GURABA İSLAM الإسلام الغرباء

Kadının Namazı ile İlgili Hükümler..

14:21

Müslüman hanım kardeşim, namazını vakitlerinde kılarak, şart, rükün ve vaciplerini eksiksiz olarak yerine getirmek suretiyle gereken dikkati göster. Yüce Allah müminlerin annelerine hitaben şöyle buyurmaktadır:

“Namazı dosdoğru kılınız, zekatı veriniz, Allah’a ve Resulune itaat ediniz” (el-Ahzab, 33/33) Bu aynı zamanda bütün müslüman hanımlara bir emirdir. Namaz İslam’ın esaslarının ikincisidir. Namaz İslamı ayakta tutan bir direktir. Namazı büsbütün terk etmek dinden çıkartan bir küfürdür. Erkek olsun kadın olsun namaz kılmayan kimsenin dini müslümanlığı söz konusu değildir. Şer’i bir mazeret olmadan namazı vaktinden sonraya bırakmak, namazı kaybetmek onu boşa çıkarmak demektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Bunlardan sonra ise namazı zayi eden arzularına uyan bir kavim geldi. İşte onlar cehennem ile karşılaşacaklardır. Tevbe eden… müstesna.” (Meryem, 19/59-60)

Hafız İbn Kesir Tefsirinde müfessirlerin önderi sayılan bir grup kimseden namazı zayi etmenin, vakti çıktıktan sonra namazın kılınması sureti ile olacağını söylediklerini nakletmiştir. Karşı karşıya kalacakları ğayy (meâlde: cehennem), onların karşılaşacakları hüsran diye açıklamıştır. Bu cehennemde bir vadidir, diye de açıklanmıştır.

Kadının namazında erkeklerden farklı bir takım hükümler vardır. Bu hükümleri aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz:

1- Kadın için ezan okumak ve kamet getirmek sorumluluğu yoktur. Çünkü ezan için sesin yükseltilmesi söz konusudur. Kadının sesini yükseltmesi ise caiz değildir. Ezan okuması, kamet getirmesi ise sahih değildir. el-Muğni’de[40]: “Bu hususta bir görüş ayrılığı olduğunu bilmiyoruz” denilmektedir.

2- Kadının bütünü namazda avrettir. Ancak yüzü, elleri ve ayakları hususunda görüş ayrılığı vardır. Bütün bunlar ise onu görecek mahrem olmayan bir kimsenin bulunmaması halinde söz konusudur. Eğer onu mahremi olmayan bir kimse görülebilecekse namazın dışında vücudunu erkeklerden örtmesi gibi namazda da örtünmesi gerekir. Namaz kılarken başını, boynunu ve ayaklarının üst tarafı dahil olmak üzere vücudun geri kalan her tarafını örtmesi gerekir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:

“Yüce Allah, ay hali olmaya başlamış bir kadının namazını baş örtüsü olmadıkça kabul buyurmaz.”[41]

Başörtüsünden kasıt ise başı ve boynu örten örtüdür. Umm Seleme’den rivayete göre o, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e: Bir kadın gömlek ve başörtüsü ile fakat altta elbisesi olmaksızın namaz kılabilir mi diye sormuş; Peygamber sallallahu aleyhi vesellem : “Eğer giyindiği gömleği ayaklarının üstünü de örtüyor ise (olur),” demiştir.[42]

İki hadis bir arada kadının namazı esnasında başını ve boynunu örtmesinin zorunlu olduğunun delilidir. Nitekim Âişe radıyallahu anha’nın rivayet ettiği hadis bunu ifade etmektedir. Yabancı bir kimsenin kendisini görmediği hallerde de yüzünü açması mübahtır. Çünkü bu hususta ilim ehlinin icmaı vardır. Şeyhü’l-İslam İbn Teymiyye, Fetvalarında[43] şunları söylemektedir: “Hanım tek başına namaz kılacak olursa başını örtmekle emrolunmuştur; namazın dışında ise evinde başını açabilir. Namazda ziynet edinmek Allah’ın hakkıdır. Bundan dolayı kimse Beytullahı çıplak olarak geceleyin tek başına dahi olsa tavaf edemeyeceği gibi; tek başına dahi olsa çıplak olarak namaz da kılamaz…” Daha sonra şunları söyler: “Buna göre namazda avret, bakmak ile alakalı değildir. Ne avretin örtünmesi ne de örtünmemesinin bunda bir etkisi yoktur…”

Muğni’de[44] şöyle demektedir : “Hür kadının vücudunun diğer bölümlerinin de namaz da setredilmesi gerekir. Eğer herhangi bir tarafı açılacak olursa çok az olması dışında namazı sahih olmaz. Malik, Evzai ve Şafii böyle demişlerdir”.

3- Muğni’de[45] naklettiğine göre “kadın rükû’ ve secdelerde yayılacak yerde azalarını birbirine yakın tutar; otururken tahiyyatta bağdaş kurarak oturur yahut da her iki ayağını teverrük ve ayakları yaymak yerine sağ tarafında toplar. Çünkü böylesi kadın için daha bir setredicidir”.

Nevevî, Mecmu’da[46] şunları söylemektedir: “Şafii Muhtasar’da şöyle diyor: Namazdaki fiiller hususunda erkeklerle kadınlar arasında bir fark yoktur. Şu kadar varki, kadının azalarını birbirine yaklaştırması yahut da secde esnasında karnını uyluklarına yapıştırması, olabildiği kadarıyla tesettüre daha uygun olduğundan ötürü müstehaptır. Ruku esnasında da namazın tamamında da bu hale riayet edilmesini kadın için müstehap görürüm…”

4- Aralarından birilerinin imam olması suretiyle hanımların cemaatle namaz kılması hususunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı vardır. Kimisi bunu kabul etmezken kimisi caiz kabul etmektedir. Çoğunluk bunun bir sakıncası olmadığı görüşündedir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Umm Varaka’ya ailesi halkına imamlık yapmasını emretmiştir.[47] Bazıları bunun müstehap olmadığı görüşündedir. Kimisi de mekruh olduğu kanaatindedir. Bazısının görüşüne göre ise, bu farzın dışında nafilelerde caizdir. Muhtemelen tercihe değer olan görüş, bunun müstehap olduğudur. Bu mesele hakkında daha geniş bilgi için Muğni’ye[48]; Nevevi’nin Mecmu’u’na[49] bakılabilir.

Kadın, şayet kendisini mahrem olmayan bir erkek duymuyor ise, namazda seslice Kur’ân okuyabilir.

5- Erkeklerle mescitlerde namaz kılmak üzere kadınların evlerinden dışarıya çıkmaları mübahtır. Bununla birlikte evlerinde namaz kılmaları onlar için daha hayırlıdır. Müslim’in Sahih’inde rivayetine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mescitlerine gitmekten alıkoymayınız.”

O yine şöyle buyurmuştur:

“Kadınları mescitlere çıkmak istediklerinde alıkoymayınız. Bununla birlikte evleri onlar için daha hayırlıdır.”[50]

Buna göre hanımların evlerinde kalmaları ve oralarda namaz kılmaları tesettür dolayısı ile onlar için daha faziletlidir. Kadın namaz kılmak maksadıyla mescide çıkacak olursa, aşağıdaki adaba riayet edilmesi kaçınılmaz olur:

1- Tam hicabı sağlayacak elbiselerle tesettüre riayet etmelidir. Âişe radıyallahu anha dedi ki: “Hanımlar Resulullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte namaz kılar, sonra da örtülerine bürünmüş oldukları halde geri dönerler ve alaca karanlıktan ötürü onları tanıyan bulunmazdı.”[51]

2- Koku sürünmeksizin dışarıya çıkmalıdırlar. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mescitlerinden alıkoymayınız; Ancak koku sürünmeksizin çıksınlar.” [52]

Ebu Hureyre radıyallahu anh den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Resulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

“Herhangi bir kadın hoş bir koku sürünmüş ise sakın bizimle birlikte yatsı namazına gelmesin.”[53]

Müslim, İbn Mesud’un hanımı Zeyneb’den şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Sizden herhangi bir kimse mescitte bulunacak olursa sakın bir kokuya el sürmesin”.

İmam Şevkânî, Neylu’l-Evtâr’da[54] şunları söylemektedir. “Bu hadiste kadınların mescitlere gitmesinin ancak beraberinde fitne bulunmadığı yahut da hoş koku gibi fitneyi tahrik edecek hususun bulunmadığı hallerde caiz oluşuna delil vardır… Bu husustaki hadislerden çıkan sonuca göre erkeklerin hanımlara mescide gitmek üzere izin vermeleri, onların mescide gidişlerinde koku sürünmek ziynet takınmak yahut da herhangi bir süs gibi fitneye davet edecek bir hususun bulunmaması halinde söz konusudur…”

3- Elbise ve süs eşyalarıyla süslenerek çıkmamalıdır. Müminlerin annesi Âişe radıyallahu anha şöyle demiştir: “Şayet Resulullah sallallahu aleyhi vesellem hanımlardan bizim gördüklerimizi görmüş olsaydı İsrail oğullarının hanımları mescitlerden alıkonulduğu gibi hanımlarımızı da mescide gitmekten alıkoyardı.”[55]

İmam Şevkani Neylu’l-Evtâr’da belirtilen yerde Âişe radıyallahu anha’nın: “Bizim gördüklerimizi görmüş olsaydı …” sözleri ile ilgili olarak şunları söylemektedir: “Giydikleri güzel elbiseler hoş kokular ve açılıp saçılmaları kasdediyor. Kadınlar önceleri kaba kumaşlardan yapılmış örtüler, elbiseler ve üst kıyafetlerle çıkarlardı. İmam İbnu’-l Cevzi “Ahkâmu’n-nisa” adlı eserinde[56] şunları söylemektedir: “Kadının imkanları ölçüsünde dışarı çıkmaktan uzak durması gerekir. Çünkü kendisi (dışarı çıktığı takdirde) kendi özü itibariyle esenlikte olsa bile insanlar ondan yana esenlikte olmayabilir. Şayet çıkmaya mecbur kalırsa kocasının izni ile güzel olmayan bir kılık ile çıkar. Büyük caddelerden çarşı pazarlardan değil de tenha yerlerden yolunu takip eder. Sesinin işitilmemesine gayret eder ve yolun ortasında değil de kenarında yürür…”

Ez-Zührî dedi ki: “Bizim görüşümüze göre –doğrusunu en iyi bilen Allah’tır- hanımlardan evlerine gidenlerin rahatça gitmeleridir. Bunu Buhari rivayet etmiştir. Ayrıca Mukann’a üzerine yazılmış eş-Şerhu’l-Kebir’e[57] bakınız.

