duaya sarılınız.” (Tirmizî )
"Her gece, gecenin son üçte bir kısmı kalınca Rabbimiz dünya göğüne iner ve şöyle buyurur: "Benden dileyen yok mu, dilediğini vereyim, bana istiğfar eden yok mu, kendisini mağfiret edeyim" (Muttefâkun aleyh)
Dua Yalnızca Allah (Subhanehu ve Teâlâ)’ya Edilir
"Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz". (1 Fatiha/ 4)
"Hak dua, ancak Allah'a yapılır. O'ndan başka dua ettikleri şeyler, onların isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar. (Onların karşılaması) ancak (kuyu başında durup su) ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir. Hâlbuki (suyu avuçlayıp ağzına koymadıktan sonra) su onun ağzına girecek değildir. Kâfirlerin duası böylece boşa gitmiştir." (13 Rad/14)
"Allah'ı bırakıp da kendilerine yalvardıkları kimseler hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onların kendileri yaratılmışlardır." (16 Nahl/20)
"Allah'ın dışında yalvardığınız kimseler sizin gibi kullardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım." (7 Arâf/194)
"De ki: Allah'ı bırakıp da (ilâh olduğunu) ileri sürdüklerinize yalvarın. Ne var ki onlar, sizin sıkıntınızı ne uzaklaştırabilir, ne de değiştirebilirler. Onların yalvardıkları bu varlıklar, Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar. O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı sakınmaya değer." (17 İsrâ/56-57)
"İnsanlar (mahşerde) toplandıkları zaman kendisine dua edilenler, onlara düşman olurlar ve onların kendilerine olan dualarını inkâr ederler." (46 Ahkâf/6)
İbn Abbas (radıyallahu anhuma) der ki: Bir gün Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in terkisinde idim. Buyurdu ki; "Evlât, sana birkaç söz belleteyim: Allah'ı (yani emir ve yasaklarını) gözet ki, Allah da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki O'nu karşında bulasın. Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste, yardım dilediğin vakit Allah'tan dile. Şunu bil ki, bütün yaratılmışlar bir araya gelip sana bir fayda vermek isteseler, Allah'ın sana yazdığından fazla bir şey yapamazlar. Aynı şekilde tüm yaratılmışlar elbirliğiyle sana bir zarar vermek isteseler, Allah'ın sana takdir ettiği zarardan fazlasını yapamazlar. Kalemler kaldırılmış, sayfalar da kurumuştur.”(Tirmizi)
Dua Etmek Müminlerin Özelliğidir
Dua, Allah'a kul olmanın en saf, en temiz, en samimi ifadelerindendir. Kuran'da da müminlerin temel vasıflarından birinin "Allah'a dua etmek" olduğu şöyle haber verilir:
"Sen de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma…" (18 Kehf/28)
"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler" (3 Al-i İmran/191)
"Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi." (11 Hud/75)
"Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi." (16 Nahl/120)
"Sen onların söylediklerine karşı sabret ve Bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah'a) yönelen biriydi." (38 Sad/17)
"... Gerçekten, Biz onu (Eyüb'ü) sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah'a) yönelen biriydi." (38 Sad/44)
Duanın Adabı
Dua eden kulun kalbi, Allah’tan başka bir şeyle meşgul olmamalıdır. Nefsin istekleri, Allah’ın dışındaki sevgiler ve amaçlar, duayı hedefinden uzaklaştırır.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) :
"Biliniz ki, Allahu Teâlâ, kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez" (Tirmizi) buyurmuştur.
Allah’ın güzel isimleriyle (el-esma ul-hüsna) ile dua etmek Kur’an’ın emridir.
"En güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. " (7 Araf/180)
Duanın "umut ve korku" ile yapılması gerekmektedir:
"Onların yanları yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler..." (32 Secde/16)
Duaya Allah’a hamd ve sena, resulüne salât ve selam ederek başlanmalıdır.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) dua eden bir adamın, dua sırasında, salât ve selâm okumadığına şahit olduğunda: "Bu kimse acele etti" diye buyurdu. Sonra adamı çağırıp: "Biriniz dua ederken, Allah Teâlâ'ya hamd ve sena ederek başlasın. Sonra Peygamber'e salât okusun. Sonra da dilediğini istesin" buyurdu.
(Tirmizi Ebu Davud, Nesai)
Dua ederken seslerini aşırı şekilde yükseltenleri gören Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Kendinize gelin. Çünkü siz bir sağırı veya uzaktaki birini çağırmıyor, ancak herşeyi işiten ve çok yakın bulunan birine dua ediyorsunuz. Sizin kendisine dua ettiğiniz size bineğinizin boynundan daha yakındır."( Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Ahmed b. Hanbel)
Dua esnasında ısrar ile dua etmek ve duayı üç defa tekrarlamak da duanın gözetilmesi gereken sünnetlerindendir.