İmam Şevkani Neylu’lar’da[58] şunları söylemektedir: “Hadisi şeriften anlaşıldığına göre imam namaz kıldırdığı cemaatin hallerini göz önünde bulundurmalı, yasak olana götürebilecek şeylerden uzak durmakta ihtiyat yolunu seçmeli, itham altında bulunabilecek yerlerden çekinmelidir. Ayrıca evler bir tarafa yollarda bile kadınların erkeklerle karışık yürümesinin mekruh olduğu da anlaşılmaktadır …”

İmam Nevevi, el-Mecmu adlı eserinde[59] şunları söylemektedir: “Erkekler ile kadınlar arasında cemaatle namaz kılmak hususunda bir takım farklılıklar vardır:

1- Cemaatle namaz erkekler hakkında müekked olduğu gibi kadınlar hakkında müekked değildir.

2- Hanımlara imamlık yapan kadın onların ortasında durur.

3- Tek bir kadın erkeğe uyacak olursa erkek gibi yanında değil de erkeğin arkasında durur.

4- Kadınlar erkeklerle birlikte saflar halinde namaz kılacak olurlarsa onların en son safları ilk saflarından daha faziletlidir…”

Geçen bu açıklamalardan erkeklerin kadınlarla karışmasının haram olduğu anlaşılmaktadır.

6- Kadınların Bayram Namazına Çıkmaları

Umm Atiyye radıyallahu anha’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Resulullah bizlere Ramazan ve Kurban bayramlarında yaşlı kadınları, ay hali olanları ve perdeleri arkasında bulunan (bakire kız) ları çıkarmamızı emretti. Ay hali olanlar namazdan uzak dururlar.” Bir diğer lafızda: “Namazgâha çıkarmamız ve böylelikle hayra ve müslümanların namazlarına tanık olmaları emredildi.”[60]

Şevkani dedi ki: Bu ve bu anlamdaki diğer hadisler kadınların iki bayramda namazgaha çıkmalarının meşru olduğunu hükme bağlamaktadır. Bakire, dul, genç, yaşlı, ay hali ve diğer kadınlar arasında herhangi bir ayırım sözkonusu değildir. Elverir ki kadın iddet bekleyen yahut çıkışında fitne olacak ya da çıkmamakta mazareti bulunan birisi olmasın.”[61]

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye, Fetvalarında[62]: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimiz mümin hanımların evlerinde kılacakları namazın, -bayram namazı dışında- cuma ve cemaatlerde hazır bulunmalarından daha faziletli olduğunu bildirmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bayramlarda namazgaha çıkmalarını emretmiş bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir ya, bunun bazı sebepler dolayısıyla olması ihtimali vardır:

1- Bayram senede iki defadır. O bakımdan cuma ve cemaat namazlarından farklı değerlendirilmiştir.

2- Cuma ve cemaat namazlarından farklı olarak bedeli (alternatifi) yoktur. Çünkü kadının evinde öğle namazı kılması onun için cuma namazı demektir.

3- Bayram namazında Allah’ı anmak için düz bir alana çıkılır. Bundan dolayı bayram namazı bir kaç bakımdan hacca benzer. İşte hac mevsiminde en büyük bayram hacılara uygun davranışlarda bulunmak olarak kabul edilmiştir…”

Şafiiler kadınların bayram namazına çıkmaları hususunu “güzel görünüm sahibi olmayanlar” diye kayıtlamışlardır. İmam Nevevi, Mecmu adlı eserinde[63] şunları söylemektedir: “Şafii ve onun mezhebine mensup ilim adamları şöyle demişlerdir: Güzel görünümü olmayan kadınların bayram namazında hazır bulunmaları müstehabdır. Güzel görünümlü olanların hazır bulunmaları ise mekruhtur.” Daha sonra şunları söyler: Eğer kadınlar bayram namazı için çıkacak olurlarsa güzel olmayan elbiselerle çıkmaları müstehabdır. Onlar kendilerini tanıtacak ve dikkat çekecek elbiseler giyinmemelidir. Su ile temizlenmeleri müstehabdır, fakat koku kullanmaları mekruhtur. Bütün bunlar ise kendilerine karşı arzu duyulmayan yaşlı kadınlar ile onların durumunda olanlar ile ilgili hükümlerdir. Genç ve güzel kadın ile kendisine karşı arzu duyulan kadınların namaza hazır bulunmaları mekruhtur. Çünkü böyle bir halde onlar hakkında ve onlar vasıtası ile fitne korkusu söz konusudur. Şayet; Bu sözü geçen Umm Atiyye’nin rivayet ettiği hadise muhaliftir, denilecek olursa şöyle deriz: Buhari ile Müslim’de Âişe radıyallahu anha’dan şöyle dediği sabittir: “Eğer Resulullah sallallahu aleyhi vesellem kadınların neler ortaya koyduklarını görmüş olsaydı İsrail oğullarının hanımları (mescitlere) namaz için çıkmadan alıkonulduğu gibi, o da onları alıkoyardı.” Diğer taraftan ilk asırdakinden farklı olarak bu çağlarda fitneler ve kötülüğün sebepleri pek çoktur. Doğrusunu en iyi Allah bilir…”

Biz de diyoruz ki bizim çağımızda ise daha da ileridir.

İmam İbnu’l-Cevzi, Ahkâmu’n-Nisa’da[64] şunları söylemektedir: “Derim ki; bizler kadınların dışarı çıkmalarının mübah olduğunu açıkladık. Fakat onlar vasıtası ile yahut onlardan ötürü fitneye düşmekten korkulursa çıkmaktan kaçınmak daha faziletlidir. Çünkü birinci asrın hanımları bu çağın hanımlarının yetiştikleri tarzdan farklı idiler, erkekler de böyle…”

Şunu söylemek istiyor: O zamanın hanımları daha büyük bir takva ve vera sahibi idiler.

Müslüman hanım kardeşim; bu yaptığımız nakillerden şunu da görüyorsun ki; bayram namazı dolayısıyla dışarı çıkmana şer’an müsaâde vardır. Ancak gerekli hususlara riayet etmek ve gerekli tesettür kurallarına bağlanmak şartıyla. Diğer taraftan Allah’a yakınlaşmak, dua ve namazlarında müslümanlara katılmak, İslamın şiarını açığa vurmak kasdıyla çıkılmalıdır. Bu çıkıştan maksat zinetini başkalarına göstermek ya da fitneye yakınlaşmak olamaz. İşte bu hususa dikkat etmelisiniz.

---------------------------------------------------------------------------

[40] II, 68.

[41] Hadisi Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai ve İmam Ahmed rivayet etmiştir.

[42] Hadisi Ebu Davud rivayet etmiş, hadis imamları ise bu hadisin mevkuf rivayetinin sahih olduğunu belirtmişlerdir.

[43] XXII, 113-114.

[44] II, 328.

[45] II, 258

[46] III, 455

[47] Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiş, İbn Huzeyme Sahih olduğunu belirtmiştir.

[48] II, 202.

[49] IV, 84-85

[50] Hadisi Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmiştir.

[51] Buhari ve Müslim.

[52] Hadisi Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmiştir.

[53] Hadisi Müslim, Ebu Davud ve Nesai rivayet etmiştir.

[54] III, 140-141.

[55] Hadisi Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir.

[56] s. 39

[57] I, 422.

[58] II, 326.

[59] III, 455

[60] Hadisi Kütüb-i sitte sahipleriyle İmam Ahmed rivayet etmiştir.

[61] bk. a.g.e., III, 306.

[62] VI, 458-459.

[63] V, 13.

[64] s. 38

MÜ’MİN HANIMLARA ÖZEL UYARILAR - Prof. Dr. Salih el- Fevzân

Read On 0 yorum

Kadının Şeref ve Haysiyetini İffetini Koruyan Bazı Hükümler..

14:10
KADININ ŞEREF VE HAYSİYETİNİ, İFFETİNİ KORUYAN BAZI HÜKÜMLER

1- Kadın da erkek gibi gözünü haramdan korumakla, namus ve iffetini muhafaza etmekle emrolunmuştur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Mü’min erkeklere de ki: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar, mahrem yerlerini de korusunlar. Böylesi onlar için daha temizdir. Şüphe yok ki Allah yaptıkları işlerden çok iyi haberdar olandır. Mümin kadılara da de ki: Gözlerini (haramdan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar.” (en-Nur, 24/30-31)

Hocamız Şeyh Muhammed Emin eş-Şankitî, Advâu’l-Beyân adlı tefsirinde şunları söylemektedir: “Şanı yüce Allah mümin erkeklerle mümin kadınlara gözlerini haramdan korumalarını ve iffetlerini sakınmalarını emretmiştir. İffetlerini korumanın kapsamına zinadan, Lut kavminin amelinden, lezbiyenlikten korunmak da dahildir. Kişinin mahrem yerlerini insanlara açmaktan ve onlara göstermekten korumayı da kapsar… Yüce Allah erkek ve kadın olsun bu ayet-i kerimede vermiş olduğu emirleri yerine getiren kimselere mağfiret ve büyük mükâfat vadetmiştir. Ancak bununla birlikte el-Ahzab suresinde sözü edilen hasletleri de beraber yapmalıdır. Bu da yüce Allah’ın. “Doğrusu müslüman erkeklerle müslüman kadınlar… gizli yerlerini koruyan erkeklerle (gizli yerlerini) koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle Allah’ı çokça anan kadınlar için Allah, bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (el-Ahzab, 33/35)[145]

Müsâhaka (lezbiyenlik); kadının kadına sürtünmesi demektir. Bu çok büyük bir suçtur. Bu işi yapan her iki kadın da bu işten vazgeçilecek şekilde bir tedib cezasını hakederler. el-Muğni’de[146] şöyle denilmektedir: “İki kadın birbirine sürtünürse her ikisi de zinakârdır ve lanetlidirler. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’dan şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kadın kadına yaklaşacak olursa her ikisi de zinakârdır” ve her ikisine de tazir cezası verilir. Çünkü bu haddi (cezası) belirlenmemiş bir zinadır…”[147] O halde müslüman kadın, özellikle gençleri, bu çirkin işi yapmaktan alabildiğine sakınmalıdır.

Gözleri haramdan sakınmaya gelince büyük ilim adam İbnu’l-Kayyim, el-Cevabu’l-Kâfi adlı eserinde[148] şunları söylemektedir: “Bakışlara gelince, bunlar şehvetin önderi ve elçisidirler. Harama bakmaktan korunmak, mahrem yerini korumanın esasıdır. Etrafına serbestçe bakan bir kimse kendisini tehlikeli yollara salmış olur. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Ey Ali, bir bakışın ardından bir diğer bakış salma. Çünkü ancak birincisi senindir” Bununla kastedilen de maksat gütmeksizin ve aniden gerçekleşen bakıştır. Müsned’de Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’ın şöyle buyurduğu kaydedilmektedir: “Bakış İblis’in oklarından zehirli bir oktur” …Bakış aslında insana gelip çatan genel olayların esasını teşkil eder. Çünkü bakış kalpte duyguyu doğurur, bu duygu düşünceyi meydana getirir, düşünce daha sonra şehveti uyandırır, şehvet arkasından iradeyi doğurur, sonra bu güçlenir ve nihayet kesin bir karar haline gelir, arkasından fiil gerçekleşir. Bunu engelleyecek bir husus olmadığı takdirde bütün bunlar olur. Bundan dolayı şöyle denilmiştir: Gözü harama karşı korumaya sabretmek, ondan sonrasından gelecek acılara sabretmekten daha kolaydır…”

O halde müslüman kız kardeşim, sen erkeklere haram olan bakışlardan gözünü koru bazı dergilerde sergilenen çekici resimlere bakma! Yahut ta televizyon ekranlarındaki, video filmlerindeki çekici resimlerden gözünü alıkoy! Kötü akıbetten böylece kurtulacaksın. Sahibini hasretlere boğan nice bakışlar vardır. Esasen yangın küçümsenen kıvılcımlardan olur.

2- Mahrem yerini koruma yollarından birisi de şarkı ve çalgıları dinlemekten uzak durmaktır. Büyük ilim adamı İbnu’l-Kayyim, İğâsetu’l-Lehfân[149] de şunları söylemektedir: “İlim, akıl ve dinden az pay sahibi olan kimselere şeytanın tuzak ve hileleri ile kendileri vasıtasıyla cahillerin ve bâtılcıların kalplerini tuzağa düşürdüğü hususlardan birisi de insanın kalbini Kur’ân’dan alıkoyan, fasıklığa ve isyana yönelten haram aletler ile birlikte söylenen şarkılar, tutulan tempolar ve çırpılan ellerdir. Bunlar şeytanın Kur’ânı’dır. Rahmandan uzak tutan oldukça kalın bir perdedir. Bu Lut kavminin amelinin ve zinanın yoludur; bu yolla fasık olan aşık, maşukundan maksadına ulaşır.

Kadından yahut tüysüz çocuktan şarkı dinlemeğe gelince; bu en büyük haramlardan bir haram, dini bozan en büyük fesat unsurlarından birisidir… Hiç şüphesiz gayret sahibi her bir kimse aile halkını şüpheli hallere götüren yollardan uzak tuttuğu gibi; şarkı dinlemekten de uzak tutar… Bilindiği gibi kadını elde etmek, erkek için zor bir hal alınca ona şarkıları dinletmeye gayret eder. İşte o vakit kadın yumuşamaya başlar. Çünkü kadın gerçekten seslerden ileri boyutta etkilenir. Eğer ses şarkı nağmeleriyle birlikte olursa bu sefer hem sesden hem de anlamı açısından, iki bakımdan etki altına girer.

Bir de bu etkileyici unsurlara tef, kaval, kırıtarak raks da eklenecek olursa kadının şarkıdan hamile kalması mümkün olsaydı bu şarkılar dolayısıyla hamile kalırdı. Allah’a yemin olsun ki nice kadın namus ve iffetini bırakıp şarkıların etkisiyle fahişelerden bir fahişe olup çıkmıştır…”

O halde ey Müslüman kadın! Allah’tan kork ve bu tehlikeli ahlâkî hastalıktan sakın! Bu ise müslümanlar arasında çeşitli yollar ve türlü üsluplarla revac bulan şarkı dinlemektir. Bu sebepten ötürü bilgisiz bir çok genç kız, bu şarkıları kaynaklarından istemekte ve bunları birbirlerine hediye etmektedirler.

3- Mahrem yerleri korumanın yollarından birisi de, beraberinde kendisini abes işler yapanların ve fasıkların hudutlarından koruyup himaye edecek bir mahremi buluınmaksızın kadının yolculuk yapmasını engellemektir. Beraberinde bir mahremi olmaksızın kadının yolculuk yapmasını engelleyen sahih bir takım hadis-i şerifler, bize kadar ulaşmış bulunmaktadır. Bunlardan birisi İbn Ömer tarafından rivayet edilmiştir. Buna göre Resulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Kadın beraberinde mahrem bulunmadığı sürede üç günlük bir mesafeye tek başına yolculuk yapamaz.”[150]

Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh’tan rivayete göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, kadının beraberinde kocası yahut herhangi bir mahremi bulunmaksızın iki gün yahut iki gecelik bir yolculuğa çıkmasını yasaklamıştır.[151]

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayete göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Bir kadının beraberinde onun için mahrem olan birisi bulunmadıkça bir günlük ve bir gecelik bir mesafe çeken bir yolculuğa çıkması helal değildir.”[152]

Hadis-i Şerifte belirlenen üç gün, iki gün ve bir gece bir gündüz tesbitlerinden maksat, o dönemlerde bilinen yayan yürümek ve binekler üzerinde yol almak gibi nakil araçlarıdır. Hadislerin üç gün iki gün yahut bir gece bir gündüz ve bundan daha az değişik süre tesbitleri ihtiva etmeleri ile ilgili olarak ilim adamları; “maksat ifadelerin zahiri değildir. Ancak kendisine yolculuk adı verilen herşeyin kastedildiğidir,” şeklinde cevap vermişlerdir. Buna göre (böyle bir yolculuğu) kadının yalnız başına yapması yasaktır. İmam Nevevi Sahih-i Müslim Şerhinde[153] şunları söylemektedir: “Hulasa kendisine yolculuk denilebilecek herbir mesafeye kadının beraberinde kocası ya da mahremi bulunmaksızın yolculuğa çıkması yasaktır. Bu süre ister üç gün ister iki gün ister bir gün ister bir berîdlik mesafe, isterse de başka bir uzaklık olsun farketmez. Çünkü bu hususta İbn Abbas’ın mutlak rivayeti delildir. Bu konuda geçen Müslim’in rivayetlerinin sonuncusu da odur. Bu rivayet. “Hiç bir kadın beraberinde mahremi bulunmaksızın yolculuk yapamaz” şeklindedir. Bu ise kendisine sefer adı verilecek bütün yolculukları kapsar. Doğrusunu en iyi bilen Allah’dır…”

Farz olan hac için kadınlar topluluğu ile birlikte yolculuk yapmasının caiz olduğuna fetva verenlere gelince; bu fetva sünnete muhaliftir. İmam Hattabi, Meâlimu’s-Sünen’de[154] –İbnu’l-Kayyım’ın Tehzibi ile birlikte yapılmış baskısında- şunları söylemektedir: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kadına, beraberinde mahremi olan bir erkek bulunmaksızın yolculuk yapmasını yasaklamıştır. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’ın tesbit ettiği şartı öngörmeksizin hac yolculuğunu yapabileceğini söylemek sünnete aykırıdır. Mahremsiz yolculuğa çıkması bir masiyet olduğuna göre bu durumda onun hac etmesi gerektiğini söylemek caiz olamaz. Çünkü böyle bir şey, sonunda masiyete ulaştıran bir yolla itaat etmektir…”

Şunu belirtelim ki; onlar (bu fetvayı verenler) kadının mutlak olarak mahremsiz yolculuk yapmasını kabul etmemektedirler. Onların böyle bir yolcuğu kadın için mübah kabul etmeleri sadece farz olan hac yolculuğu içindir. İmam Nevevi, Mecmu’da[155] şunları söylemektedir: “Tatavvu (nafile hac için ticaret ve ziyaret ve buna benzer) yolculuklar ise beraberinde mahrem bulunmaksızın caiz değildir.”