İbn Mes'ud (radıyallahu anhuma) şöyle demiştir: "Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) dua ettiği zaman üç kere tekrar ederdi. Allah'tan bir şey istediği zaman üç kere isterdi. (Müslim)
Dua esnasında gözler göğe dikmemelidir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Bazı kimseler, namazda gözlerini göğe dikerek dua etmekten vazgeçsinler. Yoksa Allah onların gözlerini kör eder." (Müslim)
Dua ettikten bir müddet sonra, yerine gelmediğini görünce "Dua ettim de duam kabul edilmedi" dememek gerekir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Acele edip “dua ettim, kabul edilmedi “ demedikçe her birinizin duası kabul edilir" buyuruyor.
Dua eden kişi muallâk ifadeler ile dua etmemeli isteğini kesin bir şekilde ifade etmelidir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Sizin herhangi biriniz dua ettiği zaman, Allah'tan istemeyi kesin yapsın. Sakın 'Ya Allah! İstersen bana (atıyye) ver' demesin. Şu muhakkak ki, Allah için hiçbir zorlayıcı yoktur!" buyurdu
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
"Akşamdan (abdestli olarak) temizlik üzere zikrederek uyuyan ve geceleyin de uyanıp Allah'tan dünya ve ahiret için hayır talep eden hiç kimse yoktur ki Allah dilediğini vermesin." (Ebu Davud)
Mümin, küçük-büyük her türlü ihtiyacını Allah (Subhanehu ve Teala)’dan istemelidir.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: "Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin." (Tirmizî)
Dua ederken elleri kaldırmak ve dua bitiminde yüzlere sürmek sünnettir.
Hz. Ömer (radıyallâhu anhu) anlatıyor: " Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ellerini dua ederken kaldırınca, onları yüzlerine sürmedikçe geri bırakmazlardı." (Tirmizî)
Duaların Makbul Olduğu Vakitler
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e “En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?" diye sorulduğunda:
"Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!" diye cevap verdi." (Tirmizi)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Ezanla kâmet arasında yapılan dua reddedilmez" buyurdu. Kendisine: "Öyleyse Ey Allah'ın Resûlü, nasıl dua edelim?" diye sorulduğunda: "Allah (Subhanehu ve Teala)’dan dünya ve âhiret için âfiyet isteyin!" buyurdu. (Ebu Davud, Tirmizî)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"İki şey vardır, asla reddedilmezler: Ezan esnasında yapılan dua ile insanlar birbirine girdikleri savaş sırasında yapılan dua" buyurdu (Muvatta, Ebu Davud)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise secdede duayı çok yapın." (Müslim, Ebu Davud)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Her gece, gecenin son üçte bir kısmı kalınca Rabbimiz dünya göğüne iner ve şöyle buyurur: "Benden dileyen yok mu, dilediğini vereyim, bana istiğfar eden yok mu, kendisini mağfiret edeyim" (Muttefâkun aleyh)
Ebu Hureyre (radıyallahu anhu) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):
"Cuma (gününde öyle bir saat vardır ki, herhangi bir Müslüman namaz kılar olduğu hâlde Allah'tan bir hayır ister ve bu istemesini o saate denk getirirse, Allah ona dilediğini muhakkak verir" buyurdu ve o saatin kısa olduğunu anlatmak için eliyle işaret etti. Biz, Peygamber bu işaretiyle o saatin azlığını gösteriyor, dedik. (Buhârî)
Duası Makbul Olan Kimseler
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):: "(Allah'ın kabul ettiği) üç müstecab dua vardır. Bunların kabul edilmeye mazhariyetleri hususunda hiçbir şüphe yoktur: Mazlumun duası, misafirin duası, babanın evlâdına duası" ( Tirmizî, Ebu Davud, İbn Mâce.)
Yine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Üç kişi vardır ki duaları reddedilmez. Âdil imam (adaletten ayrılmayan Müslüman devlet başkanı), iftarını yaptığı zaman oruçlu ve zulme uğrayanın duası. " (Tirmizi)
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Müslüman kimsenin, kardeşi için gıyabında yaptığı dua kabul edilir. Dua edenin başucunda ona müvekkel bir melek vardır. 'Kardeşi için hayır dua yaptıkça bu melek: Âmin, istediğin şeyin bir misli de sana olsun.' der." buyurmuştur. (Müslim)
Ebu Sehran es-Surî