Bu dönemde, kadının bütün yolculuklarında mahremsiz yola çıkması hususunda işi gevşek tutan kimselerin bu kanaati sözlerine itibar edilir ilim adamlarından hiç bir kimse tarafından paylaşılmamaktadır. Bunların: Kadının mahremi onu uçağa bindirir, sonra bir diğer mahremi gitmek istediği yerde ulaştığı vakit onu karşılar. Çünkü bunların kanaatine göre uçakta, erkek kadın pek çok yolcu bulunmaktadır. Böylelerine biz şunu söyleriz: Asla! Uçaktaki tehlike diğerlerinden daha fazladır. Çünkü yolcular onunla ihtilat halindedir. Belki bir erkeğin yanında oturur, belki uçak gitmek istediği istikametten bir başka alana gitmek zorunda kalabilir. Bu durumda kendisini karşılayacak kimse bulamaz ve sonuçta tehlikeye maruz kalır, bilmediği ve mahremi bulunmayan bir yerde kadının hali ne olacaktır?

4- Mahrem yerlerini koruma yollarından birisi de erkeğin mahrem olmayan bir kadınla birlikte tenhada başbaşa kalmasının önlenmesidir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Her kim Allah’a ve Âhiret gününe iman ediyor ise; beraberinde mahremi bulunmayan bir kadın ile kesinlikle başbaşa kalmasın. Çünkü bu takdirde üçüncüleri şeytandır.”

Amir b. Rebîa’dan şöyle dediği nakledilmektedir: Resulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

“Hiç bir erkek kendisine helal olmayan bir kadınla başbaşa kalmasın. Çünkü şüphesiz onların üçüncüleri şeytandır; beraberinde mahrem bulunması hali müstesnâ.”

Mecduddin (İbn Teymiyye), el-Münteka adlı eserinde şunları söylemektedir: “Bu iki hadisi de İmam Ahmed rivayet etmiş olup bu anlamda İbn Abbas’ın rivayet ettiği Buhari ile Müslim’de yer alan bir hadis ise daha önceden geçmiş bulunmaktadır”.

İmam Şevkânî, Neylu’l-Evtâr adlı eserinde[156] şunları söylemektedir: “Yabancı bir kadınla başbaşa kalmanın haram olduğu icma ile kabul edilmiştir. Nitekim bu icmâı Hafız İbn Hacer, Fethu’l-Bari adlı eserinde nakletmiş bulunmaktadır. Haram kılmanın illeti, hadis-i şerifte belirtildiği üzere şeytanın üçüncüleri olmasıdır. Onların yanında hazır bulunması her ikisini de masiyete düşürür. Mahremin varlığı ile birlikte yabancı kadınla bulunmak ise caizdir. Çünkü mahremin bulunması ile birlikte masiyetin meydana gelmesine imkan yoktur…”

Bazı kadınlar ve onların velileri bir takım halvet çeşitlerinde işleri gevşek tutabilmektedir. Bunlar:

a- Kadının kocasının yakın akrabası ile birlikte başbaşa kalması ve onun yanında yüzünü açması: Böyle bir başbaşa kalış, diğerlerinden daha büyük bir tehlikedir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

“Sakın kadınların yalnız başına bulundukları yerlere (evlerinde odalarına) girmeyiniz.” Ensardan bir adam:

“Ey Allah’ın Resulu ya kayın hakkında ne dersin”, diye sordu. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem:

“Kayın ölümün kendisidir” diye buyurdu.[157]

Kadının, kocanın erkek kardeşi demek olduğu söylenmiştir. Sanki Peygamber sallallahu aleyhi vesellem erkeğin kardeşinin kadın ile başbaşa kalmasını mekruh görmüş gibidir. Hafiz İbn Hacer, Fethu’l-Bârî’de[158] şunları söylemektedir: “Nevevi dedi ki: Din ilmini bilenlerin ittifakla belirttiklerine göre “Kayınlar” kadının kocasının akrabalarıdır. Babası, amcası, erkek kardeşi, erkek kardeşinin oğlu, amcasının oğlu ve benzerleri… Hadis-i şerifte bununla kastedilen kocanın -babaları ve oğulları dışında kalan- akrabalarıdır. Babalar ve çocuklar ise eşinin mahremleri olup onların böyle bir kadınla başbaşa kalmaları caizdir ve bunlar “Ölüm” diye nitelendirilemezler… Bu hususta işin gevşek tutulması adet haline gelmiştir. Kardeş kardeşinin hanımı ile başbaşa kalabilmektedir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bunu ölüme benzetmiştir. O bakımdan böyle bir başbaşa kalışın engellenmesi öncelikle sözkonusudur”.

Şevkânî, Neylu’l-Evtâr’da[159] şunları söylemektedir: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin “Kayın ölümdür” buyruğu, ondan yana korku duymak, başkasına göre daha fazladır, demektir. Nitekim ölümden korkmanın başka şeylerden duyulan korkudan daha büyük olması gibi…”

O halde ey müslüman hanım, Allah’tan kork ve bu hususta –sair insanlar işi gevşek tutsalar bile- sen işini gevşek tutma! Çünkü asıl itibar edilmesi gereken şeriat’ın hükmüdür, insanların adeti değildir.

b- Bazı hanımlar ve onların velileri kadınların tek başına mahremi bulunmayan bir şoför ile birlikte arabaya binmesine müsaade edebilmektedir. Halbuki bu o kadına yabancı olan birisi ile bir halvet demektir. Hicaz Müftüsü Muhammed b. İbrahim Âlu’ş-Şeyh, Mecmûu’l-Fetâva’da[160] şunları söylemektedir: “Beraberinde bir mahremi bulunmaksızın yabancı bir hanımın tek başına şöförle birlikte arabada yolculuk etmesinin apaçık bir münker olduğu hususunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Böyle bir yolculukta küçümsenemeyecek çapta pekçok mefsedet bulunmaktadır. Kadının vakarlı, genç birisi olması ile erkeklerden fazla kaçmayan, onlarla konuşan ve fakat iffetli birisi olması arasında herhangi bir fark yoktur. Mahremlerinin böyle bir yolculuk yapmasına ses çıkarmayan bir erkek, dindarlığı gevşek, mahremlerini kıskanması az bir kimse demektir. Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: “Bir erkek bir kadın ile başbaşa kaldı mı, mutlaka şeytan onların üçüncüleri olur.” Kadının sürücü ile başbaşa arabaya binmesi, ev ve benzeri bir yerde başbaşa kalmasından daha da ileri derecede bir halvet sayılır. Çünkü sürücü onu alıp -istese de istemese de- şehrin içinde ya da dışında istediği yere götürebilir. Bunun sonuçta ortaya çıkaracağı kötülük ve zararlar ise mücerred halvetin sebep olabileceği kötülük ve zararlardan daha fazladır...”

Halvetin kendisi sebebiyle ortadan kalkacağı kişinin, yaşça büyük olması gerekir. Küçük bir çocuğun bulunması bunun için yeterli değildir. Bazı hanımların; beraberinde küçük bir çocuk bulundurmakla halvet ortadan kalkar, şeklindeki kanaatleri yanlıştır. İmam Nevevî şöyle diyor: “Yabancı bir erkek yabancı bir kadınla üçüncü bir şahıs bulunmadan (halvet halinde), başbaşa kalmaları, ilim adamlarıın ittifakıyla haramdır. Aynı şekilde beraberlerinde yaşının küçüklüğü sebebiyle kendisinden utanılmayan, sakınılmayan bir küçük bulunması halinde de haram olan halvet, ortadan kalkmış olmaz.”

c- Bazı hanımlar tedaviye gerek gördükleri gerekçesiyle kadının doktorun yanına girmesi hususunda işi oldukça gevşek tutmaktadır. Bu da karşısında sessiz kalınması caiz olmayan, büyük bir münker ve büyük bir tehlikedir. Şeyh Muhammed b. İbrahim, Mecmûu’l-Fetavâ’da[161] şunları söylemektedir: “Durum ne olursa olsun, bir kadının kendisine yabancı olan bir erkekle -isterse bu kendisini tedavi edecek bir doktor olsun- başbaşa halvette kalması şer’an haramdır. Çünkü; “Bir erkek bir kadın ile başbaşa kaldı mı mutlaka onların üçüncüleri şeytan olur” hadisi bunu gerektirmektedir. O halde beraberinde kocasının yada erkek mahremlerinden birisinin bulnması mutlaka gereklidir. Eğer böyle birisi bulunamazsa hiç olmazsa hanım akrabalarından birisi bulunmalıdır. Şayet sözü edilenlerden kimse bulunamaz ve hastalık da ertelenemeyecek kadar tehlikeli olursa, hiç olmazsa haram kılınmış olan halvet halinin sınırlarının dışına çıkılmış olmamak için en azından bir hastabakıcısının bulunması gerekir...”

Aynı şekilde erkek doktorun kendisine yabancı olan meslektaşı yada hastabakıcısı ile halvet halinde bulunması da caiz değildir. Gözleri görsün, görmesin, öğretmenin kız öğrencisi ile, uçaktaki hostesin kendisine yabancı birisi ile halvette kalması da caiz olmaz... Sözüm ona uygarlık, kâfirlerin körü körüne taklit edilmesi ve şer’î hükümlere aldırmamaktan ötürü, insanlar bu hususlarda gevşeklik göstermektedirler. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm!

Erkeğin evinde hizmet eden hizmetçi ile başbaşa kalması caiz olmadığı gibi ev sahibi olan hanımın hizmetçi erkekle başbaşa kalması da caiz değildir. Hizmetçi problemi gerçekten çok tehlikeli bir problemdir. Günümüzde pek çok insanın başına bir beladır çünkü kadınlar öğrenim ve evin dışında iş yapmakla meşgul bulunmaktadırlar. Bu ise mümin erkek ve mümin kadınların son derece dikkatli olmalarını ve gerekli ihtiyat tedbirlerini almalarını ve kötü alışkanlıkların peşinden gitmemelerini gerektirmektedir

Kadının Mahrem Olmayan Erkekle Tokalaşması

Kadının mahremlerinden olmayan bir erkekle tokalaşması haramdır. Fetva davet ve irşad dairesi genel başkanı Şeyh Abdülaziz b. Abdullah b. Bâz, İslamî Davet Kurulunun bastığı Fetvalarında[162] şunları söylemektedir: “Mahrem olmayan kadınlarla tokalaşmak mutlak olarak caiz değildir; kadınların genç ya da yaşlı olmaları arasında fark yoktur. Tokalaşan erkeğin de genç ya da yaşlı olması fark etmez. Çünkü bu durumda her iki taraf için de fitne tehlikesi vardır. Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’den gelen şu rivayet sahihtir: “Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’in eli asla bir kadının eline değmemiştir; o kadınlarla ancak sözlü olarak beyatleşirdi.” Kadının erkekle arada bir engel bulunduğu halde tokalaşması ile bir engel bulunmaksızın tokalaşması arasında da fark yoktur. Çünkü bu husustaki deliller geneldir. Ayrıca fitneye götüren bu yolun kapalı tutulması da gerekmektedir…”

Şeyh Muhammed Emin eş-Şankitî, Advau’l-Beyân adlı tefsirinde[163] şunları söylemektedir: “Şunu bil ki yabancı bir erkeğin kendisi için yabancı olan bir kadın ile tokalaşması caiz değildir. Onun bedeninin böyle bir kadının bedeninin herhangi bir yerine temas etmesi de caiz değildir. Buna dair bir takım deliller şöyledir:

1- Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’ın “Ben kadınlarla tokalaşmam” dediği sabittir. Yüce Allah da: “Andolsun sizin için Allah’ın Resulunde uyulacak güzel bir örnek vardır” (el-Ahzab, 33/21) buyurmaktadır. O halde ona uyarak kadınlarla tokalaşmamamız gerekir. Az önceki hadisi gerekli açıklamalar ile birlikte Hac Sûresi tefsirinde söz konusu etmiş bulunmaktayız. Bu hadisi ihramlı halde iken ve bunun dışındaki hallerde erkeklere asfura boyanmış kıyafetleri giyinmenin yasaklığına delil olarak zikretmiştir. el-Ahzab suresinde bu, hicap ayetiyle ilgili olarak da onu söz konusu ediyoruz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in bey’at zamanında kadınlar ile musafaha etmemesi (tokalaşmaması) erkeğin kadın ile tokalaşmayacağına ve onun bedeninin herhangi bir bölümünü kadının bedenine değmemesi gerektiğine açık bir delildir. Çünkü dokunmanın en hafif çeşidi tokalaşmaktır. Tokalaşmanın gerektiği bir vakit olan beyatleşme vaktinde Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in tokalaşmayı terketmesi, caiz olmadığının delilidir. Kimse de ona muhalefet edemez. Çünkü o sözleri, fiilleri ve takriri ile ümmeti için şeriat koyandır.

2- Daha önce açıkladığımız üzere kadın bütünüyle avrettir. Onun hicaba bürünmesi gerekir. Gözü haramdan koruma emrini ancak fitneye düşmek korkusundan vermiştir. Şüphesiz bedenin bedene değmesi gözle bakmaya nisbetle insanın duygularını galeyana getirmekte ve fitneye çağırmakta daha güçlü bir etkendir. İnsaflı herkes bunun doğruluğunu çok iyi bilir.

3- Böyle bir iş yabancı bir kadından zevk almaya sebeptir. Çünkü günümüzde takva azalmış, emanet diye bir şey kalmamış, şüpheli hallerden uzak durmak (vera) görülmez olmuştur. Bizlere defalarca nakledildiğine göre avamdan olan bir takım kocalar baldızlarını ağızlarından öpmekte ve icma ile haram olan bu öpüşmeyi selamlaşmak diye adlandırarak: Ona selam ver demekte ve bununla onu öpmeyi kasdetmektedirler. Herhangi bir şüphenin söz konusu olmadığı gerçek şu ki; bütün fitnelerden, şüpheli hallerden ve sebeplerinden uzak kalmak gerekir. Bunların en büyüklerinden birisi de erkeğin kendisi için yabancı olan bir kadının bedenine herhangi bir şekilde dokunmasıdır. Harama götüren bir yolun ise kapatılması gerekmektedir…”

-------------------------------------------------------------------------------------

[145] Advâu’l-Beyân, VI, 186-187.

[146] VIII, 198.

[147] İbn Teymiyye fetvalarında (XV, 321) şunları söylemektedir: “Buna göre sihâk yapan kadın (lezbiyen kadın) zinakardır hadis-i şerifte belirtildiği gibi: “kadınların zinası onların sihâkları (birleriyle sürtünmeleri) dır”

[148] sç129-130 da.

[149] I, 242, 248, 264, 265.

[150] Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

[151] Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

[152] Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.

[153] IX, 103.

[154] II, 276- 277.

[155] VIII, 249.

[156] VI, 120.

[157] Hadisi, Ahmed, Buhari ve Tirmizi rivayet etmiş olup Tirmizi sahih olduğunu belirtmiştir.

[158] IX, 331.

[159] VI, 122.

[160] X, 5.

[161] X, 13.

[162] I, 85.

[163] VI, 602-603.

MÜ’MİN HANIMLARA ÖZEL UYARILAR - Prof. Dr. Salih el- Fevzân

Read On 0 yorum

Giyim ve Hicaba Dair Hükümler..

14:02
GİYİM VE HİCABA DAİR HÜKÜMLER

1- Müslüman Hanımın Şer’î Giyiminin Niteliği:

1- Müslüman hanımın elbisesinin, mahremi olmayan erkeklere karşı bütün bedenini örtecek bir şekilde olması gerekir. Mahremlerinin önünde ise ancak yüzü, elleri ve ayakları gibi açması adet olarak görüle gelmiş yerlerini açar.

2- Elbisenin, arkasından teni gözükmeyecek şekilde şeffaf olmayıp örttüğünü kapatması, setredici olması gerekir.

3- Elbisenin, kadının organlarının hacmini dışa vuracak kadar dar olmaması gerekir. Müslim’in Sahih’inde Peygamber sallallahu aleyhi vesellem den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Cehennem ehlinden henüz görmediğim iki grup insan vardır. (Bunların biri) giyimli fakat çıplak, meyleden ve meylettiren, başları deve hörgüçlerini andıran kadınlardır. Bunlar cennete girmezler, kokusunu da almazlar. Diğeri ise beraberlerinde inek kuyruklarını andıran kamçılar bulunan ve onlarla Allah’ın kullarını döven erkeklerdir.”

Şeyhü’l-İslam İbn Teymiyye, Fetvalarında[36] şunları söylemektedir: “Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimizin “giyinmiş fakat çıplak” sözleri kadının kendisini örtmeyecek elbiseler giyinmesi diye açıklanmıştır. Böyle bir kadın elbise giyiniyor gibidir, amma gerçekte çıplaktır. Mesela tenini gösteren ince elbise yahut ta kalçaları, kolları ve buna benzer yaratılışının organlarını açığa çıkartan dar elbise gibi. Gerçek şu ki, kadının giyimi onu örten, bedenini ve organlarının hacmini, kalın ve geniş olduğundan ötürü göstermeyen giyimdir…”

4- Kadın giyiminde erkeklere benzemeye çalışmamalıdır. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem erkeklere benzemeye çalışan kadınlara ve yine kadınlar arasından erkek kılıklarına giren kadınlara lanet etmiştir. Giyim noktasında kadının erkeğe benzemesi ise her toplumun kendi örfüne göre, tür ve nitelik itibari ile erkeğe özgü olan elbiselerinde erkeğe benzemeğe çalışmasıdır. Şeyhül-İslam İbn Teymiyye Fetvalarında[37] şunları söylemektedir: “Buna göre erkek ile kadın elbisesi arasındaki fark, erkekler için elverişli olan ile kadınlar için elverişli olanın ayırd edilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu da erkeklere ve kadınlara uygun olan giyim çeşidinin belirlenmesi ile ilgilidir. Bu da erkeklerin giymekle emrolundukları şeyle kadınların giymekle emrolundukları tarza uygun olandan ibarettir. Kadınlar süslenmeksizin, ortada görünmeksizin örtünmek ve tesettüre bürünmekle emrolunmuşlardır. Bundan dolayı kadınlar ezan okunurken, telbiye getirirken seslerini yükseltmeleri, Safa ile Merve’nin üstüne kadar çıkmaları, erkeklerin elbiselerini çıkardıkları gibi ihramda elbise çıkarmaları ile emrolunmamışlardır. Erkek başını açmakla alışılmış elbiseleri giyinmemekle emrolunmuştur. Alışılmış elbiseler ise onun azalarına göre biçilmiş olan elbiselerdir. O bakımdan ihramlı olan erkek gömlek pantolon bornoz ayakkabı gibi şeyler giymez.” Daha sonra şunları söylemektedir: “Kadına gelince ona herhangi bir elbise çeşidi yasaklanmış değildir. Çünkü kadınlar örtünmekle ve tesettürle emrolunmuşlardır. Bunun aksine iş yapması onun için meşru değildir. Ancak peçe takması ve eldiven giyinmesi (ihramda) yasaktır. Çünkü organın ölçülerine göre bir elbise çeşididir ve böyle bir elbiseye de ihtiyacı yoktur.”

Daha sonra onun yüzünü bunun dışındaki şeylerle örteceğini söz konusu etmekte ve sonunda şunları söylemektedir: “Erkek ile kadının erkeği kadınlardan ayırdedecek şekilde elbiseleri arasında fark olmasının kaçınılmaz olduğu ortaya çıktığına, kadınların giyecekleri elbiselerde onun maksadını gerçekleştirecek şekilde tesettür ve örtünme niteliğinin bulunmasının zorunluluğu anlaşıldığına göre bu bahsin de asıl ilkesi böylece ortaya çıkmış bulunmaktadır. Eğer elbise çoğunlukla erkek elbisesi ise kadına bunu giymenin de yasaklandığı anlaşılmaktadır.” Sonra da şunları söylemektedir: “Eğer elbisede az örtmek ve erkeğe benzerlik bir arada bulunacak olursa bu iki sebepten dolayı böyle bir kıyafet yasaktır. Doğrusunu en iyi bilen Allahtır…”

5- Kadın süslenerek dışarıya çıkanlardan sayılmaması için evinden dışarıya çıktığı vakit, elbisesinde dikkatleri çekecek şekilde süs bulunmamalıdır.

2- Hicap

Hicabın manası kadının bedenini mahremlerinden olmayan erkeklere karşı saklamasıdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Dışarıda kendiliğinden görünen kısmı hariç, süslerini göstermesinler. Baş örtülerini de yakalarının üzerine indirsinler, ziynetlerini eşlerinden, babalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından… başkasına sakın göstermesinler.” (en-Nur, 24/31)

Yine yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:

“Hanımlarından ihtiyacınız olan bir şeyi istediğinizde onlardan perde arkasından isteyin.” (el-Ahzab, 33/53)

Hicabtan maksat, duvar kapı ya da elbise gibi kadını setreden herhangi bir şeydir. Ayetin lafzı her ne kadar Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in hanımları hakkında varid olmuş ise de hükmü bütün mümin kadınlar hakkında umumidir. Çünkü yüce Allah: “Bu sizin kalbiniz için de onların kalpleri için de daha temizdir” (el-Ahzab, 33/53) buyruğu ile bu hükmün gerekçesini açıklamaktadır. Bu ise umumi bir gerekçedir. Gerekçesinin (illetinin) genel olması hükmünün de genel oluşunun delilidir. Ayrıca yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ey Peygamber, zevcelerine, kızlarına ve müminlerin hanımlarına de ki: Cilbablarını üzerlerine giyinsinler.” (el-Ahzab, 33/59)

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye Fetvalarında[38] şunları demektedir: “Cilbab ise baştan aşağı örten örtüdür. İbn Mesud ve başkaları buna rida genel olarak halk izar adını verirler. Bu da kadının başını ve vucudunun diğer bölümlerini örten büyük izar (örtü) dır. Ebu Ubeyde ve başkaları kadının bu cilbabı başının üst tarafından indirip sarkıtacağını ve ancak gözünü açığa çıkartacağını nakletmektedirler. Nikab da bu kabildendir…”

Kadının mahremi olmayan kimselere karşı yüzünü örtmesinin vacip oluşunun, sünnetten bir delili de Âişe radıyallahu anha’nın rivayet ettiği şu hadistir: O dedi ki: “Binekliler, -biz Resulullah ile birlikte ihrama girmiş bulunuyorken- yanımızdan geçip giderlerdi. Bizim hizamıza geldiklerinde her birimiz cilbabını başından yüzünün üzerine doğru sarkıtırdı; yanımızdan geçip gittiklerinde de yüzümüzü açardık.”[39]

Kadının mahremi olmayanlara karşı yüzünü örtmesinin farz olduğuna dair Kur’an ve sünnetten deliller pek çoktur. Bu hususta müslüman kız kardeşim, sana Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’nin Namazda Hicab ve Giyim isimli eserine ve Şeyh Abdülaziz b. Abdullah b. Baz’ın Hicab risalesine Şeyh Hammud b. Abdullah et-Tuveyciri’nin, es-Sârimu’l-meşhur ale’l-meftunine bi’s-sufur adlı eserine Şeyh Muhammed b. Salih el-Useymin’in Hicab risalesine bakmanı tavsiye ederim. Bu eserlerde yeteri kadar gerekli bilgiler yer almaktadır.

Müslüman kız kardeşim; şunu bil ki, görüşleri tercih edilen görüş olmamakla birlikte ilim adamları arasında sana yüzünü açmayı mübah kılanlar, bu hususta fitneden emin olma kaydını da getirmişlerdir. Erkeklerde olsun kadınlarda olsun dini duygunun azaldığı bu dönemde özellikle fitneden emin olunamaz. Ayrıca haya azalmış, fitne propagandacıları çoğalmış, kadınlar yüzlerine türlü ziynetleri koymak bakımından oldukça uzmanlaşmışlardır. Bu ise fitneye davetiye çıkartan bir husustur. O bakımdan müslüman kadın sen bundan alabildiğine sakınmalısın. Allah’ın izniyle fitneden koruyan hicabı bırakmamalısın. Eskiden olsun günümüzde olsun muteber İslam alimlerinden, içine düştükleri bu fitneleri, bu hallerini mübah kılan hiç bir kimse yoktur. Kimi müslüman kadını hicap konusunda münafıklık yolunu seçmektedir. Eğer bunlar hicaba bağlı bir toplumda iseler kendileri de örtünürler. Hicabı öngörmeyen bir toplumda iseler bunlar da bırakırlar. Kimisi eğer umumi bir yerde ise örtülüdür, fakat bir mağazaya yahut hastahaneye girdi mi yahut mesela bir kuyumcu ile yahut kadın elbiseleri diken bir terzi ile konuştu mu yüzünü kollarını adeta kocasının ya da mahremlerinden birisinin yanındaymış gibi açıverir. Ey bu şekilde hareket eden hanımlar, Allah’tan korkunuz! Hatta biz kimi kadınların dışarıdan gelen uçaklarda açık, ancak uçak bu toprakların havaalanlarından herhangi birisine indiği vakit örtündüklerini gördük. Sanki hicap dinin şer’i hükümlerinden değil de adetmiş gibi bir hale geldi.

Müslüman hanım, hicap seni kalpleri hasta ve insanların köpekleri mesabesindeki kimselerin zehirli bakışlarından korur; alevli umutların sana bağlanmasını engeller. O bakımdan örtünmeye sımsıkı sarıl! Onu elden bırakma! Örtüye savaş açan yahut da onun değerini küçülten maksatlı propagandalara iltifat etme! Çünkü bunlar yüce Allah’ın: “Şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler.” (en-Nisa, 4/27) buyruğunda olduğu gibi, senin kötülüğünü isterler.

--------------------------------------------------------------------------------------

[36] XXII, 146.

[37] XXII, 148-149 ve 155.

[38] XXII, 110-111.

[39] Hadisi Ahmed, Ebu Davud ve İbn Mace rivayet etmiştir.

MÜ’MİN HANIMLARA ÖZEL UYARILAR - Prof. Dr. Salih el- Fevzân

Read On 0 yorum

Kadının Bedensel Süslenmesine Ait Hükümler..

13:58
KADININ BEDENSEL SÜSLENMESİNE AİT HÜKÜMLER

1- Kadının, kendisine has fıtrî bir takım hasletlere riayet etmesi gerekir. Tırnaklarını kesmesi ve buna gereken dikkati göstermesi ona yakışan bir şeydir. Çünkü tırnakların kesilmesinin sünnet olduğu hususunda ilim adamları icma etmişlerdir. Diğer taraftan bu, ilgili hadis-i şerifte varid olmuş fıtratın özellikleri arasında yer alır. Tırnakların kesilmesi temizlik ve güzelliktir. Uzamaya terkedilmeleri, şekli bozukluklara sebep olduğu gibi, yırtıcı hayvanlara benzetir. Tırnakların altında kirlerin birikmesine sebep olur, suyun tırnakların altına ulaşmasına engel teşkil eder. Bazı kadınlar kafir kadınları taklit ederek ve sünneti bilmediklerinden tırnak uzatma belâsına kapılmış bulunmaktadırlar.

Kadının koltuk altı ve etek kıllarını izale etmesi sünnettir. Çünkü bu hususta varid olmuş bir hadis vardır. Ayrıca bu bir güzelliktir. Daha güzel olanı bunun her hafta yapılması yahut da kırk günden daha uzun süre bırakılmamasıdır.

2- Saçları, kaşları hususunda yerine getirilmesi istenenler, yasaklar, kınalanmak ve saçı boyamanın hükmü:

a- Müslüman hanımlardan saçlarını uzatmaları istenilmektedir. Zaruret olmaksızın saçını traş etmesi haramdır. Hicaz Müftülerinden Şeyh Muhammed İbrahim şöyle demiştir: Kadınların saçlarını traş etmeleri caiz değildir. Çünkü Nesai’nin Sünen’inde senedini de zikrederek Ali radıyallahu anh’dan rivayet ettiği hadis bunu gerektirmektedir. Aynı hadisi el-Bezzar senedini kaydederek Müsned’inde Osman radıyallahu anh’dan, İbn Cerir de senedini kaydederek İkrime radıyallahu anh’dan rivayet etmiş bulunmaktadır. Bu hadiste şöyle demektedirler: Resulullah sallallahu aleyhi vesellem kadının saçını traş etmesini yasaklamıştır. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’den yasak (nehiy) buyruğu nakledilecek olursa onun aksine bir başka rivayet varid olmadığı sürece haram olmayı gerektirir. Molla Ali el-Kari Mişkat şerhi el-Mirkat’ta şöyle der: “Kadının saçını traş etmesini yasaklamıştır” diye buyurulması; kadınlar için örüğün şekil ve güzellik bakımından erkekler için sakal gibi oluşundan dolayıdır…[1]

Süslenmek amacıyla saçını uzatan kadın, saç bakımını yapamıyorsa, saçın fazla olması ona sıkıntı veriyorsa kısaltmasında sakınca yoktur. Nitekim Peygamber Efendimiz’in vefatından sonra hanımlarından bazıları böyle yapıyordu. Çünkü onlar Peygamber’in vefatından sonra süslenmeyi terketmiş ve saçlarını uzatmaya ihtiyaçları kalmamıştı.

Kadının, kafir ve fasık kadınlara yahut erkeklere benzemek maksadıyla saçlarını kesmesinin, haram olduğunda şüphe yoktur. Genel olarak kafirlere benzemek haram olduğu gibi kadınların erkeklere benzemeye çalışmaları da yasaktır. Süslenmek maksadıyla da olsa bu durum uygun görülmemiştir. Hocamız Şeyh Muhammed Emin eş-Şankiti (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) “Advau’l-beyan” adlı eserinde şunları söylemektedir: “Bir çok yerde uygulanır bir örf haline gelen kadının hemen hemen köklerine yakın yerden başının saçlarını kesmesi bir batıcı gelenek olup müslümanların hanımlarının ve hatta İslam’dan önce Arap kadınlarının yaptıklarına aykırı bir iştir. Bu da din, ahlak ve görünüş ve buna benzer hususlarda genel bir musibet halini alan sapmalardan bir tanesidir,” Daha sonra: “Peygamberin hanımları saçlarını bir tutam kalıncaya kadar kısaltırlardı” şeklinde rivayet edilen hadisle ilgili olarak şu cevabı vermektedir: Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’in hanımlarının en güzel süsleri saçlarıydı. O hayatta iken güzel görünecek şekilde süslenirlerdi. Vefatından sonra ise saçlarını kısaltmışlardır. Çünkü onlara ait özel bir hüküm vardır ve bu hususta yer yüzündeki hiç bir kadın onlarla ortak bir özellik taşımaz. Bu da onların evlenmekten büsbütün ümitlerinin kesilmesi ve böyle bir şeyi ümit etmeyecek şekilde ondan tamamıyla ümit kesmeleri idi. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi vesellem dolayısıyla ölünceye kadar evlenmekten alıkonulmuş, iddet bekleyen hanımlar gibiydiler. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Sizin Allah’ın resulune eziyet vermeniz de ondan sonra zevcelerini nikahlamanız da olacak bir şey değildir. Çünkü bu Allah’ın yanında çok büyük bir iştir.” (el-Ahzab, 33/53)

Erkeklerden büsbütün ümit kesmek ise başka bir sebep dolayısıyla helal olmayan bazı ziynetlerin helal kılınmasına ruhsat mahiyetinde bir sebep olabilir…”[2]

O halde müslüman hanımın saçlarını koruması ona gereken itinayı göstermesi ve onu bir kaç örük yapması gerekir. Başının üstünde toplaması yahut da arka tarafına salması caiz değildir. Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye Mecmûu’l-fetava’sında[3] şöyle demektedir: “Nitekim bazı hayasız kadınlar saçlarını tek bir örük yaparak saçlarını omuzları arasından salmaktadırlar” demektedir.

Hicaz Müftüsü Şeyh Muhammed İbrahim de şöyle demektedir: Bu dönemde bazı müslüman hanımların yaptıkları saçı tek bir yerden ayırıp onu arka tarafta yahut batılı kadınların yaptığı gibi başının üstünde toplamaya gelince; bu kafir kadınlara benzeme özelliğini taşıdığından dolayı caiz değildir. Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan nakledilen uzunca bir hadiste şöyle denilmektedir: Resulullah sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:

“Cehennem ehlinden iki grup vardır ki henüz onları göremiyorum: Bunlar beraberlerinde inek kuyruklarını andıran ve kendileriyle insanlara vurdukları kamçılar bulunan bir topluluk ile giyinmiş fakat çıplak, meyleden ve meylettiren, başları zayıf deve hörgüçlerini andıran kadınlardır. Bu kadınlar cennete girmeyecekleri gibi kokusunu da almayacaktır ve şüphesiz cennetin kokusu şu kadar ve şu kadar mesafeden alınır.”

Hadisi Müslim rivayet etmiştir. Bazı ilim adamları Peygamberin “meyleden ve meylettiren” buyruğunu onların “mila taraması” şeklinde taranmaları diye açıklamıştır. Bu da kötü kadınların taranma şeklidir. Bunlar başkalarını da bu şekilde tararlar. Bu aynı zamanda batılı kadınların ve onların izinden giden kadınların taranma tarzıdır.[4]

Aynı şekilde müslüman kadının ihtiyaç olmaksızın başını tıraş etmesi ya da kestirmesi de yasaktır. Bir başka saçı ona eklemesi de yasaktır. Çünkü Buhari ile Müslim’de: “Resulullah sallallahu aleyhi vesellem saç ekleyeni de ekleteni de lanetlemiştir” denilmektedir. Saç ekleyen (vâsile): saçına başkasının saçını ekleyendir. Saç ekleten (mustavsile) ise, kendisine bu uygulama yapılan kimsedir. Bunun yasak oluş sebebi ise bundaki gerçeğe uymayan iştir. Haram kılınan saç ekleme türlerinden birisi de bu dönemde peruk takmaktır. Buhari, Müslim ve başkalarının rivayetine göre Muaviye radıyallahu anh Medine’ye geldiği sırada bir hutbe vermiş ve bir top saç yahut da kesilmiş bir miktar saç çıkartıp şöyle demiştir: Sizin hanımlarınız ne diye başlarına böyle bir şey ekliyorlar? Ben Resulullah sallallahu aleyhi vesellem’i şöyle buyururken dinledim: “Bir kadın başına başkasının saçını koyacak olursa mutlaka bu bir yalan (iftira) olur.” Peruk ise baş saçını andıran sentetik bir saçtır ve bunu giymek bir yalandır.

b- İster traş etmek, ister kesmek, isterse de kısmen ya da tamamen ortadan kaldıracak herhangi bir maddeyi kullanmak suretiyle, kaşları kısmen ya da tamamen almak, müslüman hanıma haramdır. Çünkü bu Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ‘in, yapanı lanetlediği “nams” denilen iştir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem nams yapan ve yaptıran kadınları lanetlemiştir. (en-Nâmisa) kendi kanaatine göre süs olsun diye kaşlarını kısmen ya da tamamen alan; nams yaptıran (mutenamise); kendisine bu uygulamanın yapıldığı kadındır. Bu şeytanın Âdem oğullarına emretmeyi taahhüt ettiği “Allah’ın yaratmasını değiştirmek” türünden bir şeydir. Nitekim yüce Allah onun: “Ve yine onlara Allahın yarattığını değiştirmelerini emredeceğim” (en-Nisa, 4/119) dediğini bize nakletmektedir.

Sahih hadiste İbn Mesud radıyallahu anh’ın şöyle dediği rivayet edilmektedir

“Allah dövme yapan kadına da, yaptıran kadına da, kaşlarını alana da aldırana da, güzelleşmek için dişlerini incelten ve yüce Allah’ın hilkatini değiştiren kadınlara da lanet etmiştir.”

Daha sonra şöyle devam etmektedir “Ben Allah Resulu’nun lanetlediği kimseyi, bu hüküm yüce Allah’ın kitabında olduğu halde, lanetlemeyeyim mi?” O bu sözleriyle yüce Allah’ın “Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan kaçının” (el -Haşr, 59/7) buyruğunu kasdetmektedir.

İbn Kesir bunu Tefsirinde[5] zikretmektedir. Günümüzde bir çok kadın büyük günahlardan olan bu tehlikeli âfete mübtelâ olmuş durumdadır. Öyle ki artık kaşları aldırmak günlük zaruri işlerden birisi haline gelmiştir. Böyle biri işi yapmasını emretmesi halinde müslüman bir kadının kocasına itaat etmesi caiz değildir.

c- Aralarında az miktar boşluklar meydana gelsin diye, törpülemek suretiyle güzelleşmek için dişlerini birbirinden ayırmak işlemi, müslüman kadına haramdır. Ancak dişlerin çirkin bir görünümü bulunur ve bu çirkinliği gidermek için bir takım düzeltmeler yapmaya gerek varsa yahut da dişlerde çürüme söz konusu olup bundan dolayı, tedavi maksadıyla dişlerde törpülenmeye ihtiyaç duyulursa bunda sakınca yoktur. Böylesi bir iş, tedavi kabilinden ve bir çirkinliği gidermek türündendir. Bu da uzman bir hanım doktor vasıtasıyla yapılır.

d- Müslüman hanımın vücuduna dövme yaptırması haramdır. Çünkü Peygamber aleyhisselam dövme yapan kadına (el-vaşime) yaptıran kadına (el-müstevşime) lanet okumuştur. Dövme yapan kadın, ele ya da yüze iğne batırıp sonra da o yeri sürme yahut mürekkep ile doldurandır. Dövme yaptıran da kendisine bu uygulamanın yapıldığı kadındır. Bu da haram bir uygulama olup büyük günahlardan biridir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bu işi yapan yahut kendisine yaptıran kadına lanet etmiştir. Lanet ise ancak büyük günahlardan biri hakkında söz konusu olur.

e- Hanımların kına kullanmalarının ve saçlarını boymalarının hükmü:

- Kına yakmak: İmam Nevevi el-Mecmu adlı eserinde (I/123) şunları söylemektedir: Ellerin ve ayakların kınalanmasına gelince; bu husutaki meşhur hadisler dolayısı ile evli hanımlar için müstehabdır . Nevevi bu ifadeleriyle Ebu Davud’un rivayet ettiği şu hadise işaret etmektedir: Bir hanım Aişe radıyallahu anha’ya kına yakmaya dair bir soru sormuş o da: Bunda bir sakınca yoktur. Fakat ben hoşlanmıyorum. Çünkü habibim Resulullah sallallahu aleyhi vesellem kokusundan hoşlanmıyordu” demiştir. Bu hadisi Nesai de rivayet etmiştir. Yine Âişe radıyallahu anha‘nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Bir kadın perde arkasından elindeki bir mektubu Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’e uzattı. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem elini geri çekerek: “Bilemiyorum bu bir erkek eli mi yoksa kadın eli mi” dedi: kadın: “Hayır bir kadın elidir” deyince şöyle buyurmuştur: “Eğer bu bir kadın eli ise senin tırnaklarını (rengini) değiştirmen gerekirdi. Bununla kınayı kasdetmektedir. Hadisi Ebu Davud ve Nesai rivayet etmiştir. Fakat kadın, tırnakları üzerinde donarak tabaka teşkil edip taharete engel olan herhangi bir şeyle tırnaklarını boyamaz[6]

- Kadının saçlarını boyamasına gelince eğer bu ağaran saçları boyamak türünden ise saçlarını siyahın dışında bir renkle boyar. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi vesellem genel olarak saçları siyaha boyamayı yasaklamıştır. İmam Nevevi Riyazu’s-Salihin adlı eserinde[7] “Kadına ve erkeğe saçlarını siyaha boyamanın yasaklanışı bölümü” diye bir başlık açtığı gibi el-Mecmu adlı eserinde[8] şöyle demektedir: Saçları siyaha boyama hususunda erkek ile kadın arasında bir fark yoktur. Bizim mezhebimizin görüşü budur.

Kadının siyah olan saçlarını başka bir renge boyamasına gelince; benim görüşüme göre bu caiz değildir. Çünkü buna gerek yoktur. Çünkü saç için siyah renk bir güzelliktir, değiştirilmesini gerektiren bir kötü görünüm değildir. Ayrıca böyle bir iş yapmak kafir kadınlara benzemektir .

Kadının adete uygun bir şekilde altın ve gümüş süs eşyaları kullanması mübahtır. Bu hususta ilim adamlarının icmaı vardır. Ancak süslerini mahrem olmayan erkeklere göstermesi caiz değildir. Aksine özellikle evin dışında ve erkeklerin kendisini görmelerine maruz kalması hallerinde süs eşyalarını göstermesi caiz değildir. Çünkü süs eşyalarını açmak bir fitnedir. Ayrıca kadına elbisenin altında ayaklarındaki süs eşyalarının seslerini işittirmesi yasaklanmış bulunmaktadır.[9] O halde açıkça görülen süs eşyasının durumu ne olabilir?

------------------------------------------------------------------------------------------------

[1] Muhammed b. İbrahim, Mecmûu’l-Fetava, II, 49

[2] Şankiti, Advau’l-Beyân, V, 98-601 Erkek, bu işi yapması için karısına emir veriyorsa, kadının onun emrine itaat etmesi caiz değildir çünkü yaratıcıya isyan hususunda hiç bir yaratılmışa itaat edilmez.

[3] XXII, 145.

[4] Mecmu’u fetava eş-şeyh, II,47 ayrıca bk. Şeyh Hammud et-Tuveyciri, el-Îdah ve’t-Tebyîn, s.85

[5] II, 359 Darü’l-Endelüs baskısı’nda

[6] Bu gün manikür diye adlandırılan boya gibi

[7] s. 626.

[8] I, 324.

[9] Yüce Allah: “Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye de ayaklarını (yere) vurmasınlar” (en Nisa 24, 31) buyurmaktadır.

MÜ’MİN HANIMLARA ÖZEL UYARILAR - Prof. Dr. Salih el- Fevzân

Read On 0 yorum

Cennet Yoluna İleten Birkaç Nasihat..

17:13
Allah’a ihlâs ile yönel; ibadette, duada, rızık talebinde ve tüm hücrelerinde onu birle, bir başkasını ona ortak koşma!
•Sana farz kıldığı huşû ile süslenmiş namaz, temiz zekat, takvâ ehline mahsus oruç, makbul hac ve sâlih umre ile Allah’a yakın olmaya çalış!
•Yaptığın her işte Resûlünü örnek al! Hayatın boyunca çizmiş olduğun yoldan ayrılmadan yürü! Böylece Rabbin sana hidayet ve kurtuluş bağışlar, kıyamet gününde seni Resûlünün şefaat ettiği kimselerden kılar.
•Nasuh tevbeye seni Allah’a yakınlaştıran sâlih amellere koş!
•Allahın azametini ve her an gözetlediğini aklından çıkarma! O, senin her halini bilir. Seni dilediği yerde, dilediği şekilde var ya da yok kılar.
•Günde Kur’ân’dan en az bir cüz okumalısın! Cennetteki yerini, okuduğun son âyet belirler.
•Dilin daima Allah’ı ansın! Sabah ve akşam zikirlerine devam et! Allah’a en yakın kimseler zikir ehlinden olanlardır.
•Allah için sev, Allah için buğzet! İmanın en sağlam kulpu budur.
•Bir çift güzel sözle de olsa iyiliği mükafatlandır!
•Nefsin için sevdiğini, mü’minler için de sev! Nefsin için hoş görmediğini, mü’minler için de hoş görme!
•Mü’minlere karşı alçakgönüllü, güleryüzlü, tatlı sözlü; kâfirlere ve zalimlere karşı ise şiddetli ol!
•Sürekli ölümü an! Kabre girdiğin ânı gözlerinin önüne getir! Haşri, hesabı, mizanı, sıratı, cenneti ve cehennemi düşün! Gelecek o gün için azığını hazırla.
•Geceleri Allah’a seslendiğin, münacaatta bulunduğun, rahmetini istediğin bir vakit olsun! Gündüzleri oruçla, zikir ve tesbihat yapmakla geçir!
•Hayra çağır; iyiliği emret, kötülükten sakındır! Her işinde sabrı kuşan!
•Sürekli Allah yolunda cihadı kolla! Unutma ki cihad, İslâm’ın zirve noktasıdır. Ayaklarını Allah yolunda tozlandır!
•Yakınlarına sıla-i rahimde bulun! Zayıflara karşı şefkatli ve merhametli ol! Hastaları ziyaret et! Cenazenin peşinden git! Allah’ın selâmını yay!
•Yiyip içtiklerinin temiz ve helâl olmasına dikkat et! Allah güzeldir, ancak güzel kimselerin çağrısına karşılık verir. Yalnızca temiz kimselere merhamet eder.
•Kötü namla anılan kimselerle arkadaşlık kurma! Arkadaşını iyi seç! Bil ki «İnsan, dostunun dini üzredir.»
•Dilini; yalandan, gıybetten, koğuculuktan, insanları incitmekten ve kötü sözler söylemekten arındır! Allah ağzı bozuk kimseleri sevmez.
•Kulağını boş söz, ayıplama, kınama, insanları incitme ve hoşlanmadıkları şeyleri onlara duyurma amacı güden sözlerden koru!
•Gözlerini haramdan sakındır! İnsanların ayıplarını arama! Gözlerin insanlara hased ve tamahla bakmasın!
•Allah’ın fadlından verdiği şeyler için insanlara hased etme! Kendinden kötü durumda olanlara bak! Bu, Allah’ın sana verdiği nimetleri küçümsemekten seni alıkor!
•İbadetinde senden daha şevkli olanlara bak! Salih amellerde onlarla yarış! Mü’min, cenneti yurt edinene dek halinden razı olmaz.
•Sürekli ümit ve korku arasında ol! Nefsine cenneti anlat! Salih ameller ile onu temizle! Unutma ki her niyetlenilen amel, yapılana dek ayrıca sevap kazandırır. Selim bir kalp ve salih ameller olmaksızın Allah’ın rızasını ve cenneti kazanamazsın. Yalancı tutkular ve boş hayaller seni aldatmasın. Hesabını iyi yap! Hesaba çekilmeden nefsini hesaba çek! Bil ki hesâbı tekin olmayanın azâbı çetin olacaktır.

Rebî b. Muhammed

http://forum.tak-va.com/ iman üzerine
Read On 0 yorum

GURABA YAYINEVİ..

GURABA YAYINEVİ..
Selefin fehmi ile ehli sünnetin eşsiz kitaplarını bulabileceğiniz yayınevi..

Bu Blogda Ara

Popüler Yayınlar

Guraba Resim..

Guraba Resim..

Guraba - Ayet

Şüphesiz Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını -onlara cenneti vermek karşılığında- satın almıştır.Onlar Allah yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler.Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da yerine getirmeyi taahhüt ettiği hak bir vaaddir.Allah'dan daha çok ahdini kim yerine getirebilir ki?O halde yapmış olduğunuz bu alış verişe sevinin.En büyük kurtuluş işte budur! (Tevbe/111)

Guraba - Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh şöyle anlatır;

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: '' Allah, iki kişiye güler.Bunlardan biri diğerini öldürür ve ikiside cennete girer.Biri, Allah yolunda savaşarak şehit olur sonra Allah katilinin tevbesini kabul eder de müslüman olur ve Allah yolunda çarpışarak o da şehit düşer.''(Buhârî, cihad 2826-Muslim, imare 1890-Nesâî, cihad 3165-İbn Mâce, mukaddime 191-Ahmed, müsned 7282)